Theses supervised by Doç. Dr. Fuat Aksu

17 theses · Yıldız Technical University

Master'sOpen AccessTR

Türk-Yunan ekonomik ilişkileri (1980-2010)

Bu çalışmada Türkiye ve Yunanistan arasındaki ekonomik ilişkiler ve bu ilişkilerin derecesinin devletlerin çatışmasının önüne geçip geçemeyeceği incelenmiştir. Ekonomik ilişkiler analiz edilirken, Keohane ve Nye'ın ?karmaşık karşılıklı bağımlılık? teorisinden yararlanılmıştır. Buna göre, çatışmacı devletlerin kuracakları ekonomik ilişkilerde birbirlerine bağımlı olmaları, devletleri çatışmadan uzaklaştıracak ve ticaretin kârını elde etme çabasına girmelerini sağlayacaktır.Çalışmada bu bağlamda birinci bölüm içinde ekonomi ve siyaset ilişkisi incelenmiş, çatışmacı devletlerin analizinde kullanılacak olan ?karmaşık karşılıklı bağımlılık? teorisinin anlamı ve teoriyi oluşturan sacayakları analiz edilmiştir. İkinci bölümde, çalışma kapsamında incelenecek olan Türkiye ve Yunanistan arasındaki tarihsel problemlere ve Türkiye'nin 1980 yılı sonrasındaki dönüşümüne göz atılmış ve iki ülkeyi birbirine bağlayan bir parça olarak Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ekonomik ilişkiler ve bu ilişkilerin ülkeler arasında karşılıklı bağımlılık yaratıp yaratmadığı analiz edilmiştir. Ekonomik ilişkilerde karşılıklı bağımlılığın olup olmamasının uyuşmazlıkların çözümüne ve iki ülke arasında diyalog ortamının yaratılmasına yapmış olduğu etki ortaya konulmuştur. Ayrıca AKP hükümetleri döneminde tercih edilen komşularla yakınlaşma politikası ve bu politikanın Yunanistan'a yansımaları da incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda ise iki ülke arasında, henüz bir bağımlılık ilişkisinden söz edilemeyeceği, ancak sürece göz atıldığında, ekonomik ve siyasi ilişkilerdeki işbirliğinin geliştirilmesine koşut olarak ilişkilerin her geçen gün iyiye doğru seyrettiği yorumu yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Türkiye, Yunanistan, karmaşık karşılıklı bağımlılık, siyasal ekonomi.

Ekonomik ilişkilerKarşılıklı bağımlılıkSiyasal ekonomi+4
Nazlı Usta
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

2005 yılından günümüze Türkiye-AB ilişkilerinde temel sorunlar

Bu tez çalışmasında, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki temel sorunlar irdelenecektir.Türkler, Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren Batı'nın bir parçası olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu zor bir süreç yaşarken, Batılılar, Osmanlı'yı `Hasta Adam' olarak adlandırmışlardır. Bu adlandırmada Osmanlı İmparatorluğu'nun, Batı'nın bir parçası olduğunun delilidir.Avrupa Devletleri, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nın tekrar yaşanmaması için bir Topluluk (AET) kurmuşlardır. Türkiye'de 1950'li yılların ikinci yarısından itibaren bu Topluluğun bir üyesi olmak için politikalar üretmiştir. 1959 yılında Türkiye, bu Topluluğa ortak üye olmak için başvuruda bulunmuştur. 1963 yılında Türkiye ile AET arasında Ankara Anlaşması imzalanmıştır. 1963 ile 1999 yılları arasında AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerde pozitif bir ilerleme sağlanamamıştır. 1999 yılında Helsinki Zirvesi'nde Türkiye aday ülke olarak ilan edilmiştir. 2005 yılında Türkiye ile Birlik arasında müzakereler başlamıştır. Ancak Birlikle yürütülen müzakerelerde kapatılması gereken 35 fasıldan sadece bir fasıl kapatılabilmiştir. Birçok fasıl, Fransa, Avusturya, Yunanistan ve Kıbrıs sorunu nedeniyle açılamamaktadır.Bu çalışma, Türkiye ile Birlik arasında duraklama noktasına gelen müzakeredeki temel sorunların anlamını ve yerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde Türkiye ile Birlik arasındaki ilişkilerin arka planı tartışılacaktır. Türkiye'nin, AET'ye ortak üyelik başvurusundan itibaren gelişen politik süreç irdelenecektir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Türkiye ile Birlik arasında müzakere sürecinin başlamasının ardından ilişkilerinin gerilemesinin nedenleri incelenecektir. Üçüncü bölümde, AB'nin, Türkiye'nin tam üyeliğine bakışında temel tartışma konuları değerlendirilecektir. Üçüncü bölümün son kısmında ise Avrupa Birliğinin, Kıbrıs ve Ege sorunlarına karşı olan politikası irdelenecektir.Yapılacak inceleme sonucunda, AB ile Türkiye arasında imzalanan Müzakere Çerçeve Sözleşmesi'ne göre müzakerelerin uçunun açık olduğu vurgulanacak ve devam eden müzakerelerde yaşanan sorunlar ele alınacaktır. Bu incelemede ayrıca, AB ile Türkiye arasındaki temel sorunlar da irdelenecektir. Bu temel sorunlardan en önemlisi Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlardır. Kıbrıs sorunu nedeniyle Birlik, Türkiye ile devam eden müzakerelerde sekiz başlığın açılmamasına karar vermiştir. Açılamayan müzakereler nedeniyle Birlik ile Türkiye arasındaki müzakere süreci durma noktasına gelmiştir. Bir diğer taraftan AB, Kıbrıs ve Ege sorunlarının çözümünde havuç-sopa politikasını yürütmektedir. Birliğin bu politikasının incelenmesinde, Birliğin bir parçası olan Yunanistan'a havuç politikası uygularken, Türkiye'ye karşı sopa politikasını uygulamasının analizi yapılacaktır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupalılık Kimliği, AB-Türkiye İlişkileri, Türkiye-Yunanistan İlişkileri, Kıbrıs Sorunu.

Avrupa BirliğiSosyoekonomik sorunlarTürkiye+1
Arzu Balıkçı
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinde 1989 krizi: Kriz yönetimi açısından bir inceleme

Bu tez çalışmasında, Türkiye ve Bulgaristan arasında 1984 ve 1989 yılları arasında yaşanan ?göç krizi? incelenecektir. İkili ilişkiler 1984?ün sonlarına kadar iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde yürütülmektedir. Ancak Bulgaristan içindeki Türk azınlığı kendisine tehdit olarak algılamaktadır.1984?ün sonlarında bu tehdit algısına son vermek için de Bulgar yönetimi azınlığın asimilasyonuna yönelik eylemler gerçekleştirmiştir. Türkiye, soydaşları olarak kabul ettiği bu azınlığa karşı Bulgaristan'ın kendi lehine yaratmış olduğu fiili durum ihlaline son vermesini talep etmiştir. Bulgaristan yönetiminin istenen yönde bir tutum değişikliğine gitmemesi karar alıcıların tehdit algısının seviyesini yükselterek bir dış politika krizine yol açmıştır. Bir dış politika krizinde karar alıcılar hedef devletin eylemlerine göre karar almaya zorlanmaktadırlar. Bu kararların alınmasında karar alıcılar birtakım önceliklere sahip olmaktadırlar. Bu öncelikler onların hedef devletin yaratmış olduğu fiili durum ihlalini tehdit olarak algılamasından söz konusu krizin yönetilmesinde tercih edilecek araçların şekline kadar belirleyici olmaktadır. Bu önceliklerin belirlenmesinde karar alıcılar aktif bir rol oynamakla beraber ulusal/uluslararası kamuoyu, üçüncü aktörlerin davranışları, uluslararası sistem de kararların alınmasında karar alıcıları sınırlandıran ya da rahat hareket etme olanağı tanıyan faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.Bu faktörleri göz önünde bulundurarak yapılacak olan bu çalışmada Bulgaristan ile yaşanan azınlık sorununun nasıl bir krize dönüştüğünü net bir şekilde görmek mümkün olacaktır.Diğer yandan krizler de çatışmalardan farklı ama yine de bir anlaşmazlık durumunu içerdikleri için uluslararası ilişkiler teorilerinin çatışmaya bakış açılarına yer verilecektir. Fakat öncelikle bu çalışma diğer uluslararası ilişkiler teorilerinden farklı olarak karar alıcıların algılamalarına, göreceli güç kavramına, ulusal faktörlere atıfta bulunan Neoklasik Realizm temeli üzerinden kurgulanacaktır. Bu teorinin kullanımı ister istemez bir dış politika analizinin de yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu noktada karar alıcıların eylemlerinin hedef ülke ve üçüncü aktör üzerindeki etki ve tepkileri de bu çalışmada önemli bir yere sahiptir.Krizler bir süreç içerisinde işlemekte olup karşılaşılan olayın niteliğine, tarafına, krizlerin ortaya çıktığı coğrafyaya göre farklı şekillerde ortaya çıkmakta ve farklı sonuçlar doğurmaktadırlar. Bu nedenle de bu çalışmada bir kriz tasnifi yapılması gereksinimi ortaya çıkmıştır.Liderler kriz sürecinde, ulusal çıkarlarını asgari seviyede koruyarak ihtiyaçlarının karşılanmasını içeren kriz yönetiminin zorluklarıyla mücadele etmek durumundadırlar. Bu mücadele sürecinde seçilecek olan strateji kaynakların ne derecede kullanılacağını da belirlemektedirler. Bu nedenle hedefi fiili durum ihlalinden caydıracak stratejinin benimsenmesi önemli olmaktadır. Benimsenen strateji krizleri yönetmede tek başına etkili olmayıp kriz yönetiminin başarısını etkileyen faktörler de bu çalışmada krizin ne kadar etkin bir şekilde yürütüldüğünü anlamak açısından dikkate değer olmaktadır.Bu çalışmada, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerin `kara leke? olarak adlandırıldığı kriz sürecini karar alıcıların uygulamaları dahilinde ele almak neden bir krizin ortaya çıktığını ve binlerce göçmenin mağduriyetine yol açtığını göstermesi açısından önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kriz Yönetimi, Dış Politika Krizleri, Uyuşmazlık Çözümü, 1989 Bulgaristan Göçü.

BulgaristanKriz yönetimiTürk dış politikası+4
Zehra Gürsoy
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kriz yönetimi açısından Doğu Akdeniz deniz yetki alanları uyuşmazlığı

Bu tez çalışmasında, Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı kriz yönetimi bağlamında analiz edilecektir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) 2001 yılından itibaren Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. Kıbrıs Adası etrafında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmiş; Mısır, Lübnan ve İsrail ile MEB Sınırlandırma Antlaşmaları imzalamıştır. İlan ettiği MEB?de Hidrokarbon Arama Ruhsat Sahaları ilan etmiş ve bunları ihaleye açmıştır. İhalelerin ilk sonucu olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Noble Enerji Şirketi 13. sahada ruhsat sahibi olmuş ve sondaj faaliyetlerine başlamıştır. Türkiye, GKRY?nin fiili durum yaratmasını kıyı devlet olarak hak ve menfaatlerine zarar verdiğini ve Kıbrıs Sorununun çözüm sürecini de olumsuz etkileyeceği için kabul etmemektedir. Türkiye için karar alıcıların algılarına bağlı olarak bir kriz hali alan bu süreçte kriz yönetim stratejileri olarak önce zorlayıcı diplomasi stratejisi kullanılmıştır. Daha sonra değişen uluslararası konjonktür ile beraber misilleme ve zamana yayma stratejisi uygulamasına geçilmiştir. Bu çalışma kriz yönetimi bağlamında Türkiye?nin önce zorlayıcı diplomasi uygulayıp sonra stratejisini daha yumuşa bir söyleme dayanan zamana yayma ve misillemeye kaymasındaki süreci ve nedenlerini açıklamaya çalışmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde kavramsal ve kuramsal kısıma yer verilecektir. Burada uluslararası ilişkiler teorisi olarak Neoklasik Realist çerçeve verilecek ve kriz ve karar almaya ilişkin bilgiler aktarılacaktır. Üçüncü bölümde Türk Dış Politikasında karar alıcıların neler olduğu ve Anayasa?da ya da kurucu yasalarda belirlenen dış politikaya ilişkin görev ve yetkilerine değinilerek Türk dış politikasında karar alma mekanizması hakkında bilgi verilecektir. Son bölümde ise Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı?nın arka planı anlatılarak kriz yönetimi bağlamında analizi yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Kriz, Kriz Yönetimi, Uyuşmazlık Çözümü, Dış Politika Krizi, Deniz Yetki Alanları

Akdeniz bölgesiDoğu Akdeniz bölgesiGüney Kıbrıs Rum Yönetimi+6
Tuğçe Kafdağlı
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik uluslararası ilişkiler teorilerinde uluslararası sistemin doğası sorunu: Realizm, liberalizm ve marksizm

Bu çalışmanın amacı, klasik Uluslararası İlişkiler teorilerinin ortak sorunsalını ve ontolojik farklılaşmasını bulmaktır. Uluslararası sistemi betimlemek, açıklamak ve kurgulamak işlevine sahip olan Uluslararası İlişkiler teorilerinin, bu çalışmada ilk ve temel olarak uluslararası sistemin doğasına yönelik olarak farklılaştıkları ileri sürülmüştür. Dolayısıyla, öncellikle modern uluslararası sistemin temel parametreleri, kurucu unsurları ortaya konulmuştur. Bu yapılırken çıkış noktası olarak Ortaçağ Avrupa'sındaki uluslararası ilişkiler düşüncesi seçilmiştir. Burada, Ortaçağ Avrupa'sındaki uluslararası ilişkiler düşüncesi ortaya konulmuş ve ne tür dönüşümler/değişiklikler sonucu modern uluslararası sistemin doğuşunun gerçekleştiği tartışılmıştır. Modern uluslararası sistemin doğuşu incelendikten sonra önce siyaset felsefesi bağlamında daha sonra bir disiplin olarak Uluslararası İlişkiler teorilerinin modern uluslararası sistemin doğasını nasıl tanımladıkları ve bu sisteme nasıl bir çerçeve çizdikleri incelenmiştir. Bu bağlamda realizm, liberalizm ve marksizmin, ilk olarak, uluslararası sistemin doğası tanımlamasına daha sonra da hem Avrupa için hem de diğer tüm kültür ve toplumlar için üst bir kimlik ve uluslararası sisteme bir çerçeve olarak öneri ve öngörülerine bakılmıştır. Sonuç olarak ise, uluslararası sistemin değer kültür bağımlı olup olmadığına, bu bağlamda Uluslararası İlişkiler teorilerinin temel ayrılık noktasının kaynağının ne olduğu ve bunun Uluslararası İlişkiler disiplini açısından etki/sonuçları ile ilgili çıkarımlara ulaşılmıştır. Ortaçağ Avrupa'sında uluslararası ilişkiler düşüncesi iki düzlemde gelişmiştir. İlk düzlem Ortaçağ uluslararası ilişkiler paradigmasını da oluşturan Kilise ve Roma dini-siyasi üst kimliğinin şekillendirdiği tüm Katolik Avrupa'yı kuşatan bir içeriktedir. Belirleyici unsurun Hıristiyanlık olduğu bu düzlemde, uluslararası ilişkiler Hıristiyan olanlar ile olmayanlar arasındaki ilişkileri tanımlamaktadır. İkinci düzlem, birinci düzlemi üst kimlik olarak kabul etmiş alt siyasi kimliklerden oluşur. Şehir yönetimleri, küçük krallıklar ve yerel siyasal yapılanmalardan oluşan bu alt siyasi kimlikler, Kilise ve Roma'nın dini-toplumsal sistemi içindeki değer ve kurallar çerçevesinde aralarındaki ilişkileri geliştirmiştir. Bu bağlamda paradigma içi uluslararası ilişkiler olarak belirtilebilir. Kilise ve Roma kuşatıcı üst kimliğinin zayıflamasına paralel olarak, Rönesans ve Reformasyon ile hem felsefi-siyasi hem de dini anlamda Kilisenin iii belirlediği düşünce, siyaset ve toplumsal algılamalar değişmiştir. Bu anlamda modern uluslararası sistemin ayırtedici özellikleri olan devlet, siyasi meşruiyet kaynağı olarak halk iradesi, devletler arası ilişkiler, reason of state ve güç dengesi nosyonları ve anlayışları daha da belirgin bir hal almıştır. Böylece modern uluslararası sistemin ilk oluşumu, kavramsal çerçevesi ve temel parametreleri ortaya çıkmıştır. Uluslararası İlişkiler teorileri ise oluşan modern uluslararası sistemi betimlemek ve açıklamak çabası içindedirler. Her bir teori uluslararası sistemin doğasını açıklayacak ve tümü ile kuşatacak bir çerçeveyi sunmaya çalışır. Bu bağlamda, Uluslararası İlişkiler teorilerindeki temel sorun, oluşan modern uluslararası sistemde, Ortaçağ Avrupa'sında Kilise ve Roma'nın gördüğü işlev olan tüm Avrupa'yı kuşatan üst bir kimlik ortaya koyamamak olarak belirmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada klasik Uluslararası İlişkiler teorileri olarak adlandırılan realizm, liberalizm ve marksizm modern uluslararası sistemin ontolojik meşruiyetini oluşturma çabası içinde farklılaşmaktadırlar. Bu çerçevede her bir teori öncellikle modern uluslararası sistemin doğasını açıklamak noktasında daha sonra da, uluslararası sistemin kuşatıcı üst kimliğini belirlemek ve bir dünya düzeni tasavvuru geliştirmek noktasında bu farklılaşmayı yaşamışlardır. Modern uluslararası sistemi tanımlamaya yönelik olarak oluşturulan Uluslararası İlişkiler teorilerinden biri olan realizm, uluslararası sistemin doğasını çatışmacı bir içerikle tanımlamıştır. Roma ve Kilisenin, Avrupalının dünya düzeni algısını, siyasal birimlerin motivasyon kaynağını ve beslendikleri dini-felsefi ve siyasi temelleri bağlamında oluşturduğu kuşatıcı üst kimliğinin yerine, realistler, dünyevi boyutta devletin aşkınlaştırılması ve bu kurumların varoluşsal nedeni olarak gücün ve çıkarın mutlaklaştırılmasının, insan motivasyonuna kötümserci bakış açısının, dünya düzeninin çatışma temelli mekanik bir dengeye ulaşabileceği anlayışlarının bütününün bir araya gelerek oluşturduğu çerçeveyi yerleştirmişlerdir. Ulaşılan sonuç ise, modern uluslararası sistemin çatışmacı ve anarşik karakterli olduğu, bu sistemin devamını sağlayacak, devletlerin kuşatıcı üst kimliği olabilecek unsur olarak da güç dengesinin kabul edildiği bir yaklaşım tarzıdır. Bu çalışmada Uluslararası İlişkiler teorileri içinde ikinci sırada ele alınan liberalizm, modern uluslararası sistemin doğasını rasyonel insanın makul davranacağından, cumhuriyetçi-demokratik devletlerin rasyonel insanın kapasitesini iv gerçekleştirebileceği bir yönetim anlayışından ve evrensel değerler olarak kabul ettiği "serbest ticaret", "evrensel hukuk", "bireyin evrensel hakları", toplumlar arası karşılıklı işbirliği ve "tüm insanlığın karşılıklı hak ve sorumluğu" gibi kavramlardan/önermelerden hareketle barış ve uyum içinde tanımlar. Bu barışçıl uluslararası sisteme ise evrensel olduğu düşünülen demokratik ve cumhuriyetçi değerleri kuşatıcı üst kimlik olarak önerir. Bu tanımlamayı, hem Avrupa'ya hem de tüm dünyaya (coğrafya ve insanlık anlamında) tek geçerli dünya düzeni algısı olarak sunar. Klasik Uluslararası İlişkiler teorileri içinde son olarak ele alınan marksizm, uluslararası ilişkileri, üretim tarzları arası ilişkiler olarak görmektedir. Üretim tarzının şekillendirdiği sosyal formasyonlar arası ilişkiler hem toplumsal hem de uluslararası ilişkileri oluşturur. Bunun yanında, modern uluslararası sistem kapitalist üretim tarzının egemen olduğu kapitalist uluslararası sistem olarak tanımlanmaktadır. Marksizm, kapitalist devletlerden oluşan uluslararası sistemin doğasını, burjuvazinin egemen olduğu kapitalist devletlerin "bitmek tükenmek bilmeyen daha fazla kâr ve piyasa için girdikleri mücadele"den dolayı çatışmacı bir karakterde betimlemektedir. Kapitalist mücadeleden kaynaklanan uluslararası sistemin savaşım durumu ancak komünist dünya düzeni ile barışçıl yapılabilir. Buna göre, insanın özgürleştiği, kendi kapasitesini gerçekleştirebildiği, sınıfsız ve refahın ortak bölüşüldüğü komünist toplum/sistem, modern uluslararası sistemin yaşam alanı olabilecek üst bir kimlik olarak sunulmaktadır. Sonuç olarak iki gurupta ele alınabilecek çıkarımlara ulaşılmıştır. Modern uluslararası sistemin doğuşu incelenerek, ontolojik bir tahlille içinde yaşadığımız uluslararası sistemin soykütüğü ortaya konulmuştur. Bu bağlamda modern uluslararası sistemin, Batının kendi iç dini-siyasi ve iktisadi dönüşüm ve gelişmeler neticesinde ortaya çıktığı dolayısıyla Avrupa değer algısının ve coğrafyasının izlerini taşıdığı belirlenmiştir. Buna göre, hem ulus-devletin kökenleri, hem kapitalist üretim tarzı hem dini ve dünyevi alanın ayrımı hem de demokratik liberal değerler bu dönüşümlere bağlı olarak oluşturulmuştur. İkinci olarak modern uluslararası sistemin doğuşu incelenerek, Uluslararası İlişkilerin ortak sorunun felsefi arkaplanına ulaşılmıştır. Zira buna göre, klasik Uluslararası İlişkiler teorileri olan realizm, liberalizm ve marksizm en temelde oluşan modern uluslararası sistemin doğasına yönelik tanımlamada farklılaşmaktadırlar.

Muhammed Ali Ağcan
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Kriz yönetimi açısından Doğu Akdeniz deniz yetki alanları uyuşmazlığı

Bu tez çalışmasında, Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı kriz yönetimi bağlamında analiz edilecektir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) 2001 yılından itibaren Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. Kıbrıs Adası etrafında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmiş; Mısır, Lübnan ve İsrail ile MEB Sınırlandırma Antlaşmaları imzalamıştır. İlan ettiği MEB?de Hidrokarbon Arama Ruhsat Sahaları ilan etmiş ve bunları ihaleye açmıştır. İhalelerin ilk sonucu olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Noble Enerji Şirketi 13. sahada ruhsat sahibi olmuş ve sondaj faaliyetlerine başlamıştır. Türkiye, GKRY?nin fiili durum yaratmasını kıyı devlet olarak hak ve menfaatlerine zarar verdiğini ve Kıbrıs Sorununun çözüm sürecini de olumsuz etkileyeceği için kabul etmemektedir. Türkiye için karar alıcıların algılarına bağlı olarak bir kriz hali alan bu süreçte kriz yönetim stratejileri olarak önce zorlayıcı diplomasi stratejisi kullanılmıştır. Daha sonra değişen uluslararası konjonktür ile beraber misilleme ve zamana yayma stratejisi uygulamasına geçilmiştir. Bu çalışma kriz yönetimi bağlamında Türkiye?nin önce zorlayıcı diplomasi uygulayıp sonra stratejisini daha yumuşa bir söyleme dayanan zamana yayma ve misillemeye kaymasındaki süreci ve nedenlerini açıklamaya çalışmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde kavramsal ve kuramsal kısıma yer verilecektir. Burada uluslararası ilişkiler teorisi olarak Neoklasik Realist çerçeve verilecek ve kriz ve karar almaya ilişkin bilgiler aktarılacaktır. Üçüncü bölümde Türk Dış Politikasında karar alıcıların neler olduğu ve Anayasa?da ya da kurucu yasalarda belirlenen dış politikaya ilişkin görev ve yetkilerine değinilerek Türk dış politikasında karar alma mekanizması hakkında bilgi verilecektir. Son bölümde ise Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı?nın arka planı anlatılarak kriz yönetimi bağlamında analizi yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Kriz, Kriz Yönetimi, Uyuşmazlık Çözümü, Dış Politika Krizi, Deniz Yetki Alanları

Akdeniz bölgesiDoğu Akdeniz bölgesiGüney Kıbrıs Rum Yönetimi+6
Tuğçe Kafdağlı
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinde 1989 krizi: Kriz yönetimi açısından bir inceleme

Bu tez çalışmasında, Türkiye ve Bulgaristan arasında 1984 ve 1989 yılları arasında yaşanan ?göç krizi? incelenecektir. İkili ilişkiler 1984?ün sonlarına kadar iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde yürütülmektedir. Ancak Bulgaristan içindeki Türk azınlığı kendisine tehdit olarak algılamaktadır.1984?ün sonlarında bu tehdit algısına son vermek için de Bulgar yönetimi azınlığın asimilasyonuna yönelik eylemler gerçekleştirmiştir. Türkiye, soydaşları olarak kabul ettiği bu azınlığa karşı Bulgaristan'ın kendi lehine yaratmış olduğu fiili durum ihlaline son vermesini talep etmiştir. Bulgaristan yönetiminin istenen yönde bir tutum değişikliğine gitmemesi karar alıcıların tehdit algısının seviyesini yükselterek bir dış politika krizine yol açmıştır. Bir dış politika krizinde karar alıcılar hedef devletin eylemlerine göre karar almaya zorlanmaktadırlar. Bu kararların alınmasında karar alıcılar birtakım önceliklere sahip olmaktadırlar. Bu öncelikler onların hedef devletin yaratmış olduğu fiili durum ihlalini tehdit olarak algılamasından söz konusu krizin yönetilmesinde tercih edilecek araçların şekline kadar belirleyici olmaktadır. Bu önceliklerin belirlenmesinde karar alıcılar aktif bir rol oynamakla beraber ulusal/uluslararası kamuoyu, üçüncü aktörlerin davranışları, uluslararası sistem de kararların alınmasında karar alıcıları sınırlandıran ya da rahat hareket etme olanağı tanıyan faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.Bu faktörleri göz önünde bulundurarak yapılacak olan bu çalışmada Bulgaristan ile yaşanan azınlık sorununun nasıl bir krize dönüştüğünü net bir şekilde görmek mümkün olacaktır.Diğer yandan krizler de çatışmalardan farklı ama yine de bir anlaşmazlık durumunu içerdikleri için uluslararası ilişkiler teorilerinin çatışmaya bakış açılarına yer verilecektir. Fakat öncelikle bu çalışma diğer uluslararası ilişkiler teorilerinden farklı olarak karar alıcıların algılamalarına, göreceli güç kavramına, ulusal faktörlere atıfta bulunan Neoklasik Realizm temeli üzerinden kurgulanacaktır. Bu teorinin kullanımı ister istemez bir dış politika analizinin de yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu noktada karar alıcıların eylemlerinin hedef ülke ve üçüncü aktör üzerindeki etki ve tepkileri de bu çalışmada önemli bir yere sahiptir.Krizler bir süreç içerisinde işlemekte olup karşılaşılan olayın niteliğine, tarafına, krizlerin ortaya çıktığı coğrafyaya göre farklı şekillerde ortaya çıkmakta ve farklı sonuçlar doğurmaktadırlar. Bu nedenle de bu çalışmada bir kriz tasnifi yapılması gereksinimi ortaya çıkmıştır.Liderler kriz sürecinde, ulusal çıkarlarını asgari seviyede koruyarak ihtiyaçlarının karşılanmasını içeren kriz yönetiminin zorluklarıyla mücadele etmek durumundadırlar. Bu mücadele sürecinde seçilecek olan strateji kaynakların ne derecede kullanılacağını da belirlemektedirler. Bu nedenle hedefi fiili durum ihlalinden caydıracak stratejinin benimsenmesi önemli olmaktadır. Benimsenen strateji krizleri yönetmede tek başına etkili olmayıp kriz yönetiminin başarısını etkileyen faktörler de bu çalışmada krizin ne kadar etkin bir şekilde yürütüldüğünü anlamak açısından dikkate değer olmaktadır.Bu çalışmada, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerin `kara leke? olarak adlandırıldığı kriz sürecini karar alıcıların uygulamaları dahilinde ele almak neden bir krizin ortaya çıktığını ve binlerce göçmenin mağduriyetine yol açtığını göstermesi açısından önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kriz Yönetimi, Dış Politika Krizleri, Uyuşmazlık Çözümü, 1989 Bulgaristan Göçü.

BulgaristanKriz yönetimiTürk dış politikası+4
Zehra Gürsoy
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye - İsrail ilişkilerinde Mavi Marmara Krizi kriz yönetimi açısından bir inceleme

Bu tez çalışmasında, Türkiye ve İsrail arasında 2010 yılının Mayıs ayında başlayan ve halen devam etmekte olan "Mavi Marmara Krizi" incelenecektir. İnsan Hak ve Hürriyetleri Vakfı (İHH), The Free Gaza Movement, Ship To Free Gaza, Ship to Gaza Sweden, The International Committee to Lift Siege on Gaza, The European Campain to End the Siege on Gaza adlı sivil toplum kuruluşlarının Gazze'ye deniz yoluyla yardım ulaştıracağını kamuoyuna ilan etmesi, İsrail'de tepkilere neden olmuştur. İsrail, filonun yola çıkmasına izin verilmemesi gerektiğini birçok kanaldan Türkiye'ye iletmiştir. Türk karar alıcılar ise, Türkiye'nin demokratik bir ülke olduğunu ve sivil toplum faaliyetlerinin zorla engellenemeyeceğini belirten açıklamalar yapmışlardır. Yardım Filosu'na 31 Mayıs 2014 sabahı 4.30 sıralarında İsrail karasularının 70-80 deniz mili açığında düzenlediği operasyon sonucunda 10 kişi hayatını kaybetmiş 50'den fazla aktivist ise yaralanmıştır. İsrail'in askeri müdahalesi nedeniyle sivil toplum-devlet arasında başlayan bir kriz, Türkiye-İsrail krizine dönüşmüştür. Türkiye için "Mavi Marmara Krizi" filoya uluslararası sularda askeri operasyon düzenlenmesi ve aktivistlere ölçüsüz şiddet uygulanmasıyla başlamıştır. Sivil toplum örgütlerinin bir eyleminin İsrail tarafından askeri operasyonla karşılık bulması, İsrail için de bir krizin varlığını göstermektedir. Çalışma, karar alıcıların algılamalarına, göreceli güç kavramına, ulusal faktörlere atıfta bulunan Neoklasik Realizm temeli üzerinden kurgulanacaktır. Karar alıcıların eylemleri, hedef ülke, üçüncü aktör üzerindeki etki ve tepkileri önemli bir yere sahiptir. Farklı biçim, şekil ve coğrafyalarda, yine birbirinden farklı süreçlerle gelişen krizlerin varlığı hem bir tanım hem de tasnif yapılmasını gerektirmiştir. Karar alma mekanizmasının başında bulunan liderler, dönemlerinde ulusal çıkarlarını korumak ve kriz yönetiminin zorluklarıyla mücadele etmek durumundadırlar. Ayrıca, bu süreçte hangi stratejinin seçileceğine, kaynakların nasıl kullanılacağını da belirlemektedirler. Kriz yönetim sürecinde benimsenen strateji, krizleri yönetmede tek başına etkili olmayıp, sürecin başarısını etkileyen faktörler birçok faktör bulunmaktadır. Çalışmada, Türkiye ile İsrail ilişkilerinin "11 Eylül'ü" olarak ifade edilen Mavi Marmara Krizi, karar alıcıların uygulamaları dâhilinde ele alınıp, neden bir krizin ortaya çıktığını belirlemek açısından önemli olacaktır.

KrizKriz yönetimiMavi Marmara+5
Ayşe Küçük
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye - İsrail ilişkilerinde Mavi Marmara Krizi kriz yönetimi açısından bir inceleme

Bu tez çalışmasında, Türkiye ve İsrail arasında 2010 yılının Mayıs ayında başlayan ve halen devam etmekte olan "Mavi Marmara Krizi" incelenecektir. İnsan Hak ve Hürriyetleri Vakfı (İHH), The Free Gaza Movement, Ship To Free Gaza, Ship to Gaza Sweden, The International Committee to Lift Siege on Gaza, The European Campain to End the Siege on Gaza adlı sivil toplum kuruluşlarının Gazze'ye deniz yoluyla yardım ulaştıracağını kamuoyuna ilan etmesi, İsrail'de tepkilere neden olmuştur. İsrail, filonun yola çıkmasına izin verilmemesi gerektiğini birçok kanaldan Türkiye'ye iletmiştir. Türk karar alıcılar ise, Türkiye'nin demokratik bir ülke olduğunu ve sivil toplum faaliyetlerinin zorla engellenemeyeceğini belirten açıklamalar yapmışlardır. Yardım Filosu'na 31 Mayıs 2014 sabahı 4.30 sıralarında İsrail karasularının 70-80 deniz mili açığında düzenlediği operasyon sonucunda 10 kişi hayatını kaybetmiş 50'den fazla aktivist ise yaralanmıştır. İsrail'in askeri müdahalesi nedeniyle sivil toplum-devlet arasında başlayan bir kriz, Türkiye-İsrail krizine dönüşmüştür. Türkiye için "Mavi Marmara Krizi" filoya uluslararası sularda askeri operasyon düzenlenmesi ve aktivistlere ölçüsüz şiddet uygulanmasıyla başlamıştır. Sivil toplum örgütlerinin bir eyleminin İsrail tarafından askeri operasyonla karşılık bulması, İsrail için de bir krizin varlığını göstermektedir. Çalışma, karar alıcıların algılamalarına, göreceli güç kavramına, ulusal faktörlere atıfta bulunan Neoklasik Realizm temeli üzerinden kurgulanacaktır. Karar alıcıların eylemleri, hedef ülke, üçüncü aktör üzerindeki etki ve tepkileri önemli bir yere sahiptir. Farklı biçim, şekil ve coğrafyalarda, yine birbirinden farklı süreçlerle gelişen krizlerin varlığı hem bir tanım hem de tasnif yapılmasını gerektirmiştir. Karar alma mekanizmasının başında bulunan liderler, dönemlerinde ulusal çıkarlarını korumak ve kriz yönetiminin zorluklarıyla mücadele etmek durumundadırlar. Ayrıca, bu süreçte hangi stratejinin seçileceğine, kaynakların nasıl kullanılacağını da belirlemektedirler. Kriz yönetim sürecinde benimsenen strateji, krizleri yönetmede tek başına etkili olmayıp, sürecin başarısını etkileyen faktörler birçok faktör bulunmaktadır. Çalışmada, Türkiye ile İsrail ilişkilerinin "11 Eylül'ü" olarak ifade edilen Mavi Marmara Krizi, karar alıcıların uygulamaları dâhilinde ele alınıp, neden bir krizin ortaya çıktığını belirlemek açısından önemli olacaktır.

KrizKriz yönetimiMavi Marmara+5
Ayşe Küçük
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye - İsrail ilişkilerinde Mavi Marmara Krizi kriz yönetimi açısından bir inceleme

Bu tez çalışmasında, Türkiye ve İsrail arasında 2010 yılının Mayıs ayında başlayan ve halen devam etmekte olan "Mavi Marmara Krizi" incelenecektir. İnsan Hak ve Hürriyetleri Vakfı (İHH), The Free Gaza Movement, Ship To Free Gaza, Ship to Gaza Sweden, The International Committee to Lift Siege on Gaza, The European Campain to End the Siege on Gaza adlı sivil toplum kuruluşlarının Gazze'ye deniz yoluyla yardım ulaştıracağını kamuoyuna ilan etmesi, İsrail'de tepkilere neden olmuştur. İsrail, filonun yola çıkmasına izin verilmemesi gerektiğini birçok kanaldan Türkiye'ye iletmiştir. Türk karar alıcılar ise, Türkiye'nin demokratik bir ülke olduğunu ve sivil toplum faaliyetlerinin zorla engellenemeyeceğini belirten açıklamalar yapmışlardır. Yardım Filosu'na 31 Mayıs 2014 sabahı 4.30 sıralarında İsrail karasularının 70-80 deniz mili açığında düzenlediği operasyon sonucunda 10 kişi hayatını kaybetmiş 50'den fazla aktivist ise yaralanmıştır. İsrail'in askeri müdahalesi nedeniyle sivil toplum-devlet arasında başlayan bir kriz, Türkiye-İsrail krizine dönüşmüştür. Türkiye için "Mavi Marmara Krizi" filoya uluslararası sularda askeri operasyon düzenlenmesi ve aktivistlere ölçüsüz şiddet uygulanmasıyla başlamıştır. Sivil toplum örgütlerinin bir eyleminin İsrail tarafından askeri operasyonla karşılık bulması, İsrail için de bir krizin varlığını göstermektedir. Çalışma, karar alıcıların algılamalarına, göreceli güç kavramına, ulusal faktörlere atıfta bulunan Neoklasik Realizm temeli üzerinden kurgulanacaktır. Karar alıcıların eylemleri, hedef ülke, üçüncü aktör üzerindeki etki ve tepkileri önemli bir yere sahiptir. Farklı biçim, şekil ve coğrafyalarda, yine birbirinden farklı süreçlerle gelişen krizlerin varlığı hem bir tanım hem de tasnif yapılmasını gerektirmiştir. Karar alma mekanizmasının başında bulunan liderler, dönemlerinde ulusal çıkarlarını korumak ve kriz yönetiminin zorluklarıyla mücadele etmek durumundadırlar. Ayrıca, bu süreçte hangi stratejinin seçileceğine, kaynakların nasıl kullanılacağını da belirlemektedirler. Kriz yönetim sürecinde benimsenen strateji, krizleri yönetmede tek başına etkili olmayıp, sürecin başarısını etkileyen faktörler birçok faktör bulunmaktadır. Çalışmada, Türkiye ile İsrail ilişkilerinin "11 Eylül'ü" olarak ifade edilen Mavi Marmara Krizi, karar alıcıların uygulamaları dâhilinde ele alınıp, neden bir krizin ortaya çıktığını belirlemek açısından önemli olacaktır.

KrizKriz yönetimiMavi Marmara+5
Ayşe Küçük
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

AKP hükümetlerinin dış politika söylem ve pratiği: İnşacı perspektiften bir analiz

Bu tez çalışmasında, 3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin; 2002 ve 2014 yılları arasındaki siyasi kimliği, hükümet dönemleri arasında kimlik kurgusunda yaşanan farklılıklar, AKP kimliğinin dış politika pratiklerinde meydana getirdiği değişiklikler ve İnşacı (Konstrüktivist) yaklaşımın bu değişikleri ne ölçüde açıklayabildiği incelenecektir. Devlet kimliği konusunun önemli bir yer teşkil ettiği Türkiye Cumhuriyeti siyasi hayatında, kimliği ile ön plana çıkan bir siyasal aktör olarak AKP, içinden çıktğı "Milli Görüş" geçmişini reddetmiş ve özellikle iktidarının ilk yıllarında Türk siyasal sisteminin temel parametreleri ile barışık bir kimlik kurgusu geliştirmiştir. Ancak seküler muhalefet karşısında güvenlik ve meşruiyet arayışının şekillendirdiği pragmatik bir kimlik olan "Muhafazakâr Demokrat" parti kimliği, farklı hükümet dönemlerinde farklı şekillerde kurgulanmış ve bu farklılıklar dış politika pratiklerine de yansımıştır. Bu durum, kimliği, dış politikanın temeline oturtan ve verili bir kimlik ve çıkar tanımı olmadığı varsayımından hareket eden İnşacı yaklaşımın, kimlik ve dış politikaya atfettiği esneklik ile örtüşmektedir. Ancak AKP'nin iktidara gelmesi ile birlikte yeni karar alıcıların çıkar ve güvenlik algıları kapsamında dış politika pratiklerinde neden olduğu değişikliklerin, metot ve tutum değişikliklerini mi, yoksa köklü dış politika değişikliklerini mi yansıttığı tartışmalı bir konudur. Bu açıdan, İnşacı yaklaşımın, AKP kimliğinin Türk dış politikasının pratiklerinde meydana getirdiği değişimin derecesini açıklamadaki sınırlılık da belirtilmelidir. Bu faktörleri göz önünde bulundurarak yapılacak olan bu çalışmada, AKP mensuplarının, siyasal ve toplumsal söylemleri, farklı hükümet dönemlerinde farklı şekilde kurgulanan AKP kimliğinin daha iyi anlaşılmasını mümkün kılacaktır. Başta AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Parti mensuplarının söylem ve beyanları, karar alıcıların güvenlik ve çıkar algılarını yansıtması ve kimlik kurgusundaki dönemsel farklılıkların anlaşılabilmesi açısından önemli bir yere sahiptir. Diğer yandan, çalışma kapsamında incelenen Irak ve Kıbrıs politikaları da AKP'nin kimlik kurgusu ve siyasal söylemlerinde yaşadığı dönüşümün dış politika pratiklerine nasıl yansıdığının görülmesine olanak tanıyacaktır. Ayrıca AKP kimliğinin geleneksel dış politika olayları açısından özsel bir farklılık yaratıp yaratmadığının anlaşılmasını mümkün kılacak olan bu dış politika olayları, AKP kimliğinin stratejik ve pragmatik bir tercihi yansıtıp yansıtmadığının da belirlenmesine yardımcı olacaktır.

Adalet ve Kalkınma PartisiDevlet inşaasıSiyasi kimlik+4
Burcu Akpınar
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

AKP hükümetlerinin dış politika söylem ve pratiği: İnşacı perspektiften bir analiz

Bu tez çalışmasında, 3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin; 2002 ve 2014 yılları arasındaki siyasi kimliği, hükümet dönemleri arasında kimlik kurgusunda yaşanan farklılıklar, AKP kimliğinin dış politika pratiklerinde meydana getirdiği değişiklikler ve İnşacı (Konstrüktivist) yaklaşımın bu değişikleri ne ölçüde açıklayabildiği incelenecektir. Devlet kimliği konusunun önemli bir yer teşkil ettiği Türkiye Cumhuriyeti siyasi hayatında, kimliği ile ön plana çıkan bir siyasal aktör olarak AKP, içinden çıktğı "Milli Görüş" geçmişini reddetmiş ve özellikle iktidarının ilk yıllarında Türk siyasal sisteminin temel parametreleri ile barışık bir kimlik kurgusu geliştirmiştir. Ancak seküler muhalefet karşısında güvenlik ve meşruiyet arayışının şekillendirdiği pragmatik bir kimlik olan "Muhafazakâr Demokrat" parti kimliği, farklı hükümet dönemlerinde farklı şekillerde kurgulanmış ve bu farklılıklar dış politika pratiklerine de yansımıştır. Bu durum, kimliği, dış politikanın temeline oturtan ve verili bir kimlik ve çıkar tanımı olmadığı varsayımından hareket eden İnşacı yaklaşımın, kimlik ve dış politikaya atfettiği esneklik ile örtüşmektedir. Ancak AKP'nin iktidara gelmesi ile birlikte yeni karar alıcıların çıkar ve güvenlik algıları kapsamında dış politika pratiklerinde neden olduğu değişikliklerin, metot ve tutum değişikliklerini mi, yoksa köklü dış politika değişikliklerini mi yansıttığı tartışmalı bir konudur. Bu açıdan, İnşacı yaklaşımın, AKP kimliğinin Türk dış politikasının pratiklerinde meydana getirdiği değişimin derecesini açıklamadaki sınırlılık da belirtilmelidir. Bu faktörleri göz önünde bulundurarak yapılacak olan bu çalışmada, AKP mensuplarının, siyasal ve toplumsal söylemleri, farklı hükümet dönemlerinde farklı şekilde kurgulanan AKP kimliğinin daha iyi anlaşılmasını mümkün kılacaktır. Başta AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Parti mensuplarının söylem ve beyanları, karar alıcıların güvenlik ve çıkar algılarını yansıtması ve kimlik kurgusundaki dönemsel farklılıkların anlaşılabilmesi açısından önemli bir yere sahiptir. Diğer yandan, çalışma kapsamında incelenen Irak ve Kıbrıs politikaları da AKP'nin kimlik kurgusu ve siyasal söylemlerinde yaşadığı dönüşümün dış politika pratiklerine nasıl yansıdığının görülmesine olanak tanıyacaktır. Ayrıca AKP kimliğinin geleneksel dış politika olayları açısından özsel bir farklılık yaratıp yaratmadığının anlaşılmasını mümkün kılacak olan bu dış politika olayları, AKP kimliğinin stratejik ve pragmatik bir tercihi yansıtıp yansıtmadığının da belirlenmesine yardımcı olacaktır.

Adalet ve Kalkınma PartisiDevlet inşaasıSiyasi kimlik+4
Burcu Akpınar
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

AKP hükümetlerinin dış politika söylem ve pratiği: İnşacı perspektiften bir analiz

Bu tez çalışmasında, 3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin; 2002 ve 2014 yılları arasındaki siyasi kimliği, hükümet dönemleri arasında kimlik kurgusunda yaşanan farklılıklar, AKP kimliğinin dış politika pratiklerinde meydana getirdiği değişiklikler ve İnşacı (Konstrüktivist) yaklaşımın bu değişikleri ne ölçüde açıklayabildiği incelenecektir. Devlet kimliği konusunun önemli bir yer teşkil ettiği Türkiye Cumhuriyeti siyasi hayatında, kimliği ile ön plana çıkan bir siyasal aktör olarak AKP, içinden çıktğı "Milli Görüş" geçmişini reddetmiş ve özellikle iktidarının ilk yıllarında Türk siyasal sisteminin temel parametreleri ile barışık bir kimlik kurgusu geliştirmiştir. Ancak seküler muhalefet karşısında güvenlik ve meşruiyet arayışının şekillendirdiği pragmatik bir kimlik olan "Muhafazakâr Demokrat" parti kimliği, farklı hükümet dönemlerinde farklı şekillerde kurgulanmış ve bu farklılıklar dış politika pratiklerine de yansımıştır. Bu durum, kimliği, dış politikanın temeline oturtan ve verili bir kimlik ve çıkar tanımı olmadığı varsayımından hareket eden İnşacı yaklaşımın, kimlik ve dış politikaya atfettiği esneklik ile örtüşmektedir. Ancak AKP'nin iktidara gelmesi ile birlikte yeni karar alıcıların çıkar ve güvenlik algıları kapsamında dış politika pratiklerinde neden olduğu değişikliklerin, metot ve tutum değişikliklerini mi, yoksa köklü dış politika değişikliklerini mi yansıttığı tartışmalı bir konudur. Bu açıdan, İnşacı yaklaşımın, AKP kimliğinin Türk dış politikasının pratiklerinde meydana getirdiği değişimin derecesini açıklamadaki sınırlılık da belirtilmelidir. Bu faktörleri göz önünde bulundurarak yapılacak olan bu çalışmada, AKP mensuplarının, siyasal ve toplumsal söylemleri, farklı hükümet dönemlerinde farklı şekilde kurgulanan AKP kimliğinin daha iyi anlaşılmasını mümkün kılacaktır. Başta AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Parti mensuplarının söylem ve beyanları, karar alıcıların güvenlik ve çıkar algılarını yansıtması ve kimlik kurgusundaki dönemsel farklılıkların anlaşılabilmesi açısından önemli bir yere sahiptir. Diğer yandan, çalışma kapsamında incelenen Irak ve Kıbrıs politikaları da AKP'nin kimlik kurgusu ve siyasal söylemlerinde yaşadığı dönüşümün dış politika pratiklerine nasıl yansıdığının görülmesine olanak tanıyacaktır. Ayrıca AKP kimliğinin geleneksel dış politika olayları açısından özsel bir farklılık yaratıp yaratmadığının anlaşılmasını mümkün kılacak olan bu dış politika olayları, AKP kimliğinin stratejik ve pragmatik bir tercihi yansıtıp yansıtmadığının da belirlenmesine yardımcı olacaktır.

Adalet ve Kalkınma PartisiDevlet inşaasıSiyasi kimlik+4
Burcu Akpınar
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Çatışma ve kriz yönetiminde siyasal lider davranışı: A. Menderes örneği

Bu çalışmada, dış politika krizleri, krizlerin yönetilmesinde birincil rolde olan karar alıcı liderlerin kişilikleri ile birlikte rakibine ve siyasi ortamın doğasına yönelik yargılarından yola çıkılarak incelenmeye çalışılmıştır. İki ya da daha fazla ülke arasında olası bir gerginlik yaşanması durumunda, bir ülkenin başka bir ülkeye veya ülkelere savaş açması ya da tam tersi temkinli ve işbirlikçi metotlarla uzlaşmaya gitmesi kararını veren ya da bu konuda en azından en yetkili olan kişi liderdir. Liderin kararlarının altında yatan önemli değişkenlerin tespit edilebilmesi için metodolojik olarak Alexander George'un Operasyonel Kod Analizi yöntemi tercih edilmiştir. George'un sisteminde beşi felsefi, diğer beşi ise araçsal şeklinde adlandırılan toplam on soru bulunmakta ve bu sorular karar alıcı liderin, muhatap rakibe yönlendirdiği sözleriyle birlikte fiillerine bakılarak cevaplandırılmaktadır. Karar alıcı lider olarak Türkiye'de 1950-1960 yılları arasında 10 yıl boyunca Başbakan olan Adnan Menderes seçilmiş olup, örnek olay incelemesi olarak ise Menderes'in Başbakanlığı döneminde meydana gelmiş olan toplam altı kriz tercih edilmiştir. Bu krizler kronolojik sıraya göre, Kore Savaşı Krizi, 6-7 Eylül Olayları (1955), Süveyş Savaşı Krizi (1956), 1957 Suriye Krizi, 1958 Irak Krizi ve 1958 Lübnan Krizi'dir. Türkiye Cumhuriyeti'nde Adnan Menderes'e gelinceye kadar işleyen siyasal sistem ve karar alıcılarla ilgili genel tanımlamalar ve tespitler yapıldıktan sonra Menderes'in siyasi tarzı ortaya konmaya çalışılmıştır. Altı krizin sonucunda ulaşılan bulgu ise, detayları çalışmanın ilgili bölümünde sunulduğu gibi, Menderes öncülüğündeki Türkiye'nin daha çok çatışmacı bir tavır sergilediği yönündedir. Türkiye'deki ve dünya üzerindeki birçok kriz incelendikten sonra görülen odur ki, liderlerin çatışmacı davrandıkları krizler topyekûn savaşa sebebiyet verebilmektedir; ancak bu arzu edilen bir durum değildir. Menderes örneğinde, Suriye ve Irak krizlerinde bariz çatışmacı tavra rağmen kapsamlı bir savaşın çıkmamasının sebebi Amerika ve İngiltere'nin askeri müdahaleye karşı çıkmış olmalarıdır.

Demokrat PartiKriz yönetimiLiderlik+5
İbrahim Tekeş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk-Amerikan ilişkilerinde haşhaş ekimi krizi (1968-1975) kriz yönetimi açısından bir inceleme

Bu tez çalışmasında, Richard Nixon'ın iktidara geldiği 1968 yılından 1975 yılına kadar olan süreçte iki ülke arasında dış politika sorununa dönüşen Türkiye'de "haşhaş ekimi", kriz analizi kapsamında ele alınacaktır. Haşhaş Ekimi Krizi, Türk-Amerikan ilişkileri açısından temelleri 1968'de atılan bir kriz olmanın yanı sıra tarafların kendi ulusal siyaset gündemini de belirleyici bir nitelik taşımıştır. Söz konusu kriz genelde olaylar üzerinden, olayların seyri açısından ele alınmakta ve bu konudaki çalışmaların hiçbiri teorik bir çerçeve sunmamaktadır. Bu çalışmada, Türk-Amerikan ilişkilerinde haşhaş ekimi krizi boyunca iki ülke arasındaki ilişkilerin doğasının bir uluslararası ilişkiler teorisi olan Neoklasik Realizm yaklaşımına daha uygun olduğu tespit edilmiştir. Türkiye'nin eskiden beri yetiştirdiği haşhaşın ve ondan elde edilen afyonun bir dış politika sorununa dönüş[türül]mesi ile haşhaş ekimi sorunu diplomatik bir nitelik kazanmıştır. ABD'nin baskıları karşısında direnç gösteren Türk karar alıcılar için kriz yönetim süreci bir meydan okumaya dönüşmüştür. Haşhaş ekiminin yasaklanmasını talep eden ABD'ye karşı topyekün ekim yasağını kabul etmeyen Demirel Hükümeti'nin bir uzlaşı zemini yaratamamış olması taraflar arasında bir kırılma noktası doğurmuştur. Bu kırılma noktası ise taraflar için bir kriz yönetim sürecini ortaya çıkartmıştır. Krizin sönümlenmesi-yumuşaması ise 30 Haziran 1971 tarihinde Türkiye'nin haşhaş ekimini topyekün yasaklanması ile gerçekleşmiştir. Ancak Türkiye'nin haşhaş ekimi yasağını 1 Temmuz 1974 tarihinde kaldırıp tekrar üretime başlamasıyla ABD için kriz yeniden tırmanmıştır. Çalışmada kriz anında krizin şekillenmesinde büyük önem taşıyan karar alıcıların liderlik kodları, aktör ve ulusal-uluslararası sistem unsurlarını birarada değerlendiren, Neoklasik Realizm yaklaşımından yararlanılacaktır. Her kriz kendi özgün ve özgül özelliklerini, ortaya çıktığı koşulları yansıttığından krizler de sınıflandırılmıştır. Bu durum krizin türüne göre kriz yönetim stratejileri geliştirmeyi de gerektirmiştir. Karar alıcılar, kriz yönetimi anında benimsedikleri strateji doğrultusunda kendi liderlik kodlarını da konuşturmuş olurlar. Böylelikle kaynakların nasıl kullanılacağı sorusu da karar alıcıların aldıkları kararlara göre belirlenmektedir. Çalışma, 1968-1975 yılları arasında bir uluslararası sorun haline gelen haşhaş ekiminin, Türkiye'deki üç farklı siyasal karar alıcı tarafından nasıl ele alındığını ve Haşhaş Ekimi Krizi'nin nasıl yönetildiğini, krize sebep olan süreçleri de anlatarak ortaya koymayı hedeflemektedir. Aynı zamanda, "Taraflar için ne zaman bir kriz oluşur?" sorusunu da cevaplayan bu çalışma ile dış politika literatürüne katkı sunmak amaçlanmaktadır.

AfyonHaşhaşKriz+4
Nuray Okumuş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk-Amerikan ilişkilerinde haşhaş ekimi krizi (1968-1975) kriz yönetimi açısından bir inceleme

Bu tez çalışmasında, Richard Nixon'ın iktidara geldiği 1968 yılından 1975 yılına kadar olan süreçte iki ülke arasında dış politika sorununa dönüşen Türkiye'de "haşhaş ekimi", kriz analizi kapsamında ele alınacaktır. Haşhaş Ekimi Krizi, Türk-Amerikan ilişkileri açısından temelleri 1968'de atılan bir kriz olmanın yanı sıra tarafların kendi ulusal siyaset gündemini de belirleyici bir nitelik taşımıştır. Söz konusu kriz genelde olaylar üzerinden, olayların seyri açısından ele alınmakta ve bu konudaki çalışmaların hiçbiri teorik bir çerçeve sunmamaktadır. Bu çalışmada, Türk-Amerikan ilişkilerinde haşhaş ekimi krizi boyunca iki ülke arasındaki ilişkilerin doğasının bir uluslararası ilişkiler teorisi olan Neoklasik Realizm yaklaşımına daha uygun olduğu tespit edilmiştir. Türkiye'nin eskiden beri yetiştirdiği haşhaşın ve ondan elde edilen afyonun bir dış politika sorununa dönüş[türül]mesi ile haşhaş ekimi sorunu diplomatik bir nitelik kazanmıştır. ABD'nin baskıları karşısında direnç gösteren Türk karar alıcılar için kriz yönetim süreci bir meydan okumaya dönüşmüştür. Haşhaş ekiminin yasaklanmasını talep eden ABD'ye karşı topyekün ekim yasağını kabul etmeyen Demirel Hükümeti'nin bir uzlaşı zemini yaratamamış olması taraflar arasında bir kırılma noktası doğurmuştur. Bu kırılma noktası ise taraflar için bir kriz yönetim sürecini ortaya çıkartmıştır. Krizin sönümlenmesi-yumuşaması ise 30 Haziran 1971 tarihinde Türkiye'nin haşhaş ekimini topyekün yasaklanması ile gerçekleşmiştir. Ancak Türkiye'nin haşhaş ekimi yasağını 1 Temmuz 1974 tarihinde kaldırıp tekrar üretime başlamasıyla ABD için kriz yeniden tırmanmıştır. Çalışmada kriz anında krizin şekillenmesinde büyük önem taşıyan karar alıcıların liderlik kodları, aktör ve ulusal-uluslararası sistem unsurlarını birarada değerlendiren, Neoklasik Realizm yaklaşımından yararlanılacaktır. Her kriz kendi özgün ve özgül özelliklerini, ortaya çıktığı koşulları yansıttığından krizler de sınıflandırılmıştır. Bu durum krizin türüne göre kriz yönetim stratejileri geliştirmeyi de gerektirmiştir. Karar alıcılar, kriz yönetimi anında benimsedikleri strateji doğrultusunda kendi liderlik kodlarını da konuşturmuş olurlar. Böylelikle kaynakların nasıl kullanılacağı sorusu da karar alıcıların aldıkları kararlara göre belirlenmektedir. Çalışma, 1968-1975 yılları arasında bir uluslararası sorun haline gelen haşhaş ekiminin, Türkiye'deki üç farklı siyasal karar alıcı tarafından nasıl ele alındığını ve Haşhaş Ekimi Krizi'nin nasıl yönetildiğini, krize sebep olan süreçleri de anlatarak ortaya koymayı hedeflemektedir. Aynı zamanda, "Taraflar için ne zaman bir kriz oluşur?" sorusunu da cevaplayan bu çalışma ile dış politika literatürüne katkı sunmak amaçlanmaktadır.

AfyonHaşhaşKriz+4
Nuray Okumuş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk-Amerikan ilişkilerinde haşhaş ekimi krizi (1968-1975) kriz yönetimi açısından bir inceleme

Bu tez çalışmasında, Richard Nixon'ın iktidara geldiği 1968 yılından 1975 yılına kadar olan süreçte iki ülke arasında dış politika sorununa dönüşen Türkiye'de "haşhaş ekimi", kriz analizi kapsamında ele alınacaktır. Haşhaş Ekimi Krizi, Türk-Amerikan ilişkileri açısından temelleri 1968'de atılan bir kriz olmanın yanı sıra tarafların kendi ulusal siyaset gündemini de belirleyici bir nitelik taşımıştır. Söz konusu kriz genelde olaylar üzerinden, olayların seyri açısından ele alınmakta ve bu konudaki çalışmaların hiçbiri teorik bir çerçeve sunmamaktadır. Bu çalışmada, Türk-Amerikan ilişkilerinde haşhaş ekimi krizi boyunca iki ülke arasındaki ilişkilerin doğasının bir uluslararası ilişkiler teorisi olan Neoklasik Realizm yaklaşımına daha uygun olduğu tespit edilmiştir. Türkiye'nin eskiden beri yetiştirdiği haşhaşın ve ondan elde edilen afyonun bir dış politika sorununa dönüş[türül]mesi ile haşhaş ekimi sorunu diplomatik bir nitelik kazanmıştır. ABD'nin baskıları karşısında direnç gösteren Türk karar alıcılar için kriz yönetim süreci bir meydan okumaya dönüşmüştür. Haşhaş ekiminin yasaklanmasını talep eden ABD'ye karşı topyekün ekim yasağını kabul etmeyen Demirel Hükümeti'nin bir uzlaşı zemini yaratamamış olması taraflar arasında bir kırılma noktası doğurmuştur. Bu kırılma noktası ise taraflar için bir kriz yönetim sürecini ortaya çıkartmıştır. Krizin sönümlenmesi-yumuşaması ise 30 Haziran 1971 tarihinde Türkiye'nin haşhaş ekimini topyekün yasaklanması ile gerçekleşmiştir. Ancak Türkiye'nin haşhaş ekimi yasağını 1 Temmuz 1974 tarihinde kaldırıp tekrar üretime başlamasıyla ABD için kriz yeniden tırmanmıştır. Çalışmada kriz anında krizin şekillenmesinde büyük önem taşıyan karar alıcıların liderlik kodları, aktör ve ulusal-uluslararası sistem unsurlarını birarada değerlendiren, Neoklasik Realizm yaklaşımından yararlanılacaktır. Her kriz kendi özgün ve özgül özelliklerini, ortaya çıktığı koşulları yansıttığından krizler de sınıflandırılmıştır. Bu durum krizin türüne göre kriz yönetim stratejileri geliştirmeyi de gerektirmiştir. Karar alıcılar, kriz yönetimi anında benimsedikleri strateji doğrultusunda kendi liderlik kodlarını da konuşturmuş olurlar. Böylelikle kaynakların nasıl kullanılacağı sorusu da karar alıcıların aldıkları kararlara göre belirlenmektedir. Çalışma, 1968-1975 yılları arasında bir uluslararası sorun haline gelen haşhaş ekiminin, Türkiye'deki üç farklı siyasal karar alıcı tarafından nasıl ele alındığını ve Haşhaş Ekimi Krizi'nin nasıl yönetildiğini, krize sebep olan süreçleri de anlatarak ortaya koymayı hedeflemektedir. Aynı zamanda, "Taraflar için ne zaman bir kriz oluşur?" sorusunu da cevaplayan bu çalışma ile dış politika literatürüne katkı sunmak amaçlanmaktadır.

AfyonHaşhaşKriz+4
Nuray Okumuş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors