Theses supervised by Doç. Dr. Perim Fatma Türker
19 theses · Başkent University
Çoklu doymamış yağ asitlerinin beyindeki mikrogliyalar üzerindeki etkilerinin in vitro yöntemlerle araştırılması
Bu çalışmada nöroinflamasyona etkisi olabileceği düşünülen omega-6 (Ω-6), omega-3 (Ω-3) ve beslenme biliminde farklı diyet modellerine işaret eden her bir omega-6/omega-3 oranının mikrogliyalar ve bunlardan salınan sitokinlerin üzerindeki etkisini saptamak amaçlanmıştır. Çalışma Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Sağlık Bilimleri Enstitüsü Kök Hücre Merkezi laboratuvarında, 2022 yılı Temmuz ayında gerçekleştirilmiştir. Çalışma, mikrogliyalardan salınan mediyatörler ile çoklu doymamış yağ asitleri (ÇDYA)'nin farklı oranları arasındaki ilişkiyi aydınlatmak için yapılan özgün bir vitro araştırma olma niteliğini taşımaktadır. Mikrogliyalar Dulbecco's Modification of Eagle's Medium besi yerinde çoğaltılmış ve 1μg/ml LPS ile inkübe edilmiştir. Ω-3 olarak eikosapentanoik asit, Ω-6 olarak linoleik asit kullanılmıştır. Toplamda 6 çalışma grubu oluşturulmuştur. 1.Grup kontrol grubu [Hücre kültürüne sadece dimetil sülfoksit (DMSO) eklenmiştir.], 2.Grup Ω-3, 3.Grup Ω-6, 4.Grup; Ω-6:Ω-3=15:1 oranı, 5.Grup Ω-6:Ω-3=7:1 oranı, 6.Grup Ω-6:Ω-3=2:1 oranı oluşturularak karıştırılmıştır. Yağ asitleri DMSO içerisinde emülsifiye edilerek mikrogliyalar üzerine uygulanmıştır. Sonrasında tiazolil mavi tetrazolium bromür deneyi yapılarak canlılıkları ölçülmüştür. ELISA yöntemi kullanılarak mikrogliyalardan salınan sitokinlerin (TNF-α, IL-17, IL-1β, IL-6, IL-4, IL-10) tayini yapılmıştır. 30 μM'lık yağ asidi müdahalesi sonrasında Ω-6 grubunda diğer tüm Ω-3 içeren ÇDYA gruplarına kıyasla daha az sayıda hücre canlılığı görülmüştür (p<0.01). 10 μM yağ asidi uygulaması sonrasında Ω-3 grubunda en yüksek sayıda canlı hücre saptanmıştır (p<0.05). TNF-α salınımı kontrol grubuna kıyasla diğer tüm yağ asidi gruplarında (Ω-3, Ω-6, 15/1, 7/1, 2/1 grupları) anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p<0.01). IL-4 ELISA testi tek başına Ω-6 yağ asidi uygulanan grupta IL-4 sekresyonu diğer gruplara (Ω-3, 15/1, 7/1, 2/1) kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). IL-10 ELISA testi sonucunda kontrol grubuna kıyasla 7/1 oranındaki ÇDYA uygulamasında mikrogliyalardan daha az miktarda IL-10 sekresyonu olmuştur (p<0.05). IL-6 sitokin sekresyonunun en az olduğu grup 2/1 grubudur (p<0.05). DMSO kontrol grubunda ve Ω-3 takviyesi yapılan grupta lipit oksidayonunu gösteren malondialdehit (MDA)'e rastlanılmamıştır. Araştırmanın iii sonuçlarına göre, ÇDYA uygulaması yapılan tüm gruplarda kontrol grubuna kıyasla inflamatuvar sitokin salınımı (TNF- α) azalmıştır. Yüksek oranlarda Ω-6 tüketiminin inflamatuvar sitokin salımını (IL-6) arttığı ve antiinflamatuvar sitokin salımını (IL-10) azalttığı görülmüştür. Yağ asidi oranlarındaki değişimin nöroinflamasyonla ilişkili bazı parametrelere olan etkisini saptamak ve bu konu hakkında net bir kanıta ulaşabilmek için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.
Farklı pişirme yöntemlerinin kaldirik bitkisinin (Trachystemon orientalis (L.) G. don) antioksidan kapasitesi ve fenolik bileşik içeriği üzerine etkisinin incelenmesi
Doğada antioksidan kapasite ve fenolik bileşik bakımından zengin bir çok bitki bulunmaktadır. Bitkilerin tüketilebilir hale getirilmesi için uygulanan pişirme yöntemleri bitkinin antioksidan kapasite ve fenolik bileşik içeriğini değiştirmektedir. Kaldirik bitkisi Karadeniz bölgesinde bulunan ve tüketilen bir bitkidir. Bu çalışmada, farklı pişirme yöntemlerinin kaldirik bitkisinin antioksidan kapasitesi ve fenolik bileşik içeriğinin üzerine etkisini araştırma amaçlanmıştır. Çalışma kapsamına Doğu Karadeniz Bölgesi Rize ilinde yetişen ve Mayıs 2021 tarihinde toplanan kaldirik bitkisi (Trachystemonorientalis (L.) G. Don) alınmıştır. Toplanan kaldirik bitkisi Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Merkezi Araştırma Laboratuvarında yapılmıştır. Kaldirik bitkisi hem çiğ hemde; haşlama (5, 10 ve 15 dk), kavurma (5, 10 ve 15 dk), mikrodalgada pişirme (3, 5 ve 7 dk), basınçlı pişirme (3, 5 ve 10 dk), buharda pişirme (5, 10 ve 15 dk) ve sous vide (vakumlu pişirme) (15, 30 ve 45 dk) olmak üzere altı farklı pişirme yöntemi ve pişirme süresi denenmiştir. Çiğ ve pişmiş halde bulunan kaldirik bitkilerinin toplam fenolik madde miktarını belirlemek amacıyla Folin-Ciocalteau yöntemi kullanılırken, antioksidan kapasitesini belirlemek amacıyla Demir (III) İyonu İndirgeyici Antioksidan Kapasite (FRAP) yöntemi, Bakır (II) İyonu İndirgeyici Antioksidan Kapasite (CUPRAC) yöntemi ve 2,2-difenil-1-pikrilhidrazil (DPPH•) Radikal Süpürme Kapasitesi yöntemi kullanılmıştır. Fenolik bileşik içeriği ise Yüksek Performanslı Sıvı Kromotografisi (HPLC) kullanılarak belirlenmiştir. Toplam fenolik madde miktarı ve antioksidan kapasite değerleri kuru madde üzerinden hesaplandığı için bütün örneklerin hesaplamaları kuru madde üzerinden yapılmıştır. Sonuçlar için üç paralel tekrar yapılmış ve ortalamaları alınmıştır. Çiğ kaldirik bitkisinin toplam fenolik madde miktarının 4.83±0.32 mg gallik asit eşdeğeri/g kuru madde, CUPRAC değeri 138.86±5.17 mmol Troloks/g kuru madde ve FRAP değeri 44.74±0.59 μmol FeSO4.7H2O/g kuru madde olduğu belirlenmiştir. Çiğ kaldirik bitkisine göre toplam fenolik madde miktarı, FRAP ve CUPRAC değerlerinin; kavurma, mikrodalgada pişirme ve sous vide yöntemlerinde arttığı bulunmuştur (p<0.05). Kavurma, mikrodalgada pişirme ve sous vide yöntemlerinde pişirme süresinin uzamasıyla toplam fenolik madde miktarının, FRAP ve CUPRAC değerlerinin artığı saptanmıştır (p<0.05). Buharda pişirmede ise pişirme süresinin uzamasıyla toplam fenolik madde miktarının, FRAP ve CUPRAC değerinin azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Çiğ kaldirik bitkisinin DPPH• radikal süpürme kapasitesinin 0.43±0.33 mg/mL olduğu tespit edilmiştir. En yüksek toplam fenolik madde miktarı ve antioksidan kapasitenin 15 dakika boyunca kavurulmuş kaldirik bitkisine ait olduğu saptanırken; en düşük toplam fenolik madde miktarı ve antioksidan kapasitenin 15 dakika boyunca buharda pişirilen kaldirik bitkisine ait olduğu saptanmıştır. Fenolik bileşik içeriği bakımından; çiğe göre buharda pişirme hariç tüm pişirme yöntemlerinde yeni fenolik bileşikler (protokatekuik asit ve p-kumarik asit) açığa çıkmıştır. Antioksidan tayin yöntemleri ve toplam fenolik madde miktarı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak toplam fenolik madde miktarı ve antioksidan kapasite bakımından kaldirik bitkisine en iyi pişirme yöntemi ve süresinin 15 dakika boyunca kavurma işlemi olduğu tespit edilmiştir. İleriki çalışmalarda insan ve hayvan çalışmaları ile desteklenerek antioksidan ve fenolik bileşiklerin biyoyararlılığı, metabolizması ve emilimi değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler; Kaldirik Bitkisi, Pişirme Yöntemleri, Antioksidan Kapasite, Fenolik Bileşik
Yetişkin kadın bireylerde akdeniz diyeti uygulamasının diyet inflamatuvar indeksi, vücut bileşimi ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Bu çalışma hafif şişman ve obez yetişkin kadın bireylerde Akdeniz diyeti ve standart sağlıklı beslenme müdahalesinin antropometrik ölçümler, vücut kompozisyonu, bazı biyokimyasal parametreleri değerlendirmek ve diyet inflamatuvar indeksi (Dİİ) arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, Mart-Mayıs 2021 tarihleri arasında Ankara il merkezinde bulunan özel bir beslenme ve diyet danışmanlık merkezine başvuran Beden Kütle İndeksi (BKİ) ≥ 25.0 kg/m2 (hafif şişman ve obez), ortalama yaşları 36.8±9.82 yıl olan 105 yetişkin kadın birey ile yürütülmüştür. Bir gruba Akdeniz diyeti (AD) ve diğer gruba standart diyet (SD) müdahalesi uygulanarak dokuz hafta süresince takip edilmişlerdir. Bireylerin tanımlayıcı özellikleri, sağlık bilgileri, beslenme alışkanlıkları anket formuna kaydedilmiştir. Çalışma başında ve sonunda bireylerin; fiziksel aktivite düzeyleri, antropometrik ölçümleri, vücut kompozisyon analizleri, biyokimyasal bulguları, günlük enerji, makro ve mikro besin ögeleri alım düzeylerini belirlemek ve Dİİ'yi hesaplamak amacıyla yedi günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Bireylere Akdeniz Diyetine Uyum Ölçeği (MEDAS) ve Kısa Form-36 (SF-36) Yaşam Kalitesi Ölçeği uygulanmıştır. Çalışma sonunda antropometrik ölçümlerdeki değişim karşılaştırıldığında; BKİ, bel/kalça oranı, boyun çevresi, bel/boy oranı her iki grupta da başlangıca göre önemli olarak azalmıştır (p<0.001). Boyun çevresi ölçüm değerlerindeki değişim AD grubunda önemli olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.01). Akdeniz diyeti grubundaki bireylerin Dİİ değeri çalışma başlangıcında -0.1±1.76, sonunda -1.6±1.91 olup istatistiksel açıdan önemli düzeyde azalmıştır (p<0.001). Çalışma sonunda AD grubunun Dİİ değeri SD grubuna göre önemli olarak daha düşük saptanmıştır (p<0.001). Bireylerin açlık insülin, total kolesterol, trigliserit değerleri her iki diyet grubunda önemli olarak azalmıştır (p<0.05). Düşük dansiteli lipoprotein (LDL) ve aspartat amino transferaz (AST) değerleri yalnızca AD grubunda önemli olarak düşmüştür (p<0.01). Çalışma sonunda C-reaktif protein (CRP) değeri AD grubunda SD grubuna göre önemli düzeyde azalmıştır (p<0.05). İnterlökin-6 (IL-6) değerindeki değişim gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Akdeniz diyeti uyum ölçeği (MEDAS) puanı yalnızca AD grubunda istatistiksel önemli olarak artmıştır (p<0.001). Akdeniz diyeti alan bireylerin Dİİ sonuç değerleri ile MEDAS puanları arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). Çalışma sonunda AD grubunun SF-36 alt boyutlarından vitalite (enerji), mental sağlık ve genel sağlık algısı puanları SD grubuna göre daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak Akdeniz diyeti müdahalesinin Dİİ'yi azaltarak, inflamasyon belirteçlerinden CRP düzeyini düşürmede daha etkin olduğu, her iki diyet müdahalesinin de antropometrik ölçümler üzerinde benzer etkilerinin olduğu ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: Akdeniz diyeti, diyet inflamatuvar indeksi, obezite, yaşam kalitesi
Gebelik ve laktasyon döneminde verilen omega 3 desteğinin rat yavrulardaki kognitif fonksiyonlara etkisi
Beyin gelişimi ve organogenez gibi süreçlerin sınırlı bir zaman aralığında gerçekleştiği fetal yaşam sırasında yağ asitleri, özel bir öneme sahiptir. Nörogelişim, ağırlıklı olarak, beyin büyümesinin en hızlı olduğu ve LC-PUFA'ların doğumdan sonraki ilk 2 yıl boyunca birikmeye devam ettiği gebeliğin son üç ayında meydana gelir. Anne sütüyle beslenen bebeklerde, Dokosaheksaenoik asit (DHA)'nın nörogelişime katkısı bilinmektedir. Bu çalışma; ratlarda prekonsepsiyon döneminde, gebeliğin 1., 2., 3., haftası ve emzirme döneminde başlanan omega 3 yağ asidi desteğinin rat yavrularının bilişsel fonksiyonu üzerindeki etkisini incelemek üzere planlanmıştır. Çalışma, İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa Deneysel Tıp Araştırma Laboratuvarında (DETALAB), Mayıs-Eylül 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmada 8 haftalık 30 adet primipar Wistar – Albino dişi rat (200-300 g) kullanılmıştır. Çalışma, prekonsepsiyon döneminde (n:5), gebeliğin 1. haftasında (n:5), 2. haftasında (n:5), 3. haftasında (n:5) ve laktasyon döneminde (n:5) oral gavaj yoluyla 400 mg/kg/gün omega 3 desteğine başlanan deney grubu ve herhangi bir destek almayan kontrol grubu (n=5) ile yürütülmüştür. Annelerin omega 3 yağ asidi alımları bulundukları gruba göre başlamış, laktasyon dönemi bitinceye kadar (21 gün) devam etmiştir. Her anneden doğan 2 erkek yavru ile toplam 60 yavru 45 günlük olduklarında bilişsel fonksiyon testi olan Morris Su Labirenti Testi ile uzamsal öğrenme ve referans bellekleri test edilmiştir. İçi opak su dolu tank, hayali olarak dört kadrana bölünmüştür. Havuz üst duvarına ratların yön bulmalarını kolaylaştırmak amacı ile üç yöne yuvarlak, yıldız ve kare şekilli ipuçları yerleştirilmiştir. Hayvanların 60 saniye içinde tankın içindeki kaçış platformunu bulması hedeflenmiştir. Dört gün boyunca günde dört deneme, beşinci gün iste tek deneme (probe denemesi) yapılmıştır. Platformun yeri deneme süresince (ilk dört gün) aynı kadranda tutulmuş fakat probe denemesinde (beşinci gün) kaldırılmıştır. Gruplar arasında başlangıç ağırlıkları, çiftleşmeden önceki ağırlıkları, doğum öncesi ağırlıkları, yavru sayıları ve gestasyon süre ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunurken (p<0.05) gebelikte kazanılan ağırlık ortalamaları, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (p>0.05) saptanmamıştır. Günlere göre rat yavrularının platformu bulma süre ortalamaları arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.000) ve 4.günde en düşük sürede platformu bulmuşlardır. Gruplara göre incelendiğinde 1. ve 2. deney gününde rat yavrularının platformu bulma süre ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı iken (p<0.05) 3. ve 4. günde anlamlı bulunmamıştır. Her bir deneme gününde deneme sırasına göre ratların platformu bulma süreleri arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sadece grupların üçüncü denemeleri arasındaki ortalama farkı istatistiksel olarak anlamlılığı belirlenmiştir (p=0.049) en kısa sürede platformu prekonsepsiyon grubu bulmuştur. Probe testinde (5. deney günü) 60 sn içinde platformun olduğu çeyrek kadranda bulunma yüzdesi ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak kısa ve uzun süreli hafıza için gebeliğin erken dönemlerinde omega 3 desteğine başlamanın daha etkili olabileceği düşünülmektedir.
Yetişkin onkoloji hastalarının yaşam kalitesi, kaygı ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma; yetişkin onkoloji hastalarında yaşam kalitesi, kaygı, depresyon ve beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Bu amaçla Ocak-Nisan 2019 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniğine ayaktan başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 19-65 yaş arası 99 erkek, 102 kadın olmak üzere toplam 201 onkoloji hastası ile gerçekleştirilmiştir. Hastaların sosyo-demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, hastalık bilgileri ve bazı antropometrik ölçümlerine ilişkin bilgileri ile biyokimyasal bulguları, 24 saatlik besin tüketim kayıtları anket formuyla kaydedilmiştir. Hastaların yaşam kalitesi "Avrupa Kanser Tedavi ve Organizasyon Komitesi Yaşam Kalitesi Ölçeği'' (EORTC QLQ-C30), anksiyete ve depresyon durumu "Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği'' (HAD) kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 54.8±9.00 yıldır. Hastaların %14.4'ü gastrointestinal sistem kanseri (GİS), %85.6'sı GİS dışı kanser hastasıdır. Erkek hastalarda en sık rastlanılan üç kanser türü akciğer, prostat ve baş-boyun kanseri; kadın hastalarda ise meme, endometrium ve akciğer kanseridir. Beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması; erkeklerde 26.7±5.15 kg/m² ve kadınlarda 29.0±5.40 kg/m² olarak belirlenmiştir. GİS kanseri olan erkek hastaların GİS dışı kanser türlerine göre daha düşük vücut ağırlığı, BKİ, üst orta kol çevresi, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça ve bel/boy oranı ortalamalarına sahiptir (p<0.05). Erkek hastalarda kemoterapi ve radyoterapiyi eş zamanlı alanların vücut ağırlıkları, BKİ değerleri, bel çevreleri, bel/kalça ve bel/boy oranları radyoterapi alan hastalara göre daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Hastaların günlük ortalama enerji alım değeri kadınlarda 1614.2±538.1 kkal, erkeklerde 1657.7±537.1 kkal ve kilogram başına alınan enerji ortalaması kadınlarda 22.8±8.9 kkal, erkeklerde 22.2±8.4 kkal'dir. Kilogram başına diyetle alınan protein ortalaması kadınlarda 0.8±0.3 g, erkeklerde 0.8±0.3 g olarak saptanmıştır (p>0.05). Diyetle günlük alınan vitamin ve mineral ortalamaları Türkiye Beslenme Rehberi (2015) önerileri ile karşılaştırıldığında; hastaların tiamin, potasyum, kalsiyum ve magnezyum alım ortalamaları düşük bulunmuştur (p>0.05). Kadınların depresyon puan ortalamaları 6.5±4.10, erkeklerin 5.8±5.60 ve kadınların kaygı puan ortalamaları 7.3±4.60, erkeklerin 5.8±4.90'dır (p<0.05). Hastaların genel sağlık durumu puan ortalaması 53.7±21.90'dır. Hastaların fonksiyonel ölçeklerde en yüksek puanı bilişsel fonksiyondan, en düşük puanı da sosyal fonksiyondan aldıkları saptanmıştır. Semptom ölçeğinde en yoğun görülen dört semptom yorgunluk, mali sorunlar, uyku bozukluğu ve ağrı olarak saptanmıştır. Kadınlar erkeklere göre daha düşük fonksiyonel ölçek ve fiziksel fonksiyon ölçek puanlarına ve daha yüksek yorgunluk, bulantı kusma puanlarına sahiptir (p<0.05). Prostat kanseri hastaların baş-boyun, akciğer, meme ve diğer kanser türleri olan hastalara göre genel sağlık durumu puanları yüksektir (p<0.05). Genel sağlık durumu ile kaygı (r= -0.554, p<0.001) ve depresyon (r= -0.556, p<0.001) puanları arasında negatif yönde orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki ve fonksiyonel ölçek puanı ile vücut ağırlığı (r=0.165, p=0.020), serum albumin düzeyi (r=0.155, p=0.028) ve lenfosit sayıları (r=0.146, p=0.038) arasında pozifit yönde zayıf ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma; kanser hastalarında depresyon ve kaygı düzeylerinin arttığını, beslenme durumları ve yaşam kalitelerinin olumsuz etkilendiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Kanser, beslenme durumu, yaşam kalitesi, kaygı, depresyon
Üniversite öğrencilerinde mevsimsel değişimin duygu durumu, yeme tutumu ve beslenme durumu üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma üniversite öğrencilerinde mevsimsel değişimin duygu durumu, yeme tutumu, beslenme ve besin tercihleri üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Çalışma Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik ve Spor Bilimleri Bölümü'nde öğrenim görmekte olan 184 kadın, 100 erkek toplam 284 gönüllü öğrenci (yaş ortalaması 20.85±1.61) üzerinde yürütülmüştür. Öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, 24 saatlik besin tüketimleri, fiziksel aktivite kayıtları ve antropometrik ölçümleri alınıp değerlendirilmiştir. Mevsimsel değişimlerin öğrencilerin duygu durumu ve davranışları üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla Mevsimsel Gidiş Değerlendirme Formu (MGDF); yeme davranış ve tutumlarındaki olası bozuklukları belirlemek amacıyla ise Yeme Tutum Testi (YTT-26) kullanılmıştır. Öğrencilerin %81.0'inin mevsimlere bağlı olarak besin tercihlerinin değiştiği, %19.0'unun ise değişmediği tespit edilmiştir. Ölçek sonucunda elde edilen mevsimsellik puan (MP) ortalaması 12.24±4.66 olarak bulunurken kadınlarda (12.50±4.16) erkeklerden (11.76±5.46) daha yüksek olarak belirlenmiş ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Öğrencilerin sosyo demografik özellikleri, besin tüketimleri, düzenli egzersiz yapma durumları, öğün sayıları, diyet uygulamaları, iştah durumlarına göre mevsimsellik puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Tüm öğrencilerin tanısı konmuş kronik hastalık durumları ve erkek öğrencilerin fiziksel aktivite düzeyi değerleri ile mevsimsellik puanları arasında anlamlı ve pozitif yönlü korelasyon olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). YTT-26 puan ortalaması 12.00±9.97 olarak tespit edilmiştir. Besin tüketim kayıtları değerlendirildiğinde erkek öğrencilerin protein ve çinko alım miktarları ile YTT-26 puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı ve pozitif yönlü korelasyonlar tespit edilmiştir (p<0.05). Öğrencilerin kalsiyum alımının referans değere göre karşılama miktarı ile YTT-26 puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Antropometrik ölçümler ve YTT-26 puanları karşılaştırıldığında erkek öğrencilerin üst orta kol çevresi ile YTT-26 puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir korelasyon saptanmıştır (p<0.05). YTT-26 puanı 20'nin üzerinde olan öğrencilerin mevsimsellik puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Duygu durum değişiklikleri ve yeme tutum bozukluklarının yüksek oranda görüldüğü genç yetişkinlik dönemindeki üniversite öğrencilerinin mevsimlere bağlı alışkanlıklarında meydana gelecek değişimler belirlenmeli ve bu konuda daha geniş çaplı çalışmalar yürütülmelidir. Anahtar kelimeler: Mevsimsel değişim, duygu durumu, yeme tutumu, beslenme, üniversite öğrencileri
Multipl sklerozu olan hastalara ve ailelerine verilen beslenme eğitiminin beslenme durumları ve diyet kalitesine etkisi
Bu çalışmada, multipl skleroz (MS) hastalarından oluşan bir grup ile MS hastalarının aileleri ve hastalardan oluşan diğer bir gruba verilen beslenme eğitiminin, hastaların beslenme durumları ve diyet kalitesine etkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışma, Ekim 2018-Mart 2019 tarihleri arasında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Nöroloji Polikliniği'ne başvuran ve ayaktan tedavi edilen McDonald kriterine göre multipl skleroz (MS) tanısı almış 18-59 yaş arası 10 (%19.6) erkek, 41 (%80.4) kadın toplam 51 MS hastası üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin genel tanımlayıcı bilgileri için anket formu kullanılmış, antropometrik ölçümler (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel ve kalça çevresi, üst orta kol çevresi, triseps deri kıvrım kalınlığı gibi), vücut bileşim analizi, besin tüketim kaydı, beslenme bilgi düzeyi (BBD) testi, sağlıklı yeme indeksi (SYİ), depresyon durumu, uyku kalite indeksi, fiziksel aktivite ve biyokimyasal bulguların değerlendirilmeleri yapılmıştır. Hastalar 3 gruba ayrılmış olup eğitim grubu (EG); sadece hastalara eğitim verilen grup, aile eğitim grubu (AEG); hastalara ve ailelerine eğitim verilen grup ve kontrol grubu (KG); eğitim verilmeyen hastalardan oluşan gruptur. Aynı içeriğe sahip beslenme eğitimi, ayda bir gün olmak üzere 3 ay süresince toplamda 3 kez verilmiştir. Bireylerin eğitim öncesi, tüm eğitimlerin sonrası ve eğitimin tamamlanmasından 3 ay sonra (izlem); antropometrik ölçümler, vücut bileşim analizi, besin tüketim kaydı, BBD testi, SYİ, depresyon durumu, uyku kalite indeksi, fiziksel aktivite ve biyokimyasal bulgularını içeren değerlendirmeleri yapılmıştır. EG ve AEG'deki bireylerin eğitim sonrası ve izlemde ortalama BBD puanlarının eğitim öncesine göre anlamlı olarak arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Verilen beslenme eğitimi ile, EG'deki kadın bireylerde eğitim öncesine kıyasla izlemde K vitamini, eğitim sonrası B2 vitamini tüketim miktarı artış göstermiştir (p<0.05). İzlemde, C vitamini tüketim miktarı beslenme eğitimi alan her iki grupta (EG ve AEG) eğitim almayan KG'ye göre yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). TÜBER'e göre eğitim alan her iki grupta da (EG ve AEG) C vitamini tüketimleri, KG'a göre yüksek olsa da TÜBER önerilerini karşılama yönünden yetersizdir. AEG'deki kadın bireylerin eğitim sonrasında kalsiyum tüketim miktarlarının arttığı (p<0.05), diğer minerallerin tüketim miktarlarının hiçbir grupta değişmediği saptanmıştır. Beslenme eğitimi ile potasyum, kalsiyum, magnezyum ve çinko tüketim miktarlarının TÜBER önerilerini karşılama oranları artarken, gereksinimler tam olarak karşılanamamıştır. EG'deki kadın bireylerin eğitim sonrası, erkek bireylerin izlemde çözünmez posa tüketim miktarlarında, AEG'deki kadın bireylerin eğitim sonrası toplam posa tüketim miktarlarında anlamlı artış saptanmıştır (p<0.05). Beslenme eğitimi alan ve kontrol grubundaki bireylerin SYİ puan ortalamalarında anlamlı fark belirlenmemiştir (p>0.05). AEG'deki bireylerin eğitim öncesi, sonrası ve izlemde (sırası ile %53.3, %66.7 ve %80.0) SYİ puanının orta olduğu ve eğitim öncesine göre izlem sürecinde anlamlı bir artış olduğu saptanmıştır (p<0.05). EG'deki bireylerin eğitim sonrasında ve izlemde Beck Depresyon Envanteri (BDE) puanı eğitim öncesine göre azalma göstermiştir (p<0.05). Beslenme eğitimi sonrası, bireylerin uyku kalitesi ve fiziksel aktivite skorunda anlamlı değişiklik saptanmamıştır (p>0.05). EG'deki bireylerin eğitim öncesi, eğitim sonrası ve izlemde BDE puanı ile BBD arasında negatif yönlü korelasyon belirlenmiştir (p<0.05). Eğitim öncesinde EDSS skoru ile BBD arasında negatif yönlü korelasyon belirlenmiştir (p<0.05). AEG'deki bireylerin eğitim sonrasında KFADA skoru ile BBD puanı arasında pozitif yönlü ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, MS hastalarına verilen beslenme eğitiminin, hastaların beslenme bilgi düzeyleri ve beslenme durumlarını olumlu etkilediği ve hastalara verilecek beslenme eğitimine hastaya bakım veren aile bireylerinin katılımının diyet kalitesini iyileştirme yönünden olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir.
Kardiyovasküler hastalığı olan bireylerin serum ferritin düzeyi, insülin direnci ve diyetle demir alımı arasındaki ilişki
Bu çalışmada, kardiyovasküler hastalık tanısı almış bireylerde diyetle demir alımı ve serum ferritin düzeyi ile insülin direnci ve beslenme durumları arasındaki ilişkiyi saptamak amaçlanmıştır. Çalışma, Ağustos-Ekim 2019 tarihleri arasında Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniğine başvuran 20-64 yaş arasında kardiyovasküler hastalık tanısı almış toplam 103 yetişkin birey üzerinde gerçekleştirilmiştir.Çalışmaya katılmayı kabul eden bireylerin sağlık bilgileri anket formu ile sorgulanmış ve bireylerin antropometrik ölçümleri alınmış, biyokimyasal parametreler hasta dosyalarından temin edilmiş; bireylerden 3 günlük besin tüketim kaydı ve fiziksel aktivite kaydı alınmıştır.Serum ferritin değerleri küçükten büyüğe doğru sıralanıp %25'lik dört gruba ayrılarak quartil (çeyreklik) sınıflamaları yapılmıştır.Serum ferritin <65.00 μg/L ise Q1, 65.01-154.60 μg/L ise Q2, 154.61-290.60 μg/L ise Q3, >290.60 μg/L ise Q4 olarak ayrılmıştır.İnsülin direnci HOMA-IR'ye göre hesaplanmış olup, 2.7 ve üzerinde insülin direnci varlığı tanımlanmıştır.Erkeklerin yaş ortalaması 52.9±10.15 yıl, kadınların yaş ortalaması ise 51.6±11.71 yıl; genel yaş ortalaması 52.3±10.81 yıl olarak belirlenmiştir. Bireylerin cinsiyete göre WHO'nun BKİ sınıflaması incelendiğinde, erkeklerin %20.3'ü normal BKİ aralığında, %49.2'si hafif şişman, %15.3'ünün 1.derece obez olduğu saptanmıştır.Kadınların %13.6'sının normal BKİ aralığında, %34.1'inin hafif şişman, %25.0'inin 1.derece obez, %20.5'inin 2.derece obez olduğu saptanmıştır. BKİ'de (kg/m2) her iki cinsiyette diğer quartil grupları arasında en yüksek Q1'de (E: 29.57±4.35 kg/m2,K: 32.15±8.57 kg/m2) bulunmuştur (p<0.05).Bireylerde ferritin quartilleri ile total kolesterol, HDL-K, Non-HDL-K, LDL-K/HDL-K oranı, TG/HDL-K oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). HDL-K, non-HDL-K ve trigliserit seviyelerinde diğer quartil grupları arasında Q1'de daha yüksek, LDL-K/HDL-K oranı,TG/HDL-K oranında Q4'te daha yüksek değerler bulunmuştur.İnsülin direnci olanlarda total kolesterol ve HDL-K ile serum ferritin düzeyi arasında negatif bir ilişki bulunmuştur (r=-0.384,p<0.05; r=-0.520,p<0.05). Ferritin quartilleri ile C vitamini arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır ve farklılık Q4 ile Q3 grubu arasında, en düşük Q4'te (83.96±40.55 mg) bulunmuştur (p<0.05).İnsülin direnci olanlarda DYA ve magnezyum alımı ile serum ferritin arasında pozitif yönde bir ilişki çıkmıştır (r=0.248, p<0.05;r=0.247, p<0.05). Diyetle demir alımı ile serum ferritin düzeyi arasında bir ilişki saptanmamıştır (r=0.138, p>0.05).Sonuç olarak, kardiyovasküler hastalıklar ile insülin direnci ve demir metabolizmasının birbirleriyle pozitif yönde ilişkili olduğu saptanmıştır. Demir metabolizmasının hücresel düzeyde oksidatif süreçte rol alarak inflamasyonu tetiklemesi bu hastalıkların oluşumunda altta yatan neden olarak söylenebilir.Serum ferritin ve diyetle demir alımı kardiyovasküler hastalıklar ve insülin direnci için önemli bir risk faktörü olup kardiyometabolik hastalıkların önlenmesinde tıbbi beslenme tedavisinde diyetle demir alımı, diyetle doymuş yağ alımı ve diyetle mineral alımları bireyin günlük gereksinimleri göz önüne alınarak yeterli ve dengeli beslenme örüntüsü çerçevesinde düzenlenmeli ve yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmelidir.
Yetişkinlerde D vitamini ve elektrolitlerin depresyon ile olan ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada yetişkinlerde D vitamini ve sodyum, potasyum, kalsiyum gibi elektrolitlerin depresyon ile ilişkisini değerlendirmek ve depresyon ile ilişkili olabilecek beslenme ile ilgili faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, Şubat 2019-Kasım 2019 tarihleri arasında Kastamonu Devlet Hastanesi dahiliye polikliniğine başvuran 82 (%69.5) kadın ve 36 (%30.5) erkek olmak üzere toplam 118 yetişkin birey dahil edilmiştir. Bireylerin sosyo-demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite durumları anket formuna kaydedilmiştir. Bireylerin 24 saatlik besin tüketim sıklığı kayıtları değerlendirilmiş ve antropometrik ölçümleri alınmıştır. Biyokimyasal bulguları, rutin olarak istenen bulguların yer aldığı otomasyon sisteminden kaydedilmiştir. Bireylerin depresyon durumu Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile belirlenmiş ve katılımcılar Beck Depresyon Ölçeği skoru ≥17 olan 41 birey ve Beck Depresyon Ölçeği skoru <17 olan 77 birey olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Bireylerin yaş ortalaması 33.89±10.07 yıl (BDÖ ≥17 olan bireyler:33.65±10.47 yıl, BDÖ <17 olan bireyler:34.02±9.91 yıl) olarak belirlenmiştir (p>0.05). BDÖ ≥17 grubundaki kadın bireylerin 6.45±13.04 µg, erkek bireylerin 5.99±10.13 µg, BDÖ <17 grubundaki kadın bireylerin 6.62±23.27, erkek bireylerin ise 5.96±15.09 µg D vitamini aldıkları belirlenmiştir(p>0.05). BDÖ ≥17 ve BDÖ <17 gruplarındaki kadın ve erkek bireylerin günlük diyetleri ile referans değerlerin altında D vitamini aldıkları tespit edilmiştir. Grupların günlük diyetle sodyum, potasyum ve kalsiyum alımlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Günlük diyetle sodyum alımı BDÖ ≥17 grubundaki kadın bireylerde referans değerin altında iken erkek bireylerde referans değerin üzerindedir. BDÖ <17 grubunda ise kadın ve erkek bireylerde önerilen düzeyin üzerinde aldıkları tespit edilmiştir. Günlük diyetle potasyum ve kalsiyum alımlarının ise her iki gruptaki kadın ve erkek bireyler için önerilen düzeylerin altında olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin serum 25-hidroksi Vitamin D (25-OHVitamin D) ortalama değeri BDÖ ≥17 grubu için 13.79±7.83 ng/mL, BDÖ <17 grubu için 12.14±9.18 ng/mL'dir (p>0.05). Bireylerin serum sodyum değerleri ortalaması BDÖ ≥17 grubu için 140.40±2.10 mEq/L, BDÖ <17 grubu için 140.48±1.95 mEq/L, serum potasyum değerleri ortalaması BDÖ ≥17 grubu için 4.61±0.31 mEq/L, BDÖ <17 grubu için 4.47±0.28 mEq/L ve serum kalsiyum değerleri ortalaması BDÖ ≥17 grubu için 9.12±0.35 mg/dL, BDÖ <17 grubu için 9.21±0.39 mg/dL olarak saptanmıştır (p>0.05). Diyet ile alınan günlük D vitamini ile serum 25-OH Vitamin D düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon saptanmıştır (p<0.05).Serum hemoglobin ve hematokrit değerleri açısından, her iki parametrenin BDÖ ≥17 grubunda BDÖ <17 grubuna kıyasla anlamlı şekilde düşük olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Depresyon ile ilişkili olduğu varsayılan D vitamini ile sodyum, potasyum, kalsiyum gibi elektrolitlerin ve diğer tüm vitamin ve minerallerin eksikliğinin görülmemesi ve her besin ögesi açısından tam bir yeterlilik sağlanması, bedensel ve ruhsal her yönden sağlığın devamlılığı için multidisipliner yaklaşımda kişiye özgü beslenme tedavisinin uygulanması ve gerekli yaşam tarzı değişikliklerinin yapılması önemlidir.
Lise öğrencilerinde hedonik açlık ve yeme farkındalığının beslenme durumu ile ilişkisi
Bu çalışma; adölesan grupta hedonik açlık seviyesini ve sebeplerini saptayarak yeme farkındalığının hedonik açlığa olan etkisini araştırmış ve beslenme durumu ile ilişkilendirmiştir. Yapılan bu çalışmada; kız öğrencilerde lezzetli besinlerden etkilenmenin ve hedonik açlığın erkek öğrencilere göre daha fazla olduğu belirlenmiştir. Ayrıca yeme farkındalığı toplam puanı ve ''duygusal yeme'' dışındaki tüm alt grup puanlarının kız öğrencilerde erkek öğrencilere kıyasla daha yüksek olduğu ve kız öğrencilerde yeme farkındalığının erkek öğrencilere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte hem kız hem de erkek öğrencilerde hedonik açlığın artmasıyla yüksek karbonhidratlı ve yüksek yağlı besinlere duyulan aşırı istek artmaktadır. Buna karşın hem kız hem de erkek öğrencilerde yeme farkındalığının artmasıyla yüksek karbonhidratlı ve yüksek yağlı besinlere duyulan aşırı istek azalmaktadır. Bu çalışma artmış yeme farkındalığının, hedonik süreçlerin ve aşırı besin isteğinin kontrolünü sağlamaya yardımcı olabileceğinin bir göstergesi olabilir. Ancak bu konuya ilişkin bu sonuçları destekleyecek daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır.
Profesyonel kadın voleybolcularda medya imajı ile beden memnuniyetleri ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Ocak 2019- Mart 2019 tarihleri arasında kadın voleybolcularda medya imajı ile beden memnuniyetleri ve beslenme durumu üzerindeki etkisinin belirlenmesi amacıyla Türkiye Voleybol Federasyonuna bağlı takımlarda profesyonel olarak voleybol oynayan çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 18-30 yaş arası 100 kadın birey üzerinde yürütülmüştür. Kadın voleybolcuların genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, besin destek ürün kullanımı, fiziksel aktivite düzeylerine ilişkin bilgiler araştırmacı tarafından hazırlanan ve yüze yüze görüşme yöntemiyle uygulanan bir anket formu ile kaydedilmiştir. Sporcuların antropometrik ölçümleri alınmış ve Biyoelektrik Empedans Analizi (BİA) Tanita BC-418 ile vücut kompozisyonları belirlenmiş, beden kütle indeksleri (BKİ) hesaplanmıştır. Kadın voleybolculardan beslenme durumunun değerlendirilmesi için 24 saatlik geriye dönük besin tüketim ve 24 saatlik fiziksel aktivite kayıtları alınmıştır. Kadın voleybolcularda medya imajının değerlendirilmesinde "Görünüme Yönelik Sosyokültürel Tutumlar Ölçeği (SATAQ-3)" kullanılmıştır. Voleybolcuların kendi görünüşlerinden memnun olma düzeylerini belirlemek amacıyla "Fox Kendini Fiziksel Algılama Envanteri Vücut Çekiciliği Alt Ölçeği (PSPP)" ile "Beden Bölgelerinden ve Özelliklerinden Hoşnut Olma" ölçekleri ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 20.0 programında yapılmıştır. Çalışmaya katılan kadın voleybolcuların yaş ortalaması 24.3±3.55 yıldır. Kadın voleybolcuların beden kütle indeksi (BKİ) ortalama 20.7±1.48 kg/m2'dir. Kadın voleybolcularda SATAQ-3'ün alt boyutu medyadan kaynaklı baskı hissedilmesi ile Fox kendini fiziksel olarak algıma ölçeği vücut çekiciliği arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kadın voleybolcularda medya kaynaklı baskı arttıkça vücudu çekici hissetmenin azaldığı gözlenmiştir (p<0.05). Sporcuların medyada yer alan ünlülere benzemeye çalışılması ile Fox kendini fiziksel olarak algıma ölçeği alt boyutu spor yeteneği ve vücut çekiciliği arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır(p<0.05). Çalışmaya katılan kadın voleybolcuların medyada yer alan ünlüler ile kendi bedenlerini karşılaştırmaları arttıkça vücutlarını çekici hissetmelerinin azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Kadın sporcuların görünüme yönelik sosyokültürel tutumlar ölçeği ile beden bölgelerinden ve özelliklerinden hoşnut olma ölçeği alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Kadın voleybolcuların antrenman günü diyetle aldığı enerji (kkal), karbonhidrat (g), protein (g), protein (%), yağ (%), posa (g) ve çoklu doymamış yağ asitlerinden (ÇDYA) gelen enerji yüzdesi (%), antrenmansız güne göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). Sporcuların antrenman günü enerji gereksinimi ile alınan enerji arasındaki fark ortalama 295.5±399.73 kkal olduğu bulunmuştur. Kadın voleybolcuların enerji gereksinimini karşılayacak düzeyde enerji almadığı saptanmıştır. Sonuç olarak medya imajı kadın sporcular üzerinde beden memnuniyetsizliğinin artması, beden algısının bozulması ve negatif beden imajının oluşmasında önemli bir risk faktörü olabilir. Anahtar kelimeler: Medya imajı, beden imajı, beden algısı, beden memnuniyetsizliği.
Primer hipotiroidi olan yetişkin bireylerde yaşam kalitesi, duygu ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniğine Kasım 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında başvuran doktor tarafından aşikar hipotiroidi ve subklinik hipotiroidi tanısı almış gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden yetişkin 84 kadın, 22 erkek olmak üzere toplam 106 birey üzerinde yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylere yüz yüze görüşme yöntemi ile anket uygulanmış, besin tüketim kayıtları ve antropometrik ölçümleri alınmış ve bazı biyokimyasal parametreleri analiz edilmiştir. Hastaların yaşam kalite düzeyleri için Tiroid Hastalarında Yaşam Kalitesi Ölçeği (ThyPRO), duygu durumlarını değerlendirmek için ise Profile of Mood States (POMS) ölçeği uygulanmıştır. Aşikar ve subklinik hipotiroidisi olmak üzere katılımcılar iki gruba ayrılmıştır. Çalışmaya 44 aşikar, 62 subklinik hipotiroidisi olan hasta dahil edilmiştir. Aşikar hipotiroidili hastaların yaş ortalaması 45.30±9.98 yıl, subklinik hipotiroidili hastaların yaş ortalaması 44.48±10.80 yıldır. İki grup arasında yaş gruplarına göre anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Beden Kütle İndeksi (BKİ) sınıflandırmasına göre değerlendirildiğinde aşikar hipotiroidi grubundaki erkek bireylerin %57.1'inin, kadın bireylerin ise %27'sinin hafif şişman (BKİ 25-29.9 kg/m2); erkek bireylerin hiçbirinin ve kadın bireylerin %21.6'sının şişman (BKİ ≥ 30.0 kg/m2); erkek bireylerde %42.9'unun kadın bireylerde ise %45.9'unun normal (BKİ 18.5-24.9) ve erkek bireylerde hiçbirinin ve kadın bireylerde %5.4'ünün zayıf BKİ grubunda yer aldıkları saptanmıştır. Subklinik hipotiroidi grubunda ise erkek bireylerin %53.3'ünün ve kadın bireylerin %40.4'ünün hafif şişman (BKİ 25-29.9 kg/m2); erkek bireylerin %13.3'ünün ve kadın bireylerin %12.8'inin şişman (BKİ≥30.0 kg/m2); erkek bireylerin %33.3'ünün ve kadın bireylerin %42.6'sının normal (BKİ 18.5-24.9 kg/m2) ve erkek bireylerde hiçbirinin kadın bireylerde ise %4.3'ünün zayıf BKİ grubunda yer aldıkları saptanmıştır. Aşikar hipotiroidi grubundaki bireylerin günlük enerji alım ortalama değerleri 1634.7±014.06 kkal, subklinik hipotiroidi grubundaki bireylerin günlük enerji alım ortalama değerleri ise 1516.3±332.45 kkal olarak bulunmuştur. Bireylerin günlük enerjinin proteinden gelen yüzde ortalaması; aşikar hipotiroidi grubundaki bireylerde %19.4±5.90, subklinik hipotiroidi grubundakilerde ise %19.9±6.05 olarak saptanmıştır. Günlük enerjinin yağdan gelen oranına bakıldığında ise aşikar hipotiroidi grubundaki bireylerde %45.1±6.62, subklinik hipotiroidi grubundaki bireylerde %42.9±6.12 'dir. Proteinden ve yağdan gelen enerji önerilen düzeyin çok üzerindedir. Çalışmaya katılan bireylerin günlük diyetle B12 vitamini alımı cinsiyete göre karşılaştırıldığında erkeklerde kadınlardan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Fosfor, çinko, demir ve sodyum minerallerinin ise diyetle alım miktarları iki grup arasında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ayrıca grupların cinsiyet ile birlikte karşılaştırılmalarına göre diyetle fosfor alım miktarları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Biyokimyasal parametreler iki grup arasında karşılaştırıldığında aşikar hipotiroidi grubunda subklinik hipotiroidi grubuna göre D vitamini, hemoglobin ve sodyum düzeyleri anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. ThyPRO Yaşam Kalitesi Ölçeğinin 13 değişkeni için aşikar ve subklinik hipotiroidili hastalar arasında karşılaştırma yapıldığında hipertiroid ve hipotiroid semptom alt ölçek puan ortalaması aşikar hipotiroidi grubunda anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Bireyler arasında cinsiyete göre karşılaştırma yapıldığında kadınlarda erkeklere göre hipertiroid semptom ve anksiyete alt ölçek puan ortalaması anlamlı derecede yüksek saptanmıştır. Hormon replasman tedavisi alan bireylerde almayanlara göre hipertiroid ve hipotiroid semptom alt ölçek puan ortalaması anlamlı derecede yüksektir. Fiziksel aktivite yapan bireylerde yapmayanlara göre ise göz semptom alt ölçek puan ortalaması anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Profile of Mood States, Duygudurumu Profili (DP) ölçeğinin 6 değişkeni aşikar ve subklinik hipotiroidi hasta grupları arasında karşılaştırıldığında alt ölçek puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Aynı şekilde cinsiyete, yaş gruplarına, eğitim durumuna, hipotiroidi tanı süresine, hormon replasman tedavisi alma ve fiziksel aktivite yapma gibi durumlara göre karşılaştırma yapıldığında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç olarak hipotiroidi tanısı almış bireylerin çeşitli faktörlere bağlı olarak yaşam kalite düzeylerinin düşük olduğu belirlenmiştir ve bu bireylerde yaşam kalitesini arttırmak için fiziksel ve ruhsal sağlığı iyileştirici çalışmalar yapılması gerektiği belirlenmiştir.
Biventriküler ve univentriküler konjenital kalp hastalarının bazı biyokimyasal bulguları ile beslenme durumlarının değerlendirilmesi
Konjenital kalp hastalığı çocuklarda büyüme geriliğine sebep olan kronik bir hastalıktır. Özellikle univentriküler fontan ameliyatı geçirmiş çocuklarda vücut bileşiminde değişme ile birlikte pubertal gecikme, endokrin büyüme faktörlerinde anormallikler, besin alımında yetersizlikler ve fiziksel aktivite düzeyinde azalma görülmektedir. Bu risk faktörlerine rağmen beslenme yetersizliğinin antropometrik ölçümler üzerindeki etkilerini gösteren mevcut pediatrik litaratür yetersizdir. Bu amaçla bu çocuklarda hastalığa bağlı beslenme durumunu değerlendirerek, ameliyat öncesi ve sonrası besin desteği sağlamak önem taşımaktadır. Bu araştırma bu gereklilikleri saptamak ve öngörmek adına Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü'nde Eylül 2018 - Ekim 2020 tarihleri arasında ameliyat sonrası kontrole çağrılan biventriküler ve univentriküler konjenital kalp hastası 4-17 yaş arasında 50 çocuk (23 kız, 27 erkek) üzerinde yürütülmüştür. Univentriküler konjenital kalp hastası çocukların (n:24) %45.8'i kız, %54.2'si erkektir. Biventriküler konjenital kalp hastası çocukların (n:26) ise %46.2'si kız, %53.8'i erkektir. Araştırmaya katılan univentriküler ve biventriküler konjenital kalp hastası çocuk ve adölesanlara anket formu uygulanarak hastaya ait genel bilgiler, ailenin sosyo-demografik özellikleri, hastanın beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi ve üç günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. Hastalara Akdeniz Diyeti Kalite indeksi (KIDMED) anketi ve STAMP (Screening Tool for the Assessment) malnutrisyon ölçeği uygulanmış, antropometrik ölçümleri alınmıştır. Tanita marka biyoelektriksel impedans cihazı ile (BİA) vücut bileşimi ölçülmüştür. Hasta dosyalarından alınan biyokimyasal bulgular değerlendirilmiştir. Yaşa göre vücut ağırlığı (WAZ) skorlarına göre; univentriküler erkek hastaların %28.6'sı, kız hastaların %14.2'si, biventriküler erkek hastaların %37.1'i, kız hastaların %50'sinin çok zayıf (˂-2SD) olduğu saptanmıştır. Yaşa göre boy uzunluğu (HAZ) skorları değerlendirildiğinde ise; univentriküler erkek çocukların %23.1'i, kızların %27.3'ünün, biventriküler erkek hastaların %37.5'i, kız hastaların %33.3'ünün çok kısa (˂-2SD) olduğu saptanmıştır. Beden kütle indeksi (BKI) Z skoru değerlendirildiğinde; univentriküler erkek hastaların %23.1, kızların %27.3'i, biventriküler hastaların erkeklerde %50'sinin, biventriküler hastaların %42.9'unun çok zayıf (˂-2SD) olduğu saptanmıştır. Bioelektrik impedans analizine (BİA) göre univentriküler hastaların %37.5'inin vücut yağ yüzdesi, %33.3'ünün yağsız vücut kütlesi, biventriküler hastaların ise, %42.3'ünün vücut yağ yüzdesi, %23.1'inin yağsız vücut kütlesi düşük bulunmuştur. Çocukların yağsız vücut kütlesi (FFMI); HAZ skor≤-2SD olan hastarda, HAZ skor >-2SD olan hastalardan anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0.004). STAMP malnutrisyon ölçeğine göre; hastalık tanısı dikkate alındığından, yüksek risk univentriküler hastalarda %67.5 iken, biventriküler hastalarda %46.2 saptanmıştır (p>0.05). STAMP skoru ile yağsız vücut kütlesi arasında negatif yönde orta kuvvetli ilişki saptanmıştır (r=-0.472, p=0.001). Fiziksel aktivite düzeyleri değerlendirildiğinde ise univentriküler hastalarda aktif çocuk bulunmazken, sedanter ve hafif aktif bireyler %50 oranındadır. Biventriküler hastalarda ise orta aktif birey %7.7 iken, hafif aktif birey %73.1 oranındadır, sedanter hasta oranı ise %19.2'dir (p=0.041). Biyokimyasal bulgularına baktığımızda; univentriküler hastaların %50'sinin albumin, biventriküler hastaların ise %15.4'inin albumin değeri düşük saptanmıştır .Univentriküler hastaların KIDMED puanı 4.29±2.77 (orta) iken biventriküler hastaların 4.80±2.48 (orta) olarak saptanmıştır. Univentriküler erkek hastalarda enerji gereksiniminin karşılanma yüzdesi %87.13±21.47'si, kız hastalarda %90.91±23.95'ı, biventriküler hastalarda ise %89±21.37 iken, kızlarda %81.76 ±17.26'dır. Enerjinin proteinden gelen oranı univentriküler erkek hastalarda %14.54±1.56, kız hastalarda %15.45±2.65, biventriküler erkek hastalarda %15.36±1.64, kız hastalarda %15.17±1.99'dur. Enerjinin yağdan gelen oranı univentriküler hastalarda erkek ve kızlarda sırasıyla %37.54±7.97, %38.08±3.70; bivenriküler hastalarda sırasıyla %38.93±3.22, %38.50±4.40'dır. Bu çalışmanın sonucunda özellikle univentriküler fontan ameliyatı geçirmiş kalp hastası çocuklarda, yağsız vücut kütlesinin korunması için, artan enerji ve besin ögesi gereksinimlerinin karşılanması, ideal büyümelerinin sağlanması için ameliyat sonrası dönemde beslenme durumunun değerlendirilmesi ve hastaların belirli aralıklarla takibinin gerekmekte olduğu saptanmıştır. Konjenital kalp hastası çocuklarda beslenme desteği gereksinimleri özel durumlara göre arttırılmalı ve buna uygun protokoller oluşturulmalıdır.
Tip 2 diyabetli bireylerin beslenme durumu, yeme bağımlılığı ve farkındalığının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Tip 2 diyabetli bireylerin yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarını, beslenme durumlarını değerlendirerek, yeme bağımlılığı ve farkındalığı ile ilişkilerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Endokrinoloji Bölümü'ne başvuran, 18-65 yaş arası, Tip 2 diyabeti olan ve olmayan 64'er kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların demografik özelliklerini, yaşam tarzı alışkanlıklarını, beslenme alışkanlıklarını ve hastalık bilgilerini belirlemek amacıyla bir anket formu uygulanmıştır. Günlük enerji ve besin ögeleri alımlarını tespit etmek amacıyla 3 günlük besin tüketim kaydı formu kullanılmıştır. Katılımcıların yeme bağımlılığı durumu "Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği", yeme farkındalığı ise "Yeme Farkındalığı Ölçeği" ile belirlenmiştir. Çalışmaya dahil edilen bireylerin vücut kompozisyonları ölçülmüştür ve biyokimyasal bulguları hasta dosyalarından alınarak kaydedilmiştir. Katılımcıların 92'si kadın ve 36'sı erkektir. Bireylerin yaş ortalaması 47.23±9.95 yıldır. Tip 2 diyabeti olan kadınların BKİ ortalaması 30.5±5.46 kg/m2, Tip 2 diyabeti olmayan kadınların ise 30.1±5.1 kg/m2 olarak belirlenmiştir (p>0.05). Tip 2 diyabeti olan erkeklerin BKİ ortalaması 29.97±5.6 kg/m2, Tip 2 diyabeti olmayan erkeklerin ise 34.3±2.6 kg/m2'dir (p<0.05). Tip 2 diyabeti olan kadınların günlük aldıkları ortalama enerji 1241±309.71 kkal/gün, Tip 2 diyabeti olmayan kadınların ise 1219.5±217 kkal/gün'dür (p<0.05). Tip 2 diyabeti olan erkeklerin günlük aldıkları ortalama enerji 1552.5±480.1 kkal/gün, Tip 2 diyabeti olmayan erkeklerin ise 1741.3±234.9 kkal/gün'dür (p>0.05). Cinsiyetlere göre gruplar arası günlük enerjinin karbonhidrat, protein ve yağdan gelen yüzde değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Tip 2 diyabeti olanların %39.1'inde yeme bağımlılığı bulunurken, %60.9'unda ise yeme bağımlılığı olmadığı tespit edilmiştir. Tip 2 diyabeti olmayanların %29.7'sinde yeme bağımlılığı bulunurken, %70.3'ünde ise yeme bağımlılığı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Tip 2 diyabeti ve yeme bağımlılığı olanların günlük ortalama enerji alımları 1585.36±512.24 kkal/gün, Tip 2 diyabeti olmayan ve yeme bağımlılığı olanların ise 1239.92±244.31 kkal/gün'dür (p<0.05). Tip diyabeti ve yeme bağımlılığı olanların ortalama BKİ değeri 31.50±615 kg/m2, Tip 2 diyabeti olmayan ve yeme bağımlılığı olanların ise 32.69±5.78 kg/m2'dir (p>0.05). Tip 2 diyabeti olan bireylerin YFÖ-30 skor ortalaması 3.50±0.49, Tip 2 diyabeti olmayan bireylerin ise YFÖ-30 skor ortalaması 3.56±0.52 olarak tespit edilmiştir (p>0.05). Tip 2 diyabeti olan ve olmayan bireylere göre YFÖ-30 alt faktör skorlarına bakıldığında "duygusal yeme", "odaklanma" ve "yeme disiplini" arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak Tip 2 diyabeti olan ve olmayan bireyler arasında yeme bağımlılığı ve YFÖ-30 skor ortalaması açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05).
Profesyonel kick boks sporcularında beden algısı ile yeme davranışları ve beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Mart 2020-Mart 2021 tarihleri arasında Türkiye Kick Boks Federasyonuna bağlı, lisanslı olarak kick boks yapan 18-35 yaş arası 26 kadın ve 28 erkek olmak üzere toplam 54 birey üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların demografik özellikleri, diyet öyküsü, temel beslenme alışkanlıkları, besin destek ürün kullanımı ve antropometrik ölçümlere ilişkin bilgileri sorgulayan bir anket formu uygulanmıştır. Sporcuların antropometrik ölçümleri alınmış, beden kütle indeksleri (BKİ) ve bel/kalça oranları (BKO) hesaplanmıştır. Kick boksçulardan beslenme durumunun değerlendirilmesi için 24 saatlik geriye dönük besin tüketim ve 24 saatlik fiziksel aktivite kayıtları alınmıştır. Kick boks sporcularının yeme tutumlarını değerlendirmek adına ''Hollanda Yeme Davranışı Ölçeği (DEBQ)'' kullanılmıştır. Sporcuların beden-benlik algılarını belirleyebilmek için Çok Yönlü Beden-Benlik/Öz İlişki Ölçeği (MBSRQ) ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 24.0 programında yapılmıştır. Çalışmaya katılan kick boksçuların yaş ortalaması 25.3±4.71 yıldır. Kadın sporcuların BKİ ortalamaları 21.69±2.65 kg/m2, erkek sporcuların 23.7±1.88 kg/m2'dir. Kadın sporcuların DEBQ alt skorlarından kısıtlayıcı yeme skorları, erkek sporculara göre daha yüksek iken, erkek sporcuların dışsal yeme skorları kadın sporculara kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kick boksçuların antrenman süresi, fiziksel aktivite düzeyi, BKİ ve BKO değerleri ile DEBQ alt skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Daha önce diyet yapmış olan sporcuların kısıtlayıcı yeme skorları daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Duygusal durumu beslenmesini etkileyen sporcuların kısıtlayıcı ve duygusal yeme puanlarının daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p<0.05). Antrenman döneminde kadın kick boksçuların günlük A vitamini, niasin, fosfor ve sodyum alımları, erkek sporcuların ise B₂ vitamini, niasin, B₁₂ vitamini, fosfor, çinko ve sodyum alımları Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) önerilerinin üzerinde kalmaktadır. Kadın kick boksçuların antrenman günü diyetle potasyum ve demir alımlarının, erkek sporcuların ise C vitamini ve potasyum alımlarının TÜBER önerilerini karşılamakta yetersiz kaldığı saptanmıştır. Sporcuların antrenman günü enerji gereksinimi ile alınan enerji arasındaki fark ortalama kadın sporcular için 1536.7±47182 kkal, erkek sporcular için 2190.2±993.49 kkal olduğu bulunmuştur. Kadın ve erkek kick boksçularının enerji gereksinimini karşılayacak düzeyde enerji almadığı saptanmıştır. Bu çalışma, sıklet branşlarındaki sporcuların yeme bozuklukları ve yeme davranış bozukluklarına yatkınlığını destekler niteliktedir. Ancak kick boksçular üzerinde yapılmış çalışma sayısı sınırlı olduğundan daha büyük örneklemler ile daha geniş kapsamlı araştırmalar yapılması gerekmektedir.
Sınava hazırlanan öğrencilerde sınav kaygısının sezgisel yeme davranışı ile beslenme durumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışma, sınava hazırlanan öğrencilerin sınav kaygısı ve sezgisel yeme durumlarının saptanması ile beslenme durumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu çalışma, Aralık 2019 – Mart 2020 tarihleri arasında Ankara Elvankent'te bir özel öğretim kursunda 11. ve 12. Sınıflarda öğrenim görmekte olan ve üniversite sınavına hazırlanan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, 16-18 yaş aralığındaki 142 kız, 83 erkek öğrenci olmak üzere toplam 225 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya katılmayı kabul eden tüm öğrencilere genel özellikleri, sağlık durumları, fiziksel aktivite, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümlerini ile ilgili tanımlayıcı bilgilerin sorgulandığı anket formu uygulanmıştır. Bireylerin günlük enerji ve besin ögelerinin saptanmasında 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı formu kullanılmıştır. Bireylerin sınav kaygısını ölçmek amacıyla Revize Edilmiş Sınav Kaygısı Ölçeği (RTA), sezgisel yeme düzeyini ölçmek için ise Sezgisel Yeme Ölçeği-2 (IES-2) kullanılmıştır. Kız öğrencilerin RTA puan ortalaması erkek öğrencilere göre daha yüksektir (p<0.05). Öğrencilerin vücut ağırlığı (kg) ölçümleri, boy uzunluğu (cm) ve bel çevresi (cm) ile RTA toplam puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı ve negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin RTA toplam ve alt boyutları puanları ile enerji (kkal), protein (g), yağ (g), karbonhidrat (g) tüketimleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir (p>0.05). Çalışmada erkek öğrencilerin IES-2 geneli puan ortalamalarının, kız öğrencilere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Erkek öğrencilerin duygusal sebepler yerine fizyolojik sebeplere dayanarak yeme alt boyutu puan ortalamaları kız öğrencilerden daha yüksektir (p<0.05). Koşulsuz yeme izni, açlık ve tokluk sinyallerine güvenme ve beden besin seçim uyumu alt boyutlarından öğrencilerin aldıkları puan ortalamaları arasında cinsiyetlere göre istatistiksel bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Öğrencilerin BKİ ve bel/boy oranı ile IES-2 puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Öğrencilerin IES-2 toplam ve alt boyutları puanları ile enerji (kkal), protein (g), yağ (g), karbonhidrat (g) tüketimleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir (p>0.05). Öğrencilerin IES-2 geneli puanları arttıkça, gerginlik, bedensel belirtiler, endişe ve RTA geneli puanlarının azaldığı görülmüştür (p<0.05). Öğrencilerin duygusal sebepler yerine fizyolojik sebeplere dayanarak yeme puanları arttıkça, RTA geneli ve tüm alt boyutlarından aldıkları puanlar azalmaktadır (p<0.05). Öğrencilerin açlık ve tokluk sinyallerine güvenme puanları arttıkça, RTA geneli, gerginlik ve bedensel belirtiler puanları azalmaktadır (p<0.05). Öğrencilerin beden-besin uyumu puanları arttıkça, sınavla ilgisiz düşünceler puanları azalmaktadır (p<0.05). Bu çalışma artan sezgisel yeme düzeyinin azalmış sınav kaygısı ile ilişkisi olabileceğinin göstergesi olabilir. Çalışmanın sonuçlarını destekleyecek daha fazla çalışmaya gereksinim vardır.
Vardiyalı çalışan bireylerin beslenme durumları ile diyet inflamatuvar indeksi, uyku kalitesi ve depresyon arasındaki ilişkinin saptanması
Bu çalışma, vardiyalı çalışan bireylerin beslenme durumlarını değerlendirerek, diyet inflamatuvar indeksi (Dİİ), uyku kalitesi ve depresyon durumu ile ilişkilerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya, demir çelik ve boru sektöründe faaliyet gösteren bir sanayi kuruluşunda rotasyonlu vardiyalı olarak çalışan 170 yetişkin erkek birey dahil edilmiştir. Bireylerin sosyodemografik özelliklerini, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları ile fiziksel aktivite durumlarını belirlemek için bir anket formu uygulanmıştır. Bireylerin antropometrik ölçümleri alınmış ve bazı biyokimyasal bulguları değerlendirilmiştir. Bireylerin günlük diyetle enerji ve besin ögesi alımları ile Dİİ skorlarının değerlendirilmesi için gece vardiyası döneminde üç günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Bireylerin anksiyete ve depresyon durumlarının değerlendirilmesi için Hastane Anksiyete ve Depresyon (HAD) Ölçeği, uyku kalitelerinin değerlendirilmesi için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 40.1±6.87 yıldır. Bireylerin BKİ sınıflandırmasına göre, %44.7'sinin pre-obez ve %35.3'ünün obez olduğu tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan bireyler Dİİ skorlarına göre dört quartile ayrılmış; birinci quartil (Q1) anti-inflamatuvar diyeti, 4.quartil (Q4) ise pro-inflamatuvar diyeti temsil etmiştir. Bireylerin Dİİ değerlerinin -4.14 ile 4.26 arasında değiştiği ve ortalama Dİİ değerinin 0.76±1.52 olduğu saptanmıştır. Diyet inflamatuvar indeksi quartillerine göre, bireylerin C-reaktif protein (CRP) düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin CRP düzeyleri Q4'te, Q2'ye göre; Q3 ve Q4'te ise Q1'e göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Diyet inflamatuvar indeksi quartillerine göre Q1 referans olarak alındığında, Q3'te (OR 0.305, %95 OR=0.124-0.749) ve Q4'te (OR 0.355, %95 OR=0.146-0.863) yer alan bireylerde abdominal obezite görülme olasılığı; Q2'de (OR 0.284, %95 OR=0.114-0.709) ve Q3'te (OR 0.225, %95 OR=0.087-0.586) yer alan bireylerde obezite görülme olasılığı daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin PUKİ sınıflandırmasına göre, %38.8'inin uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. BKİ sınıflandırmasında normal gruptan obez gruba doğru, kötü uyku kalitesi görülme sıklığında artış tespit edilmiştir (p<0.05). Bireylerin toplam PUKİ puanı ile bel çevresi (r=0.157), bel/boy oranı (r=0.159) ve vücut yağ kütlesi (r=0.152) arasında pozitif ve düşük düzeyde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin toplam PUKİ puanı ile vücut su oranı arasında ise negatif ve düşük düzeyde bir korelasyon saptanmıştır (r=-0.152, p<0.05). Diyet inflamatuvar indeksi quartillerine göre Q1 referans olarak alındığında, Q2'de (OR 0.313, % 95 OR=0.125-1.780) yer alan bireylerde kötü uyku kalitesi görülme olasılığı daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin HAD ölçeği sınıflandırmasına göre, %7.6'sının anksiyete ve %25.9'unun depresyon riski taşıdığı belirlenmiştir. Diyet inflamatuvar indeksi ile anksiyete ve depresyon durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, inflamasyonun, vardiyalı çalışma ile ilişkili birçok kronik hastalığın gelişiminde rol oynadığı göz önüne alındığında, vardiyalı çalışanın sağlığını tehdit eden davranışsal değişiklikleri hedef alan anti-inflamatuvar beslenme programı planlanması faydalı olacaktır.
E-sağlıklı beslenme okuryazarlığı (E-SBO) ölçeğinin Türkçe 'ye uyarlanması ve yetişkin bireylerde COVİD-19 pandemi öncesi ve sırasında e-SBO düzeyleri ile beslenmeye ilişkin parametreler arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışma Covid-19 pandemi döneminde yetişkin bireylerin beslenme durumlarını değerlendirmek, besin seçim ve alışkanlıklarını, beslenme bilgi düzeylerini, sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumlarını, sağlıklı beslenme takıntı düzeylerini belirlemek ve pandemi sürecinin yetişkin bireylerin elektronik sağlıklı beslenme okuryazarlık düzeyleri üzerindeki etkisini saptamak amacıyla yürütülmüştür. Bireylerin elektronik sağlıklı beslenme okuryazarlık düzeylerini belirleyebilmek için e-Sağlıklı Beslenme Okuryazarlık (e-SBO) ölçeğinin Türkçe'ye adaptasyonu ile geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Çalışma Ocak-Mart 2022 ayları arasında sağlıklı beslenmeyle ilişkili içeriklerin paylaşıldığı bir sosyal medya sayfasını takip eden yetişkin bireyler ile çevrimiçi yöntemler kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmaya yaş ortalamaları 41.32±12.52 yıl olan 158 birey katılmıştır. Çalışmada bireylere çevrimiçi ortamda genel bilgiler anketi, bir günlük besin tüketim kaydı, Yetişkinler İçin Beslenme Bilgi Düzeyi (YETBİD) ölçeği, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği (SBİTÖ) ve ORTO-15 testi bir kere, e-SBO ölçeği ise pandemi öncesi (geriye dönük) ve sırasında olmak üzere iki kere uygulanmıştır. On beş maddeden oluşan e-SBO ölçeğinin orijinalinde de olduğu gibi beş faktör altında toplandığı, her boyuttaki maddelerin faktör yükü 0.40'ın üzerinde olduğu ve toplam varyans açıklama yüzdesinin %73.5 olduğu saptanmıştır. e-SBO ölçeğin toplam puanı ile tüm alt faktörlerinin puanları arasında orta düzeyde pozitif bir korelasyon bulunmuştur (p=0.000). e-SBO ölçeğinin Cronbach Alpha İç Tutarlılık Katsayısı 0.77, alt boyutlarının Cronbach Alpha İç Tutarlılık Katsayıları ise sırası ile 0.80, 0.68, 0.89, 0.85 ve 0.88 olarak saptanmıştır. e-SBO ölçeğin test ve tekrar test puanlarının korelasyon katsayısı 0.98 olarak belirlenmiştir (p=0.000). Bu sonuçlar e-SBO ölçeğinin Türkçe versiyonunun bireylerin elektronik sağlıklı beslenme okuryazarlık düzeylerini ölçmekte geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu göstermektedir. Çalışmaya katılan bireylerin tiamin, niasin, potasyum, kalsiyum, çinko, demir ve selenyum mikro besin ögelerini Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) 2015 referans değerin altında aldıkları saptanmıştır. Tüm katılımcılar Covid-19 pandemi döneminde besin seçimi ve/veya beslenme alışkanlıklarının değiştiği saptanmıştır (p<0.05). Bununla birlikte Covid-19 pandemi döneminde fastfood/ev dışından yemek yeme alışkanlığına sahip bireylerin Covid-19 pandemi öncesine kıyasla azaldığı saptanmıştır (p<0.05). Covid-19 pandemisi döneminde katılımcıların çoğunluğu daha fazla sigara veya alkol kullanma eğilimi göstermediğini bildirmişken, fiziksel aktivite düzeylerinin ise azaldığını bildirmişlerdir. Katılımcıların Covid-19 pandemi sürecinde D ve C vitaminleri ile çinko ve magnezyum desteği alımlarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde yükseldiği saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin Covid-19 pandemi sürecindeki YETBİD ve SBİTÖ puanları ile e-SBO puanları arasında pozitif yönde zayıf bir korelasyon (p<0.05), ORTO-15 puanlarıyla ise negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon (p>0.05) belirlenmiştir. Tüm katılımcıların Covid-19 pandemi öncesinde e-SBO puan ortalaması 34.0±7.36 puan iken, Covid-19 pandemi dönemindeki e-SBO puan ortalamaları 37.6±7.85 puan yükselmiştir (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Beslenme okuryazarlığı, Covid-19, beslenme durumu, sağlıklı beslenme takıntısı, e-Sağlıklı Beslenme Okuryazarlığı.
Non-alkolik yağlı karaciğer hastalarında Akdeniz ve DASH diyetine uyumun beslenme durumlarıyla ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH) tanısı almış bireylerin Akdeniz ve Hipertansiyonu Durdurmak için Diyet Yaklaşımları (DASH) diyetine uyum ve beslenme durumu ile hastalık arasındaki ilişkiyi araştırmak ve besin tüketimi, biyokimyasal bulgular ve antropometrik ölçümlerle ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Şubat 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniği'ne başvuran ve NAYKH tanısı almış 26-65 yaş arasındaki 75 bireyle yürütülmüştür. Bireylerden beslenme durumlarının değerlendirilmesi ve DASH diyetine uyum durumlarının belirlenmesi için 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. Bireylere Akdeniz diyetine uyum durumlarını belirlemek için ise 14 sorudan oluşan Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS) uygulanmıştır. Bireyler Akdeniz ve DASH diyetlerine uyumlu ve uyumsuz olarak gruplara ayrılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin, %30.7'sinin Akdeniz diyetine kabul edilebilir uyumları olduğu, %69.3'ünün ise Akdeniz diyetine uyumlarının olmadığı belirlenmiştir. Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerde günlük diyetle alınan enerjinin ve yağ miktarının, Akdeniz diyetine kabul edilebilir uyumu olan bireylere kıyasla daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerde grade 3 yağlanma seviyesi daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Akdeniz diyetine uyumu olmayan bireylerin kabul edilebilir uyumu olan bireylere kıyasla, açlık insülin, LDL-kolesterol, AST, ALT ve GGT değerleri daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Çalışmaya katılan bireylerde Akdeniz diyetine uyum azaldıkça AST düzeylerinin arttığı gözlenmiştir (r= -0.295) (p<0.05). Çalışmaya katılan bireylerin %2.7'sinin DASH diyetine uyumu olduğu, %97.3'ünün ise DASH diyetine uyumu olmadığı görülmüştür. DASH diyetine uyumu olan bireylerin uyumu olmayanlara kıyasla, diyetle aldığı çözünür posa miktarının daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0.05). DASH diyetine uyumu olmayan bireylerde grade 3 yağlanma seviyesi daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). DASH diyetine uyumu olmayan bireylerin, DASH diyetine uyumu olan bireylere kıyasla, açlık kan şekeri, HOMA-IR, VLDL-kolesterol, trigliserit, AST, ALT, ALP ve GGT değerleri daha yüksek bulunmuştur ancak istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Çalışmaya katılan bireylerin Akdeniz diyetine uyum skorları arttıkça DASH diyetine uyum skorlarının da arttığı görülmüştür (r=0.228, p<0.05). Sonuç olarak Akdeniz ve DASH diyetine uyumu düşük olan bireylerin non-alkolik karaciğer yağlanması ile ilişkili parametrelerde daha yüksek risklerle bağlantılı olduğu görülmektedir. Bu nedenle bu diyet modellerine uyumun NAYKH ve hastalıkla ilişkili parametrelerde fayda sağladığı unutulmamalı ve hastalığın tedavisinde önemli bir tedavi yaklaşımı olarak değerlendirilmelidir.