Theses supervised by Prof. Dr. Özcan Balat

11 theses · Gaziantep University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrial hiperplazilerde formalin ile fikse parafine gömülü doku örneklerinde mirna 204-5P, mirna 138-5P ve mirna 133-3P'nin ekspresyon düzeylerinin kıyaslanması ve prognostik değeri

Çalışmamızın amacı, endometriyal hiperplazilerde (EH) formalinle fikse parafine gömülü (FFPE) doku örneklerinde miRNA 204-5p, miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p ekspresyon düzeylerini saptayıp kıyaslamak ve böylece endometriyal kansere dönüşümlerini öngörme ve önleme konusunda yapılan çalışmalara yol gösterici olmaktır. Ocak 2005 – Şubat 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'ne başvuran 38 adet atipili EH tanısı almış (1. hasta grubu), 44 adet atipisiz EH tanısı almış (2. hasta grubu) ve 44 adet benign endometriyal örnekleme tanısı almış hasta (kontrol grubu) çalışmaya dahil edildi. qRT-PCR yöntemiyle üç grubun miRNA 204-5p, miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p ekspresyon düzeyleri değerlendirildi. İstatistiksel değerlendirmede Kolmogorov Smirnov, Kruskal Wallis ve Dunn testleri uygulandı. P değeri 0,05'in altında ise anlamlı olarak kabul edildi. Atipili ve atipisiz EH gruplarına ait miRNA 204-5p ekspresyon düzeyi, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulundu (sırasıyla p=0,004 ve 0,001). miRNA-138-5p ve miRNA 133-3p ekspresyon düzeyleri kontrol grubuyla karşılaştırıldığında atipili EH olgularında anlamlı şekilde artmış (sırasıyla p=0,005 ve p=0,001); atipisiz EH olgularındaysa anlamlı şekilde azalmış olarak bulundu (sırasıyla p=0,001 ve p=0,001). Atipili hiperplazilerde miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde artmış olması, literatürdeki verilerin tersine çıktığından bu durumun klinik açıdan önemi değerlendirilemedi. Çalışmamız, endometriyal hiperplazilere ait FFPE dokularda miRNA ekspresyon düzeylerini 126 olguyu kapsayan geniş bir örnek hacminde değerlendiren literatürdeki ilk araştırmadır. EH olgularında miRNA 204-5p ekspresyon düzeylerini istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düşük olduğunu saptadık. Bu sonuçlar, miRNA 204-5p'nin endometriyal hiperplazilerin kansere dönüşümünü öngörmede potansiyel biyobelirteçlerden biri olabileceğini düşündürmektedir

BiyobelirteçlerBiyobelirteçler-tümörEndometrial hiperplazi+6
Emre Akçil
Gaziantep University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fetal hidrosefali ve nöral tüp defekti olan gebelerde total oksidan seviye-total antioksidan kapasite-oksidatif stres indeksinin değerlendirilmesi

Hidrosefali ve nöral tüp defektleri (NTD) fetuslarda intrauterin dönemde ultrasonografi (USG) ile genellikle tanı konulabilen ciddi merkezi sinir sistemi anomalilerindendir. Bir kısmı yaşamla bağdaşmadığından intrauterin dönemde veya doğumdan hemen sonra exitus olurken, bir kısmında da ciddi morbidite gelişir. Aile ile birlikte karar verildiğinde bu fetal anomalilerin ağır formlarında gebeliğin terminasyonu söz konusu olabilmektedir. Etyolojide bir takım faktörler suçlanmakla birlikte henüz kesin olarak ortaya konmuş nedenler bulunmamaktadır. Bu çalışma kesin etyolojinin belirlenmesine katkıda bulunmak, mümkünse anomalilerin oluşumunu engellemeye yönelik önlemler geliştirmek amacı ile planlandı.Çalışmada, 16-20. gebelik haftaları arasında bulunan, takipte gerilemeyen fetal hidrosefali ve NTD saptanan 32 gebe ile fetal anomali saptanmayan 34 gebe karşılaştırıldı. Bu iki grup arasında total oksidan seviye (TOS), total antioksidan kapasite (TAK), OSİ (oksidatif stres indeksi) değerleri karşılaştırıldı.Çalışmamızda, TAK'ın hasta grubunun maternal kanında, kontrol grubuna göre daha düşük olduğu saptandı. Ancak istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p=0.30).Maternal kanda TOS ve OSİ değerleri hasta grubunda, kontrol grubuna göre yüksek olarak saptandı ancak istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (TOS için p=0.56; OSİ için p=0.37).Amnion sıvısında TOS ve OSİ değerleri hasta grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptandı (TOS için p=0.036; OSİ için p=0.005). TAK ise amniotik sıvıda hasta grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptandı (p=0.019).Maternal kan ve amniosentez materyalleri arasındaki farklılığın plasental bariyerin güçlü antioksidan defans özelliği nedeniyle ortaya çıkmış olabileceği düşünüldü.Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçların fetal anomalinin meydana getirdiği bir sonuç ya da, fetal anomaliyi oluşturan bir sebep olması muhtemeldir. Bu olasılıkların netleştirilmesi için daha geniş serili ve faz 4 yeni çalışmalara gereksinim vardır.Anahtar Kelimeler: Hidrosefali, Nöral tüp defekti, Total oksidan seviye, Total antioksidan kapasite, Amniosentez

Çağlar Yazıcıoğlu
Gaziantep University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serum CA 125, CA 19-9, total sialik asit ve serbest sialik asit seviyelerinin endometriozis tanısındaki yeri

Endometriozis üreme çağındaki kadınların %5-15'ini etkileyen östrojen bağımlı, klinik olarak progresif seyreden, pelvik ağrı, dismenore, disparoni ve infertilite gibi şikayetlere neden olan, hastaya ve sağlık sistemine önemli maddi yük getiren selim jinekolojik bir hastalıktır. Tanı için non-invazif tanımlanmış yetkin hiçbir klinik test bulunmamaktadır ve günümüzde endometriozisin kesin tanısında altın standart hala laparoskopik veya açık cerrahidir.Çalışmamızda 41 tane endometriozisli ve 30 tane endometriozissiz olmak üzere toplam 71 hastanın serumlarında total ve serbest sialik asit, CA 125 ve CA 19-9 tümör belirteçlerinin seviyeleri ve hastalığın tanısında kullanılabilirliği araştırıldı.Çalışmamızın sonucunda CA 125 ile total sialik asit seviyelerinin özellikle ileri evre endometriozis hastalarında yükseldiği ve aralarında pozitif yönde güçlü bir korelasyon bulunduğu görüldü.Sonuç olarak endometriozis tanısında yeni bir tanısal belirteç olarak serum total sialik asit seviyelerinin kullanımını öneriyoruz.

EndometriyozSiyalik asitler
Günay Can
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklampsili gebelerde serum Paraoksonaz ve Arilesteraz aktivitelerinin değerlendirilmesi

Preeklampsi (PE) gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli maternal ve perinatal morbidite ve mortalite nedenlerinden birisidir. Henüz etyopatogenezi tam aydınlatılamamıştır ve tanısında spesifik bir belirteç yoktur. Bu çalışmanın amacı preeklampside paraoksonaz ve arilesteraz enzim aktivitelerinin, hastalığın patogenezi ve şiddeti ile olan ilişkisini saptamaktır.Bu çalışma Nisan 2010 ile Ekim 2010 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'ne başvuran, 54 preeklamptik gebe ile herhangi bir medikal problemi olmayan 51 kontrol gebe ile yapılmıştır.Yaş ve gebelik haftası açısından benzer olan hastalarda serum paraoksonaz ve arilesteraz aktiviteleri preeklamptik grupta kontrol grubuna göre anlamlı yüksek olarak bulunmuştur. Şiddetli preeklampsi grubu ile hafif preeklampsi grubu arasında antioksidan enzim aktiviteleri açısından fark bulunmamıştır.Bizim çalışmamızda, artan paraoksonaz ve arilesteraz aktiviteleri ile preeklampsi arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Antioksidan enzim aktivitelerindeki artış, preeklampsideki oksidatif strese karşı verilen kompansatuar bir yanıt olabilir. Preeklampsi patogenezinde paraoksonaz ve arilesterazın ilişkisini göstermek için daha fazla prospektif çalışmaya ihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler: Preeklampsi, Paraoksonaz, Arilesteraz

ArilesterazGebelikParaokson+2
Fatma Esin Karçin
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntrauterin gelişme geriliği olan gebelerde paraoksonaz ? arilesteraz enzim düzeylerinin araştırılması: Prospektif, klinik çalışma

Amaç: Bu çalışmada amacımız, intrauterin gelişme geriliği saptanan gebelerde serum paraoksonaz (PON1) ve arilesteraz (ARE) enzim düzeylerindeki değişikliklerini araştırmaktı.Gereç ve yöntem: Çalışmada, intrauterin gelişim geriliği olan gebelerin serum paraoksonaz ve arilesteraz enzim düzeyleri ile sağlıklı gebelerin serum enzim düzeyleri karşılaştırıldı. Bunun için, hasta ve kontrol grubu, yaş, parite, beden kitle indeksi ve gestasyonel hafta açısından birbirlerine uygun olarak seçildi. IUGR grubunda 50, sağlıklı grupta 51 hastanın serum paraoksonaz, arilesteraz enzim düzeyleri ile umbilikal ve midserebral arter (MCA) doppler akımları ölçüldü. İstatistiksel analizler Mann Whitney-U test ve Student t test kullanılarak gerçekleştirildi. P değeri < 0.05 anlamlı olarak kabul edildi.Bulgular: Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında IUGR`lı hasta grubunda PON1 ve ARE enzim düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulundu. PON1 için p:0.034 ve ARE için p:0.001 idi. Sağlıklı grupta doppler akımları normal olarak bulundu. Hasta grubundan 16 vakada arteriyal sistem bozukluğu saptandı. 4 hastada end-diastolik akım yokluğu, 12 hastada ters diastolik akım mevcuttu. Ayrıca yine IUGR grubundan 8 hastada MCA'da pulsatilite indeksi azalmış olarak saptandı. Hasta grubu doppler akımları bozulmuş ve akımları normal olarak iki subgruba ayrıldığında; bu subgruplar arasında PON1 ve ARE enzim düzeyleri arasında istatistiksel fark saptanmadı.Sonuç: Hasta grubunda IUGR semptomları ortaya çıktığı sırada PON1 ve ARE enzim düzeyleri sağlıklı kontrol grubuna göre yüksek bulundu. Artmış enzim düzeylerinin oksidatif stresin sebebi değil, artan oksidatif strese antioksidan sistemin cevabı olduğu düşünüldü.Bu iki enzimin IUGR etiyolojisindeki yeri ve IUGR'ın tespitinde antioksidan bir belirteç olarak kullanılabilirliğinin saptanması için daha geniş, prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

ArilesterazFetal gelişimFetal gelişme geriliği+2
Yelda Özkan
Gaziantep University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklampside serum sialik asit seviyesi ile sialik asit asetil esteraz gen varyasyonunun değerlendirilmesi

Preeklampsi (PE) gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli maternal ve perinatal morbidite ve mortalite nedenlerinden birisidir. Henüz etyopatogenezi tam aydınlatılamamıştır ve tanısında spesifik bir belirteç yoktur. Bu çalışmanın amacı preeklampside serum sialik asit (SA) seviyesi ile sialik asit asetil esteraz (SİAE) gen varyasyonunun hastalığın patogenezi ve şiddeti ile olan ilişkisini saptamaktır.Bu çalışma Ocak 2008 ile Haziran 2008 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'ne başvuran, 57 preeklamptik gebe ile herhangi bir medikal problemi olmayan 50 kontrol gebe ile yapılmıştır.Yaş ve gebelik haftası açısından benzer olan hastalarda serum SA seviyeleri preeklamptik grupta kontrol grubuna göre anlamlı yüksek olarak bulunmuştur. SİAE gen varyasyonu oranı PE'de kontrol gruba göre anlamlı yüksek olarak bulunmuştur. SİAE gen varyasyonu olanlarda proteinüri ve diastolik kan basıncının anlamlı oranda yüksek olduğu saptanmıştır.Bu çalışmada preeklampside serum SA seviyesinin arttığı ve SİAE gen varyasyonunun PE gelişme riskini 10.4 kat artırdığını saptadık. Bu bulguların yapılacak daha geniş serili çalışmalarla desteklenmesi ile PE'nin erken gebelik haftalarında önceden belirlenebilecek bir belirtecinin olmasını sağlayabilmesi açısından önemlidir. Böylece serum SA seviyesine bakılarak 1.trimesterda hatta prekonsepsiyonel dönemde genetik analiz yapılarak preeklampsi gelişebilecek hastaları tanıma ve önlem alma, maternal ve fetal komplikasyonları azaltma imkanı oluşacaktır.Anahtar kelimeler: Preeklampsi, Sialik asit, Sialik asit asetil esteraz gen varyasyonu

Özlem Gül
Gaziantep University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken doğum eyleminde total oksidan seviye, total antioksidan kapasite ve oksidatif stres indeksi

Erken doğum eylemi, 20.-37. gebelik haftaları arasında ilerleyici şekilde servikal silinme ve açılmaya yol açan yeterli güçte ve sıklıkta uterin kontraksiyonların varlığıdır. Erken doğum eylemi yüksek bebek mortalite ve morbiditesinin yanında, ekonomiye önemli yük getirmesi nedeniyle doğum kliniklerinde en önemli sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Erken doğum eylemini öngörmek için pek çok belirteç araştırılmıştır. Ancak bugün için kabul edilen bir belirteç mevcut değildir. Erken doğum eylemi patogenezinde inflamasyon temel yolaklardandır. Antioksidan Kapasite, Oksidan Seviye çeşitli hastalıkların patogenezinde önemli rol oynamaktadır. İnflamasyon olmaksızın spontan erken doğum eyleminde oksidatif stresin etkisini araştırmayı amaçladık.Erken doğum eylemi tanısı konulan 31 kişilik hasta grubu (grup I) ve bu gebelik haftaları ile uyumlu 32 kişilik kontrol grubu (grup II) çalışma kapsamında yer aldı. Gruplar arasında Total Antioksidan Kapasite, Total Oksidan Seviye ve Oksidatif Stres İndeksi değerleri yönünden farklılık gözlenmedi (sırasıyla p=0.706, p=0.621, p=0.450).Hasta ve kontrol gruplarında Total Oksidan Seviye, Total Antioksidan Kapasite arasında korelasyon saptandı.Hasta grubunda Total Oksidan Seviye, Total Antioksidan Kapasite arasında orta seviyede kuvvetli pozitif korelasyon vardı (Korelasyon katsayısı r=0.456, p=0.010).Benzer şekilde kontrol grubunda da Total Oksidan Seviye, Total Antioksidan Kapasite arasında orta seviyede kuvvetli pozitif korelasyon vardı (Korelasyon katsayısı r=0.542, p=0.001).?Erken doğum eyleminin taramasında veya erken tanısında? özellikle çevresel faktörlerin ve beslenme özelliklerinin de dikkate alınıp çalışma populasyonunun büyüklüğünün genişletildiği yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Erken Doğum Eylemi, Total Oksidan Seviye, Total Antioksidan Kapasite, Oksidatif Stres İndeksi

AntioksidanlarDoğumDoğum-prematür+3
Hakan Kalaycı
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayan gebelik kayıplarında total antioksidan seviye, total oksidan seviye ve oksidatif stres arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi: Prospektif kontrollü klinik çalışma

Tekrarlayan düşük veya habituel abortus gebeliğin 20. haftasından önce meydana gelen 2 veya 3 ve üzerinde kayıp olmasıdır. Etiyolojisinde özellikle kromozomal anormallikler, uterin malformasyonlar ve antifosfolipid sendromu başı çekmekle beraber, hormonal bozukluklar, enfeksiyonlar, sistemik hastalıklar, çevresel ajanlar ve immün faktörler sayılabilir.Bu çalışmada sistemik hastalığı olmayan ve sigara içmeyen, 2 ve üzerinde düşüğü bulunan 30 gebe ve düşüğü bulunmayan 30 gebe olmak üzere toplam 60 gebe hasta alındı. Her iki grup Total Oksidan Seviye (TOS), Total Antioksidan Seviye (TAS) ve Oksidatif Stres indeksi (OSİ) açısından karşılaştırıldı. Her iki grupta yaş ve gebelik haf-tası yönünden homojendi.TAS, kontrol grubunda hasta grubuna göre yüksek seviyelerde çıkmıştır.TOS, OSİ kontrol grubunda hasta grubuna göre düşük çıkmıştır .Sonuç olarak TAS azalması, TOS ve OSİ artışı düşük sebebi olabilir fakat ileri ça-lışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler:Tekrarlayan gebelik kaybı, Total oksidan seviye, Total antiok-sidan seviye, Oksidatif stres indeksi

AbortusAntioksidanlarGebelik+3
Özgür Bilgin Yiyenoğlu
Gaziantep University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hiperemezis gravidarum etyopatogenezinde total sialik asitin yeri

Amaç: Bu çalışmada amacımız, hipermezis gravidarum erken tanısı ve oluşumuna yönelik önlemler alınıp hastalıktan korunulabilmesi için serum total sialik asit (TSA) seviyesinin etyopatogenezde rol alıp almadığının saptanmasını araştırmaktı.Gereç ve yöntem: Çalışmada, hiperemezis gravidarum tanısı almış gebelerin serum total sialik asit seviyeleri sağlıklı gebelerdeki düzeyler ile karşılaştırıldı. Bunun için, hiperemezis gravidarumlu 30 hasta ile sağlıklı 30 adet ek hastalığı olmayan gebe seçildi. İki grup serum total sialik asit, insan koryonik gonadotropin hormon (hCG), Tiroid stimulan hormon (TSH),vücut kitle indexi (VKİ), ultrasonografik olarak ölçülen baş-popo mesafesi (CRL), c reaktif protein (crp), beyaz küre hücreleri (wbc) gibi bazı biyokimyasal parametreler açısından değerlendirildi. İstatistiksel analizler yapıldı. P değeri < 0.05 anlamlı olarak kabul edildi.Bulgular: Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında hiperemezis gravidarumlu gebelerde TSA seviyeleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulundu. p: 0,003 idi. hCG, TSH, crp, wbc seviyeleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı. VKİ? lerine bakıldığında hiperemezis gravidarum grubunda VKİ? leri daha düşük saptandı. p: 0,007 idi. Gravida sayıları da arttıkça hiperemezis gravidarum kliniği oluşturmanın azaldığı gözlemlendi (p: 0,02). Son olarak hiperemezis gravidarumlu hasta grubu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında TSA seviyeleri ile VKİ? leri arasında (p: 0,040) ve hCG ile TSH seviyeleri arasında (p: 0,028) negatif yönde zayıf korelasyon saptandı.Sonuç: Sonuç olarak bu çalışma hiperemezis gravidarum etyopatogenezinde sialik asitin rol oynayabileceğini ortaya koyan literatürdeki ilk çalışmadır. Sialik asitin hiperemezis gravidarumun öngörülmesinde ya da tedavisindeki yerini ortaya oyabilmek için bu konuda yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Hiperemezis gravidarum, total sialik asit, insan koryonik gonadotropin hormon

EtyopatogenezHiperemesis gravidarumKoryonik gonadotropinler+1
Sevgi Sarı Demir
Gaziantep University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Endometrium kanserinde formalin ile fikse edilmiş parafine gömülü bloklardan elde edilen doku örneklerinde mirna 204-5P, mirna 138-5P ve mirna 133-3P'nin ekspresyon düzeylerinin tesbiti ve prognoz ile ilişkisi

Çalışmamızda mikroRNA'ların endometrium kanserindeki rolünün ortaya konulmasına katkı sağlamak, tanı ve tedavinin kişiselleştirilmesine olanak sağlayan prognostik bir biyobelirteç ortaya koymak amacıyla, formalin ile fikse parafine gömülü bloklardan (FFPE) elde edilen doku örneklerinde, miRNA 204-5p, miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p'nin ekspresyon düzeylerinin tesbiti ile prognostik değişkenlerle karşılaştırlması hedeflenmiştir. Ocak 2010 ve Aralık 2014 tarihleri arasında kliniğimizde endometrium kanseri tanısıyla cerrahi evreleme yapılan 49 adet tip 1 endometrium kanserli hasta (1. hasta grubu) ve 35 adet tip 2 endometrium kanserli hasta (2. hasta grubu) ile 45 adet anormal uterin kanama nedeni ile endometriyal örnekleme yapılan ve benign tanı almış (kontrol grubu) hastalar çalışmaya dahil edildi. Seçilen miRNA'ların ekspresyon düzeyleri qRT-PCR yöntemi ile değerlendirildi. Ardından bu ekspresyon düzeyleri ile hastalığın prognostik değişkenleri karşılaştırıldı. İstatistiksel değerlendirilmede Kolmogorov Smirnov, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Dunn testleri uygulandı. P değeri 0,05 altında ise anlamlı olarak kabul edildi. miRNA 204-5p ekspresyon düzeyleri, tip 1 endometrium kanseri ile kontrol ve tip 2 endometrium kanseri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı artış bulundu (p değerleri sırasıyla 0,017 ve 0,001). miRNA 138-5p ve 133-3p ekspresyon düzeyleri ise tip 1 endometrium kanseri ve tip 2 endometrium kanseri grupları kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı. (p değerleri 0,001). Ancak hasta gruplarında miRNA 204-5p, miRNA 138-5p ve miRNA 133-3p'nin ekspresyon düzeyleri ile prognostik değişkenler karşılaştırıldığında anlamlı korelasyon saptanmadı. Çalışmamız endometrium kanserinde, miR 138-5p'nin dahil edildiği literatürdeki ilk araştırmadır. Sonuçlarımız bu miRNA'ların endometrium kanserinin moleküler patogenezinde onkojenik miRNA'lar olarak rol alabileceğini düşündürmektedir.

BiyobelirteçlerBiyobelirteçler-tümörEndometrial neoplazmlar+4
Hüseyin Kurt
Gaziantep University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklampsili gebelerde serum 8-hidrodeoksi-guanosin seviyelerinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı preeklampsi erken tanısı ve oluşumuna yönelik önlemler alınıp, hastalıktan korunulabilmesi için serum 8 Hidrodeoksi guanosin seviyesinin hastalığın gelişimindeki etkisini saptamak, mümkünse preeklampsi oluşumunu engellemeye yönelik önlemler geliştirmekti. Haziran 2013-Haziran 2014 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine başvuran 25-41 gebelik haftalarında, 22 ağır preeklamptik, 18 hafif preeklamptik ve 40 sağlıklı gebe çalışmaya dahil edilmiştir. Gruplar demografik değişkenler olan yaş, kan basıncı, gestasyonel hafta, fetal doğum ağırlığı, laboratuar parametreleri, vücut kitle indeksi(VKİ) ve serum 8 hidrodeoksi guanosin düzeyleri açısından karşılaştırıldı. 8 hidrodeoksi guanosin düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. İstatistiksel olarak değerlendirme ofdata Mann Whitney-U testi ve Student t testi uygulandı. P <0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Hafif-ağır preeklamptik gruplar ile kontrol grubu 8-OHdG seviyeleri karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p=0.208). Hg, trombosit, beyaz küre, yaş ve VKİ seviyeleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Nullipar gebelerde hafif ve şiddetli preeklampsi insidansı yüksek bulundu (p=0.013). Hafif preeklampsi grubunda 8 HDOG değerleri yaş ve TİT ile pozitif yönde orta şiddette korelasyon saptanmıştır (yaş; r=0,414, p=0,087, TİT= r=0,426, p=0,078). Şiddetli preeklampsi grubunda 8 HDOG değerleri ile kreatin arasında pozitif yönde orta şiddette korelasyon saptanmıştır (r=0,450 p=0,036). Preeklampsi etyopatogenezinde serum 8-OH-dG seviyesinin rolünü ve yerini değerlendiren ilk çalışmadır. Çalışmamızdaki sonuçlar; preeklampsi öngörüsünde 8- OH-dG'in şimdilik rutin kullanılmayacağını göstermiştir. Ancak serum dışı örnekler kullanılarak yeni ve daha geniş çalışmaların yapılması uygun olacaktır. Anahtar Kelimeler: Şiddetli Preeklampsi, Hafif Preeklampsi, 8- Hidroksi-2- Deoksiguanozin, Oksidatif Stress.

8-hidroksi deoksiguanozinGebelikOksidatif stres+1
Sezen Akıncı
Gaziantep University
2014
00

Other supervisors