Prof. Dr. Ömer Korkut danışmanlığındaki tezler
11 tez · Çukurova University
Tacir bakımından ceza koşulunun indirimi ve geçersizliği
Sözleşme özgürlüğü ilkesi gereğince bir sözleşmenin tarafları, ceza koşulu kararlaştırabileceği gibi (TBK md. 179-182), cezanın miktarını da serbestçe belirleyebileceklerdir. Ancak hâkime aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirme görev ve yetkisi verilmiştir (TBK md. 182, f. 3). Öte yandan tacir sıfatına sahip borçlu için ceza koşulunun aşırı olduğu iddiasıyla indirilmesini talep etme yasağı getirilmiştir (TTK md. 22). Çalışmamızda, ceza koşulu, aşırı olması durumunda indirilmesi ve borçlusunun tacir olması durumunda ceza koşulunun hüküm ve sonuçları incelenmiştir. Özellikle aşırı ceza koşulu karşısında tacirin durumu, ceza koşulunun geçersizliği ve indirilmesi imkânı ele alınmıştır. Birinci bölümde, giriş başlığı altında konuya genel olarak girilerek, çalışma ve bölümleri hakkında genel bilgi verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, ceza koşulu kavramı, tarihsel kökeni, hukukî niteliği, unsurları, amaç ve işlevleri, türleri incelenmiş, benzer kurumlarla karşılaştırılmış, kusur ve zararla olan ilişkisi açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, aşırı ceza koşulunun indirilmesi kurumu incelenmiş (TBK md. 182, f. 3), bu çerçevede kurumun amacı ve hukukî niteliğine ilişkin görüşler açıklanmıştır. Aşırı ceza koşulunun hâkim tarafından kendiliğinden indirilmesinin şartları ve buna dair usulî işlemler üzerinde durulmuştur. Tezin dördüncü bölümünde, borçlusunun tacir olması durumunda ceza koşulunun hüküm ve sonuçları incelenmiştir. Tacir borçlu için cezai şartın indirilmesini talep yasağının (TTK md. 22) dayanağı ve şartları açıklandıktan sonra tacirlerin ceza koşulunun hükümsüzlüğünü ve indirilmesini talep edebileceği haller incelenerek çalışmaya son verilmiştir.
Banka teminat mektuplarının ödenme süreci
Küreselleşen dünyada, ulusal ve uluslararası ticari sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi, dolayısıyla bu yükümlülüklerin teminat altına alınması gereksinimi banka teminat mektuplarının sıklıkla kullanılmasına yol açmıştır. Banka teminat mektubu genel olarak, lehtarın bir sözleşme ile bir malın teslimi, bir işin yapılması veya bir borcun ödenmesi şeklinde üstlendiği yükümlülüğü yerine getirmemesi ihtimaline karşı, genellikle lehtarın talebi üzerine, muhatap lehine, banka tarafından teminat mektubunda belirtilen meblağın garanti altına alınması ve hiçbir itiraz ve hükme gerek duymadan, derhal ödenmesi taahhüdü içeren garanti belgesi olarak tanımlanabilir. Güvenilir olma, hızlı bir şekilde elde edilebilme ve paraya çevrilebilme özellikleri nedeniyle ticaret uygulamasında oldukça tercih edilen banka teminat mektupları hakkında, uygulanacak hukuk bakımından ayrı ve özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Banka teminat mektuplarına ilişkin, Yargıtay'ın 1967 ve 1969 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararları doğrultusunda garanti sözleşmesi olduğu kabul edilerek uygulamada birlik sağlanmıştır. Banka teminat mektuplarının garanti sözleşmesi olduğu kabulü ile çalışmamızda banka teminat mektuplarının unsurları, tarafları, geçerlilik koşulları, sözleşmenin kuruluşu ve çeşitleri, ödeme talebi, ödeme talebinin reddine dayanak def'i ve itirazlar ve tarafların ödeme güçlüğünün banka teminat mektuplarının ödenmesi sürecine etkisi garanti sözleşmesi çerçevesinde incelenmiştir. Banka teminat mektupları, ticaret uygulamasında yaygın bir şekilde kullanılmaya devam etmektedir. Bu bağlamda banka teminat mektubuna uygulanacak hukuk bakımından özel düzenleme gereksinimi devam etmektedir. Anahtar kelimeler: Banka teminat mektubu, ödeme süreci, lehtar, muhatap.
Nispi ret nedeniyle markada hükümsüzlük
Marka işaretleri, ticari alanda kapsadıkları mal ve hizmetleri halka tanıtarak kazanç sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. Ticari faaliyetler sonucunda ortaya çıkan kazanç da markanın halk üzerinde bıraktığı etkiye bağlı olarak elde edilmektedir. Başka bir deyişle kişiler bu şekilde markaya dayanan haklara sahip olmaktadır ve bu hakların da korunması gerekmektedir. Böylelikle hem markayı kullananların hem de markadan etkilenenlerin menfaatlerinin korunması amaçlanmaktadır. Marka sahibi dışındaki kişilerin marka üzerindeki haklarına dayanan nispi ret nedenleri de bu korumanın gerçekleştirilmesi için yapılan düzenlemelerden biridir. Ancak bu ret nedenlerinin kişilere bağlı olması, yapılan değerlendirmenin tarafsız ölçütlere dayanmasını engellemektedir. Hatta bu nedenlerin markanın sona ermesiyle ilgili hangi başlık altında düzenlenmesinin gerektiği de tartışılmıştır. Bu konuda gerek kanun düzenlemeleri gerekse hukukçular tarafından belirtilen görüşler, marka ile ilgisi olan kişilerin menfaatlerini etkilemektedir. Nispi ret nedenleri, ticari hayatta taşıdıkları bu önem nedeniyle bu tezde incelenmiştir. Bu tez üç temel bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde markanın tescilinin nasıl gerçekleştiği, markada hükümsüzlük kavramının ne anlama geldiği ve bu durumun sebepleri anlatılmıştır. İkinci bölümde tezin esas konusu olan nispi ret nedenleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise nispi ret nedenleri ve hükümsüzlük davası arasındaki ilişki incelenmiştir.
Ticari işlerde faiz ve özellikle Türk Ticaret Kanunu madde 1530 uygulaması
Ticari işlere uygulanan faiz hükümleri ticari hayat bakımından önem arz etmektedir. Ticari işlerde faizin özelliklerinin tespiti için çalışmamızın ilk kısmında faizin tanımı, nitelikleri, benzer kavramlarla karşılaştırılması ve türleri izah edilmiştir. Ticari ve adi işler farklı faiz hükümlerine tabi olabilmektedir. Adi işlerin aksine, ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir (TTK m. 8/1). Yine, bazı durumlarda taraflarca kararlaştırılmamış olsa dahi faiz talep edilebilir (TTK m. 20, TBK m. 387, TTK m. 90/1-e). Ticari işlerde sınırlı olarak bileşik faiz imkânı öngörülmüştür (TTK m. 8/2). Ticari işlerde faiz oranları da adi işlerden farklılık gösterebilmektedir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ticari işlerde faizin özelliklerine ve ticari işlerde faiz oranlarına yer verilmiştir. Mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları TTK m. 1530'da yer almaktadır. Bu düzenleme ile özellikle KOBİ'leri büyük işletmeler karşısında korumak amaçlanmaktadır. İlgili hükme tabi olmak için tarafları ticari işletme olan mal ve hizmet tedarikine ilişkin bir sözleşmenin mevcudiyeti gereklidir. Ticari işlerde faizin özel bir düzenlemesi olan TTK m. 1530 hükmünde ihtarsız temerrüt hali ve özel temerrüt faizi düzenlenmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde bu hususlar izah edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Faiz, ticari iş, ticari işlerde faiz, mal ve hizmet tedariki, TTK m. 1530.
Anonim şirket payının rehni
Anonim şirketin sermayesi paylara bölünmüş olduğundan; paylar başlı başına ekonomik değer olarak kullanılabilmektedir. Anonim şirket payı, teminat olarak önemli bir araçtır. Anonim şirket payı üzerinde rehin tesis edilerek, alacaklıya aynî teminat sağlanmaktadır. Anonim şirket payının rehni bir tür taşınır rehnidir. Anonim şirket payının rehni, rehin hukuku ve şirketler hukukunu ilgilendirir. Bu sebeple hem rehin hukuku hem de şirketler hukuku hükümleri uygulanır. Rehin hakkının kuruluşu, rehne uygulanacak hükümler ve rehnin kapsamı belirlenirken; her iki alanda yer alan doktriner görüş ayrılıklarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Şirketler hukukundan kaynaklanan bazı haller, payı etkilemekte ve dolayısıyla rehin alacaklısının menfaatini ilgilendirmektedir. Bu hallerde oluşan yeni yapıda, rehnin durumu değişiklik gösterebilmektedir. Rehnin sona ermesi bakımından da şirketler hukukundan doğan haller önem arz etmektedir. Anonim şirket payının rehni, rehin hukukundan kaynaklanan sebeplerle de sona ermektedir.
Özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi ve bundan doğan sorumluluk
Kişisel verilerin korunması, insan haklarıyla yakın ilişkili, insanın onurunun, kendi geleceğini belirleme hakkının bir biçimidir. Son zamanlarda, gelişen teknolojiler ve yaygın internet kullanımı, kişisel verilerin korunmasının önemini arttırmıştır. Kişisel verilerin güvenliğini sağlamak ve ilgili kişinin kişisel verileri üzerindeki hâkimiyetini korumak adına uluslararası ve ulusal alanda birçok düzenleme yapılmıştır. Ülkemizde bu amaçla 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yürürlüğe girmiştir. 6698 sayılı Kanunda, kişisel veriler, genel ve özel nitelikli veriler olarak ikiye ayrıldıktan sonra her iki veri grubu bakımından işlenmelerine ilişkin ilkeler ve işlemenin hukuka uygunluk halleri düzenlenmiştir. Kişisel veriler, kişisel verilerin işlenmesi sözleşmesi borcu kapsamında işlenebileceği gibi sözleşme ilişkisi olmaksızın işlenmesi mümkündür. Kişisel verileri işleme sözleşmesi, veri sorumlusu, veri işleyen ve ilgili kişilerin taraf olduğu, verilerin kanunda sayılan işleme faaliyetlerinin ifası borcunu doğuran bir sözleşmedir. Çalışmamızda, veri sorumlusu ile ilgili kişi arasında akdedilen kişisel verilerin işlenmesi sözleşmesinin hukuki niteliği ve özelliklerinin, sözleşmenin hüküm ve sonuçları incelenecektir. Bunun yanında, bir sözleşme ilişkisi olmaksızın, haksız fiil olarak verilerin işlenmesi halinde sorumluluğun belirlenmesi ve ilgili kişinin hakları, bu kapsamda özellikle maddi ve manevi tazminat talebi konusu çalışılmıştır.
Geleneksel olmayan markaların tescili
Geleneksel olmayan marka türleri kelime, logo yahut da bunların kombini gibi alışılmış marka türlerinin dışında kalan markalar olarak ifade edilmektedir. 2017 yılında yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda ve mehaz AB düzenlemelerinde marka olabilecek işaretler açısından sınırlı bir sayıma gidilmemiştir. Bu durumda aranılan koşulları sağladığı sürece her türlü işaret marka olarak tescil edilebilmektedir. Bu sebeple, geleneksel olmayan marka türlerinin tescili açısından yasal bir engel bulunmamaktadır. Özellikle de ilgili düzenlemelerde yapılan değişikliklerle geleneksel olmayan marka türlerinin tescili kolaylaştırılmıştır. Buna ek olarak teknolojide yaşanan hızlı gelişimler de bu marka türlerinin kullanımının önünü açmıştır. Bu sebeplerle de herkes tarafından kullanılan geleneksel işaretler yerine ilgili çevre nezdinde akılda kalıcılığı arttırmak adına sıra dışı işaretlerin kullanımına yönelik talep oldukça artmıştır. Buna karşılık, ilgili mevzuatta yer alan birtakım tescil engelleri ve özellikle de bu tescil engellerinin uygulanmasında yaşanan tutarsızlıklar geleneksel olmayan marka türlerinin tescilini oldukça zorlaştırmaktadır. Bu sebeplerle çalışmada, geleneksel olmayan markaların tesciline ilişkin hususlar farklı hukuk sistemleri esas alınarak uygulama örnekleriyle beraber incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde geleneksel olmayan marka kavramı ve buna ilişkin yasal mevzuat incelenmiş, ikinci bölümde geleneksel olmayan marka türlerinin tescili açısından önem arz eden ölçütlere değinilmiş, üçüncü bölümde görsel olarak algılanabilen geleneksel olmayan marka türleri ve nihayet son bölümde ise görsel olarak algılanamayan geleneksel olmayan marka türleri incelenmiştir.
Limited şirketlerde ortaklıktan çıkma ve çıkarmanın hukuki sonuçları
Limited şirketlerde ortaklıktan ve çıkarmanın hukuki sonuçlarını inceleyen tez çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ortaklıktan çıkma ve çıkarma kavramları ile ortaklıktan çıkma ve çıkarmanın şirket sözleşmesi ve kanunla düzenlenen halleri incelenmiştir. Tez çalışmamızın ikinci bölümünde limited şirketlerde ortaklıktan çıkma ve çıkarmanın getirdiği hukuki sonuçlar; çıkma ve çıkarmanın şirket iç ilişkisinde etkileri, şirket dış ilişkisinde etkileri, çıkma ve çıkarmanın gerçekleşme zamanı, ortaklık sıfatının ve bu sıfata bağlı hak ve yükümlülüklerin sona ermesi, çıkma ve çıkarmanın tescili, ayrılan ortağın rekabet etme yasağı, çıkma ve çıkarmanın limited şirketi tek ortaklı hale getirmesi, çıkma ve çıkarmada limited şirketin kendi paylarını iktisap etmesi, çıkma ve çıkarmada tespit ve iptal davaları başlıkları ele alınmıştır. Tez çalışmamızın üçüncü bölümünde ise çıkma ve çıkarmanın en önemli sonucu olan ayrılma akçesi; tanımı ve niteliği, şirket sözleşmesiyle düzenlenmesi, yetkili organ veya mahkeme kararıyla belirlenmesi, hesaplanması, muacceliyeti, ödenmesi, ayrılma akçesinde faiz, ayrılma akçesinin diğer alacaklar arasındaki yeri ve ayrılma akçesinde zamanaşımı başlıklarıyla incelenmiştir. Çalışmamızda konulara ilişkin doktrin görüşleri ve yargı kararlarına yer verilmeye çalışılmıştır.
Mağaza dekorasyonlarının marka olarak tescili ve korunması
Marka olarak tescil edilebilecek işaretler, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda örnekleyici olarak sayılmıştır. Kanunda sayılan şartları taşıyan her işaretin marka olarak tescil edilebileceği kabul edilir. Sektörde ayırt edici hale gelmek ve akılda kalabilmek adına geleneksel olmayan işaret türleri artmış ve bu kapsamda, pozisyon markaları, üç boyutlu markalar, tat ve koku markaları gibi çeşitli sıra dışı işaretler kullanılmaya başlanmıştır. Mağaza dekorasyonları da hizmetin sunuluş şekli kapsamında geleneksel olmayan hizmet markası olarak değerlendirilmektedir. Bu kapsamda, restoran, kafe veya mağazalara ait iç mekân dekorasyonu, perakende mağazaların dış görünümü, benzin istasyonlarının bir bütün olarak görünümü adı geçen marka kategorisine girmektedir. Fakat gerek Türk Hukuku'nda gerek mehaz Avrupa Birliği Hukuku'nda mağaza dekorasyonlarının marka hukuku ile korunması noktasında tartışmalar vardır. Bu noktada Amerika Birleşik Devletleri Hukuku ise adı geçen marka türüne tartışmasız şekilde marka koruması vermektedir. Zira ticari form kavramı adı altında birçok geleneksel olmayan işaret türü marka olarak tescil edilebilmektedir. Öte yandan bu işaret türüne marka koruması haricinde sınai mülkiyet hukuku kapsamında tasarım ve haksız rekabet koruması da sağlanabilmektedir. Anılan sebeplerle çalışmada, mağaza dekorasyonlarının marka olarak tescil edilebilme şartları ile marka, tasarım ve haksız rekabet hukuku kapsamında korunması farklı hukuk sistemleri dikkate alınarak uygulama örnekleriyle birlikte incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, geleneksel olmayan marka kavramı ve mağaza dekorasyonlarının bu marka kategorisi içerisindeki yeri incelenmiş, ikinci bölümde Amerika Birleşik Devletleri Hukuku, Avrupa Birliği Hukuku ve Türk Hukuku'nda mağaza dekorasyonlarının marka olarak tescil edilebilme şartları ayrı ayrı değerlendirilmiş ve nihayet son bölümde mağaza dekorasyonlarına sınai mülkiyet hukuku ve haksız rekabet hukuku kapsamında sağlanabilecek koruma türleri incelenmiştir.
Türk bankacılık sisteminde banka üst düzey yönetiminin hukuki yapısı, yetki, görev ve sorumlulukları
Bu çalışmada Bankacılık Mevzuatında "üst düzey yönetim" olarak ifade edilen, Bankacılık Kanunu 25.maddede yer alan niteliklere sahip, banka genel müdür, genel müdür yardımcıları ve bunlara denk ya da üstü konumlarda görev yapan yöneticiler ele alınarak, bunların, hukuki durumları, hakları, yetkileri, görev ve sorumlulukları inceleme konusu yapılmıştır. Bankalar her ne kadar anonim şirket şeklinde kurulmuş olsalar da banka genel müdür, genel müdür yardımcıları ve bunlara denk ya da üstü konumlarda görev yapan yöneticileri, diğer şirket yöneticilerden farklı yetki, görev ve sorumluluk ile farklı mali ve sosyal haklara sahiptirler. Banka üst düzey yönetimi, bankanın faaliyete geçebilmesi için varlığı zorunlu olan, yetki ve görevleri kanunla ya da yönetim kurulu tarafından gerçekleştirilen yetki devri ile belirlenmiş, son derece ciddi risk ve sorumluluklar üstlenen bir organ olup, sadece genel kanunlarda değil Bankacılık Kanunu gibi özel kanunlar, yönetmelikler, tebliğler ve iyi uygulama rehberleri ile dağınık bir şekilde düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nda yönetim kurulu üyeliği, müdürler, yöneticiler veya üst düzey yöneticiler gibi ifadelerin yer aldığı maddelerden hangilerinin ne şekilde banka üst düzey yönetimine uygulanacağı çalışmada netleştirilmiş keza bankacılık mevzuatında ve ilgili olabilecek diğer mevzuatlarda yer alan hükümler uygulamadaki örnekleri ile beraber tespit edilmiştir. Banka üst düzey yönetiminin yetki ve görevleri nedeniyle taşıdıkları riskleri dikkate alınarak mali ve sosyal hakları da gerek mevzuat ile gerekse banka ile aralarında yaptıkları hizmet sözleşmeleri ile özel olarak düzenlenmiş olup bunların da neler olduğu belirlenmiştir. Üst düzey yönetimin yetkilerini kullanırken ve görevlerini ifa ederken bir zararın doğmuş olması halinde bu zararı tazmin etmelerinin ve doğrudan iflaslarının istenebilmesi mümkün olup, işbu durum üst düzey yönetimin banka ile ilgili verecekleri kararlarda çekingen davranmalarına ve risk almak istememelerine neden olmakta, sorumluluktan kurtuluş ya da sorumluluğu azaltan nedenler büyük önem kazanmaktadır. Keza üst düzey yönetimin risklerine karşı son yıllarda yönetici sorumluluk sigortası yapılması da talep edilmekte ve kullanımı yaygınlaşmakta olup, bunların üst düzey yönetimin sorumluluklarını ne şekilde etkileyeceği de incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Banka üst düzey yöneticileri, üst düzey yönetim, banka genel müdür ve yardımcıları, banka üst düzey yönetiminin mali hakları yetki görev ve sorumlulukları.
Anonim ortaklıklarda yönetim kayyımlığı
Anonim ortaklıklar serbest piyasadaki sermayenin toplanıp değerlendirildiği modern iktisadi düzenin oluşmasında büyük rol oynayan tüzel kişiliğe sahip teşebbüslerdir. Anonim ortaklıkların bu özellikleri dolayısı ile piyasa düzeninin korunması açısından bu ortaklıkların varlığının devamı ve ortaklıklarda meydana gelebilecek ani değişimlerin önüne geçmek önem arz etmektedir. Ekonomide ve güncel yaşamda yaşanan değişiklikler veya ortaklık içerisinde meydana gelen menfaat çatışmaları ve ortaklığın iş yapamaz duruma gelmesi neticesinde şirketler, ekonomik varlıklarını yitirme ve yok olma riski ile karşı karşıya kalmaktadır. Anonim ortaklıklarda, yaşanan bu durumlar sadece ortaklığı değil, alacaklıları, çalışanları ve bölgesel veya milli ekonomiyi etkileyecek boyutlara ulaşabilmektedir. Bu durumun önüne geçmek isteyen kanun koyucu çeşitli hukuki mekanizmalar oluşturmaktadır. Böylece hem şirketler ayakta tutulmakta hem de şirketlerin yok olmasından etkilenecek kesimin zarar görmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır. Anonim ortaklığa yönetim kayyımı atanmasına ilişkin Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir düzenleme bulunmaması nedeniyle bu hususta öncelikle genel hüküm niteliğinde olan Türk Medeni Kanunu' na ilişkin hükümler uygulanacaktır. Anonim ortaklığa yönetim kayyımı atanması noktasında uygulamada nasıl bir yol izleneceği, kayyımın atanmasına ilişkin kriterlerden, görev ve sorumluluklarına kadar detaylı bir düzenleme bulunmadığı gibi doktrin ve yargı kararlarında da yerleşmiş bir düşünce birliği bulunmamaktadır. Anonim ortaklıklardaki kilitlenmelerin çözülmesi, organ yokluklarının ya da yönetim boşluklarının giderilmesi bakımından ortaklığa kayyım atanması büyük önem taşımaktadır. Anonim ortaklıkların faaliyetlerine devam etmesinin ülke ekonomisi açısından önemi göz önünde bulundurulduğunda ortaklığın feshinin son çare olması gerektiği açıktır. Mehaz hukukta, vesayet hükümlerinde köklü değişiklikler yaşanmıştır. Yapılan revizyonlar neticesinde vesayet sistemi kayyımlık temel alınarak düzenlenmiş ancak kayyım uygulanması daha çok bireylere özgü bir hale getirilmiştir. Bu durum sonucu tüzel kişilere yönetim kayyımı atanmasına ilişkin doğan hüküm ihtiyacını Art. 731/b OR ile çözümlenmiştir. Böylece anonim ortaklıklar ve limited ortaklıklar ile kooperatiflere uygulanmak üzere detaylı ve açık bir düzenleme yapılmıştır. Yönetim kayyımlığına ilişkin problemlerin veya belirsizliklerin yaşanmasının temelinde, konuya ilişkin özel bir düzenleme bulunmaması yatmaktadır. Yönetim kayyımlığı, ortaklığın organik yapısına direk müdahale eden ve ortaklığın yönetimini tümüyle değiştiren çok güçlü bir kurumdur. Bu özelliği dolayısıyla yönetim kayyımlığına ilişkin hususlar net belirlenmediği takdirde, bu hukuki imkanın kötü niyetli olarak kullanılmasına açık hale getirmektedir. Diğer taraftan anonim ortaklığın ihtiyacı olan bir süreçte, belirsizlikler nedeniyle ortaklığa kayyım atanmaması da farklı sakıncaları ve hak kayıplarını beraberinde getirecektir. Yukarıda açıkladığımız gerekçeler doğrultusunda, mehaz İsviçre Hukuku ve karşılaştırmalı hukuktaki diğer hukuk sistemlerindeki düzenlemelerden yararlanarak, uygulamada yaşanan sorunlara yarar sağlayabilmek maksadıyla tezimizde anonim ortaklığa yönetim kayyımı atanmasını incelemeye çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Anonim Ortaklıklar, Menfaat Çatışmaları, Organ Yokluğu, Yönetim Kayyımlığı.