Theses supervised by Doç. Dr. Mustafa Yıldırım
13 theses · Çankırı Karatekin Üniversitesi, Düzce University, Alanya Alaaddin Keykubat University, Sakarya University
Gazâlî'nin adalet anlayışı ve günümüz hukuk sistemine yansımaları
Bu tez çalışmasında, adaletin yalnızca yazılı hukuk normlarına indirgenemeyeceği; aksine adalet kavramının vicdan, ahlâkî sorumluluk ve içsel olgunlukla birlikte düşünülmesi gerektiği fikri temel alınarak, günümüz hukuk düzlemi ile Gazâlî'nin adalet anlayışı kıyaslanarak incelenmiştir. Gazâlî'nin, adalet kavramını da kapsayan ahlakı güzelleştirmekle ilgili tavsiyeleri ve yöneticilere yönelik uyarıları, günümüz hukuk sisteminde karşılaşılan yapısal sorunlar bağlamında yeniden değerlendirilmiştir. Tezde, öncelikle insan, ruh ve ahlâk kavramlarının felsefî temelleri ele alınmış; ardından ülkemizdeki hukuk sistemi içerisinde adaletin ne şekilde tesis edildiği, anayasal ilkeler ve yargı kararları ışığında tartışılmıştır. Gazâlî'nin ahlaki temelli adalet anlayışı ise yargı süreçlerinde göz ardı edilen insani boyuta dair kıymetli ve eleştirel bir perspektif sunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma, adaletin yalnızca kurallardan değil, karar vericinin vicdanı ve ahlâkî yetkinliğinden doğan bir değer olduğunu vurgulamakta; Gazâlî'nin düşüncesinin günümüz hukuk anlayışına vicdan, empati ve hikmet gibi ahlaki kavramlar üzerinden katkı sunabileceğini ortaya koymaktadır.
Farabi ve Thomas Hobbes'un siyaset felsefelerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada, siyaset felsefesi açısından temel bir problem olan devletin ve daha genel olarak da toplumun nasıl ortaya çıktığı, sorusuna verilen temel iki cevabın, gerek temsil ettikleri gelenek içerisindeki yerleri, gerekse felsefe tarihi içerisindeki yerleri bakımından önemli iki düşünürü; Farabi'nin ve Hobbes'un siyaset felsefesine dair düşüncelerini ve dolayısıyla siyaset felsefelerinin odağı olan, devlete dair görüşlerini hem kendi bakış açıları ile hem de etkilendikleri felsefi düşünceler perspektifinden ortaya konulmaya çalışıldı. Gerek Farabi gerekse Hobbes, ortaya koydukları bu siyaset felsefesi anlayışları ile farklı felsefi temellere sahip farklı devlet anlayışları inşa etmişlerdir. Farabi idealist felsefe anlayışı zemininde, metafizik temellere sahip bir devlet anlayışı inşa ederken, Hobbes, materyalist felsefe zemininde, mekanik maddeci bir devlet anlayışı inşa etmiştir. Farabi, devleti doğal bir varlık olarak insan doğasının bir parçası görürken, Hobbes, devleti insan doğasından kaynağını almayan yapay bir varlık olarak tanımlamaktadır. Siyaset felsefesi açısından Farabi faziletli bir şehir ve toplumun nasıl olması gerektiğini "Erdemli Şehir" adlı eserinde ortaya koyarken, Hobbes da toplumun ve devletin yapısını toplum sözleşmesi üzerinden ele aldığı "Leviathan" adlı eserinde ortaya koymuştur. Bu açıdan iki farklı felsefi temele ve siyaset felsefesi açısından farklı geleneklere sahip olan iki filozofun siyaset felsefesi ve dolayısıyla devlet anlayışlarının karşılaştırması yapılmıştır.
Çağdaş İslam düşüncesinde zihin-beden problemi
İnsanlık tarihinin en eski dönemlerinden bu yana yapılan araştırmalardan elde edilen bulgulara bakıldığında, insanların sürekli kendi varlıklarını keşfetmeye çalıştıkları görülmektedir. Bu doğrultuda zihin-beden probleminin halen güncel olarak varlığını sürdürdüğü gözlemlenmektedir. Çalışmamızda Çağdaş İslam Filozofları olan Muhammed İkbal, Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâî, Seyyid Hüseyin Nasr ve Muhammed Âbid El- Câbirî'nin eserleri ve yardımcı kaynaklar incelenerek, zihin-beden konusundaki düşünceleri üzerinde analizler yapılmış, zihin-beden probleminin Çağdaş İslam filozoflarınca aydınlığa kavuşturulması beklenerek; fiziksel durumların zihne etkileri, bilinç, şuur, ruhun bedene etkileri, zihin ile bedenin etkileşimi, ruh ve bedenin sonlu-sonsuz oluşu gibi konularda bilgiler elde edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen bu bilgilerle bilimsel ve felsefi çalışmalara yol gösterilmesi ve literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâî, Muhammed Âbid El-Câbirî, Muhammed İkbal, Seyyid Hüseyin Nasr, Zihin- Beden Problemi.
Radyoaktif iyot tedavisi uygulanan hipertiroidili hastalarda kemik mineral yoğunluğunun dansitometre ile değerlendirilmesi
Giriş/Amaç: Hipertiroidi erişkinlerde sık rastlanan endokrinolojik patolojidir. Hipertiroidi kemik resorbsiyon ve formasyon fazlarını kısaltarak, kemik dokudan kalsiyum reabsorbsiyonunu arttırarak kemik mineral yoğunluğunda azalmaya neden olmaktadır. Hipertiroidinin başlıca tedavi seçeneklerinden biri de radyoaktif iyot tedavisidir. Ancak hipertiroidi nedeni ile radyoaktif iyot tedavisi alan hastalarda, bu tedavinin kemik metabolizması üzerine etkileri konusunda yeterli çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamızda radyoaktif iyot tedavisinin kemik metobolizması üzerine olan etkileri kemik mineral yoğunluğunun DEXA yöntemi ile ölçülmesi ile araştırıldı.Yöntem: Ünitemizde hipertiroidi nedeni ile radyoaktif iyot tedavisi uygulanan hastaların tedavi öncesi ve sonrası, tiroid sintigrafileri, tiroid fonksiyonları ve kemik dansitometresi sonuçları değerlendirildi. Tanı klinik, ultrasonografi, tiroid fonksiyon testleri ve sintigrafi ile kondu. Hastaların radyoaktif iyot tedavisi almadan önce ve sonra tiroid fonksiyon değerleri (TSH, sT3, sT4), kemik mineral yoğunluğu değerleri ölçüldü.Bulgular: Hastaların 31'i (%67) kadın ve 15'i (%33) erkekti. Hastaların ortalama yaşı 58.4±11.1 idi. Hastaların 3'ü (%7) Graves' hastalığı, 24'ü (%52) toksik nodüler guatr, 19'u (%41) TMNG idi. Radyoaktif iyot tedavisi öncesi ortalama TSH 0.005 IU/mL, ortalama sT3 12.33 pmol/L, sT4 17.38 pmol/L olarak ölçüldü. Radyoaktif iyot tedavisi öncesi ortalama vertebra T skoru (-)1.15, vertebra Z skoru 0.33, vertebra kemik mineral yoğunluğu 0.99g/cm2 idi. Radyoaktif iyot tedavisi öncesi ortalama femur T Skoru (-)1.30, femur Z Skoru 0, femur kemik mineral yoğunluğu 0.83g/cm2 idi. Radyoaktif iyot tedavisinden bir yıl sonra ortalama TSH 1.19 IU/mL, ortalama sT3 3.44 pmol/L, sT4 11.33 pmol/mL olarak ölçüldü. Radyoaktif iyot tedavisi sonrası vertebra T skoru (-)0.85, vertebra Z skoru 0.04, vertebra kemik mineral yoğunluğu 1.03g/cm2 idi. Radyoaktif iyot tedavisi sonrası; femur T Skoru (-)1.0, femur Z Skoru 0.30, femur kemik mineral yoğunluğu 0.87 g/cm2 idi.Sonuç: Seçilmiş hipertiroidili hastalarda radyoaktif iyot tedavisi başarı ile uygulanabilir. Hipertiroidi sırasında oluşan KMY'deki azalma RAİ tedavisi sonrası düzelmektedir.
Egzersiz sonrası kalp hızındaki düzelme ile gated miyokard perfüzyon SPECT bulguları ve prognostik göstergelerinin ilişkisi
Amaç: Efor testi sonlandırıldıktan sonra kalp hızındaki düzelmede meydana gelen anormallik otonom sinir sistemi bozukluğunu yansıtan basit ve kolayca elde edilebilir bir parametredir. GATED miyokard perfüzyon SPECT sintigrafisi de koroner arter hastalığı tanısı koymada ve prognozu belirlemede kullanılan bir tekniktir. Bu çalışmada kalp hızındaki düzelme ile miyokard perfüzyon sintigrafisi sonuçlarını karşılaştırdık. Bu şekilde koroner arter hastalığı tanısı koymada ve prognozu belirlemede kalp hızındaki düzelmenin rolünü araştırdık.Yöntem: Bu kesitsel çalışmaya egzersiz GATED miyokard perfüzyon SPECT sintigrafisi uygulanan hastalar dahil edildi. (n = 50, 27 bayan, 23 erkek). Egzersiz testi semptom sınırlı Bruce protokolüne göre yapıldı. Kalp hızındaki düzelme, egzersiz de ulaşılan maksimal kalp hızından, egzersiz sonlandırıldıktan sonra birinci dakikadaki kalp hızı çıkarılarak elde edildi. Miyokardiyal perfüzyon, duvar hareketi ve kalınlığı 20 segment skorlamasına göre yarı kantitatif görsel analiz yöntemiyle değerlendirildi. Sol ventriküle ait sayısal parametreler kantitatif GATED SPECT yazılımı ile otomatik olarak elde edildi.Bulgular: Çoklu lineer regresyon analizi sonucunda kalp hızındaki düzelme ile stress sırasındaki miyokard defektinin büyüklüğü arasında çok kuvvetli negatif bağımsız doğrusal ilişki olduğu ortaya çıktı (ß= -0,957; SE= 0,650; p= 0,043). Yaşın da kalp hızındaki düzelme için negatif bağımsız bir prediktör olduğu bulundu (ß= -0,473; SE= 0,250; p= 0,022). Modelin korelasyon sabiti (R) 0,604, uyum iyiliği değeri (R2) de 0,365 bulundu.Sonuçlar: Kalp hızındaki düzelme miktarı düşük olan hastalarda stress sonrası myokardiyal defektin daha şiddetli olduğu izlenmektedir. Stress sırasındaki miyokardiyal defektin büyüklğü ileri kardiyak olay ve prognoz ile ilişkili olduğu için kalp hızındaki düzelme de kardiyak olay gelişimi ve hastalığın pronozuyla ilişkilidir.Anahtar Kelimeler: Kalp hızında düzelme, GATED Miyokardiyal SPECT, Koroner Arter Hastalığı.
Akademide kadın olmak: Kariyer deneyimleri bağlamında bir araştırma
İş yaşamında kadınlar, toplumsal cinsiyet rolleri temelli ayrımcılığa ve buna bağlı olarak çeşitli engellere maruz kalabilmektedir. Bu çalışma, kadın akademisyenlerin kariyer engellerini saptamak ve bu engellerin nedenlerini anlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, çeşitli şehirlerde görev yapmakta olan üç Araştırma Görevlisi, altı Öğretim Görevlisi, altı Doktor Öğretim Üyesi, iki Doçent ve üç Profesör olmak üzere toplamda 20 kadın Öğretim Üyesi oluşturmaktadır. Katılımcıların branşları ve görev yapmakta olduğu kurumlar çeşitlilik göstermektedir. Çalışma grubu kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Bu araştırmada görüşme türlerinden yarı yapılandırmış görüşme türü kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmış, uzman görüşü alındıktan sonra son düzeltmeler yapılarak veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Araştırma kapsamında toplanan veriler içerik analizi tekniği kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda kadın akademisyenlerin ev ve iş yaşamlarında karşılaştıkları engeller, bu engellerin nedenleri ve kadın akademisyenlerin bu engellerle baş etmek üzere geliştirdikleri başa çıkma stratejileri ortaya konmuştur. Anahtar Sözcükler: Toplumsal cinsiyet, Kadın akademisyen, Kariyer engeli.
Pozitif psikolojik sermayenin işe adanmışlık üzerindeki etkisinde öz liderlik davranışının aracı rolü
Bu araştırmada, çalışanların pozitif psikolojik sermaye düzeyi ve işe adanmışlıkları arasındaki ilişki ele alınmış olup, bu ilişkide öz liderliğin aracılık rolü olup olmadığı belirlenmeye çalışmış ve bu yönde bir model tasarlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, akademisyenlerin pozitif psikolojik sermaye, işe adanmışlık ve öz liderlik düzeylerini tespit ederek, bu üç olgu arasındaki ilişki ağını ortaya çıkarmaktır. Veriler Antalya ilinde bulunan vakıf ve devlet üniversitelerinde, farklı birim ve unvanlarda görev yapmakta olan akademik personelden (n=628) toplanmıştır. Çalışmada veri toplamak amacıyla, Luthans vd. (2007) tarafından geliştirilen 'Psikolojik Sermaye Ölçeği', Schaufeli ve Bakker (2003) tarafından geliştirilen "Utrecht İşe Adanma Ölçeği" ve Houghton ve Neck (2002) tarafından revize edilen, Türkçeye Tabak vd. (2013) tarafından uyarlanan 'Öz Liderlik Ölçeği' olmak üzere üç farklı ölçek kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen verilerin analizi LİSREL ve SPSS paket programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, korelasyon analizi, doğrulayıcı faktör analizi, ANOVA ile yapısal eşitlik modellerinden yararlanılmıştır. Toplanan veriler doğrultusunda, pozitif psikolojik sermaye, işe adanmışlık ve öz liderlik arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan araştırma sonucunda elde edilen bulgular, öz liderliğin pozitif psikolojik sermaye ile işe adanmışlık arasındaki ilişkide kısmi aracılık etkisine sahip olduğunu göstermektedir. Araştırmadan elde edilen diğer bir bulguya göre, akademisyenlerin demografik özellikleri pozitif psikolojik sermaye, işe adanmışlık ve öz liderlik düzeyinde çoğunlukla anlamlı bir farklılık yaratmaktadır.
Toksik liderlik, iş stresi ve işe adanmışlık ilişkisi: 50/d kadrosundaki araştırma görevlileri üzerine bir çalışma
Bu çalışmada, toksik liderlik ve işe adanmışlık arasındaki ilişkide iş stresinin rolünü belirlemeye yönelik bir model tasarlanmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı; katılımcıların toksik liderlik, iş stresi ve işe adanmışlık düzeylerini belirlemek, bu kavramlar arasındaki ilişki ağını elde edilen verilerle ampirik olarak ortaya koymaktır. Veriler, Türkiye'de devlet üniversitelerinde 50/d kadrosunda görev yapmakta olan araştırma görevlilerinden (n=474) toplanmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; Schimdt (2008) tarafından geliştirilen "Toksik Liderlik Ölçeği", House ve Rizzo (1972) tarafından geliştirilen "İş Stresi Ölçeği", Schaufeli vd. (2002) tarafından geliştirilen "Utrecht İşe Adanma Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde, güvenilirlik analizleri, tanımlayıcı istatistikler, doğrulayıcı faktör analizi, t-Testi ve ANOVA analizleri ile yapısal eşitlik modelinden yararlanılmıştır. Analizler, AMOS ve SPSS programlarında gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, araştırma görevlilerinin toksik liderlik algılarının orta; iş stresi ve işe adanmışlık düzeylerinin ise yüksek olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların demografik özellikleri ile toksik liderlik, iş stresi ve işe adanmışlık düzeyleri arasındaki farklılıkları belirlemeye yönelik yapılan analizler, bazı özelliklerde farklılığın olduğunu göstermiştir. YEM analizi sonucuna göre toksik liderliğin iş stresi üzerinde olumlu, işe adanmışlık üzerinde olumsuz bir etkisi tespit edilmiştir. Bununla birlikte; toksik liderliğin işe adanmışlığa etkisinde iş stresinin herhangi bir rolü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Psikolojik sözleşme ihlallerinin işe yabancılaşma üzerindeki etkisinde lider-üye etkileşiminin düzenleyici rolü: Havacılık sektöründe bir araştırma
Bu çalışma, psikolojik sözleşme ihlali, işe yabancılaşma ve lider-üye etkileşimi arasındaki olası ilişki ve nedenselliği tespit etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı'nda A grubu çalışma ruhsatına sahip yer hizmeti şirketleri çalışanları üzerinde bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak Bal ve diğerleri (2010b) tarafından uyarlanan "Psikolojik Sözleşme İhlali Ölçeği", Nair ve Vohra (2010) tarafından geliştirilen "İşe Yabancılaşma Ölçeği" ve Liden ve Maslyn (1998) tarafından geliştirilen "Lider-üye Etkileşimi Ölçeği" kullanılmıştır. Online şekilde gerçekleşen veri toplama süreci sonucunda 702 çalışandan elde edilen veriler araştırma amaçlarına uygun olacak şekilde AMOS ve SPSS istatistik programlarıyla analiz edilmiş; SPSS ortamında Hayes'in PROCESS makrosundan yararlanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre işe yabancılaşma psikolojik sözleşme ihlalleri ile pozitif yönde ilişkiliyken, lider-üye etkileşimi ile negatif yönde ilişkilidir. Psikolojik sözleşme ihlalleri işe yabancılaşmayı pozitif; lider-üye etkileşimi ise negatif yönde etkilemektedir. Ayrıca psikolojik sözleşme ihlallerinin işe yabancılaşma üzerindeki etkisinde lider-üye etkileşiminin düzenleyici bir rolü vardır. Anahtar Sözcükler: Psikolojik Sözleşme, Psikolojik Sözleşme İhlali, İşe Yabancılaşma, Lider-üye Etkileşimi, Sivil Havacılık
İş aile çatışmasının iş stresi ve tükenmişlik üzerindeki etkisi: infaz ve koruma memurları üzerinde bir araştırma
Bu araştırmanın amacı, ceza infaz kurumlarında görev yapan infaz ve koruma memurlarının iş stresi, tükenmişlik ve iş-aile çatışması düzeylerini incelemek, bu değişkenlerin sosyodemografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek ve iş-aile çatışmasının iş stresi ve tükenmişlik üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini,Ceza İnfaz Kurumu'nda görev yapan ve çalışmaya gönüllü olarak katılan 278 infaz koruma memuru oluşturmuştur. Veriler, İş Stresi Ölçeği, İş-Aile-Yaşam Çatışması Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programıyla analiz edilmiş; frekans, yüzde dağılımları, t-testi, ANOVA, Pearson korelasyon ve faktör analizi uygulanmıştır. Araştırma bulguları, infaz ve koruma memurlarında iş stresinin yüksek düzeyde olduğunu göstermiştir. İş-aile çatışmasının, iş stresini ve tükenmişlik düzeylerini artırdığı tespit edilmiştir. Katılımcılar işlerinin sağlıklarını olumsuz etkilediğini, yüksek gerilim altında çalıştıklarını ve iş dışı zamanlarda da işle ilgili düşüncelerin devam ettiğini belirtmiştir. Tükenmişlik bulgularında özellikle duygusal tükenmişlik boyutunun öne çıktığı görülmüştür. İş stresi ile duygusal tükenmişlik arasında güçlü bir pozitif ilişki bulunmuştur. Ayrıca eğitim düzeyi ve yaş gruplarına göre iş stresi ve tükenmişlik düzeylerinde anlamlı farklılıklar saptanırken, cinsiyet ve hizmet süresi açısından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Faktör analizi sonuçları, kullanılan ölçeklerin yapı geçerliliğinin yüksek olduğunu ortaya koymuştur
Örgütsel yaşamda denetim ve özdenetim aracı olarak utanç duygusunu anlamak: Satış temsilcileri üzerine bir araştırma
Bu araştırma, utanç duygusunun örgütsel yapı ve işleyişteki etkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Mevcut literatürde, utanç duygusunun iş yaptırabilme ve otorite sağlamadaki potansiyeli bilinmekle beraber, kişilik üzerinde yol açtığı değişim veya yıkımlara dair sorgulamalar sınırlıdır. Bu tezle, hem utancın yönetsel mantık açısından işlevsel yönünü hem de bu işlevselliğin bireysel süreç ve sonuçlarını eleştirel bir perspektifle ele almak amaçlanmıştır. Bu kapsamda araştırmada, bireylerin belirli bir olguya ilişkin öznel deneyimlerini ve bu deneyimlerin özünü ortaya koymaya odaklanan, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın amacı ve yöntemine uygun olarak, Alanya'daki bir AVM'de çalışan 19 satış temsilcisiyle, yüz yüze derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, amaçlı örnekleme yöntemlerinden kartopu örneklemeyle belirlenmiştir. Görüşmelerde, yarı yapılandırılmış açık uçlu sorulardan oluşan bir soru seti kullanılmıştır. Elde edilen veriler, tematik analiz yöntemiyle tasnif edilmiştir. Sonuçlar, örgütsel yaşamda utanç duygusunun üç tema altında örüntülendiğini göstermiştir. İlk tema olan Utanç Yükü; satış temsilcilerinin iş yerinde yaşadıkları utanç duygusunun hangi etkenlerden kaynaklandığı ve ne düzeyde bu duyguyu deneyimlediklerini anlamaya yöneliktir. Utanç yükü teması, "iş kaynaklı utanç" ve "müşteri ilişkileri kaynaklı utanç" olmak üzere iki alt temadan oluşmaktadır. İkinci ana tema ise "Utancın İşlevselleşmesi"dir. Bu tema, satış temsilcilerinin yaşadıkları utanç duygusunun, satış ve performans odaklı yönetim mantığına uygun şekilde, iş ve organizasyonun yapı ve işleyişinde nasıl işlevsel bir unsura dönüştüğünü anlamaya odaklanmaktadır. Bu ana tema, "utancı araçsallaştıran sektörel mantık: disipline edici utanç" ve "utancı askıya almak" olmak üzere iki alt temadan oluşmaktadır. Üçüncü ve son ana tema "Dönüşen Benlik" temasıdır. Bu ana temada, merkezinde utanç ve ilişkili duyguların olduğu çalışma koşullarına uyumlanmanın, bireysel ve mesleki kimliklerde nasıl bir dönüşüme yol açtığı ve çelişkili de olsa satış temsilcilerinin iş süreçlerinde farklı duygu durumlarını nasıl yaşadıkları tartışılmıştır. Üçüncü ana tema da, "karakter aşınması" ve "duygusal emek" olmak üzere iki alt temadan oluşmaktadır. Sonuçlar, örgütlenme anlayışı ile yönetsel mantığın duyguları nasıl araçsallaştırdığı ve bu durumun bireysel neden ve sonuçları hakkında eleştirel bir içgörü sağlamaktadır.
Çevresel belirsizlik algısı, yaratıcı düşünce ve stratejik düşünce arasındaki ilişki: Özel hastane yöneticileri üzerine bir araştırma
Hastaneler belirsizliğin ve dinamizmin yoğun olduğu bir çevrede faaliyet göstermektedir. Böylesi dinamik bir çevrede faaliyet gösteren kurumların yöneticileri geleceğe yönelik kararlar alırken ve tahminde bulunurken bir takım düşünme becerilerine ihtiyaç duymaktadır. Bu noktada çevresel tehdit ve fırsatları algılayabilen ve rakiplerin nihai durumunu sorgulayabilen bir düşünme biçimini öngören stratejik düşünce ön plana çıkmaktadır. Stratejik düşünürlerin farklı yaklaşımları sergileyebilmesinin ve rakiplerinin önüne geçebilecek kararlar almasının temel şartlarından birisi yaratıcı düşünce becerisidir. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı çevresel belirsizlik algısı, yaratıcı düşünce ve stratejik düşünce arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Araştırmanın evrenini Kocaeli ve İstanbul illerinde üst düzey pozisyonlarda görev yapan özel hastane yöneticileri oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri 01.01.2024 ile 12.05.2024 tarihleri arasında anket yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı, bireylerin sosyo-demografik özellikleri ile Desarbo vd., (2005) tarafından geliştirilen, Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik analizi Ark (2008) tarafından yapılan "Algılanan Çevresel Belirsizlik Ölçeği", Doyague (2008) tarafından geliştirilen, Çiçek (2011) tarafından Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik analizi yapılan "Yaratıcı Düşünce Ölçeği" ve Pisapia vd., (2005) tarafından geliştirilen, Çiçek (2011) tarafından Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik analizi yapılan "Stratejik Düşünce Ölçeğinden" oluşmaktadır. Veriler yüz yüze ve online şekilde toplanmış olup; verilerin analizinde tanımlayıcı istatiksel yöntemler, güvenilirlik analizi, fark analizleri (bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi), korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, çevresel belirsizlik ile yaratıcı düşünce, çevresel belirsizlik ile stratejik düşünce ve yaratıcı düşünce ile stratejik düşünce arasında pozitif yönlü ve yüksek seviyede bir ilişki vardır. Çevresel belirsizlik algısının stratejik düşünce üzerinde orta seviyeye yakın olumlu ve anlamlı, yaratıcı düşüncenin stratejik düşünce üzerinde yüksek seviyeye yakın olumlu ve anlamlı etkisi bulunmaktadır. Yöneticilerin sosyo-demografik özelliklerine (cinsiyet, medeni durum, yaş, eğitim durumu, ünvan ve çalışma süresi) göre çevresel belirsizlik algısı, yaratıcı düşünce ve stratejik düşünce düzeylerinde farklılıklar bulunmaktadır. Çalışmanın sonuçlarına göre belirsiz bir çevrede faaliyet gösteren hastane yöneticilerinin stratejik düşünce yeteneğine ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Ayrıca belirsiz bir çevrede faaliyet gösteren kurumların stratejik düşünce yeteneğini daha etkin şekilde kullanabilmeleri için; kendini motive ederek, hayal kurarak, esnek bir düşünme biçimine sahip olarak, olaylara ilişkin kavram haritaları oluşturarak, olaylara daha geniş bir bakış açısıyla bakmayı öğrenerek ve yeni şeylerin ortaya çıkmasının zaman alacağının bilincinde olarak yaratıcı düşünce becerilerini geliştirmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hastane, Çevresel Belirsizlik Algısı, Yaratıcı Düşünce, Stratejik Düşünce.
Özel sağlık kurumlarında stratejik karar verme süreci: Yöneticilerin bilişsel özellikleri üzerine bir araştırma
Strateji oluşturma sürecine ilişkin merak son yıllarda stratejik yönetim alanını meşgul eden en önemli konulardan biri olmuştur. Bu konudaki araştırmalar iki farklı yönde gelişim göstermiştir. Strateji oluşturma kavramı ilk olarak planlama bakış açısıyla ele alınmış, stratejinin rasyonel bir planlama süreci sonunda ortaya çıktığı savunulmuştur. Ancak stratejik planlamanın işletmeleri dar kalıplar içerisine sıkıştırdığına yönelik eleştirilerin ortaya çıkmasıyla, strateji oluşturma sürecine yönelik ikinci bir görüş ortaya çıkmıştır. Buna göre strateji zaman içerisinde evrilen karar süreçlerinde ortaya çıkan bir olgudur. Planlama bakış açısının aksine bu görüş karar süreçlerindeki sezgiselliğe vurgu yapmaktadır. Karar verirken tüm alternatifleri bilmenin mümkün olmadığı, bilinse bile bu alternatiflerin hepsini değerlendirilmenin imkansız olduğu savunulmaktadır. Bu görüşler doğrultusunda tez çalışmasının amacı özel sağlık kurumlarında stratejik kararların nasıl verildiğini ve bilişsel yapı ve süreçlerin bu süreci nasıl etkilediğini keşfetmektir. Araştırmada amaca yönelik olarak temel nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Veriler yarı yapılandırılmış mülakat tekniğiyle toplanmıştır. Araştırma kapsamında özel sağlık kurumlarında üst kademelerde yöneticilik yapan 16 kişiyle yüz yüze ya da online olarak görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Her bir katılımcı görüşme öncesi araştırmanın amacı ve önemi hakkında kısaca bilgilendirilmiştir. Veri toplamaya başlamadan önce Sakarya Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Etik Kurulunun uygunluk kararı alınmıştır. Tüm görüşmeler katılımcıların bilgisi dahilinde kayıt altına alınmıştır. Toplam kayıt süresi 808 dakikadır. Kayıtlar araştırmacı tarafından metne dökülerek araştırmanın veri seti oluşturulmuştur. Verilerin analizinde NVIVO 12 paket programından faydalanılarak içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırma kapsamında öncelikle literatüre ve araştırmanın kavramsal çerçevesine dayalı olarak temalar oluşturulmuştur. Literatüre dayalı olarak 3 tema ve 12 kategori ortaya çıkmıştır. Daha sonra katılımcı görüşlerinden bu tema ve kategorilere gidebilecek kodlar araştırılmıştır. Kodlama işleminden sonra araştırmadan elde edilen veriler nihai olarak 3 tema ve 14 kategori altında toplanmıştır. Temalar, stratejik karar verme modelleri teması, bilişsel kestirme yollar teması ve bilişsel yanılgılar temasından oluşmaktadır. Stratejik karar verme modelleri teması altında katılımcılar çoğunlukla mantıklı aşamalarla ilerleme modelinin özelliklerini yansıtan kararlar aldıklarına yönelik görüşlerini bildirmiştir. Bu kategori altında en çok kodlanan ifadeler "adım adım ilerleme", "ortak karar" ve "fayda" olmuştur. Bilişsel kestirme yollar teması altında katılımcılar en çok hazırda bulma kestirme yolunu kullandıkları anlaşılan görüşlerini bildirmiştir. Bu kategori altında en çok kodlanan ifadeler ise "hatırda kalma" ve "benzer olay" olmuştur. Bilişsel yanılgılar teması altında ise katılımcılar çoğunlukla yönetilebilirlik yanılgısına düştükleri anlaşılan görüşlerini bildirmiştir. Bu kategori altında en çok kodlanan ifadeler ise "aşırı güven" ve "iyimserlik" olmuştur. Sonuç olarak üst kademe sağlık yöneticileri her ne kadar rasyonel davrandıklarını düşünseler bile çoğunlukla mantıklı aşamalarla ilerleme modelinin özelliklerini yansıtan şekilde kararlar almaktadır. Bu durumun sağlık sektörünün kendine has özellikleri ve ülke bağlamı olmak üzere iki unsur üzerinden açıklanabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte araştırmada politika modelinin özel sağlık kurumlarındaki stratejik karar süreçlerinde kullanıldığına dair herhangi bir bulguya rastlanamamıştır. Bu durumun ise stratejik kararların niteliği ve sağlık kurumlarının örgütsel özelliklerinden kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Araştırmada katılımcılar bilişsel kestirme yolların ancak rutin kararlarda kullanılabileceğine yönelik görüş bildirirken yöneticilerin stratejik karar süreçlerinde de bu kestirme yolları kullandıkları tespit edilmiştir. Karar süreçlerini basitleştirmek için katılımcılar en çok hazırda bulma kestirme yolunu kullanmaktadır. Bu çalışmanın ampirik olarak test edilmesi zor olan bilişsel özellikler hakkında sahadan gelen bulgular sunması bakımından literatüre önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışma sonucunda rasyonel davranışı sınırlayan en önemli unsurlardan biri olan belirsizliğin azaltılabilmesi için politika yapıcılara sektördeki belirsizliği ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atmaları yönünde önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Stratejik Karar Verme Modelleri, Bilişsel Kestirme Yollar, Bilişsel Yanılgılar, Özel Sağlık Kurumları, Üst Kademe Yöneticiler