Theses supervised by Prof. Dr. Güray Küçükkocaoğlu
20 theses · Başkent University
Stratejik karar alanlarının banka karlılığına etkisi
Bu doktora tezinde, bankacılık sektöründe stratejik kararların, karlılığa etkisi araştırılmıştır. Stratejik kararların ve bu kapsamda banka varlık, yükümlülük, getiri ve maliyet kalemleri konusunda alınabilecek kararların; aktif pasif yönetimi bakış açısıyla, risk yönetimi ve makroekonomik faktörleri de dikkate alarak banka karlılığına etkisi incelenmiştir. Araştırmanın önemi, banka karlılığı ile ilgili nicel faktörler incelenirken pratik kullanımlarının araştırmada dikkate alınmasından kaynaklanmaktadır. Seçilen bağımsız değişkenlerin, aktif pasif yönetimi kapsamında, faaliyet sonuçlarını etkileyen bankacılık sektörüne özgü değişkenler olması öngörülmüştür. Araştırma kapsamında 23 adet mevduat bankasının 2009 ve 2021 yılları arasında altışar aylık dönemlerden oluşan verileri analize dahil edilmiştir. Kurulan dört ayrı modelle; ilk iki aşamada bağımsız değişkenler, aktif getirisi, pasif maliyeti, personel maliyeti, operasyonel maliyet ve faiz dışı gelir gider yönetiminin bağımlı değişkenler aktif karlılığı ve öz kaynak karlılığı ile ilişkisi araştırılmıştır. Üçüncü aşamada oluşturulan modelde kaynak maliyeti (başabaş faiz oranı) bağımlı değişkeni ile bağımsız değişkenler; toplam mevduat oranı, mevduat dışı kaynak oranı, maliyetsiz kaynak oranı, ortalama aktif büyüklüğü, yabancı para pasif oranı, kur riski, faiz riski, kredi riski ve TCMB faiz oranı ile ilişkisi araştırılmıştır. Araştırma dönemi bir bütün olarak incelendikten sonra kontrol değişkeni enflasyon aracılığıyla ekonominin %10'dan fazla ve %10'dan düşük enflasyon seviyesine sahip faaliyet ortamında banka giderlerini oluşturan kaynak maliyetinin anılan bağımsız değişkenler ile ilişkisi analiz edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü aşamada ilk iki modelin gelirler kısmını temsil eden aktif getirisi bağımlı değişken olarak araştırılmıştır. Bu modelin bağımsız değişkenleri nakdi krediler oranı, bireysel krediler oranı, ticari kredi çeşitlendirmesi, ortalama aktif büyüklüğü ve kredi riskidir. GSYH değişim oranı kontrol değişkeni olarak kullanılmış, araştırma dönemi bir bütün olarak incelendikten sonra, 2009-2021 yılları arası dönemde ekonomik büyümenin veri dönemi ortalaması olan %4,9'dan fazla gerçekleştiği dönemler ile %4,9'dan düşük gerçekleştiği dönemlerde değişkenlerin etkileri araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: stratejik karar, aktif karlılığı, özkaynak karlılığı, aktif getirisi, pasif maliyeti
Gelişmekte olan ülkelerin rezerv yeterliliklerinin değerlendirilmesi ve rezervleri belirleyen unsurlar üzerine ampirik bir çalışma
Gelişmekte olan ülkelerde ve özellikle ülkemizde uluslararası rezerv düzeyi politika yapıcılar ve akademisyenler tarafından tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Gelişmekte olan ülkeler için sağlam politikalara sahip olmanın yanında olası bir krizden çıkmanın en önemli unsurlarından biri de yeterli düzeyde rezerv bulundurmaktır. Bu durum mevcut rezerv seviyelerinin yeterliliğinin önemini daha da artırmaktadır. Mevcut rezerv seviyelerinin yeterliliğini belirlemek için öncelikle gelişmekte olan ülkeler içerisinden on beş ülke seçilmiştir. Alfabetik sırayla bu ülkeler; Arjantin, Brezilya, Endonezya, Güney Afrika, Filipinler, Hindistan, Kolombiya Macaristan, Malezya, Meksika, Polonya, Rusya, Şili, Tayland ve Türkiye'dir. Bu ülkelerin rezervlerinin yeterliliğinin belirlenmesinde, geleneksel yöntemler, Kapteyn ve Wijnholds yöntemi ve 2013 yılında yenilenmiş IMF metriği kullanılmıştır. Sonrasında, gelişmekte olan ülkelerin net uluslararası rezervlerini etkileyen on adet bağımsız değişkenin etkileri araştırılırmıştır. Bu amaç doğrultusunda, model kapsamına dahil edilen değişkenlerin 2001-2021 dönemine ilişkin üçer aylık zaman serileri kullanılmıştır. İlk olarak değişkenlerin durağanlık bilgilerinin elde edilebilmesi amacıyla ADF ve IPS birim kök testlerinden yararlanılmış ardından modellere Sabit Etkiler ve Tesadüfi Etkiler analizleri uygulanmıştır. Daha sonra bu modellerin hangisinin uygun olduğunu belirlemek amacıyla Hausman testi yapılmıştır. Testlerin sonuçlarına göre Driscoll Kraay Standart Hata Düzeltme tahmincisi en uygun tahminci olarak belirlenmiştir. Ampirik bulgular, seçilen ülkelerde, döviz kurunun, rezerv maliyetinin ve enerji fiyatlarının net rezervler üzerindeki negatif etkisini, ihracat oynaklığının, ithalatın, kısa vadeli borçlanmanın, para arzının, portföy yatırımlarının ve gıda fiyatlarının pozitif etkisini doğrulamaktadır.
Marka değerinin hissedar değerine etkisinin Borsa İstanbul'da işlem gören şirketler üzerinde ölçümlenmesi
Hissedar değeri kavramı, değer yaratmayı hissedar perspektifinden ele alan bir bakış açısına dayanmaktadır. Marka değeri ise pazarlama çabası tarafından yaratılan maddi olmayan bir varlıktır. Pazarlama yöneticileri, markalaşmanın değerini net finansal terimlerle kanıtlama konusunda zorlanmaktadırlar. Çünkü her şeyden önce, maddi olmayan varlıklar çoğu zaman iş büyümesi ve hissedar değeri oluşturmaktan sorumlu olarak görülse de şirket bilançolarında yer almazlar. Ayrıca genel anlamda pazarlamanın alanı müşteri değerinin yaratılması ile ilgili görülürken, hissedar değeri alanı finansa aittir. Bununla birlikte, pazarlama için üst yönetim açısından nihai performans ölçütü, finans düşünce okulu ile uyumludur. Markanın hissedar değerini artırmadaki rolünün somut verilerle desteklenmesi hem genel anlamda yönetimin hem de pazarlama ve finans alanlarından sorumlu yönetici ve çalışanların marka değerine ve bu değeri artırmaya yönelik faaliyetlerine (plan, bütçe, strateji, çaba vs.) yön vermesi açısından önem taşımaktadır. Bu nedenle çalışmada, marka değerinin hissedar değerine etkisinin hem pazarlama hem de finans bakış açılarını birleştiren bir bakış açısıyla ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu etkinin ölçümlenmesine yönelik olarak Carhart'ın Dört Faktörlü Modeli baz alınmakla beraber, Sermaye Varlıklarını Fiyatlama Modeli ve Fama-French Üç Faktörlü Model de çalışmaya dahil edilerek, getiri ve risklere ilişkin karşılaştırmalı bir analiz sunulması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, 2010-2020 yılları arasında Borsa İstanbul'da (BİST) işlem gören şirketler, "Marka değeri yüksek şirketler portföyü" ile "Diğer şirketler portföyü" olmak üzere iki ayrı kategoride incelenerek, getirileri ve riskleri yönünden birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Araştırma kapsamında dikkate alınan marka değeri verileri Brand Finance tarafından her sene açıklanan "Türkiye'nin En Değerli 100 Markası" listesinde yer alan markaları içermektedir. Çalışmanın sonuçları finans teorisi açısından yüksek getiri ve yüksek risk bağlantısını desteklerken, pazarlama literatüründe marka değeri-hissedar değeri ilişkisine yönelik olarak öne çıkan "değerli markaların daha yüksek getiriye ve daha az riske sahip olduğu" yönündeki görüşlere ise farklı bir bakış açısı getirmiştir. Araştırma sonuçları değerlendirildiğinde, Türkiye piyasası bağlamında değerli markaların yüksek getiri ile hissedar değerine katkı sağladığı ancak bunu daha az riskle yapmadığı, yüksek bir riskin karşılığı olarak yaptığı yönünde kanıtlar elde edilmiştir. Ayrıca, araştırma bulguları Carhart'ın Dört Faktörlü Modeli'nde yer alan dört risk faktörü açısından da anlamlı sonuçlar vermiş ve bu anlamda benzer çalışmalardan ayrışmıştır.
Yurtdışı finansmanın Türkiye'nin ekonomik zenginliğine etkisi
Siyasi/iktisadi darboğazların aşılmasında ve sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın sağlanmasında önemli bir araç olarak görülen yurtdışı finansman kapsamındaki, doğrudan yabancı yatırımlar, yabancı portföy yatırımları, yabancılara gayrimenkul satışları ve özel sektörün sağladığı uzun vadeli yurtdışı kaynaklı kredilerin ekonomik zenginlik üzerindeki etkisini anlamak, bu kaynakların ne ölçüde doğru alanlara yönlendirildiğini ve sürdürülebilir kalkınma açısından verimli kullanılıp kullanılmadığını değerlendirmek kritik önemdedir. Ancak literatürde bu kaynakların ekonomik büyüme üzerindeki etkisi sıklıkla incelenmiş olsa da, ekonomik zenginlik gibi çok boyutlu bir kavram üzerindeki etkilerine dair analizlerin sınırlı olduğu görülmektedir. Bu nedenle, bu çalışmada, söz konusu dış finansman türlerinin Türkiye'nin ekonomik zenginliği üzerindeki uzun vadeli ve yapısal etkileri bütüncül bir yaklaşımla araştırılmıştır. Bu amaçla, öncelikle ekonomik zenginliği belirleyen temel yapısal unsurlar araştırılmış; literatürde yaygın biçimde kullanılan zenginlik, ekonomik kapasite ve kalkınmayı ölçen mevcut ölçüm araçları ile bu araçların sınırlılıkları değerlendirilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda, ekonomik zenginliğin yalnızca toplam üretim düzeyi ya da kişi başına gelir gibi tekil göstergelerle ölçülemeyecek kadar çok boyutlu ve karmaşık bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. Bu nedenle, bir ülkenin ekonomik kapasitesini, üretim gücünü, bu üretimin topluma nasıl yansıdığını ve kurumsal yapıların sürdürülebilirliğini birlikte ele alan bütüncül ve çok boyutlu bir ölçüm aracı olarak Ekonomik Zenginlik Endeksi (EZE) tasarlanmıştır. Endeks, klasik makro göstergelerin (Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH), kişi başı GSYİH, GINI, istihdam düzeyi, yurtiçi ulusal tasarruf düzeyi, sabit sermaye yatırımları) yanı sıra yapısal, kurumsal ve üretkenliği yansıtan göstergeleri (patent başvuruları, Ekonomik Kompleksite, Beşeri Sermaye, Ekonomik Özgürlük, Yolsuzluk Kontrolü) içermektedir. EZE, 2000–2020 dönemi Türkiye verileri üzerinden, Temel Bileşenler Analizi (PCA) yöntemi kullanılarak oluşturulmuştur. Endeks oluşturulduktan sonra, doğrudan yabancı yatırımlar, yabancı portföy yatırımları (hisse senedi ve tahvil), yabancılara gayrimenkul satışları ve uzun vadeli dış krediler olmak üzere dört dış finansman türünün EZE üzerindeki etkisi zaman serisi analiziyle incelenmiştir. Analiz öncesinde serilerin durağanlık düzeyleri Augmented Dickey-Fuller (ADF) testiyle belirlenmiş; eşbütünleşme testleriyle uzun dönem ilişkiler araştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı yatırımlar, tahvil bazlı yabancı portföy yatırımları, yabancılara gayrimenkul satışları ekonomik zenginlik üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkiye sahiptir. Buna karşılık, hisse senedi bazlı yabancı portföy yatırımları ve uzun vadeli dış krediler negatif yönlü etkiler göstermiştir. Sonuçlar, yurtdışı finansmanın ekonomik zenginliğe katkı sağlayabilmesi için bu kaynakların üretken alanlara yönlendirilmesi ve kredi tahsis süreçlerinin daha şeffaf hale getirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bu çalışma, EZE gibi yeni ve çok boyutlu bir endeksin oluşturulması ve farklı yurtdışı finansman türlerinin bu endeks üzerindeki etkilerinin birlikte incelenmesi açısından literatüre özgün bir katkı sunmaktadır.
Türkiye'deki banka kredilerinin net KOBİ oluşumuna etkisi
Türkiye'de fon kaynaklarına erişimde zorluklar yaşandığı literatürde belirtilmektedir. Başlıca fon kaynağı olarak sayılabilecek banka kredilerine erişimde yaşanan zorluklardan dolayı, yeni Küçük ve Orta Büyüklükte İşletme oluşturmakta zorlanılmakta ve ekonomi daha gelişmiş seviyelere ulaşamamaktadır. Fon kaynaklarına erişimde yaşanan sorunların temel nedenleri arasında kredi dilimlemesi (kredi tayınlaması) olduğu düşünülmektedir. "Türkiye'deki Banka Kredilerinin Net KOBİ Oluşumuna Etkisi" başlıklı tez ile; kredi dilimlemesi sorununun çözümü ve ekonomik gelişimi destekleme için; bankacılık sektörü kredilerinin net KOBİ oluşumuna ve dolaylı olarak Sanayi Üretim Endeksi'ne etkisi incelenmiştir. Optimal banka grubundan ve alandan kullandıracak kredilerin hem kredi dilimlemesi sorununu en aza indirgeyebileceği hem de ekonomiyi daha yüksek seviyelere taşıyabileceği düşünülmüştür. Bu çalışmada; net KOBİ oluşumu, bankacılık sektörü kredileri ile Sanayi Üretim Endeksi arasında ara değişken olarak kullanılarak; kamu ve kamu dışı sermayeli banka ayrımında Sanayi Üretim Endeksi'ni en çok katkı sağlayan Toplam ve Canlı Kredi ile Donuk Alacak kullandırılan istatistiksel bölge, il ve faaliyet alanları tespit edilmiştir. 2010:01-2018:06 verileri kullanılarak hazırlanan çalışmada, ADF ve Yapısal Kırılmalı Birim Kök Testi, ARDL, Toda Yamamoto Nedensellik testi ve panel veri için; ADF Birim Kök Testi, SwamyS, Westerlund İstatistikleri ve Dumitrescu Hurlin Nedensellik Testi uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bazı bölgesel bulgulara göre; Batı Anadolu istatistiksel bölgesinin dışındaki bölgeler için, kamu dışı sermayeli bankalar tarafından kullandırılan kredilerin net KOBİ oluşumunu dolayısıyla Sanayi Üretim Endeksini olumlu etkilediği bulunmuştur. İl bazında yapılan analizlerde ise; Giresun, Zonguldak, Gümüşhane, Gaziantep ve Artvin başta olmak üzere hemen hemen tüm illerde her iki sermaye grubunda da verilen kredilerin ekonomiyi olumlu etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Daha önce literatürde yapılmış çalışmalar ile ilgili olan sonuçlar, literatür ile uyumludur. Anahtar Kelimeler: Net KOBİ Oluşumu, Bankacılık Sektörü Kredileri , Canlı Kredi, Donuk Alacak, Sanayi Üretim Endeksi.
Yapay zeka yöntemleri ile finansal zaman serileri öngörüleri
Bilgisayar bilimlerinin sunduğu yöntemler, veriye erişme, veri işleme ve depolama yönünden finans alanındaki gereksinimleri karşılamada insanlara kıyasla kuvvetli avantajlara sahiptir. Bilgisayar bilimlerinin bir alt dalı olan yapay zeka sunduğu nöral ağ, genetik algoritmalar ve makine öğrenmesi gibi yöntemlerle finans alanında ortaya çıkan trend analizi, zaman serisi analizi, portföy yönetimi, dolandırıcılık tespiti, risk yönetimi ve hisse değeri öngörüleri gibi problemlere etkin çözümler sunmaktadır. Bu çok disiplinli tezin amacı, finansal zaman serilerini belirli yapay zeka programlarına öğreterek gelecek tahminleri üretmek ve elde edilen bu öngörülerin performansını gerçekleşen değerlerle kıyaslayarak incelemektir. Tez çalışması kapsamında yedi farklı yapay zeka yöntemi programlanmıştır. Veri seti olarak 2014-2016 senelerini kapsayan 775 iş günü boyunca Borsa İstanbul'da işlem gören, işlem hacmi ve piyasa değeri en yüksek 30 şirketin hisse senedi kapanış fiyatları kullanılmıştır. Algoritmaların performanslarının öğrenme süreleri ile değişiklik göstereceği beklentisi sebebi ile öncelikle verilerin %80'ine tekabül eden 603 günlük veri öğrenme için kullanılmış, kalan %20'si olan 152 günlük veri yöntemlerin test edilmesinde kullanılmak üzere algoritmaların tahmininde kullanılmıştır. "Uzun vade tahminleri" olarak yapılan bu çalışmada "Hızlı Orman Yüzdelik Dağılımı" algoritmasının en düşük hata oranına sahip olduğu tespit edilmiştir. Tezin bir sonraki adımında verilerin %90'ına tekabül eden 680 günlük veri öğrenme için kullanılmış, kalan %10'u olan 75 günlük kısmı test amacı ile kullanılmıştır. "Orta vade tahminleri" olarak yapılan bu çalışmada "Destekli Karar Ağacı Regresyonu" algoritmasının en düşük hata oranına sahip olduğu tespit edilmiştir. Son olarak verilerin %99'ına tekabül eden 747 günlük veri öğrenme için kullanılmış, kalan %1'i olan 8 gün test amacı ile kullanılmıştır. "Kısa vade tahminleri" olarak yapılan bu çalışmada "Nöral Ağ Regresyonu" ve "Poisson Regresyonu" algoritmalarının en düşük hata oranlarına sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak yapay zeka yöntemlerinin finansal zaman serileri öngörüleri için etkili yöntemler sunduğu ortaya konmuştur.
Girişimcilik ve ihracat hacminin ekonomik kompleksite üzerindeki etkisi: Türkiye analizi
Günümüzde toplumlar için "sürdürülebilir" ekonomik büyüme ve kalkınmanın sağlanması çabalarına Richard Hausmann ve César Hidalgo (2009) tarafından geliştirilen "ekonomik kompleksite" kavramı, yeni bir bakış açısı sunmuştur. Bu yaklaşımda; sürdürülebilir kalkınmanın, üretim miktarının arttırılmasından ziyade ürün çeşitliliğini ve eşsizliğini maximize eden üretim yapısına dayanan kompleks bir ekonomik yapıyla mümkün olabileceği ön görülmektedir. Ancak bu yapının oluşturulabilmesinde, toplumun çeşitli kesimlerine dağılmış halde bulunan bilgi ve beceriyi birleştirerek kullanacak örgütlenmiş birimlere ihtiyaç duyulduğu da belirtilmektedir. Bu nedenle, literatürde genel olarak; üretim faktörlerini, sistemli ve çok daha yüksek katma değer yaratacak şekilde bir araya getirerek, üretimi verimli ölçeklerle gerçekleştiren ve çoğunlukla kurumsal örgütlü yapılar olan girişimlerde (şirketlerde) vücut bulan bir süreç olarak tanımlananan girişimciliğin yüksek ekonomik kompleksiteye ulaşabilmesinde önemli bir payı olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın öncelikli amacı, girişimciliğin; ikincil amacı ise ihracat hacminin ekonomik kompleksite üzerindeki etkisinin, Türkiye özelinde ve 1995-2018 dönemine ait logaritmik farkı alınmış zaman serileriyle basit ve çoklu doğrusal regresyon analiz yöntemi kullanılarak araştırılmasıdır. Çalışmada öncelikle ekonomik kompleksite yaklaşımı ve girişimcilik kavramı ile üretimin ve ürünlerin teknoloji seviyesi de göz önünde bulundurularak Türkiye'nin ihracat yapısı incelenmiş olup müteakiben yapılan analizler sonucunda; - Girişimcilik ile ekonomik kompleksite arasında anlamlı ve olumlu bir ilişki olduğu, yeni girişimlerin (şirketlerin) kurulmasının ekonomik kompleksite üzerinde olumlu, kapanarak faaliyetlerine son vermelerinin ise olumsuz yansımalara sebep olduğu, - İhracat hacminin ise ekonomik kompleksite üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etki yaratamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Ülke kredi temerrüt takas (CDS) primini etkileyen faktörler, Türkiye uygulaması
Kredi temerrüt takas primi (CDS) bir ülkenin borç ödeme kabiliyeti hakkında bilgi veren önemli göstergelerden bir tanesidir. Bu gösterge kullanılarak ülkelerin risklilik durumları kıyaslanabilmektedir. Kredi derecelendirme şirketleri tarafından dönemsel olarak gerçekleştirilen ülke kredi derecelendirme notları da, ülke kredi temerrüt takas primleri gibi ülke kredibilitesi hakkında bilgi vermektedir. Bu çalışmada, 2005 yılından 2020 yılı Kasım ayına kadar olan dönemde, ülke CDS primi ve kredi derecelendirme şirketleri (Fitch, Moody's ve S&P) tarafından gerçekleştirilen ülke notlandırmaları grafik analizi yöntemiyle kıyaslanmıştır. Şirketlerin not artırımlarında temkinli olunduğu ve CDS primlerinde düşüşlerin devam etmesi ve riskliliğin azaldığı gözlense dahi aynı notta uzun süreli kalındığı, 2016 yılından sonra ise not azaltışlarında hızlı ve kısa süreli değişiklikler yapıldığı görülmüştür. CDS primlerinde yaşanan hareketliliğin orta vadede kredi derecelendirme notlarına etkisi olduğu tespit edilmiştir. İncelenen dönemde, ülkede yaşanan sosyal ve ekonomik olaylar ve makroekonomik faktörlerin ülke kredi temerrüt takas primlerine etkisi incelenmiştir. Bağımsız değişkenlerin, CDS primleri üzerine uzun ve kısa dönem etkisi ARDL yaklaşımı ile analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, CDS primi üzerinde uzun dönemde borsa endeksi ile büyüme oranının negatif ve döviz kurunun ise pozitif etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Belirlenen değişkenlerin CDS primi üzerinde kısa dönem etkisi incelendiğinde borsa endeksinin negatif, döviz kuru, gösterge faiz oranı ve ülkede yaşanan olayların ise pozitif etkisi olduğu görülmüştür. Ülke CDS primi ile makroekonomik faktörler arasında Toda-Yamamoto tarafından geliştirilen yöntem kullanılarak nedensellik sınaması gerçekleştirilmiştir. Borsa endeksinden ve faiz oranından CDS primi yönünde ve CDS priminden ödemeler dengesi hesabı ile GSYİH yönünde tek yönlü nedensellik bulunduğu ve CDS priminin döviz kuru ve enflasyon oranı ile nedensellik ilişkisinin bulunmadığı tespit edilmiştir. CDS primi üzerinde uzun dönemde borsa endeksi ve büyüme oranının negatif ve döviz kurunun pozitif etkisi tespit edilmiş ancak etkisi olduğu tespit edilen faktörlerden yalnız borsa endeksinde gerçekleşecek ve beklenmeyen bir şokun CDS primi üzerinde değişim yaratacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Türk Vergi Sistemi'nde dolaylı vergilerin Avrupa Birliği ülkeleri ile kıyaslanması
Bu tez çalışmasının amacı, Avrupa Birliği ülkelerinin vergi sistemi ile Türk Vergi Sistemi'nin dolaylı vergilendirmelerin karşılaştırılması ve bu karşılaştırmanın etkilerini değerlendirmektir. Bu tez çalışmasında yapılan araştırmalar sonucunda Türkiye'deki vergi sistemi ile Avrupa Birliği ülkelerinin vergi sistemleri arasında birtakım farklılıklar olduğu görülmüştür. Bu farklılıkların halk üzerindeki etkisinin ne şekilde olduğu araştırılmıştır. Araştırmalar çerçevesinde bu çalışma tarafsız ve şeffaf bir biçimde aktarılmıştır. Vergilendirme gibi toplumun bütün kesimini dahil eden bir konunun; açıklanabilir, şeffaf, her kesimin anlayabileceği bir dil ile ifade edilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Yaşamış olduğu ülkenin sınırları içerisinde ödemiş olduğu vergilerin ne şekilde harcandığını ve o vergiyi ne sebep ile ödediğini bilmek her vatandaşın en doğal hakkıdır. Bu sebep ile vergilendirme herkesin rahatlıkla anlayabileceği bir dil ile ifade edilmelidir. Vergi gelirleri, devletin en büyük ve en önemli gelir çeşitlerinden birisidir. Dolayısıyla devletin halkından vergi toplaması gayet anlaşılır ve normaldir. Devlet birtakım hizmetleri yerine getirebilmek ve gerçekleştirebilmek maksadı ile vergi toplamaktadır. Aslında verginin amacı; verginin toplandıktan sonra, dönüp dolaşıp yine halka belirli hizmetler ile geri dönmesidir. Burada toplanmış olan bu vergilerin, halkın ihtiyaçlarına karşılık verip vermediği çok önemli bir konudur. Sınıflama açısından Türk Vergi Sistemi çok vergili sisteme dahildir. Esasen günümüz dünyasında tek bir vergi düzeni ile vergi sistemini yürüten bir ekonomi sistemi yoktur. Çok vergili sistem sınıflaması; harcamalar, gelir ve servet üzerinden alınan vergiler olarak üç ana grupta kümelenmektedir. Asıl konumuz olan dolaylı vergilendirme, harcamalar üzerinden alınan vergiler sınıflamasına girmekte iken; doğrudan vergilendirme ise, servet üstünden alınan vergiler ve gelir üstünden alınan veriler olarak iki gruba ayrılmaktadır. Harcamalar üstünden alınan vergiler; yansıtılması kolay ve tahsilatı harcama yapıldığı anda tahsil edilen bir vergi çeşididir. Harcamalar üzerinden alındığı için; servet ve gelirler üzerinden alınan vergiler açısından, halk tarafından incelendiğinde daha az hissedilmektedir. Anayasamızın 73. Maddesi olan: "Herkes, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacıdır." Hükmü Türk Vergi Sistemi'nin en esas hükmünü oluşturmaktadır. Aslında bu tez araştırmasında irdelenecek en temel cümle "Herkes, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür" cümlesidir. Türkiye'de dolaylı vergilendirmeler, doğrudan alınan vergilerin neredeyse iki katı iken, halk mali gücüne göre vergi ödemekle mükellef olup olmadığı konusu üzerine düşünülüp, irdelenmesi gereken bir konudur. Türkiye'de dolaylı vergilendirme yüzde 60-70 seviyelerinde iken; Avrupa Birliği ülkelerinde ortalama olarak yüzde 30-40 seviyelerindedir. Bunun sebepleri, neden bu şekilde tercih edildiği, hükümet ve halk üzerindeki etkisi anlatılacaktır. Genel olarak; Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinin ortalama vergi gelirleri, vergi gelirlerinin nasıl elde edildiği ve bu vergi gelirlerinin ne şekilde kullanıldığı bu tez çalışmasının içerisinde yer alacaktır.
Borsa İstanbul'un mikro yapısındaki değişikliklerin gün içi getiri, volatilite ve kapanış fiyatına etkisi
Borsa İstanbul'da gün içi getiri ve volatilite yapıları ve bu yapıları oluşturan nedenlerden biri olan kapanış fiyatı manipülasyonunu test etmek üzere 1 Kasım 2006 – 31 Mayıs 2012 döneminde farklı endekslerde yer alan 102 adet hisse senedi kullanılmıştır. Yine aynı dönemde Borsa İstanbul'un mikro yapısında meydana gelen açılış seansı uygulamasına geçiş, disketle emir iletimi uygulamasının kaldırılması, fiyat adımlarının küçültülmesi, emir iptalinin serbest bırakılması ve kapanış seansı uygulamasına geçişin gün içi yapılara olan etkileri araştırılmıştır. Borsa İstanbul'un gün içi getiri yapısının genel literatüre paralel olarak çift seans uygulaması nedeniyle çift U formunda (ya da W formu) olduğunu söylemek mümkündür. Borsa İstanbul'un seans açılışlarında ve kapanışlarındaki getirinin diğer zaman dilimlerine göre daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Gün içi volatilite yapısının ise çift seans uygulaması nedeniyle çift L formunda olduğunu söylemek mümkündür. Borsa İstanbul'un seans açılışındaki volatilitenin yüksek olduğu ve seans sonuna doğru bu volatilitenin azaldığı gözlemlenmiştir. Açılış seansı uygulaması getiri formunu istatistiki olarak önemli ölçüde değiştirmiş olup, açılış seansıyla birlikte ilk 15 dakikalık getirilerde önemli bir düşüş olmuştur. Ancak açılış seansı uygulaması açılışta gözlemlenen volatiliteyi de anlamlı bir şekilde arttırmıştır. Kapanış seansı uygulaması kapanıştaki getiriyi ve sabah açılışta gözlemlenen volatiliteyi anlamlı bir şekilde düşürmüştür. Borsa İstanbul'da tek fiyat yöntemli kapanış seansının uygulamaya girmesine kadar olan dönemde Felixson ve Pelli (1999) modeline göre kapanış fiyatını artırmaya yönelik manipülatif hareketlerin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son 15 dakikaya kadar olan dönemde "Alım-Satım"ın toplam işlem miktarına oranı değişkeninin katsayısının pozitif ve yüksek anlamlılık düzeyine sahip olması kapanış fiyatı manipülasyonunu destekleyici niteliktedir. Kapanış seansı uygulamasının kapanış fiyatı manipülasyonunu önemli ölçüde ortadan kaldırdığı görülmüştür.
Üretim işletmelerinde dış kaynak kullanımının sermaye yapısı üzerine etkisi
Bu tezin amacı, sermaye yapısını etkileyen faktörleri Türkiye'de bulunan üretim işletmeleri üzerinde incelemektir. Firma büyüklüğü, karlılık, maddi duran varlıklardaki büyüme, toplam aktiflerdeki büyüme ve somutluk değişkenleri sermaye yapısını etkileyen firma özellikleri olarak panel metodolojisine göre incelenmiştir. Örneklem seti, Borsa İstanbul'da (BİST) yer alan 139 Türk üretim işletmesinin 2005-2012 yılları arasındaki dörder aylık dönemlerini içermektedir. Yapılan analiz sonucunda, maddi duran varlıklardaki büyüme oranı dışında incelenen tüm bağımsız değişkenlerin, Türk üretim işletmelerinin sermaye yapısı kararlarını oluşturan anlamlı faktörler olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, firma büyüklüğü, toplam aktiflerdeki büyüme oranı, karlılık ve somutluk ile kaldıraç seviyesinin negatif ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu sonuç toplam aktiflerdeki büyüme oranının Dengeleme Kuramını desteklediğini; diğer değişkenlerin ise Finansman Hiyerarşisi Kuramının, Türk imalat sanayisinde geçerli olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
Türkiye'de yaşanan finansal kriz dönemlerinde uluslararası brüt sermaye hareketlerinin analizi
Bu araştırmanın temel amacı, Türkiye'de 1998-2013 yılları arasında yaşanan ekonomik krizlerde, ödemeler dengesi finans hesabında yer alan sermaye akımlarının hareketlerini tespit ederek, bu hareketlere neden olan makroekonomik ve finansal dinamikleri incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın birinci bölümünde, küreselleşen dünyada finansal kriz kavramı ikinci bölümünde uluslararası sermaye akımları ve üçüncü bölümünde günümüz ekonomik konjonktüründe uluslararası sermaye akımlarının bölgesel hareketleri ve fonksiyonları teorik olarak incelenmiştir. Araştırmanın dördüncü bölümünde ise kriz ve sermaye arasındaki ilişkiyi konu alan teorik ve ampirik literatür taranarak araştırmanın yöntemi ve modelleri tanımlanmıştır. Araştırma sonucuna göre kriz dönemlerinde sermaye hareketleri normal dönemlere göre farklılaşmakta, özellikle yabancı yatırımcılar yerli yatırımcılara göre kriz dönemlerinde farklı yönde hareket etmektedir. 1998 ve 1999 yıllarında yaşanan krizler öncesinde yoğun miktarda yabancı sermayenin ülkeye giriş yaptığı, 2001 yılında yaşanan krizden önce ülkeden ayrılan yabancı yatırımcıların aynı yıl yaşanan ikinci kriz sonrasında yoğun bir şekilde Türkiye'ye geri dönmeye başladığı tespit edilmiştir. 2007 yılı sonunda ABD'de başlayan küresel krizden önce ülkeye yoğun bir şekilde giriş yapan yabancı sermaye akımlarının, kriz zirvedeyken ülkemizden aynı yoğunlukta ayrılmaya başladığı; yerli sermayenin, yabancıların boşalttığı yatırım alanlarını doldurduğu tespit edilmiştir. 1998-2013 yılları arasında Türkiye'de toplam 12 adet finansal kriz yaşandığı tahmin edilmiş olup, incelenen dönemde 2002, 2003 ve 2004 yılları arasında geçen 27 aylık periyot ile 2005, 2006 ve 2007 yılları arasında yaklaşık 15 aylık periyotta kriz yaşanmadığı görülmüştür. Krizsiz geçen birinci dönemde ödemeler dengesi net hata noksan kalemindeki muazzam orandaki artışın; kriz tespit edilmeyen ikinci dönemde ise ülkeye portföy türü yatırımlardaki ani sıçramanın önemli ölçüde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Krizi açıklayan değişkenlerin (Borsa İstanbul 100 Endeksi, ekonomideki büyüme oranı, enflasyon oranı, reel faiz oranı, döviz kurları, döviz cinsinden para arzının gayri safi yurt içi hâsılaya oranı, döviz cinsinden para arzının Türk Lira'sına oranı, Rezervlerdeki değişimler, ihracatın ithalatı karşılama oranı ve Net hata noksan kalemi) hareketlerinin, EMP modeliyle tespit edilen kriz dönemlerinde (kriz öncesi, kriz zirvedeyken ve kriz sonrasında) farklılaştığı tespit edilmiştir.
IFRS 15 müşterilerle yapılan sözleşmelerden doğan hasılat standart taslağının incelenmesi ve inşaat sektörüne ilişkin örnek uygulama
Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB), telekomünikasyon, yazılım, gayrimenkul, inşaat ve üretim sektörleri başta olmak üzere, tüm sektörlerin hasılatlarının tek bir standartta toplanması için çalışmalara başlamış ve Mayıs 2015'te IFRS 15 Müşteriler İle Yapılan Sözleşmelerden Doğan Hasılat (Revenue from Contracts with Customers) standardının taslağını yayınlamıştır. Amerikan Finansal Muhasebe Standartları Kurulu (FASB) ve Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu'nun (IASB) ortak bir çalışması olan yeni standart taslağı 1 Ocak 2017 yılından itibaren uygulamaya geçmesi planlanmasına karşın 1 Ocak 2018'e uzatılmıştır. Fakat erken uygulamaya izin verilmiştir. 01.09.2015 tarihinde taslağın Türkçe metni TFRS 15 adı ile yayınlanmıştır. Yeni standart taslağı, hasılatın kazanılmasını zamanın belirli bir noktasında veya zaman süresince gerçekleşen edim yükümlülüklerine bağlamıştır. Hasılatta, müşterilere kontrolün transferini sağlayan beş aşamalı bir model oluşturulmuş olup temeline de müşterilerle yapılan sözleşmeler yerleştirilmiştir. Bu beş aşamalı modelin asıl maksadı hasılatın ne tutarda ve ne zaman muhasebeleştirileceğini belirlemektir. Bu çalışmanı öncelikli amacı IFRS 15 Müşteriler İle Yapılan Sözleşmelerden Doğan Hasılat (Revenue from Contracts with Customers) standardının taslağını, Türkiye'deki inşaat mevzuatını ve kaldırılması planlanan TMS 11 İnşaat Sözleşmeleri standardını incelemek ve inşaat sektörüne yönelik olarak örnek bir çalışma sunmaktır.
Enerji fiyatları ile Türkiye'deki imalat firmalarının karlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı dünyadaki enerji fiyatlarındaki değişimin Türk üretim firmalarının karlılıkları üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışma Borsa İstanbul'da işlem gören ve hem yurt içinde hem de yurt dışında faaliyet gösteren 37 imalat firmasının 2008 – 2015 yılları arasındaki üçer aylık verileriyle yürütülmüştür. Firma karlılığı ve enerji fiyatları arasındaki uzun dönemli ilişkinin incelenmesi için Panel ARDL yaklaşımı kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre dünyadaki enerji fiyatları ile Türk firmalarının karlılıkları arasında uzun dönemli, istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki vardır. Anahtar Kelimeler: Enerji fiyatları, Firma karlılığı, Panel ARDL, ROA
Yatırım fonlarının muhasebeleştirilme esasları ve mali tablolarına ilişkin denetçi görüşleri ile denetçi rotasyonu arasındaki ilişki
Bu çalışma Türkiye'deki menkul kıymet yatırım fonlarını; muhasebeleştirme esasları, mali tablo ve raporların TMS/TFRSR'ye göre düzenlenmesi, fonların denetimi ve denetim şirketi/sorumlu ortak bazında denetçinin değiştirilmesi açılarından incelemeyi hedeflemiştir. Bu kapsamda öncelikle yatırım fonlarının muhasebeleştirme esasları ve fonların düzenlemekle yükümlü oldukları finansal tablolar TMS/TFRS kapsamında incelenmiş, sonrasında ise fonların bağımsız denetimi konusu üzerinde çalışılmıştır. Bağımsız denetim açısından ele alındığında, denetim şirketi ya da sorumlu ortağın değiştirilmesi "denetim kalitesi" kavramı yönünden oldukça büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma kapsamında öncelikle şirketlerin denetçi değiştirme üzerine önceki yıllarda yapılmış olan çalışmalar taranmış ve şirketleri denetçilerine değiştirmeye iten yirmi adet faktör belirlenmiştir. Bu faktörler arasından seçilen "denetim görüşü" bu çalışmanın odak noktasını oluşturmuş ve alınan şartlı/olumsuz denetim görüşleri ile yatırım fonlarının denetçi şirket/sorumlu ortak değiştirme konusundaki kararları arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılması incelenmiştir. Konunun araştırılabilmesi amacıyla veri toplanabilmesi için bir "denetim ölçeği" oluşturulmuştur. Oluşturulan denetim ölçeği on adet sorudan oluşmaktadır. Çalışmanın bulguları Türkiye'deki yatırım fonlarının yapılan bağımsız denetimi sonucunda aldıkları denetim görüşleri, hangi denetim şirketi ile çalıştıkları ve gözlem dönemi boyunca çalıştıkları denetim şirketinin ya da sorumlu ortağın değişip değişmediği ya da kaç kez değiştiği hakkında bilgi sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, yatırım fonları, yatırım fonlarındaki muhasebeleştirme esasları,denetim şirketleri, denetim şirketi/sorumlu ortak rotasyonu
Türkiye'de Merkez Bankası müdahaleleri ile döviz kuru arasındaki ilişki (1 Ocak 2004 - 30 Haziran 2015)
Döviz kurlarında meydana gelen hızlı ve yüksek orandaki değişiklikler, belirsizlik yaratmakta ve bu durum ülke ekonomisi açısından önemli bir sorun haline gelmektedir. Bu soruna çözüm getirmek amacıyla Merkez Bankaları tarafından döviz müdahaleleri gerçekleşmektedir. Sınırlı döviz rezervleri kullanılarak ve yüksek maliyetlere katlanılarak gerçekleştirilen bu müdahalelerin döviz kurları üzerinde nasıl bir etki yarattığı ise merak unsurudur. Merkez bankalarının döviz müdahalelerinin döviz kurlarına etkisini ölçmek için çeşitli methodlar kullanılarak uluslararası alanda birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışma, 1 Ocak 2004 – 30 Haziran 2015 tarihleri arasındaki dönemde, TCMB tarafından gerçekleştirilen döviz müdahaleleri ile kur düzeyi ve kur oynaklığı arasındaki ilişkiyi Probit, GARCH ve E-GARCH modellerini kullanarak ölçmeyi amaçlamaktadır. Döviz müdahalelerinin oynaklık ve döviz kurunun uzun vade değerinden sapmasına göre gerçekleşme olasılığını ölçmek için kullanılan Probit modeli sonucunda, çalışma dönemi için döviz kuru sapmasının alım müdahalelerinin olasılığını düşürdüğü, satım müdahalelerinin olasılığını ise arttırdığı sonucuna varılmıştır. Bunun yanı sıra, oynaklığın alım müdahalelerinin olasılığı üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmazken, satım müdahalelerinin olasılığını anlamlı bir etki ile düşürdüğü gözlemlenmiştir. TCMB döviz müdahalelerinin döviz kuru üzerindeki etkisini ölçmek için kullanılan GARCH modeli sonuçlarına göre, çalışma dönemi için alım ve satım müdahalelerinin döviz kuru düzeyini ve döviz kuru oynaklığını anlamlı seviyede etkilemediği görülmüştür. Ancak, 1 Ocak 2004 - 30 Haziran 2015 aralığında para politikası değişikliklerine göre dönemler oluşturularak yapılan analizler neticesinde bazı dönemler için anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. En sık rastlanan sonuçlardan biri satım müdahalelerinin döviz kuru düzeyini arttırdığı yönde olmuştur. E-GARCH modeline göre, GARCH modelinden farklı olarak, tüm çalışma dönemini kapsayan bulgularda alım müdahalelerinin kur düzeyini anlamlı bir etkiyle beklenen şekilde arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra, satım müdahalelerinin kur oynaklığını anlamlı bir etkiyle arttırdığı gözlemlenmiştir. Satım müdahalelerinde görülen bu etkiye, kriz öncesi ve kriz sonrası süreci kapsayan dönemlerde de rastlanmıştır. Bu doğrultuda TCMB'nin kur oynaklığının artmasına neden olan satım müdahalelerinden kaçınması gerektiği kanısına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Döviz müdahaleleri, Döviz kurları, Probit, GARCH, E-GARCH
Bankacılıkta likidite riski ve likidite düzenlemeleri: Türk bankacılık sektörü üzerine uygulamalar
Likidite yaratılması ve riskin farklı taraflara dağıtılması bankaların finansal sistemdeki en temel iki fonksiyonudur. Bu iki fonksiyonun etkin bir şekilde yerine getirebilmesinin önemi 2007 yılında başlayan ve ettkileri halen devam etmekte olan küresel ekonomik krizde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Basel Bankacılık Komitesince ortaya konan Basel III düzenlemeleri hem kredi hemde likidite riskinin yönetilmesine ilişkin önemli yenilikler ortaya koymaktadır. Bu yeni düzenlemeler bankaları iş süreçlerini ve risk yönetimlerini aynı zamanda likidite yaratma kapasitelerini önemli ölçüde etkileyecek niteliktedir. Komite likidite yönetiminin kalitesinin arttırılmasına yönelik olarak iki yeni oran ortaya koymuş, böylece kısa ve uzun vadede bankalarca likidite yönetimine yönelik daha iyi uygulamalar geliştirilmesini amaçlamıştır. Bu çalışmanın amacı Türk Bankacılık Sektörünün likidite riski kapsamında uluslararası alanda uygulama alanı bulmuş ve bulacak olan yasal düzenlemeler karşısındaki durumunu açıklamak, söz konusu düzenlemelerde yer alan oranların varsayımlarının ötesinde bir kriz yaşanması durumunda sektörün durumunu ortaya koyarak, sektörde likidite tamponlarının belirleyicilerini incelemektir. Bu kapsamda sektörün likidite analizi çerçevesinde finansal ve yasal likidite oranları analiz edilmiş ve dünyada henüz uygulama alanı olmayan net istikrarlı fonlama oranı 2016 yılsonu için hesaplanarak bu oran üzerinde stres testi uygulaması yapılmıştır. Ardından Türk Bankacılık Sektörünün likidite tamponlarının belirlenmesini teminen 2013-2016 dönemine ait yıllık veri seti doğrultusunda Sistem Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi kullanılarak toplamda yedi model oluşturulmuştur. Çalışmanın sonucunda Türk Bankacılık Sektörünün stres koşulları altında net istikrarlı fonlama oranını yasal sınırlar içinde gerçekleştiremeyeceği tespit edilmiştir. Model sonuçları bankacılık değişkenlerinden aktif büyüklüğü, karlılık, sermaye yeterliliği ve takipteki krediler, makro değişkenlerden kriz, GSYİH ve enflasyonun Türk Bankacılık Sektöründe likidite tamponlarının belirleyicileri olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Likidite Riski, Türk Bankacılık Sistemi, Likidite Stres Testi, Sistem Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi
Kredi hacmini belirleyen faktörler: Türk bankacılık sektörü uygulaması
Banka kredileri, hem hane halkları hem de finansal sistemde bulunan bankalar, şirketler gibi diğer unsurlar için en önemli ekonomik faktörlerin başında gelmektedir. Ayrıca krediler parasal aktarım mekanizması analizinde de önemli bir yer tutmaktadır. Fon fazlası olanlar ile fon ihtiyacı olanlar arasındaki ilişkiyi sağlayan önemli bir finansal araç olan banka kredileri, fon ihtiyacı olan firmaların ve hane halkının ihtiyacı olan fonu sağlayarak firmaların yatırım harcamalarını arttırmasını, hane halkının ise harcamalarını arttırmasıyla ekonomideki toplam çıktı miktarının artmasını sağlamaktadır. Kredi özü itibariyle karşı tarafa itibar sunma; bir borç-ödünç verme işlemidir. Nakdi olarak verilen krediler doğrudan tüketim ve yatırım harcamalarına dönüşürken, gayrinakdi krediler genel olarak ticari faaliyetlerde ve taahhüt işlerinde kullanılmaktadır. Kredi hacmindeki genişlemenin özellikle 1980 sonrası liberalleşme döneminde ülkemizde ne kadar etkili olduğu görülmüştür. Bu dönemde, bankacılıkta "ahlaki riziko" ve "tersine seçim" olgularının her ikisi birden yaşanmış, yüksek faiz-enflasyon ortamında devletin ana borçlanıcı olması ile birlikte bu durum kredi piyasının bozulmasına yol açmıştır. Ekonomik krizler ve finansal skandallar sonrasında uygulanan ekonomi ve bankacılık reformları sayesinde Türk Bankacılık Sektörünün (TBS) bugün güçlü ve sağlıklı bir yapıda olduğu söylenebilecektir. Özellikle 2005 ve sonrasında kredi piyasası daha önce olmadığı kadar etkin hale gelmiş ve ekonominin ihtiyaç duyduğu fonları sağlamada önemli bir rol üstlenmiştir. Bu dönemde, kredi hacmindeki artış ve kredilerin nereye verildiği makro ekonomik hedeflerin takibi açısından daha da öncelik kazanmış ve kamuyu "makro ihtiyati tedbirler" olarak adlandırılan önlemleri almaya itmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türk Bankacılık Sektörünün kullandırdığı kredilerin, banka türü ve kredi segmenti bazında hangi faktörlerden etkilendiğinin ve bu faktörlerden hangilerinin daha fazla etkiye sahip olduğunun ortaya konulmasıdır. Bu çerçevede, çalışmada 2005-2016 yıllarında faaliyet göstermiş 38'i mevduat, 6'sı katılım ve 13'ü kalkınma yatırım bankası olmak üzere toplam 57 bankanın çeyrek dönemlik verileri dikkate alınmıştır. Kullanılan veriler Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Türkiye Bankalar Birliği (TBB), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Kamuyu Aydınlatma Platformundan (KAP) temin edilen verilerden oluşturulmuştur. Oluşturulan veri setinde incelenen zaman aralığında her bir değişken için gözlem sayısı 1968 ile 2089 arasında değişmektedir. Bu çalışma için 6'sı bağımlı değişken; 21'i bağımsız değişken olmak üzere toplam 27 değişken kullanılmıştır. Bu tez çalışmasında kredi hacminin mikro ve makro belirleyicilerinin neler olduğunu incelemek için panel veri seti analizi yapılmıştır. Ayrıca yapılan bu araştırmada en uygun mikro ve makro değişkenleri tespit etmek amacıyla kombinatoryal değişken seçimi metodolojisini esas alan adımsal seçim yöntemi uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda, genel olarak mikro değişkenlerin makro değişkenlere göre kredi hacmi üzerinde daha etkili olduğu; takibe dönüşüm oranı, mevduat, faiz giderleri ve net faiz marjı değişkenlerinin kredi hacmini belirleyen başlıca faktörler olduğu görülmüştür. Dikkat çeken bir diğer sonuç ise banka türü bazında mevduat bankaları ile katılım bankaları için kredileri belirleyen faktörlerin farklılaşmış olmasıdır.
Bankacılık sektörü açısından piyasa disiplini: Türkiye uygulaması
Basel Komitenin 'üçüncü yapısal blok' çerçevesinde, piyasa disiplini ve kamuya açıklama kavramlarını ön plana çıkarması ile finansal piyasaların risk yönetimi kontrolünde, piyasa disiplini uygulama etkinliği akademik çalışmalarda tartışılmaya başlamıştır. 2007 finansal kriz öncesi yapılan araştırmalarda gelişmiş finansal piyasalarda piyasa mekanizmasının varlığı ortaya konulmakla birlikte, gelişmekte olan piyasalar söz konusu olduğunda etkinlik açısından kriz öncesinde ve sonrasında farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde faaliyet gösteren finansal kurumların sermaye yapılarında genellikle mevduatın ağırlıklı olduğu bilinmektedir. Uzun vadeli tüketici ve ticari kredilerden oluşan varlıkların finansmanında, mevduat gibi kısa vadeli fonların kullanılması ile ortaya çıkan vade uyumsuzluğu, banka ve mevduat sahipleri için temel risk oluşturmaktadır. Mevduat sahipleri, bankaların riskli duruma gelip zor duruma düşeceğine inanıyorlarsa, tasarruflarını kaybetmek istemeyecekleri için mevduatlarını daha güvenli bankalara yönlendirmeyi seçebilmekte ya da daha yüksek risk primi talep edebilmektedirler. Bu sebeple piyasa disiplininin etkinliğinin test edilmesinde piyasa sinyallerini yorumlamaları açısından mevduat sahiplerine kaynak olarak sıklıkla başvurulmaktadır. Bu çalışmanın amacı Türk Bankacılık Sektöründe bulunan mevduat bankalarında piyasa disiplini etkinliğinin test edilmesidir. Çalışmada, 2003-2016 dönemine ait çeyreklik veri seti doğrultusunda Görünürde İlişkisiz Panel Sabit Etkiler yöntemi (SUR) kullanılarak, kamu bankaları ayrımında, banka risk değişkenlerinin mevduat faizi ve miktarına etkisi incelenmiştir. Aynı döneme ait yıllık veri seti ile de Sistem Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi kullanılarak 2007-2008 Küresel Finansal Kriz' in bankacılık sektörü üzerindeki etkisi test edilmiştir. Çalışmanın sonucunda seçilen ekonomik göstergelerden enflasyon değişkeninin faiz oranı üzerinde en fazla etkiye sahip olduğu ve piyasa disiplininin etkinliğinin, kredi riski ve iflas riski doğrultusunda gerçekleşebildiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Piyasa Disiplini, Türk Bankacılık Sistemi, Risk, Görünürde İlişkisiz Panel Sabit Etkiler Yöntemi, Sistem Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi.
Petrol ithalatının cari açık üzerine etkisi: Avrupa Birliği üye ülkeleri ve Türkiye üzerine bir analiz
Enerji, ülke ekonomilerinde önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle hem ükeler hem de çalışmacılar enerji kalemlerinin ülke ekonomilerini nasıl etkilediğini incelemişlerdir. Yapılan incelemeler çerçevesinde politikalar üretip, önlemler almışlardır. Bu çalışma; önemli enerji kalemlerinden biri olan ham petrol ithalat miktarının, Avrupa Birliği üye ülkeleri ile Türkiye'nin cari dengeleri üzerinde nasıl etki yarattığını görmek adına yapılmıştır. 1996-2016 dönemini kapsayan çalışmada Vektör Otoregresif Modeli (VAR) kullanılmıştır. Analizde kullanılan değişkenler ise; risk primi, ham petrol ithalat miktarının gayri safi milli hasılaya oranı, döviz kuru, gayri safi milli hasıla ve cari açığın gayri safi milli hasılaya oranıdır. Yapılan inceleme sonucunda Almanya, İsveç ve İtalya için söz konusu değişkenler doğrultusunda uygun bir model oluşturulamamıştır. İncelemede Avusturya, İngiltere, Norveç, Türkiye, Belçika, Çek Cumhuriyeti (Çekya), Danimarka, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Fransa, Hollanda, Polonya, Slovak Cumhuriyeti, Finlandiya ülkelerine ilişkin modeller oluşturulmuştur. Yapılan çalışmada elde edilen sonuçlar literatürde elde edilen sonuçlar ile paraleldir. Cari açık modeli İrlanda, Yunanistan, Finlandiya, Portekiz, Belçika ve İngiltere'de anlamlı çıkmıştır. Modelin açıklama gücünün en yüksek olduğu ülkenin Portekiz olduğu görülmüştür. Ham petrol ithalat modeli İrlanda, Norveç, Yunanistan, Fransa, Slovakya ve Türkiye'de anlamlı çıkmıştır. Modelin açıklama gücünün en yüksek olduğu ülkenin Türkiye olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Vektör Otoregresif Model, Cari Açık, Petrol İthalatı, Döviz Kuru, Risk Primi