Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Halil Ali Dural
10 theses · Galatasaray University
Anonim şirket pay sahibinin bilgi alma hakkının sınırları
Pay sahibi için en önemli haklardan biri olan bilgi alma hakkının hangi sınırlar çerçevesinde kullanılabileceğinin tespiti hem pay sahipleri hem de şirket açısından oldukça kritiktir. Nitekim uygulamada da bu konuyla ilgili birçok ihtilafla karşılaşılmaktadır. Bu kapsamda çalışmamız ile amaçlanan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 437/3'te yer alan şirket sırrı ve korunması gereken diğer şirket menfaatleri başta olmak üzere, bilgi alma hakkının kullanılmasına ilişkin sınırların mümkün olduğunca netleştirilmesi ve uygulamada bu hususta ortaya çıkabilecek ihtilaflara bir nebze ışık tutulabilmesidir. Bu minvalde, çalışmanın ilk bölümünde hakkın kullanılmasına ilişkin temel sınırlara odaklanılırken; çalışmanın ikinci bölümünde pay sahibine bilgi verilmesinin sınırlarına değinilmiş ve son olarak çalışmanın üçüncü bölümünde bilgi alma talebinin haksız olarak reddedilmesinin hukuki sonuçları üzerinde durulmuştur.
Limited şirket genel kurulunda yeter sayılar
TTK'de diğer sermaye şirketleri olan anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere ilişkin hükümleri takiben düzenlenen limited şirketler, ülkemizde en çok tercih edilen şirket türüdür. Genel kurul ve müdürler (kurulu) olmak üzere iki zorunlu organa sahip olan limited şirketlerde, genel kurulun şirket hayatında taşıdığı önem büyüktür. Limited şirketlerde genel kurul, müdürlerin atanması, finansal tabloların onaylanması, şirket sözleşmesi değişiklikleri ve şirketin feshi gibi şirketin kaderini doğrudan etkileyen kararları almaktadır. Limited şirket genel kurulunda alınan kararların hukuken geçerli sayılabilmesi için ise toplantının usulüne uygun yapılması ve ilgili yeter sayıların sağlanması şarttır. Ne var ki TTK'de limited şirketlerin genel kurullarında uygulanacak yeter sayılara ilişkin düzenlemeler, dağınık, karmaşık ve kimi zaman da anlaşılması zor niteliktedir. Bu karmaşıklık birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Gerçekten de uygulamada özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler ile aile şirketlerinin tercihi haline gelen limited şirketlerin genel kurullarında uygulanacak yeter sayı kurallarına dair birçok hukuki sorun halen öğretide ve uygulamada tartışılmaktadır. Bu çalışma, TTK'de dağınık halde bulunan, öğretide sıklıkla eleştirilen ve haliyle de yoruma muhtaç noktalar başta olmak üzere limited şirket genel kurul yeter sayı kurallarını sistematik bir biçimde incelemeyi, öğretideki kavramsal tartışmalara ışık tutmayı ve uygulayıcılar için pratik çözümler sunmayı amaçlamakta ve limited şirketlerin genel kurulundaki yeter sayıların ne olduğunu ve bunların nasıl anlaşılması gerektiğini konu almaktadır. Bunu teminen, çalışmada yalnızca mevzuat metinleri değil, mevzuatın sistematiği, yorum yöntemleri, karşılaştırmalı hukuk düzenlemeleri ve yargı içtihatları da dikkate alınmıştır. Tezin birinci bölümünde limited şirket genel kurulunun tarihsel gelişimi, yapısı ve genel kurula ilişkin temel kavramlar ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Genel kurulun yetkileri, toplanma esasları, oy hakkı ve toplantıya katılım hakkı gibi hususlar incelenmiş, yeter sayı kavramının hukuki niteliği ve işlevsel sınıflandırılması yapılarak kavramsal altyapı oluşturulmuştur. Çalışmamızın en önemli kavramlarından olan yeter sayı, esasında yalnızca şirketler hukukunda değil, birçok farklı toplu karar alma mekanizmasının olduğu alanlarda da karşımıza çıkan temel bir müessesedir. Bu cümleden olarak yeter sayı kavramı derneklerde, kooperatiflerde, vakıflarda, kat mülkiyetine tabi taşınmazlarda, yerel yönetim organlarında ve hatta TBMM'de dahi alınan kararların sıhhati bakımından belki de en önemli müesseselerden biri olarak gösterilebilir. Gelgelelim müessesenin bu denli yaygınlığına rağmen, tek cümlelik açık bir tanımını yapmak mümkün değildir. Dahası, yeter sayılarda çoğunluk kavramı çatısı altında kullanılan nispi, mutlak, salt, nitelikli, basit, adi gibi sıfatlar birbiri yerine geçecek şekilde bile kullanılmakta; bu da kavramların belirsizliğine yol açmaktadır. İşte, yeter sayı kavramının daha iyi anlaşılabilmesini teminen, çalışmamızda yeter sayılar işlevleri bakımından, normda aranan yeter sayı oranı bakımından ve limited şirketler özelinde esas aldıkları payda bakımından farklı başlıklar altında incelenmiştir. Aktarılan bu başlıklar arasında en temel ve kritik olarak tabir edilebilecek ayrımın işlevleri bakımından yeter sayılar olduğu söylenebilir. Bu bağlamda; genel kurullara bir forum niteliği kazandırmak ve genel kurullarda en azından belirli bir oranda temsili sağlamak suretiyle gündem maddelerinin demokratik bir ortamda tartışılmasını amaçlayan toplantı yeter sayısı kavramı, bir araya gelen topluluğun hukuken bir genel kurul olarak addedilebilmesi ve bir araya gelen topluluğun karar ehliyetini teşkil etmesi için toplantıda hazır bulunması gereken asgari katılım kuralı şeklinde nitelendirilebilir. Karar yeter sayısının tanımı ve işlevi bakımından ise öğretide bir görüş birliği olduğundan bahsedilemez. Çalışmamızda vardığımız sonuç uyarınca, karar yeter sayısı bakımından, gerekli toplantı yeter sayısının sağlandığı veya toplantı yeter sayısının zaten aranmadığı bir genel kurulda, olumlu veya olumsuz bir iradenin oluşabilmesi ve oluşan iradenin yönünün tayini için gerekli ekseriyeti belirleyen norm tanımını yapmak mümkündür. Çalışmamızın ikinci bölümünde, limited şirket özelindeki yeter sayı kuralları, temelde toplantı yeter sayıları ile karar yeter sayıları ve karma yeter sayılar başlıkları altında incelenmiştir. Bu kapsamda öncelikle limited şirket genel kurullarında temel kuralın toplantı yeter sayısı aranmaması olduğu; bu kuralın başlıca istisnalarının ise çağrısız genel kurul, şirket sözleşmesinde bir toplantı yeter sayısı öngörülmesi hali ve karma yeter sayı normlarının uygulama alanı bulacağı haller olduğu tespit edilmiştir. Akabinde, limited şirket özelinde karar yeter sayı (ve karma yeter sayı) normlarının TTK md.589, md.620 ve md.621 ekseni etrafında şekillendiğinden hareketle, olağan kararlara ilişkin TTK md.620 hükmü; şirket sözleşmesi değişikliklerine ilişkin temel kuralı getiren TTK md.589 hükmü ve kimisi aynı zamanda şirket sözleşmesi değişikliği de teşkil eden önemli kararlara ilişkin TTK md.621 hükmü incelenmiştir. Bu minvalde özellikle anılan hükümlerde yer alan bazı ifadelerden ve hükümlerde tesis edilen kurallardan ne anlaşılması gerektiği -öğretideki farklı görüşler de anılarak- saptanmıştır. Bunların arasında en çok tartışmaya konu olan normun TTK md.621/1 hükmü olduğu söylenebilir. Çalışmamızın ilgili başlığı altında açıklanan nedenlerle anılan hükmün bir kombine (çifte) nisap hükmü olduğu, bu cümleden olarak önemli kararların alınabilmesi için TTK md.621/1'de aranan iki şartın da kümülatif olarak sağlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmamızda, ek ya da yan edim yükümlülükleri öngören veya mevcut yükümlülükleri artıran genel kurul kararlarına, TTK'de yer alan yeniden yapılandırma (yapısal değişiklik) kararlarına ve tasfiye alindeki limited şirketlere tatbik edilecek yeter sayı kurallarına da yer verdikten sonra, şirket sözleşmesi ile yeter sayı normlarının değiştirilmesi müessesesinden bahsedilmiştir. Bu bağlamda olağan karar nisaplarının ağırlaştırılmasının yanında aynı zamanda hafifletilebileceği ve fakat ağırlaştırılmış nisap hükümlerinin ise hafifletilemeyeceği tespit edilmiş ve TTK md.621/2'de yer alan kuralın İsviçre hukukundan alınırken -öğretide ileri sürülenin aksine- bir çeviri hatası olmadığı saptanmıştır. Akabinde, anonim şirket genel kurullarının aksine limited şirket genel kurullarının sirküler tipi karar alma imkanından ve bu noktadaki yeter sayılardan bahsettikten sonra, TTK md.589 hükmü ile md.621/1 hükmünün ilişkisi üzerinde durulmuştur. İki norm arasındaki ilişkinin değerlendirildiği başlık altında, mezkûr iki hükmün aynı anda TTK'de yer alıyor oluşunun herhangi bir kanun boşluğuna yer vermediği; fakat kanun koyucunun limited şirketler bakımından farklı sözleşme değişikliklerini farklı yeter sayılara bağlamasının (anılan iki yeter sayı normunun hangisinin daha "ağır" olduğunun zaman zaman değiştiği de saptanarak) bilinçli bir tercihin ürünü olmadığı kanısına varılmış ve bu uğurda çeşitli öneriler getirilmiştir. Bundan başka, Yargıtay'ın, iki ortaklı limited şirketler bakımından TTK md.621/1 hükmüne yaklaşımı incelenmiş ve bu noktadaki Yargıtay içtihadını neden hatalı olduğu açıklanmaya çalışılmıştır. Akabinde, uygulamada oldukça tartışmaya zemin vermekte olan TTK md.408/2-f hükmü üzerinde durulmuş, faal şirketlerde önemli nitelikte şirket varlığının toptan satışı yetkisinin limited şirketlerde de genel kurul organına ait olup olmayacağı ve bu karara uygulanacak yeter sayı kuralının ne olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın ikinci bölümünün devamında, limited şirket genel kurulunda yeter sayılara ulaşılıp ulaşılmadığının tespiti noktasında dikkate alınması gereken çokça özellikli hal olduğundan ötürü, oyda imtiyaz, üstün oy, veto hakkı, oy hakkından yoksunluk, oy hakkının donması gibi kavramlar üzerinde durulmuş ve bunların yeter sayılara etkisi tartışılmıştır. Çalışmamızın son bölümünde, toplantı ve karar yeter sayılarına ulaşılıp ulaşılmadığının tespitinin nasıl yapılacağı izah edilmiş ve akabinde kısaca genel kurul kararlarının sakatlık hallerine değinilerek, toplantı ve karar yeter sayılarına uyulmamasının müeyyidesinin genel manada yokluk olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamız, hem akademik düzeyde sistematik bir kavramsal analiz sunmakta hem de pratik düzeyde uygulayıcılara yol gösterici olmayı amaçlamaktadır. Özellikle şirket sözleşmelerini düzenleyen hukukçular, genel kurulları yöneten şirket müdürleri ve kararların geçerliliğini denetleyen yargı organları açısından, tezde ortaya konan sistematik yapı ve öneriler işlevsel bir başvuru kaynağı olabilecek niteliktedir. Böylece çalışma, salt bir literatür incelemesinin ötesine geçerek, Türk ticaret hukukunun gelişimine katkı sunmayı hedeflemektedir
Anonim ortaklıklarda oyda imtiyaz
İmtiyazlı paylara ilişkin hükümler 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile değişikliğe uğramış eski ticaret kanununda yer almayan konular kanuna eklenmiş, doktrin ve yargı kararlarıyla de facto olarak kabul edilmiş hususlar artık de jure olmuş, yeni kanunda yer bulmuştur. Kronolojik gelişimde imtiyazlı paylar bazen çok tercih edilmiş ve dengeler onun üstüne kurulmuş bazen de bazı ülkelerce tamamen terk edilmiştir. Hem ülke hukuk düzenleri açısından hem de karşılaştırmalı hukuk düzeninde önemli bir inceleme konusu olmuştur. İmtiyaz kural olarak paya tanınır. Bunun bir istisnası belirli grupların yönetim kurulunda temsil edilmesine yönelik imtiyaz tanınmasıdır. İmtiyazın esas sözleşmede öngörülüyor olması gerekir. Aksi durumda bir esas sözleşme değişikliğine giderek de bazı paylara imtiyaz bahşedilir. Birçok konuda imtiyaz oluşturulma imkânı vardır ancak en çok oy hakkında, kâr payında ve tasfiye durumundaki şirketin bakiyesinin paylaşılması konusunda imtiyaz tanınmaktadır. Oy hakkının kanunda bir tanımı olmamakla birlikte imtiyazlı paylar sayesinde artan oy hakları şirket yönetiminde etkili olmanın önünü açarken şirketten sadece maddi beklentisi olup yönetim faaliyetlerine katılmak istemeyenler ise oydan yoksun pay sahibi olarak adlandırılırlar. Oyda imtiyazlı paylar Türk Ticaret Kanunu'nun 479 maddesinde diğer imtiyazlardan farklı olarak ayrı bir başlık altında düzenlenmiştir. Eski kanundan farklı olarak imtiyaz tanıma yöntemleri değiştirilmiş ve oyda imtiyaza bir sayı sınırlaması getirilmiştir. Eskiden farklı itibari değerdeki paylara eşit oy hakkı sağlanabiliyorken güncel mevzuat buna izin vermemektedir. Sadece eşit itibari değere sahip paylar farklı oy hakkı sağlamak mümkündür. Şirket kuruluşunda veya kuruluştan sonra da artık oyda imtiyaz tanınabilmektedir. Buna paralel olarak pay sahipleri arasında mutlak değil nispi bir eşitlik mevcuttur. İmtiyazlı pay sahipleri ile diğer pay sahipleri denk olmadıkları için eşit işlem ilkesine tabi olmayacaklardır. Sadece denkler arasında eşitlik geçerlidir. Herkes şirket kurarken koyduğu sermaye ile orantılı olarak şirketteki pay sahipliği hakkından yararlanır. Oyda imtiyazların korunması için eski kanunda bulunan imtiyazlı pay sahipleri genel kurulu adını değiştirip artık imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu olmuştur. Bu kurul imtiyazlı pay sahiplerinin haklarının zedelendiği durumlarda toplanıp somut olaya göre bir karar alırlar. Alınan karara göre yönetim kurulu bir dava açıp ihlalin olmadığına ilişkin dava açacak mahkemenin vereceği karara göre de şirket işlemleri kaldığı yerden devam edecektir. Kurumsal yönetim 1990'lı yıllarda önem kazanmış ve ülkemizin yasal düzenine gireli çok kısa bir zaman olmuştur. Bu, hakkaniyet, şeffaflık, hesap verilebilirlik ve sorumluluk ilkeleri üzerine oturtulmuş bir şirket yönetim modelidir. Oyda imtiyazlı paylar ile kurumsal yönetimin ilişkisi mümkün görülmektedir ancak kurumsallaşma ile ilgili bazı kanuni eksiklikler hala giderilememiştir.
Marka hakkına tecavüz sayılan ve sayılmayan fiiller
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, marka hakkına tecavüz teşkil eden fiiller ve marka hakkının kullanılması ile ilgili yenilikler getirmiştir. Bu çalışmada, Türk marka hukukunda, tescilli bir marka aleyhinde tecavüz teşkil eden ve etmeyen fiillerin neler olduğu incelenmiştir. Bu incelemede SMK hükümleri, mülga 556 sayılı KHK hükümleriyle karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Konu hakkındaki Avrupa Birliği Adalet Divanı ve İsviçre Federal Mahkemesi kararları ile kabul edilen ilkelere değinilmiştir. SMK ile yeni getirilen marka tecavüzü fiilleri arasında, işaretin ticaret unvanı veya işletme adı olarak kullanılması ve işaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması bulunmaktadır. Bir başka yenilik, marka, patent veya tasarım hakkı sahibinin, kendi hakkından önceki tarihe sahip marka sahibinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremeyeceği hükmüdür. Öte yandan SMK ile marka hakkının kullanılmasına yeni getirilen sınırlamalar da bulunmaktadır. Örneğin tecavüz davasının davalısına davaya dayanak gösterilen ve 5 yıldır tescilli bulunan markanın kullanılmadığı def'ini ileri sürme hakkı tanınmıştır. Bir başka yenilik "sessiz kalma yoluyla hak kaybı" ilkesinin hükümsüzlük davaları bakımından düzenleme altına alınmış olmasıdır.
Devletin markaya müdahalesi
Avustralya'da 2012 yılında yasalaşan düz paket düzenlemeleriyle birlikte marka hakkının kullanma yetkisi içerip içermediği ve marka hakkının sınırlandırılmasının mümkün olup olmadığı soruları gündeme gelmiştir. Çalışmada bu kapsamda marka hakkının niteliği incelenerek kullanma yetkisi içerip içermediği ortaya konmuş, daha sonra dünyadaki düz paket düzenlemeleri, Türkiye'deki alkol düzenlemeleri ve bu düzenlemelerin hukuki sonuçları incelenmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre anonim şirketlerde sermaye kaybı ve borca batıklık kavramları ile sermayesini kaybetmiş veya borca batık anonim şirketlerin birleşmeye katılması
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), anonim şirketin finansal durumunun kötüleşmesini 376. maddede özel olarak ele almış ve sermayesini zararlar sebebiyle kaybetmiş şirketlerle, varlıkları borçlarını karşılamaya yetmeyen, bir başka deyişle borca batık şirketlerde alınması gereken tedbirleri düzenlemiştir. TTK'nın 139. maddesinde ise, ilk kez, bu şirketlerin birleşmeye taraf olabileceği açıkça düzenlenmiştir. Kanun koyucu, hem finansal durumu kötüleşmiş şirketin devamlılığını sağlamayı hem de bu şirketin, birleşeceği diğer şirket(ler)in finansal durumunu öngörülemeyecek şekilde bozmamasını arzu etmektedir. Bu doğrultuda, TTK'nın 139. maddesinde sermayesini kaybetmiş veya borca batık durumdaki bir şirketin, ancak bu şirketin finansal durumundaki kötüleşmeyi karşılayabilecek artı değeri olan bir şirketle birleşebilmesini öngörmüştür. Bu sebeple, öğretide bu tür birleşmeler, iyileştirici veya kurtarıcı birleşme (Sanierungsfusion) olarak da anılmaktadır. Özellikle ekonominin durağanlaştığı dönemlerde, anonim şirketlerin finansal durumu kötüleşebilecek ve TTK'nın 376. ile 139. maddelerinin önemi artabilecektir. Kriz dönemlerinde bir çözüm olarak gündeme gelebilecek iyileştirici birleşmelere ilişkin fazla sayıda akademik çalışma bulunmadığı da dikkate alınarak, çalışmamızda, anonim şirketlerdeki sermaye kaybı ve borca batıklık kavramları yanında TTK'nın 139. maddesindeki iyileştirici birleşme düzenlemesi de ele alınmaya çalışılmıştır.
Anonim ortaklıklarda payın senede bağlanması
Türk Hukuku'nda anonim şirketlerin paylarının senede bağlanması çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Anonim şirketler, Türkiye'de uygulamada en çok tercih edilen şirket tiplerindendir. Tasarruf sahiplerinin anonim şirketlere yatırım yapmalarındaki en önemli sebeplerden biri ise kural olarak şirketin paylarının serbestçe devredilebilmesidir. Bu şirket tipi bakımından pay sahiplerinin diledikleri an ortaklıktan çıkarak yatırımlarını paraya çevirebilmeleri imkanı, payların kıymetli evrak niteliğinde senetlere bağlanabilmesiyle pekiştirilmiştir. Bu kapsamda, çalışmamız paylarını fiziki olarak senetlere bağlayabilecek olan kapalı anonim şirketler ile sınırlanmış olup esas olarak bu şirketlerin mevcut mevzuat uyarınca hangi koşullarda paylarını senetlere bağlayabileceğini ve kıymetli evrak niteliğini haiz bu senetlerin bastırılması için şirketin uygulaması gereken usulü konu edinmektedir. Söz konusu çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Anonim şirketlerin TTK m. 486 uyarınca pay senedi bastırmaları halinde bu senetlerin payı temsil etmelerinden hareketle ilk bölümde pay ve pay senedi kavramları açıklanmıştır. Buna göre, birinci bölümün içerisindeki ilk ana başlık altında pay kavramının anonim şirketler açısından özellikleri açıklanarak payın çeşitli anlamlarına değinilmiştir. Sonrasında ise payın senede bağlanması açısından önem arz eden paya bağlı birtakım ilkelere yer verilmiştir. Anonim şirketlerde payın açıklandığı bu bölümde mümkün olduğunca diğer ticaret şirketlerindeki benzer düzenlemelere yer verilerek anonim şirket payları ile diğer ticaret şirketlerindeki benzer kavramların aralarındaki farklılıklar ortaya konulmuştur. Birinci bölümün ikinci ana başlığı altında ise payı temsil eden pay senetlerinin özellikleri ile türlerine yer verilmiş ve bunların hukuki nitelikleri açıklanmıştır. Pay senetleri izah edilirken pay senedi yerine çıkarılabilen geçici senet olarak ifade edilen ilmühaberler ile ikinci bölümde payın senede bağlanmasına ilişkin birtakım düzenlemelerin yorumlanması için açıklanması gereken senede bağlanmamış payın niteliğine ve öğretide farklı görüşlerin sunulduğu senede bağlanmamış payın türü (hamiline veya nama yazılı olup olamayacakları) sorununa değinilmiştir. Birinci bölümde son olarak payın senede bağlanabilir olmasının anonim şirketler bakımından önemi açıklanmış ve bölüm tamamlanmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise dört ana başlık altında sırasıyla anonim şirketlerin paylarının hamiline yazılı ve nama yazılı pay senetlerine bağlanması, pay senetleri çıkarılmadan önce onların yerine çıkarılabilen ilmühaberlere bağlanması ve son olarak pay senedi bastırıldıktan sonra pay senedinin türünün dönüştürülmesi sebebiyle yeniden basılması gereken pay senetlerine ilişkin mevcut düzenlemeler ve öğretideki tartışmalı konular incelenmiştir. İlk iki ana başlıkta öncelikle her bir senet türünün işlevleri ile pay sahipleri ve şirket bakımından olumlu ve olumsuz yönleri açıklanmıştır. Bu açıklamalar sonrasında ise anonim şirketlerin pay senetlerini çıkarmalarının zorunlu olup olmadığı, hangi şartların gerçekleşmesi halinde bu senetlerin çıkarılabileceği ve payın senede bağlanabilmesi için uygulanacak usule ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. İlmühaberin çıkarılmasına ilişkin ise bu belgelere neden ihtiyaç duyulabileceği, hangi hallerde çıkarılabilecekleri ve yine uygulanacak usul açıklanmıştır. Son olarak, şirketin halihazırda pay senedi çıkardığı hallerde, bu pay senetlerinin türünün dönüştürülmesine ilişkin hakkın pay sahipleri için müktesep hak olup olmadığı, pay senedi türünün dönüştürülmesi hakkında alınacak genel kurul kararı için gereken toplantı ve karar nisabı ile bu halde mevcut pay senetlerinin geri çağrılması ve yeni pay senetlerinin bastırılması süreci açıklanarak çalışma tamamlanmıştır. Çalışma, kaynak taraması yöntemi ile hazırlanmıştır. Bu itibarla, öncelikle Türk hukuk öğretisine ilişkin literatür taraması yapılmış, genel başvuru kitapları ile monografiler okunmuş ve çalışmamızın konusu ile ilgili düzenlemelerin temas ettiği konulardaki akademik makaleler ve yayınlanmış tezler incelenmiştir. Ayrıca, Yargıtay içtihatları araştırılarak uygulamada çıkan uyuşmazlıklar çalışmaya yansıtılmıştır. Anonim şirketler açısından pay kavramı özel bir anlam ifade eder. Anonim şirketin tanımına ilişkin TTK m. 329 uyarınca anonim şirket, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından dolayı yalnız malvarlığıyla sorumlu bulunan şirkettir. Bu anlamda pay ise anonim şirketin sermayesinin belirli sayıda birim değere bölünmüş parçası olarak tanımlanır. Bu yönüyle pay, anonim şirketler hukuku bakımından merkez bir kavram olup bu şirket tipine ilişkin birçok kavram ve ilke paydan hareketle açıklanır. Anonim şirketler hukukunda pay kavramı, sermayenin bir parçası, pay sahipliği mevki, hakların ve borçların kaynağı ve pay senedi anlamına gelecek şekilde çeşitli anlamlarda kullanılır. Payın senede bağlanabilmesi açısından önem arz eden paya bağlı dört ilke bulunmaktadır. Bunlar; payın anonim ortaklığın kuruluşu ve sermaye artırımının tescili ile oluştuğu, senede bağlanmasının payda değişiklik yapmadığı, payın bölünmezliği ve serbestçe devredilebilirliği ilkesidir. Özellikle son ilke uyarınca anonim şirketlerde kural olarak payın devri hususunda anonim şirketin veya üçüncü bir kişi ile kurumun onayının aranmaması esastır. Payın senede bağlanması halinde ise nama yazılı pay senetleri bakımından bu kuralın istisnası olarak TTK m. 490 vd. uyarınca pay devrini sınırlayabilen bağlam hükümleri uygulanabilecekken hamiline yazılı pay senetleri açısından devrin sınırlandırılması mümkün olmayacaktır. Anonim şirketler hukukunda oldukça tartışmalı bir konu olan senede bağlanmamış payın pay senetleri gibi hamiline ve nama yazılı şeklinde bir ayrıma tabi tutulup tutulamayacağı çalışma kapsamında incelenmiş ve çalışmada senede bağlanmamış payın nama veya hamiline yazılı olarak bir ayrıma tabi tutulmayacağı kabul edilmiştir. Bu sonuca, TTK m. 339 kapsamında esas sözleşmede payın değil pay senetlerinin türünün yazılmasının gerekmesi ve pay senedinin türünün belirtilmesiyle birlikte senedin çıkarılması için gereken usulün bilinebileceğinden hareketle varılmıştır. Anonim şirketlerde pay senetleri nama ve hamiline yazılı olarak iki türde çıkartılabilirler. Her iki pay senedi türü de menkul kıymet ve kıymetli evrak niteliğini haizdir. Pay senetleri kıymetli evrak türleri bakımından ortaklık hakkı veren, açıklayıcı nitelikte, düzenlenmesine sebep olan hukuki ilişki bakımından illi nitelikte olan, senet üzerinden anlaşılamayacak anonim şirketler hukukundan kaynaklanan birtakım def'ilerin üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilecek olmasından hareketle kamu güvenini haiz olmayan kıymetli evraktır. Ayrıca, pay senetlerinin oluşturulması için taraflarının anonim şirket ve pay sahibi olduğu bir oluşum sözleşmesine ihtiyaç bulunmakta olup bu sözleşme anonim şirket tarafından pay senedinin pay sahibine teslimi ile birlikte akdedilir. Anonim şirketlerde payın hamiline yazılı pay senedine bağlanabilmesi konusunda 7262 sayılı Kanun ile birlikte köklü değişiklikler yapılmıştır. İlgili değişiklik uyarınca, getirilen ilk bildirim yükümlülüğü, halihazırda hamiline yazılı pay senedi sahiplerinin şirkete 31.12.2021 tarihine kadar başvurmaları ve şirketin pay ile pay sahibine ilişkin bilgileri MKK'ye kaydetmesidir. İkinci bildirim yükümlülüğü, payın ilk kez senede bağlanması halinde paya ve pay sahibine ilişkin bilgilerin şirket tarafından MKK'ye kaydedilmesine ilişkindir. Üçüncü bildirim yükümlülüğü ise hamiline yazılı pay senedinin tedavülü halinde devralanın kendi bilgilerini MKK'ye kaydetmesi gerektiği hususunda getirilmiştir. FATF tavsiyelerine uyum kapsamında yapılmış bu düzenlemeler ile terörün finansmanının ve kara para aklanmasının engellenmesi amacıyla hamiline yazılı pay senedi sahiplerinin MKK'ye kaydedilerek takip edilebilmesi mümkün hale getirilmiştir. TTK m. 339/2.d kapsamında pay senetlerinin türünün hamiline yazılı olduğu şirketler payın bedeli tamamen ödendikten sonra hamiline yazılı pay senedini üç ay içerisinde çıkartarak pay sahiplerine teslim etmelidir (TTK m. 486/2). Çalışma kapsamında madde metnindeki "hamiline yazılı paylar" ifadesi şirketin pay senetlerinin hamiline yazılı olması halinde hamiline yazılı senede bağlanacak paylar şeklinde yorumlanarak hamiline yazılı pay senetlerinin çıkarılmasının bir zorunluluk olduğu sonucuna varılmıştır. Şirketin pay senedi türünün hamiline yazılı olması halinde TTK m. 340 ile kanuna girmiş olan emredici hükümler ilkesi kapsamında esas sözleşme veya pay sahipleri sözleşmesi ile payın hamiline yazılı senede ancak talep ile bağlanabileceği yönündeki düzenlemelerin geçersiz olacağı çalışma kapsamında kabul edilmiştir. Payın hamiline yazılı senede bağlanabilmesi için esas sözleşmede bu yönde bir düzenleme bulunması, kuruluşta esas sözleşmenin veya sermaye artırımının tescil edilmiş olması ve pay bedelinin tamamen ödenmiş olması gerekmektedir. Bu şartlar gerçekleşmeden pay senetlerinin çıkarılması halinde pay senetleri geçersiz olacak ve şartların daha sonra gerçekleşmesi halinde ise bu geçersizlik düzeltilemeyecektir. Böyle bir halde, şartlar gerçekleştikten sonra anonim şirketin TTK'de ve hamiline yazılı pay senetlerinin çıkarılmasına ilişkin 7262 sayılı Kanun sonrasında yürürlüğe giren Tebliğ'de yer alan usulü takip ederek yeniden pay senedi çıkarması gerekecektir. Anonim şirketin hamiline yazılı pay senedi çıkarabilmesi için pay bedelleri ödendikten sonra bu konuda bir yönetim kurulu kararı alması, bu karar ile MKK'ye başvurarak senede bağlanacak paya ve pay sahibine ilişkin bilgileri kaydetmesi gerekmektedir. Bu kayıtlar yapıldıktan sonra yönetim kurulu kararı, tescil ve ilan edilmeli, ayrıca şirketin bağımsız denetime tabi olması halinde açmak zorunda olduğu internet sitesine yüklenmelidir. Tescil işlemi sırasında sicil müdürü MKK bildirimlerinin tamamlanıp tamamlanmadığını kontrol etmelidir. Tescil ve ilan işlemleri sonrası kayıt sırasında MKK tarafından üretilen tekil numara ile TTK m. 487'deki bilgileri içeren pay senedi bastırılarak pay sahibine teslim edilmelidir. Tekil numaranın da pay senedi üzerinde bulunmasını öngören düzenleme Tebliğ'de yer almakta olup pay senedi üzerinde yer alması gereken unsurların bir arada görülebilmesi bakımından TTK m. 487'ye hamiline yazılı pay senetleri bakımından bu unsurun da eklenmesi gerekmektedir. Ayrıca, öğretide farklı fikirler bulunmakla birlikte çalışmamız kapsamında yönetim kurulunun payın hamiline yazılı senede bağlanması için gereken işlemleri yapmaması halinde pay sahibinin eda davası ile hamiline yazılı pay senedi bastırılmasını mahkemeden talep edebileceği kabul edilmiştir. Anonim şirketlerde payın bağlanabileceği bir diğer senet türü ise nama yazılı senetlerdir. Nama yazılı pay senetlerine bağlam kurallarının uygulanabilmesi ve pay defterine kaydedilmeleri yönüyle bu pay senetlerini hamiline yazılı pay senetlerinden ayrılmaktadır. Nama yazılı pay senetlerinin çıkarılmasına ilişkin TTK m. 486/3 ile bir düzenleme öngörülmüş ve bu senetlerin azlık talebi olması halinde bastırılarak tüm pay sahiplerine dağıtılması gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla azlık talebi olmaması halinde anonim şirketin nama yazılı pay senedini çıkarmak yönünde bir yükümlülüğü yoktur. Nama yazılı pay senetlerinin azlık talebi ile çıkarılacağına ilişkin düzenleme ise mevcut haliyle birtakım belirsizlikler yaratmaktadır. Şöyle ki TTK'de azlık hakkı olarak düzenlenmiş maddelerde azlığın kapalı anonim şirketler bakımından sermayenin onda birini temsil eden pay sahiplerinden oluşacağı belirtilmiştir. Ne var ki TTK m. 486/3 azlık bakımından herhangi bir oran belirtmemektedir. Çalışma kapsamında hükmün bu yönüyle isabetsiz olduğu, nama yazılı pay senedi çıkarılmasının azlık hakkı yerine bireysel hak olarak düzenlenmiş olmasının daha isabetli olacağı belirtilerek mevcut düzenleme uyarınca açıkça bir azlık hakkı olarak düzenlenmiş olmasından hareketle diğer azlık haklarına ilişkin oranın kıyasen uygulanacağı ve esas sermayenin onda birini temsil eden pay sahiplerinin nama yazılı pay senedi düzenlenmesini talep edebilecekleri kabul edilmiştir. Azlık talebinin mevcut olması halinde veya yönetim kurulunun takdiriyle nama yazılı pay senedi düzenlenmesine karar verilmesi halinde hamiline yazılı pay senetlerinin çıkarılması bakımından geçerli olan şartlardan pay bedelinin tamamen ödenmiş olması şartı nama yazılı pay senetleri için aranmayacaktır. Zira, nama yazılı pay senedi sahipleri pay defterine kayıtlı oldukları için anonim şirket sermaye koyma borcunu kimin ifa etmesi gerektiğini bilecek durumdadır. Nama yazılı pay senedi basılması halinde uygulanacak usul TTK'de belirtilmemiştir. Bu konuda bir kanun boşluğu olduğu için hamiline yazılı pay senetlerine ilişkin usulün kıyasen uygulanması yönündeki öğretideki isabetli yaklaşım bu çalışma kapsamında benimsenmiştir. Bu anlamda yönetim kurulunun nama yazılı pay senedi çıkarılmasına ilişkin karar alması gerekmektedir. Ancak mevcut düzenleme kapsamında bu kararın tescil edilebilirliğinin tereddüt yaratmasından hareketle bu konuda TTK'deki boşluğun bir düzenleme ile giderilmesi gerekmektedir. TTK uyarınca pay senetlerinin yerine geçici senet olarak nitelendirilen ilmühaberlerin çıkarılabileceği ve bu halde ilmühaberlere nama yazılı pay senetlerine ilişkin hükümler kıyasen uygulanabileceği düzenlenmiştir. İlmühaberler, özellikle hamiline yazılı pay senetleri yerine çıkarıldığında bedelin tamamen ödenmesinin gerekmemesi ve henüz pay bedeli ödenmemişken nama yazılı pay senetleri yerine çıkarıldıklarında ise nama yazılı pay senetlerinde olduğu gibi bedeli ödenmiş kısmın senet üzerinde güncellenmesinin gerekmemesi yönünden avantaj sağlamaktadır. İlmühaberlere niteliğine uygun düştüğü ölçüde nama yazılı pay senetlerine ilişkin düzenlemeler uygulanacak olup bu kapsamda pay defterine kaydedilmeleri gerekmektedir. Anonim şirket, esas sözleşmesinde yer alan pay senedi türü uyarınca pay senetlerini basıp pay sahiplerine dağıttıktan sonra pay senetlerinin türünü değiştirmek isteyebilir. Bu konuda hüküm TTK m. 485'te düzenlenmiştir. Buna göre pay senedi türünün dönüştürülmesi için ilk olarak esas sözleşmede aksi yönde bir düzenleme olmaması, ikinci olarak ise nama yazılı pay senetlerinin hamiline yazılı pay senetlerine dönüştürülmesi halinde pay bedelinin tamamen ödenmiş olması şarttır. Esas sözleşmede herhangi bir düzenleme yer almaması halinde pay senetlerinin türü genel kurulun esas sözleşme değişikliğine ilişkin TTK m. 421/1 uyarınca alacağı bir kararla dönüştürülebilir. Ancak şirketin esas sözleşmesinde pay senetlerinin türünün değiştirilemeyeceğine ilişkin bir düzenleme bulunması halinde bu hak pay sahipleri için bir esas sözleşmesel müktesep hak teşkil edecektir. Bu durumda, esas sözleşme değişikliği yapılarak pay senedinin türünün değiştirilmesi için türü değiştirilecek pay senedine sahip olan pay sahiplerinin olumlu oyu gerekecektir.
Anonim ortaklıklarda risk yönetiminin hukuki boyutu
Bu çalışmanın amacı, risk yönetimi kavramını anonim ortaklıklar hukuku açısından incelemek ve bu faaliyetlerin hukuki boyutunu ortaya koymaktır. Hukukumuzda risk yönetimi özellikle pay senetleri borsada işlem gören anonim ortaklıklar açısından ele alınmış olsa da çalışmamız bununla sınırlı tutulmamış, diğer anonim ortaklıklar da çalışmamızın kapsamına dahil edilmiştir. Bununla beraber; bankalar ve sigorta şirketleri ile ortaklıklar toplulukları çalışmamızın kapsamı dışında bırakılmıştır. Çalışmamızın birinci kısmı, risk ve risk yönetimi kavramlarının tanıtılması ve risk yönetimi kavramının tarihsel gelişimine ilişkindir. Çalışmamızın ikinci kısmı, risk yönetiminin, anonim ortaklıklar özelinde hukuki çerçevesine ayrılmıştır. Bu kısımda yapmış olduğumuz tespit ile anonim ortaklıklarda risk yönetiminin yönetim kurulu, riskin erken teşhisi ve yönetimi komitesi ve bağımsız denetçiden oluşan bir üçlü sacayağı üzerinde konumlandığı ifade edilmiştir. Yönetim kurulunun risk yönetimi kapsamındaki faaliyetlerini irdeleyen üçüncü kısımda, yönetim kurulu ile ortaklık arasındaki ilişkinin irdelenmesi ile başlayarak yönetim kurulunun risk yönetimi kapsamındaki yükümlülüklerinin kaynağı araştırılmış ve yönetim kurulu üyelerinin özen yükümlülüğü ile risk yönetimi arasındaki ilişki ortaya konulmuştur. Dördüncü kısımda, Türk Ticaret Kanunu'nun 378. hükmü ile pay senetleri borsada işlem gören ortaklıklarda kurulması zorunlu tutulmuş, diğer ortaklıklarda ise denetçinin gerekli görmesi hâlinde kurulması zorunlu hâle gelecek olan riskin erken teşhisi ve yönetimi komitesinin oluşumu, niteliği ve yürüteceği faaliyetler, ilgili mevzuatın uygulama alanına göre farklılaşan noktaları ile birlikte ifade edilmiştir. Bağımsız denetçinin faaliyetleri, çalışmamızın beşinci kısmında incelenmiştir. Çalışmamızın altıncı ve son kısmı, risk yönetimi kapsamında hukuki sorumluluğa ilişkindir. Ayrı ayrı alt bölümlerde; yönetim kurulu üyelerinin, riskin erken teşhisi ve yönetimi komitesi üyelerinin ve bağımsız denetçinin sorumluluğu tartışılmıştır.
Marka hukukunda paralel kullanma sözleşmesi
Uzun yıllar marka hukukuna hâkim olan teklik ilkesine 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile önemli bir istisna tanınmıştır. Buna göre, marka tescil başvurusunda göz önünde bulundurulan mutlak ret sebeplerinden bir markanın aynısı veya ayırt edilemeyecek derecede benzeri sonraki işaretin o marka ile aynı veya aynı tür mal ya da hizmet sınıfında tescilini engelleyen hükmü önceki marka hakkı sahibinin sonraki işaret hakkında muvafakatname düzenlemesiyle mümkün kılınmıştır. Bu çerçevede, muvafakatname düzenlenmesinin borçlanıldığı ve borçlanılmadığı paralel kullanma sözleşmeleri düzenlenebilmektedir. Çalışmamızın konusunu, marka hukukunda paralel kullanma sözleşmesinin hukuki niteliği, tarafların hak ve yükümlülükleri ile sona erme halleri oluşturmaktadır. Söz konusu çalışma, paralel kullanma sözleşmesini bu sözleşmeye ilişkin görüşler ile ulusal ve uluslararası düzenlemeler incelenmek suretiyle, borçlar hukukunun genel ilkeleri ışığında ve marka hukukunun kendine has ilkelerini göz ardı etmeden ele almayı amaçlamaktadır.
Anonim ortaklıklarda genel kurulun yönetim kurulunun yönetim yetkisi üzerindeki etkisi
Türk Ticaret Kanunu'nun (''TTK'') 374. madde gerekçesinde öğretiye ve mahkeme kararlarına bırakıldığı belirtilen, yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkilerinin dışında kalan yönetim yetkisinin genel kurula devrinin mümkün olup olmadığı, yönetim kurulu ve yönetim kararlarının esas sözleşme ile genel kurul onayına tabi kılınıp kılınamayacağı ve yönetim kurulunun sorumluluktan kaçmak amacıyla, yönetim kararlarını genel kurul onayına sunup sunamayacağı hususlarının değerlendirilmesi amacıyla bu çalışma gerçekleştirilmiştir.