Theses supervised by Doç. Dr. Özlem Danacı Yüce
10 theses · Galatasaray University
Sokak röportajları seçim anketlerinin genç seçmenler açısından güvenilirliği ve oy verme davranışıyla ilişkisi
Bu çalışma, 14 Mayıs 2023 genel seçimleri öncesinde YouTube'da yayımlanan sokak röportajlarının, genç seçmenler açısından bir yurttaş gazeteciliği pratiği olarak işlevini ve güvenilirliğini incelemektedir. Araştırma, bu röportajların demokratik kamusal alan oluşturma potansiyelini, izleyicilerin güven algısını ve bu içeriklerin gençlerin siyasal tutumları ile oy verme davranışları üzerindeki olası etkilerini analiz etmektedir. Ayrıca, sokak röportajları ile geleneksel kamuoyu araştırmalarının güvenilirlik düzeyleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışma, 18-24 yaş aralığında 20 üniversite öğrencisiyle yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yoluyla gerçekleştirilmiştir. Bulgular, genç seçmenlerin sokak röportajlarını çoğunlukla samimi, erişilebilir ve çoğulcu bir bilgi kaynağı olarak gördüğünü; ancak tarafsızlık, kurgu olasılığı, temsiliyet sınırlılıkları ve popülerlik kaygısının güven algısını etkileyen unsurlar arasında yer aldığını ortaya koymuştur. Ayrıca, sokak röportajlarının, gençlerin politik farkındalıklarını artırma, farklı görüşlerle temas etme ve kendileri gibi düşünenlerle bağ kurma süreçlerine katkı sunduğu gözlenmiştir. Bu bağlamda çalışma, dijital yurttaş gazeteciliğinin genç seçmenler üzerindeki etkilerini ortaya koyarak, güncel siyasal iletişim ortamındaki rolüne ilişkin literatüre özgün bir katkı sunmaktadır.
Dijital medyada fanatizm: futbola ilişkin sosyal ağlarda nefret söylemi
Bu tez çalışmasında, dijital medya platformlarından Facebook ve Twitter ağları üzerindeki gruplar ve bireysel kullanıcılar tarafından dolaşıma sokulan ve hem saha içindeki hem de saha dışındaki nefret suçlarına dolaylı yoldan etkisi olduğu düşünülen nefret söylemi incelenmektedir. Nefret söylemi en genel tanımıyla; hoşgörüsüzlüklerden kaynaklanan, nefreti yayan, savunan, teşvik eden veya haklı çıkaran ifade şekilleri olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir deyişle, tahammülsüzlüğün bir nevi dışavurumudur. Bu dışavurum, içinde aşırılık taşıyan önyargıları ve peşin hükümleri de barındırır. Bu sebeple, nefret söylemi hoşgörü ve karşılıklı saygıyı zedeleyerek diğer bakış açılarının adil ve eşit bir şekilde değerlendirilmesini engeller. Dijital medya araçları yapıları gereği, etkileşimsellik, hipermedya ve hızlı yayılım gibi özelliklere sahip olmaları nedeniyle kullanıcıların içerik üretmelerine ve üretilen bu içeriklerin hızlı bir şekilde yayılmasına olanak sağlamaktadır. Bu ağlar, özellikle, nefret söylemi içeren olumsuz, ayrımcı, cinsiyetçi ve dışlayıcı metinlerin dolaşımını kolaylaştırmaktadır. Ayrıca, medyalararası etkileşim yaratarak bireylere ulaşmasını da hızlandırmaktadır. Bu sebeple, nefret söylemi üretiminde etkisi olduğu ve önemli bir rol oynadığı düşünülen örneklerin incelenmesi önem taşımaktadır. Bu tezin amacı; dijital medyada, kullanıcılar tarafından üretilen içerikler aracılığıyla dolaşıma giren nefret söylemi ve bu söylemlerin hangi kategorilere dahil olduğunu ortaya çıkarmaktır. Bu amaç kapsamında, dijital medya platformlarından Facebook ve Twitter ağlarında, Türkiye'deki dört büyük futbol kulübü Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor taraftar grupları incelemeye alınmıştır. Bu gruplar ve bireyler tarafından üretilen ve dolaşıma sokulan metinler aracılığıyla üretilen nefret söylemi pratikleri incelenmiştir. Bu bağlamda analiz, iki yönlü olarak, haberlerin içeriği ve yorumların içeriği açısından ele alınmıştır. Bu noktadan hareketle hazırlanan çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde; nefret söylemi ve nefret suçu kavramları ve bu kavramların yasalar ve ifade özgürlüğü ile ilişkileri konularına değinilmiştir. Nefret duygusu, toplumun belirli gruplarını hedef gösteren, ötekileştiren, aşağılayan ve önyargılar içeren söylem pratikleriyle dolaşıma girdiğini nefret söylemini ortaya çıkarır. Nefret duygusuyla ortaya çıkan nefret söylemi kısaca, tahammülsüzlük ve hoşgörüsüzlüğün dışavurularak, belirli bir kesimin veya grubun kötülüğünün istenmesi veya yok sayılmasıdır. Nefret söyleminin en önemli sonuçlarından biri ise şiddete ve bu bağlamda nefret suçuna temel oluşturabilmesidir.Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin 1997 yılında kabul ettiği karara göre nefret söylemi; ırkçı nefret, yabancı düşmanlığı, antisemitizm, saldırgan milliyetçilik ve hoşgörüsüzlüğe dayanan nefret biçimlerini yayan, savunan, teşvik eden veya haklı gösteren ifade biçimlerinin tamamını kapsamaktadır. Ek olarak, XVIII Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de nefret söylemi kategorisini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmemektedir. Çalışmanın sonraki bölümünde; fanatizm kavramı, taraftarlık kültürü ve medyada fanatizmin konumlandırılması ele alınmıştır. Günümüzde futbol, tüm dünyada en fazla ilgi gören spor dallarından biridir. Bu nedenle, geniş kitleler tarafından takip edilen endüstriyel bir oyun haline gelmiştir. Bir spor dalı olarak bakıldığında, futbolun temelinde dostluk ve barış yatmaktadır. Ancak, medya aracılığıyla zaman zaman nefret söyleminin yayılmasına yol açan bir araç haline dönüşmektedir. Televizyonda yayınlanan futbol programları, medya kuruluşlarına ait basın yayın organları, futbolcuların yorumları ve dijital medyada paylaşılan içerikler ve yazılan yorumlar aracılığıyla nefret söylemi içeren ifadeler dolaşıma girmektedir. Ek olarak, bu ifadeler yayılmakta ve sık sık yeniden üretilmektedir. Bireyler, çevrim içi ve çevrim dışı ortamlarda, tuttukları takımın fanı ve taraftarı olma konumundan çıkarak rakip oyuncular, rakip taraftarlar ve hakemlerden nefret eden bireyler haline gelmektedir. Daha ileri aşamada ise, fanatizm oranına varan nefret söylemi içerikli metinleri üreten ve yayan fanatikler haline gelmektedirler. Diğer yönden, Türkiye'de, futbol medyası haberlerine bakıldığında, özellikle haber başlıklarında askeri bir dilin kullanıldığıve haberlerin milliyetçilik üzerinden konumlandırıldığı görülmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise; futbol ve medya ilişkisi hem geleneksel medya açısından hem de dijital medya açısından irdelenmiştir. Bu bölümde, Türkiye'de geleneksel spor basınının haber dili, haber aktörlerine değinilmiş ve dijital medyanın özellikleri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Ek olarak bu bölümde, spor medyasında nefret söylemi konusunda daha önce yapılan çalışmalar incelenmiştir. Bu kapsamda, hem geleneksel medyadan hem de dijital medyadan nefret söylemi örnekleri sunulmuştur. Televizyon ve gazete gibi geleneksel kitle iletişim araçlarının yanı sıra internet temelli dijital medyaya ait araçlar da ırksal, dinsel, ulusal ve etnik nefretin oluşmasında ve nefret söyleminin yayılmasında önemli bir rol oynamaktadır. İnternetin temelleri 1969 yılında askeri araştırma projelerini desteklemek amacıyla atılmıştır. Günümüzde ise internet, dünya genelinde 2.9 milyar kullanıcıya ulaşan bir ağ haline gelmiştir. Bir çok dijital medya platformlarının da gelişmesiyle, internet sıradan kullanıcıların içerik üretebilecekleri ve bu içerikleri dolaşıma sokabilecekleri bir alan haline gelmiştir. Bu nedenle, geleneksel medyayadan farklı olarak dijital medya bireylerin ve grupların kendi içeriklerini ve bir yönüyle kendi medyalarını üretmelerine izin vermektedir. Nefret söylemi açısından bakıldığında ise, dijital medya, etkileşimsellik, hızlı yayılım gibi özellikleriyle kullanıcıların nefret söylemi üretmesine ve yaymasına yol açmaktadır. Üretilen bu söylemler aracılığıyla, toplumdaki farklı gruplar ve bireyler arasındaki ötekileştirme artmaktadır. Bu durum ise, azınlık olarak temsil edilen grupların ifade özgürlüklerinin baskılanmasına yol açabilmektedir. Ek olarak, sosyal ağlarda, kişiler günlük hayatlarında dile getiremedikleri ayrımcı ve nefret içerikli düşüncelerini anonim olarak daha kolay bir XIX şekilde dile getirebilmektedir. Bu içeriklerin dolaşıma girmesine olanak sağlayan ağlara örnek olarak, bir toplumsal paylaşım ağı olan Facebook ve bir mikroblog olan Twitter verilebilir. Çalışmanın sonraki bölümünde; medya kuruluşlarına ait sosyal ağlardan örneklere ve dört büyük futbol kulübüne ait sosyal ağlara göz gezdirildikten sonra, araştırmanın asıl kısmını oluşturan taraftar gruplarına geçiş yapılmış ve araştırma yöntemi sunulmuştur. Bu kısımda, grupların Facebook ve Twitter'da söylemsel çözümlemesi yapılarak nefret söylemi örnekleri ortaya konulmuştur. Karşılaştırma verisi sunması amacıyla medya kuruluşlarına ait resmi Facebook ve Twitter profillerinden bazı örneklere ve dört büyük futbol kulübüne ait resmi Facebook ve Twitter profillerine göz gezdirilmiştir. Araştırmanın varsayımı olarak, nefret söyleminin, Facebook ve Twitter platformlarında gruplar ve kullanıcılar tarafından bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yeniden üretilerek dolaşıma girmesi ele alınmıştır. Bu varsayımdan hareketle, araştırmanın bütününde dijital medya aracılığıyla dolaşıma giren nefret söylemlerini görünür kılmak ve farkındalık yaratmak amaçlanmıştır. Çalışmanın kuramsal çerçevesinde, Van Dijk tarafından geliştirilen eleştirel söylem çözümlemesi yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda, Facebook ve Twitter ağları üzerinde var olan dört büyük taraftar kulübünün en çok bilinen gruplarının isimleri, kullandıkları profil ve kapak fotoğrafları ve kendilerini ifade ettikleri cümleleri bir metin olarak ele alınmıştır. Van Dijk tarafından geliştirilen analiz tablosu Facebook ve Twitter ağlarına uygun olacak şekilde düzenlenmiştir. Taraftar grupları tarafından paylaşılan içerikler ve bu içeriklere diğer bireyler yani sosyal ağ kullanıcıları tarafından yazılan yorumlar iki ayrı kategori olarak ele alınmıştır. İncelemede, eleştirel çözümlemeye uygun olarak mikro analiz ve makro analiz kategorileri kullanılmıştır. Bu kategorilendirme üzerinden; Facebook ve Twitter'da yer alan içeriklerin temsili makro analiz bölümünde ele alınmıştır. Facebook ve Twitter platformlarında dolaşıma giren nefret söylemleri kategorileri, hedef alınan gruplar, cümleler ve görseller ise mikro analiz bölümünde ele alınmıştır. Bu kategoriler üzerinde inceleme yapılırken, hem Facebook'tan hem de Twitter'dan gruplar tarafından yazılan ve nefret söylemi içeren dikkat çekici içeriklerin ekran görüntüleri (screenshot) alınarak çalışmaya eklenmiştir. Çalışmada, katılımsız gözlem tekniği kullanılmıştır. Facebook ve Twitter ağlarında nefret söylemi içeren veya üreten grup profilleri incelenmiştir. Çalışmanın evreni, toplumsal paylaşım ağları ve mikrobloglardan oluşmaktadır. Örneklem ise Facebook adlı toplumsal paylaşım ağı ile Twitter adlı mikroblog ağından oluşmaktadır. Çalışmanın en son bölümünde ise, medyalararası etkileşime yer verilmiş ve nefret söylemiyle mücadele için kullanılabilecek çeşitli öneriler sunulmuştur. Televizyon dünyasında, futbol için üretilen televizyon programları yalnızca maç yayınıyla sınırlı kalmamaktadır. Canlı maç yayını dışında, maç sonuçları, oyun XX dizilişi, hakem ya da teknik direktör kararları ile ilgili yorum ve değerlendirmelerin yapıldığı futbol analiz programları da yayınlanmaktadır. Günümüzde, Facebook ve Twitter gibi dijital mecralarla birlikte taraftarların, televizyon programlarının ve hatta futbolcuların oluşturdukları profil ve hesaplar aracılığıyla yorum yapma durumu ortaya çıkmıştır. Bu yorumların geleneksel medyada yayınlanan futbol programlarına sık sık konu olduğu görülmektedir. Diğer bir deyişle, dijital medya geleneksel medyayı dönüştürerek medyalarası etkileşim durumu yaratmaktadır. Nefret söylemi ile mücadele kapsamında ise Tribün dergi forumu örneği ve olumlu bir futbolcu örneği olarak Didier Drogba incelenmiştir. Ayrıca, nefret söylemini ve söylemin suça dönüşmesini önlemek için hukuksal açıdan gerçekleştirilmesi mümkün olabilecek önlemler incelenmiştir. Mücadelenin en önemli yöntemlerinden biri olan dijital medya okuryazarlığına ise oldukça geniş bir yer ayrılmış ve çeşitli öneriler sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda elde edilen bulgular ise, dijital medyanın geleneksel spor medyasında olduğu gibi saldırgan milliyetçi, ayrımcı ve cinsiyetçi nefret söylemi içeren ifadelerin oluşturulmasına ve medyalararası etkileşim aracılığıyla yayılmasına yol açtığıdır. Ayrıca, sıklıkla karşı taraftar grubuna yönelik siyasi içerikli nefret söylemi metinlerinin kullanıldığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Spor, Futbol, Fanatizm, Facebook, Twitter, Taraftar Grupları, Dijital Medya, Nefret Söylemi.
Türkiye'de muhafazakar kadınların siyasal hareketliliği: 24. dönem AKP kadın milletvekilleri örneği
Kadın hareketi, dünyadaki ataerkil düşünce biçimlerine karşı kitlesel olarak ilk kez Fransız İhtilali'nde ortaya çıktığından beri kadınların sosyal, ekonomik ve siyasal olarak erkeklerle eşit haklara sahip olmaları için verilen çabadır. Yine tüm dünyada kadın hareketiyle (diğer adıyla feminizmle) sık sık karşı karşıya gelen siyasal ideolojilerin başında muhafazakarlık gelmektedir. Türkiye'de de muhafazakar siyasal ideolojinin, özellikle son on yıl olmak üzere, Türk siyasal yaşamında lider bir ideoloji olduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmada feminizm, kadın hareketi ve muhafazakar siyasal ideoloji kavramları hem dünya hem Türkiye ölçeğinde incelendikten sonra Türkiye'deki muhafazakar kadınların siyasal hareketliliğine bakılmıştır. Bu amaçla 24. Dönem AKP'li kadın milletvekillerinin meclisteki yasama faaliyetleri; kanun teklifleri, soru önergeleri, meclis araştırma önergeleri, meclis soruşturma önergeleri, gensoru önergeleri ve genel kurul konuşmaları nitel ve nicel içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir.
Türkiye'de ergenlerin medya okuryazarlığı ve "fake news" farkındalığı ilişkisi
Medya alanındaki değişmeler ve gelişmelerle birlikte çeşitli düzeylerdeki enformasyona ulaşma çok kolay ve hızlı bir hale gelmiştir. Böylece "çeşitlenen medya içeriklerine ulaşma, analiz etme ve değelendirebilme yeteneği" anlamında medya okuryazarlığı, medyadan alınacak bilginin doğruluğu konusunda daha da önemli hale gelmiştir. Bu bağlamda medya okuryazarlığının temel amaçlarından biri medyadan alınan bilginin doğruluğuyla ilgilenmektir; ancak güncel olarak medya okuryazarlığının karşısında duran ve yanlış bilgilendirmeleri içeren bir kavram olarak fake news ise doğru bilgiye ulaşma konusunda büyük bir engel teşkil etmektedir. Bu tezde, erken yaşlarda kazanılması gereken bir beceri olan medya okuryazarlığı ile, fake news'un ne olduğunu tanımlama, türlerine dair bilgi sahibi olma, diğer haber ve içeriklerden ayırt edebilme ve yayılım hızının farkında olma olarak ele alınan, fake news farkındalığı arasında ergenler ekseninde doğrudan bir ilişki olup olmadığını araştırmak amaçlanmaktadır.
Televizyon üzerinden dindar/mütedeyyin kadınları anlamak: Dindar kadınların televizyonu alımlama ve kullanım biçimleri
İletişim çalışmalarında egemen ideolojinin aktarmak istediği mesajı çözümlemesi, anlamlandırması ve kabul etmesi beklenen izleyici, mesajın nihai hedefi olarak iletişim sürecinin göz ardı edilmemesi gereken unsurudur. Kullanımlar ve Doyumlar kuramı ile başlayan, Stuart Hall'un kodlama/kodaçımı modeli ile devam eden etkin, aktif izleyici yaklaşımı ya da izleyicinin tümüyle pasif, edilgen özne olarak görülemeyeceği perspektifi, David Morley'nin öncülük ettiği kapsamlı ampirik araştırmalarla önemli bir yol kat etmiştir. 1980-90'lı yıllar boyunca, vaka incelemeleri ve etnografik araştırma yöntemlerinin kullanımı ile gelişen izleyici çalışmaları özellikle bu dönemde yapılan öncü araştırmalarla kendi sınırlarını zorlamaya başlamıştır. Temel eksikliğin izleyici davranışlarının sosyolojik zeminde analiz edilmemesi olduğu saptamasıyla, alanın önde gelen araştırmacıları, eleştirel kültürel çalışmalar geleneği içerisinde, bulguların toplumsal ve tarihsel şartlar bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur. Eleştirel yorumlayıcı alımlama teorisyenleri, anlamlardaki farklılaşmanın, izleyicilerin sahip oldukları farklı kültürel yapı ve koşullardan kaynaklandığını vurgulamaktadır. Bu, verilerin bağlamsal çerçevede (contextual framework) yorumlanması yani daha kapsayıcı, bütünlüklü ve açıklayıcı sonuçlara ulaşılması anlamına gelmektedir. İzleme ve mesajların alımlanması toplumsal boyutları olan bir pratiktir ve çözümlemesi güç bir süreçtir. Başka deyişle, yeni izleyici araştırmaları, bugün gelinen noktada salt "vaka incelemeleri" olmaktan çıkmış, medya ile izleyici arasındaki karmaşık ilişkiyi, toplumsal iktidar ve güç ilişkileri kavramlarıyla bir arada düşünmeyi ve anlamlandırmayı amaç edinmiştir. Bu bağlamda, habitus ile televizyon izleme pratiği arasındaki ilişki önem kazanmış ve araştırmalar toplumsal ve kültürel yapılar ile televizyon arasındaki etkileşime odaklanmıştır. Kısaca, bu yaklaşım, izleyicinin televizyon metinlerinden çıkardığı anlamları kültürel ve bağlamsal koşulların şekillendirdiğine işaret eder ve sözü edilen kültürel yapıları, bu kapsamda, birer "tahakküm" kaynağı olarak değerlendirir. Dolayısıyla, Türkiye'de yapılan alımlama çalışmalarının çoğunluğunda hala kullanılan, alanın ilk adımları sayılabilecek Kullanımlar ve Doyumlar yaklaşımı ile kodlama/kodaçımı modeli, medya-izleyici ilişkisini açıklamada artık yetersiz kalmaktadır. Bu çalışma, alımlama araştırmalarının dünyadaki bu gelişimini takip ederek, en genel tanımıyla, dindar kadın izleyici ile televizyon metinleri arasındaki ilişkiyi toplumsal hiyerarşik yapılar bağlamına oturtarak anlamlandırmak ve somutlaştırmak çabasındadır. Çalışmanın amacı, televizyonun dindar kadınların gündelik hayatları ile nerelerde, nasıl kesiştiğini ya da ayrıştığını, uzlaşma ve çatışma alanlarını, dinî değer ve yargılarının televizyon ile kurdukları ilişkide ne ölçüde belirleyici olduğunu, varsa etkileşimi ve bu etkileşimin alımlama anı ötesine taşınıp taşınmadığını görmektir. Bu amaç doğrultusunda, bir televizyon metninin yalnızca "nasıl" okunduğu değil, aynı zamanda "neden" o şekilde okunduğu sorusuna odaklanılmaktadır. Çalışma, tek bir televizyon programı ya da türe (genre) odaklanmak yerine, alanın önemli araştırmacılarından Ellen Seiter'in "gerçek hayat" yaklaşımını benimsemiştir. Bu yaklaşıma göre, program veya tür seçimi, her ne kadar kapsamını sınırlandırarak araştırmayı daha hızlı sonuca ulaştıracak olsa da, katılımcılara hakkında konuşmak istedikleri televizyon metinlerini belirleme şansı vermemek anlamına gelmektedir. Oysa, kadınların kendilerinin yaptığı metin tercihleri de bakış açılarını yansıtan anlamlı bir veri olarak ayrıca değerlidir. Dindar kadınların televizyonu alımlama ve kullanım biçimlerini konu eden bu çalışmaya, teorik altyapının oluşturulması amacıyla ilgili kaynakların taranması ile başlanmıştır. Araştırma konusunun çok katmanlı niteliği gereği birbirinden farklı alanlarda literatür incelemesi yapılmıştır. Medya iletişim alanında izleyici araştırmaları ve özellikle eleştirel alımlama teorileri ile ilgili kaynaklar taranırken, sahadan toplanan verilerin doğru ve anlamlı analizi için kadın araştırmaları ile din ve toplum sosyolojisi literatürü de taranmaya çalışılmıştır. Bu süreç devam ederken saha çalışmalarına başlanmış, kartopu metodu ile ulaşılan toplam 23 kadınla yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş, ayrıca katılımcı gözlem yöntemiyle grup görüşmeleri yapılmıştır. Mayıs 2015 - Mayıs 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilen saha çalışmasında, tüm görüşmelerde katılımcıların izni alınarak ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Katılımcı kadınların verdikleri yanıtlar nitel veri analiz yöntemlerinden biri olan betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiş ve veriler, belirlenen temalara göre ayrıştırılarak yorumlanmıştır. Doğrudan ve geniş alıntılara yer verilerek katılımcıların görüşlerini kendi cümleleriyle, kendi çerçevelerinden aktarmaları amaçlanmıştır. Elde edilen verilerin belli bağlamlarda analiz edilmesi yoluyla bütünlüklü bir çözümleme gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Görüşülen kadınların televizyonla kurdukları ilişkinin ve televizyon metinlerinden anlam üretme süreçlerinin bütüncül analizinin ancak kadınları toplumsal özneler olarak gündelik yaşamın çeşitli alanlarında da tanımakla mümkün olacağı düşünülerek görüşme kılavuzu genişletilmiş ve kadın/anne/eş olmak, eğitim, ekonomik özgürlük, vatan, millet gibi temalar yüz yüze mülakatlara dahil edilmiştir. Bunun sonucu olarak, katılımcıların bu tema ve kavramlar hakkında konuşurken kullandıkları din referanslı söylem ile gündelik hayat pratikleri arasında örtüşmelerin yanı sıra farklılaşmaların da olabildiği gözlemlenmiştir. Başka deyişle, bu çalışma aynı zamanda, kadınların kendilerinden beklenen ile gerçekte hissettikleri, düşündükleri arasında; inançları ve içinde yaşadıkları sosyal sistemin kutsal gördüğü değerler ile bireysel arzu, ihtiyaç ve duyguları arasında çelişki yaşayıp yaşamadıklarını, böyle bir durumda ürettikleri taktik ve çözümleri de ortaya koymaktadır. Saha araştırmasından ortaya çıkan bulgular, en genel haliyle, dindar değerler temelinde şekillenen yaşam tarzları ve ortak dağarcıklarının sonucu olarak kadınların televizyona yaklaşımlarında büyük oranda benzerlikler olduğunu, ancak ortak dinî habitusa rağmen alımlama süreçlerinde bütünüyle aynı çerçeveyi kullanmadıklarını göstermektedir. Dinî değerler ile televizyon izleme pratiği arasındaki ilişkinin de çok katmanlı, karmaşık ve çelişkili olduğunu, katılımcıların dindarlıkları ile televizyon metinleri arasına net bir çizgi çekerek iki dünyayı birbirinden ayırmadıklarını belirtmek gerekir. Alımlama ve anlamlandırma süreçlerinde toplumsal cinsiyet rolleri, dinî değerler, dindarlık seviyeleri, öznellikler, iç hesaplaşmalar gibi pek çok unsurun belirleyici olduğu görülmektedir. Bir çeşit uzlaşma ve mücadele alanı olarak tanımlanabilecek televizyon izleme ve alımlama pratiği sürecinde, kadınların savunma ve meşrulaştırma taktikleri kullanarak kendilerine en uygun konumu bulmaya çalıştıkları gözlemlenmektedir. Yapılan derinlemesine görüşmelerden ortaya çıkan bulgular, alımlama farklılıkların kesinlikle sosyo-ekonomik sınıf değişkenleriyle açıklanamayacak kadar karmaşık olduğunu, yaş, ekonomik statü, eğitim düzeyi kategorilerinin, verileri değerlendirmede yetersiz kaldığını göstermektedir. Toplanan verilerin işlenmeye başlamasıyla birlikte belirginleşen üç ana değişkenden söz edilebilir: Dindarlık seviyesi, toplumsal temas sıklığı ve siyasi/ideolojik duruş. Katılımcı kadınlar dindar muhafazakar değerler temelinde birleşmekte, dolayısıyla hayata ve olaylara bakışlarında makro çerçevede benzeşmektedirler. Ancak bununla birlikte, yetiştikleri aile, bireysel deneyimleri, içinde bulundukları toplumsal çevre, dinî grup, tarikat veya cemaat aidiyetleri kadınları detaylarda farklılaştıran değişkenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada, saha çalışmalarının, Türkiye yakın tarihinde siyasal ve toplumsal anlamda büyük değişimlere yol açan 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesi ve sonrasında gerçekleşmiş olduğunu belirtmek gerekir. Bu çalışma, bu özelliğiyle tarihi bir momentumu yakalamıştır. 15 Temmuz'un toplumun dindar muhafazakar kesimi içerisinde bir bölünmeye yol açtığı, bu çalışmanın saha araştırması sürecinde net olarak ortaya çıkmıştır. Bu bölünmenin, bu çalışma kapsamında en çarpıcı etkisi ise katılımcı dindar kadınların televizyon kanalları ve özellikle dizi tercih ve beğenilerine yansımış olduğudur. Kendilerini dindar olarak tanımlayan, gündelik pratiklerini dinin talepleri doğrultusunda düzenleyen, kutsallık atfettikleri dinî metinlere uygun bir hayat yaşamak çabasında olan kadınlarla gerçekleştirilen bu çalışma, birbirini tamamlayan iki ana gövdeden oluşturulmuştur. Bunlardan ilki, sosyal bilimler kuram ve kavramlarıyla teorik olarak desteklenerek, katılımcı kadınların gündelik yaşam pratiklerinden, çeşitli kavramlara ilişkin düşünce ve eylemlerinden örnekler sunan bölümdür. Bu bölümün amacı, kurumsal din ve eril tahakküm yapılarının şekillendirdiği hayat tarzlarını görünür kılma yoluyla katılımcı kadınları tanımak ve anlamaktır. İkincisi ise görüşülen dindar kadınların, bir önceki bölümde çizilen toplumsal ve kültürel yapılar tablosu ışığında, televizyonu kullanım biçimlerini ve alımlama süreçlerini bağlamsal bir çerçeveye oturtarak analiz eden bölümdür. Bu bölümde de amaç, kadınların televizyon ile kurdukları ilişkinin bireysel tercihlere indirgenerek açıklanamayacağını, ancak aynı zamanda "dindar kadınlar" üst başlığına rağmen, tümüyle homojen bir gruptan da söz edilemeyeceğini ortaya koymaktır. Ortak habitus değerlerinin ürünü ortak düşünce ve davranış biçimlerine karşın televizyon metinlerini alımlama süreçlerinde saptanan farklılıklar başka dinamiklerin de devrede olduğunu göstermektedir. Bu dinamiklerin neler olduğu ise bu iki ana gövdede sunulan bulguların birlikte değerlendirilmeleri durumunda daha net anlaşılacaktır. "Katılımcı Dindar Kadınları Tanımak: Gündelik Yaşamları ve Çeşitli Konulara Yaklaşımları" başlığını taşıyan bölüm, örneklemi oluşturan dindar kadınların yaşamlarına yakından bakmayı, habitus özelliklerini görmeyi amaçlar. Bu bölümün temel hedefi, katılımcıların kişisel tarihleri, deneyimleri ve gündelik hayat pratiklerinden derinlemesine görüşmeler ve yarı etnografik saha çalışmalarıyla elde edilmiş kesitler sunmaktır. Katılımcı kadınların habituslarının özelliklerini, benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymak, hayatın farklı alanlarında nerede durduklarına, nasıl yaşadıklarına, gündelik yaşam deneyimlerine ve kişisel hayat tecrübelerine dair bilgi sahibi olmak televizyonu alımlama biçimlerinin bütünsel analizine altyapı oluşturacaktır. Bölümde teorik zemini Bourdieu'nün habitus, dinî habitus tanımları ve dini toplumsal tahakküm yapılarından biri olarak değerlendiren yaklaşımı oluşturmaktadır. Gerçekleştirilen görüşmelerden çıkan sonuç, içinde bulundukları dinî habitusun, kadınların düşünme ve eyleme biçimlerinden kullandıkları sözcüklere, komşu/arkadaş seçimlerinden aile içi rol paylaşımlarına, tüketim ürünlerinde marka tercihlerinden televizyon ile kurdukları ilişkiye kadar gündelik yaşamlarının her anında etkin ve güçlü konumda olduğudur. Bireyin inanç dünyasının yanı sıra toplumsal hayatı da düzenleyen kurumsal yapılar olarak dinlerin gündelik yaşam pratiklerini de belirlediği tezinden hareket eden bu bölümde, katılımcı kadınların yatkınlıklarını, beğenilerini, duygu, düşünce ve davranışlarını geniş bir kapsamda irdelenmesine çalışılmıştır. Gündelik yaşam pratiklerindeki detayların ve hayatın akışı içerisinde geliştirdikleri taktiklerin anlaşılması sahip oldukları sosyokültürel alanı anlamak için gereklidir. Gerçekleştirilen görüşmelerden toplanan veri incelemesinde öne çıkan temalar kategorize edilerek "Gündelik Yaşam Pratikleri", "Makbul Kadın", "Kutsal Aile ve Dişil İtaat" ile "Vatan, Devlet, Millet" olmak üzere toplam dört alt başlık halinde sunulmuştur. Çalışmanın bu bölümünde ulaşılan sonuçların özet bir değerlendirmesi yapılacak olursa şunlar söylenebilir. Gündelik hayat organizasyonunda din ve dinî değerler en önemli unsur olarak öne çıkmaktadır. Ev, eş ve özellikle çocukların ihtiyaçlarının karşılanması temelinde yapılandırılmış bir gündelik yaşam söz konusudur. Katılımcıların bireysel ve toplumsal olayları dindar muhafazakar bakış açısıyla yorumladıkları, bu kapsamda Allah inancı ve iman gücü ile aile, kadınlık, annelik, vatan, devlet, millet, askerlik kavramlarını çoğunlukla birbirlerini tamamlayan değerler olarak niteledikleri ortaya çıkmıştır. Dinî toplantılar, cemaat sohbetleri, türbe ziyaretleri ya da duaların okunduğu "kadın kadına" ev buluşmaları kadının evinden dışarı çıkarak kamusal alana karışmasını meşrulaştırmaktadır. Yaşam tarzlarını dinsel referanslara uygun biçimlendirme çabasında birleşmelerine karşın, dini yorumlama ve uygulamalarında farklılıklara rastlanmaktadır. Bu anlamda, temas halinde oldukları sosyal çevrenin çeşitliliği ve habituslarının özellikleri din ile kurdukları ilişkide belirgin değişkenler olarak öne çıkmaktadır. Başka bir deyişle, sahip oldukları habitus ve kültürel sermayeleri, kadınların dindarlıklarını birbirinden farklı boyutlarda yaşamalarını, gündelik hayatlarına farklı biçimlerde yansıtmalarını, erkek egemen düzenin toplumsal cinsiyet rollerine farklı bakış açılarını mümkün kılmaktadır. "Katılımcı Kadınların Televizyonu Kullanım Biçimleri" ve "Katılımcı Kadınların Televizyon Programlarını Alımlama Analizi" başlıklarını taşıyan veri analizi bölümleri ise kadınların televizyonu nasıl kullandıklarını, televizyon metinlerinden ne tür anlamlar ürettiklerini, dinî habituslarını dikkate alarak incelemektedir. Bu bölümlerde açılan alt başlıklarla, habitus tanıtan bir önceki bölümün başlıkları birbirlerini tamamlayacak şekilde oluşturulmuştur. Görüşülen kadınlar, psikolojik indirgemeci bir yaklaşımla, yalnızca kişisel gereksinimlerini televizyon aracılığıyla karşılayan psiko-sosyal özneler olarak değil, aynı zamanda ortak dinsel ve kültürel bağlara sahip, benzer habitustan beslenen toplumsal özneler olarak konumlandırılmaktadır. Derinlemesine görüşmeler ve yapılan "televizyon sohbetleri" ile sahadan toplanan veriler, katılımcı dindar kadınların bireysel yaşam öykülerinden parçalar taşıyan, beklentilerine, hayal kırıklıklarına dair ip uçları verirken, aynı zamanda toplumsal özne olarak kadını sarmalayan ataerkil toplumsal yapının hiyerarşik ilişkiler ağını ve dinin, eril toplumsal düzenin devamlılığını sağlamada oynadığı işlevsel rolü de görünür kılmaktadır. Sonuçta, dinî inanç ve değerler sisteminin de güçlendirdiği köklü tahakküm yapılarının "kadın özne" olarak var olmayı zorlaştırdığı görülmektedir. Bu noktada, kadınların gündelik yaşamlarının önemli unsurlarından biri olduğu belirlenen televizyon, başka şartlarda dillendirilmesi güç kişisel duygu ve düşüncelerin paylaşılmasına aracılık etmektedir. Görüşülen kadınlar ile televizyon arasındaki ilişkinin, aynı zamanda hem bir uzlaşma hem de bir mücadele ilişkisi olduğu ve anlam inşası ile alımlama sürecinin bu zeminde gerçekleştiği saptanmaktadır. Televizyon, görüşülen kadınların hayatlarına sahip oldukları yaşam tarzından çok farklı, inandıkları değerleri tehdit eden görüntü ya da hikayeleriyle girebilen bir araç konumundadır. Katılımcılar gündelik yaşamlarında yaptıkları tercihler ve aldıkları kararlarla kolaylıkla güçlendirebildikleri savunmacı dinsel kimliklerini televizyon karşısında yeterince koruyamadıklarını düşünmekte ve durumu nefislerine yenik düşmek şeklinde açıklamaktadırlar. Bu özelliğiyle televizyon kadınlar için bir mücadele alanına dönüşmektedir. Katılımcı kadınlar ile televizyon arasında eril ve dinî tahakkümün içselleştirilmiş olmasından kaynaklanan gerilimli bir ilişki söz konusudur.
Türkiye'de podcast kamusal alanı: Betimleyici bir değerlendirme
Bu çalışmada Türkiye'deki podcast evreni betimlenmektedir. 17, 19, 21 ve 23 Kasım 2021 tarihlerinde Spotify ve Apple Podcast'te "en popüler 200 podcast" listesi takip edilmiştir. Takip edilen bu listelerin benzerlikleri olduğu görülmüştür. Listelerin iki ya da üç günlük aralıklarla güncellendiği, sıralamalar değişse de listede çok temel değişimlerin olmadığı gözlenmiştir. Türkiye'de podcast'in en çok dinlendiği platform Spotify olduğu için, bu platformda yer alan listeler dikkate alınmış, en popüler 200 podcast listesine 17-23 Kasım 2021 tarihleri arasında bakılmıştır. Listede en az üç gün boyunca yer almış podcast'lerden oluşturulan ve 189 podcast'i kapsayan bir örneklem alınmıştır. Belirlenen 189 podcast sınıflandırılmış ve yapıları analiz edilmiştir. Bu sınıflandırma yapılırken, Carvalho, Aguiar ve Macial'in (2009) eğitim alanında podcast kullanımına ilişkin önerdikleri sınıflandırmanın iletişim-medya çalışmalarına uyarlanmış bir modeli kullanılmıştır. Bu sınıflandırmaya göre podcastler uzunluklarına, formatına, içerik üreticisine ve amacına göre sınıflandırılmaktadır. Bu araştırmada ise kullanılan dile, içerik üreticisine, bölüm sürelerine, yayın aralıklarına, devamlılıklarına, formatlarına, türlerine, amaçlarına ve konularına göre 189 podcast incelenmiştir. İletişim teknolojilerindeki gelişmeler yeni bir toplum düzeninin ortaya çıkışında etkili olmuştur. Bu yeni toplum düzenini açıklamak için Webster (2014), enformasyon toplumunun beş boyutundan bahsetmektedir. Buradan hareketle teknolojik gelişmeler, ekonomik yapıdaki dönüşüm, küreselleşme ile zaman ve mekânın yeniden yapılandırılması bağlamında enformasyon toplumu ele alınacaktır. Enformasyon toplumunun teknolojik boyutuna bakıldığında internetin ortaya çıkışı ve kişisel bilgisayarların yaygınlaşması, world wide web'in keşfi ve web 1.0'dan web 2.0'a geçiş olmak üzere üç dönüm noktası yaşanmıştır. Bu toplumda sanayi döneminden farklı bir ekonomik yapı söz konusudur. Artık somut ürünlerin üretildiği bir yapıdan enformasyona dayalı bir ekonomik yapıya geçilmiştir. Bir sonraki boyutta ise enformasyon toplumu ve küreselleşme ilişkisinden bahsedilmektedir. Enformasyon devrimine zemin hazırlayan teknolojik gelişmeler, yerel ile küreseli birbirine bağlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde bu boyutlardan hareketle enformasyon toplumu kavramı açıklanmaya çalışılacaktır. İlk bölümde enformasyon toplumunda kamusal alan tartışmalarına da yer verilmektedir. Kamusal alan tartışmaları 1962'de yayınlanan ve Jürgen Habermas'ın doktora tezi olan "Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü" adlı eserinde ele alınmışsa da kamusal alanın tarihi daha eskilere gitmektedir. Bu bölümde kamusal alanın Antik Yunan'dan bu yana gelişiminden söz edilecektir. Özel ve kamusal alanın kesin olarak ayrıldığı Antik Yunan'dan ve Antik Roma'dan sonra, Orta Çağ'da, feodal dönemdeki kamusal alana değinilecektir. Feodal dönemde iktidarların kendisinin kamusal olduğu temsili bir kamusal alandan söz edilirken (Habermas, 2004) 18. yüzyılda, devletin hakimiyeti dışında bir kamusallık biçimi ortaya çıkmıştır. Feodalitenin ortadan kalkmasıyla birlikte 18. yüzyılda ortaya çıkan burjuva sınıfı ekonomik olarak gücü ele almış, siyasal ve toplumsal taleplerde bulunmaya başlamıştır. Bu yeni kamusallık biçimi, temsili kamusallıktan farklıdır. Burjuva sınıfı, 18. yüzyıla doğru kahvehanelerde, salonlarda edebi kamusal alanı inşa etmişlerdir. Bu mekânlara erkekler, soylular ve sıradan insanlar girebilmekte, kamuyla ilgili konuları tartışabilmekte ve eleştirilerini dile getirebilmektedirler. Bu kamusal alan biçimi daha sonra kültürel alanın sınırlarının dışına çıkarak, siyasi kamusal alanın ortaya çıkışında etkili olmuştur. Habermas, kamusal alanın çöküşünün nedeni olarak basındaki ticarileşmeyi görür. Bu ticarileşme ile birlikte kamusal alanın feodal dönemdeki gibi parçalı bir yapıya geri döndüğünü iddia eder (Özbek, 2004; Timisi, 2003). Kültür, üretilen değil tüketilen bir alana dönüşmüştür. Aynı zamanda tv, radyo gibi kitle iletişim araçlarının anında cevap vermeye, katılmaya uygun olmayan bir yapıda olmasını da kamusal alan için çok önemli olan tartışmayı ve müzakereyi engelleyen bir unsur olarak görmektedir. Habermasçı kamusal alan modeline farklı yazarların eleştirel olarak yaklaşmışlardır. Habermas'ın kamusal alan modelinin dışlayıcılığına vurgu yapan, onun tekil kamusal alanına karşın çoğul ve parçalanmış kamulardan bahseden yazarlar vardır (Fraser, 1990; Negt ve Kluge, 2004). Nancy Fraser (1990) "Kamusal Alanı Yeniden Düşünmek: Gerçekte Varolan Demokrasinin Eleştirisine Bir Katkı" adlı yazısında Habermas'ın burjuva kamusal alanı modelini feminist bakış açısıyla yeniden yapılandırmaya çalışmaktadır. Oskar Negt ve Alexander Kluge da (1993) "Kamusal Alan ve Tecrübe" adlı eserlerinde Habermas'ın kamusal alan modeline bir alternatif tanım yapmaya girişmişler ve karşıt bir kamusal alan olarak proleter kamusal alandan söz etmişlerdir. Çalışmanın birinci bölümünde bu yaklaşımlar ele alınacaktır. Kamusal alan kavramında mekânsal olarak bir dönüşüm yaşanmış; Antik Yunan'daki agora, Orta Çağ'daki saray, 18. yüzyılda yerini salonlara ve kahvehanelere bırakmıştır. Bu çalışmada ilk bölümde enformasyon toplumu tartışmaları ışığında kamusal alanın dönüşümü ve kamusal alan ile internet arasındaki ilişki incelenecektir. İnternetin yaygınlaşması, herkesin internete erişmesinin önünün açılması, web 2.0'a geçiş ile birlikte kullanıcıların katılımının mümkün olması, zaman ve mekânın sınırlılığının ortadan kalkması gibi gelişmeler internetin demokratik bir kamusal alan yaratma potansiyeli hakkındaki tartışmaları başlatmıştır. Buradan hareketle bu bölümde internetin demokratik bir kamusal alan olma potansiyeli ele alınacak, bu iddiaya olumlu ve olumsuz yaklaşımlar sebepleriyle ortaya koyulacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde sözlü iletişim araçlarının temsilcilerinden radyonun dünyadaki ve Türkiye'deki gelişim süreci, teknolojik, toplumsal ve siyasi gelişmelerle birlikte ele alınacaktır. 1920'lerde dünyada ve Türkiye'de düzenli radyo yayınları yapılmaya başlanmıştır. Radyonun inandırma gücü, hızı, maliyetinin düşük olması gibi nedenlerle devletler bu kitle iletişim aracının daha etkin kullanmak ve kontrol altında tutmak için çabalamışlardır. Fakat sesini duyurmak isteyen kitleler tarafından radyo, her zaman ulaşılmaya çalışılan bir araç olmuştur. Bu bölümde radyonun demokratikleştirilmesine yönelik faaliyetler kapsamında amatör radyoculuk, topluluk radyoları ve internet radyoları ele alınacaktır. 2000'li yıllarda radyo yayıncılığındaki değişimlerle birlikte internet radyoculuğu ortaya çıkmış ve podcast kavramıyla tanışılmıştır. Bu bölümde literatürdeki podcast tanımlarının odaklandıkları ortak noktalardan yola çıkılarak podcast'lerin özellikleri incelenecektir. Podcastler, internet üzerinden erişilebilen, taşınabilen ve indirilebilen ses dosyaları olarak tanımlanabilir (Newman ve Gallo, 2019, s. 8; Ülkü ve Öze, 2019, s. 125; Geoghegan ve Klass, 2007, s. 5; Şener 2020, s. 217). Ortaya çıktığı dönemde radyonun uzantısı olarak görülen podcast, daha sonra radyodan ayrı olarak ele alınmaya başlanmıştır. Bu bölümde literatürdeki podcast tanımlarından yola çıkılarak podcast'lerin özellikleri ele alınacaktır. Radyo ile podcast arasındaki benzerlikler ve farklılıklar tartışılacaktır. Daha sonra bu bölümde dünyada ve Türkiye'deki podcast teknolojisinin ortaya çıkışına ve popülerleşmesine ortam hazırlayan gelişmeler ele alınacaktır. Yapılan araştırmalardan hareketle dünyada ve Türkiye'de podcast evreninin bir çerçevesi çizilmeye çalışılarak bu bölüm tamamlanacaktır. Bu çalışmanın üçüncü ve son bölümünde literatürde podcast ile ilgili çalışmalara yer verilecektir. Literatüre bakıldığında podcast kullanıcılarına yönelik çalışmalar yapıldığı görülmüştür. Podcast kullanıcıların demografik özellikleri, podcast kullanıcılarının motivasyonları hakkındaki çalışmalar incelenmiştir. Literatürde podcast yayınlarının içerik analizi yöntemiyle ele alındığı çalışmalara rastlanmıştır. Aynı zamanda podcastler toplumsal cinsiyet bağlamında incelendiği çalışmalar da mevcuttur. Podcastlerin bu çalışmaya benzer şekilde yapısal olarak analiz edildiği çalışmalar da vardır. Bu bölümde literatürdeki çalışmalar olabildiğince kapsayıcı şekilde incelenmeye çalışılacaktır. Bu bölümde son olarak araştırma bulgularına yer verilecektir. Bu çalışmaya göre Türkiye'de podcast kamusal alanına bakıldığında podcast'lerin çoğunluğun Türkçe dilinde yapıldığı, fakat İngilizce, Almanca dillerinde de yayın yapıldığı görülmektedir. Podcast üreticileri çoğunlukla bireysel üreticilerden oluşmaktadır. Uzun podcastler ağırlıktadır. Üreticiler genellikle 16 dakika ve daha uzun süreli podcastler üretmektedirler. Bölümler genellikle düzensiz olarak yayınlanmaktadırlar. Devamlılık açısından bakıldığında 47 podcast'te son üç ay içinde bölüm yayınlanmadığı görülmüştür. Solo format tercih edilmektedir. Ortak podcast/sohbet formatı, solo'dan sonra tercih edilen ikinci formattır. Podcast yayıncıları, bilgilendirici, destekleyici, hobi/boş zaman olmak üzere 3 türe yoğunlaşmışlardır. Anahtar Kelimeler: Podcast, Kamusal Alan, Türkçe Podcastler, Enformasyon Toplumu, Spotify.
"Kimsenin Müslüman Kadınları" Müslüman kadınların alternatif medya platformları aracılığıyla karşı kamusal alan oluşturmaları: Türkiye ve Almanya örneği
"Kimsenin Müslüman Kadınları" Müslüman Kadınların Alternatif Medya Platformları Aracılığıyla Karşı Kamusal Alan Oluşturmaları: Türkiye ve Almanya Örneği" başlıklı bu tez çalışması, kendilerini Müslüman ve feminist/aktivist olarak tanımlayan kadınların kamusal alanda bu kimlikler ile var olma mücadelesini alternatif medya aracılığıyla nasıl yürüttüklerini konu almaktadır. Bu anlamda bu çalışmanın araştırma sorusu şudur: kendilerini Müslüman ve feminist/aktivist olarak tanımlayan kadınlar, kamusal alanda bu kimlikler ile var olma mücadelesini alternatif medya aracılığıyla nasıl yürütmektedir? Bu soruya cevap vermek amacıyla nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu tez çalışmasında Türkiye ve Almanya örneklemi karşılaştırmalı ele alınmış ve bu ülkelerde bağlama uygun aktivizm yürüten kadınlar ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmeler ışığında, ana akım İslami paradigmanın ataerkil kamusal alanından ve özcü feminist kamusal alandan dışlanan "alternatif Müslüman kadınların" karşı-kamu yaratma potansiyelleri tartışılmıştır. En popüler tanımıyla, bireylerin bir araya gelip müşterek konuları konuştukları uzlaşı ortamları olarak ele alınan ideal kamusal alanın kapsamına dair çok çeşitli yaklaşım geliştirilmiştir. Zira idealize edilen kamusal alandan dışlanan grupların başında kadınlar geldiğinden bu yaklaşım, başta cinsiyet körü olması nedeniyle feminist teorisyenler tarafından eleştirilmiş ve feminist perspektifle kamusal alana yeni tanımlar getirilmiştir. Birinci ve ikinci dalga feminizmde kadınların elde ettiği siyasi ve sosyal haklar, onların kamusal alanda kadın kimliğiyle daha sık var olmalarının önünü açmış; daha önce özel alanda mahsur kalan kadınlar, bir dizi mücadele ile kendilerine feminist kamusal alan yaratmıştır. Feminizmin birinci dalgasında oy kullanma, vekalet, miras, boşanma gibi vatandaşlık hakları kazanılmış; ikinci dalgasında, "özel olan politiktir/kamusaldır" mottosundan hareketle daha önce mahrem alanın konusu kabul edilen ve aile kurumu ile meşrulaştırılmış fakat eşitsizlik yaratan annelik ve eşlik pratikleri, ev içi şiddet, cinsellik ve jinekoloji gibi birçok konu, politik kabul edilerek kamusal alana taşınmıştır. Ancak bu kazanımlar, belirli bir zümrenin kadınlarına odaklanılarak elde edildiğinden; tüm kadınları kamusal alanda temsil etme kabiliyetine sahip olamamıştır. Bundan hareketle, 1980'li yıllara kadar yapılan feminist eleştiriler, beyaz orta sınıf Batılı kadının sorunlarını odağına alması yönüyle; bu grubun dışında kalan kadınlar için kapsayıcı değildir. Bu durum neticesinde, sömürge sonrası ülkelerdeki kadınların uğradıkları ayrımcılığın, beyaz erkek kadar beyaz feministlerin kapsayıcı olmayan yaklaşımlarıyla da yeniden üretildiğini öne süren postkolonyal feminist perspektif oluşturulmuştur. Nitekim bu yaklaşımın temelinde, kadın olarak ayrımcılığa uğramanın farklı kimlikler ile birleştiğinde ayrımcılığı katladığı ve o güne kadarki feminist yaklaşımların bu durumu göz ardı ettiği vardır. Bu bağlamda dini, etnik, toplumsal cinsiyet gibi farklı kimlikleri kapsayan "kesişimsel feminizm" kuramı geliştirilmiş ve kadın kimliğinin kamusal alanda farklı kimliklerin kesişiminde var olması gerektiği öne sürülmüştür. Böylece, bireylerin sosyal statülerinden ve kimliklerinden sıyrılarak kamusalda var olmasını öngören geleneksel yaklaşımlara alternatif karşı-kamular oluşmuştur. Enformasyon teknolojilerinin gelişimiyle kadın hareketinin görünürlük adına kullandığı teknikler de çeşitlenmiş, buna paralel olarak dijital alanlar ile kamusal alan, gelişen ve dönüşen bir hal almıştır. Kitle medyasında ve geleneksel kamusal alanda yer bulamayan gruplar, yeni medya ekolojisinde enformasyonun kolaylıkla üretilip yayılmasıyla kendilerine yeni alanlar yaratabilmiştir. Böylece, kamusal alan kavramına getirilen tartışmalar derinleşmiş; ataerkil kamuların dışladığı gruplar, sıklıkla alternatif medya platformlarıyla karşı-kamusal alan yaratmaya başlamıştır. Sınırlı iletişim araçlarının olduğu dönemde hem idealize edilmiş ataerkil kamusal alanda hem de kadınların farklılıklarını göz ardı eden özcü feminist kamusal alanda yer alamayan "diğer kadınlar" için yeni medya atmosferinde alternatif medya platformlarının genişleyen varlığı, hiç olmadığı kadar önem arz etmektedir. Bu doğrultuda, ana akım kamusal alanda kendisine yer bulamayıp kamusal görünürlük için alternatif medyaya başvuran gruplardan biri de kamusal alanda Müslüman ve kadın kimlikleriyle var olmak isteyen ve ana akım görüşlere alternatif oluşturan aktivist kadınlardır. Bu durum, somut örnekler üzerinden incelendiğinde daha iyi analiz edilebilecektir. Bundan hareketle bu çalışmada, Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ve cumhuriyet tarihi boyunca önce laik ardından İslamcı ve muhafazakâr kamusal alanın ana akım olduğu Türkiye ile; yakın tarihte Müslümanların azınlıkta olduğu ve seküler kamusal alanın ana akım olduğu Almanya örnekleri üzerinden kadınların, alternatif medya kullanımları ve karşı-kamusal alan yaratma potansiyelleri tartışılmaktadır. Türkiye'de Müslüman kadınların kamusalda var olma mücadelelerini örgütlü olarak yürütmelerinde, normatif kamusal alanın sınırlarını bu grubu dışlayarak çizen 28 Şubat döneminin siyasi atmosferi ve beraberinde gelen hukuki düzenlemeler etkili olmuştur. Zira bu süreç, 2000'lerde Müslüman kadınların kesişimsel feminizm çatısı altında İslami feminizmin Türkiye tezahürünü yaratmasında da rol oynamıştır. Bunun yanı sıra, Müslüman kadınların alternatif fikirleri, önceleri kısıtlı kitle medya organları (TV, radyo, dergiler, edebi eserler…vb.) ile kamusalda yer bulmaya çalışırken; internet ve bilhassa sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla, bilgiye erişim kolaylaşmış ve erişilen kitle çeşitlenmiştir. Almanya'da ise "Türk-Alman" Müslüman kadınların nicel çoğunluğu ve sivil toplum örgütlenmeleri ve akademik çalışmalardaki nitel aktifliği, yürütülen kamusal alan mücadelesinde bu grubun etkinliğini öne çıkarmıştır. Ayrıca, 2000'ler itibariyle dijital alanın örgütlü mücadelelere katkısının giderek artması, ana akım kamusal alanda etnik ve dini kimlikleriyle yer bulamayan ancak fikirlerini görünür kılmak isteyen "alternatif Müslüman kadınlar" için alternatif medyayı yeni mücadele alanları haline getirmiştir. Dolayısıyla, iki ülkede cereyan eden bu gelişmeler üzerinden karşı-kamusal alan tartışması yapmak mümkündür. Bu bağlamda bu tez çalışmasının temel araştırma sorusu, Türkiye'de ve Almanya'da sahip oldukları bakış açılarıyla hem ana akım ataerkil hem de ana akım feminist kamusal alanda yer bulamayan "alternatif Müslüman kadınların" kamusal alan yaratmasında alternatif medyanın nasıl rol oynadığıdır. Bundan hareketle ileri araştırma soruları şunlardır: Türkiye'de ve Almanya'da Müslüman kadınlar, tarih boyunca kamusal alanda nasıl konumlanmıştır? Kadınların kamusal alanda yer almalarındaki engeller nelerdir? İki ülkedeki Müslüman kadınların kamusallığı ile medya ilişkisi nasıl gelişmiştir? İslami feminizm ile Müslüman kadın aktivizmi, bu ülkelerde nasıl gelişmiştir ve gelişiminde alternatif medya kanalları nasıl rol oynamıştır? Araştırma sorularına yanıt vermek amacıyla birinci bölümde bu çalışmanın çerçevesini oluşturan kavramsal ve kuramsal tartışmalar: feminist yaklaşımlar, kamusal alan ve kamusal alan yaratma aracı olarak alternatif medya sac ayağında sunulmuştur. İlk olarak feminist yaklaşımların tarih boyunca nasıl gelişim gösterdiği, feminizmin dalgaları üzerinden aktarılmıştır. Bu bölümde yoğunlukla ana akım özcü feminist yaklaşımların kamusal alana bakışı ile buna postmodern dönemde getirilen anti-özcü eleştiriler ele alınmıştır. Bu doğrultuda, kesişimsel feminizm ve bu kapsamda yer alan İslami feminizm tartışmalarına yer verilmiştir. Ardından, kuramsal çerçevenin ikinci ayağını oluşturan kamusal alan kavramı, bilhassa Jürgen Habermas'ın idealize ettiği burjuva kamusal alanı üzerinden incelenmiş ve farklı teorisyenlerin de katkısıyla geliştirilen kamusal alan yaklaşımlarının feminist perspektife göre eksiklikleri sunulmuştur. Bunun yanı sıra, kamusal alanı tanımlarken dışarıda tutulan grupların bu müşterek alanda var olma arzusu ile temellenen "karşıkamu" kavramı ele alınmış, bu yaklaşım feminist kamusal alan tartışmaları ile bağlanmıştır. Nancy Fraser'ın "madun-kamusal alan" olarak adlandırdığı bu alanlar, ana akım İslami kamusal alanda ve feminist kamusal alanda sesi duyulmayan Müslüman kadınlar üzerinden ele alınarak "bu odak grup için karşı-kamu nasıl yaratılır?" sorusuna, alternatif kamular yaratmaya oldukça elverişli bir alan olan alternatif medya bağlamında yaklaşılmıştır. Son olarak kuramsal çerçevenin üçüncü ayağını oluşturan alternatif medyanın karşı kamu yaratma potansiyeli tartışılmış ve Müslüman kadın aktivizmi, alternatif medya üzerinden incelenmiştir. İkinci bölümde, ilk olarak çalışmanın örneklemini oluşturan Türkiye'de ve Almanya'da feminizmin dalgaları özetlenmiştir. Ardından feminist hareketin kamusal alan mücadelesi, iki ülkedeki ataerkil ana akım kamusal alana karşı feminist kamusal alanların oluşumu üzerinden aktarılmıştır. Bundan hareketle, enformasyon teknolojilerindeki gelişimin iki ülkenin feminist kamusal alanını nasıl şekillendirdiği ele alınmıştır. Dijitalleşme ile dönüşen kamusal alan, iki ülkede de marjinalize edilen "aktivist/feminist Müslüman kadınlar" üzerinden incelenmiştir. Hem tarihsel bağlamı hem de güncel durumu etkin aktarmak amacıyla, iki ülkedeki ana akım kamusal alana ve medya sunumlarına alternatif aktivizm yürüten "alternatif Müslüman kadınlar" grubunun kamusal alan mücadelesinde rol alan alternatif medya platformları ve sivil toplum kuruluşları başlıca: kuruluş amacı, ülkelerindeki kadınlar için önemi ve etkinlikleri doğrultusunda tanıtılmıştır. Bu bağlamda, Türkiye'deki İslami feminist kamusal alanın oluşumunda rol alan örgüt ve dijital platformlardan: Başkent Kadın Platformu Derneği, Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar İnisiyatifi, Reçel Blog, Kadınlar Camilerde Kampanyası ve Havle Kadın Derneği tanıtılmıştır. Almanya'daki İslami kamusal alanın oluşumu ise bunda rol alan kuruluşlardan; Müslüman Kadınlar Aksiyon İttifakı (AmF e.V.), Müslüman Kadınlar Eğitim ve Danışma Merkezi (BFmF e.V.), Müslüman Kadınlar Sosyal Hizmet Derneği (SmF e.V.), RAHMA e.V. ile birlikte Muslima Pride kampanyası, Bir Yabancı Kelimeler Sözlüğü blog sitesi (Ein Fremdwörterbuch) ve www.seyranates.de kişisel web sitesi üzerinden incelenmiştir. Üçüncü bölüm; yapılan saha araştırmasının konusu, yöntemi, literatür incelemesi ve hipotezlerinden oluşmaktadır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada, ikincil kaynak taramasının yanı sıra, yarı yapılandırılmış sorulardan oluşan derinlemesine mülakat tekniğine başvurulmuştur. Araştırmanın örneklemini, Türkiye'de ve Almanya'da yaşayan, kendini Müslüman olarak tanımlayan aktivist ve/veya feminist akademisyen, sivil toplum gönüllüsü/üyesi ve aktif sosyal medya içerik üretüketicisi (prosumer) kadınlar oluşturmaktadır. Bu standartlarda 8'i Türkiye'de, 7'si Almanya'da toplam 15 aktivist kadın ile görüşülmüştür. Bu örneklemde yer alan katılımcılara hem doğrudan kişinin e-posta veya sosyal medya hesabı, hem de kar topu tekniği ile ulaşılmış, çevrimiçi ve yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların onayının alınmasıyla görüşmelerin ses kaydı alınarak kayıtların deşifresi yapılmıştır. Elde edilen bulgular, alt başlıklar oluşturularak betimsel analiz tekniğiyle ele alınmış, kuramsal çerçeve ve literatür ile bağlantı kurularak değerlendirilmiştir. Katılımcıların aktarımları; siyasal kültürün konuya etkisi, habitusun konuya etkisi, alternatif medya kullanma motivasyonları, alternatif medya kullanım biçimleri ve karşı değerlendirmeler olmak üzere beş alt başlıkta incelenmiştir. Bu tez çalışmasında, Türkiye'deki ve Almanya'daki siyasi kültür farkının ve katılımcıların sahip oldukları habitusun feminist harekete ve medya kullanım biçimlerine yansıdığı tespit edilmiştir. Bu anlamda, erkek egemen İslami paradigmanın, iki ülkedeki Müslüman kadınları etkin aktivizmden alıkoyduğu görülmüştür. Ancak Türkiye'de, tarih boyunca farklı hükümetlerin kamusal alanı siyasi ideolojileri ekseninde şekillendirmesiyle siyasi araçsallaştırılan; Almanya'da ise yakın tarihte halen kamusal tartışmalara konu olan İslamofobi ve ırkçılık kesişiminde ikincilleştirilen Müslüman kadınlar, iki ülkede de dijitalleşmenin sağladığı alternatif medya platformları aracılığıyla bu tahakküm alanlarına karşı duruş sergileyebilmiştir. Ayrıca, iki ülkede de özcü feminist bakış, Müslüman kadınları feminist hareketten dışlayarak özne olarak hak mücadelesinde yer almalarının önüne geçmiş ve bu grubun feminist kamusal alandaki etkin varlığını geciktirmiştir. Bunun yanı sıra, alternatif medya platformlarının; tür çeşitliliğinin, katılım ve erişim kolaylığının, kapsayıcı ve heterojen yapısının ve yatay örgütlenmeye sahip oluşunun iki ülke için de ortak olarak karşı kamu yaratmada etken olduğu görülmüştür. Zira konvansiyonel medyanın sistematik olarak mahrem alana hapsettiği veya ana akım "makbul görüşün" filtresinde sunduğu birçok tema, alternatif medya platformlarının konusu olmaktadır. Bu platformlar ile Müslüman kadınlar için tabu olan başlıca: cinsellik, boşanma, annelik gibi konulara dair alternatif yaklaşımlar, açıklıkla kamusala taşınmıştır. Dahası, başörtülü kadınların kamusal alanda var olma mücadelesi iki ülke için de kamusal alan tartışmalarında öne çıkan konulardandır. Ancak bu tartışmalar, Türkiye'de sırasıyla Kemalist, İslamcı ve muhafazakâr-neoliberal perspektifin gölgesinde yürütüldüğünden "alternatif başörtülü Müslüman kadınların" temsilinde alternatif medyanın kritik öneme sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Almanya'da ise başörtüsünü seküler kamusal alanda yasaklayan hukuki düzenlemelere karşı geliştirilen mücadele, alternatif medyanın yanı sıra kamu yayıncılığı yapan radyo kanallarında ve bilhassa sivil toplum örgütlenmeleri ile yürütülmektedir. Ancak vurgulanmalıdır ki mücadelenin alternatif dijital platformlara taşınması, Almanya'da da Müslüman kadın aktivizmine ivme kazandırmıştır. Ayrıca, iki ülkedekisiyasi kültür farkı, karşı-kamu yaratmak için farklı alternatif medya mecralarına başvurulmasına veya yeni medyayı farklı biçimlerde üretip tüketmeye neden olmaktadır. Türkiye'de daha yaygın olarak sosyal medya platformlarında içerik üretimi yoluyla görünürlük sağlanırken; Almanya'da sıklıkla sivil toplum kuruluşları ile alternatif fikirlere görünürlük kazandırılmaktadır. Hülasa alternatif medya platformları, iki ülke için de hem erkek egemen İslami paradigmaya hem de konunun öznesi olmayan ve Müslüman kadını "mağdur, boyunduruk altında, kurtarılması gereken, modernite dışı" gibi etiketler çerçevesinde yorumlayan özcü feministlere karşı perspektif geliştirilmesine olanak vermiştir. Anahtar Kelimeler: Feminist Karşı Kamusal Alan, Alternatif Medya, Feminist Aktivizm, Müslüman Kadınlar, Türkiye, Almanya
280 karakterde siyasal iletişim: 31 Mart 2019 İstanbul Yerel Seçiminde Twitter kampanyaları
Seçim kampanyaları, siyasal iletişimin en görünür olduğu, en yoğun hissedildiği dönemlerdir. Siyasal iletişim, insanın yerleşik yaşama geçtiği andan itibaren, toplumsallıkla beraber, zorunlu olarak var olsa da modernite ile birlikte kavramsallaşmış ve profesyonelleşmiştir. Siyasal iletişimin alt alanlarından biri olan siyasal kampanya ise siyasal iletişimin sürekliliğine karşın sınırlı süreli olarak icra edilen özel dönemlerdir. Seçim kampanyaları, siyasal kampanyanın en yaygın çeşitlerinden biridir. Seçim dönemlerinde, siyasi aktörün rakiplerine karşı avantaj sağlamak ve seçmeni ikna etmek için yürüttüğü iletişim faaliyetlerinin tamamı, seçim kampanyasının unsurlarıdır. Bu anlamda, seçim kampanyası için, kamusal alanda, seçmenler ile adaylar arasında ve medya dolayımı ile gerçekleşen süreli bir iletişim faaliyetidir demek mümkündür. Aynı tarif, süreli niteliği çıkarılarak siyasal iletişime genelleştirilebilir. Seçim kampanyaları, süreli ve seçimle son bulan kampanyalar olması ve çoğu zaman kazanan kaybeden ikiliğinde yürütülmesi açısından adayların ve adaylar adına ekiplerinin, tüm olanaklarını ve çabalarını sahaya yansıttıkları dönemlerdir. Siyasetçiler bu dönemlerde potansiyel gördükleri her bir unsuru kapsamayı tercih etmektedirler. Son yıllarda, sosyal medyanın gelişmesiyle birlikte, sosyal medya platformları seçim kampanyalarında kapsanmaya başlamıştır. Özellikle Twitter, bu anlamda, siyasal iletişimin mecrası olarak değerlendirilmektedir. Özellikle, 2008 yılında ABD Başkanlık Seçimlerinde adaylardan biri olan ve seçilerek ABD'nin 44. Başkanı olan Obama'nın Twitter'ı kampanyasında kullanması, Twitter'ın siyasal iletişim alanına eklemlenmesinin başlangıcı kabul edilmektedir. Twitter günümüze uzanan süreçte, kamusal alan ve siyasal iletişim tartışmalarının merkezinde yer almayı sürdürmüştür. 2008 yılını takip eden süreçte, genelde sosyal medyanın özelde ise Twitter'ın seçim sonuçları ile ilişkisi aktüel ve akademik tartışmalarda yoğunlukla ele alınmaya başlamıştır. Bu kapsamda, Twitter'da kazanıldığı ileri sürülen seçimler olduğu teknolojik determinizm bağlamında ileri sürülmüştür. Bu çalışma kapsamında, Teknolojinin Sosyal İnşası Kuramı bakış açısı gibi tekno-determinizden çok teknolojinin sosyal yönüne vurgu yapan türden bir anlayışla Twitter'ın seçim kampanyasında nasıl kullanıldığı, işlevi ve seçim sonuçlarıyla ilişkisi ele alınmıştır. Çalışma kapsamında, 31 Mart 2019 tarihinde Türkiye'de yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimi kapsamındaki İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Belediye Başkanlığı Seçimi ele alınmıştır. 31 Mart İstanbul Seçimi olarak bilinen bu seçimde, 32 aday yarışmışsa da bunlardan iki tanesi, -CHP Adayı Ekrem İmamoğlu ve AK Parti Adayı Binali Yıldırım- geçerli oyların, yaklaşık yüzde 98'ini aldıkları için diğer adaylar dışarıda bırakılarak bu iki aday ele alınmıştır. Türkiye siyasal yaşamı açısından oldukça önemli bir seçim olarak siyasi tarihe geçen bu seçim bir çok konuda ulusal ve küresel ölçekte yankıya sebep olmuş ve YSK sonuçlarına göre Ekrem İmamoğlu'nun çok az farkla Binali Yıldırım'ın önünde tamamlamasıyla son bulmuştur. Ancak olağanüstü itiraz yoluyla yenilenmesine karar verilen seçim, 23 Haziran günü yenilenmiş ve İmamoğlu'nun seçilmesiyle süreç tamamlanmıştır. Bu seçimde, İmamoğlu'nun, Yıldırım'a göre daha az tanınırlığa ve daha zayıf siyasi kariyere sahip olması; kampanya dönemi boyunca geleneksel medyada yer bulamaması gibi etkenlere rağmen seçimi kazanması, İmamoğlu'nun seçimi sosyal medyada kazandığı yönünde yorumların yoğun bir şekilde yapılmasına neden olmuştur. Küresel ölçekte süregelen sosyal medya seçim sonucu arasındaki tartışmalar ile de uyumlu olması sebebiyle bu sav güç kazanmıştır. Çalışma kapsamında İmamoğlu ve Yıldırım'ın 31 Mart seçimi için yaptıkları Twitter kampanyaları incelenmiştir. Bu kapsamda, her iki adayın Twitter'ı kullanım pratikleri betimlenmiş ve karşılıklı olarak değerlendirilerek seçim sonucu ile Twitter kampanyaları arasındaki ilişki değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında, her iki adayın seçim kampanyasını başlattığı tarihten YSK'nin seçim propagandası sonu olarak belirlediği tarih olan 30 Mart 2019 günü, saat 18.00'e kadar sürede ürettikleri tweetler toplanmıştır. Bu kapsamda İmamoğlu'nun 821 adet, Yıldırım'ın ise bin 184 adet tweet toplanarak toplam (N=2005) adet tweet incelenmiştir. Bu kapsamda, çalışmanın amacı, siyasilerin Twitter kullanım pratiğini ortaya koymak ve karşılaştırmalı bir değerlendirmeye tabi tutarak seçim sonuçları ile ilişkisini değerlendirmektir. Bu sayede, İmamoğlu'nun seçimi Twitter'da kazandığı söylemi bilimsel olarak sınanmış olacaktır. Çalışmanın yöntemi Jungherr'in (2016) sınıflandırmasında ilk sırayı alan dijital veri takibi yöntemiyle yapılmış olup; nitel içerik analizi yöntemi ile de desteklenmiştir. Adayların dijital olarak ürettikleri veriler olan tweet içerikleri, Twitter API kullanılarak, Python programlama dili ile geliştirilmiş bir yazılım aracılığıyla toplanmıştır. Veriler toplanırken, Twitter'dan veri toplama amacıyla, Python için geliştirilmiş olan, Tweepy kütüphanesi kullanılmıştır. Sosyal bilim çalışmalarında dijital kuramlar ve metotlar gelişmeye başlamış olmakla birlikte, siyasal iletişim çalışmalarında da dijital metotların ve araçların kullanılması ve saha olarak ele alınması kaçınılmaz olmaya başlamıştır. Bu da sosyal bilim çalışanlara yeni; API kullanımı, programlama yeteneği gibi yeni yetenekler kazanma gereği ortaya çıkarmaktadır. Çalışma bu alanda da bilgi üretmeyi hedefleyerek süreçlerini ayrıntılı açıklamıştır. Çalışma kapsamında ulaşılan bulgusal sonuçlara göre, Twitter siyasal iletişimin sosyal medyası olma yönündeki konumunu güçlendirmiştir; Twitter kamusal tartışmaya yeterli kapsayıcılıkta ev sahipliği yapmaktadır; Adaylardan Yıldırım, Twitter'ı nicelik açısından daha başarılı kullanmıştır; adaylardan İmamoğlu Twitter'ı nitelik açısından daha başarılı kullanmıştır; her iki aday da hashtag, etkileşim gibi temel Twitter özelliklerini benzer ve zayıf kullanmıştır; adayların Twitter kullanımları büyük oranda benzer desenler göstermektedir; İmamoğlu, içeriklerini görsel unsurlarla destekleme ve bu sayede beğeni kazanma yönünden Yıldırım'a göre daha başarılıdır; Yıldırım hashtag içerik dağılım dengesi ve ilçe hashtagleri yönünden daha fonksiyonel bir kullanım göstermiştir; Adaylar Twitter'ı geleneksel medya alışkanlıkları ile kullanmaktadır; Adaylar Twitter'ı kampanyalarına tam olarak eklemleyememişlerdir. Bu sonuçlara ve kuramsal olarak dayanılan teknolojik determinizm eleştirisine göre, bu saha çalışması özelinde, Twitter'ın seçim sonuçları üzerinde oyun değiştirici bir etkiye sahip olmadığı ancak seçim kampanyasının zorunlu bir unsuru haline geldiği değerlendirilmiştir. Bu kapsamda Twitter kampanyasını dışlamanın seçim kaybettirme gibi bir sonucu olabileceği; kampanyalarda mutlaka bulunması gerektiği; doğru ve etkili kullanımının fark yarattığı; tek başına seçim sonucunu değiştirici etkiye sahip olduğu yorumlarının teknolojik determinizme kaçtığı ileri sürülmektedir. Seçim sonucu gibi önemli bir olgunun, Twitter kampanyasının da dahil olduğu daha geniş ekonomi – politik, siyasal ve sosyal bir bağlamda ele alınması gerektiğini savunan çalışma, Twitter ile seçim kampanyası arasındaki ilişkiyi, 31 Mart İstanbul Seçimi özelinde ortaya koymuştur. Tüm bunların yanında çalışma kapsamında, sosyal medyanın siyasetçiyi sürekli olarak iletişime açık hale getirmesi, "Always On-air Because On-line - (AOBO)" şeklinde kavramsallaştırılmıştır. Çalışma, seçim kampanyasının da 280 karakterden daha fazlası olduğunu söylemektedir. Anahtar Sözcükler: Siyasal İletişim, Siyasal Kampanya, Seçim Kampanyası, Twitter, Ekrem İmamoğlu, Binali Yıldırım.
Yeni bir siyasal iletişim alanı: Genç seçmenlerin siyasallaşma aracı olarak Twitch.tv kullanımı
Twitch.tv, yayıncıların oynadıkları video oyunları veya ürettikleri içerikleri izleyicilerle gerçek zamanlı olarak paylaşmalarına olanak tanıyan, yayıncının kendisinin bir kamera görüntüsü aracılığıyla diğer izleyicilerle paylaştığı 2011 yılında kullanıma sunulan canlı akış web sitesidir. (Harpstead vd., 2019; Twitch, 2022; Hamilton vd, 2014; Scully-Blaker vd., 2017). Bu platformda kullanıcılar, video oyunları oynama, sadece sohbet etme, konuşma ve oyun programları yapma, hatta çeşitli günlük aktiviteleri yaparken kendilerini yayınlama imkânı bulmaktadırlar. Twitch.tv, internet kullanıcılarını siteye çekmek için yayıncılar tarafından oluşturulan birbirinden farklı içeriklere güvenmektedir. Twitch.tv, kullanıcılarına istedikleri her türlü içeriği canlı olarak yayınlayabilecekleri bir platform sağlamakta ve bu sayede milyonlarca kişinin bir araya gelip etkileşim kurmasına yardımcı olan öncü bir platform olarak karşımıza çıkmaktadır. Twitch.tv'nin bir canlı akış platformu olarak nasıl algılandığı incelendiğinde, insanların çoğu, platformu bir oyun portalı olarak gördüğü veya onu oyun kültürü ile ilişkilendirdiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, geçmişte platform büyük ölçüde video oyunu oyuncuları ve izleyicilerine yönelik olarak pazarlanmakta ve bu platform bu konuya ilgi duyanlar tarafından kullanılmaktadır. Öte yandan Twitch.tv üzerine yapılan araştırmaların çoğu özellikle yayıncı ve izleyicinin rolüne, aralarındaki iletişim kalıplarına ve boyutlarına, platformun ekosistemine ve platformun hızlı bir şekilde yükselmesine işaret etmektedir. Mevcut araştırmalar da siyasal iletişim, bireylerin siyasallaşması ve siyasi katılımı konusunda yeterli çalışmaların olmadığını göstermektedir. Bunlara ek olarak, platformda artık siyasi figürlerin de yer alması Twitch.tv ve siyaset ilişkisine yönelik yapılan çalışmaları daha da önemli hale getirmiştir. İlk ortaya çıktığında video oyunu tutkunları için tasarlanan bu eş zamanlı video web sitesi, bu tez için yeni bir siyasal iletişim alanı olarak ele alınmıştır. "Yeni Bir Siyasal İletişim Alanı: Genç Seçmelerin Siyasallaşma Aracı Olarak Twitch.tv Kullanımı" başlıklı bu tezde Twitch.tv'nin ilk defa oy verecek genç seçmenlerin siyasallaşma sürecindeki etkisi ve yeni bir siyasal alan olup olmadığı araştırılmıştır. Bu bağlamda, yapılan masa başı araştırmalar ve keşif çalışmaları aslında Twitch.tv'nin özellikle gençlerin zaman geçirdiği bir platform olduğunu, siyasetçilerin çok yavaş da olsa bu platforma çeşitli yatırımlar yaptığını göstermektedir. Bu araştırmalara ek olarak, Twitch.tv içeriklerinin zaman içerisinde değişiklik gösterdiğini ve siyaset-gündem konularının bu platformda tartışıldığını ortaya koymuştur. Bu göstergeler göz önünde bulundurularak bu çalışmanın temel çıkış sorusu "Özellikle ilk defa oy kullanacak genç seçmenler Twitch.tv'yi siyasal bilgilenme ve siyasallaşma aracı olarak nasıl kullanmaktadır?" şeklinde belirlenmiştir. Tezin "Siyasal İletişim" başlıklı ilk bölümünde siyasal iletişim kavramı ile ilgili yapılmış temel çalışmalar ve sosyal medya çağında siyasal iletişimin nasıl kullanıldığı ele alınmıştır. Yine bu bölümde, siyasal iletişim kavramının ilk olarak kimler tarafından akademik çalışmalarda kullanıldığına, siyasal iletişime yönelik çeşitli tanımlamalara, kimlerin siyasal iletişim sürecinde rol aldığına, çağlar boyunca siyasal iletişimin nasıl değiştiğine yer verilmiştir. İlk bölüm detaylı bir şekilde analiz edildiğinde ve siyasal iletişime yönelik tanımlamalara bakıldığında, siyasal iletişimin karmaşık bir yapısının olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Farklı kuramcılar ve araştırmacılar tarafından yapılan tanımlamalara bakıldığında, siyasal iletişimin karmaşık bir kavramsal içeriğinin olduğu anlaşılmakla beraber geçmişten günümüze çeşitli formlarda kullanıldığı ve iletişimin bir türü olarak siyasal aktörler tarafından hem siyasetçilerle hem de seçmenlerle etkileşime girmek için bu alandan faydalanıldığı görülmektedir. Detaylı olarak ele alınan ve kavramsal çerçevesi belirlenen siyasal iletişim tanımlamaları kısmından sonra siyasal iletişim sürecine dahil olan aktörler detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Siyasal iletişim sürecine dahil olan aktörlere bakıldığında, seçilmiş siyasi aktörlerin yanı sıra, örgütlü aktörlerin, medyanın ve seçmenlerin siyasal iletişimde aktif bir şekilde yer aldıkları detaylandırılmıştır. Tezin yine bu bölümünde, öncelikle Blumler ve Kavanah'ın (1999) yazdıkları makale ve sonrasında da 2016 yılında Blumler tarafından siyasal iletişimin dördüncü çağı makalesi temel kaynaklar olarak ele alınarak, siyasal iletişimin ilk üç çağı, sonrasında dördüncü çağı açıklanmış ve geçmişten günümüze kadar siyasal iletişimin gelişimi çağlar ekseninde analiz edilmiştir. Ek olarak, bu bölümünün sonunda popüler sosyal medya platformlarından YouTube ve Twitter gibi platformların, adayların seçmenlere doğrudan ulaşmasına ve destekçilerini harekete geçirmesine olanak sağladığı belirtilerek, sosyal medya çağında siyasal iletişim bağlamında Amerika Birleşik Devletleri'nde ve Türkiye'de Youtube ve Twitter kullanımı detaylandırılmıştır. Tezin ikinci bölümünde, genel anlamda Twitch.tv'nin ne olduğu 2021-2022 yılları arasındaki veriler baz alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. İlk olarak, Twitch.tv'nin ortaya çıkışı ve tarihsel gelişimine vurgu yapılarak, ardından Justin.tv'den Twitch.tv'ye geçiş sürecinden bahsedilmiştir. Bu bölümde ayrıca, Twitch.tv'ye yönelik yapılan farklı tanımlamaların neler olduğuna da dikkat çekilmiştir. Twitch.tv'ye yönelik yapılan tanımlamalara incelendiğinde, toplulukların birbirileriyle eş zamanlı olarak etkileşime girdiği, stratejik iletişim için önemli bir canlı akışın olduğu ve sanal topluluklar için üçüncü alanlar oluşturması gibi özellikler açısından bu platform tanımlanmıştır. Daha sonrasında güncel veriler baz alınarak Twitch.tv'nin ve Twitch.tv kullanıcılarının temel özellikleri, Twitch platformunun ülkelere göre izleyici sayısı, kaç kişi tarafından izlendiği, aktif olarak yayıncı sayısı, Twitch.tv'de hangi kategorilerin popüler olduğu, Twitch.tv kullanıcılarının yaş gruplarına ve cinsiyete göre dağılımı detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Bu bölümün sonunda ise bu tez konusunun temelini oluşturan siyasal iletişim ve siyasallaşma sürecinde Twitch.tv kullanımı dünyadan ve Türkiye'den örneklerle ele alınmıştır. Türkiye'de 14 ve 28 Mayıs 2023'te gerçekleşen seçimlerde platform kullanıcıları ve yayıncıları tarafından Twitch.tv'nin bir siyasal iletişim ve siyasallaşma alanı olarak nasıl kullanıldığı, Twitch.tv ve siyaset alanına bu kullanım biçimlerinin ne gibi katkı sundukları değerlendirilmiştir. Bu tezin "Yeni Bir Siyasal İletişim Alanı Olarak Genç Seçmenler Tarafından Twitch.tv Kullanımı" başlıklı üçüncü bölümünde ise, araştırmanın yöntemi, araştırmanın amacı, önemi, araştırmanın çıkış sorusu, hipotezleri, örneklemi ve kapsamı detaylandırılmıştır. Twitch.tv'nin sunduğu canlı akış özelliğinin siyaset alanında yeni yeni etkilerini göstermesi, bu alanın bize önemli bir araştırma alanı olduğunu da göstermektedir. Bu bağlamda bu tezin temel amacı, siyasetçilerin Twitch.tv platformunu yeni bir siyasal iletişim aracı olarak kullanmalarını, bu platformda yer almaya çalışmalarını, siyasetin bu platformda konuşulmasını ve bu yeni siyasal iletişim sürecine yönelik yaklaşımlarını Twitch.tv kullanıcılarının perspektifinden incelemektir. Niteliksel araştırma yönteminin kullanıldığı bu tezde, Twitch.tv ve siyasal iletişim ilişkisine yönelik oluşturulan araştırma sorularını cevaplamak için ilk önce kaynak taramasına, ardından gençlerin bu platformu neden, nasıl ve ne şekillerde kullandıklarını anlayabilmek için yarı yapılandırılmış çevrimiçi derinlemesine görüşme tekniğine başvurulmuştur. Bu bağlamda, GoogleDocs aracılığıyla teze katılım sağlamak isteyen 210 kişiden "Daha önce oy kullanmadım" ifadesini işaretleyen 99 kişiyle GoogleDocs üzerinden paylaşmış oldukları e-posta adresi üzerinden iletişime geçilmiştir. E-posta yoluyle dönüş sağlayan ilk 18 kişi ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Ardından, görüşmeye katılan 18 katılımcıya, daha önce oy kullanmamış Twitch.tv izleyicisi olan kişileri tanıyıp tanımadıkları sorularak bu sayede 13 kişiye daha ulaşılmıştır. Bu bağlamda, farklı sosyal medya platformlarındadan yapılan paylaşımlar aracılığıyla katılım sağlayan 18 kişiyle görüşmeler gerçekleşmiştir. Akabinde niteliksel araştırma yönteminde örneklem oluşturmak için kullanılan yöntemlerinden biri olan kartopu tekniğinin dijital versiyonu olan çevrimiçi kartopu yöntemi ile 13 kişiyle daha görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, örneklemde yer alan 31 Twitch.tv kullanıcısı (22 Erkek – 9 Kadın) ile 05.04.2023- 11.04.2023 tarihleri arasında yarı yapılandırılmış çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirilmiş olup, bu görüşmeler ortalama 35 dakika sürmüştür. Bu çalışmada, derinlemesine görüşmeler sonucunda elde edilen bulgular alt başlıklar halinde analiz edileceği için bir niteliksel araştırma tekniği olan betimsel analiz yaklaşımı kullanılmıştır. Twitch.tv'nin bir siyasal iletişimin ve siyasetin yer aldığı bir alan olup olmadığı, Twitch.tv'nin sağladığı olanaklar, Twitch.tv'deki kategorilerin dönüşümü, siyasetçilerin Twitch.tv kullanımı, kullanıcıların siyasallaşma ve siyasi tutum gelişimi gibi tartışmalar elde edilen bulgularda detaylandırılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde ek olarak, uzun bir literatür taraması hakimdir. Literatür kısmının bu kadar kapsamlı olmasının temel nedenleri Türkiye'de Twitch.tv hakkında yapılan çalışmalara pek önem verilmemesi, platformun siyasal iletişimle olan yakın temasının göz ardı edilmesi ve bu alandaki akademik çalışmaların az olmasıdır. Bu sebeple, Twitch.tv'ye dair farkındalığı arttırmak ve alanda yapılan çalışmaları okuyucuya gösterebilmek için literatür kısmına detaylı bir şekilde yer verilmiştir. Bulguların analizi sonucunda Twitch.tv'nin, önemli potansiyeli olan yeni bir siyasal iletişim alanı olarak karşımıza çıktığı sonucuna ulaşılmıştır. Kullanıcılarıyla beraber değişip gelişen ve farklı içerik temalarının da zamanla öne çıktığı görülen bu platformun etkin bir şekilde kullanıldığında, siyasetçiler için kendilerini daha geniş bir kitleye samimiyetle ifade etmelerine olanak sağlayacağı anlaşılmıştır. Her ne kadar Türkiye'deki siyasetçilerin Twitch.tv kullanımlarında yetersiz olduğu sonucuna ulaşılsa da canlı akış platformu olarak Twitch.tv, gelecekteki siyasi aktivizmi, seçim dönemlerindeki siyasi kampanyaları ve seçmen-siyasetçi arasındaki siyasi iletişimi anlamak için kritik bir alan olacağı sinyalini vermektedir. Çünkü, bu platformda oyun yayınları dahil her kanalda bir şekilde siyasetin konuşulduğu ve her şeyin siyaseti olabileceği gibi Twitch.tv'de de bunun olmasının doğal olabileceği sonucu ortaya çıkmıştır. Bu bulgulara ek olarak, Twitch.tv'nin genel anlamda 18-30 yaş grubundaki bireyler tarafından kullanıldığı, kadın popülasyonunun erkek popülasyonuna göre daha az olduğu, Twitch.tv'nin özellikle pandemi dönemi sonrası kullanıcı sayısı ve izlenme sayılarında artış meydana geldiği, geleneksel medyaya karşı alternatif bir platform olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İlk defa oy veren genç seçmenlerin görüşlerine bakıldığında ise, bu platformun artık ağırlıklı olarak oyun yayınlarının yapıldığı bir platform olmadığı, Twitch.tv'nin içeriklerinin yemek tarifinden sohbet yayınlarına, eğitici kanallardan gündemi tartışan kanallara kadar gittikçe çeşitlendiği sonucuna ulaşılmıştır. Hatta, Twitch.tv'nin git gide siyaset ve siyasal iletişim süreci için önemli bir alan olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, katılımcılar genel anlamda Twitch.tv'yi ekonomik, siyasi ve toplumsal gelişmeleri takip etme ve bilgi edinme için kullanırken diğer yandan ise platformu diğer insanlarla etkileşim içine girmek ve sosyalleşmek için kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Bulgulardan çıkarılan diğer bir sonuç ise, siyasetin Twitch.tv'de var olmasının ve tartışılmasının destekleyen katılımcılar, Türkiye'deki siyasetçilerin bu platformu sıklıkla kullanmamaları ve Twitch.tv'nin siyasal iletişim sürecindeki potansiyelini keşfedememeleri sebebiyle siyasetçileri "misafir" ya da "samimiyetsiz" olarak tanımlayarak, Twitch.tv'ye siyasetçiler tarafından yeterli yatırımların yapılmadığını ifade etmektedirler. Bu tez, konu edildiği mecralara göre tanımlamasının da değiştiği siyasal iletişim kavramının etki alanını, bir canlı akış platformu olan Twitch.tv üzerinden incelemektedir. Dünyada Twich.tv üzerinde az çalışma yapılmış olması ve Türkiye'de Twitch.tv ve siyasal iletişim üzerine kapsamlı bir çalışma yapılmamış olması nedeniyle bu çalışma Twitch.tv çalışmalarına özgün katkı sağlayacaktır. İleride yapılacak Twitch.tv ve siyaset ilişkisini odağına alan araştırmalar için öncü nitelikteki bu tezin, literatüre katkı sunması ve bu alana olan ilgiyi arttırarak yeni çalışmalara ışık tutması umut edilmektedir.
Gündem belirleme ve günlük yazılı basının siyasal söylemi: Türkiye?de 2007 genel seçimleri
This thesis examines the role of agenda-setting on the political discourse of the Turkish daily newspaper. It focuses influence of the ideological powers on the discourse and also the agenda of the press. The aim of this paper is to show the characteristics of the agenda of the press and discuss those powers that influence media discourse. It analyzes the content and agenda of the press in Turkey during the early parliamentary elections in 2007 which have been held in a fragile and controversial political atmosphere. It seeks to answer this main question: "How does the press construct their agenda during the process of the election campaign? Is the information framing is built depending on a dominant power or ideology? ".