Theses supervised by Prof. Dr. Murat Tuncay

12 theses · Dokuz Eylül University

DoctorateOpen AccessTR

Küreselleşmenin tiyatral anlatıdaki uzama etkileri

Uzam bir ilişkiler dizgesidir ve bu dizge içinde zaman-mekan, özne, eylem, uzamın vazgeçilmez dinamikleridir. Küreselleşmenin mekanı olan kent insan tarafından üretilen, iletişim aracılığıyla gelişen ve daima bir zaman-mekan yapısına koşullu olan ilişkiler bütünüdür. Dolayısıyla toplumsal ilişkileri yapılandıran kent, aynı zamanda bu ilişkiler tarafından yapılandırılan uzamsal bir organizmadır. Her kentli, odadan başlayarak eve, mahalleye, kente, bölgeye ve ülkeye doğru uzanan bir dizi iç içe geçmiş katmanlar halindeki yaşamsal mekanla çevrilidir. İnsan, bu mekanların izdüşümünden oluşur ve tiyatro mekanı, böylesi bir izdüşümle varolan karakterin ?öznenin- uzamsal eylemini estetize ederek anlatır. Kentin küreselleşmeyle birlikte dönüşen yapısında insanın zaman-mekan algısı değişikliğe uğrar ve uzamsal dinamiklerden biri değiştiğinde diğerleri de değişir. Küresel kültürün etkisiyle varolan kent uzamı, tiyatral anlatıdaki uzamın referans noktası oluşuyla yeni bir anlama bürünür.Küreselleşmenin tiyatral anlatıdaki uzama etkilerinin incelenmesini amaçlayan bu çalışmanın girişinde, uzam ile mekanın iki farklı kavram olduğu üzerinde durulmuş ve küreselleşmenin tarihsel gelişimi anlatılmıştır. Birinci bölümde, küreselleşmenin kentsel uzamdaki görünümleri ve kent yaşamında yol açtığı değişimler irdelenmektedir. İkinci bölümde, tiyatral anlatıda dil ve anlam ilişkisiyle varlık bulan uzamın yapısı, türleri ve uzamsal dinamiklerin işlevine yer verilmiş, küresel kent uzamının tiyatral anlatıdaki uzama etkileri tarihsel olarak ele alınmıştır. Üçüncü bölüm, küreselleşmenin 1990 sonrasından bugüne değin, Türk Oyun Yazarlığı'nda anlatısal uzama yansımalarının değerlendirilmesini içermektedir. Sonuçta, kentsel uzamda görülen değişimin tiyatral anlatıdaki uzamı dönüştürdüğü; küresel iletişimin mekanların iç içe geçtiği bir estetik anlayışa yol açtığı; küçülen, aynılaşan küresel dünyada insanı diğerlerinden ayıran farkların hızla yok olmasının anlatıdaki karakteri de eylemsizleştirdiği saptanmıştır.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Küreselle?me 2- Kent 3- Anlatı 4- Uzam 5- Zaman

AnlatıKüresel güçKüresel yozlaşma+6
Müşerref Öztürk Çetindoğan
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Antik Yunandan modern sonrasına "Myth" kavramının evrimi

Evreni anlama ve kavrama çabasının ortaya çıkardığı yaratıcılık insan oluşumunun ve gelişiminin temel gücüdür. Kişisel ve toplumsal evrimlerin kaynağı olan yaratıcılık, kendi doğası içinde ?taklit etme? ye ihtiyaç duymuş; yaratma ve taklit, dinsel/mitolojik düşünce, sanatın, dolayısıyla uygarlığın temelini atmıştır.Mitsel kökenli gelenek hemen her toplumda güçlü bir işlev yüklenmiştir. Bu nedenle `İlk din', `ilk anlatı', `ilk metin' olan mitolojiyi geleneksel ve arkaik toplumlardan başlayarak ele almak, mitsel bir evrenin tanımını yapmada ve mitsel evrenin ne olduğunu anlamada bize kolaylık sağlayacaktır.Mitosu çalışma konusu olarak ele alan birçok farklı disiplin vardır. Tarihsel olarak bakıldığında, öncelikle filologların, hemen sonrasında da din tarihçilerinin ve antropologların mitosları incelediği görülecektir. Disiplinler arası farklılıklar, soruların ele alınış biçimlerinin öznelliği kadar, mitlere yaklaşım ve çözümleme biçimleri onlara anlam yüklemede birçok farklılık yaratmıştır.Tiyatroda, edebiyatta, resimde mitosların kullanımı, işlevi, estetik ve anlam bakımından ortaya çıkardığı sonuçlar her dönem ilgi çekmiştir. Bütün sanat dallarında kullanılan mitosların dünyası ortak bir bütünleyici, anlamlandırıcı, yaratıcı bir dünyanın kapısıdır. Bu sebeple mitoslara ilişkin oluşturulacak genel bir tanım yapmak çok zordur. Çünkü tanrının, şeytanın, cinin, perinin nesnel bir tanımı yoktur. Ancak bütün bu düşüncelerin toplumsal/tarihsel/sanatsal yönden tanımı yapılabilir ve süreç içindeki evrimleri izlenebilir.Sanatın vazgeçilmez arzusu, belli konulardaki fikirlerin, her tür aracı kullanarak iletmek istediği meseleyi anlaşılır ama ilk akla gelen olmadan iletmektir. Mitoslar bu anlamda sanatın ve insanlığın ortak kültür bileşenidir ve bu amaca hizmet edebilecek hayal gücünün ve yaratıcılığın doruk noktasıdır. İncelikli anlatımı, özgün dili, yaratıcılık ve büyülü anlatımıyla da derin bir dünyadır.Bu anlamıyla mit, insana dair olan tüm gerçekliklerin anlamlandırılması sürecinin başlangıcını oluşturur. Fakat mitosların teatral anlamda sahnede kullanımıyla birlikte, insanı seyirci olmaya ittiği andan itibaren ne mitosların ne de ritüellerin özgün anlamı kalmaz. Böylece mitlerdeki değişim, dönüşüm ve evrim süreci ?oynamayla? birlikte başlar. Artık mitler, sanatsal üretimin ilk ürünleri olarak, kendinden sonra gelen tüm sanatsal anlatıların da çıkış noktasını oluşturur; mit, bundan sonra eposların, romansın, trajedinin tohumlarını taşır ve insanlığın yaratıcı dehasının ve gelişen uygarlığın tüm edebi biçimlerinin ana kaynağı olur.Bu anlamıyla mit insana ait tüm gerçeklikleri, sorunları tartışan, çözmeye çalışan tüm sanatsal üretimlerin de başladığı yerdir, dolayısıyla canlı bir söylem oluşturur. Ancak içerdiği anlama, verdiği mesaja inananı kalmadığı anda mit, kendini yok eder ama ölmez. Başka bir çağda başka bir anlamla karşımıza tekrar çıkar. Mitoslar, bir toplum ya da topluluk içinde ortak yaşam sürenlerin kendi hikayelerini aktarırken aynı zamanda kendi gerçekliğini de açıklaması, temellendirmesi, haklı çıkartmasıdır. Bunu imgelerle, öykülerle ve tanrılaştırılmış kişiler üzerinden aktarır. Eski çağ mitleri başka ortamlara, başka çağlara geçişte ozanlar, anlatıcılar, dinsel metinler aracılığıyla ulaşır ve ulaşırken de yeniden biçimlendirilir. Bu biçimlendirmeyle birlikte mit sanatın yeni anlatım olanaklarıyla buluşur ve her çağ kendi mitolojisini ve mitik söylemini kurar, sanatının bir parçası haline getirir.Her dönemin keşfi, o dönemin anlayışına göre isim değiştirir. Yepyeni bir dünyanın oluşturulması, geçmişin mitoslarını unutturmaz ama onların yeniden farklı bir şekilde ortaya çıkmasını sağlar. Antik çağlarda yaşamın, düzenin, toplumun sağlayıcısı ve sağaltıcısı olan mit, akıl çağıyla birlikte tamamen anlam değişimine uğrar. Bu değişim sadece yeni düzenin bir anlayışı değil süre giden yaşam algısının ve değişiminin bir sonucudur.Çağdaş toplumlarda mitosların aldığı biçim, dil, anlam ve anlamlandırma süreci, tarihsel gelişim içinde toplumun değişim dinamikleriyle birlikte başka anlam düzlemine taşınır. Yaşanılan çağa göre de kendi mitolojik evreninin mitlerini yaratır ve ilksel anlamından tamamen uzaklaşır. Ancak bu uzaklaşma bir yok oluş değildir. Mitoslardaki öyküler, kahramanlar ya da kahramanlıklar, ortak deneyimlerimizin (bilinçdışının) mitsel derinliklerinden gelir ve nesilden nesile aktarılır. Dolayısıyla bu da insan yaşamına, edebiyata, sanata zenginlik, değer ve saygınlık kazandıran bilinç boyutunun dışavurumu olarak karşımıza çıkar. Bu nedenle mitoslar her çağın kendi söylem taşıyıcısıdır.Toplumsal kırılmaların yaşandığı ve her çağın kendi söylem dilini ve söylencesini kurduğu modern ve sonrası dönemde; tüm anlamlar yeniden ele alınmış, varolan tüm değerler yeniden değerlendirilmiş çağlara, toplumların gelişim dinamiklerine göre de mit ve mitolojik söylem yeniden tanımlanmıştır. Böylelikle yeni dönem sanatında yeni mit tanımlamalarını ve günümüz mit yaratma sürecinin nasıl işlediğini, hangi düzlemlerde nasıl mitler yaratıldığını, bu yeni mitlerin bugünün dünyasında neye karşılık geldiğini anlamak, mitlerin farklı kullanım biçimlerinin çeşitliliğini sergilemek estetik, işlevsel ve anlam açısından çözümlenmesini yapmak, Antik Yunandan Modern Sonrasına mitlerin anlaşılmasında, çözümlenmesinde ve yeni anlamıyla değerlendirilmesinde bize kolaylık sağlar.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1. Mit 2. Anlam 3. Akıl 4. Mitos 5. Modern Sonrası

AkılAnlamMitoloji+1
Tülay Yıldız Akgül
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de klasik bale dansçısının aktif dans yaşamı sonrasındaki sorunları ve çözüm önerileri

Bu çalışmada, Türkiye'deki klasik bale dansçılarının aktif dans hayatı sonrasında ortaya çıkan sorunların kaynağı tespit edilerek bazı çözüm önerileri üretmeyi amaçlanmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmaya ait araştırmalar sorunların tabanını oluşturan bale sanatının eğitim biçimini, mesleki uygulama sürecini ve bağlı olduğu mekanizmayı da kapsayan genişliklere uzanmak durumunda kalmıştır. Türkiye'de müzik ve sahne sanatları kurumları devlet desteğiyle yönetilmektedir. Türkiye'de bu işlevi Kültür Bakanlığı üstlenmiştir. Opera-bale kuruluşlarımız, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'ne bağlıdır. Dolayısıyla bu mekanizma; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve kanunlarıyla çerçevelenen yasal boyutları da içermek durumundadır.Klasik bale, vücut yoluyla sergilenen artistik bir anlatımdır ve bir takım fiziksel uygunluk gereksinimlerine sahip olunması gereken bir sanat dalıdır. Bale dansçılarının aktif dans hayatını sona erdirme nedenlerinin başında biyolojik bir faktör olan ?yaş? unsuru gelmektedir. Ekonomik, bürokratik ve psikolojik faktörler, sakatlanmalar, eğitim ve kültürel eksikliklere bağlı sorunlar da aktif dans yaşamını sonlandırma nedenleri olabilmektedir. Bale sanatçılarının söz konusu gereksinimlerinin yerine getirilmesi, kariyerlerinin gelişimi ya da ilerlemesi ?sürekli eğitim? araçlarına başvurularak sağlanabilir.Türkiye'de bale sanatının kurumsallaştığı dönemde idealize edilen sanat politikası; ?Türk koreografların yetişmesi, Türk balesinin ulusal kimliğinin oluşturulması? sağlanamamıştır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi mevzuatında bale sanatçılarının aktif dans yaşamı sonrası için yapılmış özel bir düzenleme yer almamaktadır. Bale sanatçıları, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 1309 sayılı kuruluşu hakkındaki kanunun 16/a maddesi gereğince görgü ve bilgi ihtisasını artırmak amacıyla yurtdışına gidebilmektedirler. Ancak başvurular için 50 yaş sınırlaması ve istenilen yabancı dil belgesi engeller arasında yer aldığından çözüm önerisi niteliğini taşımamaktadır.Bu çalışma için yapılan tüm araştırmalar sonucunda, tespit edilen sorunlara yönelik üretilen çözümler için ?kurum içi eğitim? modeli sunulmuştur. Bu çözüm modeline göre, aktif dans yaşamı sona eren bale sanatçısı kurum içinde kültürel, psikolojik, sanatsal eğitimlerin ardından kurumsal ve toplumsal görevlerde bulunarak emeklilik sürecine kadar çalışma hayatını sürdürebilecektir.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1-Aktif Dans Yaşamı 2-Sakatlanmalar 3-Bale Eğitimi 4-Devlet Opera ve Balesi 5-Türk Balesi

BaleDansDansçılar+3
Seda Ayvazoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2012
10
Master'sOpen AccessTR

Sabahattin Kudret Aksal Tiyatrosu

Bu çalışmanın konusu Sabahattin Kudret Aksal Tiyatrosu'dur. Sabahattin Kudret Aksal, 1920-1993 yılları arasında yaşamış bir sanatçıdır. Ürünlerini şiir, öykü, deneme ve tiyatro alanlarında vermiştir. Üniversitede felsefe bölümünde okumuştur. Tüm yapıtlarında felsefe öğreniminin izleri görülmektedir. Sanatçı, güzellik ve estetik arayışlarına yönelmiştir. Sözcük seçimlerinde her zaman titiz davranmıştır. Özellikle dil konusu üzerinde durmuştur. Farklı türlerdeki yapıtlarının bütününde duru bir dil kullanmıştır. Sanatçının şair kimliği, tiyatro oyunlarına da yansımıştır. Şiir dilini sahneye taşımıştır. Sabahattin Kudret Aksal'a göre tiyatronun dili şiir dilidir. Tiyatronun yaşamsallaşabilmesinin tek yolunun metin okuma alışkanlığının yaygınlaşması olduğunu savunan yazar, kendi yapıtlarını da okuma tiyatrosuna benzetir. Sanatçı aynı zamanda bir kuramcı titizliğinde çalışarak, tiyatronun temel problemlerini değerlendirmiştir. Oyunlarında politik tartışmalardan uzak duran yazar genellikle evlilik, aile içi ilişkiler, kadın ve erkeğin arasındaki uyumsuzluklar, bireyin varoluşu üzerine eğilmiştir. Oyunları dramaturjik olarak başarılıdır. Oyunlarının sık sık sahnelenmesi bu özelliğinin sonucudur. Yazarın yapıtları hem içerikleri hem de kullandığı dil nedeniyle günümüzde de canlılığını korumaktadır. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Tiyatro 2- Sahne Sanatları 3- Sabahattin Kudret Aksal 4- ġiir Dili 5- Sabahattin Kudret Aksal'ın Oyunları

Aksal, Sabahattin KudretSahneye koymaSanatçılar+2
B. Defne Dinç
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Modern ve modern sonrası tiyatroda karakterin evrimi

Bütün bir insanlık düzeninin simgesi olarak karakter geçmişten günümüze kadar geçen süreçte pek çok evrim yaşamıştır. Karakterin dramatik yapı içindeki işlevini ve dramatik yapının diğer araçları ile olan ilişkisini belirleyen, her dönemde değişen benliğe ilişkin algıdır. Aristoteles'ten Shakespeare'e, Strindberg'e Samuel Beckett'e ve Heiner Müller'e doğru yapılan tarihsel bir sıralamada, karakterin olaylardan zihinsel durumlara doğru evrildiği sonucu ortaya çıkmaktadır.Tragedyada iyiden kötüye doğru giden bir kurgu içinde yazgısı ile yönlendirilen oyun kişileri sadece aksiyona hizmet ederken, Hegel'in teorileri ile değerlendirildiğinde dramatik yapının merkezi haline gelir. Bu aynı zamanda oyun kişilerinin sosyolojik konumlarının da değiştiğinin göstergesi olur. Öznelciliğin ağırlık kazandığı on dokuzuncu yüzyılda sahnede soylu kişiler yerine sıradan insanlar vardır. Gerçekçi yazarların bireysel dünya görüşlerini yansıtan oyun kişileri, toplumsal çevrenin ve bu çevredeki nedensel ilişkilerin çözümlenmesine de olanak sağlar. Gerçekçiler, oyun kişilerini, iç dünyaları ile birlikte davranışlarını koşullandıran toplumsal yapı içinde tarihselliği vurgulayarak gösterirler. Klasik kuralları ve dram anlayışının kökünden sarsan Epik tiyatro ise her biri kendi içinde tamamlanmış episodlar halinde olayları tarihsel gelişim içinde verirken karakterin üstünlüğüne son verip, düşüncenin egemenliğinde diğer tüm etmenleri de kullanarak toplumsal ilişkiler içinde bireyi göstermektedir.Karakter, Absürd tiyatroyla başlayan süreçte bilincinden kurtulmak amacıyla kendine yönelmiştir. Bu durumda zihinsel durumları göstermekten öteye gidemez. Bu dönüşüm karakterin metin derinliğindeki gücünü kaybetmesine neden olur. Bundan sonra yazılan oyunlarda karakter, zihnin dışındaki fiziksel alandan ve genellikle bütün bir insanlık düzeninin simgesi olmaktan uzaklaşmıştır. Artık zihnin içindeki psişik ve tinsel dünyayla ilgilidir.

KarakterModernizmPostmodern+1
Yasemin Sevim
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türk tiyatrosunda oyun yazarlığının gelişimine yönelik girişimler üzerine bir inceleme

Bu araştırmada, ulusal tiyatromuz ve oyun yazarlığımızın tarihi bir perspektiften değerlendirilmiştir. İlk bölümde oyun yazarlığımızın sosyal, kültürel ve ekonomik sorunları bir bütün olarak ele alınmış ve araştırılmıştır. İkinci Bölümde ise sorunların çözümüne yönelik yapılan çalışma ve girişimler değerlendirilmiştir.Bilindiği gibi günümüz Türk Tiyatrosu iki kaynaktan beslenmektedir, Batı Tiyatrosu ve Geleneksel Türk Tiyatrosu. Osmanlı imparatorluğundan günümüze, Türk Tiyatrosu'nun özgünleşmesi yolunda, gelenekselden çağdaşa uzanan bize özgü yöntemler bulunması gerektiği ortadadır. Bu araştırmada tiyatro uzmanlarının yeni fikirler ve çabaları araştırılıp değerlendirilmiştir.Araştırmada, Osmanlı toplum yapısının olumsuz etkileri, kurumsal çalışmaların yetersizliği, telif hakkı sorunu, eleştiri ve eleştirmenlik olgusu, sinema ve televizyon'un olumsuz yansımaları ve sansür gibi temel sorunlar irdelenmiş, Bugüne kadar bu sorunların çözümüne yönelik girişimler değerlendirilmiştir.

DramaDramaturjiOyun yazarları+5
Mine Artu
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Dramatik metinde motif kullanımı

ÖZETDramatik Metinde Motif Kullanımı, dolayısıyla Dramatik Motif'in işlevi, estetik değeri ve ortaya çıktığı koşullarla ilgili bir tanımlama ve inceleme çalışmasını gerçekleştirmek bizi öncelikle Motif'in ne olduğu sorusunu yanıtlamaya götürür. Bu soruyu cevapladığımızda Dramatik Motif'i, anlama, tanımlama ve dramatik yapı içindeki işlevi ile ele alma olanağımız doğar.Motiflerin yalnız dramatik tasarımda değil hemen hemen diğer sanat türlerinin tümünde birden karşımıza çıkması önemli bir konumu işaret etmektedir. Çünkü bu durum, sanatların kendilerine has onca yapısal ve estetik unsuru arasından sıyrılarak, ortak bir işlemci gibi görev gören motiflerin kendine has yapısını vurgular. Böylelikle motifin sınırları sosyolojik olandan, psikolojik olana, yerel olandan, evrensel olana dek genişler ve sonuçta sanat yapıtının kendinde temellenen bir özgünlük içinde, tamamen bağımsızca form bulur.Motifler ortaya çıktıkları sanat dallarında, o sanatın türsel niteliklerine göre var olurken hem estetik hem de işlevsel görevler edinirler. Bu sebeple motiflere ilişkin oluşturulacak genel bir tanım, dramatik motife ulaşmanın ilk durağı olarak görülebilir. Dramatik Motif tıpkı Tema, Yan Tema, Mesaj, Önerme vb. gibi dramatik yapının estetik ve işlevsel bir unsuru olarak ele alınabilir. Dramaturgi çalışmalarının zorunlu bir parçasına dönüşebilir. Dramatik Motif'in detaylı bir incelemesi, eserin daha iyi ve yoğun biçimde kavranmasına yol açabilir. Bununla birlikte dramatik metinlerde açığa çıkan motiflerin çözümlenmesi meselesinin çoğu kez ihmal edildiğini, belli bir sistematiğe bağlanmadığını belirtmekte fayda vardır. Bu sorunu, belli oyun örneklerini dramatik motifler açısından ele alarak aşmak gerekebilir. Yerli ve yabancı yazarlar aracılığıyla Dramatik Motifler'in farklı kullanım biçimlerinin çeşitliliğini sergilemek estetik ve işlevsel açıdan çözümlenmesini de kolaylaştıracaktır.Bir yazarın başat arzusunun; belli konulardaki fikirlerin, her tür aracı kullanarak, etkili bir şekilde iletmesi olduğu düşünülürse Dramatik Motif, bu amaca hizmet edebilecek incelikli, özgün ve gücünü insanlığın ortak kültür mirasıyla geçmişinden alan araçlardan birisidir diyebiliriz.

DramatikDramatik tiyatroMetin+3
Funda Özşener
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi oyunlarında dramatik çatışma kurgusu olarak ilericilik- gericilik karşıtlığı ve model oyunlarda yansıması

Toplumların gelişim yönünde değişim dinamiklerini yönelten kişi ilerici; değişim dinamiklerini olması gerekene doğru yönetmeyen kişi gerici olarak nitelendirilir. Geleneksel yaşam tarzını savunan gericilik, ilerlemenin karşıtı ve onun çatışması olarak doğar. İlerleme özü itibariyle çağdaş yaşamı, aklı, bilimi ve rasyonalist düşünceyi ifade eder. Osmanlı Dönemi'nde Batılılaşma kavramıyla birlikte anılmaya başlayan ilericilik fikri; Türkiye Cumhuriyeti'nde Atatürk devrimleriyle toplumun tüm kurumlarında bu sürecini tamamlar. Harf devriminden, kadın haklarına, dinsel mahkemelerin kapatılmasından, laikliğin kabulüne kadar pek çok alanda köklü bir değişim yaşanır. Bu değişime gerek bireysel çıkarlarını gerekse iktidarını savunmak adına ayak direyen gerici kesim kendi statik yapısını korumak için çabalar. Cumhuriyet tarihi boyunca bu yüzden birçok ayaklanma ve olay yaşanır.Topluma ayna olma görevini üstlenen tiyatro, doğası gereği, hep ilerlemeden ve dönüşümden yana olan bir sanattır. Cumhuriyet Dönemi'nde toplumsal alanda görülen her değişim tiyatronun eğitici işlevinden yararlanılarak halka aktarılmak istenirken, geçmişin yanlış uygulamaları sahnede eleştirilir. Oyun yazarları; ulusalcılık, modern yaşam tarzı, dinsel inanışların sömürülmesi temaları ekseninde ele aldıkları ilericilik fikrinin toplumsal alanda yeşerebilmesi için çalışırlarken, gericilik fikrine eleştiri oklarını yöneltirler.Bu karşıt ikili dramatik edebiyatın ilk döneminden bu yana kullanılan ve eskimeyen çatışma motiflerinin arasında önde gelenlerindendir. Cumhuriyet olgusunun ilericilik ve devrimcilik ilkelerinin halka mal edilmesinde tiyatrodan yararlanma fikri başta Halk Evlerinin temsillerinde görülür. Özellikle Cumhuriyetin ilk dönemlerinde kullanılan bu çatışma malzemesi yeniyi övme olarak kullanılmıştır. İlericilik-gericilik her dönemde toplumsal yaşamın geliştirilmesi için kullanılır. Dramatik edebiyat bu karşıtlığı kullanmaya devam edecektir.

Cumhuriyet DönemiDramatik tiyatroGerici+5
Ceren Olpak
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir anlatım aracı olarak erotik ve tiyatro estetiğinde kullanımı

Bu çalışma, evrim sürecinde cinselliğin estetize edilmesiyle ortaya çıkan erotizmin, tiyatro sanatıyla olan ilişkisini irdelemeyi amaçlamaktadır. Çağlar boyunca güçlü bir anlatım aracı olarak ele alınan erotizmin, tiyatro sanatındaki kullanım amaçları ve yöntemlerinin tespit edildiği bu tezde, tiyatro sanatındaki erotizmin genel tarihçesi, uygulandığı dönemlerin cinsellik algısı ışığında netleştirilmeye çalışılmıştır.Bu hedef doğrultusunda, cinselliğin üreme işlevinden erotiğe evrim süreci içinde geçirdiği fizyolojik ve düşünsel dönüşümler saptanmış, erotik olanın kültür ve sanat olguları içinde bir anlatım aracı olarak kullanılmasının temellerine değinilmiştir. Bu temeller doğrultusunda, erotik anlatım aracının tiyatro dilindeki kullanım alanları tespit edilmiş, Antik Yunan tiyatrosundan günümüze kullanım şekilleri ve kullanım amaçları netleştirilmek istenmiştir. Buna ek olarak, Türk Tiyatrosundaki erotik anlatım biçiminin tarihsel gelişiminin de incelendiği bu çalışmada, dönemlerin cinsellik algısını etkileyen gelişmeler ışığında, erotik anlatım aracı kullanımının cinsellik algısıyla ilişkisi ortaya konulmaktadır.Tiyatro sanatındaki erotik anlatım biçimlerinin, oyun metinleri ve aktarımlar dışında, mümkün olduğunca sahne üstü uygulamalarıyla da örneklendiği bu çalışmada, erotik anlatım aracının gelişim ve değişimlerin tiyatro sanatı üzerindeki etkileri de ortaya konulmak istenmiştir.Kısaca bu çalışma, tiyatro sanatında uygulanan erotik anlatım biçiminin, çağın cinsellik algısıyla olan ilişkisi üzerinden, tiyatro ve erotizm bağının etkin kullanımının sağlayacağı yararların tespit edilmeye çalışıldığı, böylelikle bu anlatım aracının tiyatro sanatında daha nitelikli kullanılmasına yardımcı olmanın hedeflendiği bir yaklaşımı içermektedir.

AnlatımCinsellikErotizm+1
Münip Melih Korukçu
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Fındıkkıran Balesinin müzik, sahne tasarımı ve koreografi açısından incelenmesi

İnsanoğlunun toplu yaşam düzenine geçmesinden bu yana kendini ifade etmek için müziğe ve dansa gereksinim duyduğu biliniyor. İnsanlığın geçirdiği her evrim, sonucunda kendi gibi müziği ve dansı da gelişme göstermiştir.Dans, antik çağlarda tragedya'larla başlayan gelişmesini, Rönesans döneminde de sürdürmüş; basit halk danslarının sanat yoluyla inceltilmesiyle sonuçta soyluların daha çok ilgi duydukları bir sosyalleşme aracı olmuştur. Dans kültürünün gelişmesine katkı sağlayan faktörlerin, dansın saraylara girmesiyle başladığı söylenebilir. Nitekim Saray danslarının gelişerek günümüz bale sanatının temelini oluşturduğu bilinmektedir. 17. y.y. sonu ve 18. y.y. başlarında, kadın dansçıların sahneye adım atmasıyla bale sanatı daha da önem kazanarak Avrupa'da ve Rusya'da yayılmıştır. 18. y.y. sonu ve 19 y.y. başlarında sanata verilen önem birçok değerli besteci, koreograf ve dansçıların yetişmesine yol açmıştır. Opera ve balenin Rusya'da gösterdiği büyük gelişme, o dönem eserlerinin günümüzde de zevkle, ilgilenilmesini getirmiştir.Klasik balelerin en güzel eserlerinden biri olan Fındıkkıran Balesi, Çaykovski'nin görkemli müziği ve Petipa - İvanov ikilisin müzikle büyük bir uyum içinde olan koreografileri; baleyi yeni yılı anlatan bir Yılbaşı Klasiği yapmıştır. Fındıkkıran'ın ilk sahnelendiğinde, olumlu eleştirilerin yanı sıra olumsuz eleştirilerde aldığı biliniyor. Hatta bu acımasız eleştiriler ağır basmış ve Fındıkkıran Balesi kimi çevrelerce beğenilmemiştir. Beğenilmemesinin nedenleri arasında; eserde dansçıların yerine çocuklara rol verilmesi; böylece profesyonel dansçıların kendilerini yeterince gösteremedikleri sanıları; birinci sahnenin gerçekçi ortamı ile ikinci sahnedeki büyülü atmosferin arasındaki geçişin gereğince sağlanamamış olması yanında ilk onbir gösteride Iolanthe Operası ile Fındıkkıran Balesi'nin birlikte sunulmuş olması sayılabilir.Bütün bu olumsuzluklara rağmen Fındıkkıran Balesi; Avrupa'ya yayılan Rus İmparatorluk Tiyatrosu'nun sanatçıları sayesinde yeniden yorumlanarak sahnelenmeyi sürdürmüştür. George Balanchine, 1954 yılında Fındıkkıran Balesi'nin dekor ve kostümlerinde yaptığı değişikliklerle esere yeni bir yorum kazandırmıştır. Ayrıca bu koreografi, Amerika'da yayın yapan televizyonlar sayesinde geniş bir seyirci potansiyeline ulaşmıştır. Fındıkkıran Balesi günümüzde de herkesin izlemekten hoşlandığı, her yıl sahnelenen ve Noel ruhunu çok hoş yansıtan bir dünya klasiği olarak seyirci toplamaya devam etmektedir.

Pınar Çatkın
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de opera program dergiciliği ve İzmir Devlet Opera ve Balesi program dergileri üzerine bir inceleme

Kökenleri Antik Yunan'a dek uzanan opera, en temelde, tiyatro ve müziğin, organik bir biçimde örgütlenmesi sonucunda oluşan bir sanattır. Günümüzde öngörülen opera program dergilerinin içeriği hazırlanırken, operanın içinde barındırdığı bu iki sanat formundan yararlanılmaktadır. Batı'da ilk opera program dergicileri, XVII. yüzyılda, opera esnasında okunan librettolarken, XVIII. yüzyılda burjuva kültürünün topluma egemen olmaya başlaması sonucunda, opera program dergilerinde de farklı içerik ve biçim uygulamalarına geçilmiştir. XX. yüzyıla gelindiğinde ise, opera program dergiciliği, tutarlı bir gelişim tarihini muhafaza ederek opera sanatının anlaşılmasına yarayacak anlamlı kaynakları izleyiciye sunmuştur. Türkiye operaları program dergiciliği geleneğinin başlangıcını, ilk olarak Ankara konservatuarının düzenlediği temsiller üzerine hazırlanan dergiler oluştururken, bu uygulama Ankara Devlet Opera ve Balesi'nin açılmasının ardından devam etmiştir. Türkiye'de opera program dergiciliğinin içerik ve biçim olarak Batı'lı anlamda program dergisi hazırlama süreci, İzmir Devlet Opera ve Balesi'nin başlatmış olduğu uygulamalarla gerçekleşmiştir. İzmir Devlet Opera ve Balesi program dergiciliği, bir opera eserinin, yalnıza konu anlatımı ve eserle ilgili verilen bilgilerle sınırlı kalmayıp o eserin estetik ve tarihsel sorunlarına teorik bir perspektiften ve çağdaş görsel bir açıdan yaklaşmaktadır. Program dergileri kendi anlamını, sonuç olarak günümüzde bir opera eserinin tarihinin ve onun sahip olduğu geniş ve disiplinlerarası anlamı üzerine inşa etmektedir.

Opera
Nazlı Zeynep Ergüven
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Dramatik tasarımda aksiyon-olay dizisi bağlamı ve uygulama modelleri

Metinli tiyatronun birincil öğesi olan drama(oyun), hem yazın hem tiyatronun alanlarıyla ilişkili gibi görünmektedir. Ancak dramayı yazından uzaklaştıran başlıca nitelik, onun sözsüz de varolabilmesidir. Tiyatro ise, opera, bale, radyo ve TV oyunları, sinema gibi, onun ifade biçimlerinden biridir. Dramanın temel öğeleri, olay dizisi, kişileştirme, diyalog ve düşüncedir. Olay dizisi, kişileştirme ve diyalog dramanın biçimini oluştururken, düşünce içeriğini oluşturmaktadır. Aristotelesçi tiyatroda dramanın temel öğesi olay dizisidir. Dramanın gelişim süreci içinde, öteki öğeler de olay dizisi kadar önemsenmiştir. Dramatik tasarımın temel öğeleri ancak oyun kişisinde bir bireşim halini alarak tiyatral bir forma bürünebileceği için kişileştirme de dramanın yaşamsal öğesi durumundadır. Dolayısıyla oyuncu da tiyatronun asal öğesidir. Diyalog ise, oyundaki eylemi ilerleterek anlamı oluşturma bağlamında önem kazanmaktadır. Oyunun düşünsel içeriği deyince, tema- önerme-mesajı anlıyoruz. Tema konuya egemen olan başlıca düşüncedir; önerme tema ile ilgili bir yargıyı, dramatik formdaki çatışmalarla geliştirilen bir eylemi belli bir sonuca götürerek kanıtlamayı hedefler; mesaj ise önerme ile ilgili bir sonuçtur. Olay dizisi, bir oyunun öyküsünün, sanatsal etki yoluyla belli bir düşünceyi seyirciye iletmek amacıyla, düzenlenmiş halidir. Zincirleme bir gelişim içerir. Kapalı biçimde olay dizisinin başlıca öğeleri serim-düğüm- çatışma-doruk-çözümdür. Olay dizisi bir oyunun öyküsünün geliştiği dışsal dokudur; onun hareket tarzını ve yönünü belirleyen, bir anlamda onun iskeleti sayılabilecek yapıya da "dramatik aksiyon" denmektedir. Dramatik aksiyon olay dizisinin derin dinamiğidir. Oyunun temel anlamını ortaya çıkaran darmatik aksiyon, kapalı ve açık biçimli oyunlarda doğrusal, bazı absürd oyunlarda da dairesel hareket eder. Kapalı biçimli oyunlarda tek bir çizgi halinde, süreklilik göstererek ileriye doğru hareket eder; düğüm noktalarında kırılır; gerilimle yükselir ve düşer. Açık biçimli oyunlarda,ilerleyişi kesiklidir ve yayılma gösterir. Dairesel hareket ise, onun tek hareket biçimi olmamakla birlikte, yalnızca absürdde görülür. Bu çalışmada kapalı biçimde doğrusal harekete örnek olarak antik, Elizabeth dönemi, analitik, iyi kurulu oyun, durum ve atmosfer oyunları; açık biçimde doğrusal harekete örnek olarak da bir absürd oyun model alınmış ve incelenmiştir.

AksiyonDramaDramatik aksiyon+3
Sema Göktaş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2000
00

Other supervisors