Theses supervised by Doç. Dr. Cem Uysal
10 theses · Dicle University
Dicle Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalına başvuran suça sürüklenen çocukların retrospektif değerlendirilmesi ve kapsamlı değerlendirme formu hazırlanması
Amaç: Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi(DÜTF) Adli Tıp Anabilim Dalına farik mümeyyizlik raporu almak için gönderilen olguların değerlendirilmesi ve incelenen raporlardan yola çıkarak objektiviteyi arttıracak bir değerlendirme formunun oluşturulması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmada DÜTF Adli Tıp Anabilim Dalı'ndan 01/01/2015 ile 01/06/2022 tarihleri arasında Türk Ceza Kanunu'nun 31/2 maddesi için görüş istenip tarafımızca muayeneye edilen, rapor verilen yaklaşık 629 olgu adli tıbbi yönden retrospektif olarak taranmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi T test, Kruskal-Wallis ve ki-kare testi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Farik mümeyyizlik muayenesi için getirilmiş olan çocukların %96'sını erkekler oluşturmaktadır. Suç işleyen çocukların en fazla terör örgütü suçuna ikinci sırada hırsızlık ve yağma suçuna sürüklenmiş çocukların ağırlıkta olduğu dikkat çekmiştir. Suça sürüklenmiş çocukların %76,4'ünün işlemiş oldukları suçun ilk suçları olduğu, %19,0'unun işlemiş oldukları suçun ilk suçları olmadığı görülmüştür. Çalışmamızda suça sürüklenmiş olan çocukların %37,4'ünün suçu tek başına işlemiş oldukları, %60,5'inin ise suçu bir grupla birlikte işlemiş oldukları görülmüştür. Suça sürüklenmiş çocuklardan suçu bir grupla birlikte işlemiş olan olgularda yüksek derecede suça teşvik olduğu tespit edilmiştir. Suça sürüklenmiş çocukların %12,7'sinin ailesinde başka suç işleyen veya cezaevinde yatan kimselerin bulunduğu görülmüştür. Suça sürüklenen çocukların %86,6'sının anne ve babasının birlikte olduğu, %2,3'ünün anne ve babasının ayrı olduğu, %6,8'inin ebeveynlerinden birinin vefat etmiş olduğu görülmüştür. Suça sürüklenmiş olan çocukların %46,8'inin sigara, %11,2'sinin alkol ve %12,5'inin uyuşturucu madde kullanmaktadır. Suça sürüklenmiş çocuklardan %10,6 olguda bir psikopatolojik durum olduğu tespit edilmiştir. Suça sürüklenmiş çocuklara yönelik Farik mümeyyizlik rapor sonucu ile rapor öncesi çocuk psikiyatrisinin görüşü arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamız sonucunda elde ettiğimiz bulgulardan ve edindiğimiz bilgilerden yola çıkarak Farik mümeyyizlik muayenesinin adli tıp uzmanı ile birlikte çocuk psikiyatristi veya psikiyatrist tarafından yapılması gerektiği, çocuğun zihinsel bedensel ruhsal gelişimi ile birlikte ailesini, çevresine ve yetişme şartlarını bir arada değerlendirmenin uygun olacağı kanısı ve inancında olmakla birlikte bu amaca yönelik bir form oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Çocuk Suçluluğu, Suça Sürüklenen Çocuk, Farik Mümeyyizlik
6 şubat 2023 kahramanmaraş merkezli depremler sonucu Dicle Üniversitesi Tıp fakültesi hastanelerine başvuran depremzedelerin adli tıbbi incelenmesi
Öngörülemeyen bir afet türü olan depremler, dolaylı ya da direkt olarak etki ederler. Bu nedenle ortaya çıkan travmatik yaralanmalar basit sıyrıktan sistemik etki gösteren yaralanmalara kadar geniş bir yelpazede görülebilir. Depremlerde meydana gelen yaralanmalar, hukuki süreçte delil niteliği taşıyabileceğinden önemlidir. Çalışmamızda, depremzedelerin demografik özelliklerini belirlemek, yaralanmaların epidemiyolojik ve adli tıbbi yönlerini ortaya çıkartmak amaçlanmıştır. Kesitsel-tanımlayıcı özelliği bulunan bu çalışma, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri'ne 06.02.2023 ile 06.03.2023 tarihleri arasında başvuran ve hastanemizde kullanılan elektronik sistemde çağrı tipi olay-afet olarak girilen olguların tıbbi evrakları retrospektif olarak incelenmesiyle yapılmıştır. Çalışmaya dahil edilen 197 olgudan 89'u kadın, 88'i erkekti. Olgular en sık genç erişkinlik orta yaş çağında ve yaş ortalamaları 36(minimum:0, maksimum:84)'dır. Hastaneye en sık başvuru %31'lik oranla ilk gün gerçekleşti. Olguların %62,4'ü yatırılarak tedavi edildi, 18'i öldü, 125'i konservatif tedavi sonucu taburcu edildi. Depremden en sık etkilenen vücut bölgesi ekstremitelerdi ve 108 olguda birden fazla bölgede yaralanma vardı. Yaralanmaların %28'ini kırıklar, %5'ini basit yaralanmalar, %7'sini kompartman sendromu oluşturuyordu. Olguların yaklaşık %43'ünde kırık saptanmazken, olgularda meydana gelen kırık sayının ortalaması 1,7 idi. 53 olguda crush sendromu tanısı konuldu ve 11 hastaya diyaliz tedavisi yapıldı. Yaralanmaların adli tıbbi değerlendirilmesinde, olguların %43'ünde hayati tehlikeye neden olan yaralanma, %76'sında basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek yaralanma, %38'inde hayat fonksiyonlarını ağır derecede etkileyen kırık saptandı. Olguların %9 (n:18)'una genel adli muayene raporu düzenlenmemişti. Düzenlenen raporların çoğu geçici hekim raporuydu. Birinci kuşak deprem bölgesinde bulunan ülkemiz için, sağlık kuruluşlarının depreme hazırlıklı olması, hastane afet planlamalarının etkin bir şekilde uygulanması ve depreme özgü gerekli eğitimlerin sağlık personeline verilmesi büyük önem taşımaktadır.
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına başvuran periferik sinir yaralanmalı olguların adli tıbbi incelenmesi
Bu araştırmada Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına başvuran travma sonucu meydana gelen periferik sinir yaralanmalı kişiler hakkında düzenlenmiş olan adli raporların incelenip adli tıbbi yönlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda 1 Ocak 2016-30 Haziran 2024 tarihleri arasındaki yedi buçuk yıllık zaman diliminde Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında düzenlenmiş olan 10921 adet adli rapor retrospektif olarak incelenmiştir. Bu raporlar içerisinde travma sonucu periferik sinir yaralanması geçirmiş olup adli rapor istemi ile anabilim dalımızda muayenesi yapılan ve hakkında adli rapor düzenlenmiş 81 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya travmatik periferik yaralanmalı 81 vaka dahil edilmiştir. Olguların 74 (%91,4)'ü erkek 7(%8,6)'sini kadınlar oluşturmaktadır. Yaralanma en sık %32,1 ile 30-40 yaş aralığında olmuştur. Raporların talep edildiği makamlara bakıldığında %42 ile en sık cumhuriyet başsavcılıkları tarafından istenmiştir. Yaralanmanın orijinine bakıldığında %42 ile en sık ateşli silah yaralanmaları gelir. Olguların %54,3'ünde hayatı tehlikeye sokacak şekilde eşlik eden bir yaralanma meydana gelmiştir. Periferik sinir yaralanmasına %23,5 ile en sık eşlik eden hayati tehlike nedenini büyük damar yaralanması oluşturur. Olguların %58'ine kemik kırığı eşlik etmektedir. En sık yaralanma ilkbahar mevsiminde meydana gelmiştir. Olay sonrası yapılan işlemlere bakıldığında; sinir onarımı vakaların %80,2'sinde yapılmamıştır. Adli rapor düzenlenirken en sık konsültasyon istenen bölümler FTR ve nörolojidir. Olguların %72,8 inde tek sinir yaralanması meydana gelmiştir. Yapılan EMG sonucunda meydana gelen sinir yaralanmaları ayrı ayrı değerlendirildiğinde %42,5'inde sinirin ağır derecede etkilendiği, %91,2'sinde his kaybı oluştuğu, %63,7'inde motor kayıp olduğu saptanmıştır. Yapılan EMG sonucunda en sık sırasıyla ulnar, median ve peroneal sinirin etkilendiği görülmüştür. Olguların ceza kanunu açısından yapılan duyu-organ değerlendirilmesinde %48,1'inde sürekli zayıflama %17,3'ünde yitirilme saptanmıştır. Periferik sinir yaralanmaları, travma sonucu acil servis başvurularında önemli bir yer tutmaktadır. Sinir yaralanmalarının büyük çoğunluğuna hayati tehlikeye neden olan durumlar eşlik ettiğinden dolayı rapor düzenlenirken bu hususa dikkat edilmesi gerekmektedir. Sinir iyileşmesi için 18 aylık bekleme süresi önerildiğinden dolayı duyu-organ değerlendirmesi yapılırken bu süre geçtikten sonra rapor düzenlenmelidir. Duyu-organ değerlendirilmesi yapılırken, anamnezin ve fizik muayenesinin iyi yapılması gerektiği, gerekli bölümlerden konsültasyon istemleri ve EMG testlerinin yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Adli Tıp, Periferik Sinir, Adli Rapor, Elektromyografi, Yaralanma
2015-2024 yılları arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalımıza başvuran omurga yaralanmalarının adli tıbbi incelenmesi
Bu tez çalışması, 01.01.2015 ile 25.05.2024 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından adli rapor düzenlenen 187 omurga travması vakasının retrospektif analizini sunmaktadır. Demografik veriler, olguların %80,7'sinin (n=151) erkek, %19,3'ünün (n=36) kadın olduğunu ve yaş ortalamasının 35,74 olduğunu göstermektedir. Olayların coğrafi dağılımında Diyarbakır ili, %89,8 (n=168) oranıyla belirgin bir yoğunluk sergilemektedir. Omurga yaralanmalarının etiyolojisinde, %36,9 (n=69) ile araç içi trafik kazaları ilk sırada iken, bunu %24,6 (n=46) ile araç dışı trafik kazaları ve %20,3 (n=38) ile yüksekten düşmeler takip etmektedir. Yüksekten düşme vakalarının %55,3'ü iş kazası olarak sınıflandırılmıştır. Çalışma bulgularına göre, vakaların %54,0'ında (n=101) hayati tehlike mevcuttur. Kemik skoru ile hayati tehlike varlığı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve güçlü bir pozitif korelasyon (χ²(4) = 23,808, p < 0,001) tespit edilmiştir; kemik skoru yükseldikçe hayati tehlike riski de artmaktadır. Omurganın en sık etkilenen bölgesi lomber vertebralar (%68,4) olup, L1 seviyesi (%29,9, n=56) en fazla yaralanmanın gözlendiği segmenttir. Lomber vertebra yaralanma oranlarının yaşla birlikte istatistiksel olarak anlamlı bir artış gösterdiği (p = 0,013) belirlenmiştir. Olguların %41,7'sine (n=78) cerrahi müdahale uygulanmış, %9,6'sında (n=18) ise nörolojik bulgular kaydedilmiştir. Bu retrospektif analiz, omurga travmalarının demografik, etiyolojik ve klinik özelliklerini adli tıp perspektifinden detaylandırmakta, böylece adli tıbbi değerlendirme süreçlerinin geliştirilmesine önemli katkılar sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Omurga Travması, Adli Tıp, Vertebra Kırığı, Trafik Kazası, İş Kazası
Diyarbakır ilindeki stajyer avukatların malpraktis-komplikasyon konusunda bilgi düzeylerinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Son zamanlarda tıbbi uygulama hatası (malpraktis) iddialarında hızlı artış görülmektedir. Avukatlarında bu konuda dava açma sayıları giderek artmaktadır. Dolayısıyla tıbbi uygulama hataları hem sağlık hem hukuk bilimini yakından ilgilendirmektedir. Yüksek tazminatlar, uzun süren davalar nedeniyle hekimlerin tıbbi uygulama hatalarından kaçınmasının bir sonucu olarak da defansif tıp uygulamaları artmaktadır. Bu çalışmada bu konunun bir tarafı olan geleceğin avukat, savcı ve hakimlerin malpraktis komplikayon konusundaki mevcut bilgi düzeylerinin değerlendirmek, bilgi düzeylerini artırmak ve sürecin daha hızlı ve doğru ilerlemesine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada 2019 yılında Diyarbakır Barosuna kayıtlı stajyer avukatlara bilgi düzeylerini ölçmek amacıyla Malpraktis- Komplikasyon konularında eğitim öncesi anket uygulandı, sonrasında eğitim verildi ve eğitim sonrasında tekrar anket çalışması yapıldı. Çoktan seçmeli ve çok doğru yanıtlı toplam 12 sorudan oluşan anket hazırlandı. Anket sorularının içeriği; malpraktis nedenleri, malpraktis davalarının artmasının sonuçları, olgular üzerinden malpraktis ve komplikasyon ayrımının değerlendirilmesidir. 107 stajyer avukata eğitim öncesi anket dağıtıldı. Anketler doldurulduktan sonra stajyer avukatlara 4 grup halinde 4 saatlik teorik eğitim verildi. Eğitim sonunda tekrar anket dağıtıldı. Bulgular: Katılımcılar eğitim öncesi ve sonrasında doldurdukları anketlerde: artan malpraktis davaları ve dava açılma endişesinin hekimleri defansif tıpa yönlendireceği, mesleki sorumluluk sigortasının sağlık hizmetini olumlu etkileyeceği, Adli Tıp Kurumu'nda verilen malpraktis kararlarının objektif olduğunu, üniversitelerini ücreti karşılığında malpraktis davalarında bilirkişilik yapmaları gerektiği yönünde fikir beyan etmişlerdir. Olgu sorularında aydınlatılmış onam alınması gerektiği yönünde fikir beyan etmişlerdir. Sonuç: Çalışmamızda stajyer avukatların malpraktis-komplikasyon konusunda bilgi düzeylerinin yetersiz olduğu görüldü. Son yıllarda bu konuya artan ilgi ve dava sayıları nedeniyle hukuk öğrencilerine mezuniyet öncesi bu konuda daha fazla eğitim verilmesi, mezuniyet sonrası da seminer ve konferanslarla desteklenmesinin uygun olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: malpraktis, komplikasyon, tıbbi uygulama hataları
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen delici kesici alet yaralanmaları'na bağlı raporların retrospektif incelenmesi
Giriş ve Amaç: Kesici-delici aletlere bağlı yaralanma ve ölümler adli tıp uygulamalarında sıkça karşılaşılan bir durumdur. Çalışmamızda olguların cinsiyet, olay tarihindeki yaşı, yaralanma sayısı, anatomik olarak vücudun neresinden yaralandığı, tarafımıza gönderen makam, yaralanmasının mevsimsel özelliği, ilk başvurduğu hastane, ilk başvurduğu hastane sonrası başka hastaneye sevk edilip edilmediği, yaralanması nedeniyle hastanede yattığı klinik ve yatış süresi, başka ek yaralanmasının olup olmadığı, var ise ne ile yaralandığı, olguların raporlarının Türk Ceza Kanunu (TCK) yaralanma rehberine göre TCK'de yaralanma ile ilgili bölümde belirtilen maddeler yönünden araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada 01.01.2016-30.06.2020 tarihleri arasında Kesici Delici Alet Yaralanması nedeniyle Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalından kati rapor için görüş istenen 391 olgu çalışmamıza dahil edilmiştir. Bulgular: Kesin sonuç verilen 391 olgunun 364 (%93)'ü erkek, 27 (%7)'i kadındı. Olguların en fazla 186 (%47,6) olgu ile savcılık tarafından gönderildiği ikinci en sık 161 (%41,2) olgu ile kolluk kuvveti tarafından gönderildiği, 143 (%36,6) olgunun 21-30 yaş aralığında olduğu, olayın 49 (%12,5) olgu ile en sık temmuz ayında meydana geldiği, 173 olgunun (%44,2) aynı gün taburcu edildiği tespit edildi. En fazla yaralanan vücut bölgesinin 69 (% 17,6) olgu ile toraks bölgesinin olduğu, 314 (%80,3) olgunun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olmadığı, 186 (%47,6) olgunun hayatını tehlikeye sokan bir yaralanmasının olduğu bulundu. Sonuç: Kesici delici aletler insanları yaralamak ve öldürmek amacıyla da kullanıldığı bilindiğinden bu gibi aletlerin öldürme ve yaralama amacı ile kullanımının önüne geçilmesi için gerekli önlemlerin alınması kaçınılmaz bir gerçektir. Anahtar Kelimeler: Adli Tıp, Yaralar, Kesici Delici Alet Yaralanmaları, Adli Rapor, Delici Kesici Aletler.
Çeşitli molotof kokteyllerinin farklı yüzeylerde etkisi ve yangın sonucu meydana gelen değişimlerin değerlendirilmesi
Adli ve tıbbi açılardan ölüm ya da yaralanmalarla sık sık karşımıza çıkan molotof kokteyli üzerine yeterli çalışma literatürde bulunmamaktadır. Bu nedenle molotof kokteyli çoğu hekim için yabancı bir terim olarak kalır. Düşük tesirli patlayıcılar arasında gösterilen molotof kokteyli, sınıflandırılmasından da hareketle pek çok kişi tarafından patlayıcı olarak bilinir. Ancak molotof kokteyli bir patlayıcı değil, el yapımı yangın çıkarıcıdır. Eylemlerde, terör saldırılarında kullanılmasındaki amaç hedefleri ateşe vermektir. Bu sayede çevrede tahribat oluşturup topluma korku ve endişe salınmaktadır. Çalışmamızda sokak eylemcileri tarafından sıklıkla tercih edilen, kısa sürede hazırlanabilen klasik el yapımı molotof kokteylleri kullanılmıştır. Diyarbakır Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü'nden yardım alınarak hazırlanan karışımlara atık yağ, tiner, şeker, kolonya, epoksi reçine, parafin, yumurta akı, sıvı ve katı deterjan, çamaşır suyu, ahşap tutkalı gibi hammaddeler eklenerek bu kokteyllerin kırıldığında ulaştığı yanma sıcaklığı, yanma süresi, saçılma çapı ve içeriğine eklenen çivileri fırlatma durumu, çeşitli uzaklıklara gerilen amerikan bezine alevlerin sıçrayarak zarar verme durumu, sönme sonrası bıraktığı kalıntılar gibi parametrelere bakılmıştır. Hazırladığımız molotof kokteylleri 5 farklı zemine fırlatılarak farklı zeminlerde kırılması ve diğer parametrelerin zemin değişiminden etkilenme durumu da araştırılmıştır. Çalışmamızda hazırlanan 86 molotof kokteylinin 51'i (%59,3) kırılabilmiştir. En yüksek kırılma oranı beton zeminlerde görülmüştür. Elde ettiğimiz sonuçlara göre; değişen molotof kokteyl içerikleri ile ulaşılan yanma sıcaklıkları ve yanma süreleri arasında anlamlılık bulunmuştur. Karışıma eklenen bazı hammaddelerle yüksek yanma sıcaklığı ve yüksek yanma süresine ulaşılabildiği, etrafa verilen tahribatın da bu sayede arttırılabileceği saptanmıştır. Ayrıca çalışmamızda bir molotof kokteylinin kendi kendine patlamadığı veya kırıldığında içerisindeki çivilerin fırlayarak etrafa zarar vermediği görülmüştür.
Adli tıp pratiğinde yüzde sabit iz kavramı
Giriş ve Amaç: Çalışmamızda yüzde yaralanmaya neden olan travma türlerini irdelemek, yüzdeki yaralanmaların yüzde sabit iz ve yüzün daimi değişikliği oranlarının ortaya çıkarmak, kişiden kişiye farklılık gösterebilen yüzde sabit iz kavramının literatürdeki çalışmalarla kıyaslayarak daha objektif kriterleri ve değerlendirme yöntemlerini ortaya koymakla ülkemiz veri havuzuna katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada 1 Ocak 2014-31 Aralık 2018 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalından kati rapor için görüş istenen 4215 travmalı olgu içerisinde yüzünde yaralanması bulunan olgular, yüzde sabit ve yüzün daimi değişikliği açısından retrospektif olarak incelenmiştir. Bulgular: Kesin sonuç verilen 409 olgunun 314 (%76,8)'ü erkek, 95 (%23,2)'i kadındı. Olguların en fazla 245 (%59.9) olgu ile kolluk kuvvetleri tarafından gönderildiği görüldü. Yüzde yaralanmaya neden olan en sık travma türünün 176 (%43,0) olgu ile darp olduğu gözlendi. Olguların 76 (%18,6)'sına yüzde sabit ize neden olduğu şeklinde görüş bildirilmiş olup 3 (%0,7)'ünde de yüzün daimi değişikliği olduğu şeklinde raporlandığı izlendi. Sonuç: Çalışmamızla literatür arasında ve literatürdeki yayınların birbirleriyle karşılaştırılmasında yüzde sabit iz verilme oranları arasında farklılıklar olduğu görülmüş olup yüzde sabit iz kavramının adli tıp camiasında tartışılarak daha objektif kriterlere göre değerlendirilmesinin uygun olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: yüz yaralanmaları, yüzde sabit iz, yüzün sürekli değişikliği, adli tıp
Kan alkol düzeyi bakılan trafik kazası olgularının adli tıp açısından irdelenmesi
Amaç: Günümüzde trafik kazaları önemli bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Bu sorunun oluşumunda insan kaynaklı faktörler en büyük payı almakta, araç, yol ve çevre faktörleri ise çok küçük değerlerde kalmaktadır. Çalışmamızda trafik kazalarının azaltılmasına yönelik çözüm önerileri sunmak, alkolün trafik kazalarındaki rolünü araştırmak ve adli olgu olan trafik kazaları için acilde düzenlenen adli raporların eksikliklerini tespit ederek hekimlere medikolegal bakış açısı kazandırmak amaçlandı. Gereç ve Yöntemler Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi' ne 1 Mayıs 2017-30 Nisan 2018 tarihleri arasında başvuran ve kanda alkol düzeyi analiz edilen 352 trafik kazası olgusuna ait yaş, cinsiyet, kandaki alkol düzeyi, yaralanma bölgeleri, yaralanma dereceleri ve geçici adli raporların sonuç kısımları değerlendirildi. Bulgular Olguların 339' u (%96.3) erkek, 13' ü (%3.7) kadın, yaş ortalaması 34.70±13.03 idi. En sık trafik kazası; saat dilimleri içerisinde 12:01-20:00 arasında, günler içerisinde pazar günü, mevsimler içinde ise yazın meydana gelmişti. En fazla yaralanma bölgesi %53.7 ile baş boyun olurken bunu %32.7' şer oranlarla üst ve alt ekstremite yaralanmaları izledi. Olguların %13.1' inde toraksa ait patolojiler yaşamsal tehlikeye sebep olmuştu. Çalışmamızdaki verilere göre olguların 5' i (%1.4) ölmüş olup ölenlerin tümü erkek ve 20-35 yaş arasındaydı. 19 (%5.4) olgunun kanda alkol seviyesi 50 mg/dl' nin (0,5 promil) üzerinde olup bunların 18' i erkek, 1' i kadın idi. En sık 21-30 yaş aralığındaki sürücülerde ve yaz mevsiminde meydana gelen trafik kazalarında kanda alkol tespit edildi. Sonuç: Trafik kazaları tamamen ortadan kaldırılamazsa da trafik kazalarını minimum seviyeye indirmek adına toplumu oluşturan tüm bireylerin trafik kültürünü tutum haline dönüştürmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Adli Tıp, Trafik kazaları, Yaralanma, Kanda Alkol Düzeyi, Adli Rapor
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim dalında yaş tayini yapılan olguların irdelenmesi
Giriş ve Amaç: Adli tıp pratiğinde yaş tashihi cezai sorumluluk, hukuki ehliyet, cinsel saldırı mağdurları, doğum kaydı olmayan kişilere kimlik çıkarılması, askere alınma, memuriyete girme, sürücü belgesi alma, emekli olma gibi durumlarda büyük önem kazanmaktadır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada; adli makamlar tarafından yaşayan olgularda yaş tayini istemi ile 1 Ocak 2013 - 31 Aralık 2017 tarihleri arasındaki 5 yıllık dönemde Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim dalına gönderilen olgular için düzenlenen 393 rapor retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Olguların cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde 205 ' i (%52) kadın, 188' i (%48) erkekti. Olguların en fazla 338 (%83.0) olgu ile hukuk mahkemeleri tarafından gönderildiği görüldü. Kemik yaşı istenme sebeplerine göre en fazla 87 (%22.1) olgu ile gerçek yaşını öğrenme nedeninin yer aldığı, bunu sırasıyla 77 (%19.6) olgu ile evlilik ve 67 (%17.0) olgu ile resmi işlemlerin takip ettiği görüldü. Erkeklerin en fazla 41 (%21.8) olgu ile gerçek yaşını öğrenme nedenli, kadınların en fazla 67 (%32.7) olgu ile evlilik nedenli gönderildiği tespit edildi. Sonuç: Her toplumun genetik yapısı, çevresel şartları, yaşam tarzlarının birbirinden farklı olması ve yaş tayininde kullanılan dokuların bu parametrelerden etkilenmesi ve gelişim evrelerinin toplumlar arası farklılık göstermesi nedeniyle kendi toplumumuz için geniş kapsamlı bir çalışma ile standartlar geliştirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaş tespit yöntemleri, kemiklerden yaş tayini, kemik gelişimi, radyoloji, diş gelişimi, adli tıp.