Theses supervised by Doç. Dr. Kemal Arı

16 theses · Dokuz Eylül University

Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet'in ilk yıllarında İzmir'de bağ ve bağcılık

Bu çalışmada Cumhuriyet'in İlk Yıllarında İzmir'de Bağ ve Bağcılık incelendi. Osmanlı Devleti döneminde savaşların İzmir'de üzüm üretimini nasıl etkilediği araştırıldı. Milli mücadelenin sonlarında Türkiye Ekonomi Kongresi, tarım ekonomisine etkilerini yansıttı. Ayrıca meclis programları ve Atatürk'ün ekonomi politikaları bağların görünümünü değiştirdi.Yunan işgalinden kurtulduktan sonra terk edilmiş üzüm bağları ve üzüm fiyatları belirlendi. Diğer taraftan Türk-Yunan nüfus mübadelesi ve tarım ekonomisi analiz edildi, İzmir yangını ve üzüm ihraç sorunu gözlendi. Bununla birlikte İzmir ticareti ve kereste sorunu ve terk edilmiş bağlar tezin son bölümünde ele alındı. Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında İzmir bağları ve İzmir bağcılığı derinlemesine araştırıldı.

BağcılıkEkonomik etkiMilli Mücadele Dönemi+6
Figen Kumral
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük İzmir yangını sonrası mesken bunalımı

Dağılma döneminde, siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda büyük yıpranı?lara teslim olan Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Sava?ı?ndan da yeni yıkımlarla ayrılmı?tı. Milli Mücadele ile kendini toparlayarak yeni bir devletin çatısı altına giren Anadolu halkı, bu süreçte imkansızı başarmıştı. 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir Yunanlılarca işgal edildi ve Anadolu halkı, büyük bir kararlılıkla birlik ve beraberlik çalışmalarını sürdürdü. Anadolu?nun gözdesiİzmir, bu çabalar sonucu 9 Eylül 1922?de işgalden kurtarıldı. Ancak bu kurtuluş, yeni ve büyük bir felaketi de beraberinde getirdi. 13 Eylül 1922?deİzmir yanmaya başladı.İzmir merkezinde başlayan facia, rüzgarın da etkisiyle hızla yayıldı ve günden güne büyüyerek etkisini sürdürdü. Yangın günler sonra son buldu. Birbirine çok yakın ve ahşaptan yapılıİzmir evleri kolaylıkla yandı. Evlerin yanında işyerleri, resmi ve özel birçok bina da yanmıştı. Meskensiz kalanİzmir halkı, kurtuluş sevincini doruklarda yaşayacağı sırada, ?başını sokacak yer? derdine düşmüştü.İzmir?de ciddi bir mesken bunalımı kendini göstermiş, şehir yeniden inşa sürecine girmişti. Yangında tahrip olan binalar onarılacak, tamamen yananların yerine de yenileri yapılacaktı. Ancak bu uzun bir dönemi kapsayacaktı. Sürecin bu denli uzamasının en büyük sebebi, hem şehrin hem de devletin mevcut bütçesinin yetersiz olmasıydı. Bununla birlikte, yangını takip eden yıllarda, Türkiye yeni bir siyasi meselenin içine düşmüştü: Mübadele. Türkiye?nin her yöresi gibi, yananİzmir?e de mübadiller getirilecek ve iskan edilecekti. Bunun dışında mülteci ve muhacir sıfatıyla şehre akınlar da gerçekleşiyordu. Mevcut halka yetmeyen meskenler, sonradan şehre gelecek olanlara nasıl yetecekti? Yangından sonraki yıllarda,İzmir?in içine düştüğü bu derin sıkıntılara bir yenisi daha eklendi. Mesken bunalımı yaşayan halk ve içinde kimi devlet görevlilerinin de bulunduğu kimi gruplar, kurtuluş döneminde şehri boşaltan gayrimüslimlerden kalan binalara yerleşmeye başlamışlardı. Emval-i Metruke sorununun devam ettiği bu sürece böylelikle bir de ?Fuzuliİşgal? sorunu eklenmişti. Birkaç yıl sonra da dünyayı etkisi altına alan 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı,İzmir şehrinde de etkisini gösterince, bilhassa mesken yapımında kullanılan ithal malzemelerin alımı bir hayli zorlaştı.İzmir?in bu zorlu sürecinde gerçekleşen belediye görevlilerinin istifaları da yeniden yapılanma sürecini olumsuz etkiledi. Öte yandan uzun bir tartışma konusu olan ?İzmir?in mesken sorununu aşmasında devletin mi yoksa şehir yetkililerinin mi yükümlülükleri fazladır?? meselesi gündemdeki yerini koruyordu. Meskensiz kalan halk ve dönemin muhalifleri basına ve meclise içinde bulundukları kötü durumla ilgili dilekçeler ve mektuplar gönderiyorlardı. Yetkililer bütçenin elverdiğince İzmir?in mesken ihtiyacını giderme konusunda çalışmalarını sürdürüyorlardı. Yurt dışından mühendisler ve uzmanlar getirilerekİzmir?in imar planı hazırlatılıyordu. Bu planlar, plancıların yetkinliklerine ve mesleki yetkinliklerine göre süreç içerisinde değişiklikler gösteriyorduİ?zmir?de öncelikle mesken derdi aşılmaya çalışıldı. Mübadele ile gelenlere birçok konuda öncelik tanındı. Bu da bazen yangınzedeleri ümitsizliğe düşürdü. 1940?lı yılların sonuna dek sürenİzmir?de konut ihtiyacı, 1950-1970 yılları arasında yapılaşma açısından bir değişikliğe uğradı. 1970?ten sonra ise, ihtiyaçlara binaen yapılaşmada gecekondulaşma arttı ve günümüz modern yapılaşması da buna eşlik etti. Halbuki 1922 Yangını?ndan sonra başlayan yapılaşmadaİzmir?e özgü bir Türk mimari üslubu geliştirilmiş, 1950?li yıllara kadar da bu tarz devam etmişti.

Konut mimarisiKonut sorunuKonut talebi+3
Mevlüt Kaya
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2010
00
Master'sOpen AccessTR

ASALA terörünün Türk dış siyasetine etkileri

Ermeni sorunu, Osmanlı'dan başlayıp uzantıları bugüne kadar gelen ve Türk dış siyaset gündemini en fazla meşgul eden mesele olmuştur. Ermeniler bu sorununun dünyaya tanıtılması amacıyla terörü kullanmışlardır. Kurdukları ASALA (Ermenistan'ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu) başta olmak üzere birçok terör örgütünün yaptığı eylemlerle dünya kamuoyunun dikkatini çekmişler, konuyu kendi lehlerine çevirmişlerdir. Bu olaylar zinciri, etkileri günümüze kadar süren Ermeni sorununu ortaya çıkarmıştır.Bu çalışmamda ASALA Terörünün Türk Dış Siyasetine Etkileri incelendi. Konunun daha iyi anlaşılması için Osmanlı Devleti'nden günümüze kadar olan gelişmeler çalışmamda yer aldı. Osmanlı'nın gücünü kaybetmesiyle başlayan ve yabancı devletlerin kışkırtmaları sonucu Ermenilerin kendi devletine isyan edişi, 1915 olayları, cumhuriyet dönemindeki Ermeni terör eylemleri araştırıldı. Özellikle son elli yıldan bu yana sürdürülen Ermeni propagandası ve sorunu incelendi. Bu sorunun dünyaya tanıtılması amacıyla yapılan terörist eylemler ve bu terörün simgesi ASALA terörü ve onun Türk dış siyaseti üzerindeki etkileri bu çalışmanın en can alıcı kısmını oluşturdu.Anahtar Kelimeler: ASALA, Ermeni Sorunu, Terör, Suikast, Dış Siyaset

Ermeni sorunu
Harun Humbaracı
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2011
00
Master'sOpen AccessTR

1957 Türkiye-Suriye bunalımı

Medeniyetlere ev sahipliği yapan, farklı din, dil, ırk ve kültürleri barındıran Ortadoğu asırlar boyunca mücadelelerin odak noktası olmuştur. Ortadoğu tarih içerisinde medeniyetlere gücü ifade etmiş, gücün peşine düşen medeniyetler ise Ortadoğu'ya hakim olmanın yollarını aramışlardır. Ortadoğu hakimiyeti hedeflendiği zaman ise Suriye daima vazgeçilmezler arasında yer almıştır. Suriye M.Ö. 4000'li yıllara uzanan tarihinde birçok devletin hakimiyeti altına girmiş, farklı kültürlerden etkilenmiş ancak Arap kimliğini kaybetmemiştir.Farklı medeniyetlerin hakimiyeti altında yaşayan ülke 1946 yılında bağımsız bir kimliğe bürünebilmiştir fakat bağımsızlık Suriye'ye beklenen istikrarı getirmemiştir. Suriye'de istikrarlı bir yönetimin sergilenememesi, Ortadoğu'da emelleri bulunan devletlerin Suriye'ye müdahalelerini kolaylaştırmış, dış müdahaleler neticesinde ülkede artan gerginlik Suriye'nin komşuları ile olan ilişkilerini derinden etkilemiştir.Soğuk Savaş yıllarında Suriye Türkiye ilişkileri gerginleşmiş, iki ülke arasında yaşanan gerginlik 1957 yılında Amerika ve Sovyetler Birliği başta olmak üzere diğer ülkelerin de katılımıyla büyümüş ve uluslararası bir bunalım halini almıştır. Türkiye ve Suriye Ortadoğu üzerindeki uluslararası hakimiyet mücadelelerinin etkisiyle savaşın eşiğine gelmişler ve yine uluslararası dengelerin etkisiyle aralarındaki gerginliği sonlandırarak komşuluk ilişkilerine devam etmişlerdir.

NATOSoğuk savaşSuriye
Mahir Küçükvatan
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi'nde Türk kamuoyunda Ermeni sorunu

Ermeni sorunu bir yandan Fransız İhtilali'nin yaydığı milliyetçilik ve ulus-devlet anlayışının Osmanlı topraklarına yansımasının bir sonucu iken, diğer yandan Batılı devletlerin küresel politikalarının bir parçası olmuştur. Süreç içinde Ermeni sorunu, Türkler ile Ermeniler arasında bir sorun olmaktan çıkmış, Türkiye'nin birçok devletle ikili ilişkilerini etkileyen bir soruna dönüşmüş, bu yönüyle Türk dış politikasının yaklaşık olarak 130 yıldır en önemli gündem maddelerinden biri olurken, Türk kamuoyunu devamlı olarak meşgul etmiştir. Ermeni sorunu, Osmanlı Devleti zamanında bir azınlık grubunun bazı devletlerin desteği ve milliyetçi bir referansla kendi devletini kurma çabası olarak görülürken, Cumhuriyet döneminde ise, 1915'te yaşananların ?soykırım? olarak Ermeniler tarafından önce dünyaya sonra da uluslararası baskı ile Türkiye'ye kabul ettirme çabası olarak karşımıza çıkmaktadır. Cumhuriyet döneminde Türk kamuoyu açısından Ermeni sorunu; doğrudan 1915'te yaşananlarla ilgili tartışmalar ve bunun arkasından gelmesi beklenen Ermenilerin toprak talepleri şeklinde algılanmıştır.Bu çalışmada, Türk kamuoyunun 1915 olayları ve Ermeni taleplerine karşı oluşturduğu tepki, bu tepkinin kaynakları, ortaya konan tepkinin dönemsel özellikleri ve ortaya çıkan algının süreç içinde herhangi bir değişikliğe uğrayıp uğramadığı ele alınmıştır.

Mithat Kadri Vural
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Afgan kralı Emanullah Han'ın Türkiye gezisi ve Türk Afgan ilişkileri

ÖZETTürkiye halkı ile Afganistan halkının tarihten, sosyal ve kültürel yapıdan gelen ilişkileri vardır. İki ülke de Asya Coğrafyasında yaşamaktadır. Aralarında yalnız bir ülke (İran) vardır. Ve bu coğrafi yakınlığı nedeniyle iki ülke komşu sayılabilir.Son 200 yıldır bu iki ülkeyi birbrine yaklaştırmış olan asıl etken kuşkusuz ki, bu ülkelerde yaşayan ulusların ve halkların emperyalizm karşısında ezilmiş olmalarıdır. Türkiye'de Afganistan'da sömürgeci ve emperyalist ülkelerin paylaşım mücadelesi verdikleri alanlar üzerinde yaşamaktadır. Bu süreçte Türkiye, yarı sömürü haline getirilirken Hindistan'ın bir parçası olan Afganistan sömürgeleştirilmiştir.Geçen yüzyılın ilk çeyreğinde şiddetle esen devrim rüzgarı,Türkiye'yi ve Afganistan'ı aynı emperyalizmle mücadelede silah arkadaşı yapmıştır.Afganistan,1919'da bağımsızlığını kazandıktan sonra kendi çapında modernleşme hareketine girişmiş ve bu konuda Türk Devrimini örnek almıştır.Ne var ki feodal yapının ve aşiret sisteminin çok köklü oluşu bu modernleşme hareketinin hızını kesmiştir.Afganistan çok uzun yıllar Türkiye ile dost kalmış,Türkiye'nin eğitim ve kültür hayatından etkilenmiş ve bu konudaki uzmanlardan da yararlanmıştır.Afganistan'ın modernleşme hareketini kesen unsur dış müdahalelerdir.Afganistan'da ortaya çıkan yeni gelişmeler karşısında Türkiye yeniden Kemalist dış politikaya dönmesi ve başta Afganistan olmak üzere bölge ülkeleri ile yakınlaşma içine girmesi gerekmektedir.

İsmail Akbaş
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Mübadelede Ayvalık

Lozan Anlaşması sonucunda hazırlanan bir protokolle Türkiye de yaşayan Rum ve Yunanistan'dan yaşayan Türk nüfusunun zorunlu olarak göç ettirilmesi karara bağlanmıştır. Böylece, zorunlu göç, bir uluslar arası anlaşmaya ilk defa konu olmuştur. Bu anlaşmaya göre, 1923 yılında yaklaşık 1.200.000 Rum Yunanistan'a, 400.000 Türk ise Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmıştır.Zorunlu mübadeleden Ayvalık da doğrudan etkilenmiştir. Ayvalık'taki Rumlar Midilli Adası ve Atina'ya göç ettirilmiş, Girit ve Midilli Adalarındaki Türkler ise Ayvalık'a yerleştirilmiştir. Göçmenlerin yerleştirilmesi sürecinde, yaşamış oldukları bölgelerin iklimi, coğrafi yapısı dikkate alınmıştır. Örneğin, Midilli ve Girit'de yaşayan halkın önemli bir bölümü, zeytincilik yapabilecekleri Ayvalık'a yerleştirilmiştir.Osmanlı Devleti döneminde Ayvalık, Batı Anadolu'nun İzmir'den sonra en önemli ticaret merkezi konumundaydı. Osmanlı Devleti döneminde büyük ekonomik gücü elinde tutan Ayvalık, şehirde yaşanan Yunan isyanları, Yunan işgali ve bunu onucunda gerçekleşen zorunlu göçün sonrasında eski etkinliğini kaybetmiştir.Mübadele sürecinde göçmenlerin yerleştirilmesi, Kurtuluş Savaşı sonrası zor şartlar altında kurulmuş olan genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin çözmesi gereken önemli bir sorun olmuştur. Göçmenlerin nakil edilmesi yerleştirilmesi esnasında Yunan Devleri, diğer devletlerden dış yardım alırken, Türk hükümeti, herhangi bir destek almadan vatandaşlarının ülkeye nakli ve yerleştirilmesini kendi imkanlarıyla başarabilmiştir.

Gönenç Turan
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası İzmir Fuarı'nın kuruluşu ve ilk sergiler

1923 İzmir İktisat Kongresi'nde oluşturulan sergi, İzmir Fuarı'nın doğuşunun başlangıcı olmuştur. Sergiden panayıra, panayırdan fuara doğru giden süreç ticari hayatı son derece etkilemiştir.Fuar, uluslar arası ilişkilerin kaynaşmasını, ticari bağların kurulup, güçlendirilmesini sağlamıştır. Bu ticari ortamda tüccarlar diğer tüccarlarla birebir görüşme, mallarını birebir görme olanağı bulurlar. İç ve dış ticareti yakından ilgilendiren fuarla ülkenin ürünleri, malları teşhir edilir. Ülkenin henüz tanınmamış tarafları aydınlatılır, hammaddeleri diğer ülkeler tarafından daha aranır hale gelir. Yerli müteşebbis artarak yerli sanayi gelişir. Fuarda direk bir etkileşim söz konusudur. Bir ülkenin sanayide gerçekleştirmiş olduğu bir yenilik diğer ülkelerin de bundan yararlanmasını sağlayacak, ufkunu genişletecek ve diğer ülkelerin teknik, sanayi alanındaki durumlarını gözden geçirip geliştirmelerine yardımcı olacaktır.Bu tezde de ekonomi politikasının saptandığı 1923 İzmir İktisat Kongresi'yle başlayan ekonomiyi ileriye götürme süreci, İktisat Kongresi'ndeki numune sergisi, 1927 ve 1928 Sergileri, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ve bunun sergilere etkisi, devletçilik ile devletçiliğin fuarla ilişkisi, 1933 ? 1934 ? 1935 yıllarında gerçekleşen panayırlar, 1936 İzmir Enternasyonal Fuarı'nın doğuşu ve fuarın içinde bulunduğu Kültürpark'ın oluşturulması üzerinde durulmuş; bunun hem İzmir'e hem de tüm Türkiye'ye yansıyan faydaları analiz edilmiştir.Anahtar kelimeler: Sergi, Panayır, Teşhir, Enternasyonal İzmir Fuarı, Kültürpark.

FuarlarKültürparkSergiler+2
Esra Polat
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de yasa dışı göç sorunu

Yasa dışı göç, Soğuk Savaş döneminin kapanmasıyla birlikte dünya gündeminin ön sıralarında yer almaya başlayan bir sorundur. Tek kutuplu bir dünyada yaşanan siyasal çalkantılar, ulusal sınırların öneminin azalması ve ulaşım ve iletişim olanaklarının artmasıyla kendini gösteren küreselleşme sürecinde uluslararası göç ve sığınma hareketlerinde de büyük bir artış olmuştur. Bu artışın, göç alan gelişmiş ülkelerin yasal göç ve iltica kapasitelerinin üstüne çıkması ve göçün yarattığı sosyo-ekonomik ve kültürel sorunlar ile güvenlik endişeleri yasa dışı göçün temel nedenleri olarak ön plana çıkmaktadır.Yasadışı göç, sadece Kuzey Amerika ve Avrupa Birliği ülkeleri gibi gelişmiş bölgeleri değil gelişmekte olan dünyada yeni endüstrileşen birçok ülkeyi de hedef almaktadır. Bu sorun, coğrafi konumu ve ekonomik durumu nedeniyle ülkemiz de yakından ilgilendirmektedir. Yasa dışı göç kapsamında genel olarak ?transit ülke? özelliği gösteren Türkiye, bazı ülke vatandaşları için ?hedef ülke? ve zaman zaman da ?kaynak ülke? özelliği sergilemektedir.Çalışmamızda; yasa dışı göçün ve onunla birlikte anılan diğer kavramların çerçevesi çizildikten ve yasa dışı göçü ortaya çıkaran tarihsel süreç, yasa dışı göçün nedenleri, boyutları ve sonuçları incelendikten sonra Türkiye'nin yasa dışı göçle mücadelesi ve Avrupa Birliği'ne uyum sürecindeki çalışmalar değerlendirilmiştir.

Göçmenler
Kemal Eker
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Balkan Savaşları ve sonrasında Bulgaristan ve Osmanlı Devleti arasında nüfus göçü

Balkan Savaşları sırasında ve sonrasında Bulgaristan ve Osmanlı Devleti arasında göçler yaşanmıştır. Bulgaristan yönetiminde kalan Müslüman Türk nüfus; toprakların kaybedilmesi, savaşın getirdiği olumsuzluklar ve Bulgar çetelerin yaptıkları mezalimler, mal ve mülklerine zorla el konulması gibi sebeplerden Osmanlı Devleti yönetimindeki topraklara göç etmeyi, göçün getirdiği bütün zorluklara rağmen tercih etmişlerdir. Aynı şekilde Osmanlı Devletinde, özellikle Trakya ve Makedonya'daki Bulgarlar da savaş nedeniyle Bulgaristana göç etme yoluna gitmişlerdir. Balkan Savaşları sırasında kendiliğinden gelişen bu karşılıklı göç olayı , savaş sonrasında Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında 1913'te imzalanan İstanbul Anlaşmasına konulan bir ek protokolle ilk kez bir mübadele anlaşması yapılmıştır. Bu doğrultuda fiilen gerçekleşmiş olan bu karşılıklı göçlerin tespiti ve göçmenlerin haklarının iade edilmesi ve yerleştirilmesi için iki ülkenin üyelerinden oluşan Karma Komisyon kurulmuştur. Bulgar basınında ve belgelerinde yer alan bilgilerde Türklerin, Buylgar nüfusu zorla göç etmeye sevk ettiği yolunda bilgiler mevcut.Müslüman Türklere yapılan zulüm ve baskıları inkar etmekte, Müslümanların Hıristiyanlığı kendiliğinden seçmiş gibi göstermeye çalışmışlar ve bu doğrultuda belgeler sunmuşlardır. Balkan savaşlarını bizzat cephede takip etmiş olan yabancı basından gazeteciler yayınladıkları eserlerinde mevcut durumu ve gözlemlerini yansıtırken gerçekleri gizleyememişlerdir. Balkan savaşları sırasında ve sonrasında yaşanan göçler ve yapılan katliamlar en çok Türk Müslüman halkı etkilemiş, uzun yıllar bu yaşananların olumsuz izleri silinmeye çalışılmıştır. Osmanlı Devleti mevcut siyasi, ekonomik ve sosyal durumuna rağmen göçmenlerin sorunsuz olarak iskan ettirilmeleri ve ihtiyaçlarının giderilmesi için bütün imkanlarını bu doğruyltuda kullanmıştır.

Gülay Özgür
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de çok partili dönemde sıkıyönetimler

Türkiye, 1945 yılında çok partili hayata geçtikten sonra hemen hemen her on yılda bir askeri müdahale deneyimi yaşamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında tek parti döneminde uygulanan politikalarla, sosyal ve ekonomik değişimlerin sonucunda, ülkede demokratik bir alt yapı gelişmiştir. 1945'te çok partili siyasi hayata geçiş, büyük bunalımlar olmadan gerçekleşmiştir. Ancak sonraki dönemlerde ortaya çıkan gelişmeler, farklılık göstermeye başlamıştır. 1945'ten sonraki dönem, aşırı siyasal-laşma, siyasal partilerin kutuplaşması, hizipleşme, siyasal şiddet ve terörde artış, bü-rokraside bozulma ve ekonomik kriz gibi özellikler göstermiş ve bu dönemler askeri müdahale ile son bulmuştur. Tezde çok partili döneme geçişten, 1973 yılına kadar meydana gelen gelişmeler anlatılmıştır. Bu dönemde ilan edilen sıkıyönetim ve Sıkı-yönetim Mahkemeleri, siyasi, sosyal ve hukuki yönleriyle anlatılmaya çalışılmıştır.Sıkıyönetim, devletin ve toplumun karşılaştığı büyük tehlike ve bunalımlar nedeniyle başvurulan ?olağanüstü yönetim? şekillerinden biridir. Olağanüstü yöne-tim şekillerine savaş hali, savaş tehlikesinin baş göstermesi, iç karışıklık ve ayaklan-ma gibi devletin ve toplumun güvenliğini sarsan durumlarda ya da büyük ekonomik bunalımlar ve doğal afetlerle karşılaşıldığında başvurulmaktadır.Türkiye'de Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze kadar, bütün anayasalar-da sıkıyönetim yer almıştır. Cumhuriyetin ilk dönemleri ve sonrasında değişik neden-lerden dolayı sıkıyönetimin ilan edilmiştir. Tez sıkıyönetimin ilan edildiği koşullar, yapılan uygulamalar ve sonuçları hakkında bilgi verilmiştir. Sıkıyönetim komutanla-rı, yayınladıkları bildirilerle uyulması gereken kuralları kamuoyuna açıklamışlardır. Tezde kamuoyuna yayınlanan bildirilerden örnekler yer almaktadır.Tez üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde; sıkıyönetim ve olağanüstü ha-lin hukuki boyutu ve tarihçesi anlatılmıştır. Yabancı ülkelerde ilan edilen sıkıyöne-timler hakkında kısaca bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; Türkiye'de 1945'ten sonraki çok partili dönemde sıkıyönetimin ilan edilmesi ve yapılan uygulamalar üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde; Sıkıyönetim Mahkemelerinin çalışma yöntemleri, bazı davalardan örnekler verilerek anlatılmıştır.

Sıkıyönetim
Gülben Mat
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Rum politikası 1908-1914

II. Meşrutiyet dönemi, Osmanlı Devleti'nin siyasal yaşamında önemli birsüreçtir. Bu dönemin en önemli siyasal aktörü, İttihat ve Terakki Cemiyeti idi. Cemiyet,sahip olduğu iktidar gücü sayesinde, II. Meşrutiyet dönemi boyunca yenilikler yapmayaçalıştı. İttihatçıların gerçekleştirmek istedikleri bu yenikliklere, Müslüman olmayanazınlıklar muhalefet ettiler. Rum toplumu, II. Meşrutiyet dönemi boyunca İttihatçılara enfazla muhalefet eden unsurlardan birisiydi.Bu çalışmada, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin 1908-1914 yılları arasındaki Rumunsura yönelik politikası ele alındı. Siyasal, kültürel ve toplamsal alanlarda yapılanyeniliklere Rum toplumunun gösterdiği tepkiler üzerinde duruldu. İttihat ve TerakkiCemiyeti'nin, Yunanistan'ın Rumlar üzerindeki etkisini azaltmayı hedefleyen bir politikaizlediği sonucuna varıldı.

Hasan Taner Kerimoğlu
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir İktisat Kongresi'nden dünya ekonomik bunalımına İzmir'de tarımsal etkinlikler

İzmir, Osmanlı son döneminde devletin en önemli ekonomik merkezlerinden biri haline gelirken, aynı zamanda uygulanan emperyalist yöntemlerin de en çarpıcı izlerini taşıyan bir kent görünümündeydi. Doğal kaynaklar açısından zengin bir bölgenin dışa açılan kapısı konumunda bulunan İzmir, giderek önem kazanan bir ticaret merkezi haline gelmişti. Bu gelişimde, bölgenin geleneksel tarım ürünleri olan incir, üzüm, pamuk, afyon, zeytin haşhaş ve pamuk önemli bir yere sahiptir.Uzun süren savaş yıllarının ardından Osmanlı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti'ne enkaz haline gelmiş bir tarım ülkesi bıraktı. Savaşların olumsuz koşulları içinde üretim düşmüş, genç nüfus savaşlarda ölmüş, iş hayvanları başta olmak üzere geri durumdaki tarım araçlarının önemli bir bölümü yitirilmişti. Ülkenin çoğunluğu köylü nüfustan oluşmasına rağmen tarım ürünlerinin önemli bir kısmı ithal edilir hale gelmişti. Tarımda eski yöntemlerin kullanılması da tarımsal üretimin düşük olmasına neden oluyordu. Bunların yanında ulaşım ağının gelişmemiş olmasının da etkisiyle ülkenin bir bölgesinde kıtlık yaşanırken bir başka bölgesinde üretici ürününü pazara ulaştıramadığı için yakmak zorunda kalıyordu. İzmir İktisat Kongresi'nden 1929 Dünya Ekonomik Bunalımına kadarki süreçte İzmir'de tarım sıkıntılara rağmen dirilmeye çalışan bir sektör konumundaydı.

Ece Aytekin
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2009
10
Master'sOpen AccessTR

68 kuşağı düşünce yapısında Atatürk ve Atatürkçülük

Bu çalışmanın konusu, 68 kuşağının Atatürk'e ve Atatürkçülük anlayışına bakış açısını ortaya çıkarmaktır. 68 kuşağı, Türkiye Cumhuriyetini kuran Atatürk'ün, bağımsızlık ideolojisinden vazgeçilmesi sonrasında karşılaşılan güçlüklerin yine Atatürkçülük anlayışıyla aşılacağını dile getirmekteydi.Gençlik 1919'dan başlayarak gerçekleştirilen bağımsızlığın Atatürk'ten sonra devam ettirilemediğine inanmış ve siyasi kararlarda Atatürkçü anlayıştan uzaklaşılması sonrasında ülkenin bağımlı hale geldiğine inanmaktaydı. İktidarın uygulamış olduğu politika ve teslimiyetçi yapısı, ülke içerisinde de sıkıntıların yaşanmasına yol açmaktaydı. Dini çevrenin yeniden rejime yönelik saldırılarına karşı, gençlik tepki göstererek bunu engellemeye çalışmaktaydı. Atatürk'ün Cumhuriyeti gençliğe emanet etmesini, gençlik kendisi için bir borç olarak görmekte ve bu borca sahip çıkmaya çalışmaktaydı. Bir yandan rejime yönelik yapılan saldırılar diğer taraftan Atatürk'e yönelik eleştirilere gençlik sessiz kalmamış, çeşitli protestolarla bunu kınamıştır. İktidarın artan olaylar karşısında gençliğe cephe alması da olayları giderek arttırmış ve gençlik sürdürdüğü davayı Atatürkçü anlayış içerisinde gerçekleştirmiştir.68 kuşağı, 1960 ? 1970 yılları arasında bağımsızlık mücadelesi içerisinde sürekli olarak Atatürkçülüğe vurgu yaparak, Atatürkçü anlayış içerisinde olduğunu göstermiştir. Yayınladıkları bildirilerde ve yaptıkları tartışmalarda da Atatürk'e çok şey borçlu olduklarını söyleyerek, bu borcu onun devrimlerine ve emaneti olan Cumhuriyete sahip çıkarak ödemeye çalışmıştır.

Feryat Bulut
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Amerikan basınında Türkiye'nin NATO'ya girişi

2. Dünya Savaşı sonrasında, ABD, İngiltere ve Sovyetler Birliği, savaşın galip devletleri olarak Montrö Sözleşmesi'ni aralarında yeniden düzenlemeye çalıştılar. Ancak İstanbul ve Çanakkale Boğazı'nın, hem Karadeniz hem de Akdeniz için olan önemi, bu üç büyük savaş galibi devleti bu konuda anlaşmazlığa soktu. Sovyetler Birliği'nin 1945 ve 1946 yılları içerisinde Boğazlar ve Türkiye ? Sovyetler Birliği sınırı üzerinde yapmak istediği değişiklikler, ABD, İngiltere ve Türkiye tarafından reddedildi. Bu Sovyet talepleri karşısında ABD ve Türkiye birbirlerine yakınlaşmaya başladılar. Ekim 1950'de Türkiye, Yunanistan ile birlikte NATO'ya ikincil üye olarak davet edildi. Her iki ülke de bu daveti hemen kabul etti. Şubat 1952'de de bu iki ülkenin NATO'ya tam üyeliği sağlandı.Bu çalışma, 1950 ? 1952 yılları arasını, Amerikan gazetelerine dayanarak ele almaya çalışacaktır. Son bölümde ise 2. Dünya Savaşı sonrası döneme muhalif yaklaşan ?revizyonist? akımlar incelenmeye çalışılacaktır.

AkdenizAmerika Birleşik DevletleriBasın+4
Ogün Özboyacı
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2009
10
Master'sOpen AccessTR

Tek parti döneminde 10 kasımlar

Türkiye'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, 10Kasım 1938'de fani hayata veda eder. Atatürk öldükten sonra TürkiyeCumhuriyeti'nin başına İsmet İnönü geçer ve Türkiye'de İsmet İnönülü Tek PartiDönemi başlar.Bu çalışma, öncelikle Atatürk'ün Cenaze Töreni'nin nasıl olduğunudetaylarıyla beraber, 10-21 Kasım 1938 tarihleri arasında açıklamaya çalışır. Dahasonra Tek Parti Dönemi boyunca Türk Milleti'nin ve Türkiye'nin Atatürk'ü AnmaTörenleri'nde Atatürk'ü nasıl andıkları anlatılmaktadır.Bu amaçla beraber, Atatürk ve İnönü arasındaki Atatürk'ün hastalığısürecindeki ilişki anlatılır. Ulaşılmak istenen bir diğer amaçta, İnönü'nün Atatürksonrası dönemde güttüğü politikadır. Bu dönemde, Atatürk döneminde görevalmayan küskünler olarak bilinen Kazım Karabekir, Rauf Orbay ve Refet Bele görevalırlar. İnönü, Atatürk'ün yanındakileri tasfiye etme girişiminde bulunur ve ondansonraki dönemde, Türk liralarının üzerindeki Atatürk resmini kaldırarak, kendiresmini koydurtur. 10 Kasım anma günlerinin ertesinde de, kendisininCumhurbaşkanlığına seçilmesi kutlanır.Hatta bu kutlama basında Atatürk'ün ölümyıldönümü haberlerinden daha büyük puntolarla yer alır.Bu veriler ışığında, çalışmaya yön verilmiş ve çalışmamız, üç anabölümden oluşmaktadır ve çalışma, görsel fotoğraflarla desteklenmektedir.

Burak Şimşek
Dokuz Eylül University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2007
00

Other supervisors