Theses supervised by Doç. Dr. Mürsel Bayram
19 theses · Ankara Social Science University
Siyasi bütünleşmeden iktisadi bütünleşmeye geçiş sürecinde Afrika kıtasal serbest ticaret antlaşmasının işlevselliği
"Ekonomik Bütünleşmeden Siyasi Bütünleşmeye Geçiş Sürecinde Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Antlaşması'nın İşlevselliği" 55 ülke ve 1,35 milyardan fazla insana ev sahipliği yapan Afrika, jeopolitik ve jeoekonomik açıdan dünyanın en önemli kıtalarından biridir. 15 ile 18. yüzyıllar arasında cereyan eden transatlantik köle ticareti, kıta sakinlerinin önemli bir kısmının yerinden edilerek Amerika ve Karayipler'e taşınmasına neden olmuştur. Afrika'nın önemli bir parçasını oluşturan bu diaspora, hak ve özgürlüklerini elde etmek için uzun bir mücadele sürecine girmiştir. Bahsi geçen mücadele süreci, Pan-Afrikanizm'i ortaya çıkarmıştır. 20. yüzyılın başında diasporada doğan bu hareket, Afrika'nın kolonyalizm boyunduruğundan kurtulmasında yol haritası olmuştur. PanAfrikanizm, aynı zamanda Afrika'nın ilk siyasal bütünleşme çabası olarak tarihe geçmiştir. 1963 yılında bütün Afrika kıtasını temsilen kurulan Afrika Birliği Örgütü (AfBÖ), Pan-Afrikanizm'in bir meyvesi olarak ortaya çıkmıştır. Esasen Afrika devletlerinin egemenliklerini ve siyasal bütünlüklerini koruma misyonuyla kurulan AfBÖ, daha sonra Lagos Eylem Planı ve 1991 Abuja Antlaşması ile bölgesel ekonomik bütünleşme yönünde de önemli adımlar atmıştır. Kıtasal örgüt, ekonomik bütünleşme yönündeki hedeflerini daha etkin biçimde hayata geçirebilmek için 2002 yılında bir reforma giderek Afrika Birliği (AfB) adı altında yeniden yapılanmıştır. AfBÖ'nün küllerinden doğan AfB'nin ana vizyonu, Afrika'yı entegre ve müreffeh bir kıta haline getirip uluslararası sistemde dinamik bir güç merkezine dönüştürmektir. Bu vizyon doğrultusunda 2013 yılında kıtanın tüm sektörlerini – tarım, enerji, eğitim, ulaşım, altyapı, ekonomi, politika, güvenlik – teşvik edecek dev projelerin yer aldığı bir gündem hazırlanmıştır: Gündem 2063. Dahası, 2019 yılında yaklaşık 2,5 trilyon dolar GSYİH ve 1,35 milyar tüketiciyi bir araya getirerek Afrika'yı dünyanın en büyük ortak pazarı yapacak Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Antlaşması (AKSTA) hayata geçirilmiştir. Söz konusu antlaşma, 1 Ocak 2021 tarihi itibariyle uygulanmaya başlamıştır. Afrika'da serbest ticaret, serbest dolaşım, gümrük birliği, ortak pazar ve parasal birlik oluşturmayı hedefleyen bu antlaşma, Afrika'nın ekonomik bütünleşmesinin son aşamasıdır. Buradan hareketle bu çalışmada Afrika'da siyasal bütünleşmeden ekonomik bütünleşmeye giden süreç ele alınacak ve söz konusu süreçte AKSTA'nın işlevi tartışılacaktır. Anahtar Kelime: Afrika Birliği, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Antlaşması, Bölgesel Ekonomik Topluluk, Bütünleşme, Pan-Afrikanizm
Turkey-Africa relations during the Cold War
This thesis addressing the Turkey-Africa relations during Cold War Period seeks to offer a historical perspective to the reader in order to comprehend Turkey's foreign policy approach towards the continent in the years between 1945 and 1989 and provide a framework to make better sense of current relations between Turkey and Africa. When Turkey's policies towards Africa are examined, it is seen that there have been ups and downs over time. It can be said that the African continent has attracted little interest in Turkish academic circles during the Cold War years, despite Turkey's close linkages to the Africa continent in terms of historical, cultural, and geographical ties. In this regard, this study analyzed the Turkey-Africa relations during the Cold War in light of archival sources. In this direction, official documents from the Presidential Directorate of State Archive were examined and it was observed that Turkey has signed more than 100 agreements with North African countries and also signed 64 agreements with Sub-Saharan African countries in terms of economic, commercial, medical, and military topics. Within this context, interviews were made with Turkish former ambassador to Abuja (Nigeria) Numan Hazar as well as an academician and Turkish ambassador to Dakar (Senegal) Prof. Dr. Ahmet Kavas who has penned important books and articles about specific topics related to the continent. At the end of our evaluations during the thesis, it was concluded that throughout the Cold War, relations between Turkey and Africa have shown a remarkable advancement. Keywords: Archive, Africa, Independence, Turkey, Foreign Policy, Turkish Foreign Policy
The impact of foreign direct investment on economic growth: The case of Eastern Africa
It is revealed that foreign direct investment, which is one of the main determinants of the global economy, has various benefits for the host countries. It is claimed that foreign direct investment is an important tool on knowledge and technology transfer, which plays an important role in economic development. Especially underdeveloped and developing countries implement many policies and offer incentives to attract foreign direct investments. In addition, empirical studies examining the economic benefits of host countries from foreign direct investments have reached different results. The results of the latest research claim that some domestic conditions must be created for foreign direct investments to have a positive effect. Foreign direct investments are one of the most important policy tools of African countries in order to ensure economic development. Therefore, it is important to understand the conditions under which FDI inflows occur in Eastern African countries. The general purpose of this thesis is to examine the conditions under which foreign direct investments lead to economic growth in East African countries. The data of selected countries for the period of 2000-2020 were evaluated and interpreted for this purpose. The data reveal that foreign direct investment contributes to economic growth in Eastern African countries with institutional quality, developed human capital and political stability. The effect of foreign direct investment on growth is low in Eastern African countries, which lack political and economic stability, inefficient infrastructure and low institutional quality. The high economic growth rates in Eastern African countries, where foreign direct investment inflows are high, reveal that there is a significant relationship between economic growth and foreign direct investment. These findings reveal that policies aimed at attracting foreign direct investments in Eastern African countries depend on improving domestic conditions in the host country. Keywords: Africa, Foreign Direct Investment, Eastern Africa, Economic Growth, Covid-19, Human Capital
Afrika siyasetinde kadın: Ruanda örneği
Ruanda, son on yıldır siyasette kadın temsil oranında dünya genelinde birinci sırada yer almaktadır. Yaptığımız çalışmada, "Ruanda'nın siyasette kadın temsil oranı neden yüksektir?" sorusundan yola çıkılarak "Pre-kolonyal ve post-kolonyal dönemde kadınların siyasete katılımının günümüze etkisi nedir?" ve "Ruanda Soykırımı sonrasında kalkınmada siyasal kültürün etkileri var mıdır?" sorularının yanıtları aranmaya çalışılmıştır. Tezimizin amacı, Ruanda'nın siyasette kadın temsilindeki başarısının sebeplerini incelemek ve Ruanda'nın toplumsal ve siyasi geleneklerinde var olan kadın ve cinsiyet normlarının günümüzdeki başarılı kadın temsil oranına etkilerini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda yaptığımız çalışma, tümdengelim yaklaşımıyla üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde, kadınların siyasi hak kazanım süreçleri ve feminist teori ele alınmıştır. Dünya siyasetinde kadınların güncel temsil oranları bölgesel olarak incelenmiştir. İkinci bölümde, kadınların Afrika siyasetindeki konumları değerlendirilmiştir. Pre-kolonyal dönemde Afrika toplumlarının sosyal yapılarında ve siyasi sistemlerinde kadınların yeri irdelenmiştir. O dönemde öne çıkan kadın figürler üzerinden bir analiz yapılmış ve kolonyalizm döneminde bağımsızlık mücadelelerine katılan kadınlara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise, Ruanda'nın pre-kolonyalizm, kolonyalizm ve post-kolonyalizm dönemlerinde kadınların siyasetteki konumları değerlendirilmiştir. Sonrasında, 1994 Ruanda Soykırımı sonrası süreçte kadınların siyasete katılmasına yönelik yapılan politikalar ile Ruanda'nın kalkınmasında kadınların etkileri ele alınmıştır. Ruanda'nın toplumsal ve siyasi geleneklerinde var olan kadın ve cinsiyet normlarının günümüzdeki başarılı kadın temsil oranına etkileri ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
An analysis of Moroccan-Algerian relations from constructivist perspective
In 1956 Morocco gained its independence and had a claim over pre-colonial territories which were containing parts of Algeria and Spanish Sara (today's Western Sahara). Eleven years later, in 1963 Algeria and Morocco went to war with each other due to border disputes carried out during the colonial period. Shortly after this incident, Sahrawis living in Spanish Sahara proclaimed their independence in 1975 and in 1976 established autonomy under the name Sahrawi Arab Democratic Republic which was supported by Algeria. Following the Algerian support for the movement, Rabat and Algier had a military confrontation in 1976 at the Oasis of Amgala. Although both parties settled on this issue and never had another armed conflict after these confrontations, still the tension carried out between the two countries and the status of Western Sahara is an ongoing riddle. The claim of this thesis is that there are three main reasons for the conflict that can be framed through a constructive understanding of international relations. One of the reasons is that these two countries have different state identities and interests which made them stand on opposite sides of the balance of power from the establishment of both states. Secondly, the Security Dilemma that has occurred under an intersubjective understanding of the Western Sahara Issue is the most significant reflection and turnsole of the conflict. Lastly, long history of conflict and distinct identities creates a competitive security system and regional power competition in which both states play key points in the Middle East, Africa, and Europe.
Cancavid milisleri ve Sudan siyasetindeki rolleri
İlk insan topluluklarından günümüze; sınırlı kaynakların kullanımı, güvenlik, çıkar ve nihayetinde toplulukların; hayatta kalma endişeleriyle birbirleri arasında çatışmalar ve buna bağlı olarak da kaos var olmuştur. Dünya siyasetinde bir süre sömürge faaliyetlerinin merkezinde yer alan Afrika kıtası, sömürgeciliğin kalıtsal getirileri sonrasında; asimilasyon, yozlaşma, kimliksizlik, otorite boşluğu, teknolojik geri kalmışlık, güvenlik ve istikrarsızlık gibi sorunlar nedeniyle kıta olarak istikrarı sağlayamamıştır. Afrika, günümüzde birçok çatışma ve gruplaşmanın merkezi haline gelmiştir. Yoğun çatışma ve zayıf devlet idaresi alanlarında devletler paramiliter gruplar oluşturur veya mevcut örgütleri destekler. Bu yapılar, otoriteden aldıkları teçhizat, asker, gıda ve mühimmat gibi lojistik yardımlar sayesinde varlıklarını sürdürürler. Devletlerden aldıkları güçle çatışma alanlarında devletlerin çıkarları için var olurlar ve bu varlık resmen devletin elinde olmadığı için bazı durumlarda devlet çıkarlarını korumak için bu tür yollara başvurabilir. Coğrafi olarak Afrika'nın en büyük ülkesi olan Sudan, 40 yıldır aralıklı olarak iç savaşla harap durumdadır. Güney Sudan'da son yirmi yılda savaş ve kıtlık nedeniyle 2 milyondan fazla insan yaşamını yitirmiş ve milyonlarca insan evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Darfur'daki kriz, Şubat 2003'te Darfur'daki iki isyancı grubun, Ulusal Kongre Partisi hükümetine meydan okumak için ortaya çıkmasıyla, büyük bir insani felakete yol açmış ve yaklaşık 2 milyon kişi yerinden edilmiştir. 200 binden fazla insan komşu Çad'a göçe zorlanarak mülteci konumuna düşmüş ve yaşanan çatışmalarda 300 binden fazla insan hayatını kaybetmiştir. Sudan'ın geçmişten günümüze siyasi tarihi incelendiğinde hiç şüphesiz göze çarpan ana konulardan biri Darfur Sorunu ve Cancavid paramiliterleri olmaktadır. Cancavid paramiliterleri, Darfur bölgesinde uzun süredir varlığını sürdüren bir yapıdır. Cancavid milisleri, Darfur'daki isyanda, Sudan hükümetini desteklemek için kullanılan paramiliter bir güçtür. Bu tez; devletlerin neden paramiliter gruplara destek verdiğini, bu desteğin faydaları ve zararlarını anlaşılmasına yardımcı olmak amacıyla Sudan'ın siyasal hayatında önemli bir yere sahip olan paramiliter grup Cancavidler'in ele alınmasını hedeflemiştir. Sudan'ın Darfur bölgesinde çok sayıda katliam, yağma ve şiddet olayları ile suçlanan Cancavid Milislerinin kimler olduğu, ortaya çıkmalarındaki etkenleri, Darfur Sorunu ve 2019 yılında Ömer El Beşir'in askeri darbeyle devrilmesinin ardından halihazırda Sudan'daki pozisyonları ele almıştır. Böylelikle Cancavidler'in tarihini, amacını, eylemlerini ve Sudan siyasetindeki rolünü de anlayabilmemize yardımcı olmuştur. Anahtar kelimeler: Cancavid, Paramiliter, Sudan, Darfur, Afrika
Nordik ülkelerin Afrika politikaları
"Nordik Ülkelerin Afrika Politikaları" Avrupa'nın kuzeyinde yer alan Nordik ülkeler; coğrafi konumları, yakından iç içe geçmiş tarihi ilişkileri, birbirine benzeyen kapsayıcı, hoşgörülü, eşitlikçi, sosyal refah ve demokratik siyasi sistemleri gibi birtakım sosyal, ekonomik ve politik özellikleri paylaşan devletlerdir. Ancak Kuzey ülkelerinin günümüzdeki bu olumlu imajlarına rağmen geçmişlerinde birbirlerinin topraklarını işgal etme ve birbirlerinin topraklarında kolonicilik faaliyetleri yürütme gibi irredentist faaliyetleri de olmuştur. Uluslararası sistemde günümüzdeki söz konusu iyi özellikleri ile tanınan Nordik ülkeler, küresel sisteme entegre olmaya çalışan Afrika ülkeleri ile diğer birçok Batılı devlet gibi işbirliği yapmaya çalışmaktadır. Nitekim II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Afrika'da dekolonizasyon süreci ve siyasi özgürlük mücadelesi egemen olmuştur. Söz konusu dönemde Afrika'da sömürgecilik geçmişlerinin olmamasının avantajlarını kullanan Kuzey ülkeleri, Afrikalı devletlerin kurtuluş mücadelelerini de desteklemiştir. Kıta'da sömürgecilik geçmişinin olmamasının yarattığı tüm olumlu koşullara rağmen Nordik ülkeler, Afrika ile geçmişteki ilk temaslarına bakıldığı zaman sömürgecilik ve köle ticareti faaliyetlerine rastlanmaktadır. Afrikalı devletlerin bağımsızlıklarını kazanmalarının sonrasında Kıta'nın, zengin doğal kaynaklar ve genç nüfus gibi birtakım sebeplerle önemi artmış ve Afrika'nın kalkınması için dış yardıma ihtiyacı olmuştur. Nordik ülkeler de geçmişte misyonerlik, ticaret, keşif vb. sebeplerle Afrika devletleri ile kurdukları köklü ilişkiyi söz konusu alana eğilerek devam ettirmişlerdir. Bu çalışma, Nordik ülkelerin Afrika Kıtası üzerinde yürüttüğü politikaları araştırmak üzere yapılmıştır. Bu bağlamda çalışmada Nordik ülkeler olan İsveç, Danimarka, Norveç, Finlandiya ve İzlanda'nın Afrika'ya yönelimlerindeki temel motivasyonlarının ne olduğu analiz edilmiş ve süreci etkileyen dış politika dinamikleri, iç ve dış etkenler tespit edilmiştir. Dış politika-din ilişkisi ve dış politika-dış yardım ilişkisi kavramsal çerçevesinden yapılan çalışmada; Neoklasik Realist bir yaklaşım esas alınmış ve tümevarım yöntemi ile tek tek incelenen Nordik ülkelerin Afrika politikaları, karşılaştırmalı dış politika analizi yöntemi ile ayrıca kıyaslanmıştır. Nordik ülkelerin Afrika Politikaları tarih boyunca uluslararası koşullardan, ülkelerin içindeki farklı aktör ve süreçlerden etkilenmiş ve söz konusu tüm faktörlerin sentezlenmesi sonucu oluşmuştur. Kuzey ülkelerinin Afrika politikalarının karşılaştırıldığı bölümde, mevzubahis ülkelerin politikalarındaki benzerliklere, farklılıklara ve öne çıktıkları alanlara da değinilmiştir. Ayrıca çalışmanın sonucunda edinilen bulgular kapsamında Afrika'nın siyasi önemi vurgulanarak Afrika-Nordik özel ilişkisinin değişen küresel düzenden gelecekte nasıl etkilenebileceği, Afrika-Nordik işbirliğinin gelişmeye devam edip her iki taraf için de geçerliliğini sürdürüp sürdüremeyeceği konuları da tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nordik Ülkeler, Afrika, Neoklasik Realizm, Dış Politika, Kalkınma Yardımı
İç ve dış politika etkileşimi. Zambiya örneği
Zambiya dâhil birçok ülke ulusal çıkarlarını yansıtan dış politikalar yapmaktadır. Bu iç çıkarlar; siyasi, ekonomik, askeri ve belirli bir zamanda ülke içinde ortaya çıkabilecek gereksinimlere kadar çeşitlenmektedir. Zambiya'nın iç ve dış politika etkileşimini analiz etmek bu çalışmanın temel amacıdır. Zambiya'da dış politika yapım sürecine dâhil olan aktörleri araştırmak; ülkenin dış politikasını şekillendirmede iç politikanın rolünü incelemek ve iç politikadaki değişimin Zambiya'nın dış politikasını etkileyip etkilemediğini bulmak ise alt amaçları oluşturmaktadır. Çalışma keşfedici nitelikte olup, Zambiya vaka örneği olarak incelenmiştir. Bu çalışmada birincil ve ikincil verilerden yaranılmıştır. Birincil veriler yarı yapılandırılmış mülakatlar aracılığıyla elde edilirken ikincil veriler mevcut literatürdeki kitap, makale, dergi, gazete, resmi devlet açıklamaları, açık kaynaklar ve YouTube'dan elde edilmiştir. Nitel araştırma yaklaşımının benimsendiği bu çalışma kapsamında dördü Zambiya Üniversitesi'nde Zambiya siyaseti hakkında ders veren akademisyen ve ikisi Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı'ndan politika yapıcılar olmak üzere altı (6) kilit konumdaki kişi ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Kilit bilgi sahibi kişiler amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiş, toplanan nitel veriler ise içerik analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, birinci araştırma sorusu özelinde, Zambiya'da Cumhurbaşkanı'nın, anayasal olarak baş diplomat olması ve hükümet bakanlıklarının ve Cumhurbaşkanlığı danışmanlarının onu destekleyici bir rol oynaması sebebiyle, dış politika yapımında ana aktör olduğunu ortaya koymaktadır. İkincisi, iç politikanın ülkenin dış politikasını şekillendirmedeki rolüne ilişkin olarak Zambiya'nın dış politikasının şekillenmesinde ekonomik, ideolojik, siyasi, dini, sosyal ve ulusal güvenlik politikalarının hayati bir rol oynadığı tespit edilmiştir. Vizyon 2030 ve ekonomik iyileşme gibi ulusal politikalar da dış politika üzerinde etkisi olan iç politikalar arasındadır. Nihai sonuç ise, Zambiya'nın iç politikasındaki değişimlerin dış politikasında da değişiklikleri beraberinde getirdiği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ülke, Ulusal Politika, İç Siyaset, Dış Politika, Zambiya
The nexus between militarization and corruption in Zimbabwe
The thesis explores a contemporary African entrapment trend through analyzing the nexus between the intensified militarization and the rising levels of corruption in Zimbabwe. To add to contentious academic debate on corruption, the study sought to inform an evidence-based understanding of a web of localized corruption tactics which emerged with the dawn of the Second Republic in Zimbabwe. The study goes beyond neopatrimonialism literature to empirically examine the shadowy scale and nature of corruption tactics being employed in Zimbabwe. The nation's fragility is typical of the perpetual decay of norms-based governance at the mercy of the military. Consequently, a fragile state with a militarized executive tends to neutralize and weaken good governance structures such as the judiciary, legislature and civil society. Corruption is not new in Zimbabwe, but after the 2017 military coup, the evident military cronyism in political appointments to serve economic interests of the elite, which was somewhat clandestine under Mugabe's rule, coincided with rising levels of corruption. An amalgam of purposive and quota sampling was used in this study, which are non-probability sampling techniques used to purposively select participants from relevant sectors such as governance, academia and the media to grasp the kleptocratic tactics, patronage networks which blossomed after 2017. The study observed that the development of private networks linked to the state have formed parasitic elements with hedonistic kleptocratic tactics that have deteriorated the formal state capacity. In this case a hoard of existential crises worsened by corruption form a variety of internal contradictions which act as obstacles of development and democracy. KEYWORDS: Militarized State, Corruption, Mnangagwa, Development, State Fragility
The socio-political status of Muslim Swahili minority in Burundi
The pattern of discrimination began before 1962-the year which Burundi achieved its independence from the Belgian colonizers. According to many historians, Prince Louis Rwagasore, the hero of independence, with the help of Muslim Swahili Minority freed Burundi from colonizers. Today, this minority group is discriminated by the non-Muslim Burundian majority. The Government of Burundi has defined them as "detached" from other Burundian population. Therefore, the overall aim of this research is to better analyze the roots and effects of scapegoating and Islamophobia in Burundi. It also explores different strategies used by Muslim Swahilis to remain neutral in the Burundian ethnic crises and what specific measures are to be taken to change the adverse situation. This qualitative research is designed in line with online surveys and semi-structured interviews held with 30 participants, and the content analysis of their social platform accounts. The results show how colonial masters' "divide and rule" strategies, subpar governance after independence, and sociocultural disparities contributed to a number of issues facing Muslim Swahilis up to this day. Also, the results demonstrate that this situation causes "brain drain" and divides the nation in two blocks. Furthermore, Swahilis identified themselves more as Muslims than as Hutus or Tutsis. Eventually, it is important to note that since the arrival of President Evariste Ndayishimiye, a new path of democratization has been taken in Burundi. Finally, among the measures which they believe can change the current situation, they cited the insertion of the role of Muslim Swahilis in the history of Burundi's official documents and an inclusive interpretation of the constitution or even changes to make it more equal and non-discriminative to all Burundians. Keywords: Muslim Swahili Minority, Discrimination, Neutrality Burundian Government, Equality
Afrika'nın sömürgeleştirilmesinde Avrupa güç dengesinin etkisi
Dünya ve insanlık tarihinde çok önemli bir yerde olan Afrika kıtası, sahip olduğu insan ve doğal kaynakları itibarıyla emsalsiz bir konumda bulunmaktadır. Bununla birlikte bu kadar zenginliği bünyesinde barındıran Afrika, yüzyıllardır istikrarsızlıklar içinde kalmıştır. Kıta erken dönem sömürgecilik hareketleriyle birlikte insan kaynağı açısından önemli kayıplar vermiştir. Uzun yıllar boyunca Avrupalı güçler tarafından sömürüye maruz kalan Afrika kıtasının kaderi 1884'te yapılan Berlin Konferansı ile birlikte olumsuz anlamda değişmiştir. Sanayi Devrimi ile birlikte Avrupa kıtasındaki ekonomik ve politik büyüme, dünya merkezini Avrupa'ya taşımıştır. Avrupa'daki bu ekonomik büyüme, devletleri hammadde arayışına sokmuştur. Britanya ve Fransa'nın Afrika'da kurduğu sömürge düzeni, Almanya'nın 1881'de milli birliğini sağlayarak birleşmesi ile birlikte farklı düzeye taşınmıştır. Bu bağlamda Şansölye Otto Von Bismarck, Almanya'yı denge politikası ekseninde yönetmiştir. Bu dönemde Avrupalı devletlerce desteklenen kaşifler de Afrika'nın içerlerine ilerlemişlerdir. Bu ilerleyişi yakından takip eden devlet adamlarından olan Belçika Kralı II. Leopold, ülkesinin çıkarı adına Kongo Nehri havzasında güç elde etmeye çalışmıştır. Büyüyen ve hammadde ihtiyacı olan Almanya da çıkarları çerçevesinde Afrika'da yeni bir düzen talep etmiştir. 19. yüz yılda Avrupa merkezli devam eden çıkar çatışmaları neticesinde, Afrika'nın bölüşümü adına 1884 yılında Berlin Konferansı yapılmıştır. Konferans sürecinde gerek daha önce kıtada olan gerekse de daha sonra kıtaya gelen güçler arasındaki mücadelede güç dengesinin gözetilmesi dikkat çekici görülmüştür. Afrika'da sadece belli bir dönemi değil, kıtanın geleceğini de etkilediği düşünülen Berlin Konferansı sürecinde devletlerin hareket tarzlarının anlaşılması ve kıtada halihazırda da devam eden güç mücadelesini açıklayabilmek adına Kenneth Waltz'ın öncülüğünü yaptığı Yapısal Realizmden faydalanılmıştır. Bu kapsamda güvenlik ve güç ikileminde savunmacı Yapısal Realizm ekseninde Afrika'da Berlin Konferansı süreci analiz edilmiştir.
Ömer el-Beşir dönemi Sudan dış politikası
1956 yılında İngiltere'den bağımsızlığını kazanan Sudan, jeopolitik özellikleri ve sosyo-kültürel yapısıyla Afrika'nın kritik ülkelerinden biridir. Sudan, Türkiye için de hem tarihsel-kültürel bağlar, hem de son 20 yılda derinleşen Türkiye-Afrika ortaklığı bakımından önemli bir ülkedir. Bu ülkede 1989 yılında askeri darbeyle iktidara gelen Ömer el-Beşir, 2019 yılında iktidardan düşene kadar geçen 30 yıl boyunca, Afrika kıtasının en uzun süre iktidarda kalan liderlerinden biri olmuştur. Güney Sudan sorunu, Nil sorunu, Darfur sorunu gibi uluslararası boyut kazanmış sorunlarla uğraşmak zorunda kalan Ömer el-Beşir rejimi, Batı dünyası nezdinde radikal olarak algılanan dış politika hamleleri ve Darfur'daki soykırım iddiası nedeniyle uluslararası yaptırımlara maruz kalmıştır. Bu çalışmada bahse konu sorunlar ve yaptırımlar bağlamında Ömer el-Beşir dönemi Sudan dış politikası analiz edilmiştir. Sudan'ın gerek komşuları, gerekse de bölgesel ve küresel güçlerle ilişkilerinde hangi konuların öne çıktığı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Afrika, Sudan, Ömer el-Beşir, dış politika, uluslararası ilişkiler
Kamerun'un uluslararası ortaklıkları: Türkiye, İsrail ve Almanya örnekleri
"Kamerun'un Uluslararası Ortaklıkları: Türkiye, İsrail ve Almanya Örnekleri" Uluslararası ilişkilerde ikili ve çok taraflı ilişkiler aktörlerin vizyonu ve ihtiyaç durumuna göre farklı şekillerde gelişebilmektedir. İttifak ve koalisyon gibi güvenlik faktöründen kaynaklı konseptlerin varlığına paralel olarak yine güvenlik işbirliğini de kapsayan ancak bir ittifaktan daha kapsamlı olan ortaklıklar devletler arasında çok yönlü ilişkilerin geliştirilmesinde önemli bir ilişki biçimi olarak karşımızda durmaktadır. Siyasi ve ekonomik alanlarla birlikte kalkınma işbirliğinin öne çıktığı ortaklık ilişkisi, tek taraflı olmaktan öte eşitler ilkesinin zorunlu hale geldiği bir ilişki şekli olup bunun daha kapsamlı hali ise stratejik ortaklıktır. Bu ilişki türlerine güçlü veya güçsüz birçok aktör etkinliğini arttırmak için önem vermektedir. Afrika kıtası da gelişmiş ve yükselen aktörler için kalkınma yardımı anlayışından kalkınma işbirliğine, salt diplomatik ilişki boyutundan ise daha farklı alanlarda da yakınlaşmayı öngören ortaklık boyutuna geçilen ve hatta kimi kıta ülkeleriyle stratejik ortaklık boyutuna dahi geçilebilen bir coğrafyadır. Sömürge geçmişinden kurtulup bağımsız bir şekilde varlığını sürdürmeyi ve gerek bölgesel gerekse de uluslararası boyutta daha etkili olmayı hedefleyen kıta ülkeleri bunu gerçekleştirmek için öncelikle çeşitli kalkınma vizyonları ortaya koymaktadır. Ancak zayıf ekonomileri ve yetersiz kapasitelerinden dolayı çoğu devlet kendinden daha gelişmiş olan devletlerle kalkınma işbirliği yaparak bu handikapı aşmak ve kurulan ortaklıklar suretiyle ülkesini müreffeh hale getirmeyi arzu etmektedir. Nitekim ortaklık ve işbirliği anlayışından yola çıkılarak yapılan bu çalışmada kıta geneli yaklaşımından ziyade ülke bazında ortaklık ve kalkınma işbirliği ilişkileri ele alınmıştır. Bu anlamda bir Orta Afrika ülkesi olan Kamerun'un mevcut siyasi, ekonomik, kalkınmışlık ve gelecek vizyonu gibi durumlarından yola çıkılarak uluslararası ortaklıkları kapsamında Türkiye, Almanya ve İsrail ile olan ilişkileri siyasi, ekonomik ve kalkınma işbirliği itibariyle ele alınmıştır. İlgili üç aktörün de ayrı ayrı ele alındığı çalışmanın sonucunda bir karşılaştırma yapılmış ve ardından da konuyla alakalı sonuçlarla birlikte tartışma ve önerilerle çalışma nihayete erdirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamerun, Ortaklık, Türkiye, Almanya, İsrail
The link between bad governance and conflicts in the Democratic Republic of Congo: Assessing the role of state institutions in instability in South Kivu
The Democratic Republic of Congo (DRC) has been marred by persistent conflicts, and South Kivu, in particular, has been a hotspot of violence and instability. This thesis seeks to explore the link between bad governance and conflicts in the DRC, with a specific focus on South Kivu. The study delves into the role of bad governance in contributing to or mitigating the region's instability. It employs a mixed-method approach, combining qualitative analysis of historical data, policy documents, and expert interviews with quantitative data from surveys and reports. The investigation seeks to identify patterns and correlations between instances of bad governance and conflict escalation in South Kivu over the years. This study gives historical background of this conflict, explores the current ongoing events and proposes solutions which can help to identify best practices and potential areas for improvement in the governance frameworks. The findings of this research have shown that there have been different cases of displacement and humanitarian crisis, weak governance and security; and sexual abuses and human rights abuses. Human rights organizations have documented numerous cases of rape and other forms of violence against civilians. Also, the findings of this research have implications for policymakers, practitioners, and researchers working on significant conflict resolution and state-building in the DRC and beyond. By uncovering the links between bad governance and conflicts in South Kivu, this study seeks to inform evidence-based policy recommendations that can contribute to sustainable peace and stability in the region. Overall, this study represents a critical step towards understanding the complex dynamics that underlie conflicts in the DRC, offering insights into how state institutions can play a crucial role in addressing underlying grievances and promoting peace in South Kivu.
Effects of ethnicity and nationality on conflict and peace: The case of Ethiopia and Eritrea
Following the establishment of the Federation of Ethiopia and Eritrea in 1952, Eritrea enjoyed a degree of autonomy. Ethiopian Emperor Haile Selassie followed a strict and suppressing policy over Eritrea and finally dissolved the federation, and annexed Eritrea. This resulted with armed resistance of Eritreans seeking independence over three decades. During this period, nationalist and ethnic sentiments had fundamental role. Efforts to dominate and assimilate Eritrea nurtured the Eritrean identity which went beyond ethnic boundaries. After Eritrea's independence in 1993, the border war between Ethiopia and Eritrea between 1998 and 2000 set another cornerstone in ethnically influenced developments in the region. Also, the ethnic federalist approach that was used to address the ethnic fault lines in Ethiopia, along with the dominance of TPLF in Ethiopian politics and other important fields, caused discontent and rivalries between the ethnic groups in the country which led nationwide protests and clashes from 2015 to 2018, resulting change in the government and the ruling elite. The new Ethiopian government led by Prime Minister Abiy Ahmed took liberalist steps to calm the situation while trying to sideline the TPLF dominance. Nationalism and ethnic driven politics shaped the Ethiopian domestic affairs and its relations with Eritrea the way forward. This thesis claims that the power dynamics and interests of the ruling elites, as well as constructed identities are integral part of the ethnicity and nationalism discourse and developments in Ethiopia and Eritrea since 1962. These ethnic conflicts and peace processes were explained by the instrumentalist and constructivist theory through ethnicity in Ethiopia, along with Eritrean identity and nationalism.
A comparison of two African groups in Turkey: How economic conditions affect the integration of Africans in Turkish society?
The main objective of this thesis is to analyze the social and economic condition of two African groups in Turkish society. Thesis focuses on two African groups based on their economic conditions; AGEC as Africans in good economic condition and APEC as Africans in poor economic condition. The main purpose for categorizing Africans into two groups is to clarify the issue whether there is a disintegration or marginalization of the Africans in poor economic condition living in suburb neighborhoods of İstanbul contrary to the Africans with a good economic income in Turkish society. In this regard, thesis basically discusses about effects of economic conditions on Africans integration status in Turkish society by analyzing their social identity and economic existence in the society. To reach a broader finding, thesis not only works on Africans in Turkish society but also analyzes Turkish citizens' perception about Africans. For this reason, there are three main groups. These groups are categorized based on their race and economic condition. Two groups consist of Africans living in Turkey, and third group includes Turkish citizens in touch with Africans (TITA) in Turkey. By comparing Turkish citizens and Africans' ideas, feelings and evaluation for one another, the findings were analyzed under "Social Identity Theory". As a result of this analysis, it was put forward to determine whether the integration of African and Turkish citizens is achieved or whether one group is marginalized by the other group due to economic status or other factors such as race, skin color, culture and belief.
Mısır'ın Afrika stratejisi: Siyaset, ekonomi ve güvenlik boyutları
Afrika kıtasının uluslararası politikada artan önemi çoğunlukla kıta dışı aktörlerin stratejileri çerçevesinde analiz edilmektedir. Bu tez çalışmasında, ilgili literatürden farklı olarak, Kuzey Afrika ülkesi Mısır'ın diğer Afrika ülkelerine yönelik siyasi, iktisadî ve askerî stratejileri ele alınmaktadır. Tezde temel olarak Mısır'ın bir Afrika politikasının olup olmadığına cevap aranmaktadır. Mısır için Afrika'da hangi bölgelerin öncelikli olduğu, ekonomik anlamda Mısır'ın Afrika'ya ne verebileceği, güvenlik boyutunda Mısır'ın Afrika'ya yönelik etkisinin hangi düzeyde olduğu incelenmektedir. Çalışmada Abdulfettah Sisi'nin göreve geldiği 2014 yılından 2024 yılına kadar geçen sürece odaklanılmıştır. Siyasî ve iktisadî alanda daha çok Nil Havzası ülkelerine odaklanan Mısır'ın Afrika'ya yönelik güvenlik stratejileri Hüsnü Mübarek döneminde canlanmıştır. Bununla birlikte, 2014 öncesine kadar Afrika devletleriyle savunma alanında kayda değer bir iş birliği tesis edilmemiştir.
Dual role of football in African societies
This thesis aims at understanding the role of football in African societies at several levels, such as a social, cultural and economic symbol. Through the analysis of interviews and theoretical concepts, this study aims to understand how football enhances social cohesion, cultural identity and economic growth while identifying challenges of corruption, mismanagement and political interference. The study also reveals how football can create a sense of unity, motivate the youth and promote local development through heroes and facilities. The research also points out that the sport has adapted to the African culture, meaning that it embraces concepts of togetherness and groupism. However, problems such as the volatility of unity and the focus on the development of football at the expense of other important sectors are some of the challenges that affect its growth. Through the process of addressing issues of governance and the proper placement of resources football can be a sustainable way of bringing about change in the society and in the process define Africa's place and potential across the globe. This work will also go to help in the understanding of the changing role of football as well as provide useful recommendations for its effective utilization in the African environment.
Morocco's Atlantic Sahel initiative: Regional and global perspective
The turmoil in the Sahel has led to an ever-changing political, social, and cultural landscape in the region. The region has been marginalized, having long been the target of imperialist and colonialist movements from the global North, as well as a victim of internal conflicts, civil wars, and sectarian differences. Following the withdrawal of Mali, Burkina Faso, and Niger from the Economic Community of West African States (ECOWAS), the landlocked countries face many economic challenges that put them at a disadvantage on the regional and global trade map. The Atlantic Initiative was launched to break the economic isolation of these countries in order to ensure their effective integration into the international economic system. In this context, Morocco's Atlantic Initiative stands out as a strategic solution aimed at overcoming these obstacles by providing landlocked African countries with access to the Atlantic interface, opening up new prospects for economic development and regional integration. Furthermore, the thesis examines how political fallout, elite interactions, and institutional frameworks affect integration and separation efforts among developing regions. Similarly, the study highlights how the adoption of inter-country political approaches within and beyond the borders of the Sahel, such as "divide and rule" and economic pressure, has led to unrest and proved to be a dominant force in shaping the region. In this context, the study uses a qualitative research approach, conducting structured and in-depth interviews with 10 geopolitical experts from Morocco to gain insights into the Moroccan Atlantic Initiative and explore avenues for cooperation, territorial integrity, prosperity, and peace in the Sahel region, as well as in the Global South. In conclusion, the Atlantic Initiative comes at a crucial moment in the region's evolution to strengthen cooperation between Morocco and the Sahel and respond to various geopolitical complexities and security, economic, and financial challenges. Moreover, the thesis also pointed out significant obstacles, such as external political pressures and regional constraints, that must be overcome for the success of the Atlantic Initiative. Keywords: Sahel, power, Regional Integration, South-South Cooperation, Coexistence