Theses supervised by Doç. Dr. Bilal Gök

10 theses · İnönü University

Master'sOpen AccessTR

Tarih-i Nâima'ya göre Balkanlarda sosyal hayat

Balkanların, Mezopotamya ve Uzakdoğu medeniyetinin bulunduğu Asya ile kökenine Yunan kültürünün hâkim olduğu Avrupa kıtası arasında olması, bir köprü görevi görmesine sebep olmuştur. Bu sebepten ötürü Balkanlar, çeşitli inanç ve milletlerin bir arada yaşadığı bir coğrafya olmuştur. Bu da bu coğrafyada sürekli savaşların ve mücadelelerin olmasına sebebiyet vermiştir. Osmanlı bu toprakları fethettikten sonra iskân, istimâlet gibi günümüze dahi örneklik teşkil eden bir yönetim anlayışı benimsedi. Osmanlı'nın Balkan fethiyle beraber "Pax Ottomana" denilen Osmanlı barışı bölgeye hâkim olmuştur. Osmanlı'nın uygulamış olduğu yönetim, Hıristiyan milletinin Osmanlı Devleti'ne gıpta ile bakmasına sebebiyet vermiştir. Halep'te doğan Nâima, yeniçeri ailesine mensuptur. Nâima, Halep'teki ilk eğitimiden sonra İstanbul'a gelince zekâsı ve çalışkanlığıyla devletin üst kademelerine yükselmeyi başarmıştır. Dilinin sivri olmasından dolayı kimi zaman zor durumda kalmış ve cezalandırılmış olsa dahi kısa zamanda yine önemli görevlere gelmeyi başarmıştır. En son vak'anüvislik göreviyle Osmanlı'nın ilk resmi tarih yazıcısı olmuş ve Balkanlar hakkında bolca bilginin bulunduğu "Ravzat'ül-Hüseyin fi Hulâsati Ahbâri'l Hafikeyn" adlı tarihini kaleme almıştır. Nâima'nın aktardığı üzere 1591-1659 yılları arasında Balkanlarda eşkıyalık olayları çokça görülmüştür. Eflâk, Boğdan ve Erdel Prenslikleri, Macar Kallığı ve Nemçe ile mücadeleler sürekli sürmüş ve bu mücadeleler sosyal hayatı derinden etkilemiştir. Bununla beraber bölgeye görevlendirilen devlet adamlarının işlerini layıkıyla yapmamış olması birçok yerde reayanın zor durumda kalmasına sebep olmuştur. Yine bu dönemde Osmanlı mali durumu kötüye gitmiş ve buna çözümler aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Balkanlar, Rumeli, Osmanlı ve Balkanlar, Mustafa Nâima, Sosyal hayat, Balkanlarda eşkıyalık

BalkanlarEşkiyalıkNaima+4
Muhammed Kutlu
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Battûta Seyahatnamesi'ne göre Anadolu'da dinî ve sosyal müesseseler

Ortaçağ'ın en büyük Müslüman seyyahı sayılan İbn Battûta, XIV. yüzyılın başında yaptığı seyahatleri yaklaşık yirmi sekiz yıl sürmüştür. İslam dünyasının neredeyse tamamını gezen İbn Battûta eserinde 1333 yılında geldiği Anadolu coğrafyasındaki halkın yaşam tarzını, düşüncelerini, kültür ve medeniyetini ilgilendiren çok önemli bilgiler vermiştir. İbn Battûta, birçok yönüyle XIV. yüzyıl Anadolu'sunun bir fotoğrafını çekmiştir. Anadolu coğrafyasına İslam'ın hızla yayıldığı bir dönemde gelen İbn Battûta, İslamlaşmayı hızlandıran sebeplerden olan tekke ve zaviyelerle ilgili gözlemlerini aktarmıştır. Bu çalışmamızda İbn Battûta'nın seyahatnamesi özelinde Anadolu tekke ve zaviyeleri ile ilgili bilgiler ele alınıp değerlendirilmiştir. Çalışmada, tekke ve zaviyelerin Anadolu halkının dinî, ilmî, içtimaî, iktisadî, kültürel, siyasî, askerî yapısına etkisini ve katkısını incelemek amaçlanmıştır. İbn Battûta'nın gezdiği çağın imkânları düşünüldüğünde çok zor şartlar altında gerçekleştirdiği yolculuklarda medeniyetimiz ve tarihimiz açısından çok önemli bilgiler aktarmıştır. Anadolu'nun en ücra köşelerinde bile kurulan tekke ve zaviyelerin Anadolu halkının bu coğrafyada güçlenmesine, hızla İslamlaşmasına, halkın eğitim seviyesinin yükselmesine ve kalkınmasına olan katkısı ortaya konulmuştur. Araştırmanın sonucunda tekke ve zaviyelerin Anadolu toplumu üzerindeki çok yönlü etkileri ortaya konulmuştur.

AnadoluMedreselerOrta Çağ+7
Abdullah Yağcı
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Hoca Ahmed Yesevî ve fütüvvet anlayışı

Türklerin İslamiyeti kabul etmesinde kilit bir rol üstlenen Ahmed Yesevî, Türk-İslam tarihinde önemli bir şahsiyettir. Ahmed Yesevî ve öğretileri Türk dünyasında öylesine yaygın olmuştur ki ondan etkilenmeyen, onu tanımayan Türk yok gibidir. Ahmed Yesevî'nin yaşadığı toplumda gerek anlaşılır olmak adına kullandığı dil, gerekse kucaklayıcı bir tarzı benimsemesi kitlelerin İslamiyet'i kabul etmesinde etkili olmuştur. Türk Müslümanlığının sembolü haline gelen Ahmed Yesevî, Türklerin İslam ve tasavvuf çerçevesinde yaşayışını temsil eden ender şahsiyetlerden biridir. Onun Türkler nezdinde gördüğü itibar çok az kişiye nasip olacak kadar kıymetlidir. Türklerin ona olan sevgisi Medinelilerin Hz. Peygamber'e olan sevgisine benzetilmiştir. Nitekim halk arasında yaygın olan sözlerden biri de ''Medine'de Muhammed, Türkistan'da Hoca Ahmed'' sözüdür. Ahmed Yesevî'yi tanımak Türk milletini tanımaktır. Yahya Kemal Beyatlı'nın şu sözleri Ahmed Yesevî'nin Türk milleti için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir: ''Şu Ahmed Yesevî kim, bir araştırın göreceksiniz, Bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız.'' Tezimizde Ahmed Yesevî'nin tarihi şahsiyeti üzerinde durmaya çalıştık. Ahmed Yesevî'ye atfedilen eserlerden hareket ederek hikmetlerinin fütüvvet ile olan bağlantısını aktarmaya gayret ettik. Ahmed Yesevî'nin ahlâk anlayışına yabancı olmayan fütüvvet kavramı, her ne kadar hikmetlerinde kelime olarak geçmese de, onun tam bir fütüvvet ehli oluşunu hikmetlerini incelediğimizde çok açık bir şekilde görebiliyoruz. Onun fütüvvet anlayışı tasavvuf ile bütünleşmiş bir durumdadır. Ondaki fütüvvet ruhu talebelerine de yansımış olacak ki dervişlerinin XIII. yüzyılda Anadolu'ya akın etmesi sonrasında getirdikleri anlayış, fütüvvetin yansıması olan Ahîlik teşkilatını ortaya çıkarmıştır. Anahtar Kelimeler: İslamiyet, Ahmed Yesevî, Anadolu, Fütüvvet, Ahîlik Teşkilatı

AhilikAhmed YeseviAnadolu+4
Selami Orhan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Selçuklular döneminde Kazvin

Kazvin, Sâsâni hükümdarı I. Şâhpur tarafından M.S. 250 yılında Deylemlilerin akınlarına karşı imparatorluğun kuzey sınırlarını korumak amacıyla bir garnizon kent olarak kurulmuştur. Şehrin İslâm ile tanışması Hz. Ömer'in hilafeti sırasında Berâ b. Âzib komutasındaki askerler tarafından gerçekleştirilmiştir. Fetih sonrasında gerçekleşen göçlerle şehirde bulunan acem nüfusa ilaveten Müslüman nüfusta artış olmuştur. Halife Ömer döneminde artan Müslüman nüfusa rağmen Kazvin sınır şehir olarak kalmış bu vasfını diğer Râşid Halifeler zamanında da sürdürmüştür. Kazvin, Hulefâ-yi Râşidîn'den sonra Emevî ve Abbâsî hâkimiyetlerini görmüştür. Abbâsîler döneminde ise şehir halifelik güçleriyle Hazar kıyısındaki Şiîler arasında gerçekleşen mücadelelerin alanı oldu. Bu dönem Kevkebîler ve Şiîler'in burada çıkardığı isyanlar Mu'tez Billâh'ın kumandanı Mûsâ b. Boğa et-Türkî tarafından bastırıldı. Şehirde yaşanan bu tür siyasî, askerî ve sosyal mücadelelerden başka Abbâsîler döneminde şehrin fizikî yapısında birtakım yenilikler olmuştur. Bu bağlamda şehirde yeni yapılar inşa edilmiş ve şehrin çevresinde yeni kasabalar kurulmuştur. Şehrin artan nüfusu esas itibariyle kendilerini fatih Arapların çocukları olarak tanımlayan Arap topluluğundan oluşmaktadır. Kazvin, birbirlerinden farklı etnik kimlikleri bünyesinde barındıran bir nüfus yapısına sahiptir. Ancak arazi yapısının engebeli oluşu, sürekli Deylemlilerin saldırılarına maruz kalışı, diğer taraftan garnizon görüntüsünden kurtulamayışı, şehrin bir cazibe merkezi olmasının önüne geçmiştir. Her şeye rağmen birçok şehrin yollarının kesiştiği bir noktada yer alması ve uç şehir olması sebebiyle tarih boyunca farklı devletlerin ve grupların yönetimi altına girmiştir. Bu meyanda Kazvin, Emevî ve Abbasî yönetimlerine ilaveten 251/865'te Ali evladının, 293/905-906 senesinde ise Sâmânîler'in hâkimiyetini yaşamıştır. Ertesi yıl Hamdullah el-Kazvinî'nin mensup olduğu Müstevfîler ailesi şehrin yönetimini ele geçirmiştir. Müstevfîlerin şehirdeki hâkimiyeti 27 yıl sürmüştür. Akabinde Kazvin, ilk Türk-İslâm hânedanlarından Sacoğulları'nın mücadelesine sahne olmuş ve 304/916-917 yılında Yusuf b. Ebü's-Sâc'ın şehre yaptığı saldırı püskürtülmüştür. Bir müddet sonra Kazvin'i savunmada başarı gösteren Esfâr b. Şîreveyh buranın yeni hâkimi olmuştur. Şehir 318/930'da Büveyhîler'in, 420/1029-1030'da ise Gazneliler'in idaresine girmiştir. Bölgedeki Gazneli hâkimiyetine son veren Büyük Selçuklular 434-435/1042-1043 tarihinde bizzat Sultan Tuğrul önderliğinde şehri hâkimiyeti altına almıştır. Şehir, bilhassa Sultan Melikşah döneminde (1072-1092) Alamut Bâtınileriyle yapılan mücadelelerde birçok kez yıkıma ve savaşa tanık olmuştur. Kazvin, Irak Selçukluları dönemi de dahil olmak üzere saltanat mücadelelerine bizzat ev sahipliği yapmanın yanında Şiî-Sünnî çatışmasının da yaşandığı bir şehir olmaya devam etmiştir.

KazvinOrta ÇağSelçuklular+2
Zeynep Zehra Coşkun
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Sultan Melikşah Dönemi Büyük Selçuklu İmparatorluğu iç politikası

Sultan Melikşah Selçuklu tahtına geçmeden önce babası Alparslan tarafından veliaht tayin edilmiştir. Alparslan'ın 1072 yılında suikast sonucu vefat etmesiyle Melikşah Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun başına geçmiştir. Saltanatının ilk yıllarında amcası Kirman Meliki Kavurd Bey ve kardeşi Tekiş Bey'in isyanları ile uğraşmak zorunda kalmıştır. Ancak dirayetli Vezir Nizâmülmülk sayesinde bu tehlikeleri bertaraf etmeyi başarmıştır. Selçuklu topraklarında bir başka büyük problem de Bâtınîler meselesidir. Hasan Sabbâh, Alamut kalesinde kurduğu Bâtınî devletiyle Selçuklu toplumu için büyük bir tehlike arz etmiştir. Bâtınî tehlikesine karşı hem askerî hem de ilmî mücadeleler verilmiştir. Ancak Nizâmülmülk'ün bir Bâtınî tarafından öldürülmesi ve Sultan Melikşah'ın 1092 yılında ani ve şüpheli ölümü sebebiyle bu mücadeleler başarıya ulaşamamıştır. Sultan Melikşah döneminde Büyük Selçuklu İmparatorluğu en kudretli yıllarını yaşamıştır. Fakat son yıllarda bu iki ismin arasındaki gerilim artmıştır. Bu gerilimin sebebi devlet kademesindeki isimlerin Nizâmülmülk'ten duyduğu rahatsızlıkları Melikşah'a aktarması ve Melikşah'ın da bizzat şahit olduğu olaylar olmuştur. Nizâmülmülk'ün vefatının ardından yaklaşık bir ay sonra Melikşah'ın da vefat etmesiyle Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun en parlak yirmi yılı son bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Selçuklular, Melikşah, Nizâmülmülk, Hasan Sabbâh

Büyük SelçuklularHasan SabbahMelikşah Dönemi+3
Muhammed Kocatürk
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

II. Abdülhamid döneminde Balkanlar

Osmanlı Devleti için kuruluş yıllarından itibaren büyük önem arz eden Balkan toprakları, II. Abdülhamid döneminde çalkantılı bir süreç yaşamış ve bu süreçte hâkimiyet altından çıkan topraklar olmuştur. Bu sürecin yaşanmasındaki tek sorumlu padişah II. Abdülhamid değildir. II. Abdülhamid döneminde gelişen olaylar aslında daha önceki yaşanan olayların birer sonucudur. Milliyetçilik akımının ve Balkan toprakları üzerinde emelleri olan yabancı devletlerin de etkisiyle bu topraklarda çeşitli isyanlar çıkmıştır. Bu isyanların dinî, askerî, siyasî, millî nedenleri vardı. Balkanlar'da yaşanan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi), devletin bölgedeki hâkimiyetini zora sokmuştur. Yalnızca siyasî ve askerî sonuçları olmayan bu savaş Balkan topraklarında ekonomik ve sosyo-kültürel sonuçlar da doğurmuştur. Savaş sonunda değişen sınırlar, birtakım göçlere sebep olmuştur. Değişen nüfusla birlikte bölgenin ekonomik açıdan dengesi de bozulmuştur. Padişah II. Abdülhamid, bölgede yaşanan tüm karışıklıklara rağmen toprak bütünlüğünü sağlamak için pek çok yola başvurmuştur. Siyasî, dinî, askerî, ekonomik ve eğitim açısından önlemler almaya çalışsa da tam anlamıyla etkili olamamış sadece bölgenin hâkimiyet altından çıkma sürecinin gecikmesini sağlamıştır.

Abdülhamid IIBalkanlarOsmanlı Devleti+2
Merve Baysal
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hâlid b. Velîd el-Mahzûmî ve tarihsel kişiliği

Hâlid b. Velîd b. Mugīre b. Abdullah b. Amr b. Mahzûm, ilk çocuğuna nispetle Ebû Süleyman künyesini almıştır. Hz. Peygamber'in eşlerinden Hz. Meymûne'nin yakın akrabasıdır. Babası Hâlid'in eğitimine önem vermiş ona kılıç, mızrak kullanmayı ve atabilmeyi öğretmiştir. Hâlid babasının ticaret kervanlarının başında Irak, Suriye, Mısır ve Yemen'e gitmiştir. Miladi 629 yılında Müslüman olan Hâlid b. Velîd, Seyfullah lakabını almıştır. Hz. Peygamber, ona başarılarından dolayı "Allah'ın kılıçlarından bir kılıç" demiş ve onu "ne güzel kul" diyerek övmüştür. Hâlid b. Velîd zaman zaman da eleştirilere maruz kalmış, Hz. Peygamber tarafından uyarılmıştır. Hâlid b. Velîd, Hz. Peygamber vefat ettikten sonra da ona bağlılığını içinde canlı tutmuştur. Bizans ve Sasanilere karşı yürütülen savaşlara katılmış ve zaferler kazanmıştır. Katıldığı yüze yakın savaştan muzaffer olarak ayrılmıştır. Onun fetihleri Cezire bölgesine kadar uzanmıştır. O, harbin hilelerini iyi bilen; yolcular, esirler ve casuslar vasıtasıyla düşman hakkında malumat toplayan; muharebe esnasında durum ve şartlara göre strateji üreten büyük bir komutandı. Sert mizacının yanı sıra tez canlı değildi. Her durumda çok tedbirliydi. Emrindeki askerlere iyi davranır ve onları idare etmesini bilirdi. Hâlid, vücudunda kılıç, mızrak ve ok darbesi değmedik bir yerin kalmadığını belirtmiştir. Ömrünün büyük bir kısmını savaşlarda geçiren Hâlid, savaş meydanında ölemediği için hayıflanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hâlid b. Velîd, Mahzûm Kabilesi, Hz. Muhammed (s.a.v.), Ebûbekir, Ömer, Fetih Hareketleri, Savaş Stratejileri

BiyografiHalid bin Velidİslam tarihi
Merve Zeybek
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Seyyidünnâs ve Nûrü'l-'uyûn adlı eserinin çeviri ve tahlili

İbn Seyyidünnâs hicri yedinci yüzyılın sonu ile sekizinci yüzyılın ilk yarısına kadar yaşamış olup kendi dönemine izler bırakan muhaddis, fakih, edip ve tarihçidir. İbn Seyyidünnâs hadis ilmindeki şöhretiyle ön plana çıkmakla birlikte daha çok Hz. Peygamber'in hayatına dair te'lîf ettiği "'Uyûnü'l-es̱er fi fünûni'l-meğâzî ve'ş-şemâil ve's-siyer" adlı eseri ile tanınmıştır. Müellifimiz ilerleyen zamanda söz konusu eserini sadeleştirip "Nûrü'l-'uyûn" ismini verdiği özet bir eser ortaya koymuştur. İki bölümden oluşan bu çalışmamızın ilk bölümünde, İbn Seyyidünnâs'ın "Nûrü'l-'uyûn" adlı matbû eserin çevirisini yaptık. Çeviriye önce müellifimizin hayatıyla başladık. Çeviriyi yaparken anlaşılır kelimeler ve güncel cümleler ile sözcüklerin doğru yazımı ve kısaltmaları için gerekli hassasiyeti gösterdik. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise çevirisi yapılan eserin tahlilini yaptık. Her bir bölümü kendi başlığı altında ele alıp, analiz (tahlil) yaptık. Örneğin çevirisini yaptığımız matbû eserde Hz. Peygamber'in Âdem'e (a.s.) kadarki soy kütüğü ile alakalı bir görüş zikredilmişken, tahlil bölümünde farklı rivayetleri senedleriyle beraber zikrettik.

HadisHz. MuhammedNurü’l-Uyun+4
Ahmet Balçık
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İslam tarihi kaynakları ve seyahatnamelerde Basra

Utbe b. Gazvân (ö. 17/638) tarafından askeri bir yerleşke amacıyla kurulan Basra, zamanla gelişmiş ve büyük bir şehir haline gelmiştir. Şehrin gelişiminde birçok etken vardır. Bunların en önemlileri şehrin ticaret yolları üzerinde bulunması ve etrafında verimli toprakların bulunmasıdır. Bunun yanında şehir devlet yöneticileri tarafından da önemsendiğini, bunun sonucunda şehrin valilerine geniş yetkiler verildiğini ve şerhin eyalet başşehri konumuna getirildiğini görmekteyiz. Ekonomi-politik olarak önemini hala korumakta olan ve Irak'ın en önemli şehirlerinden biri olan Basra'nın siyasi tarihi yanında şehri anlatan seyyahların notlarını ele aldık. Şehrin siyasi tarihi ile seyyahların notlarını genel hatlarıyla karşılaştırmaya gayret gösterdik. Bu çalışmayla Basra'yı, yönetim olarak ele alan siyasi tarih anlayışı ile doğrudan toplumu konu edinen ve dönemin şartlarını gözümüzde canlandıran seyahatnameleri birlikte ele alarak, şehri iki farklı yönden ele almayı amaçladık. Bu yöntemle Basra'nın tarihi ile ilgili bilgiler daha anlaşılır bir zemine oturacaktır.

Irak-BasraSeyahatnameSeyyahlar+3
Yakup Ercan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ka'kâ' B. Amr et-Temîmi ve tarihi kişiliği

Sahâbe, Hz. Peygamber (sav.)'in ifadesiyle insanlık tarihinin en hayırlı neslidir. Hem Kur'an'ın ilk muhatapları olmaları hem de Hz. Peygamber'in vefatından sonra İslâm'ın muhafazası ve tebliği konusunda gayret göstermiş olmaları onları bu kadar değerli kılmıştır. Biz de bu sebeplerden ötürü, hayatı tarihin sayfalarının arasında kapalı kalmış olan Ka'kâ' b. Amr'ın hayatını çalışmayı istedik. Çünkü Ka'kâ' b. Amr, Hz. Peygamber ile birlikte uzun süre birlikte olamasa da O'nu görme şerefine erişmiş ve Müslümanların fetihlerinde pay sahibi olmuştur. Hz. Peygamber (sav.)'in vefatına yakın bir dönemde ortaya çıkan ridde olayları, Halife Hz. Ebû Bekir döneminde Müslümanların karşılaştığı ilk ve en büyük sorun olmuştur. Ka'kâ' b. Amr da bu olaylarda görev alarak tarih sahnesine çıkmıştır. Ka'kâ', Hz. Ebû Bekir döneminde Irak fetihlerine ve akabinde halifenin talimatıyla Hâlid b. Velîd ile birlikte Şam fetihlerine katılmıştır. Ka'kâ' b. Amr, Hz. Ömer döneminde gerçekleşen Şam fetihleri, Irak-İran fetihleri ve Mısır fetihlerinde aktif bir rol oynamıştır. Özellikle İran fetihlerinde Kâdisiye Savaşı'nda savaşın seyrini değiştiren isimlerden biri olmuştur. Ka'kâ' b. Amr, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerindeki fitne diye adlandırabileceğimiz olaylarda Müslümanların faydasını düşünerek barıştan, birlikten yana olmuştur. Çünkü o, hem isyancıların karşısında durmuş hem de Müslümanların ihtilaflarında Hz. Ali'nin elçisi olarak barışın sağlanması konusunda gayret etmiştir. Genel olarak Hulefâ-yi Râşidîn devrinde Ka'kâ' b. Amr'ın yer aldığı olayları ve fetihleri incelediğimiz bu çalışmamız biyografik bir çalışma niteliğindedir. Anahtar Kelimeler: Ka'kâ' b. Amr, Şam Fetihleri, Irak Fetihleri, Kâdisiye Savaşı, Cemel Olayı

BiyografiFetihlerKa'ka b. Amr et-Temimi+2
Hamza Kara
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00

Other supervisors