Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Elvan Keçelioğlu
13 theses · Çankaya University
Türk ve Irak Hukukunda organ ve doku naklinin hukuki ve cezai boyutu
Beşeri organ ve doku nakli eski çağlardan beri yapılmaktadır. Aralarında Türk ve Irak kanunları gibi birçok kanunda düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Organ ve doku nakli canlılardan olduğu gibi ölülerde de alınabilir. Ölülerden organ nakli yapmak canlı olanlardan daha yüksek olup ölülerden nakil yapmak daha faydalı olup çünkü aynı anda birden fazla organ alınarak yine aynı anda birden fazla kişiye nakil işlemi yapılabilmektedir. Eskiden klasik ölüm (Kalp ve solunum yollarının durması) baz alınırken, Kalp ve solunum durduğu zaman kişi ölmüş sayılır. Ancak birçok eleştiri alması ile birlikte beyin ölümü gerçek ölüm olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Vücudun tüm görevsel fonksiyonları tamamen durunca kişi ölmüş sayılmaktadır. Beşeri organ ve doku nakli gerçekleştirmek için kanun tarafından belirlenmiş kanunlar mevcuttur. Türk ve Irak kanunu organ nakli düzenlemek üzere birçok şart ve kanun belirlemiştir. İlaveten bağış yapmak, tam istek ve rızaya bağlanmıştır. Burada nakil işlemi hastanın yararına olmalıdır. Bağış yapacak olan kişinin bağışlamanın psikolojik, ailevi ve sosyal açısından sonuçlarını açık bir şekilde anlatılmalıdır. v Türk ve Irak kanunları olmak üzere Dünyada birçok kanun organ ticaretini yasaklamış olup ve insan haklarını tecavüz olarak kabul etmiştir. Ceza ve hapis gibi bir takım cezalar verilmiştir. Bu cezalar hem suçu işleyen hem de ortak olanlara uygulanmıştır. Kanunlar beşeri organ nakli ile ilgili hususları çok önemsemiş çünkü Allah'ın yarattığı en ulvi canlı ile ilgili bir konu olmuştur. Anahtar Kelimeler : Organ, Doku, Nakil, Ölülerden Nakil, Beyin ölümü
Türk Ceza Kanununda cinsel saldırı suçu
5237 sayılı TCK'nın 102. maddesinde yer alan cinsel saldırı suçu 18.06.2014 tarihinde 6545 sayılı yasa ile yeniden düzenlenerek madde metninde bir takım değişiklikler yapılmıştır. 6545 sayılı yasa öncesi 102. maddenin 1. fıkrasında; "bir kimsenin cinsel amaçlarla vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi halinde mağdurun şikayeti üzerine cezalandırılır" denmek suretiyle basit hali düzenlenmişti. 2. fıkrasında; bu suçun organ veya sair cisim sokmak şeklinde işlenmesi halindeki nitelikli hali düzenlenmişti. Ayrıca ikinci fıkrada bu suçun eşler arasında işlenmesi durumunda soruşturulması ve kovuşturulması şikayet koşuluna bağlanmıştı. Aynı yasanın 3. Fıkrasında ağırlaştırıcı haller düzenlenmiştir. Bu haller; beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak kişiye karşı işlenmesi, kamu görevinin ve hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanmak suretiyle işlenmesi, 3. derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi bulunan kişiye karşı işlenmesi, son olarak da silahla veya birden fazla kişi ile birlikte işlenmesidir. 4. fıkrasında mağdura karşı kullanılan cebir direncinin kırılmasının ötesinde ise failin ayrıca kasten yaralamadan sorumlu olacağı düzenlenmişti. 5. fıkrasında mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması ve 6. Fıkrada da mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi şeklinde netice sebebiyle ağırlaşmış halleri düzenlemişti. 6545 sayılı yasa ile 102. maddede bir takım değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikler şunlardır; 765 sayılı yasa döneminde sarkıntılık suçu sözlü ve vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde işlenebiliyordu. 5237 sayılı Yasanın 102. maddesinin ilk halinde vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde gerçekleşen sarkıntılık suçuna yer verilmemiştir. Yeni Türk Ceza Kanunu sözlü sarkıntılığa cinsel taciz suçu adı altında yeniden yer vermiştir. 6545 sayılı yasa ile vücut dokunulmazlığının ihlali şeklinde gerçekleşen sarkıntılık suçu 102. maddeye eklenmek suretiyle yeniden düzenlenmiştir. 3. Fıkrada yer alan nitelikli hallere; vesayet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle işlenmesi, üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından işlenmesi ve insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesi halleri gibi yeni nitelikli haller eklenmiştir. 4. fıkra; cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralamanın ağır neticelerine neden olması halinde fail ayrıca kasten yaralamadan sorumlu olur şeklinde yeniden düzenlenmiştir. 5. fıkrada yer alan beden veya ruh sağlığının bozulması şeklindeki netice sebebiyle ağırlaşmış haller yasa metninden çıkarılmıştır.
Ceza Muhakemesi Hukukunda arama
Tezimizin konusu Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama'dır. Önleme araması olarak aramaya kısaca değinmekle birlikte, koruma tedbiri olarak arama konusunu ayrıntılandırmış bulunmaktayız.Bu çalışmanın amacı arama koruma tedbirinin, insan onurunun dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, vücut dokunulmazlığı, konut dokunulmazlığı hakları başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklere ve insan haklarına doğrudan müdahale eden bir koruma tedbiri olduğundan, bu tedbiri ayrıntılı bir şekilde ele almak, hukuka aykırı aramayı incelemek, özelikle askeri mahallerde arama konusunu ayrıntılandırarak, insan hakları temelinde güncel olay ve yargı paketleri dahil son değişikliklerle mevzuatı incelemek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da dahil olmak üzere yargı kararlarına değinmek, teori ve pratik karşılaştırılarak, doktrindeki görüşleri ve pratikteki uygulamaları tartışmaktır.
Türk Ceza Hukukunda taksirin esasları
Bu çalışma, taksirin esaslarını, dünyada ve ülkemizde tarihsel süreç içindeki gelişimi, unsurları, çeşitleri, ona benzeyen diğer kavramlar ile birlikte geniş bir çerçeve içinde incelemiştir. Tez, taksir kavramını, önceki ve ağırlıklı olarak günümüzde yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu'nun tanımladığı biçimde ele almış ve taksir çeşitleri ile beraber kast ve olası kast kavramlarına da değinerek bütün bunların birbirleriyle ilinti ve ilişkileri üzerinde ayrıntılı olarak durmuştur. Ayrıca, yargı kararlarında taksirin nasıl değerlendirildiği hususu da incelenerek konuya bir bütünlük kazandırılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Basit Taksir, Bilinçli Taksir, Doğrudan Kast, Olası Kast, Türk Ceza Hukuku
Türk Ceza Hukukunda hakaret suçu
Hakaret suçu, kişisel onur ve saygınlığı korumak amacındadır. Bu sebeple 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun " Kişilere Karşı Suçlar" adlı ikinci kısmının sekizinci bölümünde "Şerefe Karşı Suçlar" olarak 125 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hakaret suçu bakımından 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'ndan önemli farklılıklara sahiptir. Bu farklılıklardan birisi de "hakaret" ve "sövme" ayrımının ortadan kalkmasıdır. Demokratik hukuk sistemlerinde kişiler ifade hürriyetine sahiptir. Eleştiri ve hiciv de bu kapsamdadır. Ancak ifade hürriyetinin de bir sınırı vardır. Bu sebeple ifade hürriyeti ve hakaret suçu arasındaki denge birçok Avrupa İnsan Hakları Mankemesi kararlarının temasını oluşturmaktadır.
Ceza Muhakemesi Hukukunda uzlaşma
İşlenen suçun mağduru olarak devleti değil, bizzat eylemin üzerinde gerçekleştiği kişiyi gören ve bu nedenle mağdur olan kişinin uğradığı zararın onarılması gerektiğini savunan onarıcı adalet anlayışının bir devamı olarak görülen uzlaşma kurumu, suça gösterilecek tepkinin ne olması gerektiği hususu belirlenirken bizzat mağdurun/suçtan zarar görenin aktif oynaması gerektiğini dile getiren bir kurumdur. Bu nedenle, mağdurun/suçtan zarar görenin tatminini ve şüphelinin/sanığın pişmanlığını ön plana çıkaran, böylece toplumsal barışın yeniden tesisini amaçlayan bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Modern anlamda ilk olarak Anglo-Sakson hukukunda görülen, sonrasında Kıta Avrupası hukukunun ceza adaleti sistemlerinde yer almaya başlayan uzlaşma, hukukumuza da ilk olarak 1 Haziran 2005 tarihinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile girmiştir. Bu çalışmamız ile Ceza Adaleti Sistemimizde adeta reform olarak ifade edebileceğimiz düzenleme ile hukukumuza giren uzlaşma kurumuna, aradan geçen bunca zamana rağmen istenilen seviyede uygulanamıyor olmasının nedenlerine, uzlaşma kurumunda bulunan ve giderilmesi gereken eksikliklere temas etmeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Uzlaşma, Müzakere, Arabuluculuk, Onarıcı Adalet.
Bi̇r koruma tedbi̇ri̇ olarak Ceza Muhakemesi̇ Hukunda tutuklama
Ceza muhakemesi hukukun amacı; maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve izlenecek yolun ayrıntılı şekilde ortaya konulmasıdır. Bu işlemler sırasında kişi hak ve özgürlüklerine müdahale niteliği doğurabilecek bazı tedbirlere ihtiyaç duyulabilir. Tutuklama söz konusu tedbirlerden en ağır sonuçları olan bir tedbirdir ve özgürlüğün kısıtlanması sonucunu doğurur. İşte bu denli sonuçları olan tutuklamanın keyfiliğin önlenmesi amacıyla Anayasa ve yasa ile düzenlenmesi gerekir. Anayasa'nın 19. maddesi ile kişi hürriyetinin hangi hallerde kısıtlanabileceği ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde de insan hak ve özgürlüklerine müdahale olan tutuklama ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100-108. maddeleri arasında tutuklamaya ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Ceza Muhakemesi Kanun'unda öncelikle tutuklama nedenleri düzenlenmiş, tutuklama kararının nasıl verileceği, azami tutukluluk süreleri düzenlenmiş, tutukluluğun sona ermesi halleri ile salıverilen tutuklunun yükümlülükleri belirlenmiştir.Tutuklanan kişinin sahip olduğu haklar ve yükümlülükler de Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da ayrıntılı şekilde düzenleme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tutuklama, Koruma Tedbiri, Kişi Özgürlüğü, Adli Kontrol.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında tutuklama
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, Türkiye hakkında en çok ihlal kararı verilen konulardan birisi özgürlük ve güvenlik hakkıdır. Nitekim özgürlük hakkına getirdiği sınırlamalar nedeniyle en önemli tedbirlerden birisi olarak karşımıza çıkan tutuklama, Türkiye'de uzun yıllar boyunca peşin bir ceza olarak algılana gelmiş ve ne yazık ki bu durum birçok mağduriyetlere neden olmuştur. İşte bu çalışmamızın amacını da Türkiye'de önemli bir sorun olarak karşımızda duran özgürlük ve güvenlik hakkının ve bu bağlamda tutuklama tedbirinin, uluslar arası düzeyde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile ulusal düzeyde başta Anayasa olmak üzere Ceza Muhakemesi Kanunu çerçevesinde ele alınarak incelenmesi ve karşılaştırılması teşkil etmektedir. Çalışmamızın kapsamı ise başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında özgürlük ve güvenlik hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı kapsamında tutuklama tedbirinin hukuki niteliği, özellikleri, koşulları ve denetimi ile sınırlı tutulmuştur. Tüm bu anlatımlar sonucunda ise tutuklamanın bir koruma tedbirinden ibaret olduğu, bu nedenle tutuklama tedbirine ceza yargılamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla ancak istisnai durumlarda başvurulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kişi Özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Tutuklama, Yakalama ve Gözaltı, Özgürlük ve Güvenlik hakkı,
Türk Ceza Hukukunda dolandırıcılık suçu
Kişiler arasındaki ilişkilerde var olan iyi niyet ve güven, korunması gereken en temel hukuksal değerlerdendir. Bu değerlerin hile ile sakatlanması anlamına gelen dolandırıcılık suçu; işleniş şekli, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suç failinin kişisel becerileri vs. gibi etkenler bakımından günden güne çeşitlilik kazanmaktadır. Suçun yapısı ve işleniş şeklindeki bu çeşitlilik karşısında, doktrinde ve uygulamada yer alan farklı yaklaşımlar bu çalışmanın yapılmasını gerekli kılmıştır. Üç bölümden oluşan bu tez çalışmasının birinci bölümünde dolandırıcılık suçunun tanımı, tarihsel gelişim süreci, suçla korunan hukuksal değer, suçun maddi, manevi ve hukuka aykırılık unsurları konusunda açıklamalarda bulunulmuş ve bu suç tipine benzemesi nedeniyle uygulamada sıklıkla karıştırılan bazı suç tipleriyle benzeyen ve ayrışan noktaları açıklığa kavuşturulmuştur. İkinci bölümde, dolandırıcılık suçu bakımından suç ve cezaya etki eden nedenler ile suçun özel görünüş şekilleri üzerinde durulmuştur. Bu bölümde nitelikli dolandırıcılık suçu her yönüyle ayrıntılı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, suç için öngörülen yaptırım ve güvenlik tedbirleri, dava zamanaşımı, kovuşturma usulü ile suç bakımından görevli ve yetkili mahkeme konuları ve uzlaşma hususu incelenmiştir. Dolandırıcılık suçu hakkında açıklama yapılırken 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki düzenlemeden faydalanılmıştır. Ayrıca bu düzenleme mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenlemeyle kıyaslanarak irdelenmiştir. Bununla birlikte doktrindeki görüşler ve yargı kararları da çalışmamıza esas alınmıştır. Bu çalışma ile; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenlemenin bazı kısımlarında değişiklik yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu
Kişinin sahip olduğu manevi varlıklardan birisi de özel hayattır. Kişinin bu varlığı üzerinde sahip olduğu hak olan özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı, Anayasa'nın 20 ile 22'nci maddeleri arasında özel hayatın gizliliği, haberleşme hürriyeti ve konut dokunulmazlığı olarak üç başlık halinde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ''özel hayata ve aile hayatına saygı'' başlıklı 8'inci maddesi de özel hayat, aile hayatı, konut ve haberleşmeyi koruyan bir düzenleme içermektedir. Türk hukukunda özel hayatın gizliliğinin ihlali bir suç olarak ilk defa 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitap, İkinci Kısım, ''Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar'' başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yer alan 134'üncü madde ile düzenlenmiştir. Bu çalışmanın amacı; kişinin kendisine yakın olan kişilerle paylaştığı ve bu kişiler dışındaki kimselere kapalı olan, kişiliğini geliştirmek ve gerçekleştirmek için sahip olduğu özel hayat alanının sınırlarını tespit etmek, kapsamını ortaya koymak, ulusal ve uluslararası hukuktaki görünümünü açıklamak ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun yapısal unsurlarını tüm yönleriyle incelemektir.
Türk Ceza Hukuku'nda yağma suçu
Taşınır bir malın zilyedini veya suç yerinde bulunan bir başka kimseyi, tehdit veya cebir kullanmak suretiyle o malın teslimine veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak olarak tanımlanan yağma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu?nun 148-150. maddeleri arasında düzenlenmiştir. TCK?nın 148. maddesinin 1. fıkrasında klasik yağma suçu, 2. fıkrasında ise senedin yağması suçu düzenlenerek cezai müeyyideye bağlanmıştır. Yağma suçu ile malvarlığı hukuksal değerinin yanında kişi özgürlüğü ve vücut bütünlüğü değerleri de korunmaktadır. Bu nedenle geçmişten günümüze kadar çeşitli topluluklar tarafından cezai müeyyide altına alınmıştır.Yağma suçunda başkasına ait taşınır bir malı veya senedi, cebir ya da tehdit kullanmak suretiyle almak eylemi cezalandırılmaktadır. Bu nedenle taşınmaz mallar yağma suçunun konusu olamazlar. Yağma suçunun faili herkes olabilir. Suçun mağduru ise malın sahibi veya zilyet olduğu taşınır malı alınan yani haksızlığa uğrayan kişidir. Yağma suçu bileşik suçun tipik örneğidir. Bu nedenle faile yağmayı oluşturan cebir veya tehdit eyleminden yahut hırsızlık suçundan ayrıca ceza verilmez, fail sadece yağma suçundan cezalandırılır.Yağma suçları kasten işlenebilen suçlardandır. Yağma suçlarının soruşturulması Cumhuriyet Savcıları tarafından re?sen yürütülür. Anahtar Kelimeler: Yağma Suçu, Cebir, Tehdit, Ceza Hukuku, Hırsızlık, Gasp
Ceza Hukukunda gönüllü vazgeçme kurumu
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yapılan en önemli değişikliklerden biri de gönüllü vazgeçme hükümlerinin yeniden düzenlenmesi olmuştur. Kanun eskiden doktrinde ?etkin pişmanlık? olarak isimlendirilen durumu da gönüllü vazgeçme içinde düzenleyerek gönüllü vazgeçmenin alanını genişletmiştir.765 sayılı TCK' da gönüllü vazgeçme sadece icra hareketlerinin devamı aşamasında ve eksik teşebbüs durumunda kabul edilmiştir. 765 sayılı TCK' ya göre ?etkin pişmanlık? olarak nitelendirilen haller ise tam teşebbüs aşamasında söz konusu olabiliyordu. 765 sayılı eski TCK' ya göre ?etkin pişmanlık? olarak nitelendirilen haller de bu sistemde gönüllü vazgeçme olarak kabul edilmiştir. Böylece suçun icra sürecindeki bütün aşamalarda gönüllü vazgeçme mümkün hale gelmiştir.5237 sayılı TCK'nin 36. maddesindeki düzenlemeyle 765 sayılı TCK döneminde yer alan, ihtiyariyle vazgeçme ve faal nedamet ayrımı kaldırılmıştır. Böylece 5237 sayılı TCK gönüllü vazgeçmeyle etkin pişmanlığı bir saymış ve aynı hükümlere tabi tutmuştur. Başka bir ifadeyle gönüllü vazgeçmenin kapsamı genişletilerek etkin pişmanlıkta dâhil edilmiş ve bu durumda da faile ceza verilmeyeceği hükme bağlanmıştır.İştirak halinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçme konusu 5237 sayılı kanunda yeniden ele alınmıştır. Bu kapsamda iştirak halinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçme hükmünün uygulanabilmesi için suç fiilinin TCK m. 35'e göre; ?cezalandırılabilir teşebbüs evresine girmesi? gerekir. TCK m. 41/1'de ?İştirak halinde işlenen suçlarda, sadece gönüllü vazgeçen suç ortağı, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır.? denilerek TCK m. 36'ya atıf yapılmış, yalnızca gönüllü vazgeçen suç ortağının bu madde hükmü kapsamında değerlendirileceği hükmü getirilmiştir.
Türk Ceza Kanununda cinsel saldırı suçu
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar 5237 sayılı kanunun kişilere karşı suçların ifade edildiği ikinci bölümde ve bu ikinci bölümün altıncı kısmında dört madde halinde düzenlenmiş, inceleme konumuz olan cinsel saldırı suçu ise 102. maddede düzenlenmiştir.Burada temel alınan değer mağdurun 18 yaşından yukarıda bir kimse, olmasıdır. 1. fıkrada cinsel saldırı suçunun temel hali 2. ve 3. fıkrada nitelikli hali, 4. fıkrada cinsel suçun aynı zamanda yaralama suçuna sebebiyet vermesi, 5.ve 6. fıkralarda da bu suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış halleri yer alır. Temel cinsel saldırı suçu, 1.fıkrada düzenlenmiş ve bir cinsel davranışla bir kimsenin vücut dokunulmazlığına ihlal eden kişi mağdurun şikayeti üzerine cezalandırılır denmek suretiyle şikayet şartı getirilmiştir. 2. Fıkrada ise nitelikli cinsel saldırı suçu düzenlenmiş. Burada ayırıcı unsur vücuda organ ve cisim sokulmasıdır. 102. maddenin 2. fıkrasının son cümlesinde evlilik birliği içerisinde bu suçun işlenmiş olması düzenlenmiştir. 3. Fıkradaki nitelikli haller ise; beden veyahut ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan bir kişiye karşı işlenmesi, Kamu görevinin ve hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle işlenmesi, 3. derece dahil kan ve kayın hısımla ilişkisi bulunan kişiye karşı işlemesi ve silahla veya birden fazla kişi tarafından işlenmesidir. Netice sebebiyle ağırlaşmış cinsel saldırı suçu 5. ve 6. fıkralarında belirtilmiş, bunlar mağdurun beden ve ruh sağlığının bozulması hali, suç sonrası mağdurun bitkisel hayata girmesi ve ölümüme neden olması halidir. Cebir ve şiddet sınırının aşılmasında da yine sınır aşılmışsa fail kasten adam yaralamak suçundan da sorumlu olacaktır.Keywords: Computer, Informatics, Field of Informatics, Internet, Cyber Crimes, Turkish Penal Code, Real Cyber Crimes, Bank Cards, Credit Cards