Prof. Dr. Kerem Ural danışmanlığındaki tezler

20 tez · Aydın Adnan Menderes University

DoktoraAçık ErişimTR

Atopik dermatitli köpeklerde bağırsak mikrobiyotası analizleri ile 'beyin-bağırsak-deri ekseni odaklı' klinik perspektiften yaklaşım

Amaç: Köpeklerde meydana gelen inflamatuar deri hastalıkları arasında yer alan köpek atopik dermatiti en yaygın olarak çevresel alerjenlere karşı yönlendirilen, İmmünoglobulin E antikorları ile ilişkili karakteristik klinik özelliklere sahip, inflamatuar ve kaşıntılı alerjik deri tutulumu ile seyretmektedir. Çok sayıda çalışma astım ve atopik dermatit gibi alerjik hastalıkların gelişiminin, bağırsak mikrobiyal çeşitliliği ve bileşimindeki değişikliklerle yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Enterik hastalıkların gelişimine genellikle kutanöz lezyon belirtileri eşlik eder ve bu durum bağırsak ve derinin birbirlerini etkileyebileceği anlamına gelmektedir. Bu nedenle bağırsak mikrobiyal değişikliklerini hedeflemek atopik dermatitli hastalarda bağışıklık tepkilerini düzenlemek ve kutanöz sağlığı iyileştirmek için bir alternatif olabilmektedir. Disbiyozun daha iyi anlaşılması için deri ve bağırsak mikrobiyomu arasındaki etkileşimi takip etmek ve yeni terapötik yaklaşımlara ışık tutmak önem arz etmektedir. Atopik dermatite neden olan alerjen etkenlerin yanı sıra mikrobiyota değişikliklerinin de atopiden müzdarip köpeklerde değişikliklere yol açtığı ve hastalıkla direk ilişkili olduğunun gösterilmesi çalışmamızın ana hedefi olmuştur. Gereç ve Yöntem: Araştırmamızın hayvan materyalini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi Küçük Hayvan Kliniğine atopik dermatit ön tanısı (kaşıntı, alopesi, kabuklanma, kepeklenme, hiperpigmentasyon, vb.) anamnezi ile getirilen farklı yaşta, her iki cinsiyetten köpekler oluşturdu. I. grupta Favrot kriterleri doğrultusunda atopik dermatit bulunan köpekler (n=14), II. grupta ise sağlıklı köpekler (atopik dermatit ya da başka herhangi bir hastalığı bulunmayan) (n=12) olarak 26 köpek yer aldı. Olgularda ilişkin hastalıklara yönelik epidermal korneometrik analizleri de içeren detaylı laboratuvar analizleri gerçekleştirildi. Tüm gruplardaki köpeklerde 20 farklı alerjene spesifik IgE düzeyleri in vitro Polycheck alerji testi ile belirlendi. Mikrobiyota analizleri toplanan dışkı örnekleri gerekli koşullarda saklanıp, MiDOG® Hepsi Bir Arada Mikrobiyal Test kullanılarak yeni nesil DNA dizileme testi ile yurtdışı hizmet alımı şeklinde gerçekleştirildi. Elde edilen parametrelerin hesaplanması ve karşılaştırılmasında uygun istatistiksel yöntemler kullanıldı. Bulgular: Filum bazında mikrobiyota kompozisyonu sonuçlarında atopik dermatitli köpeklerde yüzdesel anlamda Bacteroidetes ve Proteobacteria'nın sağlıklı gruba göre daha yüksek olduğu bunun aksine sağlıklı grupta ise Firmicutes, Actinobacteria ve Fusobacteria'nın atopik dermatitli köpeklerin olduğu gruba göre daha yüksek olduğu görüldü. Aile bazında atopik dermatitli hayvanlarda Actinomycetaceae, Corynebacteriaceae, Porphyromonadaceae, Streptococcaceae, Fusobacteriaceae, Campylobacteraceae, Enterobacteriaceae, Pseudomonadaceae üyeleri sağlıklı hayvanlardan sayısal anlamda daha yüksekken sağlıklı hayvanlarda ise Coriobacteriaceae, Clostridiaceae, Peptostreptococcaceae, Ruminococcaceae, Bacteroidaceae, Lachnospiraceae familyaları hasta hayvanlardan daha yüksek olarak görüldü. Sağlıklı hayvanların tür bazında mikrobiyom sonuçlarında en çok görülen türler arasında Fusobacteriales familyasından tür tanımlaması yapılamamış bakteriler, Peptoclostridium sp34341, Porphyromonas cangingivalis, Corynebacterium amycolatum ve Corynebacterium jeikeium yer aldı. Atopik dermatitli köpeklerin tür bazında mikrobiyom sonuçlarında ise görülen türler arasında Megamonas funiformis, Pseudomonadales ve Fusobacteriales familyasından tür tanımlaması yapılamamış bakteriler, Corynebacterium amycolatum, Porphyromonas cangingivalis, Campylobacter helveticus, Corynebacterium lactis, Bacteroides plebeius, Prevotella copri, Fusobacterium mortiferum ve Blautia hansenii saptandı. Sonuç: Analizleri yapılan hastalar ile kontrol grubu arasında anlamlı farklar bulundu. Mikrobiyota analizlerinin atopik dermatit ile olan yakın ilişkisi gelecek tedavi yöntemlerine ışık tutmaktadır.

Dermatit-atopik
Cansu Bakırdağ
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Canine visceral leismaniasis'in farklı evrelerinde ekokardiyografik incelemeler ile kardiyak troponin ı, d-dimer ve nt-probnp düzeylerinin değerlendirilmesi

Araştırmanın hayvan materyalini 28' i visceral leishmaniasis'li (VL), 7' si sağlıklı olmak üzere beş gruba ayrılan toplam 35 köpek oluşturdu. VL ön tanısı, hastalıkla uyumlu klinik bulgulardan bir ya da birkaçını gösteren köpeklerin hızlı ELİSA prensibiyle çalışan test kitleri ve İmmun floresan antikor testi (İFAT) ile konuldu. VL tanısı konulan köpekler serolojik, klinik bulgular ile hematolojik ve biyokimyasal bulgular temelinde Leishvet Grubu tarafından bildirilen şekilde evrelendirilerek 4 farklı gruba (n=7) ayrıldı. Bu bağlamda araştırma grupları; 1. grup: evre I (hafif şiddetli olgular), 2. grup: evre II (orta şiddetli olgular), 3. grup: evre III (şiddetli olgular), 4. grup: evre IV (çok şiddetli olgular) ve 5. grup: sağlıklı kontrol şeklinde oluşturuldu. Evrelerine göre gruplandırılan VL'li ve sağlıklı köpeklerin 2 boyutlu M ve B mode ekokardiyografik incelemeleri gerçekleştirildi. Alınan kan örneklerinde evrelemeye ve kardiyak hasara ilişkin hematolojik ve biyokimyasal parametreler, idrar örneklerinde protein/kreatinin oranları (İPK) ölçüldü. Elde edilen verilerin karşılaştırması ve korelasyonlarının belirlenmesinde geçerli istatistiksel yöntemler kullanıldı. Klinik bulgular değerlendirildiğinde farklı gruplarda değişen sayıda olguda yüksek vücut sıcaklığı, lenfodenopati, kilo kaybı, onikogripozis, hipotrikozis, perioküler alopesi, deri lezyonları ve/veya epistaksis gözlemlendi. Çalışmanın V. grubundaki olgularda Leishmaniasise karşı ait üretilen herhangi bir Ig G antikor titresine rastlanılmamıştır. I. gruptaki olguların İFAT değerleri 1/64 iken, II. ve III. gruptaki olguların İFAT değerleri 1/128-1/512 arasında değişim göstermekteydi. IV. gruptaki olguların İFAT değerleri 1/1024 ile 1/16000 arasında titrasyon basamaklarına sahipti. Ortalama (± standart sapma) lökosit (WBC) değerleri açısından kontrol grubu (V.) ile diğer gruplar arasında (P=0.049), ortalama (± standart sapma) eritrosit (RBC) değerleri açısından evre III ve evre IV ile diğer gruplar arasında (P=0.001) belirgin farklar mevcuttu. Ortalama (± standart sapma) hemoghlobin (HGB) değerleri açısından evre I ile evre III ve evre IV arasında (P=0.008), ortalama (± standart sapma) hematokit (HCT) değerleri açısından evre I ile diğer evrelerdeki gruplar arasında (P=0.001); ortalama (± standart sapma) Ortalama eritrosit hemoglobin konsantrasyonu (MCHC) değerleri açısından evre I ile evre III ve IV arasında (P=0.046) belirgin farklar mevcuttu. Serum kreatinin düzeylerinde ortalama (± standart sapma) serum biyokimyasal değerleri açısından evre IV ile evre I, II ve grup V arasında (P=0.008), serum total protein düzeylerinde, evre IV ile evre I, III ve grup V arasında (P=0.002), serum albümin düzeylerinde, evre IV ile evre I ve II arasında belirgin farklılıklar (P=0.004) belirlendi. Leishmaniasis ile enfekte (I.-IV.) grupların ve kontrol grubunun (V.) ekokardiyografi (EKO) muayenesinde LA/Ao (ortalama ± standart sapma) değerleri açısından evre IV ile diğer gruplar arasında belirgin (P=0.003) fark mevcuttu. İncelenen diğer parametrelerde [fraksiyonel kısalma (FS), ejeksiyon fraksiyonu (EF), sol ventriküler iç çap sistol (LVIDs) ve sol ventriküler iç çap diastol (LVIDd)] bireysel manada istatistiksel olmayan farklılıklar mevcut olsa da, genel değerlendirmede gruplar arası farklılık saptanamadı. Kardiyopulmoner belirteçler ele alındığında ortalama (± standart sapma) değerleri açısından cTnI düzeylerinde V. grup ile evre IV arasında ve evre I ile evre IV arasında (P=0.018), D-dimer düzeylerinde V. grup ile evre II, III ve IV arasında (P<0.01) ve N-terminal pro-beyin natriüretik peptid (NT-proBNP) düzeylerinde V. grup ile evre III ve IV arasında ve evre I ile evre III ve IV arasında belirgin farklılıklar (P<0.01) belirlendi. Kontrol grubu sağlıklı olguların tamamında idrarda kreatitinin proteine oranı (İPK) değerlerinin üst referans aralık olan 0,1'in altında olduğu saptanmıştır. İPK değerlerinin çalışmanın I. grubundaki olgularda <0,1-0,3, II. grubunda 0,5-1, III. grupta 2-3, IV. grubunda 5-10 arasında değişim göstermekte olduğu saptandı. Sonuç olarak Leishvet Çalışma Grubunun serolojik (İFAT titreleri ile hızlı ELİSA testleri), klinik ve laboratuvar bulguları [özellikle total protein (TP), albümin (ALB) ve İPK) değerlendirildiğinde 4 farklı grupta (evre I-IV) yer alan olgularımızda ekokardiyografik [sol atriyal genişleme LVIDs'de artma/azalma, LVIDd'de artma/azalma, FS'de ve EF'de azalma (sistolik disfonksiyon)] ile D-dimer, NT-proBNP ve kardiyak troponin I (cTnI) seviyesindeki artışların CVL'li köpeklerde dikkate alınması gerektiği söylenebilinir. VL'li köpeklerde intravital diyagnoza katkı sağlayan kardiyak değişikliklerin üzerinde önemle durulması ve gerekli ilave sağaltım protokollerinin uygulanması fayda sağlayabilir.

D-dimerEkokardiyografiHayvan hastalıkları+4
Canberk Balıkçı
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Canine visceral leishmaniasis' in farklı evrelerinde konvensiyonel rutin koagülasyon profili ile D-dimer konsantrasyonunun değerlendirilmesi

Bu çalışmada Canine Visceral Leishmanisis' in farklı evrelerinde trombozise zemin hazırlayan koagülasyon eğiliminin D-dimer düzeyleri ve konvensiyonel rutin koagülasyon profilinin ölçülerek belirlenmesi amaçlandı. Araştırmanın hayvan materyalini 28' i CVL' li, 7' si sağlıklı olmak üzere beş gruba ayrılan toplam 35 köpek oluşturdu. CVL tanısı, hastalıkla uyumlu klinik bulgulardan bir ya da birkaçını gösteren köpeklerin hızlı ELISA prensibiyle çalışan test kitlerive IFAT analizleri ile konuldu. VL tanısı konulan köpekler serolojik, klinik bulgular ile hematolojik ve biyokimyasal bulgular temelinde Leishvet Grubu tarafından bildirilen şekilde evrelendirilerek 4 farklı gruba (her grupta n=7) ayrıldı. Bu bağlamda araştırma grupları; 1. Grup: Evre I (Hafif şiddetli olgular) 2. Grup: Evre II (Orta şiddetli olgular) 3. Grup: Evre III (Şiddetli olgular) 4. Grup: Evre IV (Çok şiddetli olgular) 5. Grup: Sağlıklı kontrol şeklinde belirlendi. Evrelerine göre gruplandırılan CVL' li ve sağlıklı köpeklerin alınan kan örneklerinde evrelemeye ilişkin hematolojik ve biyokimyasal parametreler, idrar örneklerinde protein/kreatinin oranları ile D-dimer konsantrasyonu ve konvensiyonel rutin koagülasyon profili (APTT, PTT, FIB) ölçüldü. Çalışmada elde edilen sayısal veriler, dağılımlarının kontrolünü takiben uygun parametrik veya non-parametrik testlerle gruplararası karşılaştırma (ANOVA) ve parametrelerin ilişkisi ile değerlendirildi. Serum albumin düzeyleri (minimum-maksimum) sırasıyla evre I-IV ile enfekte CVL' li olgularda 2-2.86 mg/dL (evre I); 1.84-3.16 mg/dL (evre II); 1.3-2.76 mg/dL (evre III); 1.3-2.1 mg/dL (evre IV) ve 2-2.5 mg/dL (sağlıklı kontrol grubu) olarak saptandı. Serum kreatinin xiv düzeyleri ele alındığında (minimum-maksimum) evre I, 0.44-1.3 mg/dL; evre II, 0.48-1.3 mg/dL; evre III, 0.6-2.3 mg/dL; evre IV, 0.6-2.6 mg/dL ve sağlıklı kontrol grubunda ise 0.4- 0.8 mg/dL olarak saptandı. Serum total protein düzeyleri sırasıyla evre I-IV ile enfekte CVL' li olgularda (minimum-maksimum) 2.8-8.3 mg/dL (evre I); 5.4-6-8 mg/dL (evre II); 3.86-6.22 mg/dL (evre III); 5.2-8.9 mg/dL (evre IV) ve 3.6-5.8 mg/dL (sağlıklı kontrol grubu) olarak saptandı. Ortama APTT değerleri arasında sağlıklı grup ile evre IV grubu arasında istatistiksel bir fark olduğu (p=0.009) saptandı. PT ve FIB değerleri açısından gruplar arası farklılık yoktu. Ddimer düzeyleri açısından yapılan değerlendirmede sağlıklı grup ile evre III ve evre IV grupları arasında istatistiksel olarak belirgin faklılık olduğu (p=0.009) saptandı.

D-dimerKan pıhtılaşmasıLeishmaniasis-visceral+1
Serkan Özkan
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aydın ilinde bazı sütçü sığır işletmelerinde subakut ruminal asidozis insidansının belirlenmesi

Subakut ruminal asidozis (SARA) geviş getiren hayvanların artan derecede önem kazanan bir bozukluğu haline gelmektedir. Bu araştırma ile Aydın ilinde bazı sütçü sığır işletmelerinde farklı biyobelirteçler aracılığıyla SARA insidansının belirlenmesi amaçlandı. Total karışım rasyonu (TKR) ile besleme yapılan ve Aydın ilinde yer alan 8 farklı süt sığırcılığı işletmelesi çalışma kapsamına alındı. Her bir işletmede I. grup erken laktasyon (0-70. günler) ve II. grup orta laktasyonda (70- 140. günler) olmak üzere (her grupta en az n=12) 2' şer farklı grup oluşturuldu. Tez kapsamında tanımlayıcı biyobelirteçler olarak rumen pH' sı (dijital pH metre), rumen kontraksiyonlarının sayısı (fonendeskop), dışkı skorlaması (inspeksiyon), vücut kondüsyon skoru (Edmonson metodu) kullanıldı. Çalışma kapsamında 15/184 (% 8.15) hayvanın SARA pozitif (pH˂ 5.5) olduğu (12' si erken laktasyonda, 3' ü orta laktasyonda) bunun yanı sıra farklı iki çiftlikte (% 25 oranla D ve F çiftlikleri) saptanan birer olgunun SARA açısından risk grubunda, 167 olgunun ise SARA açısından negatif olduğu belirlendi. Rumen sıvısı pH değerlerinin sağlıklı hayvanlarda 6.54± 0.36, SARA teşhisli hayvanlarda ise 5.28±0.17 (p˂0.01) olduğu saptandı. Rumen kontraksiyonlarının sağlıklı olgularda 9.47± 1.13, SARA teşhisi konulanlarda 7.01± 0.7 olduğu ve istatistiksel olarak belirgin farklılık bulunduğu (p ˂0.01) görüldü. Dışkı skoruna ait ortanca değerin sağlıklı hayvanlarda 3± 0.009, SARA teşhisli hayvanlarda 2.5± 0.033 (p ˂0.01) olduğu dikkat çekti. Vucut kondisyon skoru (VKP) bakımından rumen pH'sı değerlendirildiğinde, 3˂VKP˂4 arasında VKP' ye sahip olan ineklerin ortalamaları diğer VKP gruplarına göre yüksek bulundu. İlaveten SARA teşhisi konulan 15 hayvanın 12 tanesinin VKP' si 4.25 ve 3 tanesinin VKP' si 4 olarak tespit edildi. Sağlıklı ve SARA teşhisi konulan ineklerin rumen pH' sı ile çalışma kapsamına alınan biyobelirteçler arasındaki korelasyonlar incelendiğinde rumen pH' sı ile rumen kontraksiyonu arasındaki ilişki sağlıklı ve SARA teşhisi konulan ineklerde sırasıyla 0.246 ve 0.647 olarak bulunmuş olup (P˂ 0.01), özellikle SARA teşhisi konulan ineklerde her iki özellik arasındaki korelasyonun sağlıklı hayvanlara göre yüksekliği dikkat çekti. Yine, rumen pH' sı ile VKP arasındaki ilişki her iki durumda da istatistiksel açıdan önemli bulundu (P˂ 0.01; sırasıyla sağlıklı ve SARA teşhisi konulan inekler için 0.414 ile 0.781). Dışkı skoru ile rumen pH' sı arasındaki ilişki her iki sağlık durumu bakımından ele alınmış olup, sağlıklı olan hayvanlarda düşük ancak istatistik bakımdan önemli değerler (0.222) elde edilirken, SARA teşhisi konulan hayvanlarda ise negatif yönde (-0.428) bir ilişkinin varlığı tespit edildi (P˃ 0.05). Sonuç olarak Aydın ili sınırlarında yer alan işletmelerde SARA'nın varlığı ilk kez bu çalışma ile değerlendirilmiştir. Çalışmamız kapsamında SARA ile ilişkide olan biyobelirteçlerin (rumen pH' sı, rumen kontraksiyonları, dışkı skoru, VKP) korelasyonlarıda incelenmiş olup tanı amacıyla da değerlendirilebileceği, erken koruyucu tedbirler alınarak hastalığın engellenebileceği kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Aydın, sütçü sığır, subakut ruminal asidozis, insidans, biyobelirteç

AsidozAydınBiyobelirteçler+6
Onur Örtlek
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atopik dermatitli köpeklerde alerjen spesifik in vitro IgE analizleri

Bu çalışmada atopik dermatitli köpeklerde kan serumunda pratik, non-invaziv, in vitro alerjen spesifik IgE tayinine yönelik olarak Polycheck alerji testinin i) hastalık aktivitesi ile olan ilişkilerinin belirlenmesi ii) kullanılabilirliğinin, iii) tanısal değerinin ve iv)gerek sahada gerekse pratikte öneminin araştırılması amaçlandı. Araştırmanın hayvan materyalini Aydın ili Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi Küçük Hayvan Kliniğine atopik dermatit ön tanısı (kaşıntı, alopesi, kabuklanma, kepeklenme, hiperpigmentasyon, vb.) anamnezi ile getirilen farklı yaşta, her iki cinsiyetten köpekler oluşturdu. I.grupta (n=28), II.grupta (n=15) olacak şekilde ; I. grupta Favrot kriterleri doğrultusunda atopik dermatit bulunan köpekler, II. grupta ise sağlıklı köpekler (atopik dermatit ya da başka herhangi bir hastalığı bulunmayan) yer aldı. Polycheck alerji testine göre (In vitro test sonuçları baz alındığında) D. pteronyssinus (P=0,000), D.farinae (P=0,000), Lepidoglyphus (P=0,002), Kayin/Kızılağaç/Fındık Ağacı (P=0,012), Çavdar poleni (P=0,000), Ot karışımı (P=0,004), Sinirli ot (P=0,001), Kuzu kulağı (P=0,049), Acarus siro (P=0,000), Tyrophagus (P=0,000), Pire (P=0,000) spesifik Ig E konsantrasyonları açısından atopik dermatitli köpekler ve sağlıklı köpeklerin p değerleri arasında istatiksel olarak belirgin farklılıklar tespit edilmiştir. Sonuç olarak atopik dermatit tanısı konulan köpeklerde ilgili alerjenlere yönelik mümkünse desensitizasyon uygulamaları, çevresel alejenlerin ya da gıda bulaşlarının uzaklaştırılması ile immunostimulasyon (mukozal immunite) yapılması gerekliliği söylenebilinir.

AlerjenlerDermatitDermatit-atopik+5
Çağatay Türk
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hipertiroidili kedilerde alerjen spesifik in-vitro IGE analizleri

Bu çalışmada farklı klinik bulguları bulunan, hipertiroidizm tanısı konulan kedilerde alerjen spesifik in vitro IgE seviyelerinin tespiti ile endokrin bozukluğa ilişkin korelasyonun belirlenmesi amaçlanmıştır. Tezin içeriğini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalına hipertiroidizm ile uyumlu dermatolojik, gastrointestinal, kardiyovasküler bulgular ile getirilen değişik yaş, her iki cinsiyetten kediler oluşturdu. Yapılan teşhis çalışmalarında göre I. grupta (n=9) hipertiroidizmi bulunan kediler, II. grupta (n=14) ise sağlıklı kediler yer aldı. Olgularda ilişkin hastalığa yönelik diğer hastalıkların ekarte edilmesi amacıyla V-check (Vcheck V200, Bionote, Kore: ELK Diagnostic, Türkiye) cihazı ile total T4 (TT4) seviyeleri ölçüldü. Her iki gruptaki kedilerde Vena cephalica antebrachii'den antikoagulantsız serum tüplerine 0.2'şer ml kan örneği alınarak santrifüj işlemi uygulandıktan sonra in vitro yöntem ile 20 farklı alerjene spesifik Ig E düzeyleri Polycheck alerji testi (Biocheck, Almanya: Atateknik/RDA Grup, Türkiye) ile belirlendi. In vitro test sonuçları baz alındığında D. farinae (P=0.000), D. pteronyssinus (P=0.000), Malassezia (P=0.000), Lepidoglyphus (P=0.013), Aspergillus-Penicillium (P=0.019), Ragweed (Ambrosia) (P=0.000), kayın/kızılağaç/fındık/poleni (P=0.009), çınar/söğüt/kavak poleni (P=0.000), Parietaria (Wall pellitory) (P=0.000), çavdar poleni (P=0.002), ot karışımı (P=0.003), ısırgan otu (P=0.000), beyaz kaz ayağı (P=0.000), sinirli ot (P=0,001), adi pelin (P=0,000), kuzu kulağı (P=0,000), Acarus siro (P=0,000), Tyrophagus (P=0,000), pire (P=0,000) spesifik IgE konsantrasyonları açısından hipertiroidili kediler ve sağlıklı kedilerin P değerleri arasında istatistiksel olarak belirgin farklılıklar tespit edildi. Bu çalışmada kontrol grubuna (n=14) dahil edilen kedilerin bazılarında çeşitli alerjenlere karşı IgE yanıt geliştiği, ancak bu durumun hipertiroidili kediler ile karşılaştırıldığında daha düşük miktarlarda olduğu görüldü. Sonuç olarak hipertiroidili kedilerde farklı alerjenlerin hastalık aktivitesi ile ilişkide olabileceği yapılan çalışma kapsamında serum total T4 seviyeleri ve alerji test sonuçları baz alınarak söylenebilir.

HipertiroidizmKedilerTiroid hastalıkları+2
Deniz Sude Ateş
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atopik dermatitli köpeklerde derinin biyofiziksel parametrelerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada atopik dermatitli köpeklerde meydana gelen deri lezyonlarının korneometri cihazı ile pH, hidrasyon, deri sıcaklığı, elastikiyet melanin profillerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Araştırmamızın hayvan materyalini Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Küçük Hayvan Kliniği'ne gelen 19'u atopik dermatitli, 10'u sağlıklı olmak üzere toplam 29 köpek oluşturdu. Deri lezyonları ile kliniğe getirilen köpeklerden Favrot Kriterlerinden 3 ya da daha fazlasına sahip olanlar atopik dermatit grubuna dahil edilerek, in-vitro alerji testi ile korneometrik analiz metodları uygulandı. Yapılan korneometrik analizlere göre atopili köpeklerde pH ölçümü (p=0,001), elastikiyet (p=0,003), deri sıcaklığı (p=0,031) ve melanin ölçümlerinin (p=0,014) sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel açıdan önemli olduğu fark edildi. Yapılan korneometrik ve in-vitro alerji testlerinin gerek tanı gerek sağaltım metodlarının seçimi konusunda ileride yapılacak çalışmalara yol gösterebileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: Atopik dermatitis, korneometrik analiz, alerji testi.

Alerji ve immünolojiAlopesiBesin alerjisi+7
Ali Mulla
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Visceral leishmaniasis'li köpeklerde dermal lezyonların biyofiziksel muayenesi

Bu tez çalışmasında Leishmaniasisli hayvanlarda derinin korneometrik analizleri yapılıp hastalığın deriyi ne oranda etkilediği tespit edilerek uygulanacak sağaltım modülüne ışık tutması amaçlandı. Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Kliniğine Canine Visceral Leishmaniasis pozitif (n=28) ve sağlıklı (n=10) olan farklı ırk, yaş ve cinsiyette toplamda 38 köpek çalışma kapsamına alındı. Leishmaniasis tanısında klinik bulgular ile birlikte hızlı test kitleri (ELISA), IFAT ve PZR yöntemleri kullanıldı. Evrelendirme Leishvet grubunun rehber bülteni ile uyumlu olarak idrar protein/ kreatinin ve kan kreatinin düzeyleri dikkate alınarak yapıldı. Çalışmaya alınan CVL'li köpekler 4 farklı gruptan birinde (her grupta n=7) değerlendirildi. Buna göre; I. grup: evre 1 (hafif), II. grup: evre 2 (orta şiddetli), III. grup: evre 3 (şiddetli), IV. grup: evre 4 (çok şiddetli) olarak değerlendirildi. Sağlıklı kontrol grubu (V. grup) ise ADÜ Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Küçük Hayvan Kliniğine rutin kontrol amaçlı getirilen, klinik ve laboratuvar bulgularında herhangi bir anormallik saptanmayan farklı ırk, yaş ve cinsiyette köpeklerden (n=10) oluştu. Sağlıklı ve hasta hayvanlarda derinin hidrasyonu, elastikiyeti, sıcaklığı ve melanin miktarı ölçülerek biyofiziksel muayene gerçekleştirildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri sonucunda sağlıklı köpeklere göre tüm evrelerdeki Leishmaniasis'li köpeklerde pH değerinde azalma belirlenirken (p<0.001), melanin değerleri evre I ve III grubu köpeklerde, sağlıklı ile evre II ve IV'teki köpeklere göre yüksek bulunmuştur (p<0.01). Hidrasyon, elastikiyet ve sıcaklık parametrelerinde gruplar arası farklılıkların istatistiksel anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Sonuç olarak Visceral Leishmaniasis saptanan köpeklerde dermal lezyonların biyofiziksel muayenesinin önem teşkil ettiği ve uygulanacak sağaltım modülüne ışık tutabileceği öne sürülebilir.

Deri hastalıklarıFizik muayeneHayvan hastalıkları+4
Gizem Gül İmbat
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akut renal hasarlı köpeklerde fibrin yıkımlanmasına ait önemli bir biyobelirteç: plazma D-dimer seviyeleri

Bu çalışmada akut renal hasarlı köpeklerde; fibrin yıkımlanması sonucunda oluşan D-dimer'ın hastalığın teşhisinde ve evrelerinin belirlenmesinde hangi oranda yararlı bir biyobelirteç olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Kliniğine getirilen akut renal hasarlı (n=10) ve sağlıklı (n=10) olan farklı ırk, yaş ve cinsiyette toplamda 20 köpek çalışma kapsamına alındı. Anamnez doğrultusunda akut renal hasarı olduğundan şüphelenilen ve serum biyokimyasal analizleri yapıldığında üre ve kreatinin değerlerinde artış tespit edilen ve klinik bulguları akut böbrek hasarı ile uyumlu hayvanlardan tam kan örnekleri alındı. Köpeklerde serum biyokimyasal ve idrar analizler doğrultusunda hastalığın evrelendirilmesi International Renal Interest Society (IRIS) kriterleri doğrultusunda gerçekleştirildi. Kan örneklerinin toplanması amacıyla V. cephalica lateralis, V. saphena antebrachii'den tekniğine uygun olarak sodyum sitrat içeren mavi kapaklı tüplere 2.5 ml kan örnekleri alındı. Kan alım işleminden sonra kan örnekleri, 6.000 rpm'de 5 dakika santrifüje edilerek kan plazması ayrıştırıldı. Ayrıştırılan plazma örneğinden, Finecare FIA system FS-131 cihazı ile D-dimer seviyeleri ölçüldü. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda kontrol grubundaki 10 köpekte D-dimer seviyeleri ortalama olarak 0,56 ± 0,64 (0.10-1.60), akut renal hasarlı köpeklerde 10 olguda D-dimer seviyeleri ortalama olarak 4,59 ± 3,94 (0.2-10.00) bulunmuştur. Akut renal hasarlı ve kontrol grubu köpeklere ait verilerin değerlendirilmesi sonucu akut renal hasarlı köpeklerde D-dimer seviyelerinde istatistiksel anlamlı artış belirlenmiştir (p<0.001). Yapılan çalışmalara paralel olarak böbreklerdeki fonksiyon kaybı ve hasara bağlı olarak D-dimer seviyelerinin, normal biyokimya ve idrar değerlerine sahip hastalara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. xv Sonuç olarak akut renal hasarlı köpeklerde prefibrinolitik aktivitenin bir göstergesi olarak fibrin yıkımlanma ürünü olan D-dimer seviyelerinin yükselebileceği, normal ve rutin serum biyokimyasal analizlerin yanı sıra D-dimer seviyelerinin de ölçülmesinin gerek prognostik açıdan gerekse teşhis ve sağaltım yönünden önem arz ettiği öne sürülebilir.

Akut böbrek hasarıBiyobelirteçlerD-dimer+3
Seray Etizel
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ürtikerli atlarda hematolojik ve serum biyokimyasal muayene bulguları

Bu tez çalışmasında atlarda şekillenen ürtikerin hematalojik ve serum biyokimyasal parametleriyle ilişkisinin ortaya konulması amaçlandı. Çalışmaya dahil edilen atlar sağlıklı (n=20) ve klinik olarak üritker semptomu gösteren (n=15) at olacak şekilde Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı kliniğine getirilen ya da saha koşullarında farklı at yetiştiriciliği yapılan haralarda bulunan farklı ırk yaş ve cinsiyetten oluştu. Sağlıklı oldukları belirlenen ve klinik olarak ürtiker tanısı konmuş olan atlardan V.jugularis aracılığı ile tekniğine uygun olarak kan örnekleri alındı. Alınan kan örnekleri ilgili biyokimyasal değerlendirmeler yapılmak üzere laboratuara ivedilikle taşındı. Sağlıklı ve ürtikerli atların hematolojik değerlerinin karşılaştırılmasında NEU, MCH ve MCHC değerlerinin istatisitiksel anlamlı farklılıklar gösterdiği incelenen diğer parametlerde ise herhangi bir anlamlı farklılığın bulunmadığı görüldü. Sağlıklı atlara kıyasla ürtikerli atların NEU değerlerinin daha düşük seyir ettiği (p<0,05), buna karşın MCH ve MCHC konsantrasyonlarının ürtikerli atlarda sağlıklı atlara göre anlamlı düzeyde (p<0,05) düşük olduğu belirlendi. Sağlıklı ve ürtikerli atların biyokimyasal parametreleri incelendiğinde ALP, AST, Total Kolesterol, Kreatinin ve Trigliserid konsantrasyonlarında anlamlı düzeyde değişimler olduğu belirlendi. Söz konusu değişimlerin Total Kolesterol ve Trigliserid seviyelerinde anlamlı azalmalar şeklinde, ALP, AST ve Kreatinin seviyelerinde ise istatistiksel anlamlı (p<0,05) artışlar şeklinde olduğu belirlendi. Sonuç olarak ürtikerli atların hematolojik ve biyokimyasal parametrelerinin değerlendirilmesinde genellemelerin yapılmasından ziyade hastaların söz konusu parametreler yönünden bireysel olarak değerlendirilmesi ve ürtiker semptomunun yanında olası diğer hastalık ya da metabolik değişimler yönünden incelenemesinin daha doğru olacağı kanısına varıldı.

BiyokimyaHayvan hastalıklarıHematoloji+2
Barış Doğan
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Giardia duodenalis ile doğal enfekte buzağılarda tek doz seknidazol'ün sağaltım etkinliğinin araştırılması

Bu çalışmada, Giardia duodenalis ile doğal enfekte buzağıların sağaltılması için 30 mg/kg tek doz seknidazolün etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Bu amaçla, farklı ırk, yaş ve cinsiyetten 18 buzağı araştırma kapsamına alındı. G. duodenalis ile doğal enfekte buzağıların tanısı dışkı flotasyonunda trofozoit ve/veya kistin görülmesine ilaveten katı fazlı immunokromatografik yöntemlerle çalışan hızlı test kitleri ve β-giardin nested Polimeraz Zincir Reaksiyonu uygulamasıyla konuldu. Bütün olgularda 0, 3, 7 ve 10. günlerde gram dışkıdaki kist sayımı yapıldı. 0. ve 10. günlerde hematolojik (WBC, RBC, HCT, MCHC, PLT) ve serum biyokimyasal (ALT, AST, kreatinin, üre) değerleri ölçüldü Seknidazol sağaltım grubu (n:9) ve kontrol grubu (n:9) olmak üzere iki farklı grup oluşturuldu. Sağaltım grubundaki buzağılara 0. gün 30 mg/kg tek doz seknidazol oral yolla uygulanırken, kontrol grubuna herhangi bir etken madde verilmedi. Gram dışkıdaki kist sayısı, hematolojik ve serum biyokimyasal değerler grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalar ile değerlendirildi. Onsekiz buzağının tamamında Giardia duodenalis A3 assemblajı belirlendi. Kist saçılımı sağaltım grubunda 3., 7. ve 10. günlerde anlamlı derecede (P˂0.001) azalırken; kist atılımının geometrik ortalaması değerlendirildiğinde 7. ve 10. günlerde % 100 azalma saptandı. Gruplar arası hematolojik ve serum biyokimyasal değerlerin istatistiksel incelemesinde her 2 grupta da 0. ile 10. günler arasında ortalama değerlerde istatistiksel farklılık tespit edilmedi. Sonuç olarak, buzağılarda giardiazis sağaltımında 30 mg/kg tek doz seknidazol uygulama kolaylığı mevcut, ucuz, güvenilir, tam etkin ve hızlı iyileşme sağlayan bir sağaltım protokolü olarak yerini alabileceği kanaatine varıldı.

Antiprotozoal ajanlarBuzağılarGiardia+5
Kemal Göktuğ Toros
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neonatal ishalli buzağılarda koagülasyon profili

Bu çalışmada neonatal ishalli buzağılarda koagülasyonprofilindeki muhtemel değişikliklerin incelenmesi, böylelikle yangı (enteritis) nedeniyelekoagülasyon parametreleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı. Farklı ırk, yaş ve her iki cinsiyetten, daha önce veteriner hekim tarafından hiçbir şekilde sağaltım uygulanmamış 1-28 yaş aralığında toplam 78 (64 hastave 14 sağlıklı) buzağı araştırma kapsamına alındı. Bovid-5 katı fazlı immunokromatografi yöntemi ile çalışan hızlı test kitleri aracılığıyla tanı konulan olgular öncelikli olarak sağlıklı, enfekte ve non-enfekte olarak 3 ana grup olarak değerlendirilse de,mono-enfeksiyona ilişkin 4 grup, ko-enfeksiyona bağlı olarak 1 grup ve non-enfeksiyona bağlıda 1 grup altında oluşturuldu. İlgili olgular, ana gruplara (her grupta n=en az 7) ayrılarak I. grup (E. coli ile enfekte, n=7), II. grup (Rota virüs ile enfekte, n=7), III. grup (Cryptosporidiumsp.ileenfekte, n=13), IV. grup (Giardiasp.ileenfekte, n=17), V. grup (non-enfeksiyoz, n=13), VI. grup (ko-enfekte, n=7) olarakhasta buzağılar yer aldı, kontrol olarak ayırılacak VII. grupta ise (n=14) ise sağlıklı buzağılar yer aldı. Fiziksel muayenede ishalin akut/kronik tabiatına göre değişen derecelerde dehidrasyon, dışkı kıvam, renk ve kokusu değişken kalp frekansı, solunum sayısı, emme refleksi ve vücut ısısında değişiklikler mevcuttu. Enfekte buzağıların dışkı kıvamının pastöz- sıvı şeklinde olduğu gözlemlendi. Dışkı renkleri genelde açık sarı ve sarı tonlarında etiyolojiye bağlı olarak giardiazisli buzağılarda gri-beyaz/gri-kahverengi renginde, cryptosporoidoziste sarı-pastöz kıvamda, E.coli'ye bağlı ishallerde kanlı dışkılama gözlemlendi. Üç farklı majör gruplar arası değerlendirmede ortlama PT değerleri açısından sağlıklı ve nonenfektif ishalli buzağı grupları arasında istatistiksel bir fark olduğu (p=0.026) buna karşın sağlıklı grup ve enfektif ishalli buzağı grubu arasında istatistiksel bir fark olmadığı görüldü. Ortlama APTT değeri arasında gruplar arasında istatistiksel anlamda bir fark görülmedi. Ortalam FIB düzeyleri arasında istatistiksel manada sağlıklı buzağı grubu ile enfektif ishalli buzağı grubu arasında fark olduğu (p=0.051) saptandı. Çalışmada yer alan her bir grup ayrı ayrı değerlendirildiğinde ortalam PT değeri açısından koenfekte ishalli buzağı grubu ile nonenfekte ishalli buzağı grubu arasında istatistiksel anlamada bir fark (p=0.042) bulundu. FIB düzeyleri arasında ise sağlıklı buzağı grubu ile Crytosporoidosis'e bağlı ishal olan buzağı grubu arasında istatistiksel anlamda fark (p=0.012) olduğu dikkat çekti. Sonuç olarak neonatal ishalli buzağılarda özelliklede ko-enfeskiyon durumlarında PT değeri açısından, Crytosporoidosis'e bağlı ishal olan buzağılarda da FIB konsantrasyonları açısından değerlendirme yapılması gerektiği söylenebilinir. Özellikle saha koşullarında Veteriner Hekimlerimiz hemostatik ya da koagülasyonprofilini değerlendirmedikleri durumlarda hiperfibrinojeneminin gelişebileceği, buna bağlı olarakta sağaltım protokollerinde nonsteroidalantiinflamatuvar ilaç seçenekleri göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar sözcük: Neonatal buzağı, ishal, koagülasyon

BuzağılarDiyareEnterit+3
Ahmet Künyeli
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde bazı paraziter dermatozlarda serum 25 hidroksi vitamin D3 düzeylerinin belirlenmesi

Vitamin D yağda eriyen bir sekostereod prehormon olup; ya diyet ile (Vitamin D2-ergesterol) ya da epidermiste mevcut olan provitamin D3 (kolekalsiferol), 7-Dehidrokolesterol (7 DHCC) den fotosentez yoluyla oluşmaktadır. Epidermiste mevcut olan ProvitaminD3 (proVD3) biyolojik olarak aktif değildir. ProVD3 ultraviyole ışınlarına maruz kaldıktan sonra yine inaktif olan PrevitaminD3 (PreVD3) e fotolize edilir. Bu çalışmada farklı paraziter dermatozu bulunan köpeklerde 25 hidroksi vitamin D3 düzeyinin ölçülmesi ve hastalık aktivitesi ile olan ilişkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda araştırmada; I. Grupta demodektik uyuzlu, II. Grupta sarkoptik uyuzlu, III. Grupta Canine Visceral Leishmaniazis'li, IV. Grupta diğer paraziter dermatozu bulunan olgular çalışma kapsamına alınacaktır. V. Grupta paraziter dermatozlar yönünden negatif (non-infekte) ancak dermatozu bulunan hasta kontrol, son olarak VI. Grupta (n=10) herhangi bir hastalık tablosu bulunmayan (kesinlikle dermatozu mevcut olmayan) sağlıklı köpekler yer alacaktır. Tüm gruplardaki köpeklerde vena cephalica antebrachii'den antikoagulantsız serum tüplerine 2'şer ml kan örneği alınarak santrifüje tabi tutulduktan sonra radioimmunoassay yöntemi ile 25 hidroksi vitamin D3 düzeyleri belirlenecektir. Elde edilen parametrelerin hesaplanması ve karşılaştırılmasında uygun istatistiksel yöntemler kullanılacaktır. Tarafımızdan yapılan literatür taramalarda, yukarıda da kısmen bahsedildiği üzere, Veteriner Dermatolojik çalışmalarda, özelliklede köpeklerde paraziter deri hastalıklarında klinik tabanlı ve D avitaminozunun/hipovitaminozunun ya da hipervitamonuzunun değerlendirildiği bir çalışma belirlenememiştir. Bu çalışmada farklı paraziter etmenlerle dermatitis tanısı konulan köpeklerde vitamin D profilinin araştırılması amaçlanmıştır. Köpeklerde farklı ve seçilmiş bazı parazitolojik hastalıkların vitamin D ile olan ilişkisinin belirlenmesiyle sağaltım protokollerinin değişecebileceği kanaatini taşımaktayız. Elde edilecek verilerin köpeklerde anılan hastalıkların muhtemel Vitamin D profiliyle arasındaki ilişkinin saptanması sonucu literatürdeki bu boşluğun doldurulacağı ve mevcut çalışmalara ve daha sonra özellikle hastalığın prognozu, monitorizasyonu ve belki de sağaltım protokolleri ile ilgili yapılacak çalışmalara temel oluşturacağı kanısındayız. Bunun yanı sıra elde edilebilecek pozitif sonuçların uluslararası literatüre katkı sağlayıp bu anlamda da önemli bir boşluğu gidereceği ve Veteriner İç Hastalıkları ve Parazitoloji alanına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Proje sonuçlandığı zaman elde edilecek bilimsel verilerin değerlendirilmesi ile gerek ulusal gerekse de uluslararası arenada/kongrelerde sunumu yapılacak ve literatüre katkı sağlanacaktır. Anahtar Kelimeler: 25 Hidroksi vitamin D3, demodikozis, sarkoptik uyuz, canin visceral leishmaniasis, paraziter dermatozlar, vitamin D.

Deri hastalıkları-paraziterHayvan hastalıklarıKolekalsiferol+6
Naile Karagöz Güral
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Neonatal ishalli buzağılarda intestinal epitelyal bariyer fonksiyonlarının ve intestinal permeabilitenin değerlendirilmesi

Amaç: Buzağı ishallerinde serum Zonulin ve dAo düzeyindeki değişim incelenerek hem literatürdeki boşluğun kapatılması hem de pratik sahada rutin uygulama alanı bulabilecek sonuçlara ulaşılması planlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın hayvan materyalini Aydın ili, buzağı işletmelerinde ya da Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesinde bulunan neonatal ishalli (akut ishal), 1-28 günlük yaşta ve mevcut hızlı test kitleri aracılığıyla ilgili hastalıkların tanısı konulmuş, her iki cinsiyetten ve çeşitli yaş gruplarından 61 buzağı çalışmaya dahil edildi.Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler Kruskall-Wallis ANOVA ve Mann-Whitney U testleri kullanıldı. Bulgular: Bu tez çalışmada, farklı enfeksiyon grupları arasında serum dAo (Diaminoksidaz) düzeyleri (ng/mL) ve serum zonulin düzeyleri (ng/mL) incelendi. Cryptosporidium spp., E. coli, Cryptosporidium + Clostridium perfringens, E. coli + Clostridium perfringens ve Cryptosporidium + Corona virüs grupları ile sağlıklı grubun serum dAo ve serum zonulin düzeyleri ölçüldü. Sonuçlar, her bir grup için aşağıdaki şekilde bulundu: Cryptosporidium spp. grubunda serum dAo düzeyi 7,97 ± 1,86 ng/mL olarak ölçüldü, serum zonulin düzeyi ise 46,71 ± 5,81 ng/mL olarak bulundu. E. coli grubunda serum dAo düzeyi 5,6 ± 0,59 ng/mL olarak tespit edildi, serum zonulin düzeyi ise 76,64 ± 2,80 ng/mL olarak saptandı. Cryptosporidium + Clostridium perfringens grubunda serum dAo düzeyi 7,99 ± 0,55 ng/mL olarak ölçüldü, serum zonulin düzeyi ise 57,14 ± 8,98 ng/mL olarak belirlendi. E. coli + Clostridium perfringens grubunda serum dAo düzeyi 7,38 ± 0,72 ng/mL olarak tespit edildi, serum zonulin düzeyi ise 36,56 ± 6,88 ng/mL olarak saptandı. Cryptosporidium + Corona virüs grubunda serum dAo düzeyi 3,767 ± 0,78 ng/mL olarak ölçüldü, serum zonulin düzeyi ise 46,71 ± 7,11 ng/mL olarak belirlendi. Sağlıklı grubun serum dAo düzeyi 16,91 ± 1,09 ng/mL olarak bulunurken, serum zonulin düzeyi 35,69 ± 3,69 ng/mL olarak saptandı. Sonuç: Bu bulgular, enfeksiyonların bağırsak bariyer fonksiyonu üzerinde etkili olabileceğini ve serum zonulin düzeylerinin bu etkiyi yansıtabileceğini düşündürmektedir.

Elif Türk
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Gastrointestinal inflamasyonlu köpeklerde serum diamin oksidaz, zonulin, laktat ve D-dimer seviyelerinin tespiti

Amaç: İntestinal sistem patojenlere karşı bir savunma bariyeri gibi görev alırken aynı zamanda seçici emilim yoluyla temel besinlerin, iyonların ve diğer bileşiklerin metabolizmada kalmasını veya atılımını düzenler. Sızıntılı bağırsak da denilen patolojik durum bu bariyer işlevi bozukluğunda ve seçici geçirgenlik işlevinde değişiklikler meydana geldiğinde şekillenir. Ölüm veya hastalık, bağırsak duvarından "sızan" toksin ya da patojenlerin sistemik etkilerinin ve sonrasında başlayan inflamatuvar aracıların üretimini içeren bağışıklık tepkisinin bir sonucudur. Sızıntılı bağırsak bu nedenle hem hayatı tehdit eden bağırsak tıkanıklıklarına hem de hayatı olumsuz yönde etkileyebilecek kronik hastalıklara yol açmaktadır. Erken tanı, prognoz ve komplikasyonların öngörülebilmesi ve olguların risk kategorilerine ayrılması amacıyla kullanılan biyobelirteçler klinik kullanımda oldukça yararlıdır. Bu konuda farklı etiyolojik nedenlerle oluşan gastrointestinal inflamasyonda diamin oksidaz, zonulin, laktat ve D-dimer'ın sızıntılı bağırsağın tespitinde diyagnostik biyobelirteçler olarak rutinde kullanımının, teşhis ve sağaltım protokolleri konusunda fayda sağlayacağı düşünüldüğünden, analiz sonuçlarının bu bağlamda değerlendirilmesi çalışmamızın ana hedefi olmuştur. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında en az 1 gündür süre gelen diyare, kusma gibi gastroenteritis semptomları ile getirilen ve en az 1 ay öncesine kadar antibiyotik kullanmamış olan 62 hasta değerlendirilmiştir. Olgular yaş, ırk ve cinsiyet anlamında bir sınıflandırmaya tabii tutulmazken, etiyolojik sınıflandırma dikkate alınmıştır (Tablo 9). Kontrol grubu, aşıları ve antiparaziter tedavileri düzenli yapılan ve klinik olarak sağlıklı bulunan 10 köpekten oluşturulmuştur. Çalışma grubundaki olgulardan herbiri için Vena cephalica antebrachii'den antikoagülanlı tüplere 2'şer ml kan alınarak D-dimer ve laktat ölçümleri gerçekleştirilmiş ve ELISA ile gerçekleştirilecek DAO ve zonulin testi için antikoagülansız tüplere 2' şer ml kan alınıp santrifüje edilen örnekler -80 derecede saklanmış ve ELISA testleri akredite laboratuvarda yapılmıştır. Örneklerin hemolize ya da hiperlipidemik olmamasına dikkat edilmiştir. Bulgular: Çalışma kapsamına 0-5 yaşlı her iki cinsiyette ve farklı ırklarda 72 adet köpek dahil edilmiştir. Analizleri yapılan hastalarda ortalama ± standart hata yönünden DAO seviyelerinde (ng/mL) kontrol grubu ile parvoviral enteritis grubu arasında istatistiksel olarak bulunan fark (p<0,0001) anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Yine DAO seviyelerinde (ng/mL) ortalama ± standart hata yönünden kontrol grubu ile corona virüs grubu arasında istatistiksel olarak bulunan fark (p<0,05) anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Ortalama ± standart hata yönünden zonulin seviyelerinde (ng/mL), kontrol grubu ile Distemper virüs grubu arasında istatistiksel olarak bulunan fark (p<0,001), kontrol grubu ile miksamatöz ko-infeksiyöz grup arasındaki istatistiksel fark (p<0,05), kontrol grubu ile parvoviral enteritis grubu arasındaki istatistiksel farkların (p<0,01) tamamı anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Laktat seviyelerinde (mmol/L) ortalama ± standart hata yönünden kontrol grubu ile non-infeksiyöz grup ve parvoviral enteritis grubu arasında istatistiksel olarak bulunan fark (p<0,01), kontrol grubu ile Distemper virüs grubu arasında istatistiksel olarak bulunan fark kontrol grubu ile corona virüs grubu arasında istatistiksel olarak bulunan fark (p<0,0001), yine kontrol grubu ile giardiazis grubu arasında istatistiksel olarak bulunan farkların (p<0,05) tamamı anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Ortalama ± standart hata yönünden D-dimer seviyelerinde (mg/dL) kontrol grubu ile parvoviral enteritis grubu arasında ve yine kontrol grubu ile miksamatöz ko-infeksiyöz grup arasında istatistiksel olarak fark (p<0,01), kontrol grubu ile Distemper virüs grubu arasındaki fark (p<0,001) anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen köpeklere ait serum örneklerinden elde edilen DAO, zonulin, laktat ve D-dimer verilerinin ortalama ve standart hata değerleri tablolaştırılmıştır (Tablo 14). Verilerin homojenite testleri Shapiro-Wilk analizine göre gerçekleştirildiğinde normal dağılmadığı ve transformasyon işlemlerine normalitenin sağlanamadığı belirlenmiştir. Bu kapsamda non-parametrik test tekniklerinden Kruskall-Wallis ANOVA yardımı ile incelenen parametrelere ait karşılaştırmalar yapılmıştır. Tüm analizler Graphpad Prism 9.2.0 (Dotmatics, Amerika) programında gerçekleştirilmiş olup analizlerde p<0,05 olarak tespit edilen durumlar istatistiksel anlamlı kabul edilmiştir. Sonuç: Analizleri yapılan hastalar ile kontrol grubu arasında anlamlı farklar bulunmuştur. Değişik etiyolojik sebeplerle gastrointestinal inflamasyona sahip köpeklerde DAO, zonulin, laktat, D-dimer, sızıntılı bağırsağın potansiyel biyobelirteçleri olarak umut vadetmektedir. Anahtar Kelimeler: D-dimer, Diamin Oksidaz, Laktat, Sızıntılı Bağırsak, Zonulin

D-dimerDiaminlerDiaminoksidaz+7
Nurcan Şahin
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı dermatolojik bozukluğu bulunan köpeklerde kutanöz hastalık aktivitesinin belirlenmesine yönelik epidermal korneometrik analizler ve D-dimer seviyelerinin tespiti

Amaç: Hastalık takibinde biyokimyasal belirteçler, veteriner hekimin hastalığın ciddiyetini, ilerlemesini ve terapötik müdahaleyi sınıflandırmasına izin verir. Çapraz bağlı fibrinin iyi bilinen bir parçalanma/degradasyon metaboliti olan D-dimer, pıhtı oluşumu ve fibrinoliz ile yükselebilir. Bu doktora tezinin amacı, D-dimer konsantrasyonlarını analiz etmek ve köpeklerde birkaç farklı kutanöz hastalık aktivitesinin teşhisindeki önemini ve ayrıca ikinci biyobelirteçlerin erken teşhisi belirlemedeki gücünü değerlendirmekti. Gereç ve Yöntem: Bu amaçla 5 köpek grubunda D-dimer analizleri yapıldı; (I) Endokrin grupta 10 köpek, (II) Enfeksiyöz grupta 10 köpek, (III) Enfeksiyöz olmayan grupta 10 köpek, (IV) Paraziter dermatozlu 10 köpek, (V) sağlıklı kontrol grubunda 10 köpek. Bulgular: Klinik olarak sağlıklı köpeklerde D-dimer aralığı < 0,1 mg/L idi. D-dimer düzeyleri (ortalama standart hata) açısından sağlıklı grup ile leishmania (p= 0.008), gıda alerjisi (p=0.016), atopik dermatit (AD) (p=0.000), piyoderma (p= 0.000) arasında istatistiksel anlamlılık vardı. Ayrıca uyuz grubuna göre leishmania (p=0.021), piyoderma (p=0.000), AD (p=0.001) ve gıda alerjisi grupları (p=0,034) arasında anlamlılık vardı. Dermatofitozis grubu ise AD (p=0.004) ve piyoderma (p=0.001) grupları arasında anlamlı değişiklikler gösterdi. Ayrıca malassezia ve AD (p=0.054) ve piyoderma (p=0.011) grupları arasında da anlamlı değişiklikler saptandı. Epidermal korneometrik analiz, uyuz (p=0.000), dermatit grubu (p=0.000), pire alerjik dermatit (p=0.034), malesezia (p=0.022), leishmania (p=0.011), dermatofitozis (p=0,044) ve piyoderma (p=0,054) ile sağlıklı grup arasında epidermal hidrasyon (%) ile ilgili önemli değişikliklerin var olduğunu gösterdi. Sonuç: Her iki parametre, D-dimer seviyeleri ve epidermal hidrasyon yorumu, klinik hastalık kanıtı ile kutanöz hastalık aktivitesi sırasında değişmiştir. D-dimer seviyeleri, seçilen hastalıklar sırasında bir biyobelirteç veya kutanöz hastalık aktivitesi olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle, belirli kutanöz enflamatuar durumlarda cilt bozukluklarının yararlı olası bir biyobelirteci olabilir. Anahtar kelimeler: Analiz, D-dimer, Epidermal, Hastalık, Korneometrik, Kutanöz.

BiyobelirteçlerD-dimerDeri hastalıkları+3
Şükran Gözde İçaçan Çığırgan
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köpeklerde hipotiroid ve hipertiroid insidensinin araştırılması

daha sonra doldurulacaktır

Ceren Yanıker
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kanin atopik dermatitte zonulin, diamin oksidaz aktiviteleri, bağırsak ultrasonografisi ile klinik skorlamalar

Amaç: Bu çalışmada kanin atopik dermatit tanısı konulan köpeklerde zonulin ve diamin oksidaz (DAO) düzeyleri, abdominal ultrasonografi ile belirlenen bağırsak duvar kalınlıkları (duodenum, jejenum, kolon), epidermal bariyer fonksiyon parametreleri (derinin pH ve hidrasyon düzeyleri) korneometri cihazı ile ölçülerek ve CADESI-04 klinik skorlama sistemine göre değerlendirerek bağırsak-beyin-deri ekseni kapsamında hastalığın sistemik etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın hayvan materyalini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Hayvan Hastanesi Küçük Hayvan İç Hastalıkları Polikliniklerine getirilen, farklı ırk, yaş, cinsiyetten; Favrot (2010) kriterlerine göre atopik dermatit tanısı konulan (n=20) köpekler ile bu kriterlere uymayan ve herhangi bir dermatolojik lezyonu bulunmayan sağlıklı kontrol grubunu oluşturan (n=20) köpekler oluşturdu. Çalışma kapsamına alınan köpekler zonulin ve DAO düzeyleri, bağırsak duvar kalınlığı, epidermal bariyer parametreleri yönünden değerlendirildi. Verilerin analizinde Shapiro-Wilk, Mann-Whitney U ve Ki-kare testi kullanıldı. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan kanin atopik dermatit grubu ve sağlıklı kontrol grubu köpekler karşılaştırıldı. Zonulin (p=0,001) ve DAO (p=0,001) düzeylerinde kanin atopik dermatit grubunda anlamlı değişiklikler bulundu. Epidermal bariyer parametreleri verilerine göre pH (p=0,001) ve hidrasyon (p=0,001) açısından anlamlı değişiklikler bulundu. Ultrasonografik verilere göre kolon duvar kalınlığında (p=0,001) anlamlı değişiklikler bulundu. CADESI-04 klinik skorlaması 88,65 ± 5,63 olarak bulunmuş olup, bu değer yüksek düzeyde lezyon varlığına işaret etmektedir. Sonuç: Yapılan araştırma sonucu elde edilen verilere göre, 'beyin-bağırsak-deri ekseninde' atopik dermatitli köpeklerde intestinal permeabilite artışına eşlik eden intestinal mukozal hasarlanma dermatoloji yerine gastroentero-dermatoloji tanımının kullanımının daha doğru olduğunun bir göstergesidir. Bu yönüyle kanin atopik dermatit de dahil olmak üzere farklı birçok gastroentero-dermatolojik bozukluklarda zonulin ve DAO'nun 'beyin-bağırsak-deri ekseninde' biyobelirteç olarak kullanımının doğru olabileceği söylenebilinir. Yine intestinal permeabilite artışına yönelik sağaltım planlaması bu istikamette gerçekleştirilmeli klinik bulgular ve hastalık aktivite değişimi ilgili biyobelirteçlerle takip edilmelidir. Anahtar kelimeler: Atopi, Bağırsak, Diamin-oksidaz, ultrasonografi, Zonulin.

Gülşah Bay
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kedilerde hipertiroidizm prevalansı ve tiroid bezinin ultrasonografik muayenesi

Amaç: Bu çalışmada kedilerde T4 ölçümü ile hipertiroidizm prevalansının belirlenmesi ve tiroid bezinin ultarasonografik muayenesinin önemi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın hayvan materyalini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Kliniği ve İzmir ili veteriner klinik ve polikliniklerine getirilen, yapılan klinik muayene ve kan testleri değerlendirmeleri sonucu serum total T4 seviyeleri yüksek olan ve semptom gösteren hipertirodizm tanısı koyulan kediler oluşturdu. Çalışmada vakalar ırk, her iki cinsiyet ve yaş farklılıklarına göre ayırt edilmedi. Anamnez alınıp fiziksel muayene sonrası özellikle sabah saatleri tercih edilerek kan örnekleri alınıp ardından boyun bölgesi tıraşlanarak tiroid bezinin ultrasonografik muayenesi gerçekleştirildi. Dağılımların normalite testleri shapiro wilk analizine göre gerçekleştirip verilerin normal dağılım göstermemesi üzerine Mann Whitney U testi ile gruplar arası karşılaştırmalar yapıldı. Tüm analizlerde SPSS 25 programından yararlanılıp p değerinin 0.05 den küçük olduğu durumlar istatistiksel anlamlı kabul edildi. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan kediler normotiroidili ve hipertiroidili olarak gruplandı. Çalışmaya dahil edilen kedilerde hipertiroidizm prevalansı %8,6 olarak bulundu. Hipertiroidizm tanısı koyulan kedilerde tiroid bezinin ultrasonografik muayenesinde normotiroidili kedilere göre hacim ve ekojenitelerde anlamlı farklılıklar görüldü. T4 değeri yüksek bulunan kedilerin yaygın olarak 10 yaş ve üzeri olduğu belirlendi. Sonuç: Yapılan çalışma sonucu elde edilen verilere göre hipertiroidizmin şimdiye kadar yapılan çalışmalarla uyumlu olarak özellikle yaşlı kedilerde yaygın bir endokrin hastalık olduğu görülmüştür, tanı aşamasında ultrason muayenesinin bezin değerlendirilmesinde ve hastalığın prognozunun belirlenmesinde yardımcı olacağı düşünülmektedir. Hipertiroidizm şüpheli hastalarda hormonun sirkadiyen ritmi ve etkilendiği diğer şartlar dolayısı ile tanı amaçlı yapılan testlerin belirli aralıklarla tekrar edilmesi önerilmektedir.

Damla Benzer
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cryptosporodiosisli buzağılarda oral yolla uygulanan silikon dioksitin sağaltım etkinliğinin araştırılması

Amaç: Neonatal ishalli buzağılarda cryptosporodiosis'in sağaltımına yönelik sınırlı sayıda literatürün bulunduğu göze çarpmaktadır. Söz konusu araştırmalarda etiyolojik nedenlere bakılmaksızın ve hastalık etkenleri belirlenmeden yalnızca ishal baz alınarak değerlendirmeler yapılmıştır. Gereç ve yöntem: Literatürdeki eksikliği gidermeye yönelik olarak ve bu amaçla fakülte kliniğimizde bulunan neonatal ishale ait klinik bulguları mevcut buzağılara (n=20) katı fazlı immunokromatografi yöntemi ile çalışan hızlı test kitleri aracılığıyla ön tanı konuldu. Örnek toplanması ve laboratuvar analizlerinde uygulanacak algoritma: 1) her buzağıda rektumdan direkt taze dışkı toplanması, 2) demografik veri kaydı ve hızlı test kiti ile antijen tayini, 3) laboratuvara numune aktarımı, 4) Sheather's şekerli solüsyonu ile fekal flotasyon, 5) dışkı smear'inin hazırlanarak modifiye Ziehl–Neelsen boya ile muamelesi sonrası mikroskobik muayene olmak üzere teşkil edildi. Bulgular: Olgular öncelikli olarak mono-infeksiyona ilişkin gruplandırılarak, ko-infeksiyon durumundaki buzağılar ise çalışma dışı bırakıldı. İlgili ana gruplar (her grupta n=10'ar) I. grup (Cryptosporidium sp. ile infekte ve silikon dioksit (Zoosorb oral toz) uygulamasında bulunulacak), II. grup (Cryptosporidium sp. ile infekte ve herhangi bir moleküler ajan uygulanmayacak sağaltım grubu) olarak belirlendi. Silikon dioksit uygulanan cryptosporodiosisli buzağılarda 0., 3., 7. ve 10. günlerde ookist sayılarına ait geometrik ortalama ve standard deviasyon değerleri sırası ile 34079,86±101438,4, 0,000±34351,76, 0,000±3738,58, 0,000±5059,64 (p=0,000) olarak saptandı. Sonuç: Ookist sayılarında bu değişim silikon dioksit preparatının (Zoosorb oral toz) anti-cryptospodial etkinliğine yorumlanabilir. Yine 3. ve 7. günlerde silikon dioksit preparatının (Zoosorb toz) uygulandığı buzağılarda kontrol grubuna göre anlamlı derecede (p=0,001) değişen ookist atılımı sağaltım etkinliğine ilişkindi. Bu noktadan sonra silikon dioksitin etkinliği daha detaylı tartışılabilinir. Anahtar kelimeler: Buzağı,crytosporidium, silikon dioksit

BuzağılarHayvan hastalıklarıKriptosporidiyozis+3
Gökhan Zararyok
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00

Diğer danışmanlar