Theses supervised by Prof. Dr. Yakup Çoştu
15 theses · Hitit University
Batı'daki İslam algısı çerçevesinde Paris saldırılarının Türk medyasındaki görünümü
Oryantalist temeller üzerine inşa edilen İslamofobi, bilhassa farklı inanç coğrafyalarından gelmiş Batı'daki Müslümanların kamusal alanda daha görünür olmalarından ötürü Batı ile Müslüman dünya arasındaki çatışmanın yeni yüzü olarak, fiziksel şiddete varacak düzeyde bir ayrımcılık ve nefret aracı haline gelerek bugüne kadar karşılaşılmamış hak ihlallerinin yaşanmasına sebep olmaktadır. Geldiğimiz noktada İslamofobi patolojik veya kriminal bir hal ya da marjinal bir kesim tarafından kabul görmüş arızi bir durum olma sınırını çoktan aşmıştır. Batı'da İslam düşmanlığı artarken Doğu toplumlarında ise oryantalist bakış değersizleşerek zemin kaybetmeye başlamış ve bu anlayışa karşı güçlü bir duruş sergilenmeye başlamıştır. Oksidentalizm olarak adlandırılan bu yeni eğilimin geldiği noktanın tespiti, önümüzdeki süreçte karşılaşılabilecek birçok karanlık noktanın aydınlatılarak konunun hatırı sayılır bir biçimde berraklaşmasına vesile olacaktır. Bu tezde söz konusu maksatla Paris saldırıları örnek olayı üzerinden kitleleri etkileyip yönlendirmede en kuvvetli vasıtalardan biri olan gazetelerin manşetleri/sürmanşetleri ve köşe yazıları oksidentalist bir tavrın olup olmadığının saptanması için incelenmiştir. Temel araştırma niteliğinde olan bu çalışmada, yorumsamacı sosyal bilim paradigmasından yola çıkılarak araştırmanın amacına uygun olan tanımlayıcı araştırma tasarımından yararlanılmış ve nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Veriler, yazılı doküman incelemesi yoluyla elde edilerek Paris saldırılarını takip eden on günlük süreçte 17 gazetenin ilgili bölümleri içerik analizine tabi tutularak çözümlenmiştir. Yapılan çalışma neticesinde farklı dünya görüşlerine sahip gazetelerce Doğu'nun bir süje olma ve kendini gerçekleştirme hakkını yadsıyan oryantalist dogmaların kabul edilmediği görülmüş bilakis Türk basınında yeni bir Batı imgesi oluşturan oksidentalist eğilimleri güçlendiren bir tutum geliştiği tespit edilmiştir. Batı'nın dayattığı edilgen Doğu algısını rafa kaldırarak oksidentalist bir bakış üzerinden okurlara iletilen bu düşüncelerin, Doğu'nun Batı karşısında gerçek manada var olabilmesi için ise salt bir Batı düşmanlığı pompalanmasının ötesine geçmesi gerektiği ulaşılan önemli sonuçlardan birisi olmuştur.
Entegrasyon ve ötekileşme bağlamında ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerinde kimlik ve din: Hessen (LDK) örneği
Son yüzyılın ikinci yarısından sonra sanayileşmenin artması ve İkinci Dünya Savaşı'nın etkisi ile birlikte ortaya çıkan çalışan insan gücü eksikliğini gidermek isteyen ülkeler; diğer ülkelerden işçi alımına gitmiş, Türkiye'den de Almanya'ya işçi göçü böylelikle başlamıştır. Almanya'ya yalnız gelen Türk işçileri, aile birleşimi sonrası misafir işçi kimliğinden sıyrılarak kendi kültür ve değerleri ile yaşayan bir toplum kimliği oluşturdular. Bu durum, Türk ailelerini öteki olarak bulunmanın yanında dini, etnik ve ailevi kimliklere olan aidiyetleri korumanın zor olduğu bir ortama alışmak zorunda bırakmıştır. Türkler; ailevi bağların güçlü, dini hayatın da etkin yaşandığı bir ortamdan yabancı, hâkim kültür içerisine gelerek bir kimlik ve kültür karmaşası yaşadılar. Bundan dolayı da uyum ve ötekileşme gibi sorunsallar ile karşılaştılar. Din ve aile gibi kurumların kimlikleri bütünleştirici ve inşa edici etkisi sayesinde bu problemleri aşmaya çalışmışlardır. Bu çalışmanın konusu, Almanya'da yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerinin kimlik ve din algılarını entegrasyon ve ötekileşme bağlamında araştırmaktır. Bu nedenle Almanya'nın Hessen eyaletine bağlı Lahn Dill Kreis bölgesinde yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerini kapsayan bu çalışma nitel araştırma yöntemine uygun olarak ''fenomenoloji'' deseni üzerinden yürütülmüştür. Bu nedenle ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu'' yaklaşımı üzerinden, 56 kişi ile mülakatlar gerçekleştirilerek çalışmanın verileri elde edilmiştir. Türk ailelerin her iki kuşağı da etnik, dini ve ailevi kimliklerini genel anlamda korumuşlardır. Ailevi bağların korunmaya çalışılması, Türkiye ile iletişimin bir sebep ile devam etmesi ve kimliklerin özgürce yansıtıldığı cami gibi mekânlara olan ilgi, gelecek açısından umut verici gözükmektedir. Ancak Türklerin uyum için özverili olmasına rağmen gördükleri etnik ve dini ayrımcılığın; dini yaşamlarını, kimlik algılarını ve Almanya'ya olan uyum süreçlerini olumsuz etkilemiştir.
Din görevlilerinin toplumsal cinsiyet rolleri karşısındaki tutumları: Çorum örneği
Din görevlilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarını tespit etmek amacıyla yapılan bu çalışma tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma Çorum İl Müftülüğüne bağlı il merkezi ve merkeze bağlı köylerde görev yapan 527 din görevlisini kapsamaktadır. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan din görevlilerinin sosyo-demografik özelliklerini belirlemeye yönelik anket formu, geçerlik ve güvenirliği 2008 yılında Zeyneloğlu tarafından yapılan Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği kullanılarak 15 Mart 2021- 30 Mart 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Elde edilen veriler; tanımlayıcı istatistikler, iki grup ortalamaları karşılaştırması için Student's T Testi, ikiden fazla grup ortalamaları karşılaştırması için One Way ANOVA ve çoklu karşılaştırmalarda Post Hoc test olarak Tukey testi; ileri analizler için Ordinal Lojistik Regresyon Analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada din görevlilerinin Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği toplam puan ortalamasının 129,92±12,18 olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bu sonuç bize din görevlilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutuma sahip olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte kadın din görevlilerinin erkeklere göre, 51 yaş altında olanların 51 yaş üstünde olanlara göre, fakülte ve yüksek lisans-doktora mezunu olanların lise ve yüksek okul mezunlarına göre, eşleri çalışanların eşleri çalışmayanlara göre, şehirde görev yapanların köyde görev yapanlara göre toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin daha eşitlikçi bir tutum içinde oldukları tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, din görevlilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının daha eşitlikçi olmasını sağlamaya ve din görevlilerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin farkındalık oluşturmaya yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Müslümanlaşma sürecine sosyolojik bir yaklaşım: Japon Müslümanlar
Bu araştırmada din değiştirme fenomeni Japon Müslümanlar örneğinde incelenmiştir. Araştırmanın amacı Japonların din değiştirerek Müslüman olma süreçlerini ve Japonya'da Müslüman bir Japon olarak yaşama deneyimlerini anlamak ve din değiştirme literatürüne kavramsal bir katkı sağlayabilmektir. Bu amaca uygun nitel bir araştırma olarak tasarlanan bu çalışmada hem fenomenoloji hem de gömülü teori yaklaşımlarının bakış açıları, araştırma teknikleri ve veri analiz metotları bir arada kullanılmıştır. Fenomenolojik yöntem ile Japon Müslümanların din değiştirme deneyimleri anlamlandırılmaya çalışılırken, gömülü teori yaklaşımı ile de kuram geliştirmek hedeflenmiştir. Araştırma teorik bir bölümden ve bir saha çalışmasından oluşmaktadır. Teorik bölümde, saha çalışmasını destekleyecek bir şekilde din değiştirme, kimlik, Japonya'da din ve dindarlık ve Japonya'da İslam'ın geçmişi incelenmiştir. Saha çalışması için 2016 Eylül - 2017 Aralık ve 2019 Şubat – 2020 Ocak ayları arasında toplam 2 yıl 3 ay Japonya, Tokyo'da bulunulmuştur. Bu süreç boyunca 2 yıl Tokyo, Waseda Üniversitesi'nde ve 3 ay Tokyo Camii ve Türk Kültür Merkezi'nde misafir araştırmacı olarak çalışmalar yapılmıştır. Bu saha çalışması boyunca nitel araştırma veri toplama yöntemlerinden yarı-yapılandırılmış mülakat, katılımcı gözlem, saha notları ve dökümantasyon tekniklerine başvurulmuştur. Kendileriyle mülakat yapılan Japon Müslümanların birçoğu Tokyo'da, bir kısmı da Japonya'daki diğer şehirlerde ikamet etmektedir. Katılımcılara kartopu ve amaçlı örneklem metotlarıyla ulaşılmıştır. Yaşları 19 ile 81 arası değişen, 32 kadın ve 30 erkek toplam 62 kişi ile yarı yapılandırılmış mülakatlar yapılmıştır. Tokyo Camii ve Türk Kültür Merkezi ile yine Tokyo'daki Japon Müslüman Derneği başta olmak üzere, çeşitli cami, mescit ve derneklerin etkinliklerine katılınmış, Japon Müslümanlar ile görüşmeye devam ederek gözlemler yapılmış ve saha notları tutulmuştur. Ayrıca Waseda Üniversite kütüphanesinde literatür araştırması yapılmıştır. Araştırmanın temel ve alt problemleri kapsamında incelenen konular; Japonların İslam dini ve Müslümanlar ile karşılaşma koşulları, Müslüman olma süreçleri, onları bu tercihe yönelten motivasyonlar, geçmişlerinin ve Japon toplumunda sosyalleşmelerinin Müslüman olmaları ve sonrasında İslam'ı yorumlama ve yaşama biçimleri üzerindeki etkileri, kimliklerinin ve Japon toplumu ile ilişkilerinin nasıl etkilendiği ve son olarak din değiştirme literatürünün Japon Müslümanların deneyimleriyle ne derece uyumlu olduğudur. Sonuç olarak, Japon Müslümanların İslam ile ilk anlamlı karşılaşmasının sosyal bağlamda, büyük çoğunluğu yurt dışı olmak üzere iş, eğitim ve seyahat sırasında gerçekleştiği tespit edilmiştir. İslam ile karşılaşmadan önce hâlihazırda var olan yaşam şartlarından ve inançlarından ciddi tatminsizlikleri ve yeni bir yaşam ve inanç biçimi arayışı içinde olmayan Japonlar, farklı şekillerde İslam ile ilgilenmeye başlamıştır. Müslüman olmaları dört farklı motivasyon ile gerçekleşmiştir: sosyal, entelektüel, psikolojik ve pragmatik. Müslüman olduktan sonra da ciddi bir toplumsal tepki ile karşılaşmamış, kimlik krizi yaşamamış ve Japon ve Müslüman kimliğini bir arada sahiplenmekte ve yaşamakta büyük oranda zorlanmamışlardır.
İskilip ilçe merkezi ve çevresindeki dini ziyaret yerleri
Birçok uygarlığa ev sahipliği yapan ve zengin bir tarihi kültüre sahip olan İskilip, geleneksel kültürüne olan bağlılığı ve halk inanışlarının devamlılığını sürdürdüğü kadim bir ilçedir. Din sosyolojisinin araştırma konularından olan ve günümüzde etkisini sürdürmeye devam eden ziyaret fenomeninde, İslam öncesi Türk inanç kültürünün yanı sıra İslami motiflerle birleşmiş halk dindarlığının etkileri ve bu etkiler sonucunda yapılan uygulamaların yansımaları görülmeye devam etmektedir. İskilip merkezi ve köyleri ile sınırlandırılan çalışmamız İskilip yöresinde bulunan dini ziyaret yerlerini, halk tarafından ziyaret edilen bu yerlerin kutsalla olan bağlantısını ve ziyaret edilme nedenlerini bunun sonucunda ise İskilip yöresinde bulunan bireylerin sahip olduğu inanç yapısını konu almaktadır. Bu çalışmada, İskilip merkezi ve köylerinde kutsal olduğu düşüncesi ile ziyaret edilen türbe, mezar, ağaç, su, tepe vb. kutsal mekânlar tespit edilmiştir. Kutsal kabul edilen bu yerlerdeki mekânların bazılarının kutsallığı devam etmekte olup ziyaretlerle birlikte çeşitli ritüeller yapılırken bazılarının ise zamanla önemini kaybettiği ve unutulmaya yüz tuttuğu görülmektedir. Çalışmamız giriş kısmıyla devam eden iki bölümden ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Araştırmanın giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı, önemi ve metodolojisinden bahsedilmiştir. Birinci bölümde ziyaret konusunun kutsallığı sebebiyle dinî bir kavram olarak kutsal anlayışı, ziyaret fenomeni ve ziyaret fenomeninde teorik yaklaşımlar ele alınmıştır. İkinci bölümde İskilip'in tarihi ve coğrafi durumundan bahsedilerek İskilip merkezi ve köylerinde bulunan dini ziyaret yerleri tespit edilmiş, saha çalışmasının gereği olarak bu ziyaret yerlerine gidilerek bizzat incelenmiş, fotoğraflanmış ve kaynak kişilerle görüşmeler yapılmıştır. Yapılan görüşmeler objektif bir şekilde yorumlanmıştır. Türbe, mezar, su, ağaç vb. ziyaret yerlerinin özellikleri ziyaret edilme nedenleriyle anlatılmıştır. Sonuç kısmında ise araştırmalarımız neticesinde ulaşılan bilgilerin bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Din sosyolojisi yöntem ve teknikleri esas alınarak yapılan çalışmamız hem kaynaklara dayalı teorik kısımdan hem de saha da incelemeye dayalı alan araştırmasından oluşmaktadır. Çalışmamızın teorik kısmı ile ilgili, kitaplar makaleler, ansiklopediler, yüksek lisans ve doktora tezleri gibi çeşitli kaynaklar incelenmiş olup kütüphaneler ve internetten de yararlanılmıştır. Saha çalışmasına dayalı alan araştırmada yerinde gözlem ve tespit, kaynak kişilerle mülakat, dolaysız gözlem gibi teknikler kullanılmıştır. Son olarak elde edilen bilgiler nesnel bir tutumla değerlendirilmiştir.
Kadınların dini sosyalleşme sürecinde Kur'an kurslarının rolü (Kırıkkale örneği)
Bu çalışmada Kırıkkale İl Müftülüğüne bağlı 12 Kur'an kursuna devam eden, yaşları 33 ile 60 arasında değişen 24 katılımcı ile görüşme yapılarak Kur'an kurslarının yetişkin bayanların dini sosyalleşmesine olan katkıları ortaya konulmuştur. Nitel araştırma tekniği ile toplanan veriler üzerinden gerçekleştirilen içerik analizi sonucuna göre, Kur'an kurslarının din eğitimi hizmetinin verildiği bir yaygın eğitim merkezi olmasının yanı sıra; yetişkin bayanlar için manevi doyum merkezi, ailevi, dini ve psikolojik sorunlara çözüm aranan ve fiili olarak danışmanlık hizmetlerinin alındığı, dini içerikli sosyalleşme alanlarının oluşturulması ve buna yönelik uygulamaların yapıldığı dini sosyalleşme merkezi olarak çok yönlü bir kurum olduğu ortaya çıkmıştır. Kur'an kurslarının yüklendiği temel misyonlar açısından dini sosyalleşme; dini, milli ve manevi içeriklerle bütünleştirilmiş toplu ibadetler ve sosyal faaliyetler bünyesinde gerçekleşmektedir. Sunulan bu hizmetler sosyal algıları yüksek, toplumla bütünleşen, kendini ve çevresini doğru davranış biçimleriyle değiştirebilen ve geliştirebilen bireyler yetişmesine katkı sağlamaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığının (DİB) "İhtiyaç Odaklı Din Eğitimi" kapsamında ön plana çıkan ve Kur'an kurslarının temel amaçları arasında yer alan kazanımların katılımcılar tarafından edinildiği saptanmıştır. Bunlar sağlıklı bir dini ve ahlaki gelişim gösterme, kendisine ve çevresine karşı inanç, ibadet ve ahlak bütünlüğü çerçevesinde davranmanın önemini fark etme, İslam ahlakını yansıtan güzel davranışlar sergileme gibi tutumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Kur'an kursları, yaş, eğitim ve sosyo-ekonomik açıdan birbirinden farklı yetişkin kadınların; farklı sosyal çevrelerde, dini içeriklerden beslenmiş
Kadınların sosyalleşmesinde Çorum Belediyesi kadın kültür ve sanat merkezlerinin rolü
'Kadınların Sosyalleşmesinde Çorum Belediyesi Kadın Kültür ve Sanat Merkezlerinin Rolü' konulu bu çalışmamızın amacı, Çorum Belediyesinin bir sosyal belediyecilik örneği olarak hizmete açtığı Kadın Kültür ve Sanat Merkezlerinin kadınların sosyalleşmelerindeki rolünü incelemektir. Çorum özelinde yapılan çalışmalarda kadınların sosyalleşmesi ve belediye çalışmalarının rolü ile ilgili herhangi bir akademik çalışma yapılmamıştır. Hazırlanan bu tez ile Çorum'da yaşayan kadınlar ve sosyalleşmeleri ile ilgili literatürdeki eksikliğin giderilmesi hedeflenmektedir. Çalışmamız 2012-2021 yılları arasında Çorum Belediyesi Kadın Kültür ve Sanat Merkezlerinin, kurslara devam eden yetişkin kadın kursiyerlerin sosyalleşmelerine etkisini kapsamaktadır. Çalışma grubu, kartopu örnekleme modeli ile seçilen yaşları 22-68 arasında değişen 46 yetişkin kadın katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışma, nitel araştırma yönteminin Olgubilim (Fenomonoloji) desenleri temel alınarak, görüşme tekniklerinden yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi ile yapılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler içerik analizi ile analiz edilerek değerlendirme yapılmıştır. Kadın Kültür ve Sanat Merkezleri son dönemde gündeme gelen sosyal belediyecilik uygulamaları arasında yer almaktadır. Toplumların gelişmesinde önemli kriter olan kadın eğitimi, merkezi yönetimin yanında yerel yönetimlerinde üzerinde önemle durduğu bir konudur. Belediyeler, 5393 sayılı Yasa'nın 14'üncü maddesine göre; meslek ve beceri kazandırma, kültür ve sanat faaliyetleri yapma gibi konularda halkın istek ve beklentilerine cevap vermektedir. Bu amaçlarla hizmete açılan Çorum Belediyesi Kadın Kültür ve Sanat Merkezleri ilki 17 Mart 2011'de Veli Paşa Konağında olmak üzere toplam 8 ayrı bölgede Çorumlu kadınlara hizmet vermektedir. Kadın Kültür ve Sanat merkezleri mesleki ve beceri kurslarının yanı sıra; yetişkin kadınlar için sosyalleşme ortamı, sosyo-kültürel açıdan geliştikleri ve psikolojik olarak rahatladıkları çok yönlü kadın eğitim merkezleridir. Araştırmamızın sonucunda; katılımcıların kendilerinden beklenen davranışları sergiledikleri ve Kadın Kültür ve Sanat Merkezleri kurslarına katılarak, farklı kültür, etnik grup, yaş ve farklı sosyo-ekonomik durumdaki insanlarla bir arada yaşamayı, farklılıklara saygı duymayı ve ortaklaşarak bir şeyler üretmeyi öğrenerek biz bilincine sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu minvalde Kadın Kültür Sanat Merkezlerinin yetişkin eğitimine ve kadının sosyalleşmesine katkısının yadsınamaz olduğu görülmektedir.
Gruplar arası ilişkiler açısından alevi-sünni evliliklerinin öteki'yi algılama bağlamındaki yeri
Bu çalışmada Alevi-Sünni evlilikleri gruplar arası ilişkiler açısından ele alınmıştır. Alevi-Sünni ilişkilerindeki olumsuz ön yargı, kalıp yargı ve ötekileştirme eğilimlerinden yola çıkarak, bu zihinsel ve davranışsal kalıpların hangi durumlarda değişebileceği sorusu üzerine evlilik kurumunun etkisi analiz edilmiştir. Çalışma iki ana bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde öteki ve ötekileştirme kavramları, gruplar arası ilişkilere dair kuram ve yaklaşımlar, Alevi-Sünni İlişkileri, evlilik ve aile kurumu gibi başlıklar, doküman incelemesi tekniğiyle ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Alevi-Sünni evliliklerinin Alevi-Sünni grupları arasındaki ilişkileri ne yönde etkilediği, evlilikle kurulan akrabalık bağlarının var olan ön yargı, kalıp yargı ve ötekileştirme eğilimlerini giderip gidermediği katılımcıların gözünden anlaşılmaya çalışılmıştır. Alevi-Sünni evlilikleri yapmış Samsun ve Amasya şehirlerinde yaşayan bireylerle yapılan derinlemesine görüşmeler ele alınmıştır. Elde edilen verilerle öteki'ne karşı bakışın seyri incelenmiştir. Özellikle bireylerin gözünden aile, akraba ve sosyal çevrenin yaklaşımı anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda mülakat soruları ile beraber birtakım spontane ve sondaj sorular katılımcılara yöneltilmiştir. Katılımcıların yanıt ve yorumları farklı farklı temaların oluşmasını sağlamıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler temalar halinde kodlanarak içerik analizleri yapılmıştır. Genel anlamda bu tür evlilikler kentleşme, modernleşme ve sekülerleşme süreçlerinin yanı sıra üniversite eğitiminin getirmiş olduğu karşılıklı temas ile birlikte artarak devam etmiştir. Bu açıdan Alevi-Sünni evliliklerinin bireyler arasında çok fazla problem oluşturmadığı ancak aile ve akraba grupları arasında tartışıldığı saptanmıştır. Özellikle her iki grubun aile ve akraba çevrelerinin kırsal bölgede yaşamaları, bu evliliklikleri olumsuz algılamalarına sebep olduğu gözlemlenmiştir. Bu açıdan ailelerin sosyal çevrenin baskısı altında oldukları tespit edilmiştir. Görüşülen bireylerin yaş, cinsiyet, eğitim, meslek, yaşadığı yer, aile ilişkileri ve aidiyet duygusu gibi değişkenler açısından sorulan sorulara farklı cevaplar verdikleri görülmüştür. Katılımcıların yanıt ve yorumları farklı farklı temaların oluşmasını sağlamıştır. Bu farklılıkların sebepleri ve bunların analizleri bulgular ve yorumlar kısmında etraflıca değerlendirilmiştir. Son olarak Alevi-Sünni evlilikleri "Gruplara Arası Temas Hipotezi" çerçevesinde ele alınıp, bu evliliklerin sonuçlarının bu hipotezi destekleyip desteklemediği tartışılmıştır. Öncelikle Alevi-Sünni evliliklerinin, Alevi-Sünni grupları arasındaki etkileşimi gerçekleştirmesi açısından uygun bir temas sağladığı saptanmıştır. Bu temasın nasıl sonuçlandığı konusunda ise iki farklı görüş ortaya çıkmıştır. Birincisi; evlilikle kurulan temasın gruplar arası farklılıkları daha da görünür kılıp olumsuz ilişkileri pekiştirdiği, ikincisi ise; temasın olumlu sonuçlarının bireyleri kapsadığı, olumlu bakışın grubun diğer üyelerine karşı genellenemediği ve gruplar arası ilişkileri olumlu olarak pek fazla etkilemediği yönündedir. Her iki sonuç da evlilikle kurulan gruplar arası temasın istenilen olumlu sonuçları vermediğini göstermektedir. Bu açıdan ötekine karşı olumsuz ön yargı, kalıp yargı ve ötekileştirme eğilimleri sadece bireysel anlamda olumlu değişimleri içermekte, ötekini öteki yapan dinsel aidiyetini kapsamamaktadır.
Erken hıristiyanlıkta İsa'yı tanımlayan kristolojik bir unvan olarak 'tanrı oğlu' ifadesi
İsa'yı beşer üstü bir varlık olarak göstermek için Hıristiyanlar tarafından kullanılan "Tanrı Oğlu" unvanı İsa hakkında onun takipçileri tarafından en erken dönemlerde kullanılmış olan ve günümüzde de Hıristiyanlığın temelini oluşturan en önemli dogmalardan biridir. "Tanrı Oğlu" unvanının İsa için kullanıldığında hangi anlamları çağrıştırdığını anlayabilmek için mezkûr ifadenin tarihsel süreçte nasıl şekillendiğini ortaya koymak gerekmektedir. Günümüzde İsa'yı beşer üstü bir varlık olarak gösteren "Tanrı Oğlu" unvanının ortaya çıkmasında İsa'ya atfedilen söz ve fillerin etkisi olmakla beraber, ilk Hıristiyanların geçmişle olan bağları ve düşünsel geri planları da adı geçen kavramın şekillenmesinde önemli bir role sahiptir. Bu nedenle çalışmamızda "Tanrı Oğlu" ifadesinin İsa'dan önce kullanılıp kullanılmadığı, İsa'ya kimler tarafından bu sıfatın layık görüldüğü, söz konusu sıfatı ilk kullananların tam olarak neyi kastettikleri ve ilgili kavramın zaman içerisinde nasıl bir dönüşüme uğradığı araştırılmıştır. Bu bağlamda çalışmamızda, miladi ilk iki yüzyılda yaşamış olan Hıristiyanların İsa'ya vermiş oldukları Tanrı Oğlu unvanının gerisinde yatan teolojik ve tarihsel arka plan betimleyici bir şekilde ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde İsa'dan önce Ortadoğu ve Mısır bölgesinde yaşamış olan felsefi ve dinsel geleneklerde Tanrı Oğlu unvanının ya da Tanrı'nın bir oğula ya da oğullara sahip olduğu fikrinin farklı formları ele alınmıştır. Bu bağlamda Sümerlerden başlayarak Ortadoğu'yu etkilemiş olan Mezopotamya geleneklerinin, Mısır dininin, Yunan felsefesinin, Roma kültünün ve Yahudiliğin Tanrı Oğlu unvanını inanç boyutunda ya da geleneksel bir söylem olarak kullandıkları ortaya konmuştur. Yapılan incelemeler neticesinde Hıristiyanların sahip olduğu Tanrı Oğlu inancına benzer düşüncelerin daha eski geleneklerde de mevcut olduğu görülmüştür. Hıristiyanlıkta mevcut olan Tanrı Oğlu ifadesinin, farklı anlamlarda kullanılıyor olsa da bir yönüyle eski geleneklerden etkilendiği tespit edilmiştir. İkinci bölümde erken dönem Hıristiyan kaynaklarından birincil öneme sahip olanlar incelenmiştir. Birinci yüzyıl Hıristiyanlığı hakkında bilgi sahibi olabileceğimiz yegâne kaynaklar Yeni Ahit içerisinde bulunan Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleriyle çoğunluğunun Pavlus'a ait olduğu ileri sürülen mektuplardır. Bu metinlerde İsa için Tanrı Oğlu unvanı birçok defa kullanılmaktadır. Söz konusu kullanımların en erken dönemlerde Yahudi kültürü ve Tanah literatürü ile uyumlu olduğu, fakat ilerleyen yıllarda Pavlus'un da etkisiyle Tanrı Oğlu ifadesinin beşer üstü bir anlam taşımaya başladığı görülmüştür. Son bölümün birinci kısmında Yeni Ahit kanonunda yer almayan fakat erken dönemlerde Hıristiyanlar tarafından okunduğu bilinen kitaplar ile kilise tarafından sapkın olarak nitelendirilen apokrif kitaplar incelenmiştir. Bu eserlerde de "Tanrı Oğlu" unvanının hem beşerî hem de beşer üstü anlamlarda kullanıldığı tespit edilmiştir. Son olarak M.S. ilk iki yüzyılda yaşamış olan kilise babalarının eserlerinde Tanrı Oğlu unvanının hangi anlamlarda kullanıldığı araştırılmıştır. Kilise babalarının bu kavramı beşerî sahadan çıkararak tamamen tanrısal bir alana taşıdıkları ortaya konmuştur.
4-6 yaş Kur'an kursu eğitimi hakkında veli görüşlerinin değerlendirilmesi (Çorum örneği)
Yaygın din eğitimi çalışmaları içerisinde yer alan, DİB tarafından açılarak faaliyet gösteren 4-6 yaş Kur'an Kursları, eğitim veren resmî kurumlardır. 17.09.2011 tarihinde 28057 sayılı Resmî Gazete de yayınlanmış 633 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile toplumun din eğitimi ihtiyacının karşılanması konusunda ilköğretimi bitirme zorunluluğu kaldırıldığı için; DİB, 2012 yılında 4-6 yaş Kur'an Kurslarını açarak, çocuklara gelişim özelliklerine uygun ahlak ve din eğitimi vermek suretiyle, onları geleceğe dair iyi bir Müslüman olarak yetiştirmeyi hedeflemiştir. Bu amacına ulaşmak için programlar hazırlamış, kazandırılmak istenen hedef davranışlara ulaştıracak planlı, programlı, sistemli eğitimler düzenlemiştir. Hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığına dair de değerlendirmeler yapmıştır. Çocuklar bir takım gelişim alanlarından geçmektedir. 4-6 yaş, dinî tutum ve becerilerin kazanılması, bireyin kişiliğinin şekillenmesi açısından önemli bir dönem olduğu için, din eğitimi verilirken bireyin gelişim özellikleri dikkate alınmalıdır. Fıtraten din duygusunun temelini oluşturan inanma duygusuyla dünyaya gözlerini açan çocukların, bu duygularının eğitilerek, kalıcı davranış değişikliğine dönüştürülmesi sağlanmalıdır. 4-6 yaş Kur'an Kursunda alınan ahlak ve din eğitimi, çocuğun yetişkin dindarlığında etkili olacaktır. Aileler din eğitiminde yeterli olmadıklarını düşünerek, çocuklarına kaliteli ve doğru bilgiyi ulaştıracak bir kurum arayışına girerler. Çocukların ahlaki ve dinî gelişimlerini destekleyen eğitim ve öğretimin verildiği bir kurum olarak 4-6 yaş Kur'an Kursları, veliler tarafından tercih edilmektedir. Bu kurslarda Kur'an eğitimi ve değerler eğitimi verilmektedir. Erken çocukluk döneminde alınan bilimsel temelli din eğitimi sayesinde, bireyde sağlıklı bir inanç gelişimi gerçekleşirken, gelişim düzeyine uygun olmayan bir din eğitimi sebebiyle de bireyin dinden soğuması ve uzaklaşması kaçınılmaz olur. 4-6 yaş çocuğunun gelişim özelliklerine uygun, ahlak ve din eğitiminde kullanılacak materyaller de önem arz eder. Bu sebeple, çocukların ahlaki ve dinî gelişimine katkı sağlayacak, içinde değer yargıların ve dinî temaların olduğu videolar, oyunlar ve oyuncakların kurslarda bulunması gereklidir. Araştırma ile, 4-6 Yaş Kur'an Kursu eğitimi hakkında veli görüşlerinin değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışmada, 4-6 yaş Kur'an Kursu eğitiminin bütün kapsamları hakkındaki veli görüşleri dikkate alınarak, daha verimli ve kaliteli ahlak ve din eğitimi imkânı amaçlanmaktadır. Araştırma konusunun, muhatap kişiler tarafından farklı değerlendirmelerinin görülmesi açısından nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Öncelikle literatür çalışması ile konu hakkında geniş bilgi edinilmiş, daha sonra mülakatta kullanılacak konuyla ilgili sorular oluşturulmuştur. Hazırlamış olduğumuz mülakat sorularımız iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım; velilerin yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ekonomik durumu, din ve inanç bakımından sosyokültürel durumlarından oluşan kişisel bilgileridir. İkinci kısım ise, 4-6 yaş Kur'an Kursu eğitimi (öğretim programı, müfredat, fiziki yapı vs.) ve bu eğitimin değerlendirilmesiyle ilgili soruları içermektedir. Katılımcı belirlemesi yaparken ise, özel bir kriter aranmamış, sadece çocuklarını 4-6 yaş Kur'an kursuna gönderen veliler tercih edilmiştir. Araştırma evreni, Çorum il merkezindeki 2022-2023 eğitim- öğretim yılı 18 adet 4-6 yaş Kur'an Kursu; örneklem ise, çocukları bu kurslarda eğitim gören 70 adet öğrenci velisidir. Mülakat, velilerin 4-6 yaş Kur'an Kursu eğitimi hakkındaki görüşlerini içerdiği için, 2022-2023 eğitim- öğretim yılının 2. dönem sonunda yapılmıştır. Mülakat neticesinde ulaşılan bulgular değerlendirilmiştir. Buna göre, 4-6 yaş Kur'an Kursu, çocukların gelişim özelliklerine uygun din eğitimi almaları için öğretim programı, müfredat, materyal, fiziki yapı, öğretici yeterliliği itibariyle veliler tarafından yeterli bulunmuştur. Öğretim programı ve müfredat, çocukların manevi gelişimlerini destekleyici ve gelişim özelliklerine göre hazırlanmış; materyaller ve sınıf yapısı bu kazanımı sağlayacak şekilde oluşturulmuş, ailelerin de çocuklarına din eğitimi vermedeki eksikliklerini tamamlayıcı yer olarak gördükleri 4-6 yaş Kur'an Kursu'nun, işlevini yerine getiren güvenilir bir kurum olduğu görülmüştür.
Din görevlilerinde mesleki doyum (Kırşehir ili örneği)
Ülkemizdeki din hizmetlerini kurumsal, anayasal ve sosyal çevrede Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle yürütmektedir. Bu yönleriyle, merkez teşkilatı, taşra teşkilatı, yurtdışı teşkilatı, eğitim merkezleri ve medya kanalları vasıtasıyla toplumun dini ihtiyaç ve gereksinimlerini karşılamaya çalışmaktadır. Genel hatları itibarıyla Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görevi, toplumu inanç, ibadet ve ahlak gibi konularda aydınlatmak, ibadet yerlerinin açılması, din hizmetlerinin ifası yoluyla ibadethaneleri yönetmektir. Bugün itibariyle Başkanlığın faaliyet alanı oldukça geniş boyutlu olup, her geçen gün daha da çeşitlenip artmaktadır. Bir yandan, hemen hemen toplumun her kesime yönelik olarak Kur'an Kursları vasıtasıyla yaygın din eğitimi faaliyetleri yürütülürken, diğer taraftan, cami merkezli ve cami dışı din hizmetleri yürütülmektedir. Bunun birlikte, aileye yönelik din eğitimi faaliyetlerini desteklemek amacıyla kurs ve seminerler ile il ve ilçe müftülükleri bünyesindeki Aile ve Dini Rehberlik Bürolarında, gençlik merkezlerinde faaliyet göstermektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı, coğrafi olarak en ücra köylerden binlerce insanın yaşadığı büyük şehirlere varıncaya kadar toplumun tüm noktalarına din hizmeti sunmaktadır. Bu din hizmetini yürütmek için din görevlilerine ihtiyaç duymaktadır. Çeşitli unvanlarda ve farklı mekanlarda görev yapan müftü, vaiz, imam hatip, müezzin ve Kuran kursu öğreticileri din hizmeti görevini ifa eden memurlardır. Bu çalışmada Kırşehir il merkezi ve il merkezine bağlı köylerde görev yapmakta olan imam-hatip, müezzin kayyım ve Kur'an Kursu öğreticilerinin mülakat yöntemiyle mesleki doyum seviyeleri çeşitli etkenler etrafında incelenmiştir. Böylece din görevlilerinin topluma olan katkısının daha verimli hale gelmesi amaçlanmıştır. Literatür taraması yapılarak kavramsal çerçeve oluşturulmuş ve nitel araştırma yöntemlerinden birisi olan yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu doğrultuda Kırşehir ilinde görev yapan 29 din görevlisiyle mülakat yapılmış, elde edilen bulgular deskriptif olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mesleki Doyum, Din Görevlileri, Diyanet İşleri Başkanlığı, Kırşehir
İsmet Altıkardeş'in din sosyolojisine katkıları
İsmet Altıkardeş'in din sosyolojisi üzerine yapılan bu çalışma, düşünürümüzün din sosyolojisine katkılarını detaylı bir şekilde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Altıkardeş'in çalışmaları, İslam'ın insan hayatını nasıl düzenlediği ve sosyal sorumluluklara nasıl önem verdiği konusuna dair önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Bu çalışma, Altıkardeş'in bu konudaki görüşlerinin derinlemesine analizini sağlayarak din sosyolojisi alanına katkıda bulunacaktır. Bu çalışma, Altıkardeş'in din sosyolojisinin temel kavramlarını, yani insan, toplum ve din kavramlarını inceleyerek başlamaktadır. Çalışmada, bu kavramları detaylı bir biçimde ele alarak Altıkardeş'in bu temel yapıları nasıl değerlendirdiğini açıklamayı hedeflemektedir. Din sosyolojisine katkıları bağlamında Altıkardeş'in, eğitim olgusuna yaklaşımı, sosyal meselelere bakışı, din anlayışı, Müslümanların çağdaşlaşması konusundaki görüşleri ve iyi bir insan ve iyi bir Müslüman olma kriterlerine dair düşünceleri bu çalışmanın odak noktasını oluşturur. Altıkardeş, eğitimin insan kalitesini yükseltmede önemli bir rol oynadığına inanmaktadır. Kaliteli bir eğitimin, insanların bilgi ve becerilerini nasıl geliştirdiği, bireylerin kendilerini nasıl tanımalarına yardımcı olduğu ve topluma faydalı bireyler olmalarını sağladığı konularını analiz etmektedir. Altıkardeş, sosyal meselelerde ortaya çıkan sorunların çözümünün İslam'ın temel prensiplerine bağlı kalarak sağlanacağına inanmaktadır. Tez, Altıkardeş'in sosyal sorunlara yaklaşımını ve bu sorunların İslam'ın prensiplerine nasıl uygun bir şekilde çözülebileceği konusundaki düşüncelerini ele alarak, günümüz toplumunun karşılaştığı sosyal zorluklara değerli bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Altıkardeş, dinin sadece bireysel bir inanç sistemi olmadığını, aynı zamanda toplumu düzenleyen ve ahlaki bir çerçeve sunan bir sistem olduğunu savunmaktadır. Tez, Altıkardeş'in din anlayışını ve dinin çağdaşlaşma sürecinde nasıl bir rol oynadığına dair görüşlerini inceleyerek, dinin toplumsal dinamiklere etkilerini incelemektedir. Araştırma sürecinde nitel araştırma yönteminde kullanılan literatür taraması ve yorumlayıcı paradigma, Altıkardeş'in bakış açısını derinlemesine anlamak ve analiz etmek için uygun bir çerçeve sağlamıştır. Altıkardeş'in kitapları, makaleleri ve birebir görüşmeler, tezde ana kaynak olarak kullanılmıştır. Ayrıca, Altıkardeş'in düşüncelerini destekleyen ayetler ve hadisler de tezde kullanılmıştır. Bu çalışma, Altıkardeş'in din sosyolojisine dair özgün ve önemli katkılar sunan bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Çağdaş bir Müslüman bireyin temel sorunu Altıkardeş'e göre, kendi içsel varlığıdır. Bu bağlamda, çağdaşlık ideali, bilinçli bir zihin, mantıklı düşünce, seçme yeteneği, araştırıcılık, dürüstlük ve ahlaki davranışların birleşimini gerektirir. Altıkardeş'in bu konulardaki düşünceleri, günümüz toplumunun dini ve sosyal dinamiklerine dair değerli bir perspektif sunmaktadır.
Paranormal inançlara sosyolojik bir bakış
Paranormal inançlar akıl ve bilim ile açıklanamayan, gerçeküstü veya olağandışı olarak ifade edilen unsurları barındıran inanç biçimleridir. Paranormal inançların birey bazında bir inanç olması, onun dinî ve psikolojik yönünü göstermektedir. Sosyal yaşamda birey davranışları üzerindeki etkisiyle de insan ilişkilerini belirlemesi ve geçmişten günümüze farklı formlarda var olmuş olması bu inançları sosyolojik perspektiften önemli bir araştırma konusu haline getirmektedir. Bu araştırmada, sosyal bir olgu olarak paranormal inançların toplumsal yaşamda inşa edilen gerçekliğinin nasıl olduğu, toplumları etkileme gücünün ve sürekliliğinin hangi sosyal nedenler ile sağladığı bazı sosyolojik kuramlar ışığında ve paranormal fenomen örnekleri üzerinden incelenmiştir. Nitel bir araştırma olarak tasarlanan bu çalışmada fenomenolojik araştırma yöntemi ile toplumsal bir gerçekliğe sahip paranormal inançların dün ve bugün geçirdiği sosyal süreçleri kuramlar çerçevesinde anlamlandırmak ve yarını da öngörebilmek adına sosyoloji literatürüne kavramsal bir katkı sağlayabilmek hedeflenmiştir. Paranormal inançların sosyolojik olarak analiz edilmesindeki amaç, sosyal yaşam içinde değişim, dönüşüm ve sürekliliğini sağlayan sebeplerin tespiti, tarihsel olay ve olgulardan, kültürel geleneksel yapılara kadar var olduğu tüm sahalardaki formlarının nasıl oluştuğu ve toplumları nasıl etkilediğini belirlemektir. Paranormal inançların, bir inanç biçimi olarak dinden beslenen ancak farklı bir form olarak geniş kitlelere hitap eden varlığı, seküler kültür içinde ve modern dünyanın getirdiği teknolojinin de etkisiyle hızla dönüşüme uğradığı görülmektedir. Bu durum paranormal inançların toplumda inşa ettiği gerçekliğinin de sosyal bir süreçten geçtiğini göstermektedir. Paranormal inançların sosyolojik olarak açıklanması ve bilimsel araştırmalara konu edilmesi kitleleri açıktan ya da gizliden etkileyen gücünün yadsınmayacak düzeyde olmasından dolayı çok büyük önem taşımaktadır. Araştırma giriş kısmıyla devam eden dört bölümden ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Araştırmanın giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı, önemi ve metodolojisinden bahsedilmiştir. Birinci bölümde paranormal inançların kavramsal tanımlamasının yapılması, paranormal inancın neleri kapsadığı, paranormal inanç olarak değerlendirilen olgular, paranormal inançların din, bilim ve parapsikoloji ile olan ilişkisi ele alınmıştır. İkinci bölümde paranormal inançların; gerçekliğin sosyal inşası teorisi, modernleşme kuramı, sekülerleşme kuramı, yoksunluk ve fenomenoloji kuramları çerçevesinde yorumlanarak konu ele alınmıştır. Üçüncü bölümde paranormal inanç biçimlerinden; astroloji, falcılık, kehanet, halk inançları, mitler, ufoloji, astral seyahat, sihir, büyü, doğaüstü güçler, rüyalar ve telekinezi gibi bazı paranormal fenomenler üzerinden örneklendirilerek kuramlar yorumlanmıştır. Dördüncü bölümde ise paranormal inançların toplumdaki yerini hazırlayan sosyo-kültürel faktörlerden olan aile, kültür, arkadaş çevresi, kitle iletişim faktörü, anlamsızlık, güvensizlik, risk faktörü ve yeni dini hareketler ışığında konu ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise araştırmalarımız neticesinde ulaşılan bilgilerin bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Yapılan bu çalışma ile varılan sonuç, paranormal inançların toplum içerinde değişen bir yapıya sahip olduğu yönündedir. Temel problemimiz kapsamında sosyal bir olgu olarak paranormal inancın toplumsal bir gerçekliğinin olduğu görülmektedir. Bu gerçekliğin sürekliliği bazı sosyal nedenler tarafından sağlanmaktadır. Modernliğin, sekülerizmin oluşturduğu ortamlarda dahi değişen algı şekilleriyle, yine yeniden gerçeklikler inşa etmeye devam etmişlerdir. Toplum bu gerçeklikleri kültürel anlam formlarının içinde gelecek nesillere aktarmayı da sürdürmektedir.
Modern ve mahrem arasında çalışan kadın: Çorum örneği
Bu çalışmada din ve modernleşme ilişkisi bağlamında çalışan dindar kadınların dine ve modernliğe ait algıları ele alınarak kendilerini din ve modernleşme arasında konumlandırma biçimleri araştırılmıştır. Bu çalışma ile din ve modernliğin toplumda değişen görünümlerinin ortaya konması ve literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. Nitel bir araştırma olarak tasarlanan bu çalışmada fenomenolojik ve gömülü teori yaklaşımlarının bakış açıları, araştırma teknikleri ve veri analiz yöntemleri bir arada kullanılmıştır. Fenomenolojik yöntem ile çalışan dindar kadınların din ile modernlik arasındaki yaşantıları ve deneyimlerinin ortak ya da farklı yönleri ortaya koyulmaya çalışılarak bu deneyimin onlar için ne anlam ifade ettiğinin anlaşılması hedeflenmiştir. Gömülü teori yaklaşımı ile bir taraftan dindar diğer yandan modern hayatın bir parçası olan kadınlara dair yeni bir tipoloji geliştirmek hedeflenmiştir. Araştırma kavramsal çerçeve ve alan araştırması olarak iki bölümden oluşmaktadır. Saha notları ve dokümantasyon teknikleri kullanılarak oluşturulan kavramsal çerçevede Avrupa'da modernlik, sekülerleşme, Türkiye'de modernleşme, din ve kadın, çalışan dindar kadın konuları ele alınmıştır. Alan araştırması için 15 Temmuz 2024-15 Nisan 2025 tarihleri arasında Çorum il merkezindeki çeşitli kamu kuruluşlarında görev yapan farklı meslek grubundaki 25-60 yaş arası, yetmiş üç kadınla görüşülmüş, hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme sorularıyla veriler toplamıştır. Katılımcılara ulaşmada amaçlı örneklem ve kartopu tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın temel ve alt problemleri kapsamında çalışan dindar kadınların din ve dindarlığa ait algısı, modernliğe dair algısı ve modernlikle ilişkisi, kadının çalışma hayatındaki varlığına dair görüşleri, kadının çalışmasının din ve modernlikle ilişkisi, çalışan dindar kadınların iş hayatında, aile içinde ve diğer çevrelerinde karşılaştıkları sorunlar ele alınmıştır. Sonuç olarak çalışan dindar kadınların dinin inanç boyutunda kendilerini güçlü hissetmesine karşın ameli ve formel boyutunda gerileme yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Çalışan dindar kadınlar modernliği farklı yönleriyle ele almaktadırlar ama hiçbir katılımcı dinden uzak bir modernlik anlayışını kabul etmemekte, dindar kalarak modernleşmeyi idealize etmektedir. Böylece çalışan dindar kadınlar içinde "esnek modern dindar kadın" modeli ortaya çıkmıştır. Çalışan dindar kadınlar, kadının çalışma hayatındaki varlığını önemsemekle beraber çalışma şartlarına da vurgu yapmaktadırlar. Katılımcılar iş hayatında bazen kadın bazen dindar kadın oldukların için sorunlar yaşamaktadırlar. Çalışan dindar kadınların ev hayatında yaşadıkları sorunların tamamı kadın olmakla ilişkilendirilmiştir. Akraba ve arkadaş çevresinde ise kadınların çalışıyor olmalarının ilişkiler üzerinde belirleyici bir etkisi vardır.
Din görevlilerinin toplumsal cinsiyet rolleri karşısındaki tutumları: Çorum örneği
Din görevlilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarını tespit etmek amacıyla yapılan bu çalışma tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma Çorum İl Müftülüğüne bağlı il merkezi ve merkeze bağlı köylerde görev yapan 527 din görevlisini kapsamaktadır. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan din görevlilerinin sosyo-demografik özelliklerini belirlemeye yönelik anket formu, geçerlik ve güvenirliği 2008 yılında Zeyneloğlu tarafından yapılan Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği kullanılarak 15 Mart 2021- 30 Mart 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Elde edilen veriler; tanımlayıcı istatistikler, iki grup ortalamaları karşılaştırması için Student's T Testi, ikiden fazla grup ortalamaları karşılaştırması için One Way ANOVA ve çoklu karşılaştırmalarda Post Hoc test olarak Tukey testi; ileri analizler için Ordinal Lojistik Regresyon Analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada din görevlilerinin Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği toplam puan ortalamasının 129,92±12,18 olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bu sonuç bize din görevlilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutuma sahip olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte kadın din görevlilerinin erkeklere göre, 51 yaş altında olanların 51 yaş üstünde olanlara göre, fakülte ve yüksek lisans-doktora mezunu olanların lise ve yüksek okul mezunlarına göre, eşleri çalışanların eşleri çalışmayanlara göre, şehirde görev yapanların köyde görev yapanlara göre toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin daha eşitlikçi bir tutum içinde oldukları tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, din görevlilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının daha eşitlikçi olmasını sağlamaya ve din görevlilerinde toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin farkındalık oluşturmaya yönelik önerilerde bulunulmuştur.