Theses supervised by Prof. Dr. Neriman İnanç
12 theses · Nuh Naci Yazgan University
Periodontitis ile diyet inflamatuvar indeksi ilişkili midir?
Bu araştırma, 2021 yılının Haziran ile Ekim ayları arasında İnönü Üniversitesi Periodontoloji Ana Bilim Dalı'nda periodontitis tanısı konmuş yaşları 46.24±12.84 yıl olan 119 hastada periodontitis ile diyet inflamatuvar indeksi (Dİİ) arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla yürütülmüştür. Hastaların sosyodemografik özellikleri anket formu ile yüz yüze kaydedilmiş, vücut ağırlığı (kg), boy uzunluğu (cm) belirlenerek beden kütle indeksleri (BKİ, kg/m2) hesaplanmıştır. Ayrıca, üç günlük besin tüketim kayıtları ile günlük alınan enerji ve besin ögeleri belirlenmiştir. Hastalar Dİİ puanlarına göre antiinflamatuvar ve proinflamatuvar beslenenler olarak iki gruba ayrılmıştır. Buna göre; hastaların %45.3'nün (n=54) antiinflamatuvar, %55.7'sinin (n= 65) proinflamatuvar beslenme profiline sahip oldukları belirlenmiştir. Diyet inflamatuvar indeksi puanı antiinflamatuvar beslenen grupta en az "(-25.15)", en çok "(-0.08)"; proinflamatuvar beslenen grupta en az "(+0.01)", en çok "(+21.00)" olarak hesaplanmıştır. Günlük, enerjinin yağdan gelen yüzdesi, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri, omega-3, omega-6 yağ asitleri, posa, A vitamini, tiamin, B6 vitamini, C vitamini, folik asit, demir (Fe), magnezyum (Mg) ve çinko (Zn), kafein, çay ve biber tüketimlerinin antiinflamatuvar beslenen grupta proinflamatuvar beslenen gruptan fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). Diyet inflamatuvar indeksi ile yağ (r=-0.233, p=0.011), tekli doymamış yağ asitleri (r=-0.210, p=0.022), çoklu doymamış yağ asitleri (r=-0.380, p=0.000), posa (r=-0.341,p=0.000), A vitamini (r=-0.182, p=0.048), E vitamini (r=-0.420, p=0.000), B6 vitamini (r=-0.379, p=0.000), folik asit (r=-0.269, p=0.003), C vitamini (r=-0.415, p=0.000), demir (r=-0.325, p=0.000) ve çinko (r=-0.226, p=0.013) alımı arasında negatif yönlü, anlamlı ve zayıf bir korelasyon olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda; periodontitisli hastalarda proinflamatuvar beslenme profilinin antiinflamatuvar beslenenlerden daha yüksek olduğu görülmüştür. Antiinflamatuvar beslenen peridontitisli hastalarda inflamasyonda etkili olduğu bilinen çoklu doymamış yağ asitleri, omega-3 yağ asitleri, posa, antioksidan özellikli A, C, E vitaminleri, Zn, kafein, çay, biber tüketimlerinin anlamlı olarak daha fazla olduğu ortaya konmuştur. Bu nedenle periodontitis oluşumunu önleyebilmek için diyetin inflamatuvar yükünün azaltılmasının yararlı olabileceği düşünülmüştür.
Polı̇kı̇stı̇k over sendromlu infertı̇l hastalarda koenzim Q10 kullanımının tüp bebek tedavisi sonucuna etkisinin araştırılması
Retrospektif olarak planlanan bu araştırma; Kayseri''de özel bir kadın ve doğum hastanesinde yaşları 27,3±3,9 yıl olan polikistik over sendromlu infertil 154 kadında Koenzim Q10 (IVF) sonuçlarına etkisinin araştırılması amacıyla yürütülmüştür. Bu çalışmanın verileri 2019-2021 tarihleri arasında Kayseri'de bulunan özel bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesinde IVF tedavisi almış olan PKOS'lu hasta dosyalarından, elde edilmiştir. Hastalar IVF tedavisi öncesi bir ay süre ile 100 mg Koenzim Q10 kullananlar (n= 75) ve kullanmayanlar (n=79) olmak üzere iki grupta incelenmiştir. Hastaların BKI, oosit kaliteleri, HbA1c düzeyleri, gebelik oluşumu ve canlı doğum gibi reprodüktif bulguları kaydedilmiş ve elde edilen veriler Mann Whitney U, Kikare ve Fisher Exact testleri ile analiz edilmiştir. Koenzim Q 10 kullananlarda M2 oosit sayısı (p<0,001) ve fertilizasyon (2 PN) oranları (p<0,05), gebelik oluşumu (p=0,001), klinik gebelik (p=0,001) ve canlı doğum (p=0,001) gerçekleşme oranları, kullanmayanlardan yüksek bulunmuştur. PKOS'lu infertil şişman Koenzim Q10 kullanan hastaların klinik gebelik (p=0,015) ve canlı doğum (p=0.046) oranları arasında Koenzim Q10 kullanmayan hastalara göre istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur. Çalışma sonucunda her iki gruba da IVF uygulanmış olması nedeniyle Koenzim Q10 kullananlarda gebelik oluşumu ve canlı doğum oranlarının kullanmayanlardan yüksek olması nedeniyle Koenzim Q10 takviyesinin IVF sonuçlarını olumlu yönde etkilediği belirlenmiş, ancak, bu konuda daha uzun süreli ve daha fazla örneklem sayısı ile yapılmış çalışmalara gerek olduğu düşünülmüştür.
Alanya'da yetiştirilen hass ve fuerte avokado yapraklarından hazırlanan ekstrelerde total antioksidan ve toplam fenolik bileşen tayini
Bu araştırma Alanya'da yetişen Hass (AH) ve Fuerte (AF) avokado türü yapraklarının toplam fenolik madde ve flavonoit içeriği ve antioksidan etkisinin en optimal içeriğinin ekstraksiyon yöntemini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Hass ve Fuerte çeşidi avokado yaprakları biyoaktif beleşenlerinin analizi için ekstreler infüzyon (AHİ, AFİ), maserasyon (AHM, AFM), Soxhlet (AHS, AFS) ve ses dalgaları destekli ekstraksiyon (AHU, AFU) olmak üzere 4 farklı yöntemle elde edilmiştir. Hazırlanan ekstrelerin fenolik bileşen ve flavanoit miktarları hesaplanmış; total antioksidan aktiviteleri 1,1-difenil-2-pikrilhidrazil (DPPH●) radikalini süpürücü etki tayini, 2,2'-azino-bis (3- etilben-ztiazolin6-sulfonik asit) (ABTS+●) radikalinin süpürücü etki tayini ve Demir İndirgeme Antioksidan Gücünün (FRAP) tayini yöntemleri ile ölçülmüştür. Elde edilen sonuçlar tek yönlü varyans analizi ve Tukey-HSD testi ile değerlendirilmiştir (p<0,05). Avokado ekstrelerinde en yüksek toplam fenolik madde miktarının AHS, AHU, AHM ve AFS ekstrelerinde; flavonoit miktarının ise AFM, AFS ve AHS ekstrelerinde bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yürütülen antioksidan aktivite deneyleri sonucu avokado yaprağı ekstrelerinin en yüksek etkinliği ABTS+● radikalini süpürücü etki deneyinde kullanıldığı deney düzeninde gösterdiği tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre avakado 'Hass' türü yapraklarının AHU ve AHS ekstreleri, 'Fuerte' türü yapraklarının ise, AFU ve AFS ekstrelerinin en yüksek düzeyde ABTS radikalini süpürücü etki gösterdikleri tespit edilmiştir. Ayrıca ekstrelerin DPPH sisteminde zayıf etki gösterdikleri, FRAP deneyinde ise ekstrelerden troloks kadar etkili olmasa da avakado 'Fuerte' ve 'Hass' türü yapraklarından Soxhlet yöntemi ile hazırlanan ekstrelerle etkili olduğu gözlemlenmiştir.
Kemoterapi gören onkoloji hastalarında beslenme durumu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, Acıbadem Kayseri Hastanesi medikal onkoloji polikliniğine başvuran, kemoterapi gören 18-80 yaş arası yetişkinlerin beslenme durumları ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmaya 82'si kadın ve 65'i erkek toplam 147 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri literatür taraması sonucu oluşturulmuş bir anket formu aracılığıyla yüz yüze görüşmelerle elde edilmiştir. Antropometrik ölçümleri hastanede klinisyen tarafından yapılmıştır. Beslenme durumu Hasta Odaklı Subjektif Global Değerlendirme Ölçeği (PG-SGA) ölçeği kullanılarak belirlenmiştir. Yaşam kalitesini değerlendirmek için ise Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği (EORTC QLQ-C30) ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların malnütrisyon risk düzeyleri ile genel sağlık, fonksiyonel ve global yaşam skorları arasında negatif doğrusal ilişki mevcuttur (p<0.05). Katılımcıların malnütrisyon düzeyi riskleri arttıkça genel sağlık, fonksiyonel ve global yaşam düzeylerine ilişkin skorları azalmaktadır. Katılımcıların malnütrisyon riski düzeyleri ile fiziksel, rol, emosyonel, sosyal, semptom, yorgunluk, bulantı, ağrı, dispne, uyku bozukluğu, anoreksiya, diyare ve mali etki skorları arasında pozitif doğrusal ilişki mevcuttur (p<0.05). Katılımcıların malnütrisyon düzeyi riskleri arttıkça fiziksel, rol, emosyonel, sosyal, semptom, yorgunluk, bulantı, ağrı, dispne, uyku bozukluğu, anoreksiya, diyare ve mali etki skorları da artmaktadır. Diğer ölçek puanları arasında ise anlamlı ilişki saptanmamıştır.
Tip II diyabetlilerde sağlık okuryazarlığı ve glikoz profili arasındaki ilişki
Bu kesitsel çalışma Muğla'da bir Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran en az bir yıllık Tip 2 Diabetes Mellitus (T2DM) tanılı hastalar arasından randomize seçilen 90 hastanın sağlık okuryazarlığı düzeyleri ile glisemik kontrol durumları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yürütüldü. Hastaların sosyodemografik özellikleri ve antropometrik ölçümleri araştırmacı tarafından yüz yüze, biyokimyasal bulguları hasta veri sisteminden elde edildi. Ayrıca Sağlık Okuryazarlığı ölçeği kullanılarak hastaların aldıkları puanlara göre zayıf, orta, iyi ve çok iyi olarak gruplandırıldı. Hastalardan elde edilen sosyodemografik özellikler, antropometrik ölçümler, biyokimyasal bulgular bu gruplamaya göre değerlendirildi. Yaşları 60 (54-62) yıl olan hastaların %52,2'si kadın, %47,8'si erkek, %7,8'i birinci derecede obez, %36,7'si lise mezunu ve %5,56'nın sağlık okuryazarlık düzeyi zayıf, %53,33'nin ise çok iyi idi. Sağlık okuryazarlığı orta olanların serum açlık kan şekeri (AKŞ), düzeyleri iyi ve çok iyi olanlardan, Hemoglobin A1c (HbA1c) düzeyleri, zayıf, iyi ve çok iyi olanlardan yüksekti. T2DM'li hastaların AKŞ düzeyleri ile fonksiyonel sağlık okuryazarlığı (r -0,220, p=0,037) ve iletişimsel sağlık okuryazarlığı puanları (r_0,222, p=0,036) arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki vardı. Hastaların serum HbA1c (%) düzeyleri arttıkça, fonksiyonel sağlık okuryazarlığı puanlarında anlamlı azalma olduğu saptandı (r=-0,308, p=0,003). Ayrıca, hastaların serum düşük dansiteli lipoprotein (LDL mg/dL) düzeyi ile iletişimsel sağlık okuryazarlığı puanları (r=0,030, p=0,779) arasında negatif bir ilişki vardı. Karıştırıcı faktör olarak yaş, cinsiyet ve eğitim durumu ile ilgili düzenlemede yapılmadan Model 0'da fonksiyonel okuryazarlık puanının AKŞ'de 0,220, HbA1c'de 0,302 birim; olası karıştırıcı faktörlerin düzeltildiği Model 1'de ise AKŞ'de 0,247, HbA1c 0,346 birimlik azalmaya neden olduğu görülmüştür (p<0,05). Çalışma sonucunda T2DM'li hastalarda sağlık okuryazarlığının glisemik kontrolde etkili olduğu vurgulandı ve diyabetli hasta eğitiminin gerekliliği ortaya kondu. Anahtar kelimeler: Beslenme Alışkanlıkları, Glisemik Kontrol, Sağlık Okuryazarlığı, Tip 2 Diyabet
Madde bağımlılığı olan yetişkinlerin besin ögeleri alımları, beslenme kalitelerinin değerlendirilmesi ve bağımlılık şiddeti ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma madde bağımlısı yetişkinlerin besin tüketimleri, ortalama besin ögesi yeterlilik oranı (Mean Adequacy Ratio, MAR) ile belirlenen diyet kalitesi ve Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ) ile ilişkisi ortaya konması amacıyla yürütülmüştür. Çalışmaya Kayseri Devlet Hastanesi Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi (AMATEM) kliniğinde yatan 53 madde bağımlısı (Çalışma Grubu) ve 46 sağlıklı yetişkin (Kontrol Grubu) katılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, besin tüketimleri, antropometrik ölçümleri, biyokimyasal bulguları araştırmacı tarafından yüz yüze anket aracılığıyla kaydedilmiştir. Katılımcıların günlük enerji ve besin öğeleri alımları hesaplanmış ayrıca madde bağımlısı bireylere BAPİ öz bildirim formu uygulanmıştır. Çalışma ve kontrol grubundaki bireylerin çalışma durumları benzer iken yaş, medeni, eğitim (p<0,001) ve ekonomik durumlarının (p=0,003) farklı olduğu belirlenmiştir. Çalışma grubundaki normal vücut ağırlığına (%61,29) sahip bireylerin oranı kontrollerden (%38,71) fazla iken, hafif şişmanların oranı (%40,54) kontrollerden (%59,46) düşüktür (p=0,045). Madde bağımlılarının günlük enerji ve besin ögesi alım miktarları, diyet kalitesi ortalama besin ögesi yeterlilik oranı (MAR) kontrol grubundan (sırasıyla; (% 90 (83-94), % 80,42±6,13) yüksektir (p<0,001). BAPİ'ye göre katılımcıların %56,60'ı düşük bağımlı, %13,21'i orta bağımlı ve %30,19'u yüksek bağımlıdır. Bağımlılık şiddeti ve diyet kalitesi arasında anlamlı ilişki bulunmamış, ana öğün sayısı ile bağımlılık şiddeti arasında pozitif yönlü zayıf bir korelasyon olduğu belirlenmiştir. (r=-0,474, p=<0,001). MAR (%) ile BAPİ toplam puanı (r=-0,474, p<0,001) arasında negatif bir ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırma sonucunda çalışmaya katılanların yarısından çoğunun düşük bağımlı olması ve AMATEM'de izlemeye başlamadan yapılan tedavilerin bağımlıların beslenme kalitelerinin iyi olmasına katkı sağladığı düşünülmüştür. Bu nedenle AMATEM'lerde madde bağımlılarının beslenme tedavisinin önemi ile ilgili farkındalık oluşturulması gerekmektedir ve bu konuda geniş çaplı araştırmalara yer verilmelidir.
Üniversite öğrencilerinde antropometrik ölçümler ile karbonhidrat kalite indeksi arasındaki ilişki
Bu çalışma, Erzurum Merkez'deki Kredi Yurtlar Kurumuna ait bir yurtta kalan 330 erkek öğrencinin antropometrik ölçümler ile karbonhidrat kalite indeksi (KKİ) arasındaki ilişkiyi belirlemek amacı ile yürütülmüştür. Öğrencilerin sosyodemografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, fiziksel aktivite düzeyleri ve 24 saatlik besin tüketim kayıtları alınmıştır. Katı karbonhidratların toplam karbonhidratlara oranı, diyet lifi alımı (g/gün), glisemik indeks (Gİ) düzeyleri kullanılarak öğrencilerin KKİ hesaplanmıştır. Elde edilen verilerin en küçük değeri 0, en büyük değeri %100 kabul edilerek %'lik dağılımlarına göre 5 gruba ayrılmış yüzdelik dilimlere 1 ile 5 arasında puan verilmiştir Toplam KKİ hesaplanmasında her bir birey için elde edilen bu puanlar toplanmış ve 5 kantile ayrılarak değerlendirmeler bu kantiller üzerinden yapılmıştır. Yaş ortancaları 21 (%20-22) yıl olan öğrencilerin KKİ ne göre % 20,9'unun 1.kantilde, kalan %13,9'unun ise 5.kantilde bulunduğu tespit edilmiştir. Katı karbonhidratların toplam karbonhidratlara oranı ve diyet lifi ile KKİ arasında güçlü pozitif korelasyon (sırasıyla, r=0,6865, p<0,001 , (r=0,772, p<0,001) gözlemlenmiştir. Glisemik indeks ile KKİ arasında ise negatif yönlü orta düzeyde ilişki (r=-0,536, p<0,001) olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin enerji ve besin öğeleri alımları açısından kantiller arasında diyet lifi (p<0,001) dışında anlamlı bir farklılık olmadığı saptanmıştır. En yüksek düzeyde diyet lif alım miktarı ( 30,85 g) beşinci kantildeki öğrencilerde iken (27,14-35,28), en düşük miktar birinci kantildeki öğrencilere aittir (14,13 (11,23-17,13). Beden Kütle İndeksi (BKİ) değeri normal, hafif şişman ve obez olan öğrencilerin, diyet lifi, Gİ ve KKİ değerleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Diyet lifi alımındaki 1 gramlık artışın (p=0,001) ve KKİ'deki 1 birimlik değişimin (p=0,009) obezite riskini sırasıyla 0,026 ve 0,088 kat azalttığını; Gİ'teki 1 birimlik (p<0,001) artışın ise obezite riskini 0,0010 kat arttırdığı bulunmuştur. Çalışma sonucunda, düşük Gİ'li besinlerin tüketimi ve diyet lifinin KKİ'yi belirlemede önemli olduğu saptanmıştır. Karbonhidrat kalite indeksi konusunda farkındalığın artırılması ve bu konuda benzer çalışmaların yapılmasının gerekliliği ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler; Antropometrik ölçüm, diyet lifi, glisemik indeks, karbonhidrat kalite indeksi, obezite.
Kadınlarda sosyal medya kullanımının beslenme okuryazarlığı üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, Tekirdağ İli- Süleymanpaşa İlçesi'nde yaşayan yaşları 31,93±11,45 yıl olan kadınların sosyal medya kullanım düzeylerinin beslenme okuryazarlığı üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 402 birey dahil edilmiştir. Çalışma verileri bireylerin sosyodemografik özellikleri ile antropometrik ölçümlerinin yer aldığı kişisel bilgi formu, Yetişkinlerde Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracı (YBOYDA) ve Sosyal Medya Kullanım Ölçeği (SMKÖ) kullanılarak araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edilmiştir. Katılımcıların %60,95'i lisans mezunudur ve Beden Kütle İndeksi (BKİ) değerlendirmelerine göre katılımcılar arasında 3. derece obez birey yok iken, %54,98'i normal, %21,89'u hafif şişmandır. BOY düzeyi yetersiz olan birey yok iken, katılımcıların BOY düzeyi %92,04 oranında yeterlidir. Katılımcıların BKİ gruplarına göre sosyal medya kullanım düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık yok (p>0,005) iken, BKİ değerlendirmesine göre zayıf olanların, YBOYDA toplam puanlarının normal BKİ (p=0,034) ve 1.derece obez olan bireylerden (p=0,012) daha düşük olduğu bulunmuştur. Lisans mezunları arasında yeterli okuryazarlık düzeyinde olan katılımcıların oranı, ilkokul (p=0,001) ve lise mezunlarından (p<0,001) yeterli düzeyde okuryazar olan katılımcılardan anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Katılımcıların yaşı arttıkça sosyal medya kullanım düzeyleri azalmaktadır (r=-0,1253, p=0,012). Dahası, sosyal medya kullanım düzeyi arttıkça, katılımcıların BOY düzeyleri de artmaktadır, YBOYDA ve SMKÖ arasında pozitif yönlü zayıf ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0,1734, p<0,001). Bu çalışma sonucunda; eğitim düzeyinin beslenme okuryazarlığında önemli bir faktör olduğu, yaş arttıkça sosyal medya kullanım düzeylerinin azaldığı belirlenmiştir. Ayrıca, sosyal medya kullanımının beslenme okuryazarlığını pozitif yönde etkilemesi nedeniyle, sosyal medya aracılığı ile özellikle genç bireylerde beslenme ile ilgili bilimsel kanıta dayalı bilgilerin paylaşılmasının toplum sağlığı açısından önemli olabileceği düşünülmüştür.
Yetişkin kadınların diyet lifi alım miktarlarının ve bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırma, Sivas Merkezde yaşayan 361 kadının diyet lifi alım miktarları ile diyet lifi bilgi düzeyi arasında ilişkiyi belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Kadınların sosyodemografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıklarına ilişkin bilgiler ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kayıtları yüz yüze görüşme yöntemi ile alınmıştır. Kadınların diyet lifi bilgi düzeylerinin belirlenmesi için iki ölçek (G ve A Ölçeği) uygulanmıştır. G Ölçeği likert tipi bir ölçek iken, A Ölçeği sağlık (A Bölümü) ve gıda (B Bölümü) bilgisini içeren iki bölümden oluşmaktadır. Kadınların %94,7'si diyet lifini yetersiz (<25g/gün) %5,3'ü yeterli (≥25g/gün) tüketmektedir. Kadınların yaş grupları, medeni durum, eğitim durumu ve gelir düzeylerine göre günlük aldıkları diyet lifi miktarlarları benzerdir (p>0,05). Kadınların günlük diyet lifi alım miktarları ile Beden Kütle İndeksi (BKİ) sınıflaması arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p=0,02). Buna göre, BKİ sınıflaması zayıf olan kadınların günlük diyet lifi alım miktarı, hafif şişman olanlardan (p=0,027), normal olan kadınların günlük diyet lifi alım miktarı hafif şişman olanlardan düşüktür (0,041). Kadınların A Ölçeği B bölümünden aldıkları puanların eğitim ve gelir durumuna göre anlamlı farklılık göstermediği; yaş, medeni durum ve meslek durumlarına göre istatistiksel olarak farklı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Evli ve ev hanımı olan kadınların A Diyet Lifi Bilgi Ölçeği'nin B bölümü gıda bilgisi puan ortancaları, bekâr ve öğrencilerin puanlarından yüksektir (sırasıyla; p=0,021, p=0,022). Kadınların günlük diyet lifi alım miktarları ve G ve A Diyet Lifi Bilgi Ölçeği ve A Diyet Lifi Bilgi Ölçeği alt gruplarından sağlık bilgisi ve gıda bilgisi puanları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Bu çalışma sonucunda kadınların günlük diyet lifi alım düzeyleri yetersiz olduğu saptanmıştır. Bu yetersizliğin sosyo-demografik özelliklerden bağımsız olduğu ve diyet lifi bilgi ölçekleri ile diyet lifi alımı arasında bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Bu nedenle, sağlığın korunması ve bazı hastalıkların tedavisinde önemli olan diyet lifi ile ilgili çalışmaların yapılmasının yararlı olacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Beslenme, diyet lifi, diyet lifi bilgi düzeyi, diyet lifi bilgi düzeyi ölçekleri.
Duchenne musküler distrofili bireylerin beslenme durumunun saptanması
Araştırmamız Kayseri'deki rehabilitasyon merkezlerinde tedavisi yürütülen Duchenne Musküler Distrofili (DMD) hastaların beslenme durumu, antropometrik özellikleri ve diyet kalitesini değerlendirmek amacıyla yürütüldü. Hastalara ait veriler yüz yüze anket yönetimi ile elde edildi, antropometrik ölçümleri alındı ve Z skoru WHO referans değerleri ile karşılaştırıldı. Hastaların üç günlük besin tüketim kayıtları alınarak Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi (TÜBER) önerileri ile karşılaştırıldı. Ayrıca "Sağlıklı Yeme İndeksi-2015'e (SYİ)" göre "iyi ve kötü diyet kalitesi ve iyileştirilmesi gereken diyet kalitesi" olarak değerlendirildi. İncelenen tüm parametreler ambule olan ve olmayan hastalar şeklinde gruplandırılarak karşılaştırıldı. Çalışmaya katılan hastaların yaşları 10,93±4,70 yıl olup, %95,7'si erkek, %52,2'si ambule, %47,83'ü fazla vücut ağırlığına sahip ve %21,75'ini obezdi. Hastaların yaşı, vücut ağırlığı, boy uzunluğu, BKİ değeri, bel çevresi, baş çevresi, boyun çevresi, üst orta kol çevresi, baldır çevresi, ulnar uzunluk, tibia uzunluğu ve vücut yağı ambulasyon durumuna göre farklılık gösterdi. D vitamini ve Ca, diyet posası, Mg, Fe, Cu, Fl ve Se alımları yetersizdi ve diyet kalitesi puanına göre iyi diyet kalitesi gösteren hasta bulunmamakla birlikte, %47,8'sinin diyet kalitesi kötü idi. Çalışma sonucunda DMD hastalarında obezite oranın yüksek, diyet kalitelerinin düşük olması nedeniyle beslenme hikayeleri ve vücut kompozisyonlarının tedavide dikkate alınması gerektiği ve bu konuda beslenme danışmanlığı ile takip edilmelerinin önemi ortaya kondu.
Beslenme alışkanlıkları ve beslenme inançları ölçeği'nin (kompan®) türkçeye uyarlanması: geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Bu araştırma, sağlıklı yetişkin bireylerde Beslenme Alışkanlıkları ve Beslenme İnançları Ölçeği'nin (KomPAN®) Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini test etmek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma verileri Aralık 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında Nuh Naci Yazgan Üniversitesi öğrencileri ile katılımcıların anketi doldurulması ile elde edilmiştir. Ölçek Kapsam Geçerliliği için uzman görüşüne başvurulmuştur. Ölçeğin Türkçe formunun dil geçerliliği için çeviri-geri çeviri yöntemi uygulanmıştır. Kapsam Geçerlik İndeksi (KGİ) 0,88 olarak bulunmuştur. Türkçe ölçek formunun yapı geçerliliğini belirlemek için doğrulayıcı faktör analizleri uygulanmış ve 4 alt boyut (Beslenme Alışkanlıkları, Besin Sıklığı Tüketimi, Beslenme İnançları ve Yaşam Tarzı) elde edilmiştir. Faktör yükü 0,30'dan küçük olan 1, 2, 3, 4, 10, 11, 12, 16, 17, 18, 20, 21, 28 ve 31 numaralı maddeler modelden çıkarılmıştır. Ölçeğin Türkçe formunun güvenirliğini değerlendirmek için test-tekrar test yöntemi kullanılmıştır. Ölçek 2 hafta ara ile 100 katılımcıya uygulanmıştır. Araştırmaya yetişkin 550 birey katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 20,96 ± 3,215 yıl olup %87'si kadın ve %13'ü ise erkektir. Ön Test Besin Sıklığı Tüketimi ile Son Test Besin Sıklığı Tüketimi arasında pozitif yönlü ve güçlü seviyede anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (r=,702; p=,000). Ön Test Beslenme İnançları ile Son Test Beslenme İnançları arasında pozitif yönlü ve güçlü seviyede anlamlı bir ilişki vardır (r=,670; p=,000). Diğer alt boyutları KomPAN® diğer alt boyutları cinsiyet değişkenine göre değerlendirdiğimizde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sonuç olarak; Beslenme Alışkanlıkları ve Beslenme İnançları Ölçeği (KomPAN®) sağlıklı Türk yetişkin bireylerin beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Anahtar Kelimeler: Beslenme Alışkanlıkları, Besin Sıklığı Tüketimi, Beslenme İnançları, Geçerlik, Güvenirlik, KomPAN
Adölesanlarda diyet inflamatuar indeksinin abdominal obezite ile ilişkisi
Bu araştırma, adölesanların besin tüketimleri değerlendirilerek diyet inflamatuar indeks (Dİİ) ile abdominal obezite arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, 2025 yılında, Kayseri Merkezde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı devlet ve özel okullarda öğrenim gören 12-16 yaş arası 386 (189'u erkek, 197'si kız) adölesan ile yürütülmüştür. Bireylerin sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları anket ile elde edilmiş, antropometrik ölçümleri alınmış ve fiziksel aktivite düzeyleri Çocuklar İçin Fiziksel Akitivite Anketi (ÇFAA) ile değerlendirilmiştir. Adölesanların Beden Kütle İndeksi (BKİ) Z skor verileri WHO AnthroPlusa göre sınıflandırılmıştır. Ayrıca 24 saatlik besin tüketim kayıtlarından Dİİ değerleri incelenmiş, tüm parametrelerle Dİİ puanları ve tertiller arası farklılıklar belirlenmiştir. Yaş ortalaması 13,5±1,2 yıl olan adölesanların BKİ Z skor sınıflamasına göre erkeklerin %18'i, kızların %7,6'sı şişmandır. Her iki cinste de riboflavin, folik asit, kalsiyum (Ca), D vitamini ve selenyum (Se) alımlarının, erkeklerde omega-6, E vitamini ve kızlarda B6 vitamini, demir (Fe), çinko (Zn) alımlarının yetersiz oldukları belirlenmiştir. Adölesanların Dİİ puan medyanı 5,0 (1,2-7,7)'dir. (en az -11,7", en çok +12,8) Katılımcıların %81,1'i proinflamatuvar diyet, %18,9'u ise antiinflamatuvar diyet profiline sahiptir (p>0,05). Ancak, Dİİ tertillerine göre; vücut ağırlığı, boy uzunluğu, BKİ değerleri, vücut yağ yüzdeleri ve fiziksel aktivite düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Dİİ puanı ile vücut yağ yüzdesi arasında pozitif yönde (B=0,410; %95 GA: 0,232–0,589; p<0,001), fiziksel aktivite puanı ile negatif yönde anlamlı ilişki (B=-1,562; %95 GA: -2,642 – -0,481; p=0,005) olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak; adölesan bireyler arasında Dİİ puanları ile antropometrik ölçümleri ve fiziksel aktivite düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki belirlenmemiştir. Ancak yapılan çoklu regresyon analizinde Dİİ skorlarının yüksek olmasının vücut yağ yüzdesini arttırdığı saptanmıştır. Bu nedenle, adölesanların gereksinimlerini yeterli düzeyde karşılamalarının ve antiinflamatuvar özellikte beslenmenin, diyetin inflamatuar yükünün azalmasına, büyüme ve gelişmenin sağlıklı şekilde devam etmesine ve kronik hastalıkların önlenmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.