Theses supervised by Doç. Dr. Emrah Akbaş

17 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University, Manisa Celal Bayar University

DoctorateOpen AccessTR

İnsan-mekân ilişkisi bağlamında 'Yaşlı dostu mekânlar'

Mekân, genel kanının aksine; durağan ve statik değil, değişken ve dinamik bir olgudur. Sosyal aktörlerin talepleri, etkileri ve katılımlarıyla birlikte sürekli olarak kendini yeniden üretebilen bir kavramdır. Kent, içinde barındırdığı mikro ve makro mekânlarla birlikte bireylerin, toplumsal hayat, etkileşim ve iletişimlerinin gerçekleştirilmesine fırsat veren büyük bir sahnedir. Bu sahnede yaşayan tüm bireylerin gereksinim duyduğu, toplumsal ve mekânsal hayata katılım düzeylerinde sağlanması gereken fırsat eşitliği ve ulaşılabilirlik birçok araştırmanın bulguları arasında yer almıştır. Demografik yapı içinde artan yaşlı nüfus oranlarıyla birlikte; toplumsal hayatın önemli aktörlerinden olan yaşlılar da; sosyal politika çalışmalarının odak noktası hâline gelmiştir. Tüm bireyler gibi yaş almakta olan bireyler için de, temel hak olan sosyal katılım ve iletişimin desteklenmesinin yanı sıra psikolojik, mekânsal, kültürel ve sosyo-ekonomik açılardan da güçlendirmesini öngören aktif yaşlanma kavramı, son zamanlarda öne çıkarak, sosyal politikanın olduğu kadar sosyoloji, gerontoloji, sağlık, sosyal hizmetler gibi diğer disiplinlerin de yönlendirici bir kavramı olmuştur. Bu çalışmanın amacı, mikro ve makro kentsel tasarım öğeleriyle birlikte aktif yaşlanmayı destekleyen ve sosyal hayat içinde yaşlı katılımının maksimum düzeye yükseltilmesinine imkan veren öneriler doğrultusunda, ortaya konulan 'yaş dostu mekân'ların tasarlanması ve üretilmesine dikkat çekmektir. Bunu gerçekleştirebilecek analizler için yapılan nitel araştırmada; 15 tasarımcı, 21 sosyal disiplin uzmanı ile kurum bakımda olan 16 yaşlı ve bu kuruluşlarda hizmet veren 13 sosyal hizmet uzmanı olmak üzere, toplamda konuyla teması olan 65 bireyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda ortaya çıkan temalar ışığında literatür ve kavram çalışması, mekân ve insan ilişkilerinin dönüşüm tarihçesi incelenmiş ve gerçekleştirilen görüşme analizleriyle birlikte konu ele alınarak öneriler oluşturulmuştur. Çalışma için hazırlanan öneriler; mikro ve makro mekân düzeyi olmak üzere iki ana başlıkta ele alınarak, sınıflandırılmış ve mekânsal modelleme önerileri sunulmuştur. Yaş dostu mekânların üretilmesi için hazırlanan makro mekân önerileri; kentsel dönüşümle birlikte dış mekânlar, ulaşım ağları, kamusal alanlar, alışveriş mekânları, parklar ve sağlık hizmetleriyle ilgili iyileştirmeler olarak yer alırken, mikro mekânlarla ilgili olarak ise; kapalı alışveriş mekânları, aile yanında ve kurum bakımında yaşayan yaşlı bireyler için konut ve barınma önerileri, yaşlı kullanım referansıyla yapılacak imar düzenlemeleri yer almaktadır. Önerilerin yaşlı ve yaş alan bireyler için engelsiz bir sosyal hayatın kurgulanmasına yönelik yapılması gereken sosyal ve mekânsal planlama düzenlemelerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca bu bağlamda konuya açıklık getirebilmek üzere, barınma konusunda yaşlı mikro mekân önerilerine ilişkin mimari tasarım görselleri de hazırlanmıştır. Çalışmanın kendisinden sonra 'yaş dostu mekân'ların hayata geçirilmesi için kentsel yenileme ve dönüşüm planlamalarına zemin hazırlarken; aynı zamanda sosyal politikalara katkı sunması ve mekânsal tasarım çalışmalarına da yön vermesi hedeflenmektedir.

MekanMekan tasarımıMekansal özellikler+3
Nihal Arda Akyıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza infaz koruma memurlarının suça ve suçluya bakışları, 'erk' ve 'otorite' ile olan ilişkileri

Türkiye'deki ceza infaz sistemi her zaman kendi gündemini yaratmış ve hem sosyal bilimlerin hem de politikanın ilgi alanında kalmıştır. Sosyal hizmet, bizzat ilgili kurumlarda çalışan meslek elemanlarının da bulunmasına rağmen, suçluluk ile ilgili görece az çalışmaya sahip bir alandır. Bu tez sayesinde, literatürde eksik kaldığını düşündüğümüz, suçluluk alanının aslında başat aktörlerinden olmalarına rağmen kendileri ile yeteri kadar çalışılmamış ceza infaz koruma memurlarıyla çalışılarak, alana yeni bir bakış açısı sunulması hedeflenmiştir. Çalışmada infaz koruma memurlarının görüşleri üzerinden Türkiye'deki ceza infaz sisteminin suça ve suçluya yaklaşıının ufak bir göstergesi ortaya konmaya çalışılmıştır. Bahsedilen gösterge, suçluluk alanındaki politikaların yapısal sorunlarını ve ihtiyaçlarını tanımlamada yararlı olacaktır. Tezin amaçlarından birisi de ceza infaz koruma memurlarının suça ve suçluya dair düşüncelerine, sahip oldukları 'erk'in, kullandıkları 'otorite'nin ve hiyerarşik sistemde altında bulundukları 'otorite' ile olan ilişkilerinin etkisini incelemektir. Araştırma kapsamında Türkiye'nin üç büyük kentinden (Ankara, İstanbul, Bursa) 12 infaz koruma memuru ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve görüşülenlerin meslek algıları, iş yaşamları, mahpuslarla iletişimleri hakkındaki ve mahpus şartları/denetimli serbestlik/mahpusların çalışması gibi infaz sistemiyle ilgili konulardaki düşünceleri alınmıştır. Araştırma sonunda görüşülenlerin çoğunun mesleklerini zorunlu olarak icra ettikleri, aldıkları eğitimleri yetersiz buldukları, mahpuslarla iletişimde otorite dengesi kurmaya çalıştıkları, hapishanelerin 'ıslah edici' görevine inanmadıkları, infaz sisteminde yapısal sorunlar gördükleri vb. bulgulara ulaşılmıştır. Hapishaneler gerek çalışanlar gerekse mahpuslar için olumsuz bir ortam oluşturmakta, yapılan reformlar yapısal sorunları giderememektedir. Ceza infaz sistemini değerlendirirken geleneksel kalıplardan çıkılmalı ve alternatifler üzerinde durulmalıdır.

Ceza infaz kurumlarıHükümlülerOtorite+3
Çiçek Nilsu Varlıklar Demirkazık
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal inovasyon ve Türkiye: potansiyeli, dinamikleri ve sosyal inovatif çalışmaları desteklemede devletin rolü

Bu çalışma, toplumsal sorunların çözümünde ve ihtiyaçların karşılanmasında yeni yollar olarak bilinen sosyal inovasyonun Türkiye'deki durumunu, bilinirliğini, dinamiklerini ve potansiyelini analiz etmekte ve devletin bu süreçte üstlenebileceği rolleri ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, dünyada sosyal inovasyon ekosistemini destekleyecek politika uygulamaları incelenmiştir. Yine sosyal inovasyonun sosyal politika açısından önemi irdelenerek Türkiye'de kamu tarafından desteklenen sosyal inovatif uygulamalar literatüre kazandırılmıştır. Türkiye'de sosyal inovasyonun desteklenmesinde devletin üstlenebileceği rolleri araştırmak üzere sosyal inovasyon ile alakalı olabilecek altı bakanlıktan çeşitli kademelerde 25 kişi ile yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Yapılan mülakatlar ve değerlendirmeler; uygulamada örneklerine rastlanmasına rağmen Türkiye'de sosyal inovasyon kavramının büyük ölçüde bilinmediğini ve diğer gelişmiş ülkelere nazaran bu alanın daha yavaş gelişmekte olduğunu; toplumsal ihtiyaç ve sorunların çözümünde sosyal inovasyonun önemli enstrümanlardan biri olarak görülebileceğini, insani ve sosyal kalkınmanın hızlanmasında sosyal inovasyon perspektifinin yaygınlaşması ve kurumsallaşmasının Türkiye açısından önemli bir potansiyeli içinde barındırdığını, bu çerçevede Türkiye'de devletin sosyal inovasyonun gelişmesine dönük çeşitli roller üstlenmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular ışığında, Türkiye'de devletin sosyal inovasyonun kurumsallaşması ve yaygınlaşması sürecinde önerilen politika araçları ve eylemler "Sosyal İnovasyon Yol Haritası" ile tanımlanmıştır. Bu yönüyle özgün bir nitelik taşıyan çalışma ile temel sosyal inovasyon alanlarının belirlenerek politika ve eylem planlarının revize edilmesi ve ilgili yasal altyapının oluşturulması gerekliliği ortaya koyulmuştur. Sosyal inovasyon kümelerinin kurulması; yenilikçi finans modellerinin geliştirilmesi, parasal olmayan kaynakların alternatif kullanımının sağlanması ve kamusal alanda sosyal inovasyon atölyelerinin kurulması bahse konu yol haritasının öne çıkan başlıklarından bazılarıdır.

Destekleme politikalarıDevlet desteğiDevlet yardımı+5
Muradiye Ateş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerel halkın Türkiye'deki Suriyelilere bakışı: Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay ve Adana örnekleri

Yerel Halkın Türkiye'deki Suriyelilere Bakışı başlıklı bu çalışmanın amacı, Türkiye'de çadır/konteyner kentlerin bulunduğu 5 ilde (Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay, Adana) yerel halkın Suriyelilere yönelik bakışını, gruplar arası ilişkiler bağlamında anlamaya çalışmaktır. 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaşın hem bölge hem de Türkiye açısından önemli sonuçları olmuştur. Türkiye açısından en önemli toplumsal sonucu sayısı 3 milyonu geçen Suriyeli akınıdır. Günümüzde başta sınır illeri olmak üzere hemen hemen her ilde Suriyelilere rastlanmaktadır. Uzun sayılacak bir süredir Türkiye'de bulunan Suriyelilerin geri dönmeme ihtimali her geçen gün artmaktadır. Yerel halkın Suriyelilere yönelik bakışını anlayabilmek amacıyla yapılan bu araştırmada karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın nicel saha çalışması kısmında hazırlanan soru kâğıdı çadır ve konteyner kentlerin kurulmuş olduğu 5 ilde toplam 1380 kişi ile yüz yüze görüşülmek suretiyle uygulanmıştır. Veriler SPSS 20 programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın nitel kısmında ise çadır/konteyner kentlerin kurulmuş olduğu 5 ildeki 19 sivil toplum kuruluşu ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına genel olarak baktığımızda, artan Suriyeli nüfusa paralel olarak araştırma kapsamındaki illerde ekonomik ve toplumsal bazı sorunlar ortaya çıkmıştır. Başlangıçta misafir olarak görülen Suriyelilerin zamanla kalıcı hale gelmesinin yerel halkın Suriyelilere yönelik bakışını olumsuz yönde etkileyeceği varsayılsa da benzer göç deneyimleriyle karşılaştırıldığında Türkiye'de görece yüksek bir hüsnü kabulün varlığı düşünülebilir.Var olan sorunların daha da büyümemesi ve yerel halkla Suriyelilerin bir arada huzur içinde yaşaması için toplumsal uyum çalışmalarının bir an önce başlaması gerekmektedir.

GaziantepGöçmenlerHatay+7
Leman Yeşim Yılmaz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İtalya ve Türkiye'de göçmen kaçakçılığı

Göç, en basit tanımıyla insanların yer değiştirme hareketidir. Göçün bir çeşidi olan uluslararası göç olgusu son zamanlarda gündemde olan göç konularının başında gelmektedir. Zira uluslararası göçmen sayısı son yıllarda şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yüksek sayıya ulaşmıştır. Uluslararası göçün yasadışı çeşidi olan göçmen kaçakçılığı konusu da son yıllarda medyada geniş bir şekilde yankı uyandırmıştır. Bu çalışma göçmen kaçakçılığı konusunu Akdeniz ve Ege üzerinde deniz yoluyla gerçekleşen kaçakçılık özelinde incelemektedir. Özellikle son yıllarda Akdeniz ve Ege'de meydana gelen Aylan bebek gibi ölümler, konunun akademik araştırılmasının göçmen mağduriyeti açısından gerekliliğini belirtmektedir. İtalya, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı açısından Avrupa'da en fazla sorunla karşılaşan ülke konumundadır. Zira Avrupa'ya deniz yoluyla ulaşan 3 büyük göçmen kaçakçılığı rotası içerisinde en fazla ölüm oranına sahip olan ülke İtalya'dır. İtalya'da göçmen kaçakçılığını engellemek adına; Avrupa Birliği (FRONTEX'le), İtalya hükümeti ve bazı Sivil Toplum Kuruluşları faaliyet göstermektedir. Bununla birlikte, tüm bu çalışmalara rağmen ölüm oranları azalmamakta ve mağduriyetler yaşanmaya devam etmektedir. Türkiye, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı noktasında İtalya kadar eski bir tarihe sahip değildir. Türkiye transit noktada bulunmasıyla, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı açısından Avrupa için çok önemli bir konuma sahiptir. Türkiye'de 2000'li yıllarda başlayan kaçakçılık serüveni 2006 yıllarda artmaya başlamış ve 2009 yılında maksimum seviyeye ulaşmıştır. Ardından 2010 yılında operasyonların başlaması ve sonrasında geri kabul anlaşmasıyla beraber düşme eğilimine girmiştir. Bu araştırmanın amacı, göçmen kaçakçılığı kavramını İtalya ve Türkiye özelinde, iki ülkenin kaçakçılıkla ilgili tarihi, hukuki, siyasi durumlarını karşılaştırmalı inceleyerek iki ülkeye gerçekleştirilen göçmen kaçakçılığı rotalarına ayrıntılı bakarak, İtalya ve Türkiye'nin bölgede hem devlet hem de Sivil Toplum Kuruluşları eliyle yürütmüş oldukları faaliyetin göçmen mağduriyetlerini ne şekilde etkilediğini araştırmaktır. Anahtar Kelimeler: Arama Kurtarma Operasyonları, Göç, Göçmen Kaçakçılığı, İtalya, Türkiye, Yasadışı Göç.

GöçlerGöçmenlerKaçakçılık+5
Yusuf Halit Çaykara
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çokkültürcü sosyal hizmet bağlamında ezidi mülteci gençlerin sosyal bütünleşme sürecinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın genel amacı, çokkültürcü sosyal hizmet bağlamında Ezidi mülteci gençlerin sosyal bütünleşme sürecini anlamaya çalışmaktır. Gereç ve Yöntem: Temellendirilmiş kuram (grounded theory) stratejisi kullanılarak yapılan bu niteliksel araştırma, Diyarbakır, Mardin ve Batman illerinde yürütülmüştür. Örneklem seçimi kartopu örnekleme yöntemi ile yapılmıştır. 18-24 yaş aralığındaki 20 Ezidi mülteci genç çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler, ''yarı yapılandırılmış görüşme formu'' kullanılarak ''derinlemesine görüşme'' yöntemiyle toplanmıştır. Veriler, ''sürekli karşılaştırmalı analiz'' yöntemi ile incelenmiştir. Bulgular: Bu çalışmada, katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin sosyal bütünleşme sürecini etkilediği görülmüştür. Çalışmanın sonucunda çokkültürlülük ve değerler temelinde sosyal bütünleşme olmak üzere iki ana tema ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte en dikkat çekici bulgulardan ilki ve en önemlisi, Ezidi mülteci gençler Avrupa'yı daha fazla çokkültürcü ve güvenli görmüştür. İkincisi, Ezidilik ve /veya Ezidiler özelinde sosyal hizmet meslek ve disiplininde tinsel yaklaşımların önemi ortaya çıkmıştır. Son olarak da çokkültürcü sosyal hizmet bağlamında sosyal bütünleşmenin bilgi ve ahlaki temelli yaklaşımların yanı sıra estetik temelli yaklaşımla da gerçekleşmesi gerektiği bulunmuştur. Sonuçlar: Bu çalışmanın sonucu, baskıya/ayrımcılığa karşı sosyal bütünleşmede kaynaşmanın ve farklılıkların tanınmasının önemini göstermektedir.

DeğerlerGöçlerKültürel kimlik+4
Abdullah Işık
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2016
20
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de lisansüstü eğitime devam eden Suriyeli kadınların sosyal uyumuna toplumsal cinsiyet ve sosyal sermaye merkezli bir bakış

Bu tez, uluslararası göç hareketliliğine, Türkiye'nin Suriyeli deneyimi ekseninden bakmakta ve her biri farklı sosyal sermayelere sahip 10 genç kadın üzerinden göçün aidiyeti, sosyal ilişkileri, hayata bakış açılarını ne yönde etkilediğini anlamaya çalışmaktadır. İçinde bulunduğu patriarkal düzenin bir parçası olmanın kadına yüklediği sorumluluklara ek olarak göçmen olmak, kadını çok farklı alanlarda aynı anda mücadele etmek zorunda bırakabilmektedir. Bu çalışma, toplumsal cinsiyet temelli olarak lisans sonrası eğitimlerine devam eden ve geleceğe ilişkin farklı perspektiflere sahip bu kadınların içinde bulundukları duruma yönelik değişen algıları temelinde sosyal uyumlarını, karşılaştıkları güçlükleri, bunlarla nasıl mücadele ettiklerini ve geleceğe ilişkin beklentilerini anlamayı amaçlamaktadır. Bu amaçla, kartopu tekniği ile ulaşılan katılımcı kadınlar ile 2019 yılının Mayıs-Temmuz ayları arasında yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakat tekniği ile görüşmeler gerçekleştirilmiş ve katılımcıların olgulara yönelik değişen bakış açıları anlamaya çalışılmıştır. Sıradan bir yer değiştirme olayından çok daha fazlasını ifade eden göç hareketleri, göç eden kişinin sahip olduğu sosyal sermayesini göç ettiği topluma ne ölçüde taşıyabildiği kadar göç ettiği toplum aracılığıyla sosyal sermayesini ne şekilde çeşitlendirebildiğini anlamak bakımından da önem taşımaktadır. Sosyal sermaye konusunda Bourdieu düşüncesinin temel alındığı bu çalışmada, Suriyeli kadınların mücadele etmek zorunda kalacakları en büyük problemin, Türk kadınlarıyla eşit eğitim düzeyleri ya da sosyo-ekonomik durumda olsalar da maruz kalacakları eşitsizlik ve ayrımcılık dolayısıyla yoksun kalacakları maddi ve manevi çıkarlar olacağı ileri sürülmektedir.

GöçmenlerKadınlarLisansüstü eğitim+4
Gülsüm Sümer
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Koruyucu aile hizmetinin geliştirilmesinde koruyucu aile derneklerinin rolü

Korunma ihtiyacı olan çocuklarla ilgili olarak temel öncelik kendi ailesi içinde bakım olmakla birlikte bunun mümkün olmaması durumunda ailesi dışında da bakılabilmektedir. Aile dışında bakım kurum bakımı, evlat edinme ve koruyucu aile hizmet modellerini içermektedir. Gelişmiş ülkelerde koruyucu aile hizmeti bakım modelleri içinde önemli bir yer işgal etmektedir. Halbuki Türkiye'de koruyucu aile hizmeti yeterince gelişmemiştir. Bu nedenle, bu nitel araştırmada öncelikle bunun nedenleri araştırılmış, daha sonra İngiltere'de uygulaması bulunan Bağımsız Koruyucu Aile Ajansı tarzı yapıların Türkiye'de koruyucu aile hizmetinin geliştirilebilmesi amacıyla kullanılıp kullanılamayacağı STK bakış açısıyla detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu amaçla, konuyla ilgili faaliyet gösteren STK'larla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda; koruyucu aile hizmetine yönelik tanıtım faaliyetlerine ağırlık verilmesi, personelin hem nitelik hem de nicelik olarak iyileştirilmesi, koruyucu ailelere yapılan ödemelerin artırılması ve profesyonel koruyucu aileliğin yerleştirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yapılan görüşmeler, ülkemizde koruyucu aile derneklerinin İngiltere'de uygulaması bulunan bağımsız koruyucu aile ajanslarına benzer işlevler gördüklerini (eğitim, tanıtım, psiko-sosyal destek), ancak bunların geliştirilmesine ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir. Bunun nedeni koruyucu aile derneklerinin hem insan kaynakları hem de mali yönden yetersiz olmasıdır. Dolayısıyla koruyucu aile derneklerinin hem maddi olarak hem de manevi olarak desteklenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

DerneklerKoruyucu aileKoruyucu aile hizmeti+2
Veysel Dal
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet odaklı yaklaşım bağlamında özel gereksinimli çocuklara sahip olan ailelerin evlilik yaşamı ve bu ailelere yönelik sosyal politika öncelikleri

Bu araştırmanın genel amacı, toplumsal cinsiyet odaklı yaklaşım bağlamında özel gereksinimli çocuklara sahip olan ailelerin evlilik yaşamını incelemek ve bu doğrultuda konuya ilişkin sosyal politika önceliklerini belirlemeye çalışmaktır. Bu bağlamda bu çalışma, hem teorik hem de uygulamalı bir özelliğe sahiptir. Tarama modeli kullanılarak yapılan bu betimleyici karma yöntem araştırması, Ankara ilinde yürütülmüştür. Örneklem seçimi küme örnekleme yöntemi ile yapılmıştır. Ankara ili Özel İlk Esen Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nden hizmet alan 120 özel gereksinimli çocuğa sahip aile, 120 kadın ve 120 erkekten oluşan toplam 240 ebeveyn, çalışma grubunu oluşturmuştur. Veriler, ''yarı yapılandırılmış aile görüşme formu'' ve ''Evlilik Yaşamı Ölçeği'' kullanılarak ''yüzyüze görüşme'' yöntemiyle toplanmıştır. Araştırmanın karma metodoloji ile yapılması itibariyle veriler, betimsel ve istatistiki analiz yöntemleri ile incelenmiştir. Başlıca bulgular, özel gereksinimli çocuklara sahip olan katılımcıların sosyo-demografik özelliklerinin, toplumsal cinsiyet rollerinin, iş bölümünün ve bakım emeğinin evlilik yaşamlarını toplumsal cinsiyet temelinde etkilediğini göstermiştir. Bu çalışma, özel gereksinimli çocuklara sahip olan ailelerin evlilik yaşamında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin varlığı ve bu doğrultuda alternatif sosyal politika uygulamalarına duyulan ihtiyaç ile sonuçlanmıştır. Bu nedenle, bu ailelere yönelik sosyal politikaların toplumsal cinsiyet eşitliği ekseninde geliştirilmesi önemlidir.

AileAile hayatıCinsel kimlik+4
Abdullah Işık
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bir çocukluk sosyolojisi araştırması: Koruma altındaki çocukların çocukluk deneyimleri

Modern çocukluk paradigması evrensel ve tek tip çocukluk yaklaşımına sahiptir. Modern ulus-devletlerin ortaya çıkışıyla birlikte çocukların ideal vatandaşlar olarak inşa edilebileceği tahayyül edilmiştir. Ulus-devletler gerek eğitim kurumları gerekse de diğer birtakım kurum ve uygulamalarla kendi ideal vatandaşlarını inşa etme eğilimi göstermektedirler. Devlet kurumlarında yaşayan koruma altındaki çocuklar ise devletin ideal vatandaş yetiştirmesi için oldukça uygun bir çocukluk grubunu ifade etmektedir. Bu tezin amacı temellendirilmiş kuram stratejisiyle, çocukluk sosyolojisi bağlamında, koruma altındaki çocukların deneyimlerinden hareketle koruma altındaki çocuklar ve çocukluk kavramının anlamını keşfetmektir. Tez kapsamında Ankara'da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na bağlı çocuk evlerinde yaşayan koruma altındaki 20 çocukla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca çocukların deneyimlerini anlamak için çocukların ilişki kurduğu yetişkinler olan bakım elemanları ve çocuk evi sorumlularıyla da görüşmeler yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular temellendirilmiş kuram stratejisinin prosedürlerine göre analiz edilmiştir. Çocukların deneyimlerinden hareketle bağlam bağımlı çocukluk kavramlarının keşfedilerek çocukluğa dair kavram ve kuramların tekelliği tartışılmıştır. Bulgular doğrultusunda modern çocukluk paradigmasının ön gördüğünden farklı olarak çocuk evinde yaşayan çocukların gündelik hayat pratikleri, sosyal ilişkileri vb. bakımından farklı bir çocukluk deneyimine sahip oldukları sonucuna varılmıştır. Çocuk evinde yaşamalarının sorumluları olarak anne ve babalarını gören çocuklar her şeye rağmen aileleriyle birlikte yaşamak istediklerini ifade etmektedirler. Ulus-devletlerin benimsediği modern çocukluk paradigmasının aksine alternatif ve çoklu çocukluk yaklaşımıyla ve olgudan hareketle sosyal politikalar geliştirmesi önerilmektedir.

Koruma altındaki çocuklarKorunmaya muhtaç çocuklarSosyal politika+3
Muhammed Sinan Karabıyık
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiyeli göçmenlerin gözünden Türk Diaspora politikası: Toplumsal sorunlar ve beklentiler Avusturya örneği

Küreselleşme, kapitalizm ve demokrasi alanındaki gelişmelerin diaspora kavramının anlamında yarattığı dönüşüm ve göç veren ülkelerin siyasi, ekonomik ve kültürel enstrümanlar olarak diaspora gruplarını keşfi ile şekillenen ve dünyada gittikçe yaygınlık kazanan diaspora politikaları, son yıllarda Türkiye'nin de önem verdiği politika alanlarından biri haline gelmiştir. Özellikle siyasi retorikte diaspora kavramının sıklıkla kullanılmaya başlandığı, bu politikaya yönelik yeni kurum ve enstrümanların ihdas edildiği ve Türkiyeli göçmenlerin siyasi ilişkiler yanında kamu diplomasisinin bir konusu haline geldiği AK Parti iktidarı döneminde, diaspora politikalarının belirgin bir ivme kazandığı görülmektedir. Türkiyeli göçmenler üzerindeki etkinliğini yıldan yıla artırdığı gözlemlenen bu politikalar yürütülürken siyasi söylemde öne çıkarılan husus göçmenlerin bulundukları toplumda yaşadıkları sorunlara çözümler üretmektir. Bu bağlamda, çalışmanın temel çabası, çağdaş Türk diaspora politikasının göçmenlerin sorunlarının önceliklendirilmesi, problemlere etkin müdahale edebilme istek ve kabiliyeti noktasındaki potansiyelini ve politikalardaki ana motivasyonu anlamaya çalışmaktır. Çalışma; bir politikanın işlevselliğinin resmi siyasi söylemden çok o politikanın muhatap kitlesinin görüşlerine başvurularak anlaşılabileceğini düşündüğünden, bir saha araştırmasına dayanmış bulunmaktadır. Bu kapsamda, Avusturya'nın Viyana şehrinde 34 katılımcıyla ve Türkiye'de 4 uzman ile derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiş ve söz konusu saha araştırması yoluyla Türk diaspora politikasının göçmenlerin toplumsal sorunları bağlamında sunduğu imkan ve sınırlılıklar bizzat Türkiyeli göçmenlerin gözünden anlaşılmaya çalışılmıştır. Diaspora politikalarında aşağıdan yukarıya (buttom-up) bir yaklaşımla, her diaspora grubu için ev sahibi ülke, diasporanın yapısı ve konjonktürel şartların hesaba katılmasını öneren çalışma, Avusturya'da yaşayan Türkiyeli göçmenlere yönelik diaspora politikalarının bu anlayışla yeniden gözden geçirilmesine katkı sunmayı hedeflemektedir. Araştırmanın bulguları, hem yaşanan toplumsal sorunların hem de bu sorunların çözümünde Türkiye'nin rolüne ilişkin beklentilerin biçim değiştirerek arttığını göstermektedir. Çalışmanın sonuç bölümünde, Türkiyeli göçmenlerin Türk diaspora politikasına ilişkin görüş ve beklentilerinden yola çıkılarak, Avusturya'da icra edilecek politika ve uygulamalara yönelik bir takım önerilerde bulunulmuştur.

AvusturyaDiasporaDış Türkler+5
Esra Sağlam
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal hafızanın geriye göçü

Son yıllarda üçüncü kuşak Türkiye kökenli Avrupa vatandaşlarının Türkiye'ye beyin göçü gerçekleştirdikleri gözlemlenmiştir. Bu çerçevede çalışma üçüncü kuşak Avrupalı Türklerin Türkiye'ye göç kararında kimlik, aidiyet, kültür, çifte vatandaşlık, iktisadi ve diğer gerekçelerin etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır. Aidiyet ekseninde çapraz bir değerlendirme yapılarak Türkiye'ye ve Avrupa'ya uyum süreçlerinde hedef kitlenin karşılaştığı zorluklar ve günlük yaşamlarını kolaylaştıran unsurları analiz edilmiştir. Bu kapsamda araştırmada yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilerek yorumlayıcı sosyoloji temelinde çalışmalar yürütülmüştür. Hedef kitlenin göç kararında özellikle aidiyet duygusu üzerinde durularak, bireylerin kimlik oluşumda aile ve okul gibi sosyalleşme alanlarının etkileri analiz edilmiştir. Bu çerçevede, aile kurumunun daha çok Türk kültürü ile ilişkilendirildiği, okul kurumunun ise entelektüel sermayeye katkı sağladığı ancak ayrımcı sembolik değerler ile özdeşleştiği gözlemlenmiştir. Bu nedenle bireyleri Avrupa ülkelerine aidiyet duygusunun düşük, Türkiye'ye ise yüksek olduğu kaydedilmiştir. Avrupalı Türkler yurtdışında oluşturdukları kolektif kimlik ağını Türkiye'de de oluşturmuşlardır çünkü bu ağ hedef kitleye kimliğini özgürce ifade edebilme fırsatı tanımaktadır. Bireyler Türkiye'de en fazla kamu hizmetlerine erişimde sorun yaşadıkların, öte yandan Avrupa'da kamu hizmetlerinin erişilebilir, bilgilendirici ve ucuz olduğu ifade etmişlerdir. Bu çerçevede Türkiye'ye geldikten sonra bireylerin sisteme alışması ve alışkanlıklarından vazgeçmesinin kolay olmadığı değerlendirilmiştir. Avrupa'da ayrımcılıkla karşılaşan bireyler Türkiye'ye geldikten sonra özellikle milli ve dini kimliğini ifade edebilme alanı bulmuştur. Bunun dışında Türkiye'ye göç etmek bireylerim aidiyet ve kimlik sınırlarını, çifte vatandaşlık ve kültürel değerler üzerinden tekrar değerlendirmesine fırsat tanımıştır.

AidiyetBeyin göçüGeri dönüş+5
Sümeyye Gedikoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de bulunan uluslararası öğrencilerin psiko-sosyal ve sosyo-kültürel uyumu: İstanbul örneği

Türkiye özellikle son yıllarda Orta Asya, Afrika ve Balkanlardan eğitim amacıyla yaşanan göçlere sahne olmuştur. Türkiye'ye eğitim amacıyla göç eden öğrencilerin psikolojik ve sosyokültürel uyumları konusunda daha önce birçok saha araştırması yapılmış olmasına rağmen Türkiye'nin eğitim, bilim, teknoloji ve ekonomi alanlarında kazandığı ivme nedeniyle Türkiye'ye gelen öğrencilerin yelpazesinin genişlemesi ve sayılarının artması nedeniyle yeni bir saha araştırması yapılması ihtiyacı doğmuştur. Uluslararası öğrencilerin psiko-sosyal ve sosyo-kültürel uyumunu etkileyen faktörler aynı zamanda onların ev sahibi topluma uyum sürecini de etkilemektedir. Uyum sürecinin sağlıklı gerçekleşmesi uyum düzeyinin yüksek olmasını sağlamaktadır. Araştırma yöntemi olarak nicel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada öğrencilerin yarısından fazlasının Türkiye'de eğitim görmekten memnun olduğu ve kendilerini Türkiye'ye ait hissettiği sonucuna varılmıştır. Öğrencilerin Türkiye'de öğrenim görmekten memnun olmalarının, onların psiko-sosyal ve sosyo-kültürel uyum düzeylerini olumlu etkilediği sonucuna varılmıştır

Psikososyal uyumSosyokültürel uyumUluslararası öğrenciler+2
Tuba Kılıç
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Öğrenci - işçilerin güvencesizlik süreçleri: Çankırı örneği

Bu tez, eğitimlerini devam ettirebilmek için yeterli gelire sahip olmayan üniversite öğrencilerinin gelir/ek gelir elde edebilmek için çalışmaya karar verdikleri andan itibaren, içinde bulundukları güvencesiz çalışma koşullarını ve gündelik yaşam pratiklerini incelemeyi amaçlamaktadır. Piyasadaki ücretlerin ve istihdam koşullarının üzerinde belirleyici etkisi ol(a)mayan öğrenci-işçiler, işgücü piyasası ile tamamen işverene bağımlı bir şekilde çalışma ilişkisi kurarlar. İşte bu bağımlı çalışma ilişkisi öğrenci-işçilerin güvencesizliklerinin en önemli nedenlerindendir. Bu çalışmada, lisans seviyesinde eğitim alan ve düzenli/düzensiz bir işte çalışan öğrencilerin, öğrenci-işçilerin, maruz kaldıkları güvencesizlik halleri, nedenleri ve sonuçları Çankırı örneği bağlamında ele alınmaktadır. Çalışmanın temel soruları, öğrenci-işçilerin çalışma koşullarının görünen bir portresini sunmaktan öte, aynı zamanda bu portrenin arka planını oluşturan kapitalist istihdam biçimlerini de sorgulayacak şekilde hazırlanmıştır. Çankırı Karatekin Üniversitesi'nde lisans eğitimi alan ve aynı zamanda bir işte çalışan yirmi (20) öğrenci ile yapılan yarı-yapılandırılmış mülakatlar neticesinde niteliksel bir analiz ortaya konmuştur. Bu analiz neticesinde, öğrenci-işçilerin hem çalışma koşulları açısından hem de sosyal güvenlik konumları açısından güvencesizliğe maruz kaldığı ve bu durumun öğrenci-işçilerin üniversite ve çalışma hayatlarının yanı sıra, sosyal yaşantılarını ve edindikleri kimlikleri de etkilediği iddia edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güvencesizlik, güvencesiz istihdam, öğrenci işçiler, sosyal politika

GüvencesizlikSosyal politikaÇalışan gençler+5
Ali Özkesen
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Öğrenci - işçilerin güvencesizlik süreçleri: Çankırı örneği

Bu tez, eğitimlerini devam ettirebilmek için yeterli gelire sahip olmayan üniversite öğrencilerinin gelir/ek gelir elde edebilmek için çalışmaya karar verdikleri andan itibaren, içinde bulundukları güvencesiz çalışma koşullarını ve gündelik yaşam pratiklerini incelemeyi amaçlamaktadır. Piyasadaki ücretlerin ve istihdam koşullarının üzerinde belirleyici etkisi ol(a)mayan öğrenci-işçiler, işgücü piyasası ile tamamen işverene bağımlı bir şekilde çalışma ilişkisi kurarlar. İşte bu bağımlı çalışma ilişkisi öğrenci-işçilerin güvencesizliklerinin en önemli nedenlerindendir. Bu çalışmada, lisans seviyesinde eğitim alan ve düzenli/düzensiz bir işte çalışan öğrencilerin, öğrenci-işçilerin, maruz kaldıkları güvencesizlik halleri, nedenleri ve sonuçları Çankırı örneği bağlamında ele alınmaktadır. Çalışmanın temel soruları, öğrenci-işçilerin çalışma koşullarının görünen bir portresini sunmaktan öte, aynı zamanda bu portrenin arka planını oluşturan kapitalist istihdam biçimlerini de sorgulayacak şekilde hazırlanmıştır. Çankırı Karatekin Üniversitesi'nde lisans eğitimi alan ve aynı zamanda bir işte çalışan yirmi (20) öğrenci ile yapılan yarı-yapılandırılmış mülakatlar neticesinde niteliksel bir analiz ortaya konmuştur. Bu analiz neticesinde, öğrenci-işçilerin hem çalışma koşulları açısından hem de sosyal güvenlik konumları açısından güvencesizliğe maruz kaldığı ve bu durumun öğrenci-işçilerin üniversite ve çalışma hayatlarının yanı sıra, sosyal yaşantılarını ve edindikleri kimlikleri de etkilediği iddia edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güvencesizlik, güvencesiz istihdam, öğrenci işçiler, sosyal politika

GüvencesizlikSosyal politikaÇalışan gençler+5
Ali Özkesen
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Öğrenci - işçilerin güvencesizlik süreçleri: Çankırı örneği

Bu tez, eğitimlerini devam ettirebilmek için yeterli gelire sahip olmayan üniversite öğrencilerinin gelir/ek gelir elde edebilmek için çalışmaya karar verdikleri andan itibaren, içinde bulundukları güvencesiz çalışma koşullarını ve gündelik yaşam pratiklerini incelemeyi amaçlamaktadır. Piyasadaki ücretlerin ve istihdam koşullarının üzerinde belirleyici etkisi ol(a)mayan öğrenci-işçiler, işgücü piyasası ile tamamen işverene bağımlı bir şekilde çalışma ilişkisi kurarlar. İşte bu bağımlı çalışma ilişkisi öğrenci-işçilerin güvencesizliklerinin en önemli nedenlerindendir. Bu çalışmada, lisans seviyesinde eğitim alan ve düzenli/düzensiz bir işte çalışan öğrencilerin, öğrenci-işçilerin, maruz kaldıkları güvencesizlik halleri, nedenleri ve sonuçları Çankırı örneği bağlamında ele alınmaktadır. Çalışmanın temel soruları, öğrenci-işçilerin çalışma koşullarının görünen bir portresini sunmaktan öte, aynı zamanda bu portrenin arka planını oluşturan kapitalist istihdam biçimlerini de sorgulayacak şekilde hazırlanmıştır. Çankırı Karatekin Üniversitesi'nde lisans eğitimi alan ve aynı zamanda bir işte çalışan yirmi (20) öğrenci ile yapılan yarı-yapılandırılmış mülakatlar neticesinde niteliksel bir analiz ortaya konmuştur. Bu analiz neticesinde, öğrenci-işçilerin hem çalışma koşulları açısından hem de sosyal güvenlik konumları açısından güvencesizliğe maruz kaldığı ve bu durumun öğrenci-işçilerin üniversite ve çalışma hayatlarının yanı sıra, sosyal yaşantılarını ve edindikleri kimlikleri de etkilediği iddia edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güvencesizlik, güvencesiz istihdam, öğrenci işçiler, sosyal politika

GüvencesizlikSosyal politikaÇalışan gençler+5
Ali Özkesen
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Korunmaya muhtaç çocuklar: Ankara çocuk evleri üzerine niteliksel bir araştırma

Ülkemizde kurum bakımı, uzun yıllar korunmaya muhtaç çocukların bakımı ve korunması konusunda akla ilk gelen yaygın bir hizmet türü olmuştur. Kurum bakımı, temel ihtiyaçlar olan beslenme, giyim ve barınma ihtiyaçlarını karşılıyor olsa da aile ortamı ile benzerlik göstermediği ve bilişsel, psikolojik ve sosyal ihtiyaçları yeterince karşılayamadığı anlaşılmıştır. Kurum bakımının olumsuz yönlerini gidermek amacıyla çocukların fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra toplumla entegrasyonu sağlanmış, ayakları üzerinde durabilen, geleceğe umutla bakabilen, yaşamının her devresinde ihtiyaç duyacağı kazanımları elde etmiş ve bilişsel, sosyal, psikolojik yönden gelişimini sağlamış sağlıklı bireyler yetiştirmek için korunmaya muhtaç çocuklara yönelik yeni hizmet modeli olarak çocuk evi hizmeti ortaya çıkmıştır. 2000 yılında pilot uygulama ile başlayan çocuk evleri hizmeti hedeflenen olumlu sonuçları vermesi ile 2005 yılından itibaren ülkemizde korunmaya muhtaç çocuklar için verilen yaygın bir hizmet modeli olmuştur. Aile yanında bakım hizmetlerinden faydalanması mümkün olmadığı durumda zaruri bir hizmet olarak görülen çocuk evi hizmeti diğer kuruluş bakım hizmetleri arasından tercih edilen ve önemsenen bir hizmettir. Bu çalışmada yaygınlaştırılan ve tercih edilen çocuk evi hizmetine geçişin dezavantajlı görülen kurum bakımından hangi durumlarda farklılık gösterdiği, beklenen hedefleri karşılayıp karşılamadığı, çocuklar tarafından çocuk evlerinin nasıl görüldüğü, çocukların bu hizmete karşı düşünce, tutumu ve çocuk evleri hizmetine genel bakışı ortaya koymak amaçlanmıştır. Sonuç olarak, çocuk evleri hizmeti çocukların beslenmesi, giyim, barınma gibi fiziksel ihtiyaçlarını, eğitim ve sağlık ihtiyaçlarını, ilgi, sevgi ve değer gibi duygusal ihtiyaçlarını, ev içi ve yakın çevre iletişimleri ile toplumla iç içe yaşayarak toplumsal ihtiyaçlarını karşıladığı ve gelecekte yaşamlarını kolaylaştıracak belli kazanımları verdiği açığa çıkarılmıştır. Çocuk evi hizmeti çocuklara her türlü imkan sunsa da ev ortamının fiziksel benzerliği dışında duygusal bağ anlamında aile ortamı ile benzerlik göstermediği ve ailenin yerini tutamayacağı çocukların görüşlerinden anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk Evi Hizmeti, Korunmaya Muhtaç Çocuk, Aile

AnkaraKorunmaya muhtaç çocuklarSosyal politika+2
Derya Keten
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Other supervisors