Prof. Dr. Kemal Timur danışmanlığındaki tezler
12 tez · Dicle University
Bireysel ve toplumsal fayda açısından Ahmet Midhat Efendi'nin romanlarında pragmatizm
Edebî akımlar, edebî eserlerin oluşumunda ve yönlendirilmesinde ciddi öneme sahiptirler. Eserler, içinde bulundukları dönemin etkisi ile oluşurken, geçmişin izlerini taşımak ve geleceğin beklentilerini de karşılamak durumunda kalırlar. Eserlere dair bu beklenti, oluşumun arka planındaki edebî akımlarla karşılanır. Toplumun ihtiyacından beslenen söz konusu akımlar, sosyal yaşamın bir yansıması olan edebî çalışmalara kaynaklık ederler. 19. yüzyılda, sosyal yaşamın doğal bir yansıması ve beklentisi olarak doğan pragmatizm akımı, bahsi edildiği gibi hem toplumsal yaşamın bir yansıması, hem de edebî kalemlerin yol göstericisi olmuştur. Dilimize faydacılık olarak aktarılan pragmatizm akımı, 19. yüzyıldan bugüne, etki sınırlarını genişleterek varlığını sürdürmüş felsefî akımlardandır. Akımın felsefî yönü kadar, edebî cereyanı da, eserlerin doğru okunup anlaşılmasında önem arz etmektedir. Bu bağlamda Türk edebiyatında akımın felsefesini benimsemiş ve eserlerinden hareketle izlerini taşıyan önemli isimlerin başında Ahmet Midhat Efendi gelmektedir. Ahmet Midhat Efendi topluma faydalı olmayı ve toplumu yönlendirmeyi misyon edinmiş önemli kalemlerdendir. Düşün dünyası ve üslubu ile okurlarını faydalı olana yöneltmeye çalışan yazar, söz konusu faydacı üslubu neticesinde önemli pragmatist romanlara imza atmıştır. Yazarın toplumsal ve bireysel fayda bağlamında beslendiği pragmatizm akımı, eserlerin oluşumunda ve yorumlanmasında belirleyici bir rol üstlenmiştir. Bu çalışmada Ahmet Midhat Efendi'nin bütün romanları pragmatizm çerçevesinde incelenmiştir. Yazarın, kurmaca içinde doğrudan uygulamasını yaptığı akımın, zaman zaman felsefesini yaptığı da tespit edilmiştir. Bu yönü ile özgünlük arz eden çalışmanın asıl amacı ise, hem pragmatizm akımının edebî sınırlarını oluşturmak, hem de bu kuramın Ahmet Midhat Efendi'nin romanlarındaki yansımasını ortaya çıkarmaktır. Anahtar Sözcükler Edebî akımlar, Pragmatizm, Türk Edebiyatı, Ahmet Midhat Efendi, roman, fayda.
Türk romanında din ve inanç algısı (1939-1942)
Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran irade, Batılılaşmayı (çağdaşlaşmayı) ve laikliği hayatın her alanına uygulanacak bir idea hâline getirmiştir. Bu zihniyet değişiminin temeli Osmanlı'nın son iki yüzyılında atılmış, cumhuriyet döneminde uygulamaya geçirilmiştir. Önemli edebî türlerden olan roman da sosyal dönüşümün en etkili zeminlerinden biri olarak kullanılmıştır. Sosyal yaşamdaki inanç unsurları Tanzimat'tan beri romanlarda işlenegelmiş, Cumhuriyet döneminden itibaren ise şartların politik yapısına uygun şekilde daha seküler bir bakışa evrilmiştir. Din ve inanç unsurları belirgin bir şekilde tenkit malzemesi hâline gelmiştir. Bununla birlikte tarih ve macera romanlarında cihat, gazilik-şehitlik, ezan ve namaz gibi unsurlar motivasyon kaynağı olarak değerlendirilmiştir. 1939-1942 yılları arasındaki Türk romanında din ve inanç unsurlarının tespit edilmeye çalışıldığı bu tezde 85 roman değerlendirilmiştir. Kimi romanlarda -kalıp ifadelerin dışında- din ve inanç unsurlarına ilişkin herhangi bir veri olmadığı görülmüştür. Fikir, tarih ve politika içerikli romanlarda ise söz konusu unsurların daha belirgin olduğu tespit edilmiştir. Unsurların kullanılışı genel anlamda muhtevanın akışına göre tabiî bir seyir izlerken kimi romanlarda dinî ögelere olumlu veya olumsuz bakışın bir inanç algısı oluşturacak denli belirginleştiği görülmektedir. Bu dönem romanlarında başta İslâmiyet olmak üzere Musevîlik ve Hıristiyanlık ile Budizm, Hinduizm, kadim Mısır inanışları ve putperestlik gibi diğer inanışlara ilişkin veriler değerlendirilmiştir. Romanlarda İslâmiyet'e dair unsurların belirgin bir şekilde öne çıktığı görülmektedir. İman esasları, İslâm'ın şartları, dinî gün ve geceler, dinî semboller, din adamları, mezhepler, tasavvufî yapılar, dinî unsurlarla birleşmiş gelenekler vb. konular bu çerçevede karşımıza çıkan unsurlardır. Bireylerin inanç eksikliğinden dolayı içine düştüğü buhranlar, inanma ihtiyacı, din değiştirme veya ihtida hikâyeleri de dikkat çekmektedir.
Türk romanında din ve inanç algısı (1934-1938)
Din, içerdiği ibadet ve inanç esaslarıyla birlikte insanlıkla var olan sosyal bir kurumdur. Fakat tarihi gelişim süreciyle asıl kaynağından uzaklaşarak tahrif edilebilir veya ortadan kalkabilir. Din olgusunun hükümetlerin uyguladıkları politikalarla da yakın bir ilişkisi vardır. İslamî referanslarla altı yüzyıl hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. Anadolu toprakları üzerinde kurulan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaşlaşma ve modernleşme yolunda yaptığı devrimlerin merkezinde laiklik ilkesi vardır. Tezimize konu olan 1934-1938 yılları arasındaki romanlara baktığımızda, yazarların tamamının dönemin laik politikasından etkilenmiş olduğunu görüyoruz. Bir kısım romanlarda dinî semboller karşıt güç olarak kabul edilmiştir. Kendisini yeni ideolojiyi savunmak mecburiyetinde hisseden memur yazarlar, özellikle hurafe inanışları kullanarak yeninin karşısında eskiyi değersizleştirmeye çalışmışlardır. Tezimizle ilgili belirtmek istediğimiz diğer bir husus dinî sembollerdir. Dinî semboller din ve inanç algısından kaynaklanır. Günümüzde sık sık kullandığımız, Allah, melek, namaz, ezan, cin, sihir, adak, şeytan, cami, başörtüsü, mevlit, yemin, kilise, manastır, Müslüman, Yahudi, Katolik gibi nice sözcükler, dinî semboller kapsamında değerlendirilir. Din diline ait bu semboller, edebiyat için önemli anlatı malzemesidir. Yazar/şair, duygu ve düşünce aktarımı için bu sembollerden yeri geldikçe yararlanabilir. Edebî eserlerde din dili, kimi zaman anlatının realist yönünü güçlendirmek için kimi zaman da anlatıya estetik bir değer kazandırmak için kullanılır. Dönemin inanç duygusu savruktur. Yazarların çoğu Anadolu halkının savrulan bu inancına yönelmiştir. Türk romanı belki de ilk kez bu kadar çok sayıda dinsizliğini açıkça ilan eden veya Allah'ın varlığını açıkça sorgulayan kahramanlarla tanışmıştır. Anahtar Kelimeler. Dinî Semboller, roman, inanç krizi
Bilge Karasu'yun eserlerinde postmodern unsurlar
Modern edebiyat anlayışı, James Joyce, Samuel Beckett, Elias Canette, William Faulkner gibi yazarların ürün verdiği Eleştirel Modernist Dönem'de ciddi darbeler alır. Ancak yeni bir edebiyata ulaşmak için 1960'ların beklenmesi gerekir. 1960'lardan sonra postmodern edebiyat, bütün dünyada yayılma alanı bulur. Türk edebiyatçıları da özellikle 1980'den sonra postmodern ürünler verirler. Eserlerini 1960'tan sonra yazmaya başlayan Bilge Karasu, postmodern dalgadan etkilenen yazarlardan biridir ve son dönem eserlerinde, daha yoğun bir şekilde, bu edebiyat anlayışını kullanmaya başlar. Çalışmamızda ilk olarak postmodernizm hakkında genel bilgiler verildi. Ardından, postmodernist unsurlara ve Bilge Karasu'nun eserlerindeki postmodernist unsurların tespitine geçildi. Edebiyatın, sosyal yaşamla bulunan sıkı bağından dolayı, postmodern edebiyat unsurları açıklanırken bunların, nasıl bir sosyal yaşamın sonucunda ortaya çıktıkları da açıklanmaya çalışıldı. Bu yönüyle tezde, postmodern düşüncenin sosyal yaşamdan nasıl etkilendiği ortaya konulmaya çalışıldığı gibi, bu düşüncenin, sosyal yaşamı nasıl etkilediği de belirtilmiş oldu. Bu bilgilerden sonra, Bilge Karasu'nun eserlerindeki postmodern unsurlar verildi. Tüm analizlerin sonucunda, üstkurmaca; metinlerarasılık; parçalı, düzensiz ve karmaşık yapı; düş ile gerçeğin iç içe geçmesi; ironi; belirsizlik; fantastik, büyülü gerçekçilik, gotik; oyun olgusu; yeni tarihselci anlayış; parçalanan özne; hiper ve kolaj mekân; çizgisel olmayan zaman gibi, postmodern dönemin temel özelliklerinin, Bilge Karasu'nun eserlerinde kullanıldığının tespiti yapıldı. Anahtar Sözcükler Türk Edebiyatı, Bilge Karasu, Postmodern Edebiyat, Üstkurmaca, Metinlerarasılık, Kompleks yapı, İroni, Fantastik, Büyülü Gerçekçilik, Gotik, Oyun, Hiper Mekân, Yeni Tarihselcilik.
1980 - 2000 yılları arası Türk hikâyeciliğinde yapı
Edebi türler içerisinde üzerinde en çok tartışan hikâye, Türk edebiyatında Batılı formuyla yaklaşık yüz sene önce tanışır. Her ne kadar sözlü edebiyat döneminden itibaren farklı adlandırmalarla bir hikâye geleneğinden bahsetsek bile ilk örneğini Samipaşazâde Sezai ile gördüğümüz bu türün, yeni bir form olduğu açıktır. Uzun süre diğer türler karşısında var olma ve yer edinme mücadelesi veren hikâye, ancak Ömer Seyfettin ile birlikte yerini sağlamlaştırır. Türk edebiyatında bağımsız bir tür olarak kendi kimliği ile boy gösteren hikâye, hızla kendini geliştirmeye başlar. Maupassant etkisinde olay hikâyeciliği, Çehov etkisinde durum hikâyeciliği, hikâyecilerimiz arasında yaygınlık kazanır. Bu ilk deneyimlerden sonra ise 1950 kuşağı hikâyeciliğimizde yeni bir dönem başlatır. Bu dönemin getirdiği yenilikler 80 sonrası hikâyeciliğimiz üzerinde de oldukça etkilidir. 1980 sonrası ise yüz yıllık hikâye birikiminin tüm imkânlarının kullanıldığı yıllardır. Gerek modernizmin getirdiklerine yapılan eleştiriler gerekse 12 Eylül darbesi sonrası oluşan sosyal ve siyasi yapı, hikâyeciliğimizde çok sesli bir görünüm oluşturur. Modern insanın, gittikçe büyüyen kentlerdeki küçülen yapısı, zamansızlık ve mekânsızlık hikâyeyi yakından ilgilendirir. Bunalan insanın başkaldırısı, hikâyede farklı biçim anlayışlarının doğmasına neden olur. 12 Eylül darbesi ile birlikte toplumcu gerçekçiler, hikâyelerini kent merkezli kurgularlar. Biçimci hikâyeciler, yazınsal sapmalarla yaygın anlayışı eleştiren deneysel uygulamalar peşindedir. Yeni gelenekçiler ise modern insana, unuttuğu, terk ettiği geleneği ve dini hatırlatan bir kurgu ile hikâyeciliğimizin yükselen değeri olurlar. Hikâyeciliğimizin bu dönemdeki en farklı görünümü ise postmodern eserlerde görülür. Yerleşik bütün anlayışı reddeden postmodernizm, bu dönemin en dikkat çeken yeniliğidir. Modern bireyin zaman darlığına uygun olarak geliştirilen küçürek öykü, hikâye türünün en yoğun, en net çığlığı olarak bu dönemde filizlenir. Hikâye-şiir yakınlaşmasından doğan öykü, yeni bir tür olarak teklif edilmektedir. Bu çalışmada, Türk hikâyeciliğinin yüz yıllık birikiminin bu dönemdeki kullanım şekilleri ile birlikte yeni anlayışların oluşturduğu yapı özelliklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Nicelik olarak en büyük artışın görüldüğü bu dönemde, hikâyemizin nitelik özelliklerinin incelenmesi bu alanda yapılacak çalışmalar için de ışık tutacaktır. Anahtar Sözcükler: hikâye, hikâyede yapı, modern hikâye, postmodern hikâye, toplumcu gerçekçilik.
Murathan Mungan'ın şiirlerinde postmodern unsurlar
Postmodernizm, modernist avangart akımlardan devraldığı mirasa göre şekillenen bir sanat ve edebiyat akımıdır. Postmodern sanat estetiğini belirleyen temel unsurlar özne parçalanması, eklektizm, üst anlatıların yıkılışı, süreksizlik, kaos, belirsizlik, çok seslilik ve çok kültürlülüktür. Söz konusu unsurlar, postmodern edebiyat eserlerinin de temel özelliklerindendir. Bu özelliklerin bulunduğu şiirleri postmodern kategorisinde değerlendirmek ve postmodern teoriye göre incelemek mümkündür. Murathan Mungan, son dönem Türk edebiyatının belki de en üretken ve en fazla okunan yazarlarından biridir. Roman, öykü, deneme, oyun, senaryo, şarkı sözü yazan Mungan, aynı zamanda bir şairdir. Yazdığı yirmi bir şiir kitabı ile 1980 sonrası Türk şiirinde önemli bir yere sahiptir. İkinci Yeni şairlerinden etkilenerek şiire başlayan Mungan, bazı şiir kitaplarında halk edebiyatının etkisinde olsa da genellikle postmodern sanat estetiğine bağlı kalır. Alışılmış şiir anlayışının dışına çıkarak eklektik metinler yazar. Şair, şiirlerinde yerleşik değerlere ve otoritelere karşı çıkarak toplumun dışına itilmiş kişilere yer verir ve eril cinsel söylemi yıkarak eş cinsel söylemi yaygınlaştırmaya çalışır. Şiir metinleri üzerinde deneysel girişimlerde bulunarak bireyselliğe yaslanır. Kişisel yaşamından ve postmodern durumdan kaynaklanan yabancılaşma, yurtsuzluk, yalnızlık, kaçış gibi varoluşsal temaları işler. Pastiş, parodi, alıntı, gizli alıntı, açık ve kapalı göndermeler yoluyla farklı metinlerden malzeme ödünç alır. Mungan'ın şiirleri birçok açıdan postmodern teoriye göre değerlendirilebilir. Bu tezin amacı, postmodern şiire bir çerçeve oluşturup Murathan Mungan'ın şiirlerini bu çerçeveye göre incelemektir. Anahtar Kelimeler: Postmodernizm, Postmodern Sanat Estetiği, Postmodern Edebiyat, Postmodern Şiir, Murathan Mungan.
Postmodern Türk romanında ironi
İlk örneğini Tanzimat dönemi sonrasında veren Türk romanı, farklı aşamalardan geçerek günümüzdeki yerini almıştır. Türk edebiyatında roman türü, gün geçtikçe söylem zenginliğini genişletmiş ve yeni teknikler sayesinde özgün roman örnekleri ortaya çıkmıştır. Romanın bünyesinde barındırdığı söylem biçimlerinden biri de 'ironi'dir. İroni kavramının geçmişi Antik Yunan döneminde Sokrates'e kadar uzanmaktadır. En basit şekliyle söylenen söz ile kastedilen mana arasındaki zıtlığa dayanan ironi, postmodern özellikler taşıyan Türk romanının başlıca özelliklerinden birini oluşturmaktadır. Geçmişi insanlık tarihi kadar eski olan ironi, kavram olarak Batı'da ortaya çıkmış ve burada yoğun bir tartışma zemini bulmuştur. Bununla birlikte hem Türk edebiyatında hem de Doğu edebiyatlarında ironiyi karşılayan sağlam referanslar bulunmaktadır. İroni aynı zamanda postmodern sanat estetiğinin de başlıca özelliklerinden biri sayılmaktadır. Bu nedenle Batı'daki ironi eleştirisi ile Doğu edebiyatlarının ironik söylemini birleştiren postmodern Türk romancıları, ironiye yeni bir bağlam kazandırır. İroni bu yeni bağlamında bütüncül bir nitelik kazanarak romanın bütün unsurlarına temas edebilecek yayılmacı bir karakter gösterir. İroni, aynı zamanda başta parodi olmak üzere diğer mizah türleriyle de ilişki içerisindedir. Bu nedenle romanlardaki ironik söylem farklı biçimlerde ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda postmodern Türk romanında başta dramatik ironi, romantik ironi, sözlü ironi, uyuşmazlık ironisi, sonuç ironisi olmak üzere farklı ironi türlerine dair örnekleri görmek mümkündür. Bu çalışmada, Türk edebiyatında postmodern anlatı özelliklerini taşıyan romanlarda ironi konusu incelenecek ve elde edilen bulgular üzerinden romandaki ironik söylemin hangi şekilde geliştiği saptanacaktır. Çalışmanın tamamından beklenen asıl amaç, 'ironi'nin postmodern Türk romanına nasıl yansıdığını ortaya koymaktır.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın eserlerinde rüya ve musiki
Ahmet Hamdi Tanpınar, farklı türlerde vermiş olduğu eserlerle Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Tanpınar'ın çok yönlü kişiliği ve kültürel zenginliği, eserlerine türlü şekillerle aksetmiştir. Bu çalışmada Tanpınar'ın sanat estetiğinde "rüya" ve "musiki" unsurlarının yeri tespit ve tahlil edilmeye çalışıldı. Tanpınar'ın eserlerinde "rüya" ve "musiki" unsurları üzerine yapılan bazı çalışmalar bulunmakla beraber bu çalışmalar çoğunlukla tek eser üzerinde yoğunlaşmıştır. Tanpınar'ın şiir dünyasında "rüya" ve "musiki" unsurlarını ayrı ayrı tespit eden, Huzur romanını "musiki" unsurları yönünden inceleyen bazı çalışmalar mevcuttur. Ancak Tanpınar'ın bütün eserlerinde "rüya" ve "musiki" unsurlarını bir arada detaylı bir şekilde inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmada öncelikle Tanpınar'ın hayatından, edebî kişiliğinden ve eserlerinden kısaca bahsedildi. Rüyanın edebiyatla ilgili olan kısmı bizi Freud'a ve dolayısıyla rüya ile ilgili yapılan bazı bilimsel çalışmalara yönlendirdiğinden psikanaliz ve bazı çalışmalar hakkında özet bilgiler verilmeye çalışıldı. Ardından "rüya" unsurunun birçok sahada tesirini görüp geçmişten günümüz çeşitli din ve kültürlerdeki rolü hakkında bilgi verildi, sinema ve resim gibi sanat dallarına konu olmasından söz edildi. Musiki bölümünde ise edebiyat ve müzik arasındaki etkileşimi, edebiyatı merkez alarak açıklanmaya çalışıldı. İncelemeler neticesi Tanpınar'ın "rüya" ve "musiki" unsurlarını sanatında çeşitli amaçlarla kullandığı görüldü. Tanpınar, "rüya" ve "musiki" unsurlarını; edebî sanat, güzellik unsuru, kompozisyon örneği, medeniyet mukayesesi ve kimlik oluşturma vasıtası olarak kullanmaktadır. Tanpınar'ın bazı eserlerinin isimleri, doğrudan "rüya"dan ve "musiki"den gelmektedir. Tanpınar'ın ilk eserlerinde olduğu gibi son eserlerinde de gözlemlenebilen bu durum, "rüya" ve "musiki" unsurlarının O'nun sanat estetiğindeki yerini sarih bir şekilde gösterirler.
Necip Fazıl Kısakürek'in nesir türündeki sanat eserleri üzerine tahlilî bir çalışma
Türk edebiyatına değişik türlerde eserler kazandıran Necip Fazıl Kısakürek, yaşadığı dönemde olduğu gibi günümüzde de adından söz ettirmektedir. Edebî ve fikrî nitelikte çok sayıda eseri arasından edebî nesirlerinin tahlili, tez konusu olarak belirlendi. Tez, beş bölümden oluşmaktadır. Bölümlerden önce ön söz ve giriş; sonra da sonuç ve kaynakça verilmiştir. Birinci bölümde Kısakürek'i tanımaya dönük Hayatı, Düşüncesi ve Dergiciliği başlıklarına yer verildi. İkinci bölüm yazarın on beş piyesinin tahlilini, üçüncü bölüm ise roman ve senaryo roman türündeki on eserinin tahlilini kapsamaktadır. Dördüncü bölümde hikâyeleri değerlendirilirken, beşinci bölümde sanatkârın kişiliğine ve sanat yönüne ışık tutan otobiyografileri ile edebî bir şahsiyeti konu alan bir biyografinin tahliline yer verildi. Türk tiyatrosuna özgün piyesler kazandıran Necip Fazıl Kısakürek, roman ve hikâyeciliğimize de hatırı sayılır katkılarda bulunmuştur. Otobiyografi ve biyografi alanlarında zengin bir medenî birikim ve tenkit usulüyle dikkate şayan eserler sunmuştur. Kısakürek'in edebî nitelikteki nesirlerinin tamamına yayılan fikir hamulesi, onu, edebiyatımızda özel bir konuma yerleştirmiştir.
Türk romanında din ve inanç algısı (1929-1933)
Araştırmacılar dinin kökeninin insanlık tarihi kadar eski ve din duygusunun da insanlık için kaçınılmaz bir duygu olduğunu belirtmektedir. Bu açıdan yeryüzünde dinin nüfuz etmediği coğrafya veya toplum yok gibidir. Sosyal hayatla yakın ilişki içerisinde olan hatta kaynağını sosyal hayatın kendisinden alan edebî metinlerde din duygusunun anlatılması bu bakımdan son derece doğaldır. Türk edebiyatı inanç konusunda oldukça zengin öge taşımaktadır. Zira teşekkül ettiği günden itibaren Türk edebiyatında edebî ürünlerin din ve inanç ekseninde geliştiği görülmektedir. Tanzimat'tan sonra edebî metinlerde daha seküler bir söylemin kullanılması bir bakıma Osmanlı Devleti'nin geçirmiş olduğu medeniyet değişimi ile ilgilidir. Özellikle Cumhuriyet sonrası romanlarda dönemin siyasi ve sosyal yapısına uygun olarak bu seküler söylem daha belirgin bir hâl almaya başlamıştır. Bununla birlikte bu dönemde dahi yazılan romanlarda dini ögelere rastlamak mümkündür. Romanlarda görülen dini ögeler dönemin edebî, sosyal ve siyasi durumu hakkında bilgiler vermektedir. Ayrıca dönemin roman yapısını hem muhteva hem de dil unsurları açısından açığa çıkarmaktadır. Yapılan bu çalışmada 1929-1933 yılları arasında Türk romanındaki din ve inanç algısı dini ögeler üzerinden tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu dönem romanlarında din ve inanç bağlamında İslâmiyet, Hristiyanlık, Yahudilik, Hinduizm, Budizm, Şamanizm, Gök Tanrı inancı, Putperestlik, Eski Mısır ve Sümer inançları ve Yunan mitolojisi konuları işlenmiştir. Romanlarda bu din ve inançlara ait unsurlar bazen zayıf bazen daha belirgin bir şekilde okura aktarılmıştır. İşlenen dini ögeler genel itibarı ile dini bir kaygı ile aktarılmamış, romanın muhtevası gereği ele alınmıştır. Bununla birlikte belli bir tez çerçevesinde yazılan romanlarda dini ögeler üzerinden olumlu veya olumsuz bir inanç algısının oluşturulmaya çalışıldığı gözlemlenmektedir.
Ali Ulvi Kurucu hayatı, sanatı ve eserleri
Bu çalışmada Ali Ulvi Kurucu'nun hayatı, fikirleri, eserleri ve sanatçı kişiliği ortaya konulmuştur. Çalışmanın amacı Ali Ulvi Kurucu'nun hayatı, fikirleri ve eserleri doğrultusunda sanat anlayışını ve sanatçı kişiliğini belirtmektir. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde Ali Ulvi Kurucu'nun hayatına yer verilmiştir. İkinci bölümde fikirleri ve eserleri, üçüncü bölümde ise sanatçı kişiliği konu edinilmiş, şiirleri tematik olarak sınıflandırılmıştır. Sonuç kısmında ise bölümlerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Çalışmanın sonunda Ali Ulvi Kurucu'nun "İslâmın Nuru Mecmuası"nda çıkmış on yedi şiirine, bir çevirisine ve bir de nesrine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ali Ulvi Kurucu, Hayatı, Eserleri, Sanatı.
Edebi hatıraları çerçevesinde M. Ertuğrul Düzdağ'ın hayatı-sanatı-eserleri
Bu çalışmada M. Ertuğrul Düzdağ'ın hayatı, sanatı ve eserleri ortaya konulmuştur. Çalışmamızın amacı M. Ertuğrul Düzdağ'ın hayatından, hatıracı kimliğinden ve eserlerinden hareketle sanat anlayışını ve sanatçı kimliğini belirtmektir. Çalışma, üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde M. Ertuğrul Düzdağ'ın hayatına yer verilmiştir. İkinci bölümde sanat anlayışına dair tespitlere ve üçüncü bölümde ise eserlerinin üzerine geniş biçimde yapılan değerlendirmelere yer verilmiştir. Sonuç kısmında da bölümlerin genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışmanın sonunda ise M. Ertuğrul Düzdağ'ın "İstiklal Marşı ve Çanakkale Şehitleri" şiirleri üzerine yaptığı şiir açıklamasına ve "Hicretnâme" adlı manzum esere yaptığı açıklamaya yer verilmiştir.