Theses supervised by Prof. Mümtaz Sağlam
12 theses · Dokuz Eylül University
Günümüz sanatında ifadeci yaklaşımlar bağlamında belirginleşen desen olgusu
Günümüz sanatını anlamlandırabilmek, çağdaş gündelik hayatın içeriği ile bağlantısını incelemekle mümkündür. Yaşanan kültürel pratiğin tarihi sanat kurumu ile bağlantısının çözülmesi, modernleşmenin her dönem ittiği kültürel özerklik estetiği, modern dünya insanını çağın gereklerine uygun ifade şekillerine doğru yönlendirmiştir. Kültürel süreçle birlikte şekillenen günümüz sanatı; sanatçının kendini ifade şekliyle önem kazanır. Bu çalışmada, ifadeci yaklaşımlar bağlamında yeni algılamalar ve dışavurumsal süreçlerin (1980'li yıllar) günümüze kadar gelişim aşamaları ile biçimlendirilmiş görselliğin ve içeriğin dayandığı lirizm, korku, öznellik, popüler kültür, cinsiyet, din, beden, politika kavramlarının eleştirel anlayışlarla olan ilişkisi incelenmiştir. Ayrıca ifadesel söylem alanında, belirginleşen yeni algılamalar ve dışavurumsal süreçlerin, günümüz sanatındaki eserlerin yorumlanabilmesinde sağladığı katkılarla, yine öne çıkan figüratif tavır ve siyasi algılamaların, çağdaş söylemler dahilindeki kavramsal süreçlere nasıl dönüştüğü irdelenmiştir. Öncelikle, ifadeci anlatımlara yön veren çizgisel anlayışların 2000'li yıllarda öne çıkan isimlerinden Raymond Pettibon, Marlene Dumas, Luc Tuymans, Peter Doig, Wilhelm Sasnal, Neo Rauch, Wilhelm Kentridge gibi sanatçıların; ifadesel söylemleri ve belirginleşen desen ağırlıklı eserleriyle, günümüz sanatındaki etkin konumlarına dikkat çekilmek istenmiştir. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Sanat Eleştirisi 2- Desen 3- İfadecilik 4- Öznellik 5- Kavramsal Sanat 6- Lirizm
Çağdaş sanatta estetize edilen şiddet ve kaotik tasvir
Çalışmanın amacı, dünyayı sarsan şiddet ve terör olaylarının, gelişen teknolojiyle birlikte daha da artarak önü alınamaz bir hale gelişi ve bunun çağdaş sanatta nasıl bir karşılık bulduğunun araştırılması ile ilgilidir. Araştırma kapsamında şiddet konusunda, özellikle Hannah Arendt, Yves Michaud ve Walter Benjamin başta olmak üzere birçok yazar ve filozofun görüşlerinden faydalanıldı. Şiddet ve kaotik tasviri konu edinen ve bunu yapıtlarında işleyen sanatçılar yerli ve yabancı literatürlerden araştırılarak tezde örnekleriyle sunuldu. Şiddet olgusunun sanatla ilişkisi bu çalışmada öncelenerek, kavramın antropolojik, sosyolojik ve psikolojik değerlendirilmeleri bu ilişkiyi açıklamaya katkı sağlayacak şekilde sınırlandırılarak ele alındı. Hitler faşizminin propaganda filmlerindeki faşizmin şiddet estetiği, Benjamin'in deyişiyle siyasetin estetize edilmesi irdelendi. Ayrıca, tam karşıtı gibi görülebilecek, sanatta şiddetin kullanılma nedenleri araştırıldı. Bu nedenler arasındaki yüce kavramı özellikle Kant ve Burke'nin görüşleri doğrultusunda incelendi. İkinci Bölümde, kitle iletişim araçlarının çok fazla görüntü ile şiddeti sıradanlaştırarak etkisiz görüntü sunduğu, sanatın ise buna çarpıcı örneklerle karşılık verdiği, görünen fotoğrafın arkasındaki şiddeti ön plana çıkarmaktaki önemi gösterilmeye çalışıldı. Üçüncü Bölümde, şiddetin en üst biçimi olan savaş ve terörün sanatla etkileşimine örnekler verildi. Çağdaş Sanatta şiddetin temsili üzerine sanat kuramcılarının görüşleri ışığında resim, heykel, performans ve sinema gibi şiddetin yoğun ve sık kullanıldığı sanat kollarına değinildi. Bu bölümde, sanatçıların kendi bedenlerini sanat yapıtı olarak kullandıkları, performatif beden sanatı üzerine örneklendirmelerde bulunuldu. Şiddeti gerçek değil de temsili olarak ele alan çağdaş sanatçıların yapıtları son bölümde ayrıntılı bir şekilde yer aldı. Anahtar sözcükler: Şiddet, Çağdaş Sanat, Kaotik Tasvir, Travma Sanatı, Etkisiz Görüntü,
Donald Kuspit ve Jean Baudrillard'da sanatın sonuyla ilgili tartışmalar bağlamında yeni yapıt üretme dinamikleri
Geride kalan yüzyılın son çeyreğinde; kimi sanat eleştrmenleri ve düşünürler tarafından, ortaya atılmaya başlanan sanatın sonunun geldiği söylemlerinin, tüm dünyada pek çok düzlemde kendisine tartışma alanı bulduğu bilinmektedir.Günümüz sanatında hiçbir şeyin bir diğerine karşıt olmadığını savunan Baudrillard, bu durumun gerçek olanla gerçeğin temsili olanın yer değiştirmesine neden olduğuna ve gerçek olanın, kendi yerini benzeşimine terkettiğine dikkat çeker. Trilling'in, Baudrillard'ın görüşüne koşut duran; ?Sanatın, daha önce eşi görülmedik biçimde yayıldığı, eskiden pek anlaşılmayan ya da itici bulunan sanat biçimlerinin kolaylıkla kabul edildiği, popüler ve ticari sanatın, eskiden üst düzey sanat adı verilen şeyle inanılmaz şekilde yan yana geldiği?? açıklaması bazı gerçeklik dengelerinin ciddi anlamda değiştiğini kanıtlamaktadır. Donald Kuspit, ?Sanatın Sonu? adlı kitabında ele almış olduğu sanatın sonu sürecinin kaynağını, bilinçdışının terkedilmesi olarak saptar. Romantizmle beraber başlamış olan bilinçdışının keşfini sanatın esin kaynağı olarak görür ve bilinçdışı kültünün çöküşü'nü sanatın sonuna dair bir tür milad olarak, sonun başlangıcı olarak niteleyen Kuspit, bu çöküşle, hem modern sanatın, hem de sanatın sonunun geldiğini iddia eder.20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan sanatsal/düşünsel hareketler ve bunların resim sanatının süregelen serüvenine etkileri bilinmektedir. Günümüz sanat ortamı, üretme yöntemleri, sanatçının yaratma edimi ve dinamikleri düşünüldüğünde, 1960'tan bugüne sanatın zamanda aldığı yol şaşırtıcı derecede çeşitlilik arz etmektedir. Modernist resimle başlayarak sanat eserinde meydana gelen kırılmaya değin geçen sürecin hareketlendirdiği periyot, içerik itibariyle sanat karşı-sanat flörtünü bünyesinde barındırmaktadır. Bu paradoksun ortaya çıkardığı tabloya bakılarak sanat ortamlarının çeşitlendiği söylenebilir. Ancak bu çoğulluğun zenginleşme mi, yoksa bir tür yığınlaşması mı olduğu sorusunun cevapsız kaldığı da aşikardır.
Güncel sanatta bellek üretimi yeni arşiv ve haritalandırma pratikleri
Bir köşede sanat endüstrisi alanında büyük şirketler ve ticari oluşumlarca desteklenen güçlü kurumsal yapılar, diğer köşede ise sanatçılar, yazarlar ve küratörlerin öncülük ettiği bağımsız oluşumlar; her ikisi de günümüzde sanatın belleğinin üretilmesi ve tarihinin yazımı adına birer taraf niteliğindedir. Bağımsız ve kar amacı gütmeyen yapıların, sanat endüstrisi tarafından belirlenmiş, işaretlenmiş alanları genişletme, değiştirme çabaları güncel sanatın özgürleştirilmesi adına önemli bir denge unsurudur. Günümüzde sanatın alternatif bir zeminden, kolektif bir şekilde üretilmesi ve sonrasında kayda geçirebilmesi bu bağımsız bünyelerce geliştirilen stratejiler sayesinde daha da görünürlük kazanmıştır.İnternet sayesinde açılan yeni zemin, getirdiği olanaklar, özgürlükler ile bellek üretimini dönüşüme uğratmıştır. Bu süreç, nasıl bir depolamaya ihtiyaç duyabileceğimiz, paylaşım ağlarını ne şekilde genişletebileceğimiz soruları ile tartışma alanlarımıza geri döner. Tüm bu sorular bir çok alanda olduğu gibi, güncel sanat ortamına da dahil olacak ve yeni düşünce pratiklerine yol açacaktır.
Alman yeni nesnellik (Neue Sachlichkeit) akımının çağdaş resme yansımaları ve leipzig okulu sanatçıları
Yeni Nesnellik, Alman Resim Sanatının daha az bilinen ve daha az üstünde durulan bir boyutu olmuştur. Bunun nedenlerinden birisi, soyut ve soyutlama kavramlarını daha ön planda tutan yakın dönem sanat tarihi yaklaşımlarıdır. Diğeri ise, Nazi rejimiyle birlikte ortadan kalkan, kısa sürmüş Weimar Cumhuriyeti süresince varlık gösterebilmiş bir sanat akımı olmasıdır. Bu çalışmanın temel amaçlarından birisi, günümüz sanatında tekrar gündemde olan tuval resmi ve özellikle de temsile dayalı resim anlayışı için referans olduğu düşünülen Yeni Nesnelliğin hak ettiği ilgiyi görmesini sağlamak ve belli başlı sanatçılarıyla birlikte tanıtmaktır. Alman Toplumu kendi tarihi boyunca Cermenizm ideali peşinde olmuş ve ulusal birlik sorunlarıyla mücadele etmiştir. Kuzey sanatının ifadeci özellikleriyle birleşen bu toplumsal veriler, Alman sanatını tutkulu, ateşli ve etkili kılmıştır. Alman sanatını etkili kılan bu özellikler, nesnelliği ve yansızlığı amaçlayan Yeni Nesnelcilikte bile içten içe varlığını hissettirmiştir. Yeni Nesnellik / Neue Sachlichkeit, yirminci yüzyıl resminin git gelleri içinde tekrar tekrar gündeme gelen gerçekçilik ve figür resmine dönüş aşamalarında önemli referanslardan biri oldu. Pop Sanatın resimsel boyutu ve Foto-gerçekçiliği etkilemesinin yanı sıra Yeni Gerçekçilik, Büyülü Gerçekçilik gibi akımlara da kaynaklık etti. Ayrıca 1990'ların sonuyla birlikte yükselişe geçen ve Dünya sanat gündemine oturan Leipzig Okulu sanatçılarının figüratif ve gerçekçi yaklaşımlarının geri planında Yeni Nesnelci gelenek varlığını hissettirmiştir. Gerçekten de, Leipzig Okulunun geleneksel ve klasik resim eğitimi anlayışı ile Yeni Nesnelci tutum çok fazla çelişmeden örtüşmüş, özellikle 1960'lı ve 70'li yıllardaki kimi Leipzig Okulu Sanatçıları (Stelzmann, Hachulla v.b.), çalışmalarında Yeni Nesnelci Prensipleri uygulamışlardır. Yeni Leipzig Okulu Sanatçıları içinde de belirli bir nesnel tutum göze çarpmaktadır (M.Weischer, T. Eitel v.b.) ve bu sanatçılar doğrudan olmasa da Yeni Nesnelci gelenekten beslenmektedirler ve de bu mirasa çok şey borçludur. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Yeni Nesnellik 2- Yeni Leipzig Okulu 3- Düzene Dönüş 4- Temsiliyet 5- Yeni Gerçekçilik
Günümüz sanatında enformatik imgenin dolaşımı
Sanat yapıtı, gelişen teknoloji nedeniyle günümüzde yeni ve farklı boyutlar kazanmıştır. Bilgi depolama ve paylaşma platformu olarak sanat yapıtı, enformatik imgenin dolaşımı üzerinden ifade olanaklarını sürekli olarak geliştirmektedir. Özellikle yirminci yüzyılda teknolojik gelişim ve toplumsal değişimlerin hızı bakımından, enformatik imgenin dolaşımı küresel kültür için çok güçlü anlamlar barındırmaktadır.Söz konusu anlamları tartışma amacındaki tezin ilk bölümünde, tarihsel bir yaklaşımla imgenin; sosyal ve siyasal değişimlerle birlikte, Batı sanatındaki dolaşımı üzerine saptamalar yapılmıştır. Bu dolaşımın etkileri, Fransız Devriminden itibaren imgenin sosyal belleğe kazandırdığı güç üzerinden yeniden tanımlanmaktadır. Ayrıca yirminci yüzyılın ortalarından itibaren, sanatın merkezinin el değiştirmesi ve bu sürecin imge konvansiyonu üzerindeki etkileri özetlenmiştir.İkinci bölümde, tezin temel konusu olan ?enformatik imgenin dolaşımı? farklı disiplinlerden örnekler ile detaylı olarak incelenmektedir. Bu önemli başlık üzerine Türkiye'de çok az yayın bulunmaktadır. Son bölümdeyse, izleyici ve yapıt ilişkisi faktörü bağlamında, sanatçının imge dolaşımındaki rolü incelenmektedir. Tasarım olarak sanat yapıtının ele alınması ve bellek olarak imgenin anlamlandırılma süreçleri ile birlikte, sanatçının imge kullanımındaki nedensellik çözümlenmeye çalışılmaktadır. Tezin sonuç bölümünde, bir tasarım alanı olarak sanat yapıtı üzerinde enformatik imge kullanımının yorumlanma aşamalarına dair çözüm önerisi sunulmaktadır. Tez boyunca, öncelikle sanatsal bir çerçeveden, imgenin konumlandırılması üzerine farklı disiplinlerin, ?enformatik imge? ve ?imgenin dolaşımı? açısından yaklaşımları yorumlanmıştır.
Komet ve Mehmet Güleryüz'ün resimlerinde fantastik figürasyon ve mekan yorumları
Mekan kavramı bir sorunsal olarak sanatın geçmişten günümüze en önemli problemlerinden biri olmuştur. Mekan dış dünyanın belirlediği sınırlılıklardan çok, tinsel bir varoluşun alanı olarak görülmektedir. Plastik sanatlarda daha geniş bir sorgulama alanı bulan mekan problemi, iç-dış dünyanın yansıtılması, düşlerin temsili, perspektifin kullanımı, reel ve irreel dönüştürmelerle oluşturulan kompozisyon kurgusu gibi sorunlar üzerinden kendine tartışma alanı açmıştır.1970 sonrası Türk Resim Sanatının çağdaşlaşma yolunda, figür ve mekanın temsiline yönelik farklı arayışların olduğu bir geçiş sürecinden söz edebiliriz. 1980'lerde Yeni-Dışavurumcu sanat eğilimi ile Türk resminin batıya koşut gelişim çizgisi büyük ölçüde, Yeni-figürasyon eğiliminin dışavurumcu tavrından temellenir. Bu çizgide figürü merkezde tutan yorum zenginlikleri dikkati çeker. Türk resminin genellikle figüratif bir anlatım çevresinde başlangıçtan beri süren içtenlikli ve gözlemci tavrı, günümüzde bir yandan çağdaş, yenilikçi ve soyut eğilimlerin alabildiğine hesaplaşıldığı, öte yandan çoğulcu, karmaşık üslup oluşumlarının farklı bir duyuş ve kavrayışla yorum çabalarına gidildiği gözlenmektedir. 1970-80'li yıllar arasında ülkenin ekonomik gelişmesi ve yaşanan toplumsal ve sosyal olaylar sonrası Türk resminde figüratif bağlamda eleştiriye ve ironiye yer veren bir resim dili geliştirildiği söylenebilir. Farklı söylem ve önerilerin izleyiciye sunulduğu ve izleyici tarafından kabul gördüğü, toplumsal eleştiriyi absürd, hümor ve fantastik imgelerle ifade etmeye çalışan sanatçıların bireysel çabaları da denebilir buna.Hedeflenen konunun dahil olduğu alan içerisinde özellikle 1980 sonrası Türk Resminin modernleşme sürecini içeren figür ve mekânın temsiline yönelik yapılan araştırmada yer alan aykırı mekan algısı ve fantastik figürün temsili gibi konular üzerinden giderek şekillenmiştir. Gürkan Coşkun (Komet) ve Mehmet Güleryüz'ün sanat anlayışları ve örnek alınan resimlerinde kullandıkları figür ve mekan stilizasyonları analiz edilerek, konunun alanı genişletilmeye çalışılmıştır. Her iki sanatçının resimlerine ilişkin yapılan tespitlerde klinik belirtiler, düşler ve anımsamalardan çok, sanatsal imgeleme özgü düşler ve anımsamalar üzerinden gidilerek okumalar yapılmıştır.
Avni Arbaş'ın sanatında boyasal tavır bağlamında gelişen soyutlama ve lekeci duyarlık
Post-modernist süreç içerisinde güncel sanatta retro-romantik yaklaşımlar
Postmodern, ço%ulcu diskurların hakimiyeti sonrası, günümüzde sanat yapıtlarının esinini ya da temellerini sanat tarihsel bir sürece dayandırması sıkça kar#ıla#ılan bir olgudur. Bu durum kimi zaman parodi ve pastiche gibi postmodern stratejilerle alakalıyken zaman zaman da bir yeniden bakı#ı gündeme getirmektedir. Günümüz sanatında kar#ıla#ılan bu vizyonlardan biri de çe#itli sanatsal pratikler için önerilen neo-romantik tanımlamasıdır. Bu tanımlama ise ço%u zaman tarihsel romantizm'e yeniden bir bakı#ı ve tarif etme çabasını da beraberinde getirmektedir. 18.yüzyılın son çeyre%inden itibaren adından bahsedilmeye ?Romantizm?in günümüzde ne ifade etti%ini incelemek için dönemin belirli karakter özellikleriyle günümüz arasında çe#itli paralellikler kurulabilir. Aydınlanma sonrası Sanayi Devrimi'nin e#i%inde ortaya çıkan Romantizm hem modenizm'in bir ön- avantgarde yorumu hem de ilk kriti%ini gerçekle#tiren bir diskurlar bütününü de bünyesinde barındırmaktadır. Romantik yönelimler muhafazakar ve onarıcı e%ilimlerden, reformcu, devrimci ve ütopyacı e%ilimlere de%in geni# bir skala içerir. Günümüz kültürüne bakıldı%ında ise özellikle küreselle#en dünyanın ortaya çıkardı%ı bir takım toplumsal ho#nutsuzlukların kar#ılı%ını benzeri yönelimlerde bulmak mümkündür. Romantizm'e bir yeniden yönelim doksanlı yılların ortalarında öncelikle resim medyumunda ifade edilir olmu#tur, ancak bu yönelim zaman zaman anakronizm suçlamalarını da beraber getirmi#tir. Söz konusu e%ilimler bu tartı#malardan sıyrıldı%ında me#ruluk kazanarak 18.yüzyıl romantik do%a vizyonu ve flaneur ve dandy gibi kavramları güncel bir anlamda gündeme getiren pratikler olmu#lardır. Yine de ikibinli yıllarla beraber daha fazla de%inilmeye ba#layan romantik vizyonlar kendilerini küreselle#menin getirdi%i sıkıntılar ve neo-liberal düzen kar#ısında yeniden ütopyacı bir söylem ile de birle#tirmi#lerdir. Bu durumla beraber ifade bulan sanatsal üretimler ise fonksiyonel bir ütopya ve umut dü#üncesinin olanaklılı%ını tartı#maya açma e%ilimini ta#ımaktadırlar.
Belleğin toplumsal inşası bağlamında Gerhard Richter ve Luc Tuymans resimlerinde belirsiz ve muğlak ifade
Kimlik, bilgi, hatıra gibi kavramlar, belleğin dinamik yapısıyla yeniden inşa edilebilmekte ve bu kavramlara dair yeni okumalar oluşabilmektedir. Toplumsal sosyalizasyon çevresinde başka bir değişle kolektif aktarımla şekillenen bellek ve kimlik, bireyi kolektif suç ya da mağduriyete ortak kılabilmektedir. Aile, okul, ulus gibi etkenler kimlik inşasında belirleyici rol modeller ve ideolojiler sunabilmektedir. Toplumsal kırılma anları olgulara verilen anlamları, benimsenen kolektif yapıyı ve ideolojileri şüpheli kılabilmektedir. Bireyin inandığı değerler üzerinde etki eden böyle bir şüphe, sonucunda anıların köklerine inmeyi, geçmişe ve kimliğe dair bir düzenlemeyi gerekli kılabilir.
Postmodernizm tartışmaları bağlamında Belçika sanatında bilinçdışı süreçler ve anlatı düzlemleri
Bilinçdışı ve özneleştirme süreçleri arasındaki gerilimde, dil ile ifade bulamayan ve simgeselin belirlenimleriyle bastırılması öngörülen her şey bilinçdışına itilir. Bu belirlenimler dünyasında özne varlığının özüne ait birtakım şeyleri anlamlandıramaz, bu yüzden bunlar sürekli bastırılır. Freud'e göre bu "bastırılan"lar bilinçdışı süreçlerin içeriğini oluşturur. Lacan da bilinçdışını "geri dönen bastırılan" olarak ele alır ama simgeselin içinde bir boşluk olarak Gerçek ile birlikte değerlendirir. Gerçek ise dilin ötesinde olan bir kendiliktir. Aslında bilinçdışı, örneğin semptom olarak ortaya çıkar. Çünkü varoluşumuzun kökleri orada saklıdır. Ama bu kökler söylemlerimizin ötesindedir. Dil seviyesinde tanımlanamadıkları için travma olarak kavranır. Günümüz Postmodern dönem sanatında, Belçikalı sanatçılar üzerinden bilinçdışı süreçlerin etkilerini araştırmak ve bu etkileri görünür kılmak için bu çalışma hazırlanmıştır. Tuymans, De Cordier, Borremans, De Boe ve De Bruyckere gibi sanatçılar dilin sınırlarını aşarak bilinçdışına bastırılmış olan anlatılamaz veya söylenemez formasyonları yapıtlarında görünür kılarlar. Gerçek ve gerçeklik, özne ve nesne gibi ayrımları bulanıklaştırıp birbirinin içinde kaybolmaya yönelik imgeler kurgulayan bu sanatçılar, bilinçdışının yaratıcı, tekinsiz ve sapkın güçlerine başvururlar. Bilinmeyeni ve imkânsızı yoğun akışlar ve duygulanımlar olarak deneyimleyebilmek için simgesel olana kayıtsızlık göstererek öznellik dışı süreçlere açılırlar. Bu deneyim Gerçeğin veya Şey'in bir parçasını simgesele dâhil etmek içindir. Ama bilinçdışı, öznenin varlığını hem ayakta tutan hem de tekinsizlikle onu ürküten şeydir. Sanatçıların çalışmaları psikanalitik, felsefi ve estetik bir okumayla ele alınırken bu okumalar ışığında simgesel düzen içinde dilin yakalayamadığını travmatik, tekinsiz ve sapkın bir perspektiften incelenir. Çünkü sanatçıların imgeleri öznenin patolojik kırılganlığı ve hassaslığına işaret eden, bilinçdışı süreçleri dönüştüren ve psişik yapıyı varlığımızla kaynaştırabileceğimiz sahneler üretmesine olanak sağlarlar ve varoluşumuzun özsel tutarlılığını deneyimleme ve duyumsamaya yönelik olarak bilinçdışının açıklığını canlı tutarlar.
Günümüz sanatında mahremiyet tartışmaları bağlamında gelişen özne-mekan ilişkileri
Günümüzde mahremiyet kavramı, öznenin mekân ve yer ile olan ilişkilerini düzenleyen ve biçimlendiren unsurların başında gelmektedir. Mahremiyet kavramını, ahlaki olarak gizlilik ve utanç ile özdeşleştiren cinsiyetçi politikalar, mekânları da bu minvalde ayrıştırmaktadır. Öznenin gündelik yaşam pratiklerini sergilediği mahrem bir mekân olarak özel alan fikri kadın ile bütünleştirilirken; eril bir mekân olarak kamusal alan, erkek ve erkeğin temsili sayılan iktidarın sembolü olarak görülmektedir. Toplumsal cinsiyetin, bedeni biyolojik olarak ayıran ve sınıflandıran söyleme dayalı kadın-erkek ikiliği, bunun dışında kalan diğer cinsel yönelimleri ise ötekileştirerek kimliksiz kılmaktadır. Bu bağlamda mahremiyet kavramı sanatın da inceleme alanına dahil olmaktadır. Günümüz sanatının gündelik yaşam ve mekânla olan yakın teması, öznenin de dahil olduğu kavramsal bir çerçevede estetize edilmektedir. Bu çalışmanın amacı güncel mahremiyet algısının, bireyleri cinsiyetli kimlikler olarak mekâna dahil eden bakış açısının, sanat üretimleriyle bağlantısını ele almaktır. Sanatın konusu olarak mahremiyet ile mekân ilişkisi, öncelikle mekânın toplumsal içeriğinden bağımsız ve kimliksiz olarak ele alınması fikrine dayanmaktadır. Çalışmanın birinci bölümü, mahremiyet kavramının mekânsal açılımlarını ve toplumsal-ahlakî boyutunu içeren cinsiyet yaklaşımlarını tanımlayarak irdelemektedir. İkinci bölümde ise, özne-mekân ilişkilerini doğrudan etkileyen cinsiyet söylemlerinin ve farklı cinsel yönelimlerin ait olduğu mekânlar sisteminin araştırması yapılmaktadır. Üçüncü bölümde, sözü edilen tüm bu mekânsal ilişkiler ağının, günümüz sanatına olan yansımaları araştırılmaktadır. Söz konusu kavramların da, sanatsal olarak ifadesi ve farklı mahrem mekân örnekleri incelenmektedir. Dördüncü bölümde ise inceleme konusu edilen tüm olgulara doğrudan veya direkt temas eden ve alternatif mekân önerileri sunan sanatçılardan, Gordon Matta Clark, Orhan Pamuk/Masumiyet Müzesi, Sophie Calle ve Louise Bourgeois'a yer verilmektedir.