Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Azimli
22 theses · Hitit University
Hz. Ömer'in farklı icraatları
"Hz. Ömer'in Farklı İcraatları" konulu tez çalışmasında Hz. Ömer'in halifeliği döneminde gerçekleştirdiği faaliyetler ilk kaynaklar ışığında ele alınmıştır. Kronolojik sıralama dikkate alınarak hazırlanan bu çalışmada İslam tarihi açısından o zamana kadar farklı ve ilk olan uygulamaların aktarılması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda dört bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde, Hz. Ömer'in Cahiliye'den halifeliğine kadarki farklı tavırları hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Hz. Ömer'in halifeliğinde yapmış olduğu idari uygulamalar ele alınmış olup; şehirlerin kurulması, kuvvetler ayrılığı ilkesi doğrultusunda çeşitli alanlara tayin edilen görevliler ve bu görevlilerin uygulama alanları, birbiri ile bağlantısı incelenmiştir. Daha sonraki bölümde ekonomik uygulamaları olan; divan teşkilatı ve beytülmal gelirlerinin nasıl sınıflandığı ve son bölümde diğer uygulamalar başlığı altında dönemin ilkleri diyebileceğimiz çalışmaları hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Genişleyen İslam topraklarında faklı kültürden insanlar ile Müslümanlar arasındaki sorunlara dair Hz. Ömer'in nasıl çözümler getirdiği ve bu çözümler ile Hz. Peygamber'in uygulamaları arasındaki benzerlikleri veya farklılıkları tespit edilmiştir. Ayrıca kaynaklarda bir konuyla ilgili faklı bilgiler varsa onlara da yer verilerek birbiriyle kıyaslamaları yapılmıştır. Böylelikle net bir bilgiye ulaşmak hedeflenmiştir. Anahtar Kavramlar: Hz. Ömer, Halife, Divan, Ordu, Gayr-ı Müslim
Julius Reiner'in "Muhammed und der İslam" eserinin siyer açısından değerlendirilmesi
Bu çalışma, 1871-1930 tarihleri arasında yaşayan Dr. Julius Reiner'in 1907 yılında kaleme aldığı "Muhammed und der İslam" isimli eserini, onun Hz. Peygamber'e ve İslam'a yaklaşımını Siyer bağlamında ele almaktadır. Akademisyen olmasına rağmen Reiner, bu eseri Alman toplumuna yönelik popüler tarzda kaleme aldığı için bilimsel ilkelerden yer yer ödün vermiştir. Bu bağlamda o, İslâm dini ve Hz. Peygamber hakkında sahip olduğu önyargılar hasebiyle yanlış bilgiler ve ideolojik yaklaşımlar sergilediği görülmektedir. Bu sebeple eserde özellikle problemli gördüğümüz kısımlar, İslam Tarihi kaynakları ölçüsünde tahlil edilmeye çalışılmıştır. Tezimizin ilk bölümünde, Oryantalizm ve Alman oryantalizmi kavramlarının hem anlam alanı, hem de tarihsel serencamına konumuz ölçüsünde değinilmiştir. Ayrıca Reiner'in Hayatı, eserleri ve yaşadığı dönemde köşe taşı mesabesinde olan oryantalistlerin Siyer ve İslam tarihine yönelik çalışmaları ele alınarak, bu bağlamda Reiner'in kendisinin ve eserinin konumu tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, Reiner'in eseri içerisinde İslam, Kur'an, Sünnet ve Ehl-i Kitab konularında yaptığı yorumlar ve bu yorumlar bağlamında bizim değerlendirmelerimiz bulunmaktadır. Üçüncü bölümde ise, Reiner'in eseri çerçevesinde Cahiliyye, Mekke, Medine ve Hz. Peygamber'in şahsiyeti ile ilgili görüş ve değerlendirmelerine ve Siyer kaynakları açısından tenkit ve tahlillerine yer verilmiş, Reiner'in Hz. Peygamber ve İslam algısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Son olarak, Ek-1'de Reiner'in "Muhammed und der islam" isimli eserinin ve Ek-2'de "Muhammeds Sendung" adlı makalesinin tercümeleri sunulmuştur. Bununla beraber, Ek-3'te ise çalışmamıza katkı sunması amacıyla Hz. Peygamber'in hayatını konu edinen Almanca Siyer çalışmalarının bir bibliyografyasına yer verilmiştir. Anahtar Kavramlar: Oryantalizm, Alman Oryantalizmi, İslam Tarihi, Siyer, Julius Reiner
I. Haçlı Seferi
Tez konumuz olan I. Haçlı Seferi 1096-1099 yılları arasında gerçekleşmiştir. I. Haçlı Seferi, Avrupa'nın ve Bizans'ın içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar nedeniyle düzenlenmiştir. Kudüs'ü Müslümanların elinden kurtarmak sloganlarıyla hareket eden ordu, doğuda kendilerine ait devletçikler kurmuşlardır. Gerek Bizans'a karşı tutumları gerekse doğuda toprak kazanma hevesleri, onların sadece dini bir amaç uğruna gelmediklerini gözler önüne sermiştir. Papa II. Urbanus'un Clermont'taki konsilinden sonra, keşiş Pierre ve etrafına birikenlerin oluşturduğu haçlı grubu yola çıkış tarihini beklemeden yola koyulmuş ve daha Avrupa topraklarında yağmacı ruhlarını belli etmişlerdir. Ana orduyu teşkil eden Kontların da çoğunun doğuda bir krallık kurma hayalinde oluşu en azından Kontların niyetini belli etmiştir. I. Aleksios, kendisine yardıma gelecek askerler yerine, başında ünlü kontların bulunduğu büyük orduların gelmesinden dolayı endişeye kapılmıştı. Bu yüzden Haçlıların hemen Anadoluya geçmelerini sağlamıştı. Öncü birlik olarak tabir edebileceğimiz Pierre L'Hermit'in ana orduyu beklemeden İznik'e saldırması, yenilgi ile sonuçlanmıştı. Bu durum I. Kılıç Arslan'ın haçlı birliklerini hafife almasına neden olmuştu. Ana ordu Anadolu'ya geldiğinde, İznik ve Eskişehir'de I. Kılıç Arslan'ı yenerek Antakya'ya doğru yürüyüşlerini sürdürmüştü. Yolda ana ordudan ayrılan Baudouin, Urfa'da ilk Haçlı Kontluğunu kurdu. Antakya'nın kuşatılmasının ardından Haçlılara karşı gönderilen Musul Emiri Kürboğa, buraya vaktinde müdahale edemedi ve Antakya Princepsliği kuruldu. Esas hedef olan Kudüs'e ilerleyen ordu çeşitli şehirlerde katliamlar yaptı. Fatımi yönetimindeki Kudüs, Haçlılara karşı direnemedi. Haçlılar Kudüs'te de vahşet sergilemekten çekinmediler. Böylelikle Kudüs Krallığı kurulmuştur. Birinci Haçlı Seferi sonucunda, 1096-1099 yılları arasında üç devletçik kurulmuştur. Bunlar Antakya Princepsliği, Urfa Kontluğu ve Kudüs Krallığıdır. Anahtar Kavramlar: Haçlılar, Kudüs, I. Aleksios, Papa II. Urbanus, Pierre L'Hermit.
Ammâr B. Yâsir'in hayatı ve siyasi hadiselerdeki rolü
"Ammâr b. Yâsir'in Hayatı ve Siyasi Hadiselerdeki Rolü" konulu tez çalışmasında Ammâr b. Yâsir'in hayatı ve mücadelesi ilk kaynaklar ışığında ele alınmıştır. Kronolojik sıralama dikkate alınarak hazırlanan bu çalışmada, Ammâr b. Yâsir'in özellikle Fitne Dönemi'ndeki tavırlarının sebepleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Tezimiz dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan Risalet Dönemi'nde; Ammâr b. Yâsir'in soyu, Müslüman olduktan sonraki hayatının Mekke- Medine'deki yılları ve Hz. Peygamber ile olan yakın ilişkisi incelenmiştir. İkinci bölümde; Ammâr b. Yâsir'in ilk üç halife dönemindeki hayatı ele alınmış, Hz. Ali taraftarlığının belirginleşmesinin seyri aktarılmıştır. Üçüncü bölümde; Hz. Ali'nin halifeliğinde Ammâr'ın aktif görev alışı ve Hz. Ali'ye olan desteği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise; Ammâr b. Yâsir'in kişiliği, hakkında söylenenler ve siyasi fikirleri tahlil edilmeye çalışılmıştır. Hz. Peygamber'in vefatından kısa bir süre sonra Müslümanlar siyasi anlaşmazlığa düşerek birbirleri ile mücadele etmek durumunda kalmışlardı. Bu siyasi anlaşmazlık sonraki yıllarda siyasi ayrılıklara ve itikadi kamplaşmalara dönüşerek günümüze kadar Müslümanları etkilemeye devam etmiştir. Bu çalışmada, siyasi mücadelenin aktörlerinden biri olan Ammâr b. Yâsir'in hayatı incelenerek bu ayrışmanın nedenleri bulunmak hedeflenmiştir. Anahtar Kavramlar: Ammâr b. Yâsir, sahabi, Hz. Ali, siyaset, hilafet
Yedinci haçlı seferi
Tez konumuzu teşkil eden VII. Haçlı Seferi 1248-1254 yılları arasında gerçekleşmiştir. VII. Haçlı Seferi; doğuda bulunan Haçlıların, Eyyubiler ve Harezmli askerler tarafından La Forbie (El-Harbiya) savaşında (1244), Hittin savaşından (1187) daha ağır bir yenilgiye uğratılmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sırada Avrupa; Almanya ve İtalya, II. Friedrich ve Papa arasındaki sorunlarla boğuşuyordu. Aynı zamanda Orta Avrupa'ya kadar ilerlemiş olan Moğolların etkileri de bu dönemde hala hissediliyor ve Moğol istilacılarının geri dönme ihtimalinin tedirginliğini yaşıyorlardı. 1245 yılında Fransa'nın Lyon kentinde bir konsil düzenlendi. Bu konsilde; Kilisenin sorunları, Kudüs'ün Müslümanlar tarafından alınması ve Moğol tehlikesi hakkında bazı kararlar alındı. Alınan kararlardan biri de Fransa kralı IX. Louis'nin önderliğinde İslam dünyasının en önemli merkezlerinden birisi olan Mısır'a düzenlenecek bir Haçlı Seferi olmuştur. Yedinci Haçlı Seferi, İslam dünyasına etkileri bakımından oldukça önemli bir konuma sahiptir. Haçlılar, Dimyat şehrini ele geçirdiklerinde Eyyubi sultanı Salih Necmeddin Eyyub ağır hastaydı ve Dimyat'ın ele geçirildiğini öğrendikten bir süre sonra vefat etmişti. Salih Necmeddin'in hayatta olan tek oğlu Tûrânşâh ise bu sırada Hısn-ı Keyfa'da bulunuyordu. Sultanın eşi Şecerüddür, ordudan ve halktan sultanın ölümünü gizleyerek Tûrânşâh'ı devletin başına geçmesi için haber gönderdi. Haçlıların Dimyat'ı alarak Mansura'ye ilerledikleri kritik bir dönemde bir felaketin önüne geçilmiş oldu. Tûrânşâh'ın Mısır'a geldiğini duyan ordu moral buldu ve Haçlılar'ın ilerleyişi durdurularak yenilgiye uğratıldı. Bu yenilgi sonucunda Haçlılar, 800,000 dinar fidye ödemek ve Dimyat'ı Müslümanlara teslim etmek zorunda kaldı. Savaşın kazanılmasından bir süre sonra Tûrânşâh'ın tavırlarından rahatsız olan Memlük grubu Tûrânşâh'ı öldürerek yerine üvey annesi Şecerüddür'ü sultan ilan etti. Böylece Mısır'da Eyyubi hakimiyetine son verilerek Memlük devri başlamış oldu. Eyyubi devletinin savaşı kazanmasının ardından son sultanları olan Tûrânşâh'ın öldürülmesi ile yerine üvey annesi Şecerüddür geçmiş ve Mısır'da Eyyubi ailesinin hakimiyeti son bularak Türk Memlüklerin hakimiyetinde Memlük Devleti kurulmuştur. Anahtar Kavramlar: Dimyat, IX. Louis, Salih Necmeddin Eyyub, Memlük.
Nureddin Mahmud Zengi ve İslam tarihindeki yeri
Nureddin Mahmud Zengi, XII. yüzyılda Zengi Devleti'nin hükümdarı, siyasi, askeri ve sosyal anlamda başarılı bir şahsiyettir. Nureddin Mahmud Zengi'nin Haçlılar ile olan mücadelesindeki başarısı onun şöhretinin esas sebebidir. Nureddin Mahmud Zengi, babası İmâdüddin Zengi'nin (1146) vefatının ardından Halep Hakimi olarak göreve başlamıştır. 28 yıllık iktidarlık döneminde devletinin; sınırlarını genişletmiş, refah seviyesini yükseltmiştir. Müslümanların, Haçlılara karşı gösterdiği direncin sembol isimlerinden olmuştur. XI. yüzyıl Selçukluların, Abbasilerin, Fatımilerin askeri ve siyasi anlamda kan kaybettiği bir yüzyıl olarak değerlendirilebilir. Devletlerin iç ve dış siyasetlerindeki sorunlar, bölgesel barışın ve huzurun bozulmasını da beraberinde getirmiştir. XI. yüzyılda Haçlıların Anadolu'ya gerçekleştirdikleri seferler bölgedeki dengeleri tamamen değiştirmiş ve tarihi akışa doğrudan etki etmiştir. Nureddin Mahmud Zengi döneminde de devam Haçlı etkisi onun siyasetine yön veren en önemli etken olmuştur. Urfa Haçlı Kontluğu, Antakya Prinkepsliği, Trablus Haçlı Kontluğu ile hem askeri hem de siyasi anlamda mücadele etmiş ve ciddi başarılar elde etmiştir. Nureddin Mahmud Zengi, Dımaşk ve Musul'u hakimiyeti altına almasının ardından Fâtımî Devleti'nin varlığına son vermiş, Müslümanların tek bir halifeye bağlılığını sağlamıştır. Nureddin Mahmud Zengi, sosyal anlamda da devletine önemli artılar kazandırmış bir şahsiyettir. İnşa ettirdiği medreseler, mescitler, hastaneler, adalet kurumları ile halkının ilgisini ve sevgisini kazanmıştır. Nureddin Mahmud Zengi'nin özellikle eğitim, adalet ve sağlık alanlarında gerçekleştirdiği yenilikler bu alanlar için yeni bir döneminde başlamasına katkı sağlamıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde; Zengiler Öncesi Siyasi Durum ve Zengi Ailesi ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde, Nureddin Mahmud Zengi; şahsiyeti, seferleri, askeri ve siyasi mücadeleleri incelenmiştir. Son bölümde ise Nureddin Mahmud Zengi'nin; idari iktisadi, dini, sosyal ve kültürel kurumları hakkında çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nureddin Mahmud Zengi, Zengiler, Haçlılar, II. Haçlı Seferi
Abhazlar ve İslam tarihindeki yeri
Bir toplumun İslamlaşma sürecini incelediğimiz bu çalışmamızda, Abhazların İslamiyet ile olan ilişkileri ve bu dine bakış açıları aşama aşama tarihi veriler eşliğinde ele alınmıştır. Ayrıca Abhazya'nın yerli halkı ve kavmi yapısı da, etkileşim içerisinde bulundukları diğer milletlerle mukayese edilerek değerlendirilmiştir. Tezimizde başta Abhazlar olmak üzere Arap, Ermeni, Gürcü, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok kaynaktan istifade edilerek, farklı tespitlerde bulunulmuştur. İlk bölümümüzde Abhazların İslamiyet'ten önceki eski inançları ve o dönemki politik durumları ele alınmıştır. İkinci bölümümüzde Abhazların Müslümanlar ile karşılaşmaları ve onlarla olan mücadeleleri hakkında konular işlenmiştir. Üçüncü bölümümüzde Abhazya'da Osmanlı hakimiyetinden bahsedilmiştir. Bizans, Sasani, Moğol, Selçuklu ve Osmanlılar gibi dönemin egemen güçlerinin Abhazlar ile olan temasları kronolojiye hassasiyet gösterilerek ayrıntılarıyla birlikte analiz edilmiştir. Abhazya'ya yolculuk eden seyyahların, notları eşliğinde de o döneme ayrıca değinilmiştir. Kültür ve medeniyet başlığı altındaki son bölümümüzde ise Abhazlar arasında uygulanan hukuk, ceza sistemi, cenaze ve defin gibi birçok konuya temas edilmiştir. Sürgün döneminde Türkiye'ye göç eden bir kasaba da diaspora bağlamında örnek gösterilerek tezimizde teferruatlarıyla birlikte tetkik edilmiştir. Abhazların toplum içindeki hiyerarşik yapılarına, dil, kültür, anane ve adetlerine de konumuz sınırları dışına çıkmadan yer verilmiştir. Abhazların, Araplar ve İslam dininin sancaktarlığını yapan diğer devletler ile mücadeleleri dini bağlamda tahlil edilmiş; siyasi ve ulusal menfaatleri hakkında çeşitli sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmamızda Osmanlı arşivlerine ve birçok görsele ayrıca yer vererek içerik bakımından tezimizi zenginleştirme hususunda çaba sarf ettik. Abhazların genel olarak ne zaman İslamiyet'i kabul ettikleri konusunu ise bir sonuca ulaştırmak için gayretlerde bulunduk. Anahtar Kavramlar: Kafkasya, Abhazya, Çerkesler, Abhazlar, İslamlaşma
Abbâsî Halifesi Kâdir-Billâh ve dönemi (381-422 / 991-1031)
Emevilerden yönetimi bir ihtilal ile ele geçiren Abbâsîler, 750-1258 yılları arasında yaklaşık beş asır Arap Yarımadası'nda hüküm sürmüş hanedan bir devlettir. Devletin ilk yüzyılı hızlı bir yükselişle muktedir halifelerin yönetimi altında geçmiş, ikinci yüzyıldan sonra halifelerin otoritelerinde yaşanan güç kaybı ile iktidar; 324/936 yılından itibaren emîrü'l-ümerâlarla yetkilerini paylaşmak zorunda kalarak pasif bir konuma gelmişti. Şiî Büveyhîlerin 334/945 yılında Bağdat'ı ve hilafeti ele geçirmesiyle yaklaşık yüz yıl İslâm tarihinde önemli siyasi, dini ve sosyal değişikliklerin yaşandığı bir sürece girilmişti. Artık Büveyhî emirleri, emîrü'l-ümerâ tayin edilerek yönetimin tek söz sahibi olmuş, halifeler ise; dini bir misyonu olan sözde liderler olarak varlıklarını sürdürmüştü. Böyle kaotik bir dönemde ve tüm yetkilerden soyutlanmış bir şekilde Büveyhî emiri Bahâüddevle tarafından 381/991 yılında hilafete getirilen Abbâsîlerin 25. halifesi Kâdir-Billâh, yaklaşık kırk yıl halifelik yapmış; uyguladığı akılcı yaklaşım ve stratejik politikalarla, iç ve dış dengeleri iyi tahlil ederek etkili bir yönetim modeli sergilemesi neticesinde hilafete aşama aşama güç katmış, Şiîliğin filizlenip yeşerdiği bir dönemde Sünnîliğin yükselişe geçerek yeniden hâkimiyet kazanmasına imkan sağlamıştır. Kâdir-Billâh, halifeliğinin ilk on yılında Bahâüddevle ile olan akrabalık ilişkisinin etkisi ve birbirlerine karşı sadakatli ilişkiler kuracağı hususundaki ahitleşmeleri nedeniyle gerçek emellerini açık etmemiş, sert bir yaklaşım içerisinde olmamıştır. Sünnîliğin aksiyoner grubu Hanbelîlerin Şiî politikalarına muhalif tavırları, Sünnî inancına koşulsuz bağlı olan dönemin güçlü devletlerinden Gaznelilerin ve Karahanlıların artan desteği, zamanla Kâdir-Billâh'ın da açıktan tavır alabilmesine, Sünnî akidenin amentüsü olarak nitelendirilebilen ve kendi adı ile anılan İtikâdü'l-Kâdirî (Kâdirî Akidesi) adlı bir bildiri yayınlayarak Sünnî siyasetin gereklerini, kararlılığını ve hedeflerini ortaya koyabilmesine imkan sağlamıştır. Çalışmamızı beş bölümde değerlendirdik. Birinci bölümde; Kâdir-Billâh öncesi Abbâsîlerin siyasi tarihine yer vererek hangi koşullarda hilafeti devraldığını ortaya koymaya çalıştık. İkinci bölümde; hilafet öncesi hayatı hakkında bilgiler verdik. Üçüncü bölümde iç siyaset başlığı altında; Kâdir-Billâh'ın Büveyhî emirlerinden Bahâüddevle, Sultânüddevle, Müşerrifüddevle ve Celâlüddevle ile olan siyasi ilişkilerini inceledik. Dış siyaset başlığı altında ise; hilafeti döneminde veya hemen öncesinde bölgede siyasi varlıklarını sürdüren devlet ve emirliklerin durumunu, varsa birbirleri ile ilişkilerini ortaya koymaya çalıştık. Fâtımîler, Gazneliler ve Karahanlılarla daha yoğun ilişkiler içerisinde bulunulmasından dolayı bunları ayrı başlık altında değerlendirdik. Dördüncü bölümde; idari, askeri, adli ve mali teşkilat hakkında bilgiler vererek bayındırlık başlığı altında saraylar, hastaneler konusunu incelemeye çalıştık. Çalışmamızın ana eksenini oluşturan beşinci bölümde ise; Abbâsî siyasi tarihine damga vuran ve önemli değişimlere neden olan Şiî Büveyhîlerin mezhepsel algıları ve Kâdir-Billâh'ın yeniden Sünnîliği hâkim kılmak için ortaya koyduğu strateji ve politikaları değerlendirmeye çalıştık. Yine bu bölümde sosyal yapı başlığı altında dönemin sosyal hayatına değindikten sonra şehir ve köy olgusu, köle ve cariyeler ile gayrimüslim teba hakkında bilgiler verdik. Eğitim-öğretim başlığı altında ise; eğitimin tarihsel gelişimine değindikten sonra dönemin eğitim kurumlarını tanıtmaya çalıştık. Anahtar Kavramlar: Abbâsîler, Kâdir-Billâh, Büveyhîler, Şiî, Sünnî
Memlük-Haçlı ilişkileri (1250-1291)
Asker olarak yetiştirilmek üzere Mısır topraklarına getirilen Memlükler, kabiliyet, liyakat, disiplin, cesaret ve savaşçılık gibi üstün vasıflarıyla ön plana çıkmıştır. Tıbak denilen özel okullarda eğitim gören Memlükler, ilk önce hakim askeri sınıf, daha sonra ise yönetici elit kesimi oluşturmuştur. Memlükler, Haçlı şövalyelerini Mansûra'da bozguna uğratarak Eyyûbî Devleti'nin de otorite boşluğunu değerlendirip kendi isimleriyle adlandırılan Memlük Devleti'ni Mısır'da 648/1250 yılında kurmuşlardır. Müslümanların sıkıntılı bir dönem geçirdiği bir zaman diliminde kurulan Memlük Devleti, Moğol ve Haçlılarla yapmış olduğu mücadeleyle Müslümanların hamiliğini üstlenmiş ve İslam tarihinde önemli bir yere sahip olmuştur. Şecerüddür ve Aybek dönemi devletin kuruluş yılları olduğu için Haçlılarla mücadele edilmemiştir. Sultan Kutuz, 657/1258 yılında Bağdat'ı yerle bir eden, Abbasi halifeliğini ortadan kaldıran, Müslümanlar için büyük bir felaketin habercisi olan Moğolları, 1260 yılında tarihte ilk kez Aynicâlût savaşında yenerek Müslümanları büyük bir felaketten kurtarmıştır. Sultan Baybars, yeni kurulan Memlük Devleti'ni kısa zamanda teşkilatlandırarak, disiplinli bir ordu kurup Moğolların Müslümanlar üzerindeki baskısını kaldırmıştır. Haçlılarla mücadeleye Kaysâriyye'yi alarak başlayan Baybars, Haçlıların en önemli şehri olan Antakya'yı ele geçirmiştir. Daha sonra sahildeki ve diğer kalelerini almıştır. Antakya alındıktan sonra Suriye topraklarındaki Haçlılar giderek zayıflamıştır. Baybars, yaptıkları suikast ve cinayetlerle devlet adamlarına ve toplumun her kesimine korku salan İsmailiyye'leri (Haşhaşi) de ortadan kaldırarak topluma rahat bir nefes aldırmıştır. Ayrıca Moğol ve Haçlılara her türlü desteği sağlayan, Anadolu-Mısır ticaretine engel olan Ermenilere de büyük bir darbe vurarak Memlük Devleti'ni ekonomik yönden rahatlatmıştır. Sultan Kalavun, Memlük tahtına geçtikten sonra siyasi iç karışıklıklarla mücadele etmiştir. Kalavun, siyasi birliği sağladıktan sonra Müslümanlar için bir tehdit olan Moğolları, Humus savaşında yenmiştir. Daha sonra ise Suriye sahil bölgesindeki Haçlılarla mücadele ederek onlara ait stratejik öneme sahip Markab, Merrakiye, Lazkiye ve Trablus gibi önemli şehirleri ele geçirmiştir. Ermenistan üzerine yaptığı seferle de Müslüman tüccarların güvenliğini sağlamıştır. Sultan Kalavun, Akkâ kuşatması için hazırlık yaparken vefat etmiştir. Eşref Halil, Memlük tahtına geçince babası Kalavun'a söz verdiği Akkâ kuşatması için gerekli olan hazırlıkları yapmıştır. Daha sonra bütün Müslümanların desteğiyle Akkâ kuşatılmış ve diğer Haçlı kalelerini alarak Haçlıları Suriye topraklarından tamamen çıkarmıştır. Yine Memlük Devleti için tehlike arz eden, Moğol ve Haçlılarla iş birliği yapıp Müslüman tüccarlara saldıran Ermeniler üzerine de sefer düzenleyerek Ermeni tehlikesini ortadan kaldırmıştır. Anahtar Kavramlar: Memlük, Haçlı, Baybars, Kalavun, Eşref Halil.
İtalya'da Müslüman fetihleri
Bu tezin amacı, Müslümanların İtalya üzerine yapmış olduğu fetihler hakkında bilgi vermektir. Bu sebeple önce İtalya'nın coğrafyası ve Müslümanların fethine kadar bölgede hakim olan topluluklarından kronolojik sıraya göre bahsedilmiştir. Ardından Sicilya Adası'nın fethi sonrası İtalya topraklarına yapılan fetihlere değinilmiştir. Müslümanların İtalya'da Ağlebîler ile başlayan fetihlerden, onların kurmuş olduğu emirliklerden, Ağlebîler'in bölgedeki hakimiyetine son vererek yerlerine geçen Fatımîlerden ve Norman hakimiyetinde varlıklarını devam ettiren Müslümanlardan bahsedilmiştir. Müslümanların bu süreçte Sicilya ve İtalya'da medeniyete yapmış olduğu katkılar ile Rönesansa etkileri de ele alınmıştır.
Endülüs-Fransa bölgesi ilişkileri
Emeviler'in kuzey Afrika fetihlerinin sonucunda İspanya'da kurmuş olduğu medeniyet uzun yıllar yaşamıştır. Ancak tarih tekrar tekerrür etmiş ve kurulan bu medeniyet zirveye ulaştığı bir dönemde yıkılmaktan kurtulamamıştır. Müslümanların Fransa'da bulunan Narbonne bölgesini üst edinmesiyle beraber, Kuzey Endülüs'te ve çoğunlukla bugün ki Fransa topraklarında varlıklarını arttırmışlardır. Marsilya, Lyon, Toulouse gibi şehirlerde uzun yıllar kalan Endülüslü Müslümanlar buralarda önemli zaferler kazanmışlardır. Şam merkezli Emevi devletinin yıkılmaya yüz tutmasıyla beraber ortaya çıkan Endülüs Emevi devleti de Fransa topraklarında kalabilmiştir. Ancak Endülüs Emevi devletinin de gerilemeye başladığı bu dönemde, bir grup Müslüman denizci Fraxinetum'da küçük bir emirlik kurmuş ve Güney Fransa'da hatırı sayılır işler yapmışlardır. Son olarak hem güney Fransa'da hem de İspanya'da ki güçlerini kaybeden Müslümanlar, sürgün edilmeye başlamıştır. İspanya'dan kara yoluyla Fransa'ya göç eden Moriskolar, Fransa'da da umduğunu bulamayınca Osmanlı devletinden yardım talebinde bulunmuştur. Osmanlı devletini girişimiyle de Fransa'da yaşayan Moriskolar güvenli bir şekilde farklı yerlere göç edebilmiştir. Fakat ne acıdır ki büyük başarılar kazandıkları Endülüs'te, Müslümanlar artık mülteci konumuna düşmüş ve nice eziyete maruz kalmışlardır.
Gazneli Mahmut'un askeri seferleri
Gazneli Mahmut, Gazneli Devleti'nin hükümdarıdır. Ebu'l Kasım Mahmut b. Nasırü'd-devle Ebi Mansur isimli hükümdar tarihte Gazneli Mahmut adıyla bilinmektedir. Babası Gaznelilerin kurucusu Sebük Tegin'dir. Devlet, tam bağımsızlığa Gazneli Mahmut zamanında kavuşmuştur. Onun hükümdarlığı savaş ve seferlerle geçmiştir. Girdiği savaşlarda başarılı olan bu devlet adamı, Hindistan, Taberistan, Sistan, Guristan, Kusdar ve Mekran gibi farklı coğrafyalara düzenlediği seferler sonucu topraklarını genişletmiştir. "Gazneli Mahmut'un Askeri Seferleri" isimli tezimiz toplamda dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızda ilk olarak Gazne şehri ve Gazneli Devleti hakkında ön bilgi verilmiştir. Şehrin tarihçesi anlatıldıktan sonra Gaznelilerin başa geçen hükümdarları Alp Tegin, Ebu İshak, Bilge Tegin, Böri Tegin ve Sebük Tegin hakkında kısa bilgi verilmiş ve tezimizin başkahramanı Gazneli Mahmut'un hayatına değinilmiştir. Gazneli Mahmut'tan bahsedilirken sadece hayatı anlatılmamış bilakis çok yönlü olarak araştırılmıştır. Onun yönetim anlayışı, ilmi faaliyetleri ve döneminin sanat-mimari anlayışı bunlardan bazılarıdır. İkinci bölümde tezimizin asıl konusunu oluşturan Gazneli Mahmut'un savaşları hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiş ve Gazneliler'in Abbasiler, Samaniler, Karahanlılar, Fatımiler, Büveyhiler ve Selçuklular gibi Müslüman devletlerle ilişkisi anlatılmıştır. Üçüncü bölüm Hindistan'da Gaznelilerden önce hüküm süren devletlerden bahsedilerek başlanmıştır. Daha sonra Gazneliler döneminde Hindistan'dan bahsedilerek Sebük Tegin'in Hindistan'a yaptığı seferler ele alınmıştır. Sonrasında Gazneli Mahmut'un hayatının çoğunu adadığı Hindistan seferleri kronolojik sıraya uygun bir şekilde anlatılmıştır. O, toplamda Hindistan'a on yedi sefer düzenlemiş ve birçok şehri ele geçirip Gazne'ye geri dönmüştür. Son bölümde ise Gazneli Mahmut'un yaptığı Sistan, Gur, Mekran, Harezm, Tarum, Taberistan, Kusdar seferlerden bahsedilerek teze son verilmiştir. Çalışma boyunca kronolojik sıraya dikkat edilmiş ve bununla konunun daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır. Tezin hazırlık aşamasında temel islam tarihi kaynaklarımızın yanında sonraki v dönemlerde telif edilen eserlere de başvurularak tezi kaynak noktasında zenginleştirmek hedeflenmiştir.
Nil Nehri ve Mısır'a etkisi "Burci Memlûkler (784-923/1382-1517)"
Bu tez çalışmasının amacı, Mısır'ın hayat kaynağı olan Nil Nehri'nin Memlûk-Türk Devleti'nin ikinci devresini oluşturan Burcî/Çerkes Memlûkler (784-923/1382-1517) dönemindeki siyasî, askerî, ekonomik, sosyal ve kültürel etkilerini ortaya koymaktır. Nitekim Nil Nehri, bu coğrafya da varlık gösteren medeniyetlerin oluşumları ve şekillenmeleri üzerinde önemli roller üstlenmiştir. Bu doğrultuda öncelikle birinci bölümde okuyucuya ön rehber niteliğinde Nil'e dair genel bilgilere yer verilmiştir. Ardından konunun kronolojik takibinin yürütebilmesi adına tez üç temel başlığa ayrılarak konu başlıkları detaylandırılmıştır. İkinci bölüm, İslam Öncesi'nden Bahri Memlûkler'e, üçüncü bölüm Burcî Memlûkler'de Nil Nehri'nin siyasî hadiselerde üstlendiği rollere ve son bölüm de ise nehrin sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel etkileri üzerinde durulmuştur.
İslam öncesi Hicaz ve çevresinde panayırlar
Arap Yarımadası, beş bölgeye ayrılmıştır. Bunların içerisinde önemli olanı Hicaz'dır. Hicaz bölgesinin en önemli şehirleri Mekke, Medine ve Tâif'tir. Mekke, coğrafi yapısı itibariyle tarıma elverişli bir yapıya sahip olmadığından buradaki insanların geçim kaynakları ticarettir. Şehrin ticaret hayatı, Hâşim b. Abdümenâf zamanına kadar içine kapalı bir şekilde devam etmiştir. Hâşim ve kardeşleri tarafından başlatılan girişimle beraber başta Mekke olmak üzere Hicaz bölgesindeki ticaret hayatı dışarıya bir açılım gerçekleştirmiştir. Çevre memleketlerle ve kabilelerle yapılan îlâf antlaşmaları, bu açılımın gerçekleşmesindeki en büyük etken olmuştur. Hicaz bölgesinde kurulan panayırlar, ticaretin yanı sıra edebi ve dini hayatın canlanıp gelişmesine katkı sunmuştur. Arap Yarımadası'nda; Yemen, Şam, Irak, Bahreyn ve Hicaz bölgelerinde 29 panayır kurulmuştur. Bunlardan; Ukâz, Mecenne, Zülmecâz, Hubâşe, Hazvere, Kesîb, Sefâsif, Müzâhim, Benî Kaynukâ, Nebat, Zübale Bedir ve Netât ismindeki 13 tanesi, çalışmamız olan Hicaz bölgesi ve çevresinde kurulmuştur. Panayırlar, kuruluş zamanlarına göre; geçici ve mevsimsel olanlar şeklinde ayrılmıştır. Bunlardan; Ukâz, Mecenne, Zülmecâz ve Hubâşe panayırları, sadece haram aylarda kurulmuştur. Bunların dışında kalanlarsa genel itibariyle yıl boyunca açık kalmıştır. Panayırlarda ziraat, sanayi ve hayvan ürünleri ile köleler satışa sunulmuştur. Zirai ürünlerden arpa, buğday, un ile genel anlamda Şam bölgesinden getirilen zeytinyağı satılmıştır. Sanayi ürünlerinden de en fazla satışı yapılansa işlenmiş deri olmuştur. Kozmetik türü olan misk, anber ve tütsünün de ticareti yapılmıştır. Yemen, Bizans ve Habeşistan gibi memleketlerden bölgeye getirilen köle ve cariyeler de panayırlarda satışa sunulmuşlardır. Panayırların dini ve edebi hayata da etki etkisi olmuştur. Araplar, panayırların işleyişlerinde herhangi bir güvenlik sorununun yaşanmaması için çaba harcamış ve bunu dinle halletmişlerdir. Onlar, içinde savaşın yasak olduğu haram aylar uygulamasını ortaya çıkarmış ve bunu bir din olarak uygulamaya sokmuşlardır. Ancak güvenlik sorununun yanı sıra başka bir sorun ile daha karşılaşmışlardır ki o da hac mevsiminin sürekli olarak farklı zamanlara denk gelmesiydi. Bu zaman diliminde bölgenin en önemli panayırları kurulmaktaydı ve bu da Arapların ticaretini olumsuz bir şekilde etkilemekteydi. Bunun önüne geçmek isteyen Araplar, bazı ayları erteleyerek hac mevsimini sürekli olarak belli bir zamana sabitlemek adına nesî uygulamasını kullanmışlardır. Panayırların, dini hayatın yanı sıra edebi hayata da olumlu etkileri olmuştur. Şiir konusunda kendini duyurmak isteyen şairler, panayırlara gelerek şiirlerini okumuş ve gerekirse bazı şairlerle de atışmalara girmişlerdir. Nâbiga gibi şiir konusunda belli bir otoriteye sahip olan şairlerin özellikle Ukâz panayırı'nda bulunması ve şairlerin de onlara şiirlerini sunması, şairlerin panayırlara gelmesini sağlamıştır. Nitekim şairlerin panayırlarda söyledikleri en güzel şiirlerden olan muallakâtlar, bayağı bir şöhrete kavuşmuştur. Şiirin yanı sıra Hicaz bölgesine özellikle de Mekke'ye yazının gelmesinde panayırların etkisi olmuştur.
Uluğ Bey ve bilimsel faaliyetleri
Timur'un 14. asrın sonlarında güçlü siyaseti ve üstün zekâsı sayesinde başkenti Semerkant olmak üzere kurduğu Türk Devleti'nin üçüncü hakimi Uluğ Bey olmuştur. Uluğ Bey, Semerkant'ı yeniden başkent yaparak dönemin ilim ve medeniyet merkezi haline getirmiştir. Uluğ Bey'in aynı zamanda bilgin bir hükümdar olmasıyla bıraktığı ilmî miras yüzyıllar boyunca dünyaya ışık tutmuştur. Bu tezin amacı, Uluğ Bey'in değerini ve bilim dünyasındaki önemini bir kez daha gün yüzüne çıkarmaktır. Bu çalışmada Timurlu Devleti'nin tarih sahnesine çıkışını ve Uluğ Bey dönemine kadar olan tarihine yer verdikten sonra Uluğ Bey'in hayatı ve emirlik dönemi incelenmiştir. Semerkant'a altın çağını yaşatan bu hükümdarın bilime verdiği önem ve dünyaya miras bıraktığı bilimsel faaliyetleri ele alınmıştır. Son olarak ise o dönemde yaşamış âlimlerin ve Uluğ Bey'in bilimsel mirasını devralarak adını tüm dünyaya duyuran bilginlerin tarihe olan katkıları işlenmiştir. Timurluların tarihini konu edinen ana kaynakların çoğu o dönemde yaşamış ve bizzat hükümdarların desteklediği müellifler tarafından kaleme alınmıştır. Çalışmamızda öncelikle ilk kaynaklardan faydalanılmıştır. Uluğ Bey'in hayatı ve bilimsel faaliyetleriyle ilgili dünyada ve ülkemizde yapılmış çeşitli araştırmalar ve makalelerden de faydalanılmıştır. Uluğ Bey'in öncülüğünde yapılan bilimsel faaliyetler, bilim tarihine büyük katkı sağlamış, dönemin toplumsal ve kültürel hayatını derinlemesine etkilemiştir. Uluğ Bey sadece bir hükümdar olarak değil, aynı zamanda bizzat gerçekleştirdiği gözlemler neticesinde bir bilim insanı olmasıyla tarihte önemli bir yere sahip olmuştur. Uluğ Bey'in bilim ve kültür alanındaki mirası, günümüzde dahi araştırılmaya devam etmektedir. Anahtar Kavramlar: Bilim Tarihi, Timurlular, Uluğ Bey, Medreseler ve Rasathâne Bilim Kodu: 60303
21. yy. Almanca siyer literatüründe Hz. Muhammed tasavvuru (Tilman Nagel örneği)
Tarih boyunca oryantalistler, farklı perspektifler ve metodolojiler kullanarak Batı dünyasında Hz. Peygamber ile ilgili kapsamlı çalışmalar ortaya koymuş ve zamanla zengin bir literatür oluşturmuşlardır. Bu literatürün ilk müellifleri, İslâm dünyasında ve Bizans'ta kaleme alınan eserlerden faydalanmak suretiyle doğrudan veya dolaylı olarak Hz. Peygamber'in hayatına temas eden çalışmalar üreten din adamları olmuştur. Ancak bu yazarlar eserlerini genellikle reddiye niteliğinde hazırlamış ve Hz. Peygamber'e değinmelerine rağmen onu anlama gayreti içinde olmamışlardır. Aydınlanma ile kilise otoritesine ait etkinin azalması, bazı yazarların Hz. Peygamber hakkındaki çalışmalarında üslup ve söylem açısından farklı bir yönelime kapı aralamıştır. Bu değişimin temel nedenlerinden biri, Arapça siyer kaynaklarının Batılı akademisyenler tarafından keşfedilmesi ve süreç içerisinde Batı dillerine çevrilmesi olmuştur. 18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başlarını kapsayan ve daha çok bilimsel oryantalizm olarak tanımlanan dönemde, özellikle Almanya'da yürütülen İslâm araştırmaları büyük önem kazanmıştır. Siyer alanında kayda değer gelişmeler yaşanmış ve birçok Alman oryantalist yetişmiştir. Bu süreçte hem Batı'da hem de İslâm dünyasında etkili olan kurucu metinler kaleme alınmış, bu eserler temel alınarak 20. yüzyılda siyer malzemelerinin otantikliği ve güvenilir bir Hz. Peygamber biyografisinin yazılabilirliği konusunda metodolojik tartışmalar yürütülmüştür. Bahsi geçen geniş literatür ve süregelen metodolojik tartışmaların üzerine Almanca kaleme alınan modern çalışmalar ve müellifler dikkat çekmektedir. Bu çalışmaların arasında, Emekli İslâm Bilimci ve Şarkiyatçı Prof. Dr. Tilman Nagel'in eserleri öne çıkmaktadır. Bu nedenle araştırmamız da Tilman Nagel'in Hz. Peygamber'e ilişkin sunduğu bilgilerin analiz edilerek onun peygamber algısının ortaya konmasını amaçlamaktadır. Nagel'in kaynak tenkidine dayalı yaklaşımı ve tarihsel bağlam analizleri dikkat çekicidir. Ayrıca metodolojisi, oryantalist geleneğin klasik yaklaşımlarını sürdürmekle birlikte modern tarih anlayışının yöntemlerini içermesi bakımından özgün bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızın hedefleri doğrultusunda Nagel'in aktardığı veriler, temel siyer ve İslâm tarihi kaynaklarındaki rivayetlerle titizlikle karşılaştırılmıştır. Bir yandan rivayetler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar değerlendirilirken, diğer yandan Nagel'in ileri sürdüğü iddiaların kökenleri incelenerek kapsamlı bir çerçeve oluşturulmuştur. Araştırma, oryantalist düşüncenin Hz. Peygamber algısına genel bir perspektiften yaklaşırken, Tilman Nagel'in Hz. Muhammed'e dair görüşlerini özel düzeyde ayrıntılı biçimde ele almaktadır. Çalışmamızda nitel araştırma yöntemlerinden metin merkezli inceleme teknikleri kullanılmıştır. Nagel'in akademik siyer metinleri, söylem analizine dayalı eleştirel içerik çözümlemesi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi, kapsamı ve sınırlılıkları ortaya koyulmuştur. Birinci bölümde Tilman Nagel'in hayatı ve eserleri ele alınarak Siyer metodolojisi ve kaynaklara yönelik yaklaşımına değinilmiştir. İkinci bölümde Hz. Peygamber'in Mekke'deki hayatı çerçevesinde vahiy öncesi hayatı ile bi'set'ten hicrete kadar yaşanan olaylar analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde Hz. Muhammed'in askerî faaliyetleri ele alınırken, dördüncü bölümde ise şahsiyeti, özel hayatı ve getirdiği mesaj incelenmiştir. İddialar çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz araştırmada şarkiyatçı ve aynı zamanda Emekli İslâm Bilimci Prof. Tilman Nagel'in siyer ilmine ve Hz. Peygamberin hayatına yaklaşımı İslâm Tarihi kaynakları temelinde tespit edilmeye çalışılmıştır.
Abhazlar ve İslam tarihindeki yeri
Bir toplumun İslamlaşma sürecini incelediğimiz bu çalışmamızda, Abhazların İslamiyet ile olan ilişkileri ve bu dine bakış açıları aşama aşama tarihi veriler eşliğinde ele alınmıştır. Ayrıca Abhazya'nın yerli halkı ve kavmi yapısı da, etkileşim içerisinde bulundukları diğer milletlerle mukayese edilerek değerlendirilmiştir. Tezimizde başta Abhazlar olmak üzere Arap, Ermeni, Gürcü, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok kaynaktan istifade edilerek, farklı tespitlerde bulunulmuştur. İlk bölümümüzde Abhazların İslamiyet'ten önceki eski inançları ve o dönemki politik durumları ele alınmıştır. İkinci bölümümüzde Abhazların Müslümanlar ile karşılaşmaları ve onlarla olan mücadeleleri hakkında konular işlenmiştir. Üçüncü bölümümüzde Abhazya'da Osmanlı hakimiyetinden bahsedilmiştir. Bizans, Sasani, Moğol, Selçuklu ve Osmanlılar gibi dönemin egemen güçlerinin Abhazlar ile olan temasları kronolojiye hassasiyet gösterilerek ayrıntılarıyla birlikte analiz edilmiştir. Abhazya'ya yolculuk eden seyyahların, notları eşliğinde de o döneme ayrıca değinilmiştir. Kültür ve medeniyet başlığı altındaki son bölümümüzde ise Abhazlar arasında uygulanan hukuk, ceza sistemi, cenaze ve defin gibi birçok konuya temas edilmiştir. Sürgün döneminde Türkiye'ye göç eden bir kasaba da diaspora bağlamında örnek gösterilerek tezimizde teferruatlarıyla birlikte tetkik edilmiştir. Abhazların toplum içindeki hiyerarşik yapılarına, dil, kültür, anane ve adetlerine de konumuz sınırları dışına çıkmadan yer verilmiştir. Abhazların, Araplar ve İslam dininin sancaktarlığını yapan diğer devletler ile mücadeleleri dini bağlamda tahlil edilmiş; siyasi ve ulusal menfaatleri hakkında çeşitli sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmamızda Osmanlı arşivlerine ve birçok görsele ayrıca yer vererek içerik bakımından tezimizi zenginleştirme hususunda çaba sarf ettik. Abhazların genel olarak ne zaman İslamiyet'i kabul ettikleri konusunu ise bir sonuca ulaştırmak için gayretlerde bulunduk. Anahtar Kavramlar: Kafkasya, Abhazya, Çerkesler, Abhazlar, İslamlaşma
Yedinci haçlı seferi
Tez konumuzu teşkil eden VII. Haçlı Seferi 1248-1254 yılları arasında gerçekleşmiştir. VII. Haçlı Seferi; doğuda bulunan Haçlıların, Eyyubiler ve Harezmli askerler tarafından La Forbie (El-Harbiya) savaşında (1244), Hittin savaşından (1187) daha ağır bir yenilgiye uğratılmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sırada Avrupa; Almanya ve İtalya, II. Friedrich ve Papa arasındaki sorunlarla boğuşuyordu. Aynı zamanda Orta Avrupa'ya kadar ilerlemiş olan Moğolların etkileri de bu dönemde hala hissediliyor ve Moğol istilacılarının geri dönme ihtimalinin tedirginliğini yaşıyorlardı. 1245 yılında Fransa'nın Lyon kentinde bir konsil düzenlendi. Bu konsilde; Kilisenin sorunları, Kudüs'ün Müslümanlar tarafından alınması ve Moğol tehlikesi hakkında bazı kararlar alındı. Alınan kararlardan biri de Fransa kralı IX. Louis'nin önderliğinde İslam dünyasının en önemli merkezlerinden birisi olan Mısır'a düzenlenecek bir Haçlı Seferi olmuştur. Yedinci Haçlı Seferi, İslam dünyasına etkileri bakımından oldukça önemli bir konuma sahiptir. Haçlılar, Dimyat şehrini ele geçirdiklerinde Eyyubi sultanı Salih Necmeddin Eyyub ağır hastaydı ve Dimyat'ın ele geçirildiğini öğrendikten bir süre sonra vefat etmişti. Salih Necmeddin'in hayatta olan tek oğlu Tûrânşâh ise bu sırada Hısn-ı Keyfa'da bulunuyordu. Sultanın eşi Şecerüddür, ordudan ve halktan sultanın ölümünü gizleyerek Tûrânşâh'ı devletin başına geçmesi için haber gönderdi. Haçlıların Dimyat'ı alarak Mansura'ye ilerledikleri kritik bir dönemde bir felaketin önüne geçilmiş oldu. Tûrânşâh'ın Mısır'a geldiğini duyan ordu moral buldu ve Haçlılar'ın ilerleyişi durdurularak yenilgiye uğratıldı. Bu yenilgi sonucunda Haçlılar, 800,000 dinar fidye ödemek ve Dimyat'ı Müslümanlara teslim etmek zorunda kaldı. Savaşın kazanılmasından bir süre sonra Tûrânşâh'ın tavırlarından rahatsız olan Memlük grubu Tûrânşâh'ı öldürerek yerine üvey annesi Şecerüddür'ü sultan ilan etti. Böylece Mısır'da Eyyubi hakimiyetine son verilerek Memlük devri başlamış oldu. Eyyubi devletinin savaşı kazanmasının ardından son sultanları olan Tûrânşâh'ın öldürülmesi ile yerine üvey annesi Şecerüddür geçmiş ve Mısır'da Eyyubi ailesinin hakimiyeti son bularak Türk Memlüklerin hakimiyetinde Memlük Devleti kurulmuştur. Anahtar Kavramlar: Dimyat, IX. Louis, Salih Necmeddin Eyyub, Memlük.
Yedinci haçlı seferi
Tez konumuzu teşkil eden VII. Haçlı Seferi 1248-1254 yılları arasında gerçekleşmiştir. VII. Haçlı Seferi; doğuda bulunan Haçlıların, Eyyubiler ve Harezmli askerler tarafından La Forbie (El-Harbiya) savaşında (1244), Hittin savaşından (1187) daha ağır bir yenilgiye uğratılmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu sırada Avrupa; Almanya ve İtalya, II. Friedrich ve Papa arasındaki sorunlarla boğuşuyordu. Aynı zamanda Orta Avrupa'ya kadar ilerlemiş olan Moğolların etkileri de bu dönemde hala hissediliyor ve Moğol istilacılarının geri dönme ihtimalinin tedirginliğini yaşıyorlardı. 1245 yılında Fransa'nın Lyon kentinde bir konsil düzenlendi. Bu konsilde; Kilisenin sorunları, Kudüs'ün Müslümanlar tarafından alınması ve Moğol tehlikesi hakkında bazı kararlar alındı. Alınan kararlardan biri de Fransa kralı IX. Louis'nin önderliğinde İslam dünyasının en önemli merkezlerinden birisi olan Mısır'a düzenlenecek bir Haçlı Seferi olmuştur. Yedinci Haçlı Seferi, İslam dünyasına etkileri bakımından oldukça önemli bir konuma sahiptir. Haçlılar, Dimyat şehrini ele geçirdiklerinde Eyyubi sultanı Salih Necmeddin Eyyub ağır hastaydı ve Dimyat'ın ele geçirildiğini öğrendikten bir süre sonra vefat etmişti. Salih Necmeddin'in hayatta olan tek oğlu Tûrânşâh ise bu sırada Hısn-ı Keyfa'da bulunuyordu. Sultanın eşi Şecerüddür, ordudan ve halktan sultanın ölümünü gizleyerek Tûrânşâh'ı devletin başına geçmesi için haber gönderdi. Haçlıların Dimyat'ı alarak Mansura'ye ilerledikleri kritik bir dönemde bir felaketin önüne geçilmiş oldu. Tûrânşâh'ın Mısır'a geldiğini duyan ordu moral buldu ve Haçlılar'ın ilerleyişi durdurularak yenilgiye uğratıldı. Bu yenilgi sonucunda Haçlılar, 800,000 dinar fidye ödemek ve Dimyat'ı Müslümanlara teslim etmek zorunda kaldı. Savaşın kazanılmasından bir süre sonra Tûrânşâh'ın tavırlarından rahatsız olan Memlük grubu Tûrânşâh'ı öldürerek yerine üvey annesi Şecerüddür'ü sultan ilan etti. Böylece Mısır'da Eyyubi hakimiyetine son verilerek Memlük devri başlamış oldu. Eyyubi devletinin savaşı kazanmasının ardından son sultanları olan Tûrânşâh'ın öldürülmesi ile yerine üvey annesi Şecerüddür geçmiş ve Mısır'da Eyyubi ailesinin hakimiyeti son bularak Türk Memlüklerin hakimiyetinde Memlük Devleti kurulmuştur. Anahtar Kavramlar: Dimyat, IX. Louis, Salih Necmeddin Eyyub, Memlük.
I. Haçlı Seferi
Tez konumuz olan I. Haçlı Seferi 1096-1099 yılları arasında gerçekleşmiştir. I. Haçlı Seferi, Avrupa'nın ve Bizans'ın içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve ekonomik sorunlar nedeniyle düzenlenmiştir. Kudüs'ü Müslümanların elinden kurtarmak sloganlarıyla hareket eden ordu, doğuda kendilerine ait devletçikler kurmuşlardır. Gerek Bizans'a karşı tutumları gerekse doğuda toprak kazanma hevesleri, onların sadece dini bir amaç uğruna gelmediklerini gözler önüne sermiştir. Papa II. Urbanus'un Clermont'taki konsilinden sonra, keşiş Pierre ve etrafına birikenlerin oluşturduğu haçlı grubu yola çıkış tarihini beklemeden yola koyulmuş ve daha Avrupa topraklarında yağmacı ruhlarını belli etmişlerdir. Ana orduyu teşkil eden Kontların da çoğunun doğuda bir krallık kurma hayalinde oluşu en azından Kontların niyetini belli etmiştir. I. Aleksios, kendisine yardıma gelecek askerler yerine, başında ünlü kontların bulunduğu büyük orduların gelmesinden dolayı endişeye kapılmıştı. Bu yüzden Haçlıların hemen Anadoluya geçmelerini sağlamıştı. Öncü birlik olarak tabir edebileceğimiz Pierre L'Hermit'in ana orduyu beklemeden İznik'e saldırması, yenilgi ile sonuçlanmıştı. Bu durum I. Kılıç Arslan'ın haçlı birliklerini hafife almasına neden olmuştu. Ana ordu Anadolu'ya geldiğinde, İznik ve Eskişehir'de I. Kılıç Arslan'ı yenerek Antakya'ya doğru yürüyüşlerini sürdürmüştü. Yolda ana ordudan ayrılan Baudouin, Urfa'da ilk Haçlı Kontluğunu kurdu. Antakya'nın kuşatılmasının ardından Haçlılara karşı gönderilen Musul Emiri Kürboğa, buraya vaktinde müdahale edemedi ve Antakya Princepsliği kuruldu. Esas hedef olan Kudüs'e ilerleyen ordu çeşitli şehirlerde katliamlar yaptı. Fatımi yönetimindeki Kudüs, Haçlılara karşı direnemedi. Haçlılar Kudüs'te de vahşet sergilemekten çekinmediler. Böylelikle Kudüs Krallığı kurulmuştur. Birinci Haçlı Seferi sonucunda, 1096-1099 yılları arasında üç devletçik kurulmuştur. Bunlar Antakya Princepsliği, Urfa Kontluğu ve Kudüs Krallığıdır. Anahtar Kavramlar: Haçlılar, Kudüs, I. Aleksios, Papa II. Urbanus, Pierre L'Hermit.
İslam tarihinde işkence (Emevilere kadar)
Gizli davet döneminde Hz. Peygamber, ailesi ve yakın arkadaşlarına İslam'ı anlatırken nübüvvetin üçüncü yılında Mekke'de aleni davet döneminin başlamasıyla İslam dinini her yerde tebliğ etmeye başladı. Bunun üzerine öfkelenen Mekkeliler ilk önce alay ve hakaretlerle Müslümanları dinlerinden vazgeçirmeye çalıştılar. Fakat gün geçtikçe İslam'ın hızlı bir şekilde yayılmasından dolayı aleni davetten yaklaşık iki yıl sonra işkence dönemini başlattılar. Tezimizde Hz. Peygamber döneminden başlayarak Dört Halifenin sonuna kadar geçen dönemde yapılan baskı, eziyet ve işkenceler hakkında bilgi vermeyi amaçladık. Bu bağlamda siyer alanındaki ilk kaynakları kullanarak araştırmamıza başladık. Bu kaynaklar ve lügatler yardımıyla işkence kelimesini izah ettikten sonra Mekkelilerin zulmünden kurtulmak için Müslümanların Habeşistan'a yaptıkları göçleri anlattık. Mekkelilerin son çare olarak düşündükleri Haşimoğullarını ve Abdülmuttaliboğullarını kapsayan boykot kararını ve bu boykotla birlikte Müslümanlara yapılan eziyetleri işledik. Mekke'de işkence eden müşriklerin ve işkenceye maruz kalan Müslümanların isimlerini vererek detaylı bilgiler aktardık. Medine döneminde Müslümanlarla müşrikler arasında gerçekleşen savaşlarda yapılan işkenceleri anlattık. Hz. Peygamber'in vefatından sonra sırasıyla devlet başkanı olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerini inceleyerek yapılan işkenceleri işlemeye çalıştık. Anahtar Kavramlar: İşkence, Mekkeliler, Hz. Peygamber, Dört Halife
Başlangıçtan Emevilere İslam tarihinde Kudüs
"Başlangıçtan Emevilere İslam Tarihinde Kudüs" konulu tez çalışmasında Kudüs tarihi ilk kaynaklar ışığında ele alınmıştır. Kronolojik sıralama dikkate alınarak hazırlanan bu çalışmada Kudüs şehrinin İslam Tarihi alanındaki öneminin aktarılması amaçlanmıştır. Araştırma; Kudüs'ün fiziki yapısını, coğrafi konumunu, tarih boyunca aldığı isimleri, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar için önemini, kuruluşundan itibaren Dört Halife Dönemi sonuna kadar olan süreci kapsamaktadır. Anahtar Kavramlar: Kudüs, Peygamberler, Ehl-i Kitap, Dört Halife Dönemi, Fetih.