Theses supervised by Doç. Dr. Nazif Mandacı
11 theses · Dokuz Eylül University
The Bosniak/Muslim identity in Sandjak: Prospects and challenges
The Sand?ak region populated mostly by South Slav Muslims was a constituent part of the Ottoman Bosnia. Following the Balkans Wars this region was partitioned between Serbia and Montenegro which changed the course of national developments of Muslim/Bosniak community dispersed in Bosnia, Serbia and Montenegro. The maelstrom of events introduced by the end of the Cold War and Yugoslavian bloodshed brought to the fore redefinition of identities deeply embedded in history of relations of the Balkan peoples. Geopolitical transformations exerted substantial influence on the character of Muslim/Bosniak national identity given that their sociopolitical position has been drastically changed. The Sand?ak region for its multiethnic composition and border character continued to serve as a hot point for many further developments. The Sand?ak case involves questions of Bosniaks? relationship toward state, toward majority religious or national communities and toward their own identity. These relationships are deeply influenced by their co-existence and conflict with other communities, pressure or tolerance of the authorities and particular patriotism or alienation within their own countries.This thesis will try to explain the character of the Bosniak identity by demonstrating that it is not homogenous across the Balkan states and that it is reactive to the dominant political discourse of the countries they live in and the attitudes of the surrounding populations. Within this framework, this thesis will try to examine the main patterns and factors for development of more closed, homogenized and mildly radicalized environment of the Serbian part of Sand?ak on one hand, and formation of the more integrative, civic and reactive stand of Bosniaks in Montenegro on the other hand. Consequently, the focus will be on the position of Bosniaks in Montenegro and their position, stand and contributions to the Montenegrin efforts to create a civic and multinational state.Key Words: The Sandžak region, South Slav Muslims, national identity, civic state, multinational state
Avrupa'da radikal sağ partiler ve göç karşıtlığı: Güvenlik temaları ekseninde göç karşıtı söylemin inşası
Uluslararası göçler, Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşamakta olduğu sosyal ve ekonomik dönüşümün en önemli deneyimlerinden birini teşkil etmektedir. Ancak Avrupa'daki genel resme bakıldığında, son yıllarda göç olgusuna ve göçmenlere giderek artan oranda güvenlik kaygılarıyla rol biçme eğilimi dikkat çekmektedir. Avrupa'da radikal sağ siyasi partiler, göç karşıtı ve popülist politikalarıyla göç konusunda bu yaklaşımları inşa eden en etkin aktörlerdendir.Bu tez çalışması, Avrupa'da göç karşıtı politikaların güvenlikleştirme sürecinin bir ürünü olduğunu ve bu sürecin en etkin aktörlerinden olan radikal sağ partilerin göç karşıtı söylemlerini ve yaklaşımlarını bazı ortak güvenlik temalarını kullanarak bir inşa süreci kapsamında oluşturmakta olduklarını ortaya koymaktadır. Bu temalar ulusal güvenlik, ekonomik güvenlik, kültürel güvenlik ve iç güvenlik şeklinde sınıflandırılabilmekte; temaların kullanım ağırlıkları ülkelerin tarihsel, sosyal ve kültürel farklılıklarından yoğun biçimde etkilenmektedir. Tez çalışmasında bu farklılıkların etkileri, güvenlikleştirme sürecini incelemek için bir şablon geliştirilerek ve göç karşıtı politikalarıyla seçim başarısı kazanmış iki radikal sağ parti olan Avusturya'dan FPÖ (Avusturya Özgürlük Partisi) ve İsveç'ten SD (İsveç Demokratları) partileri bu şablon kapsamında analiz edilerek incelenmiştir.Bunun yanı sıra, genel olarak bakıldığında sanayi sonrası toplumda üretim şekillerinin uğradığı dönüşümle birlikte küreselleşme ve bütünleşme gibi deneyimlerin Avrupa'da refah devleti anlayışını tartışmaya açtığı ve aslında göçün bu tartışmada bir mücadele alanı olarak örnek olay işlevi gördüğü çıkarımına ulaşılmıştır. Bu kapsamda birçok politika gibi göç politikaları ve entegrasyon stratejilerinin de yeniden tanımlanması gerekmektedir. Ancak bu tanımlamayı yapabilme konusunda hız, etkinlik ve dahil etme açısından ulusal ve ulusüstü düzeydeki farklılıklar, Avrupa ülkelerinde göç konusunda karşıt seslerin var olmasına ve gelişimine katkıda bulunmaktadır.Anahtar Sözcükler: Uluslararası Göç, Avrupa Birliği, Güvenlikleştirme, Radikal Sağ Partiler
Avrupa Birliği'nin Türkiye'deki azınlıklar konusuna yaklaşımının Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine etkileri
Etnik ve dini azınlıklar Avrupa Birliği gibi uluslar üstü kuruluşların çatısı altında ulus-devletlerde olduğundan daha etkili bir siyasi aktör olarak yer bulmaktadırlar. Öte yandan, AB devletlerin egemenliğini kısıtlayan unsurlar arasında güçlü sivil toplum yanısıra siyasal ve kültürel haklarını tam olarak kullanabilen azınlıkların bulunmasından memnun görünmektedir. Hiç kuşkusuz, AB'nin bu duruşu azınlıkları iki yönlü olarak olumlu etkilemektedir. Uluslararası hukuk bağlamında ilan etmiş olduğu azınlıklar yanısıra çok sayıda etnik ve dini gurubu barındıran Türkiye açısndan ise AB'nin bu politikalarının bazı sonuçları bulunmaktadır.Hiç kuşku yok ki, AB'ye tam üye olabilmenin siyasi koşullarından biri, insan hakları ve azınlıklara saygı gösterilmesi ve korunmasını garanti eden kurumların işletilebilmesidir. Böylelikle Türkiye'nin AB üyeliği açısından ülkedeki azınlıkların durumu daha da hayati hale gelmektedir.Bu bağlamda, bu çalışmada azınlık kavramı ile azınlık haklarının gelişimi ve hukuk kaynaklarındaki yeri incelenmekte, Türkiye ve AB'nin azınlık haklarına bakışı ışığında Türkiye-AB ilişkileri değerlendirilmektedir.
The Eastern and Western dimensions of the Russian foreign policy in the post-cold war period
After the dissolution of the Soviet Union and the end of the Cold War the Russian Federation faced a number of tasks in drawing its new foreign policy agenda in the new world order. The thesis will analyze how Boris Yeltsin and Vladimir Putin managed to handle this task and which factors did play decisive role in Yeltsin?s and Putin?s administrations? behavior considering foreign affairs. The foreign policy of two Russian presidents will be evaluated in the individual perspective and in the institutional framework of Russia in the respective period. Emerging trends in Russian foreign policy-making were numerous; the most prominent of them was Eurasianism versus Westernism ideological debate which persisted among Russian policy-makers and philosophers since the nineteenth century until nowadays. This debate was reflected in Russian foreign policy preferences when dealing with the Western and the Eastern parts of the world. It is important to find out whether Eurasianism or Westernism prevailed in Russian foreign policy agenda during Yeltsin?s and Putin?s periods or whether these ideologies were balanced or used instrumentally.This work will try to explore which factors (organizations, institutions, actors, geopolitical, security or economic considerations, as well as ideologies) stood behind one or another choice of both Yeltsin and Putin?s administrations when dealing with the Western part of the world, namely the United States (US), the European Union (EU) and North Atlantic Treaty Organization (NATO); and the Eastern part in face of Asia (East, Southeast Asia, Northeast Asia and Asia-Pacific) and the Middle East.
A post-Soviet state under Russian threat: Explaining Georgia's alignment preferences
Since its independence Georgia, as a small state had many difficulties in securing its sovereignty and territorial integrity. Besides many other problems that observed in all post-Soviet states, the ethnic separatism in Abkhazia and South Ossetia and the manipulation of these conflicts by Russia ?the powerful neighbor, put the state in a very vulnerable situation. For that reason Georgia needed external states as allies to balance Russia and consolidate its independence against the former hegemonic power. However Georgia did not choose always to balance Russia and formed an alignment with Moscow, beginning in the end of 1993 that was based on security cooperation. In several years, the Georgian state shifted its alignment strategy to balance again and it became an ally of the US and the European States.This study aims at explaining alignment choices of Georgia that emerged as a response against the Russian threat. It uses Stephen Walt?s balance-of-threat theory and its critics to examine the real reasons for and consequences of the alliances that Georgia formed with the external states including Russia. It also examines the origins of the alignment between Georgia and NATO member states and gives an overview of the NATO-Georgia relations. The implications of the Russia-Georgia war of 2008 on this relations are also discussed.
Sırbistan'ın Avrupa'ya dönüşü: Nedenler, engeller, beklentiler ve AB faktörü
Rasyonel seçim kurumsalcılarına göre aktörler, önceden belirledikleri tercihlerini gerçekleştirebilmek için araçsal ve stratejik mantıkta hareket ederler. Bir uluslararası kurumun dışında kalan aktörler de, çıkarlarını daha iyi gerçekleştirip fayda sağlayabileceklerini hesapladıklarında, o kuruma dahil olmak isterler. Bu anlamda kurumlara; işlevsel, araçsal ve faydacı yaklaşılmaktadır. Aynı doğrultuda Sırbistan da; en başta Avrupa'ya dönebilmek, demokrasisini sağlamlaştırabilmek, savaşın yaralarını sarabilmek, ekonomisini düzeltebilmek ve kaybettiği itibarını geri kazanabilmek için bir kurum olarak AB'yi ?stratejik bir araç? olarak görmektedir.Sırbistan'ın yeniden yapılanmasında ve Avrupa'ya dönüşünde, ciddi iç ve dış engeller mevcuttur. Kurama göre, bir ülkenin dış politikasındaki en temel etkiyi önemli sosyal grupların kimlikleri, çıkarları ve iç politikadaki göreceli nüfuzları yapmaktadır. Hükümetlerin AB ile bütünleşmeye yönelik dış politika kararı ise, eğer ki güçlü iç grupların zararına ise, genelde tüm topluma net kazanç sağlıyorsa bile engellenebilmektedir. Bu nedenle Sırbistan'da, Kilise, ordu, yargı, polis ve medya gibi önemli kurumların; AB üyeliğine, NATO'ya katılıma, reformlara, Savaş Suçları Mahkemesi ile işbirliğine ve Kosova'nın statüsü gibi ulusal sorunlara yaklaşımı büyük önem taşımaktadır.Bu çalışma, Soğuk Savaş sonrası Sırbistan'da yaşanan tecrübenin, rasyonel seçim kurumsalcılarının argümanlarını büyük oranda doğruladığını ortaya koymaktadır. Savaş, kriz, aşağılanma ve çatışma yorgunu Sırplar; ekonomik ve siyasi anlamda artık normal bir hayat yaşayabilmek ve kaybettikleri itibarlarını geri kazanabilmek için, ülkelerinin Avrupa'ya dönmesi gerektiğini değerlendirmişlerdir. Demokratik devrim sonrasındaki tüm Sırp hükümetleri de halkın bu talebini dikkate almış ve ulusal çıkarların gerçekleştirilebilmesi için en iyi aracın Avrupa Birliği olduğu sonucuna varmışlardır. Ancak bu süreçte Sırbistan'ın önemli kurumları, AB'nin üyelik için öne sürdüğü reformlara direnç göstermiştir. Bununla birlikte Sırbistan, AB ile kurumsal ilişkilerini geliştirdikçe, kimi zaman bilinçli olarak kimi zaman ise farkında bile olmadan kendisini AB'nin kurallarına göre hareket ediyorken bulmaya başlamıştır. Söz konusu kurumlar ve bir bütün olarak Sırbistan, AB'den çok güçlü şekilde etkilenmiş ve ulusal dava olarak görülenler de dahil olmak üzere birçok konudaki çıkar ve stratejisini değiştirmiştir. Bu anlamda AB, dönüştürücü bir etkiye sahiptir ve tüm sorunlarına rağmen çekim merkezi olmaya devam etmektedir.
Avrupa Birliği'nin Balkan ülkelerindeki idari ve mali reforma etki ve katkıları
Batı Balkanlar'ın Avrupa Birliği ile bütünleşmesi sürecini diğer genişlemelerden farklı olmasını sağlayan bölgenin yapısı ve Birliğin genişleme açısından kullandığı dış politika enstrümanıdır. Batı Balkanlar birçok nedenle Avrupa açısından olumsuz anlamlarla yüklü bir bölgedir. Bu bakımdan, Batı Balkanlarda 1990'larda yaşanan çatışmalar Birliği çatışmalara yönelik çözümlemelere öncelik vermeye sevk etmiştir. Ancak 1990'ların sonuna gelindiğinde Birlik; sadece çatışmayı durdurmak, ya da çatışma mağdurlarını rehabilite etmek anlayışının yeterli olmadığını kavramıştır. Bölgenin sürekli istikrarı bölgedeki ulusların Avrupalıların sahip oldukları refah, demokrasi ve hukukun üstünlüğü düzeyine ulaşmalarıyla yakından bağlantılıydı. Bu andan itibaren de daha önceki Balkanları ehlileştirme projesi yerini Balkanları Avrupalılaştırmaya bırakmıştır. Bu mantalite değişikliğinin elle tutulur kısmı kendini Avrupa Birliği'nin bölgeye artan mali yardımlarıyla belli etmiştir.Avrupa Birliği'nin Batı Balkanlara yönelik mali yardımları buradaki ulusların dinamik ekonomik hayatlarını ve sonuç olarak da vatandaşlarının refahını etkileyen köhnemiş ve işlevini yitirmiş bürokratik yapılardan kendilerini kurtarmalarına önemli katkılarda bulunmuştur. Avrupa Birliği'nin rehberliği altında bürokratik alanda gerçekleştirilen reformlar bu uluslara yaygın yolsuzluk, mafya gibi yapısal arızalardan kendilerini kurtarmaları, ve ülkenin alt yapısını daha geniş bir ekonomik ortaklığa yanıt verecek biçimde yenilemeleri açısından önemli olanaklar sağlamıştır.Anahtar Sözcükler: Avrupa Birliği, Mali Yardımlar, Batı Balkanlar, Demokratikleşme.
Post Dayton Political Structure and debate on constitution in Bosnia and Herzegovina
Twentieth century witnessed the unexpected events in the last quarter in the world, such as perestroika policy of Gorbachev, unification of Germany and dissemination of Russian Soviet Federated Socialist Republic (RSFSR). All these events contributed and facilitated the dissolution of Socialist Federal Republic of Yugoslavia (SFRY). Although some of the unification and separations were peacefully, the dissemination of SFRY was bloody and brutal. In particular, Bosnia and Herzegovina?s (BiH) was the battlefield of this bloody disintegration process in SFRY. The war among the three ethnic groups lasted three and half year, General framework Agreement for Peace (GFAP) in the BiH, commonly known as the Dayton Peace Agreement (DPA), ended this brutal war in 1995.The long war devastated the BiH?s social, economic, politics, religious virtues in addition to damaged infrastructures of towns and cities. In other words, the BiH was deeply divided in ethnic and religious term. DPA brought a peace, but not stable and long lasting state structure and rule of law to the BiH. One of the goals of the DPA was to create a unitary and multiethnic BiH with the constitution as part of DPA. Although it has passed thirteen years after signing of DPA, it has not been observed conspicuous developments every aspects of the state structure of the BiH due to numerous reasons such as the structural deficiencies of the DPA, lack of willingness of the BiH?s citizens to participate in the political process and insufficient elite cooperation, the nationalists parties? unchanging national political agendas, International Community?s interventions to the political life of the BiH etc.The above mentioned reasons have played very crucial role on the BiH that the combination effects of these reasons caused the delay of reaching the required level of reforms, stabilization and consolidation of the state structure and joint institutions in the BiH. In this study, it is primarily aimed at unfolding the fundamentals of the Post Dayton Political Structure and defects of the BiH Constitution that it created. . Secondly, the study tries to shed light over the international efforts to reform the state structures which have so far remained highly dysfunctional due to the ongoing ethnic divergences in the country and selects as its locus point the drafts of constitutional amendments that are thought to be a panacea to the problems of the prevailed consociational regime.Key Words: General Framework Agreement For Peace (GFAP) in The BiH, Dayton Peace Agreement (DPA), Bosnia and Herzegovina (BiH), Consociationalism, Power Sharing
Balkan ülkelerinin Avrupa Birliği'ne tam üyelik süreci ve Yunanistan
17. yüzyıldan itibaren Avrupa ve Balkanlar yakın etkileşim halinde olmuş; bir yandan bölgedeki krizler Avrupalı güçler arasındaki ilişkileri zedelerken diğer yandan Avrupa'daki siyasi hareketlilik ve ortaya çıkan ideolojik akımlar Balkan halklarının siyasi, sosyal ve ekonomik dokusunu derinden etkilemiştir. 2. Dünya Savaşının ardından Balkanlar iki ideolojik bloğun da uzak durduğu bir alan haline gelmiştir. Ayrıca bölgenin önemli bir bölümü demir perdenin arkasındaki düşman topraklara dönüşerek Avrupalıların Balkanlar'a ve Balkan problemlerine yabancılaşmasına neden olmuştur.AB'nin Balkanlar'a yönelik politikaları, Sovyet Bloğunun çökmesi ve Sosyalist Yugoslavya'nın dağılma sürecine girmesi üzerine gelişti. AB'nin; etnik azınlıklara ve sınırlara dair sorunların taraflar arasında siyasi diyalog ve empati kurularak çözülmesi koşuluyla bu ülkelere diplomatik tanıma ve yardım sağlanmasını içeren stratejilerine rağmen bölge bir on yıl sürecek siyasi belirsizliğe ve kaosa sürüklendi. Bosna ve Kosova'da yaşanan trajedi; Avrupalıların, ABD'nin desteği olmadan yanı başlarındaki krizleri bile çözemeyeceğini gözler önüne sermiştir. Diğer taraftan AB'nin bölgedeki krizleri önlemedeki başarısızlığı ortak bir dış politika ve güvenlik politikası oluşturulması yönündeki çabalara ivme kazandırmıştır.AB, 90'lı yılların sonuna doğru, bölgeyi istikrar, barış ve refaha kavuşturmak amacıyla önemli inisiyatifler geliştirmeye başladı. 1999 sonrasında hız kazanan doğu genişlemesi ve tam üyelik sürecinin ilk resmi aşaması olarak uygulamaya konulan İstikrar ve Ortaklık Süreci; AB ile Balkan ülkeleri arasındaki ilişkinin daha sağlam bir zemine oturtulmasını ve AB'nin, bölgede ABD'nin yerini alarak barış ve istikrarın korunmasında en önemli bölge-dışı güç haline gelmesini sağlamıştır. Bir Balkan ülkesi ve aynı zamanda AB üyesi olarak Yunanistan'ın bu süreçteki rolü iki safhaya ayrılmaktadır; birincisi AB'nin Balkan politikalarını felce uğratarak Birliğin yaramaz çocuğu olarak anıldığı dönem, ikincisi ise AB'nin bölgedeki istikrar sağlayıcı elemanı olarak anıldığı dönemdir. Yunanistan'ın dış politikasındaki bu keskin değişim muhtemelen, Yunanistan'ı önceki olumsuz imajından kurtarıp yerine onu bölgenin istikrarının mihenk taşına dönüştürecek yeni bir görünüşe kavuşturacak farklı perspektiflerden bölgesel dinamikleri canlandırmaya doğru uzanan bir takım anlaşılabilir nedenlere dayanmaktadır.
Ortadoğu'nun demokratikleşmesi bağlamında Avrupa Birliği'nin komşuluk politikası
Avrupa Birliği literatürü demokratikleşme olgusuna, liberalleşmeye ilişkin reformların önemi ve uygulanması vurgulanarak, Avrupalı olmayan toplumların politik, ekonomik ve sosyal yapılarının, Birliğin koruması altında yeniden düzenlenmesi olarak yaklaşmaktadır. Söz konusu süreci kapsayan dinamiklere yönelik lehte ve aleyhte görüşlerin ışığı altında, Avrupa Komşuluk Politikası'nın liberalleştirme stratejilerine ve Ortadoğu'da olduğu gibi, tümüyle farklı sosyo-politik yapıya sahip toplumların adapte olabilirliğine dair bir değerlendirme yapılmıştır. Bu çalışmanın bir diğer amacı ise, Avrupalılaştırma sürecinde konuşulmayana ve ABD ile AB arasındaki anlaşmazlığa rağmen, Ortadoğu'nun yeniden sosyalleştirilmesine ilişkin stratejilere değinmek olmuştur. Bu bağlamda söz konusu çalışma ile, Ortadoğu'nun demokratikleşmesine dair değişen algıya, ABD'ye nazaran daha idealist politikalarıyla dikkat çeken AB'nin, potansiyel bir örnek olarak gösterdiği Avrupa Komşuluk Politikası'nın altı çizilerek bir açıklama getirilmeye çalışılmıştır.
Güvenlik boyutu itibariyle Avrupa Birliği enerji politikası
Enerji, ülkelerin ve çeşitli bölgesel birleşmelerin geleceğe güvenle bakabilmeleri, ekonomik kalkınmalarını sürdürebilmeleri ve rekabet koşullarına uyum sağlayabilmeleri açısından bütün dünyanın dikkatle üzerinde durduğu bir konudur.Avrupa Birliği, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olmasına karşın, ekonomisinin çarklarını çevirebilecek kadar yerel enerji kaynaklarına sahip değildir. Bu durumda, AB'nin gelecekteki enerji ihtiyacının tespiti ve bu kaynakların temini hususları ön plana çıkmaktadır. İhtiyaç duyulan enerjinin Birlik içerisinden karşılanabilmesi mümkün olmadığından, AB'nin kaynak ülkelerle olan ilişkileri, Birliği kapsamlı enerji politikaları yaratmaya sevk etmiştir.Enerji politikaları aynı zamanda, mevcut kaynakların etkin kullanımını, ithalata olan bağımlılığın alternatif enerji kaynaklarıyla azaltılmasını, iklim değişiklikleriyle mücadeleyi ve sürdürülebilir enerji arzı güvenliğinin sağlanması konularını da ihtiva etmektedir. Bu bağlamda, AB, dünyanın diğer büyük güçleriyle arasında olan yarıştan kopmak istememekte, hatta mevcut gücünü 2050 enerji vizyonu gibi orta vadeli planlarla artırmayı amaçlamaktadır.Anahtar Sözcükler: Avrupa Birliği Enerji Politikası, Enerji Arzı Güvenliği, Avrupa Birliği Enerji İhtiyacı, AB Alternatif Enerji Kaynakları