Theses supervised by Doç. Dr. Murat Yeşiltaş

11 theses · Sakarya University

Master'sOpen AccessTR

Neoklasik realist teori bağlamında Türkiye'nin Kuzey Irak ve Kuzey Suriye politikası (2002-2015)

Bu tez, uluslararası ilişkiler teorilerinden olan neoklasik realizm bağlamında Türkiye'nin 2002-2015 arası dış politikasını inceleyerek, Türkiye'nin dış politika davranışını belirleyen faktörleri Kuzey Irak ve Kuzey Suriye politikaları örnekleri ile açıklamaktadır. Tezde, bu dönem aralığında bölgesel ve uluslararası sistemik çıktıların Türk dış politikasını belirleme etkisi ve bu çıktıların dış politika eylemine dönüşmesinde iç faktörlerin rolü ve birbirleri ile olan ilişkileri araştırılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde neoklasik realist ve aynı köklerden geldiği klasik realist ve neorealist teoriler genel kapsamıyla ele alınmıştır. Özü itibari ile bir dış politika teorisi olan neoklasik realizmin dış politika yapımı aktörleri ve süreçlerine olan yaklaşımları incelenmiştir. Bu kapsamda ikinci bölümde 2002-2015 arasında Türk dış politikası genel bir şekilde analiz edilmiş ve dış politikada iç aktörlerin rolü araştırılmıştır. Bununla bağlantılı olarak tezin ikinci ve üçüncü bölümünde AK Parti döneminde Türkiye'nin Kuzey Irak ve Kuzey Suriye politikaları incelenmiştir. Türkiye'nin özellikle 2008'den sonra Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile ilişkilerini güvenlik merkezli olmaktan çıkarıp müttefiklik derecesine getirmesinde ve Suriye iç savaşından sonra Kuzey Suriye'deki yapılanmayı tehdit olarak değerlendirmesini sağlayan faktörler karşılaştırmalı bir şekilde analiz edilmiştir.

IrakKuzey IrakKuzey Suriye+7
Mehmet Akar
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Tek kutuplu sistemde bölgesel güçlerin ulusal güvenlik stratejileri: Suudi Arabistan örneği (1990-2015)

Bu araştırma, yapısal realist kuramla bölgesel güç statüsüne sahip olan Suudi Arabistan'ın Soğuk Savaş sonrası dönemde (1990-2015) takip ettiği ulusal güvenlik stratejilerini incelemektedir. Araştırmanın asıl amacı, tek kutuplu küresel güç dağılımının hakim olduğu bir ortamda bölgesel güçlerin ulusal güvenlik stratejileri ile uluslararası sistemin yapısı arasındaki nedensel ilişkiyi ortaya çıkarmaktır. Bu kapsamda araştırma, "Soğuk Savaş sonrası dönemde küresel güç dağılımında (tek kutuplu) bir değişim yaşanmadığı halde, neden bölgesel güçlerin ulusal güvenlik stratejilerinde değişim yaşanmaktadır" şeklinde formüle edilen ana araştırma sorusuna yanıt aramaktadır. Araştırmanın temel argümanı, tek kutuplu küresel güç dağılımında, kutup liderinin temel aktörlerin bölgesel güçlerden meydana geldiği stratejik bir bölgeye yönelik angajman biçimi (grand stratejisi) ilgili bölgenin güç yapısının biçimlenmesinde etkili olmakta ve bu yapı da bölgesel güçlerin ulusal güvenlik stratejilerini şekillendirmektedir. Bu temel argümanla ilgili olarak araştırma sürecinde on ayrı hipotez geliştirilmekte ve bunlar Suudi Arabistan örneği üzerinden sınamaya tabi kılınmaktadır.

Bölgesel güçGrand stratejisiGüvenlik+3
İsmail Akdoğan
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2018
10
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliğinin ortak göç ve mülteci politikası: Suriye iç savaşı örneği

Göç, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Tarih boyunca dünya üzerinde insanoğlu bir yerden başka bir yere giderek göç eylemini gerçekleştirmiştir. Bu eyleme neden olan sebepler değişkenlik gösterse de geçmişten günümüze kadar değişmeyen temel sebeplerin başında savaşlar, iç çatışmalar ve iklimsel şartlar gelmektedir. Zamanla çatışmaların boyutu büyüdükçe göç eden insan sayısı da artmaktadır. Avrupa kıtasının göç ile ilgili uzun bir tarihi vardır. Ancak AB kurum olarak göç meselesini ile ilk olarak yabancı işçiler nezdinde karşılaşmıştır. Sovyetlerin dağılması ve Avrupa kıtasına yönelen binlerce insan karşısında AB'nin gündemi yabancı işçilerden, mülteci ve sığınmacılara dönüşmüştür. Bu noktada 'ortak bir politika' arayışına giren AB çeşitli zirveler sonucu bu politikasına hayat vermeye çalışmıştır. Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da Arap Baharı sonrası ortaya çıkan iç savaşlar sonucu, dünyada mülteci sayısı ikinci dünya savaşından beri en yüksek seviyeye ulaştı. Özellikle Suriye iç savaşı ile milyonlarca insan mülteci konumuna gelmiştir. Krizin başlarında, AB üyesi ülkeler AB çatısı altında oluşturulan ortak politika çerçevesinde hareket etti. Özellikle sığınmacıların komşu ülkelere sığınması nedeniyle AB bu soruna uzun süre gözlerini kapatmıştır. Ancak 2015 yılından binlerce sığınmacıların Avrupa kapısına dayanması sonucunda AB bu soruna daha fazla kayıtsız kalamadı. Bu durum ve gerçekleşen göç dalgaları AB siyasetini derinden etkilemiştir. Bu çalışma ile amaçlanan, soğuk savaş sonrası AB'nin oluşturmaya çalıştığı ortak mülteci/göç politikasını Arap Baharı sonrası Avrupa kıtasına dayanan Suriyeli mülteciler üzerinden okumaktır. Suriyeli mülteci krizi ile AB'de de meydana gelen çatlak sesler, AB'nin masa başında aldığı ortaklık ve değerler politikası sahada uygulanamamıştır. Uygulanan politikalar, AB'nin amacının Avrupa'ya gelen mültecilerin önüne set çekmek olduğunu göstermektedir.

Avrupa BirliğiKüresel güçMülteciler+6
Emine Ay
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Representation of Russian-Georgian 2008 war in the Eyes of Georgia: A critical geopolitical perspective

Sharing the historical background, and the same borders in terms of geographical location, Georgia and Russia, have been a core connective bridge. After the demise of the USSR, main ambition for Russia was to retain its influence in the Post-Soviet countries, had instigated a major problem to its neighbors, and particularly to Georgia. The newborn state had been inspired with the western values, which consequently evolved a desire to decrease the pro-Russian attitude and increase the Western-based views by joining NATO alliances. Theses aspirations resulted a dislike to its Big neighbor country, which subsequently developed to a Red Line between Georgian-Russian relationship and caused the unexpected, yet inevitable, August War. Different perspectives about the August war, have been reviewed; Nevertheless, less attention has been paid to the point of view of the main victim, Georgia. As a result, this study aims to review the Georgian statecraft's construction and conceptualization of the 2008 August war. The thesis explores and examines the Georgian perspective of the Five days war, and provides Georgian statecraft discourse analysis of the events related to the Russian invasion from a critical geopolitical perspective. It has been concluded, regarding the Georgian discourse analysis and everyday performance of the statecraft, that the Russian military intervention in the Georgian territory was an "Aggressive military intervention" and "Attack on the West" in order to control the energy resources of Europe. The Georgian statecraft's discourse defined Russia as "Aggressors", "Barbarians of the 21stcentury" and "Occupiers". This war pictured Russia as an enemy to the Georgian statehood and sovereignty, that had broken the international norms, beside the Western values.

Geographical positionGeorgiaGeopolitic+5
Salome Tsıkarıshvılı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Kıbrıs politikasının enerji jeopolitiği bağlamında analizi

1950'lerde uluslararası gündeme gelen Kıbrıs sorunu, bu dönemden itibaren yaşanılan birçok tarihsel gelişmeyle şekillenmiş, çözümsüzlüğünü günümüze kadar devam ettirmiştir. 1983'te KKTC'nin kurulmasından sonra adada iki yönetim ortaya çıkmış, bu gelişmeden sonra da iki farklı yönetimin tek bir çatı altında birleştirilmesi için görüşmeler günümüze kadar sürmüştür. Kıbrıs sorunu, açık denizlerde doğalgazın keşfiyle farklı boyutlara ulaşmıştır. Bölgede çok sayıdaki paydaşı ilgilendiren Hidrokarbon rezervlerinin keşfi, sorunu daha da karmaşık hale dönüştürmektedir. Yaşanan gelişmeler bölge siyaseti, ekonomisi ve jeopolitiği üzerinde etkili olmaktadır. Kıbrıs sorunu üzerine eklemlenen Hidrokarbon keşfi, Rum Yönetiminin, Mısır ve İsrail ile birlikte adadaki Türklerin ve Türkiye'nin haklarını hiçe sayarak yapmış olduğu antlaşmalar bölgedeki siyasi sorunları daha da artırmakta, potansiyel olarak istikrarsız bir deniz güvenliği yaratmaktadır. Bu çerçevede Türkiye Kıbrıs Politikası üzerinde Enerji Jeopolitiği rekabetine nasıl bakıyor? Türkiye bu rekabete nasıl yaklaşıyor? gibi soruların cevaplanması önem taşımaktadır. Yapmış olduğumuz bu çalışma ile Doğu Akdeniz'de Enerji Jeopolitiği kapsamında Bölgesel Aktörlerin arasındaki rekabet ortaya konularak, Uluslararası aktörlerin Doğu Akdeniz'deki varlığına karşın Türkiye'nin haklarını savunmasına yönelik siyasi ve askeri etkinliği irdelenmeye çalışılacaktır.

EnerjiEnerji politikalarıJeopolitik+6
Mustafa Yakışkan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kazakistan'ın ulusal güvenlik politikalarının soğuk savaş sonrası dönüşümü

Kazakistan yakın tarihte bağımsız bir ülke olmuştur. Bununla birlikte Kazakistan'ın şu anki gelişme seviyesi dikkat çekici bir olgudur. Mevcut literatüre bakmak, Kazakistan'ın ülke bağımsızlaştığında ciddi ekonomik, politik ve sosyal zorluklarla uğraşması gerektiğini göstermeye yardımcı olmaktadır. Cumhurbaşkanı Nazarbayev, ülkenin refahını artırma yönünde birbiri ardına ortaya çıkan çeşitli engellere rağmen, Kazakistan'ın ne kadar başardığını her zaman vurgulamaktadır. Bu çalışmada, ülkenin ulusal güvenlik stratejisinin, ulusal güvenlik boyutlarının çoğunluğunun düzenli olarak iyileştirilmesine yönelik olduğu ve gelecekteki uzun vadeli kalkınma için yeni fırsatlar yarattığı ortaya çıkmaktadır.

KazakistanMilli güvenlik politikasıSoğuk Savaş sonrası+5
Merey Moldakhmet
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikasında İslamcı-Kemalist hesaplaşma: Erbakan Dönemi Libya örneği

David Campbell'ın "çifte dışlama" (double exclusion) kavramsallaştırmasından yola çıkarak, dış politikanın içeride işlerlikte olan iktidar ilişkilerinin bir uzantısı olduğunu savunan bu çalışma, Erbakan dönemi üzerinden dış politikanın iktidar ilişkilerinde nasıl araçsallaştırıldığını incelemektedir. Çalışmanın temel argümanı, dış politikanın Refah Partisi tarafından Kemalist hegemonik düzeni itibarsızlaştırmak ve kendi alternatif dilini normalleştirmek için devreye soktuğu; Kemalist bürokrasinin ise İslamcı bloğun yönelttiği bu meydan okumayı tersine çevirerek içeride yürüttüğü dışlama sürecini ve cumhuriyetin laik karakterini bir kez daha onaylamak ve mevcut hegemonik düzeni sağlamlaştırmak için kullandığıdır. Bu doğrultuda İslamcı bir kimliği temsil eden Refah Partisi'ni, Kemalist hegemon söyleme meydan okuyacak pozisyona getiren etkenler ve bu meydan okumalar dahilinde yaşanan iktidar ilişkileri çalışma bağlamında irdelenen hususlardır. Bu noktada Refah Partisi'nin Kemalizm'in sacayakları olan laiklik, ulus-devlet ve Batıcılık ilkelerini yerinden edici söylem ve pratikleri incelenecek ve bu dönem dış politikasının Kemalist yerleşiklerin iç siyasetteki tutunma alanları üzerindeki iç politik mücadelenin bir parçası olduğu gösterilmeye çalışılacaktır. Bu anlamda bilhassa Refah Parti iktidarının ilk aylarını fazlasıyla meşgul eden Başbakan Erbakan'ın Libya ziyareti bağlamında yaşanan tartışmalar analiz edilecek ve konunun söz konusu iki blok arasındaki mücadelede hangi söylem ve pratikler çerçevesinde nasıl bir temsile oturtulduğuna bakılacaktır. Sonuç olarak bu çalışma, Erbakan'ın Libya gezisi örneği üzerinden dış politikanın İslamcı ve Kemalist kimlikler açısından ve iktidar ilişkileri bağlamında üstlendiği kurucu/sağlamlaştırıcı/tahrip edici rolü analiz etmeyi amaçlamaktadır.

Din-siyaset ilişkileriErbakan, NecmettinKemalizm+6
Dilek Küçükboz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Selefilik ve Suriye'deki selefi hareketler

İslam dininin farklı coğrafyalara yayılmasıyla beraber kendi içinde birçok farklı ekol ortaya çıkmıştır. Bu ekollerden biride "İlmi Selefiyye" olarak nitelendirilen ve İbn Teymiyye tarafından sistemleştirilen ekoldür. Bu ekol İbn Teymiyye'nin vefatından sonra etkinliğini yitirmiştir. 18. yüzyıla gelindiğinde Muhammed b. Abdülvehhâb'ın öncülük ettiği Selefilik akımı ortaya çıkmıştır. Selefilik akımı, İlmi Selefiyye' den farklı bir zihniyete sahiptir. Bu zihniyet (Selefilik), siyasi olarak kurumsallaşmış ve siyasi çıkarları doğrultusunda kendi dışında ki Müslümanları tekfir etmesi ile ön plana çıkmaktadır. Özellikle Suudi Arabistan kuruluş aşamasında Selefilik zihniyetinden istifade etmiş ve ilerleyen dönemlerde diğer ülkelere de İhraç etmeye çalışmıştır. Bundan dolayı bu zihniyete Suudi Selefilik ya da Vehhabilik denilmiştir. 19. yy da ortaya çıkan diğer bir Selefilik zihniyet ise Neo-Selefilik akımıdır. Bu zihniyet (Neo-Selefilik) de Suudi selefilik gibi siyasi amaçlar peşinde koşmuş ve zamanın ihtiyaçlarına göre yeni din anlayışı gerekliliğine vurgu yapmıştır. Suudi Arabistan'ın 1980'lerden sonra dış politika da Neo-Selefilik anlayışını benimsemesiyle Suudi selefilikten kopmalar meydana gelmiş ve bu durum Militan selefi hareketlerin doğuşuna zemin hazırlamıştır. Militan Selefi Hareketler Suudileri "Cihad" ı durdurmakla suçlamış ve farklı yapı da bir selefi anlayış olarak ortaya çıkmıştır. Arap baharı isyanları başladıktan sonra amaçlarını siyasi yollarla elde etmeye çalışan Siyasi Selefilik akımı ortaya çıkmıştır. Fakat iç savaşın yaşandığı ülkeler de Militan Selefi Hareketler daha fazla ön plana çıkmıştır. İsyan dalgasının Suriye'ye sıçramasıyla beraber başlayan gösteriler silah yoluyla bastırılmaya çalışılmış ve ülkede ki olaylar büyük bir iç savaşa doğru evrilmiştir. Bu iç savaş sürecinde birçok farklı yapı da aktör ortaya çıkmıştır. Bu aktörlerden biride Selefi Gruplardır. Suriye'deki selefi gruplar İslami Cephe, el-Nusra ve DAİŞ'tir. Bu gruplar arasındaki ayrışma ideolojik farklılıktan ziyade yöntemsel farklılıklardan kaynaklanmaktadır. İslami Cephe ve el-Nusra diğer muhalif gruplarla işbirliği yapmakta ve sadece Suriye'ye odaklanmış durumdadır. DAİŞ ise kendisine itaat etmeyen bütün gruplar ile savaşarak şiddeti bir yöntem olarak benimsemiş ve Suriye ile birlikte diğer ülkelere de saldırılar düzenleyerek diğer ülkelerin Suriye politikasının şekillenmesine büyük etki etmiştir. Bu tez de İlmi Selefiyye ve Selefiliğin sistematik bir analizi yapıldıktan sonra Suriye İç savaşında Militan selefiliğin (DAİŞ, el-Nusra ve İslami Cephe)rolü açıklanmaya çalışılmıştır.

El-NusraIŞİDSelefiye+3
Ersin Aksoy
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Terörizme çare olarak bir öldürücü silah: ABD'nin dronlaştırılmış savaşının söylemsel yapısı

In the last years, drones have become the successors of the American soldiers and the target killings have become determinant as a counterterrorism strategy of the U.S. An increase in eccentric rate of drone strikes after Obama became the U.S president resulted in an immediate need for a rationale to legitimize the 'dronified' warfare. While Obama administration – and drone skeptics as well – mainly tend to elucidate the legality, morality and effectiveness (LME) of drone strikes, this paper focuses on discourses of terrorism, geopolitics and realism, which serve as foothold in legitimization of the dronified warfare. By tackling these discourses it is possible to understand how the Obama administration vindicated the drone program in front of the Americans. As the dronified warfare proliferates it is important to comprehend properly the discourses used by the U.S. – as a pioneer of this program- which indubitably will be used and reformulated by other states.

United States of AmericaTerrorTerrorism+2
Glorıa Shkurtı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

DEAŞ'in jeopolitik tahayyülünü anlamlandırmak

This thesis headed "Making Sense of ISIS' Geopolitical Imagination," which consists of three main chapters, focuses on the geopolitical discourse of ISIS, and the territoriality understanding therein. The first chapter provides a conceptual framework against the background of critical geopolitics. In doing so, it unveils how the matter of research in this thesis is approached. The second chapter seeks to examine how ISIS' understanding of territoriality externalizes itself, in particular within the group's own texts (such as its online issued magazine Dabiq). In this connection, while definitions such as 'the self' or 'the other' are explored with regard to the term territoriality, the question of how ISIS geopolitically imagines the world is touched upon. Another cornerstone of the second chapter is ISIS' contextualization of certain apocalyptic narratives – ascribed to some religious references – while producing its territoriality discourse. The third chapter builds on the former when analyzing how ISIS maps territoriality, which is centered on its self-construction and otherization strategies.

Islamic State of Iraq and al ShamGeopoliticGeopolitic position+4
Serra Can
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ahmet Davutoğlu'nun medeniyet söylemi ve Ak Parti Dönemi Türk dış politikasında yeni siyaset arayışı

İnsan, doğası gereği kollektif ve toplumsal bir yaşama şekli içerisinde hareket etmeye başladığından itibaren bir düzen arayışı içerine girmektedir. Medeniyet de yüzyıllardır insan kaynağı ile karşılıklı etkileşim içerisinde olması sebebi ile bireysel, kollektif ve toplumsal olarak etkilemiştir ve etkilenmiştir. Bu sebeple medeniyeti oluşturan unsurlar ve diğer dinamikler sürekli olarak bir değişim ve dönüşüm içerisinde süre gelmiştir. Uluslararası arenada hâkim adaletsiz bir düzen kurucu sistemin varolduğu, sistemin bugünün sorunlarına cevap verme noktasında yeterli olmadığını, merkezi yönetimin adı olan Batı'nın bugün kapsayıcılıktan uzak ve tek yönlü bir anlayışının olduğu ortaya konmuştur. Bu sebeple yeni bir düzen ve yeni düzen kurucu aktörler gerekmektedir. Bu manada Türkiye'nin sahip olduğu potansiyeli yansıtmadığını düzen kurucu bir aktör olarak kendisinin var olduğunu ve bu var olma zemininin, merkezinin, sahibi olduğu coğrafyada imkân ve sınır olarak mevcut olduğunu söylemiştir. Dış politikadaki bu söylem AK Parti dönemi dış politikasında belirginleşmiştir ve çok defa eyleme dönüşerek yeni bir politika olarak kurumsallaştırılmaya çalışılmıştır. Türkiye, poansiyelini yansıtma noktasında aşması gereken psiko-politik süreçi AK Parti döneminde başarmıştır. Bu sürecin mimarı olarak görülen Ahmet Davutoğlu'nun medeniyet algısı ve tasavvuru bu dönemdeki dış politikadaki yeni siyaset arayışının önemli izlerini taşımaktadır. Bu tezde AK Parti dönemi Türk dış politikasında Ahmet Davutoğlu'nun medeniyet söyleminin etkili olduğunu ve bu söylemin yeni bir politik anlayış ile yeni bir düzen arayışında olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır.

Adalet ve Kalkınma PartisiDavutoğlu, AhmetEleştirel söylem çözümlemesi+7
Ahmet Biçer
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Other supervisors