Theses supervised by Doç. Dr. Ezgi Aygün Eşitli
10 theses · Başkent University
Yakalama ve gözaltı
Çalışmamızın konusu olan "yakalama ve gözaltı" birer koruma tedbirleri oldukları için, ceza muhakemesi kurumudurlar. Kavram olarak yakalama, kişinin hakim kararı olmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Buna ek olarak gözaltı ise yakalanan kişinin nezarethanede tutulması halini ifade etmektedir. Yakalanan kişinin özgürlükten kısıtlanma süresinin devamı, savcılık makamı tarafından verilecek karara binaen gözaltı tedbiri aracılığıyla sağlanır. Söz konusu tedbirler insan hak ve özgürlüklerini kısıtladıkları için oldukça hassastır. Aksi takdirde; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının, 3. maddesinde düzenlenen işkence yasağının, 5. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ve son olarak da 6. maddede düzenleme alanı bulan adil yargılanma hakkının ihlali söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla olası hak ihlallerin önüne geçilmesi suretiyle demokratik toplum düzeninin muhafaza edilmesi ancak insan haklarına saygılı kanuni düzenlemelerin ele alınması, evrensel ilkelere ve uluslararası hukuka riayet edilmesi ve son olarak mevcut hukuk kurallarının tüm topluma uygulanması halinde mümkün olacaktır. Anahtar Kelimeler: Ceza Muhakemesi, Koruma Tedbirleri, Yakalama, Gözaltı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, yaşama hakkı, işkence yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı
Ceza hukukunda nefret ve ayrımcılık
Ceza Hukukunda Nefret ve Ayrımcılık konulu yüksek lisans tezimiz, dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, nefret ve ayrımcılık kavramları ile eşitlik ve ayrımcılık çeşitleri incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde nefret suçu ve ayrımcılık suçu ve mukayeseli hukukta yer alan bu suçlara ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. İkinci bölümde, ayrımcılık yasağına ilişkin uluslararası sözleşmelerde yer alan hükümler incelenmiştir. Ayrımcılık, uluslararası düzeyde mücadele edilmesi gereken bir konu olması nedeniyle, Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın ve Avrupa Konseyi'nin taraf olduğu ayrımcılığı yasaklayan birçok uluslararası sözleşme bulunmaktadır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde, ulusal mevzuatta ayrımcılık yasağına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Ayrımcılık yasağı ve eşitlik ilkesi birbirlerini tamamlar nitelikte ilkelerdir. Bu nedenle başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile korunan eşitlik ilkesi ve ayrımcılığı anayasal boyutta yasaklayan ilkeler ile diğer kanunlarda yer alan ayrımcılık karşıtı düzenlemeler incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 122. maddesinde düzenlenen "Nefret ve Ayırımcılık Suçu" unsurlarına ayrılarak ayrıntılı olarak inceleme konusu yapılmıştır. Kanunda yapılan değişiklik neticesinde bu suçun yalnızca nefret saiki ile işlenebilmesi suçun hukuki mahiyetini değiştirmiştir. Bu nedenle güncel düzenlemenin nefret suçları ve ayrımcılık suçları ile ilişkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nefret, ayrımcılık, ayrımcılık yasağı, eşitlik, ayırımcılık suçu, nefret suçu, nefret ve ayırımcılık suçu.
Suçsuzluk karinesi
Suçsuzluk karinesi, kişinin suçluluğu mahkeme kararı ile kesinleşene kadar suçsuz sayılmasını ifade etmektedir. Karine İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde de yer almaktadır. Bunların yanında, birçok uluslararası belgede yer alan bu karine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. Maddesindeki adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarındandır. AİHS'in 6/2. maddesi "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır" demektedir. Bu çalışmanın konusu suçsuzluk karinesidir. Konu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/2. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları bağlamında ele alınmıştır.
Türk ceza hukukunda kusurluluk
Bu tez çalışmasında ceza hukukunda kusurluluk kavramı tarihi ve felsefesiyle birlikte ele alınmış ve Türk Ceza Hukuku'ndaki düzenlemesi doktrindeki tartışmalarla birlikte incelenmiştir. Günümüzde kusurluluk suçun unsurlarından biri kabul edilmiş ve kusursuz suç olmaz ilkesi benimsenmiştir. Çalışmamızda kusurluluğun türleri olan kast ve taksir ayrıntıyla incelenmiş, hukukumuzda varlığını sürdürdüğünü düşündüğümüz istisnai objektif sorumluluk halleri taksir karinesine dayanan kusurlu sorumluluk başlığı altında ele alınmış, ve kusurluluğu kaldıran nedenler anlatılmıştır.
Türk ceza muhakemesinde kamu davasının hazırlanması
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunumuzun yürürlüğe girdiği 01/06/2005 tarihinden bugüne kadar geçen süredeki kanun değişiklikleri ile ceza muhakemesi hukukumuza köklü değişiklikler ve yenilikler getirilmiştir. Çalışmamızda soruşturma evresinde suçun işlendiğini çeşitli yollardan öğrenen Cumhuriyet Savcısının yapması gereken işlemler ile toplanan deliller ışığında verebileceği kararlar, ceza muhakemesi hukukumuzun benimsemiş olduğu kural olan mecburilik ilkesinin istisnası olan maslahata uygunluk ilkesi kapsamında, davanın açılmasının suçlunun cezasız kalmasından daha büyük zararlar doğurması halinde, kamu davasını açmak için gerekli ve yeterli şüphenin varlığına rağmen takdir yetkisi çerçevesinde Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar verilebilecek haller ve kamu davasının hazırlanması aşamasında iddianame düzenlenirken dikkat edilmesi gereken hususlar, iddianamenin iade nedenleri ile iade kararına karşı başvuru yoluna değinilmiştir. Ayrıca Yargıtay kararları ışığında uygulamada iddianamenin iadesi nedeni sayılmayan ve iddianamenin iadesi nedeni sayılan haller de incelenmiştir. 24/10/2019 tarihinde 30928 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve kamuoyunda birinci yargı reformu paketi olarak adlandırılan, 7188 Sayılı "Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile ceza yargılaması hukukumuza seri yargılama ve basit yargılama usulleri kazandırılmış olup, her iki yargılama usulüne ait hükümlerin 01/01/2020 tarihinde yürürlüğe gireceği ve yürürlük tarihi itibariyle kesinleşmiş hükümlere ilişkin suçlardan dolayı uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda, seri muhakeme usulünün uygulanabileceği suçlar, uygulanamayacağı durumlar, uygulanma koşulları ve uygulanma süreci de açıklanmıştır. Kanaatimizce, Cumhuriyet Savcısı önüne gelen uyuşmazlıkta somut olaya göre müsnet suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmak durumundadır. Buna göre, suçun unsurlarının tam olarak gerçekleştiği kanaatine varması halinde veya suçun unsurlarının gerçekleştiği hususunda tereddüt hasıl olması halinde iddianame düzenleyecektir. Ancak suçun unsurlarının kesin olarak gerçekleşmediği ya da takdir yetkisine ilişkin hükümlerin uygulanabileceği kanaatine varması halinde veya muhakeme şartındaki eksikliğin giderilemeyeceğinin anlaşılması halinde Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar verecektir.
Türk ceza muhakemesinde sanığın adil yargılanma hakkı
Demokratik ve hukukun üstünlüğünü kabul etmiş olan her devlet, insan haklarını korumak ve güvence altına almakla yükümlüdür. Temel insan haklarından biri olan adil yargılanma hakkı da devlet anayasaları ve uluslararası metinlerde yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen bu hak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesiyle anayasal güvence altına alınmıştır. Kişilerin temel haklarının kısıtlanması bakımından ceza muhakemesinin yeri çok önemlidir. Adil yargılanma hakkını düzenleyen AİHS'nin 6. maddesi yargılanma sürecinin adil olarak gerçekleşmesi için gerekli unsurları belirleyen, devletlere de bunun sağlanması anlamında yükümlülük getiren bir maddedir. Maddeyle birlikte hem adil yargılanmanın sınırları çizilmiş hem de sanığa tanınan asgari haklar belirlenmiştir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan adil yargılanma hakkı, temel insan haklarının koruyucusu niteliğinde olduğundan, hukuk devleti olma iddiasındaki her devlet, bu hakkı iç hukuk kuralları veya uygulamalarıyla koruma altına almalı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni hem bir rehber hem de anayasalarına eş değere sahip bir metin olarak görmelidir. Türk hukukunda da hem Anayasa'da hem de Türk Ceza Muhakemesi Kanunu'nda adil yargılanma hakkını teminat altına alan düzenlemeler yapılmıştır. Çalışmada temel insan haklarından biri olan adil yargılanma hakkının, kaynakları, uygulama alanı ve tarihsel süreçteki gelişimi incelenmiş; ceza muhakemesinde sanık açısından adil yargılanma hakkının unsurları ele alınmış ve son olarak madde ile sanığa tanınan asgari hak ve güvencelere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adil Yargılanma Hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Hakkaniyete Uygun Yargılanma, Ceza Muhakemesi, Savunma Hakkı
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi
Kamu davasına alternatif kurumların en önemlisi olarak hukuk sistemimizde yer bulan kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumu koşulları ve ertelemeye bağlanan sonuçlar yönünden tartışmaya açık olsa da onarıcı adalet anlayışı ve hürriyeti bağlayıcı cezaların sakıncalarının ortadan kaldırılması yönünden alternatif bir yol olarak varlığını devam ettirmektedir. Bu sebeple ilgili çalışmada, 5560 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) kapsamında yer alan kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumu ve bu kurumun hüküm ve sonuçları ile hukuk sistemimize etkileri ele alınmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumunun hukuki niteliği, tarihi gelişimi, amaçları ve benzer kurumlarla farklarından bahsedildikten sonra, ikinci bölümde CMK'da kamu davasının açılmasının ertelenmesinin şartları ve usul hükümleri ele alınacak, üçüncü ve son bölümde ise kamu davasının açılmasının ertelenmesinin hüküm ve sonuçları üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler: Erteleme, Hürriyeti Bağlayıcı Ceza, Kamu Davası, Onarıcı Adalet.
Türk ceza muhakemesinde seri muhakeme usulü
Ceza muhakemesi hukukunda, gelişmekte olan dünya ve yaşam koşulları çerçevesinde ortaya çıkan yeni sorunların çözümünün sağlanması amacıyla çalışmalar yapılmaktadır. Ceza muhakemesinin ve ülkemizin yaşadığı en büyük sorunlardan biri yoğun dosya yükü altında çalışan adliyeler olduğu düşünüldüğünde bu durumun iyileştirilmesi açısından çalışmaların hız kazanması da olması gerekeni yansıtmaktadır. Bu kapsamda 7188 s. Kanun'la düzenlenmiş olan seri muhakemeyle basit yargılama usulleri yargılamanın iş yükünü azaltma amacıyla ortaya çıkmıştır. Çalışmamız, hukuk sistemimize sonradan kazandırılan ceza muhakemesi usul yöntemlerinden seri muhakeme usulünün incelenmesi hakkındadır. Ayrıca söz konusu usul yöntemi hakkında; Türk hukuk sistemine girişi, mukayeseli hukuk bakımından tartışılması, diğer usul kurumları ile benzerlikleri ve ayrı düştükleri noktaları, Anayasal ilkelere uygunluğunun tartışılması ve uygulanması ile ilgili araştırmalar üzerinde durulmuştur. Adaletin hızla yerini bulmasını hedefleyen yeni yargılama usullerinden seri muhakeme usulünün incelenmesinden oluşan çalışmada, adaletin hızlı olmasının her zaman doğru sonuçlar çıkarıp çıkarmayacağı noktasına dikkat çekilmiştir.
Vergi kaçakçılığı suçları
Eldeki çalışmada, 213 S. Vergi Usul Kanunu m. 359 hükmünde düzenlenen Vergi Kaçaklığı Suçları güncel Doktrin yaklaşımları ve Mahkeme Kararları ışığında objektif bir açıdan değerlendirilmeye çalışılmıştır. Vergi hukukunun idare hukuku ve ceza hukuku açısından teknik yönünün ağır basması sebebiyle, eldeki çalışmamızda konuya; olabildiğince geniş açıdan, konuyu tüm yönleriyle kapsayıcı ve açıklayıcı bir tutumla yaklaşılmışya çalışılmıştır. Kapsam itibariyle; İlk bölümde öncelikle vergi kavramının terminolojisine ve toplumsal gelişimine kısaca değinilmiş olup sonrasında vergi suçu kavramı ile benzer mahiyetteki suçların farkları, vergi kaçakçılığı suçlarının hukuki ve maddi konusuna ve vergi kanunlarında yapılan değişikliklere değinilmiştir. İkinci bölümde Vergi Kaçakçılığı Suçlarının hukuka aykırılık unsurları, maddi ve manevi unsurları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise vergi kaçakçılığı suçlarının özel görünüş biçimleri, dava ve ceza ilişkisini sona erdiren nedenler ile yargılama usulü ve yaptırımlar inceleme ve değerlendirme konusu yapılmıştır. Teknik birtakım hususlar ile vergi suçları açısından ön bilgilendirmeler yapılmış olup ilgili vergi suçlarının maddi ceza hukuku kapsamında maddi ve manevi unsurları ile özel görünüş şekillerinin yanında ceza muhakemesi hukuku kapsamında soruşturma evresi ve kovuşturma evresi ile hüküm konularında inceleme ve değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Ceza muhakemesinde istinaf
Türk Ceza Hukukunda 26.09.2004 tarihinde kabul edilen 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ve 04.12.2004 tarihinde kabul edilen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile istinaf olağan bir kanun yolu olarak öngörülmüştür. Bölge Adliye Mahkemeleri 20 Temmuz 2016 tarihi itibariyle ancak faaliyete geçebilmiş, böylece 5271 sayılı CMK'da düzenlenen istinaf kanun yoluna ilişkin hükümler de bu tarih itibariyle uygulanmaya başlanmıştır. Yüksek lisans tezi niteliğindeki bu çalışmamızda, Türk Ceza Hukukunda kabul edilen istinaf kanun yolu ayrıntılarıyla ele alınmıştır. Çalışma, giriş, beş ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölümde; istinafın tanımı yapılarak, hukuki niteliği, temyiz ile farkları, leh ve aleyhine ileri sürülen görüşler açıklanmıştır. İkinci bölümde istinaf kanun yolunun tarihsel gelişimi ve Türk Hukukunda istinaf ele alınmıştır. Üçüncü bölümünde; istinaf yargılamasının konusu ve istinaf kanun yoluna başvurabilmenin koşullarına yer verilmiştir. Dördüncü bölümde istinaf nedenleri, istinaf başvurusu ve Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak istinaf yargılamasına yer verilmiştir. Beşinci bölümde istinaf yargılaması, istinaf yargılaması sonrasında başvurulabilecek muhtemel kanun yollarından, itiraz, temyiz, Bölge Adliye Mahkemesi C.Başsavcılığının itirazı, kanun yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesi açıklanmıştır.