Theses supervised by Prof. Dr. Ömer Yılmaz

11 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University, Manisa Celal Bayar University, Atatürk University

Master'sOpen AccessTR

Kınalızâde'nin Ahlâk-ı Alâî'sinde nefis terbiyesi

Bu çalışma, Osmanlı âlimi, düşünürü ve kadısı Kınalızâde Ali Çelebi (öl. 980/1572)'nin felsefî ahlâk türünde kaleme aldığı Ahlâk-ı Alâî adlı eserinde ele alınan nefis hastalıkları ile bunların tedavi yöntemlerini, tasavvufî nefis terbiyesi bağlamında incelemektedir. 10./16. yüzyıl İslâm düşünce tarihinin "Yöntemsel Bütünleşme Evresi"nde kaleme alınan eser, klâsik ahlâk felsefesi yazım geleneğinin son halkasıdır. Kınalızâde, döneminin eklektik ilmî yapısı gereği kendisine ulaşan bilgileri felsefî, tasavvufî ve dinî yönleriyle ele alarak; tahlîl ve tenkide tâbi tutması sonucu özgün bir eser ortaya koymuştur. Bu doğrultuda Kınalızâde, eserinde idealize ettiği amelî hikmet anlayışı doğrultusunda yer verdiği pratik uygulamalarda; sûfî geleneğin tecrübî nefis terbiyesi anlayışından da istifade etmiştir. Eserde en düşükten en yükseğe doğru ele aldığı nefis güçlerinin, Kur'ân-ı Kerîm'de zikredilen nefs-i emmâre, nefs-i levvâme ve nefs-i mutmainne mertebelerine işaret ettiğini ifade eden Kınalızâde; filozofların üçlü nefis tasnifi ile mutasavvıfların nefis mertebeleri arasında kurduğu irtibatla sisteminin sûfî gelenekteki karşılığını bizlere bildirmiştir. Bu bağlantıdan hareketle çalışmada Kınalızâde'nin ele aldığı şehvet, öfke ve düşünme güçleri; tasavvuf geleneğindeki nefs-i emmâre, nefs-i levvâme ve nefs-i mutmainne mertebelerine nispet edilerek incelenmiş, söz konusu güçlere ait ahlâkî hastalıklar ile nefis mertebelerinde görülen hastalıklar arasında anlamlı bir ilişki kurulmuştur. Böylece eserde nefis terbiyesinin nasıl gerçekleştirildiği ortaya konmuştur. Sonuç olarak çalışma, Kınalızâde'nin nefis hastalıklarına dair geliştirdiği felsefî yapıda sûfî geleneğin etkisini açığa çıkarmakta; aynı zamanda onun nefis terbiyesi anlayışının bu geleneğe olan özgün katkısını ortaya koymaktadır.

Süheyla Meryem Balaban
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Edirneli Arapzâde Muhammed ilmî Efendi ve Mîzânü't-Tarîk adlı eserinde tasavvufî görüşleri

17. asrın son ve 18. asrın ilk yarısında Osmanlı coğrafyasında yaşamış Nakşibendî-Müceddidiyye temsilcilerinden Arapzâde Muhammed İlmî Efendi (ö.1130/1718), Sufî yönünün olması yanında önemli bir Osmanlı âlimidir. Ravzatü'l-Ma'ârif ve Hadîkatü'l-Letâif gibi ilmi yönünü gösteren risâleleri olmak üzere çeşitli türde eserleri vardır. Ancak bu çalışmada esas olarak Tarîkat adâp ve erkânlarını ihtiva eden Mîzânü't-Tarîk adlı eseri incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Arapzâde Muhammed İlmî Efendi'nin hayatı, ilmî ve tasavvufî şahsiyetiyle birlikte eserleri, bağlı bulunduğu tarîkat kolu ve tasavvufî görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Mizânu't-Tarîk adlı eserin tahlili yapılmış olup, risâlede ele alınan konulardan bahsedilmiştir. Son olarak eserin, çalışmada günümüz Türkçesine aktarılıp ek olarak yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Arapzâde Muhammed İlmî, Adâp-Erkân, Nakşibendî-Müceddiyye

AdabArapzade Muhammed İlmiMüceddidiyye+4
İlhan Kasırga
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tek taraflı hidronefrozu olan çocuk olgularda ultrasonografik renal parankimal hacim ölçümü

Amaç: Üreteropelvik bileşke darlığı (UPBD), renal pelvisten proksimal üretere idrar akışının engellenmesini ifade eder. Böyle bir durumda renal pelviste toplanan idrar burada basınç artışına ve pelvis duvarının gerilmesine sebep olur. Renal pelvis mevcut duruma bir süre uyum sağlayabilir, ancak viskoelastisitesini kaybettiğinde, artan intrapelvik basınç irreversibl böbrek hasarına sebep olur. Hastalığın takip sürecinde, özellikle cerrahi tedavinin zamanı hakkında yapılan birçok çalışma, yayınlanan birçok makale mevcuttur ancak bu konuda maalesef ortak bir karar söz konusu değildir. Dolayısıyla UPBD'nin takibi ve cerrahi kararı konusunda ucuz, ulaşılabilir, iyonizan radyasyon içermeyen bir yöntem ile oluşturulmuş farklı bir parametreye ihtiyaç duyulmaktadır. Parankimal böbrek hacminin bu konuda önemli bir argüman olacağı son dönemde yapılan çalışmalarda gösterilmektedir. Tüm bu sebeplerle çalışmamızda tek taraflı UPBD'li olgularda USG kullanarak renal parankimal hacim ölçümü yapılabilmeyi amaçladık. Gereç-Yöntem: Çalışmamıza Mart 2023–Eylül 2023 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'ne başvuran tek taraflı hidronefrozu olan UPBD tanısı almış 0-18 yaş arasındaki toplamda 24 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların böbrek transvers kesitleri USG (Canon Aplio A – Tokyo, Japan) aracılığıyla böbrek inferiorundan superioruna doğru prob hareketiyle video olarak kayıt altına alındı. Ardından bu görüntüler içerisinden 5 adet eşit aralıklı kesitsel görüntü (segmentasyon) çıkarıldı. Bu görüntüler Adobe 360 programı aracılığıyla birleştirilerek parankimal hacimleri ölçüldü. Ölçülen parankimal hacimler normal böbrek ve UPBD'li böbrek şeklinde 2 gruba ayrıldı ve bu gruplar hidronefroz, AP çap ve parankimal kalınlık parametreleriyle karşılaştırıldı. Numerik değişkenlerin normal dağılıma uyup uymadığı Shapiro-Wilk korelasyon testi ile değerlendirildi. Gruplar arasındaki farklılılar non-parametrik Wilcoxon işaretli analiz testi ile analiz edildi. p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 24 olgunun parankimal hacimleri, UPBD olan böbreklerde ortalama 49.452 mm3 ± 23.287 mm3 iken, normal böbreklerde ortalama 57.979 mm3 ± 27108 mm3 olarak izlendi. Normal böbreklerin parankimal hacimleri, HN olan böbreklerin parankimal hacimlerine oranlanıp HN dereceleri ile karşılaştırıldığında grade 2 HN ile grade 3 HN arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Grade 3 HN ile grade 4 HN arasında karşılaştırma yapıldığında bu gruplar arasında da anlamlı bir fark olmadığı izlendi (p>0,05). Son olarak grade 2 HN ile grade 4 HN arasında karşılaştırma yapıldığında ise her iki grup arasında anlamlı bir fark olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç: Çalışmamız, USG ile parankimal hacmin ölçülebildiğini göstermektedir. Daha çok olgu dahil edilerek yapılan çalışmalar sonucunda; cerrahi karar verme aşamasında USG ile renal parankim ölçümünün güvenilir bir parametre olabileceğini düşünmekteyiz.

BöbrekHidronefrozPelvis renalis+3
Faruk Beci
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Akademisyenlerin iş doyumlarının incelenmesi Bayburt Üniversitesi örneği

İş doyumu, bireylerin çalıştıkları işe karşı hissettikleri tutumu ifade etmektedir. İş doyum düzeyinin yüksek olması, bireylerin motivasyonunu yükselterek, verimlilik düzeyinin artmasına neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, iş doyumu kavramının eğitim sektöründe faaliyet gösteren üniversiteli akademisyenler açısından incelenmesidir. Bu amaçla, 2013-2014 eğitim-öğretim döneminde Bayburt Üniversitesi'nde görev yapan toplam 182 akademisyen üzerinde ankete dayalı bir alan araştırması yürütülmüştür. Araştırmada akademisyenlerin iş doyum düzeyleri ortaya konulmuş ve sonrasında araştırmacı tarafından dikkate alınan demografik faktörler (cinsiyet, yaş, medeni durum, unvan ve kıdem) açısından akademisyenlerin iş doyum düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için hipotezler ileri sürülmüştür. Akademisyenlerin iş doyum düzeylerini ölçmek için geçerliliği ve güvenirliliği ispatlanmış bir ölçek olan "Minnesota İş Doyum Ölçeği' nden" yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların iş doyumlarının yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Bununla birlikte, araştırmada dikkate alınan demografik değişkenlerden medeni durum, görev süresi ve akademik unvan değişkenleri açısından katılımcıların iş doyumları arasında anlamlı farklılıklar tespit edilirken, cinsiyet ve yaş değişkenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklara rastlanmamıştır.

Akademik personelAkademisyenlerBayburt+3
Mehmet Mendeş
Atatürk University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Mehmet Abdulkadir Keçeoğlu'nun (Yaman Dede) hayatı ve şiirlerindeki tasavvufî ögeler

Allah, Peygamber, Mevlânâ muhibbi Yaman Dede (Mehmet Abdulkadir Keçeoğlu öl. 1962), 17 Temmuz 1887'de Ortodoks Rum Kilisesine mensup bir ailede Kayseri/Talas'ta doğmuştur. Babası iplik tüccarı Yuvan Keçeoğlu, annesi Afurani Keçeoğlu'dur. Henüz on aylıkken Kastamonu'ya taşındı. İlk tahsilini Rum Ortodoks Mektebinde tamamlamıştır. 1907 yılında Kastamonu İdadisinden birincilikle mezun olup 1909 yılında başladığı İstanbul Dârulfünûn Hukuk Fakültesinden 1913 yılında mezun olup aynı yıl Beyoğlu Birinci Hukuk Mahkemesi zabıt kâtipliğine tayin edilmiştir. Kısa bir müddet bu görevini ifa ettikten sonra avukatlık yapmaya başlamıştır. 1931 yılından sonra Üsküdar Rum Karma İlkokulunda öğretmenliğe tayin edilip, vefat edene kadar çeşitli okullarda öğretmenlik yapmıştır. Mevlânâ Celâleddi-i Rûmî (öl. 1273) ve Mesnevî'nin etkisiyle 1942 yılında Müslüman olmuştur. Bundan sonra hocası Ahmed Remzi Akyürek (öl. 1944) tarafından "Yaman Dede" mahlası ile anılmaya başlanmıştır. 1961 yılında İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü'nde Edebiyat ve Farsça derslerine giren Yaman Dede, 3 Mayıs 1962 tarihinde Çamlıca'da vefat etmiş, cenazesi İstanbul/Üsküdar, Karacaahmet mezarlığına defnedilmiştir.

Mevlana Celaleddin-i RumiTasavvufŞiir
İhsan Koçak
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Problemlerle başa çıkmada sûfî tecrübe

Bireyin günlük yaşantısında meydana gelen hareketlerin hepsi yaşam olaylarıdır. Bu yaşam olayları olumlu olabildiği gibi olumsuz şekilde de meydana gelebilmektedir. Bireyler bu tip olaylara karşı farklı tepkiler ortaya koyabilmektedir. İnsanların başlarına gelen bu olaylara dini yönden bakmalarına dini başa çıkma denilmektedir. Dini başa çıkma tövbe, şükür, sabır, tevekkül, rıza, teslimiyet gibi birçok yöntemle olmaktadır. Herhangi bir tasavvuf ekolünü/tarikatını benimseyen kişiler, maruz kaldığı problemlere karşı, dini başa çıkma yöntemlerine göre yaklaşım gösterebilmektedir. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan COVID-19 pandemisi, yakın coğrafyamızda yaşanan savaşlar, toplumsal göç olaylarının hızla artması ve yaşanan ekonomik krizler, problemlerle başa çıkmada ortaya koyulacak tepkinin önemini artırmıştır. İnsanlar yaşam tarzlarının ve anlayış biçimlerinin çeşitliliğine göre, maruz kaldığı bu tip ağır problemlere karşı farklı tepkiler gösterebilmektedir. Tasavvuf perspektifiyle bakıldığında, literatürde dini başa çıkma yöntemlerinde en çok sabır ve şükür kavramları kullanılmıştır. Asr-ı saâdetten başlayan, tabiûn ve tebe-i tâbiîn dönemlerini müteakiben yaşanan tasavvuf dönemindeki mutasavvıflar, bu dünyanın geçiciliğinin, ahiretin ise ebedi hayat olduğunun bilincinde olup, ona göre başlarına gelen imtihan, bela, musibet veya verilen nimetlere karşı daima sabır ve şükür içinde olmuşlardır. Ayrıca tasavvufi düşüncede sufilere göre, şer de hayr da Allah'tan gelmektedir ve Allah Teâla "Celâl ve Cemâl" sıfatıyla neyi tecelli ettirdiyse onu kabul edip, başına bu durumun gelmesinin hayırlı olacağını kabul ederler. Dahası mutasavvıflar, musibetlerin ilahi aşka ulaşılmaya vesile olan bir nimet olduğuna inandıkları için, aşığın maşukuna kavuşması ümidiyle her türlü çileye mutlulukla katlanabilmektedirler. Allah insanı en güzel şekilde akıl ve irade sahibi olarak yaratmıştır. Dini başa çıkma adına, insanın zorluklar karşısında bu aklını ve iradesini kullanabilmesi, Kur'an-ı Kerim'den kendine dersler çıkarması, ilk Peygamberden Hz. Peygamber'e kadar onların hayatını okuyup kendi yoluna ışık tutması gereklidir. Yapılan araştırmada, problemlerle başa çıkma konusu bu minvalde ele alınarak, kavramlar bazında literatür taraması yapılmış ve mutasavvıfların konuya yaklaşımı irdelenmiştir. Ayrıca 2022 yılında Ankara ili Keçiören ilçesinde, sufilerin toplanma merkezlerinde bulunan ve rasgele örneklem yöntemiyle seçilen yirmi kişi ile sözlü mülakat yapılarak, sufilerin musibet karşısında davranış biçimleri incelenmiştir. Herhangi bir tasavvuf ekolüne/tarikata mensup, tasavvufi hayat tarzını benimseyen katılımcılarla yapılan mülakatlarda, bireyler hayatlarının çeşitli dönemlerinde yaşadığı zorluklardan (ailevi, çevresel, ekonomik, toplumsal vb.) bahsetmiş ve bunlara karşı gösterdiği tepkileri anlatmıştır. Katılımcılar genellikle sorulara "sabır, şükür, rıza, isyana düşmek, rabıta ile başa çıkma, himmet istemek ile başa çıkma, mürşit ziyareti ile başa çıkma" vb. terimleri kullanarak cevap vermişler ve bu terimler bazında başa çıkma şekilleri analiz edilmiştir. Bu sonuçlara göre zorluklara karşı sufi yaklaşım anlamaya çalışılmıştır. Sufilerin genel yaklaşımının teslimiyet çerçevesinde olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Başa Çıkma, Musibet, Teslimiyet, Sabır

Rukiye Albayrak
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Ma'nevî adlı eserinde çevre bilinci

İnsanlık tarihi incelendiğinde, biyoçeşitliliğin günümüzde her zamankinden daha hızlı azaldığı; ormanların ve habitatların bilinçsizce yok edilmesiyle vahşi hayvanların insan yerleşimlerine daha çok yaklaştığı görülmektedir. Günümüz bulaşıcı hastalıklarının birçoğu hayvanlardan insanlara geçmektedir. Nesli tükenmekte olan vahşi hayvanların avlanması ve satılması, hayvanlardan insanlara virüs bulaşma riskini artırmaktadır. Ayrıca insan kaynaklı iklim değişiklikleri, yaban hayvanlarının yeni yerlere göç etmesine ve daha önce karşılaşmadıkları diğer türlerle etkileşime girmelerine neden olmaktadır. Bu da yeni hastalıkların ortaya çıkma ihtimalini artırmaktadır. Unutmamalıdır ki yeni enfeksiyonların ve pandemilerin ortaya çıkışını önlemek, doğal hayatı ve biyoçeşitliliği korumakla, iklim değişikliğini en aza indirmekle mümkün olacaktır. İnsanoğlu, bu noktada geleceği adına, dünya ile yeni ve uyumlu bir tavır geliştirmek zorunda olduğunun bilincinde olmalıdır. Her geçen gün bu durum daha iyi anlaşılmakta ve buna bağlı olarak özellikle ekoloji alanında yapılan bilimsel çalışmaların sayısının arttığı görülmektedir. Bu çalışmalar genellikle ekolojik problemleri analiz etme, disiplinler arası çalışma ve model sunma şeklinde gruplandırılmaktadır. Bu çalışmada, günümüzde karşılaştığımız bu sorunlar bağlamında Mevlânâ'nın düşünceleri ele alınacaktır. Mevlânâ; bilgi, hikmet ve deneyimlerinin yanı sıra kendine özgü üslubuyla, mantıksal çıkarımlarıyla ve zengin kurgusuyla dönemine ve çağımıza etki eden önemli bir figür olduğu için seçilmiştir. Araştırma konusunda, Mevlânâ çevreyi ve yaşamı anlatırken hep tabiattan benzetmeler yaparak çözümünü ortaya koyar. Canlı-cansız varlıkları birbirlerine benzeterek, birini diğerinden ilham alarak açıklar ve evrendeki döngüyü, birbirine olan bağlılığı anlatır. Mevlânâ'ya göre hayat bir gayeye atfedilmiş ve her yerde var olan faaliyettir. Mevlânâ,doğadaki canlı ve cansız varlıkları anlatımına katarak, doğayla tabii çevrenin ve canlı-cansız tüm tabiatın değerine ve önemine dair görüşlerini dile getirerek, özgün çevrecilik anlayışını da sergilemektedir. Bu çalışma, önceki araştırmalardan farklı olarak, çevresel ve ekolojik sorunları Mevlânâ'nın Mesnevî-i Ma'nevî'si üzerinden değerlendirerek tasavvuf alanında ele alıyor. Bununla evrene karşı merhametli, saygılı ve özenli bir tutum geliştirmeye ve hassas bir çevre bilinci oluşturmaya katkı sağlanması amaçlanıyor. Çünkü çok kapsamlı bir sorun olan ekolojik problemler; hukukî, ahlakî ve diğer önlemlerin yanı sıra dinî düşünce tarzına da ihtiyaç duyuyor.

EkolojiMesneviMevlana Celaleddin-i Rumi+3
Nurhayat Özden
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şeyh Seyyid Muhammed Maruf'un hayatı, eserleri ve tasavvufî görüşleri

Çalışmada; Batman' da doğmuş ve yaşamış, Said Seyda el-Cezerî'nin yetiştirdiği mutasavvıflardan, Seyyid Muhammed Maruf Yıldırım'ın hayatı, eserleri ve tasavvufî görüşleri yer almaktadır. Tezde, Nakşîbendiyye tarîkatının Hâlidiyye koluna mensup olan Maruf'un tasavvufa bakışı; İrşâdü'l-müsterşidîn, Tenbihü'n-nâimîn ve Tarîkü's-seâde adlı eserlerinin incelenmesi sonucu ortaya konulmuştur. Eserlerinde ele aldığı konu ve kavramlar, tasavvufî kaynaklarla karşılaştırılmıştır. İrşâdü'l-müsterşidîn'de ele aldığı kavramları, Abdülkerim Kuşeyrî'nin, Kuşeyrî Risâlesi adlı eserinin tercümesini yaparak hazırladığı tespit edilmiştir. Muhammed Maruf'un hayatına dair bilgilere ailesi ve müridleri vasıtasıyla ulaşılmış ve bu bilgiler çalışmada değerlendirilmiştir. Giriş kısmında amaç, yöntem ve kaynakların değerlendirilmesinden sonra tezin ilk bölümünde; Muhammed Maruf'un doğumu, tahsili, sosyal yaşantısı, ilmî ve edebî şahsiyeti, tarîkata intisabı ve eserleri hakkındaki bilgilere yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde ise Şeyh Maruf'un tasavvufî görüşleri başlığı altında, bazı âyet ve hadîs-i şeriflere getirdiği yorumlara, tasavvufî hayatla bütünleşen; tevbe, takvâ, mücâhede, zikir gibi konuların yanı sıra hal-makam dairesinde zikredilen kavramlara yaklaşımı değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı Muhammed Maruf'un hayatı ve tasavvufî düşüncelerini tanımak ve tanınmasına katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Seyyid Maruf, Nakşîbendiyye, Hâlidiyye, Batman.

BiyografiHalidi tarikatıNakşibendiyye tarikatı+3
Ayşe Özgen
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ferîdüddin Attâr'ın Mantıku't-tayr adlı eserinde vahdet anlayışını yansıtan terim ve metaforların değerlendirilmesi

Ferîdüddin Attâr Mantıku't-tayr adlı eserinde, vahdet anlayışlarının sistemleşmediği bir dönemde kendi vahdet anlayışını metaforik bir dil ile ifade etmektedir. Attâr, tasavvuf ehli sâliklerin yaşayıp tecrübe ettiği manevi ve ruhi edinimlerinden yola çıkarak vahdeti izah eden metafizik bir sistem ortaya koymaya çalışmaktadır. Attâr'ın kullandığı bu usul ve yöntemle kendinden sonraki birçok mutasavvıfa öncülük ettiği görülmektedir. Eserin geneline baktığınızda, vahdet olgusu her şeyin temeli olarak ele alınmış, çeşitli metafor, tasavvufî terim ve hikayelerle anlatım güçlendirilmiştir. Attâr, Mantıku't-tayr'da kullandığı metaforik dille tasavvufî hakikatleri kendi vahdet anlayışı çerçevesinde daha anlaşılır kılmayı hedeflemektedir. Kuşların kişiselleştirilmesi örgüsünde işlediği eserde, kesretten vahdete ulaşmanın yolları ve yöntemleri, sâliklerin ruhi hallerini metafor ve tasavvufî kavramlarla ortaya koymaktadır. Ferîdüddin Attâr, yaşadığı dönemde yozlaşmaya başlayan tasavvufî anlayış içinde doğru bir tasavvuf ve vahdet anlayışı ortaya koymaya çalışmıştır. O, Mantıku't-tayr'da sâliklerin çıktığı seyr u sülûktaki hal değişimlerini, bulunması ve kaçılması gereken ahlaki durumları, döneminin dilsel ve kültürel yapısına uygun olarak anlatmaktadır. Attâr eserde vahdete engel nefsanî hastalıklar ve bunlara çözüm önerilerinde bulunarak tasavvufun eğitim yönünü de ortaya çıkarmaktadır.

BiyografiFeridüddin AttarMantıku't-Tayr+6
Aysel Sarıyüce
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tekke ve zâviyelerin kapatılmasının Türk kamuoyuna yansımaları

İslâm tasavvufu, tarihî seyri içerisinde, VI./XII. yüzyıldan itibaren tarîkatların inkişafıyla kurumsallaşmaya başlamış, böylece Milâdî XII. ve XIII. yüzyıllarda İslâm coğrafyasının birçok yerinde tekkeler de toplum hayatına dahil olmuştur. Orta Asya'da Türklerin İslâm'la tanışmasında ciddi bir paya sahip Ahmed Yesevî de tasavvufun Sünnî Türkler arasında süratle yayılıp yerleşmesine vesile teşkil etmiştir. Doğuda siyasî anlamda Moğol istilaları gibi sorunlar, Anadolu topraklarının birçok mutasavvıfla tanışmasını beraberinde getirmiş; Osmanlı Devleti'nin kurulmasıyla beraber Kadiriyye, Rifâiyye, Bektaşiyye ve Mevleviyye gibi birçok tarîkat Anadolu coğrafyasında faaliyet gösterip yaygınlaşma imkânı bulmuştur. Tekkeler ise tasavvufî düşünce ve yaşamın topluma açılan kapısı olmuş ve sosyal yapı üzerinde kalıcı izler bırakmıştır. Anadolu topraklarını inanç ve kültür unsurlarıyla yoğuran tekkeler, Osmanlı'nın son döneminde asli çizgisinden uzaklaşması nedeniyle tartışılır hale gelmiştir. 1826 yılında Bektaşî tekkeleri kapatılmış, ilerleyen zaman diliminde devlet idarecilerinin tekkelere yönelik farklı yaklaşımları vuku bulmuştur. Siyasî gelişmeler tekkeleri yakından etkilemiş, Cumhuriyet'in ilanından sonra halifeliğin kaldırılmasıyla beraber tekkelerin idaresi 429 sayılı kanun ile Diyanet İşleri Reisliği'ne tevdi edilmiştir. Bu dönemde tekkelerin varlığı tartışma konusu iken 1925 yılında gerçekleşen Şeyh Said isyanından sonra ilk önce bu kurumlar bölgesel olarak kapatılmış, 2 Eylül 1341/1925 tarihinde kabul edilen 2413 sayılı kararname ile de ülke genelindeki tekkelerin kapatılması karara bağlanmıştır. 30 Teşrînisâni 1341/30 Kasım 1925 tarihinde ise TBMM'de kabul edilen 677 sayılı kanun ile Türkiye'deki tekkelerin ve türbelerin tamamının kapatılması kanunlaşmıştır. Tekkeleri kapatan kanun çeşitli çevrelerce farklı bakış açılarıyla değerlendirilmiştir. Bu bağlamda kararın lehinde ve aleyhinde görüş bildirenler olmakla birlikte, kararı ilâhî bir tecelli olarak yorumlayarak sessiz kalanlar da dikkat çekmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Tarîkat, Tekke, Türbe, İlga

Dini yasaklarKanunlar 677 sayılıTasavvuf+4
Ahmet Güler
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

1980-2000 yılları arasında yayımlanan dini muhtevalı dergilerde tasavvuf ve tarîkat kavramlarına yaklaşım

Tasavvuf, milletimizin tarihi içerisinde söz, fiil ve düşünce anlamında hep var olmuştur. Her şeye olduğu gibi insanoğlu bu alana da kendi yorumunu katmış ve ortaya konan görüşleri ispat yolunu tutmuştur. Düşüncelerin aktarımında önemli bir yere sahip olan dergicilik kültürü ülkemizde geçerliliğini korumaktadır. Dini hassasiyeti olan kişi veya kurumlar düşüncelerini aktarabilmek için basılı yayın olan dergileri kullanmışlardır. Türkiye'de dini yayıncılık 1980 yılından sonra büyük bir artış göstermiştir. Dini dergiler tasavvuf kavramlarını kendi perspektiflerinden yola çıkarak yorumlamaktadır. Bu noktada tasavvufî düşünceye olumlu veya nötr yaklaşımlar olmakla birlikte, bazı çevrelerce eleştirel tutumun varlığı da her zaman söz konusudur. İlim sahipleri telif ettikleri eserlerle bilginin sonraki nesillere aktarılmasını sağlamanın yanında, ortaya koydukları düşünceler ve meselelere yaklaşım tarzlarıyla da insanlık tarihinin bilgi ve fikir müktesebatına ciddi katkılar sunmuşlardır. Bu noktada yayıncılık dünyasında basılı eserlerin önemi aşikardır. Yayıncılık hayatına baktığımızda, zaman içerisinde farklı türlerin oluştuğunu da görmekteyiz. Düşüncelerin aktarımında önemli bir yere sahip olan dergicilik bu türlerden biri olup dünya genelinde halen varlığını sürdürmektedir. Dergiciliğin basılı yayın içinde yerini almasının ardından dinî alanda ihtisas sahibi birçok ilim ve fikir sahibinin kendi mefkuresini ifade etmek için dergiciliği kullandığını görmekteyiz. Tasavvuf müntesiplerinin düşüncelerini ifade etmek için bu alanı kullanmaları da çok gecikmemiştir. İslam toplumunu ilmî, fikrî ve ahlakî boyutta etkileyen mutasavvıflar, sadece sohbet yoluyla değil, verdikleri eserlerle de tasavvufun öğretilerini insanlara aktarmışlardır. Muhteva açısından geniş bir alana sahip olan tasavvuf, hayatın gerçekliğine ve insanın hakikatine sunduğu değerlerle ilgi odağı olmuş, mesele edindiği konular itibariyle diğer ilmî çevrelerce de değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bununla birlikte bu ilme muhtelif yaklaşımlar gözlemlenmektedir.

DergilerDini değerlerDini yayınlar+3
Muhammet Raşit Elmas
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors