Theses supervised by Doç. Dr. Ali Sırrı Yılmaz
12 theses · Fırat University
Türkiye'de e-belediyecilik: Doğu Anadolu Bölgesindeki il ve ilçe belediyelerinin e-belediyecilik açısından analizi
Bilgi ve iletişim teknolojileri küreselleşen dünyanın getirdiği vazgeçilmez unsurlardan biridir. Bilişim teknolojilerinde yaşanan bu gelişimin kamu yönetimine yansımasıyla; e-devlet kavramı bu kavramında yerel yönetim birimlerine uyarlanmasıyla e-belediyecilik kavramı ortaya çıkmıştır. E-belediyecilik ile ilgili uygulamaların ne kadar sağlıklı işlediğini anlamak, yeterlilik düzeylerini, vatandaşların yönetim süreçlerine katılımı için tanınan imkân düzeylerini irdelemek, idare tarafından web sitesi üzerinden sunulan hizmetleri incelemek ve böylece belediyelerin e-belediyecilik açısından yeterlilik düzeylerini görebilmek amacıyla bu konu seçilmiştir. Bu çalışmada içerik analizi tekniği kullanılarak Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki il ve ilçe belediyelerinin web siteleri 8 ana ölçüt ve bunlara bağlı 119 alt ölçüte göre analiz edilecek ve e-belediyecilik hizmetleri incelenmiştir. Bunlar arasında karşılaştırma yapılarak belediyelerin e-belediyecilik faaliyetlerinin geldiği düzeyi ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın sonucunda e-belediyecilik anlamında özellikle belediyelerin son yıllarda kurulan web sitelerinin genellikle iyi düzeyde olmasıyla beraber ilçe belediyelerinin katılımcılık, gizlilik gibi konularda gelişime ihtiyaç duydukları gözlenmiştir.
Covid-19 pandemi döneminde Türkiye'de e-ticaretteki artış
2019 Aralık ayında Çin'de meydana gelen salgın ile tüketiciler e-ticarete yönelmiştir. Teknolojinin hızlı gelişmesi ve internet kullanımının artması ticaret şeklini değiştirmiştir. Klasik ticarette alıcı ve satıcı fiziki bir ortamda karşılaşırken bu değişiklik ile birlikte fiziki ortama gerek olmadan ticari faaliyetler için alıcı ve satıcı buluşabilmektedir.2019 yılı aralık ayında Çin' in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayılarak salgın halini alan Covid-19 ile birlikte bu değişim hızlanmıştır. Elektronik ticaret; üretici ve tüketicinin internet ortamında buluşup siparişten ödemeye kadar tüm işlemlerinin aynı ortamda gerçekleştirildiği ticaret şeklidir. İnternetin dünyayı ağ gibi sarması ile e-ticaret küresel bir boyut kazanmıştır. Elektronik ticaretin, gelişmesi ve yayılması ile e-ticaretin türleri de değişiklik göstermiştir. Bu çalışmada Türkiye' de Covid-19 salgınıyla birlikte tüketicilerin e-ticarete yönelimlerindeki artış incelenmiştir. Online alışverişte salgın öncesi ve salgın sonrası ürünlerde farklılık olmaktadır. E-ticaretin gelişmesi ile bilgi ve teknolojide de değişim olmaktadır. Covid-19 ile dünya genelinde tüketicilerin alışkanlıklarında farklılık olmuştur. Bireyler, alışveriş alışkanlıklarını değiştirerek farklılaşan şartlara uyum sağlamışlardır. Pandemi, zaten salgın anlamına gelmektedir. Bu nedenle bu durumu ya pandemi diye ya da Covid-19 salgını diye ifade etmemiz gerekir. Bu süreçte e-ticaretin boyutunda gelişme gözlenmektedir. E-ticaret ile ne şekilde alışveriş yapılacağını bilmeyen bireyler bile çevrelerinden aldıkları desteklerle e-ticarete dahil olmuşlardır. Pandemiden en çok etkilenen sektör e-ticaret olmuştur. Salgın süresince gelişim gösteren e-ticaretin salgın sonrasında da gelişiminin devam edeceği düşünülmektedir. İnsanlığın varoluşundan günümüze kadar birçok salgın ortaya çıkmış ve bunların bir kısmı bir bölgeye etki etmişken bir kısmı da tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Covid-19 da günümüzde kendini gösteren ve dünyayı etkisi altına alan bir salgın olma özelliği göstermiştir. Salgınla mücadele etmek için bazı kısmi veya tam kısıtlamalar uygulanmıştır. Bu kısıtlamalar ile insanlar fiziksel ticaretten sıyrılarak e-ticareti tercih etmişlerdir. Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de pandemi döneminde e-ticaretin artan önemini istatistiksel verilerle ortaya koymaktır. Bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; e-ticaretin tanımı ve gelişimi, e-ticaretin faydaları ve üretici/tüketici açısından değerlendirilmesi incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, pandeminin kavramsal tanımı, pandeminin toplumsal yaşama etkisi, Covid-19 salgınında e-ticaretin önemi, Covid-19 ile artışı olan ürün kategorileri incelenmiş ve Covid-19 sürecinde e-ticaret ile ilgili yapılan literatür çalışmalarına yer verilmiştir.
Kuruluşundan günümüze Türkiye'de siyasal algı yönetimi
Geçmişten günümüze kadar önemini koruyan ve özellikle de küreselleşen dünyayla birlikte teknolojik aygıtların yaygınlaşmasıyla algı kavramı birçok yaşanan olayın merkezinde yer almış ve almaya devam etmektedir. Cumhuriyet Tarihi boyunca siyasi partilerin ve liderlerin iktidarlık savaşında en çok başvurduğu stratejiler arasında kendi lehine göre siyasal algıyı oluşturmak ve yönetmek her daim önemli bir husus olmuştur. Bir siyasi parti veya bir siyasi lider ülkede yaşanan olumsuz bir olayı akıllıca yönettiği siyasal algıyla birlikte bu olumsuz olayı kendi lehine çevirebilmiştir. Elbette bunun için yanına bir takım yardımcı araçlar da almıştır. Örneğin; medya gibi özellikle de son zamanlar da sosyal medyanın rolü bu konuda iyice artmıştır. Cumhuriyet Tarihi boyunca gazeteler de bu konuda yardımcı olan önemli araçlar arasındadır. Türk siyasal hayatı; birçok darbe, ideolojik çatışma, ekonomik çöküş ve bunlara paralel olarak oluşan koalisyon hükümetlere şahit olmuştur. Bu yüzden her siyasi dönemde yönetilen siyasal algı farklılaşmış ve her parti ve lidere farklı dönütleri olmuştur. Ancak, her ne kadar dönem dönem siyasal algı yönetimini etkileyen veya merkezinde yer alan araçlar farklılık gösterse de bazı araçlar daha fazla kullanılmıştır. O halde Türk siyasal algı yönetimi genellikle İslam-laiklik, Türk-Kürt çatışmasının yanında, demokrasi ve ekonomik hayat ile birlikte basın araçları ve sosyal medya üzerinden ilerlemiştir. Anahtar Kelimeler: Algı Kavramı, Siyasal Algı Kavramı, Siyasi Parti, Siyasi Lider, Din, Laiklik, İdeoloji, Kitle İletişim Araçları
TCDD'de yük taşımacılığı ve ülke pazarındaki yeri üzerine bir çalışma
23 Eylül 1856 tarihinde İzmir-Aydın hattının yapım çalışmalarının başlaması ile Anadolu'da demiryolu macerası başlamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında demiryollarına gereken önem verilerek bir devlet politikası haline dönüştürülmüş, 1923-1950 yılları arasında yılda ortalama 134 km demiryolu yapılmış, demiryollarının diğer taşımacılık türleri arasındaki yük taşımacılığı payı %68 oranına kadar çıkmıştır. 1950'den sonra II. Dünya Savaşı sonrası durum ve Marshall yardımları sonucu karayolu ağırlıklı ulaşım politikaları uygulanmış, bunun sonucunda 1951-2003 yılları arasında yılda ortalama sadece 18 km demiryolu yapılmıştır. Diğer taşıma türlerinin ihmal edilerek karayollarına ağırlık verilmesi sonucunda demiryollarında yük taşımacılığı payı %4,3 oranına kadar gerilemiştir. Ülkemizde özellikle 2000'li yıllardan sonra demiryollarında önemli gelişmeler kat edilmiş, yılda ortalama 138 km demiryolu hattı yapılarak Cumhuriyet Dönemi hareketlilik tekrar yakalanmış, yolların büyük bölümü yenilenmiş, hızlı tren hatlarının hizmete açılmasıyla sektörün imajı değiştirilmiştir. Dolayısıyla demiryollarının yaklaşık elli yıldır ihmal edilmesinin sonucunda ortaya çıkan sıkıntılar giderilmeye çalışılmaktadır. Bu tez çalışmasında Türkiye'de demiryollarının yıllara göre geçirdiği politikalar incelenmiş; TCDD'nin genel yapısı, yük taşımacılığındaki mevcut durumu ve özellikle son on beş yılda gerçekleşen reformların yük taşımacılığı üzerindeki etkileri, literatür taraması ile seçili yıllar bazında elde edilen sayısal veriler çerçevesinde analizleri yapılarak değişim oranları değerlendirilmiş ve bu bilgiler ışığında demiryolu yük taşımacılığı payının arttırılmasını amaçlayan bazı öneriler sunulmuştur.
Elazığ iline ilişkin bir envanter çalışması
Bu çalışmada Elazığ ilinin mevcut envanter durumu analiz edilmiştir. Analiz yapılırken TUİK verileri ve çeşitli kurum verilerinden faydalanılmıştır. Elazığ ili; tarım, hayvancılık, turizm, su ürünleri, maden ve enerji kaynakları açısından araştırılmıştır. Araştırma sonuçları tablo ve grafiklerle desteklenmiştir. Ayrıca verilerin çapraz kontrolü de gerçekleştirilmiştir. Verileri analiz ederek, çözüm odaklı sonuçların geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Tez kapsamında çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen bulguların ve sonuçların gelecekteki çalışmalara rehberlik etmesi hedeflenmektedir. Bunun dışında envanter çıkarma konusunda yöntemler geliştirmek ve ilin çeşitli yönlerden gelişip değişmesini sağlamak amaçlanmaktadır. Bu sebeple, bu araştırma ilin envanterini ortaya koyarak hangi yönlerin geliştirilmesi gerektiğini öngördüğü için büyük önem arz etmektedir. Çalışmalara ek olarak Elazığ ilinin jeopolitik konumu ve tarihçesi de konu edilmiştir.
İş yaşamında mobbing; Fırat Üniversitesi akademik ve idari çalışanlarına yönelik bir alan araştırması
Psikolojik olarak taciz, şiddet ya da rahatsız etme anlamına gelen mobbing kavramını, özellikle işyerlerinde gerçekleşen ve çoğunlukla belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak ifade etmek mümkündür. Bu tanım ışığında bu araştırmada mobbing kavramının kuramsal çerçevesi incelenmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde ise Mobbing ölçeği geliştirilerek bu ölçeğin psikometrik özellikleri incelenmiştir. Mobbing ölçeğinin geliştirilmesi aşamasında açımlayıcı faktör analizi yapılmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda 22 maddeden oluşan ölçeğin üç faktörlü yapısının uygun olduğu, bu üç faktörlü yapının toplam varyansın %56,790'ını açıkladığı tespit edilmiştir. Ölçeği oluşturan madde yüklerinin ise ,519 ile ,829 arasında değiştiği görülmüştür.
Kamu yönetiminde fikir akımlarının siyasi partilere dönüşümü ve tercih edilen ekonomik sistemler
Küreselleşen dünya ile birlikte yayılan fikirler toplumların gelişiminde ve değişiminde etkili olmuştur. Her fikir akımına karşın onu engelleyici zıt fikirler ortaya çıkmıştır. Batıcılığı karşı İslamcılık, Türkçülük ve Osmanlıcık fikirleri ortaya çıkmıştır. Türk siyasi tarihi bu akımlar üzerinde oturtulmuştur. Kurulan siyasi partiler ve bu fikri akımlardan etkilenerek kurulmuştur. Her siyasi partinin kendi özellikleri yansıtan ekonomik modelleri savunurlar ve bunu uygulamak için iktidara gelmek isterler. Cumhuriyet tarihinde uygulanan ekonomik modeller üretime ve büyümeye dayalı model olmasına rağmen bunu başaramayan çok siyasi parti kurulmuştur. Başarısızlığın temel sebebi ise siyasi partilerin ekonomik politikaların yanlışlığı veya toplumun gerekli desteği uzun süre vermemiş olmasıdır. Türk siyasi tarihinde siyasi hayata askeri darbeler damgasını vurmuştur. Bu askeri darbeler her ne kadar devleti koruma amaclı olarak görülse de hem siyasi hemde ekonomik etkileri fazla olmuştur. Her askeri darbe toplumu sosyal olarak da etkilemiştir. 1980 askeri darbesinde bu yana normalleşen Türkiye bu yıllardan siyasi ve ekonomik hayatta gelişim göstermiştir. Çalışmamızda amaç Cumhuriyet tarihimizde etkili olan siyasi ve fikir akımlarını siyasi partilere dönüşümü ve bu siyasi partilerinin uygulandığı ekonomik ve para politikalarını belirlemek ve sonuçlarını incelemektir. Çalışma sonuçlarına göre cumhuriyet tarihi ekonomik seyri üç bölüme ayrılabilir. Bunlar kuruluş dönemi koruyucu ekonomi modeli bu modelde ülkenin ihtiyacı olan temel gıda ürünleri kendi olanakları ile üretme ve dışa bağımlığı azaltan devletçi korumacı dönemidir. İkinci dönem çok partili sisteme geçişle başlayıp yarı-devletçi liberal ekonomi dönemidir. Bu dönemde devlet Kamu İktisadi Teşebbüsü kurulduğu üretime destek verildiği bir dönemdir. Üçüncü dönem ise liberal ve neoliberal dönemdir. Bu dönemde devlet üretimden çıktığı destek ve denetim yaptığı sosyal devlet uygulamaların önem verdiği bir dönemdir. Tüm dönemlerde siyasi hayat askeri darbelerle sekteye uğramış ve ekonomik alanlar bir çok olumsuzluk yaşanmıştır. Türkiye ekonomisi bu askeri dönemlerden hemde uluslarası ekonomik krizlerden oldukça etkilenmiştir. Bu dönemler ayrı ayrı incelenmesinde yararlılık vardır. Anahtar Kelimeler: Fikir akımları, siyasi partiler, ekonomik modeller,
Afetlerde mülki idare amirlerinin rolü: 24 Ocak 2020 Elazığ depremi örneği
24 Ocak 2020 Elazığ-Sivrice depremi, son yıllarda ülkemizde meydana gelen en büyük ve sarsıcı afetler arasında yerini almıştır. Bu deprem sonrasında şehrin yeniden ihya ve imar çalışmalarında bulunmak üzere çok sayıda kamu görevlisi görevlendirilmiştir. Depremzedeler bu sarsıcı afet sonrasında haftalarca evlerine girememiş, kendilerine ivedi olarak tahsis edilen kamu tesislerinde her türlü ihtiyaçları devlet eliyle karşılanmak üzere misafir edilmişlerdir. Depremde evleri hasar gören veya yıkılan depremzedeler için de çadırkentler, konteynerkentler, kamu misafirhanelerinin kullanımı gibi birçok farklı uygulamaya gidilmiştir. Tüm bu süreçlerin planlanmasından sahada uygulanmasına kadar her alanda mülki idare amirlerinin koordinasyonu önem arz etmiştir. Mülki idare amirlerinin bu tarz afetlerde saha tecrübelerinin olması, önceden afet ile alakalı eğitimler almış olmaları ve görevleri gereği normal dönemlerde de sürekli vatandaşlarla iç içe olup sorun, şikayet ve talepleri alıp bunları çözüme kavuşturmaları gibi olgular sebebiyle mülki idare amirleri güçlü yanlara sahiplerdir. Bu nedenle, Elazığ depremi sürecinde yaptıkları başarılı çalışmaların tespit edilmesi ilerleyen süreçler için önem arz etmektedir. Bu çalışma kapsamında; mülki idare amirlerinin koordinasyonunda Elazığ depremi sürecinde kamu kurum ve kuruluşlarının yaptıkları hizmetler belirtilecek olup bundan sonra yaşanabilecek olan afetlerle alakalı önceden pozisyon almaya katkı sağlanacaktır.
Türkiye'de demokrasinin gidişatı ve elektronik demokrasiye geçiş
Demokrasi kavramı, insanlık tarihinin başlangıcı kadar eskidir. Egemenliğin halktan kaynaklandığını söyleyen yönetim biçimi olan demokrasi, farklı düşünürler tarafından farklı tanımlamalara tabi tutulmuştur. Günümüz dünyasında bazı aksaklıkları içinde barındırmış olsa da en ideal yönetim şekli olarak benimsenmektedir. Ülkemizde ise; en iyi demokrasi modeli olarak nitelendirilen temsili demokrasi uygulanmaktadır. Halkın seçimler vasıtası ile kendini temsil edenleri seçmesi olarak adlandırılan bu sistem zaman zaman çelişki ve aksaklıklar doğurmuştur. Vatandaşın seçimden seçime sandığa gitmesi, siyasal süreç içerisinde yalnızca seçimler yoluyla kendini ifade etmesi demokrasinin handikapları içinde yer almaktadır. Bu da yeni demokrasi anlayışı modellerinin araştırılmasına yol açmıştır. Çağımızda başlayan dijitalleşme ve bu bağlamda hızlı gelişen bilgi iletişim teknolojileri, siyasal katılım kavramlarında da değişikliklere sebep olmuştur. E-demokrasi kavramı da bu yeni siyasal katılım araçlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Vatandaşların haklarını elektronik ortamda icra etmesi olarak da adlandırılan e-demokrasi yeni bir kavram olduğu için, bazı avantaj ve dezavantajları da beraberinde getirmiştir. Gelişmiş ülkelerde daha geniş uygulama alanı bulan bu kavram, ülkemizde ise geliştirilmesi gereken bir kavramdır. Bilgi toplumunda dijitalleşmenin hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını da düşünürsek, e-demokrasinin ne kadar önemli bir kavram olduğunu da anlayabiliriz. Araştırma problemi kapsamında belirtilen ana tema, gelişen ve değişen dünya düzenine ülkemizin demokrasi bağlamında da ayak uydurmaya çalışması ve klasik demokrasi anlayışının artan bilgi iletişim teknolojileri ile değişip dönüşmesi üzerinde durmaktır. Demokrasi dijital değişim ve dönüşümler ile ne kadar iyileştirilebilir? Sorusuna alternatif cevaplar aranmaya çalışılmıştır. Çalışmada amaç; demokrasi kavramının da değişen dünya düzenine göre farklı bakış açısı ile değerlendirilebileceği, dijital değişim ve dönüşümlerle demokrasi üzerinde de yeni uygulama alanları olabileceği konusu üzerinde durmaktır. Bilgi iletişim teknolojilerindeki ilerleme ile birlikte internet kullanımının artması, insanların siyasal ya da sosyal haklarını kullanma biçimlerini de etkilemeye başlamıştır. Çalışmada bu değişim ve dönüşümler üzerinde durulmuş, eşit, özgür siyasi katılımın dijitalleşme ile nasıl bütünleşebildiği anlatılmaya çalışılmıştır. Literatür taraması ile bilgiler elde edilmiş; çeşitli bilimsel dergi, makale yüksek lisans ve doktora tezlerinden faydalanılmıştır. Ayrıca e-demokrasinin ülkemizde ne kadar yer edindiğinden ve uygulama alanlarından bahsedilmiş, bazı avantaj ve dezavantajlara sahip olabileceği belirtilmiş, bilgi iletişim teknolojilerinin demokrasi ile bütünleştirilerek demokrasinin daha nitelikli bir hal alacağı sonucuna varılmıştır. Bu çalışmanın sayısal verilerle temellendirilmesi için anket uygulaması yapılmıştır. Anket uygulamasından elde edilen veriler SPSS 25 (Statical Package For Social Sciences) ile analiz edilmiştir. Araştırmada yapılan anket çalışması bulgularına göre, katılımcıların demokrasi ve dijital platformlardaki demokrasi anlayışına verdikleri cevaplar değerlendirilmiş olup, yaş, cinsiyet, eğitim, meslek grubu değişkeni gibi dağılımlarda farklı cevaplar elde edilmiş, değerlendirmeler bun göre yapılmıştır. 5'li likert soruları ise katılımcıların sorulara verdiği cevaplara göre değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bazı sorulara verilen cevaplar katılım sağlayanlar arasında tutarlı olsa da, bazı soruların analizlerinde katılımcıların cevapları tutarsız olabilmiştir. Yapılan analizlerde, demokrasi gidişatı ve e-demokrasiye geçişin demografik özelliklere göre farklılık gösterdiği doğrulanmıştır. Uygulama sonucunda ise eğitim seviyesinin farklılaşması ile bilgi iletişim teknolojilerini demokrasiye uyarlama farkındalığı konusunda pozitif ilişki olduğu fikri doğrulanmamış, katılımcıların verdiği cevaplara göre bu hipotez çürümüştür. İnternet kullanımı ile e- demokrasiye geçiş ilişkisinin ise olumu olduğu ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın bulgularına göre, e-demokrasinin ülkemizde yeni yeni gelişmeye başlayan bir kavram olduğu ve çeşitli politikalarla desteklenmesi gereken bir durumda olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar Kavramlar: Demokrasi, Dijitalleşme, E-demokrasi
Siyasal güven olgusunun Y ve Z kuşağı perspektifinde incelenmesi; Elazığ ili örneği
Güven duygusu hayatımızda daima var olan ve ihtiyaç duyduğumuz temel duygulardan birisidir. Güven duyduğumuz veyahut güvensizlik duyduğumuz şey bazen bir insan olabilirken bazen de bir kurum olabilir. Siyaset toplumumuzda var olan başlıca kurumlardan biridir. Dolayısıyla siyasete olan güven de güven literatüründe önemli bir konudur. Siyaset kurumuna olan güven 'siyasal güven' olarak isimlendirilmektedir. Siyasal güven ise, insanların siyasal sisteme, siyasi yapıları oluşturan kurumlara ve yöneticiye karşı olan güveni olarak tanımlanmaktadır. Çalışmada kuşaklar konusuna da atıflar yapılmaktadır. Kuşak kavramı hakkında bilgi verilmiştir. Kuşaklar dönem dönem incelenmiştir. Farklı dönemlerde yaşamış olan kuşakların karakteristik özelliklerine de yer verilmiştir. Bu çalışmada siyasal güven, Y ve Z kuşağı özne kabul edilerek detaylı bir şekilde incelenmiştir. Türkiye' de dönem bazlı siyasal güven süreçleri de incelenmiştir. Bu çalışmanın sayısal verilerle temellendirilmesi için anket uygulaması yapılmıştır. Anket uygulamasından elde edilen veriler SPSS 25 (Statical Package For Social Sciences) ile analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: güven, kuşak, siyasal güven
Doğal afetlerde mülki idare amirinin rolü: 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri Elazığ örneği
6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş ilinin Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler, Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı en büyük ve yıkıcı afetlerden biri olmuştur. Bu depremler sonrasında, bölgenin yeniden ihya ve imar çalışmalarında bulunmak üzere çok sayıda kamu görevlisi görevlendirilmiştir. Depremzedeler, bu sarsıcı afetin ardından haftalarca evlerine girememiş, devlet tarafından acil olarak tahsis edilen kamu tesislerinde barındırılmış ve her türlü ihtiyaçları karşılanmıştır. Evleri hasar gören veya yıkılan depremzedeler için çadır kentler, konteyner kentler ve kamu misafirhaneleri gibi çeşitli geçici barınma çözümleri uygulanmıştır. Bu süreçlerin planlanmasından sahada uygulanmasına kadar her aşamada mülki idare amirlerinin koordinasyonu kritik bir rol oynamıştır. Mülki idare amirlerinin, bu tür afetlerde saha tecrübesine sahip olmaları, afetle ilgili eğitimler almış olmaları ve görevleri gereği vatandaşlarla sürekli etkileşimde bulunarak sorunları çözme becerileri, afet yönetiminde güçlü yanlarını oluşturmuştur. Bu nedenle, Kahramanmaraş depremleri sürecinde mülki idare amirlerinin gerçekleştirdiği başarılı çalışmaların tespit edilmesi, gelecekteki afetler için önemli dersler sunmaktadır. Bu çalışma kapsamında; mülki idare amirlerinin koordinasyonunda Kahramanmaraş depremleri sürecinde Elazığ ilindeki kamu kurum ve kuruluşlarının yürüttüğü hizmetler incelenmiş, gelecekte yaşanabilecek olası afetlerle ilgili önceden pozisyon almaya katkı sağlanması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Mülki İdare Amirleri, Afet, Deprem, Kahramanmaraş.
Türk kamu yönetimi perspektifinde etik ve şeffaflık
Çağdaş kamu yönetiminin temel ilkelerinden olan etik ve şeffaflık kavramları, kuramsal yaklaşımlar ve Türk kamu yönetimi pratiği çerçevesinde ele alınmıştır. Etik değerler, kamu görevlilerinin davranışlarını yönlendiren temel ilkeleri ifade ederken; şeffaflık, yönetsel süreçlerin denetlenebilirliğini, bilgiye erişimi ve kamuoyuna karşı hesap verebilirliği sağlayan bir yönetim ilkesidir. Bu iki kavram, demokratik yönetişimin sağlıklı işlemesi, kamu güveninin tesis edilmesi ve hizmet kalitesinin artırılması açısından birbirini tamamlayan stratejik öneme sahip unsurlar olarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın kuramsal kısmında, etik düşüncenin tarihsel gelişimi ile birlikte deontolojik etik, faydacı etik ve erdem etiği gibi temel yaklaşımlar ayrıntılı biçimde incelenmiş; kamu görevlilerinin karşılaşabileceği etik ikilemlere yönelik çözüm yöntemlerine de yer verilmiştir. Şeffaflık ise, özellikle hesap verebilirlik, bilgiye erişim ve katılımcılık ilkeleriyle ilişkilendirilerek analiz edilmiştir. Ayrıca klasik kamu yönetimi, yeni kamu yönetimi, yönetişim ve kamu değeri yönetimi gibi modern kamu yönetimi yaklaşımları çerçevesinde etik ve şeffaflığın yeniden tanımlanma süreçleri değerlendirilmiştir. Uygulama bölümünde ise Türk kamu yönetiminde etik ve şeffaflık konularında yaşanan gelişmeler, mevzuat düzenlemeleri ve karşılaşılan yapısal sorunlar detaylı biçimde ele alınmıştır. 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kanunu, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gibi düzenlemelere rağmen, uygulamada etik kültürün yeterince yerleşmediği, liyakat ilkesinin ihlali ve siyasi müdahalelerin etik dışı uygulamaları beslediği tespit edilmiştir.