Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Kader Bahayi
10 theses · İstanbul Kent University, İstanbul Nişantaşı University
Vajinismus tanısı konmuş ve konmamış kadınların bağlanma stilleri ile metakognisyon ve cinsel doyum düzeylerinin değerlendirilmesi
Cinsel işlev bozuklukları bireyin fiziksel veya psikolojik problemlerine bağlı olarak meydana gelebilir. Cinsel işlev bozukluğu yaşayan bireylerde genel olarak fiziksel ve psikolojik faktörlerin birlikte yer aldığı ve cinsel işlev bozukluğu sorunu başlangıçta fiziksel sebeplerle ortaya çıkmış olsa dahi, zamanla psikolojik problemlerinde buna eşlik ettiği gözlenmektedir. Bir cinsel işlev bozukluğu çeşidi olan vajinismus, tarihte ilk defa Ramesseum IV papirüslerinde yer almıştır. Söz konusu olgudan orta çağda İtalya'nın kadın doktorlarından Salerno'lu Trotula "Kadın Hastalıkları" isimli kitabında dabu olguya değinilmektedir. İletişim, performans anksiyetesi, ve danışma hususlarında yetersizlikler cinsel işlev bozukluklarının nedenleri arasında sayılmaktadır. Cinsel sıhhatin, bedensel, düşünsel, nörolojik ve sıhhi durumlardan, hormonal sebeplerden, kronik rahatsızlıklardan ve geçirilmiş olan tıbbi operasyonlardan, fiziksel yapı ve fonksiyonlardaki farklılıklardan etkilenmekte olduğu değerlendirilmektedir. Vajinismus, kasların kasılmasıyla birlikte cinsel birleşmenin mümkün olmadığı ya da birleşmenin ağrılı ve acılı bir şekilde gerçekleştiği cinsel işlev bozukluğudur. Vajinismus; cinsel birliktelik esnasında vajinal birleşmede zorluk yaşama, vajinal ilişki teşebbüsleri esnasında vulvovajinada veya pelviste acı hissetme, ya da olası acı ve ağrılar hissetmeye yönelik kaygılanma neticesinde pelviste bulunan taban adele grubunun çok gerilmesi veya kasılmasını netice veren psikiyatrik bozukluktur. Vajinismus, DSM 5'te disparoni tanısı ile birleştirilmiş ve perino-pelvik ağrı bozukluğu olarak tanımlanmaya başlamıştır. Cinsel ya da fiziksel ihmal ve istismar, cinselliğe ilişkin negatif tutum, cinsel eğitim yetersizliği ve bilgi eksikliği gibi değişkenlerin de vajinismusun nedenlerinden olduğu düşünülmektedir. Vajinismus'un nedenleri ile ilgili yapılan çalışmalar yüzyılı aşkın süredir devam etmektedir. Bu nedenleri genel olarak psikolojik, fizyolojik, sosyal ve kültürel nedenler olarak tanımlamak mümkündür. Kişinin bakım vereni ile oluşturduğu bağlanma ilişkisi, kişinin zihnindeki benlik ve nesne görüntülerini oluşturmakta, bireysel ve toplumsal ilişkilerinin de oluşturulmasında etkin rol oynamaktadır. Sosyokültürel yaklaşıma göre, yetiştiği ortam, bireyin aile yapısı, kültürel ve sosyal yapı, gelenek ve görenekler, inanç ve etik değerler gibi etkenler cinsel davranış ve tutumların temelini meydana getiren unsurlardır. Namus, bekâret gibi değer yargılarının tutkun olduğu, cinsel konuların konuşulmasının hoş karşılanmadığı muhafazakâr yapılarda, ilk gece ve cinsel korkularının oluşması kaçınılmaz olmaktadır. Vajinismusun genel popülasyon içerisinde sık rastlanan bir cinsel işlev bozukluğu olduğu düşünülmektedir ancak oranı çeşitli sebeplerle tam olarak bilinmemektedir. Metakognitif bilgi düşünce biçimleri ile ilgili olan inançların yanı sıra bireyin dikkatinin, konsantrasyon gücünün ve belleğinin kapasitesine ilişkin inançlarından da meydana gelebilmektedir. Kişinin cinsel yaşamına dair haz ve tatmin olma duygusu, bireylerin geçmiş cinsel deneyimleri, cinsellikten beklentileri, arzuları ve istekleriyle ilgili olan öznel ve kişisel bir kavram olancinsel doyumun cinsel ve romantik duygular, cinsel davranışlar, kültürel ve sosyal arka plan, partnerin özellikleri ve davranışlarıyla ilişkili olduğu tespit edilmiştir.
Ölüm anksiyetesi ile ortoreksiya nervoza eğilimi arasındaki ilişkide mükemmeliyetçiliğin ve benlik saygısının aracı değişken rolü
Bu araştırmanın amacı, ölüm anksiyetesi, ortoreksiya nervoza eğilimi, mükemmeliyetçilik ve benlik saygısı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu araştırmada kolayda örnekleme yöntemiyle 716 kişiye(443 Kadın 273 Erkek) ulaşılmıştır.Araştırma niceliksel yöntemle yapılmıştır.Araştırma konusu ile ilgili değişkenleri ölçmek için Sosyodemografik Bilgi Formu, Türkçe Ölüm Anksiyetesi Ölçeği (TDAS), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RSES), Neredeyse Mükemmel Ölçeği-R (APS-R) ve Orto-11 Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ölüm anksiyetesi, benlik saygısı, mükemmeliyetçiliğin uyuşmazlık alt boyutu ile ortoreksiya nervoza eğilimi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Bu araştırmada ölüm anksiyetesi ile ortoreksiya nervoza eğilimi arasındaki ilişkide benlik saygısının aracı değişken rolü, ölüm anksiyetesi ile ortoreksiya nervoza eğilimi arasındaki ilişkide mükemmeliyetçiliğin uyuşmazlık alt boyutunun aracı değişken rolü ve benlik saygısı ile ortoreksiya nervoza eğilimi arasındaki ilişkide mükemmeliyetçiliğin uyuşmazlık alt boyutunun aracı değişken rolü olmak üzere üç aracılık ilişkisi PROCESS 3.5 Makros analizi ile test edilmiştir. Üç aracı değişken analizi de istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. Araştırmanın sonucuna göre üç aracılık ilişkisi toplamda varyans değişimin sırasıyla %4'ünü, %5'ini ve %4'ünü açıklamaktadır. Bu araştırmada elde edilen bulgular literatürdeki diğer araştırmalar ışığında tutarlılıkları ve sınırlılıkları ile birlikte tartışılmış ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Çok boyutlu kıskançlığın erken dönem uyum bozucu şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü ile ilişkisi
Bu araştırmada çok boyutlu kıskançlık, erken dönem uyum bozucu şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü ilişkisi incelenmiştir. Bunun yanında kıskançlığın cinsiyet, ekonomik durum ve eğitim durumuna göre farklılık gösterip göstermediğine bakılmıştır. Araştırmanın örneklemi internet erişimi olan, 18-65 yaş arasındaki 414 kişiden oluşmaktadır. İlgili konuların ölçümünde Çok Boyutlu Kıskançlık Ölçeği, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Form kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi tespit etmek için Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu, Basit Regresyon Analizi, Hiyerarşik Regresyon Analizi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Araştırma sonucunda kıskançlık ile terk edilme ve kusurluluk şemalarının daha yüksek düzey ilişkili olduğu bulunmuştur. Bunun yanında duygusal yoksunluk ve onay arayıcılık şemalarının kıskançlığı yordadığı görülmüştür. Duygusal kıskançlık ile onay arayıcılık; davranışsal kıskançlık ve bilişsel kıskançlık ile tüm şemalar arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kıskançlığın eğitim durumu, cinsiyet ve ekonomik duruma göre farklılaşabildiği görülmüştür. Davranışsal kıskançlıkta duygu düzenleme güçlüğünün "dürtü" alt boyutu ile, bilişsel kıskançlıkta ise "açıklık", "kabul etmeme" ve "stratejiler" alt boyutları ile daha bağlantılı olduğu saptanmıştır.
Çiftlerin mizah kullanma tarzlarının ilişki doyumlarına ve stresle çift olarak baş etmelerine olan etkisi
Bu araştırmanın amacı çiftlerin stresle çift olarak baş etme düzeylerinin mizah tarzlarının aracı etkisiyle ilişki doyumlarına etkisini diyadik modelle araştırmaktır. Araştırmada stresle çift olarak baş etme düzeylerinin ilişki doyumunu mizah tarzları aracılığıyla yordaması beklenmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu Türkiye'de yaşayan, 18 yaş ve üzeri, romantik ilişkisi içerisinde olan (flört, sevgililik, söz/nişan, evli) 528 katılımcı ve 264 çift oluşturmaktadır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Stresle Çift Olarak Baş Etme Ölçeği, Mizah Tarzları Ölçeği ve İlişki Doyumu Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın hipotezleri Aktör Partner Karşılıklı Bağımlı Etki Modeli (APIM) kullanılarak test edilmiştir. Araştırmanın analizinde SPSS 20, APIM_SEM ve APIMoM uygulamaları kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda mizah tarzlarının etkileri sıfırlandığında stresle toplam ve olumlu çift olarak baş etme değişkenlerinin ilişki doyumunu sadece aktör etkisinde yordadığı, olumsuz stresle çift olarak baş etmenin ise katılımcı, kendini geliştirici ve kendini yıkıcı mizah tarzlarında sadece aktör etkisinde, saldırgan mizah tarzında ise hem aktör hem partner etkisinde ilişki doyumunu yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Mizah tarzlarının aracı etkileri incelendiğinde, kadın ve erkeklerde ortak sonuçlar yalnızca iki modelde gözlenmiştir. Toplam stresle çift olarak baş etme değişkeninde yalnızca saldırgan mizah tarzının sadece aktör etkisinde ilişki doyumunu yordadığı tespit edilmiştir. Olumsuz stresle çift olarak baş etme değişkeninde yine yalnızca saldırgan mizah tarzının sadece aktör etkisinde ilişki doyumunu yordadığı gözlenmiştir. Araştırmanın sonuçları alan yazında konuyla ilgili yapılan diğer çalışmalar ışığında tartışılmıştır.
Anasınıfı ve birinci sınıf öğrencilerinin, ayrılık kaygılarınınannelerinin duygu regülasyonu eğitiminden sonrakarşılaştırılması
Bu çalışma, anasınıfı ve birinci sınıfa devam etmekte olan 100 öğrencinin ayrılık kaygısı seviyelerinin annelere yönelik hazırlanan 'Duygu Regülasyonu Eğitimi'nden sonra karşılaştırılmasını amaçlamıştır. Çalışma 20 Şubat 2023 tarihinde İstanbul Şişli'de bir devlet okulunun konferans salonunda, tüm birinci sınıf ve anasınıfı velilerine yönelik gerçekleştirilen 'Çocuklarda Ayrılık Kaygısı' konulu seminerin ardından çalışmaya katılmaya gönüllü olan 100 veli ve öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcı anneler ile gerçekleştirilen 10 saatlik psikoeğitimin etkinliğini ölçmek için, eğitim öncesinde ve sonrasında veri toplama araçları kullanılmıştır. Kullanılan veri ölçüm araçları: Sosyodemografik Veri Formu, Erişkin Bağlanma Stilleri Ölçeği (EBSÖ), Ayrılık Kaygısı Değerlendirme Ölçeği (Çocuk-Ebeveyn). Elde edilen verilerle, annelerin bildirdiği ayrılma anksiyetesi puanları, çocukların bildirdiği ayrılma anksiyetesi puanları çeşitli sosyo-demografik özellikler bakımından karşılaştırılmış ve annelerin bildirdiği ayrılma anksiyetesi puanları, çocukların bildirdiği ayrılma anksiyetesi puanları ve annelerin bağlanma biçimleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca, annelere verilen duygu eğitimi sonrasında çocukların bildirdiği ayrılma anksiyetesi puanlarındaki farklılıklar analiz edilmiştir. Analizlerde, grupların karşılaştırılmasında, dağılımın homojenliği gözetilerek (bir grup içerisinde n≥15 olmak koşuluyla) parametrik ölçüm yöntemleri uygulanmıştır. İkili bağımsız gruplarda Bağımsız gruplar t-testi; ikiden fazla grup içeren değişkenlerin karşılaştırılmasında ise Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Duygu regülasyonu eğitimi sonrasında öğrencilerin bildirdiği ayrılma anksiyetesi puanlarında farklılık olup olmadığının incelenmesi amacıyla eşleştirilmiş (paired) örneklem t-testi yapılmıştır. Araştırmada, annelerin bildirdiği ayrılma anksiyetesi puanları, çocukların bildirdiği ayrılma anksiyetesi puanları ve annelerin bağlanma biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla Pearson Korelasyonu uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, çocukların ayrılma kaygısı seviyeleri ile annelerinin bağlanma şekilleri ve kaygı düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Ebeveynin güvenli bağlanma stili ile çocuğun ayrılık kaygısı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki varken; ebeveynin ayrılma kaygısı düzeyi ile çocuğun ayrılma kaygısı düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca annelerin duygu düzenleme eğitiminden sonra çocukların ayrılma kaygıları üzerinde anlamlı bir düşüş gözlenmiştir.
Romantik ilişkisi olan bireylerde çift uyumunun, cinselmitlere olan inanç düzeyi ve cinsel işlev bozukluklarıyla ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, çift uyumunun, cinsel mitlere olan inanç düzeyi ve cinsel işlev bozukluklarıyla olan ilişkisinin incelenmesidir. Bu araştırmada kolayda örnekleme yöntemiyle 370 kişiye (197 Kadın 173 Erkek) ulaşılmıştır. Araştırma niceliksel yöntemle yapılmıştır. Araştırma konusu ile ilgili değişkenleri ölçmek için Sosyodemografik Bilgi Formu, Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği (YÇUÖ), Cinsel Mitler Formu (CMF), Golombok-Rust kadın ve Golombok-Rust erkek (GR) formları kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda çift uyumu, cinsel mitlere olan inanç düzeyi ve cinsel işlev bozuklukları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Bu araştırmada çift uyumunun kadınlarda ve erkeklerde cinsel mitler ve cinsel işlev bozuklukları tarafından yordanmasına ilişkin hiyerarşik regresyon analizi ile test edilmiştir. Her iki değişkenle yapılan çalışmada anlamlı çıkmıştır. Ancak cinsel mitler alt boyutlarıyla analiz yapıldığında %22 çıkan açıklama oranı cinsel işlev bozukluğu alt boyutları eklendiğinde %63 açıklamaktadır. Bu araştırmada elde edilen bulgular literatürdeki diğer araştırmalar ışığında tutarlılıkları ve sınırlılıkları ile birlikte tartışılmış ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Yetişkinlerde erken dönem uyumsuz şemalar ile erteleme davranışı ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada erken dönem uyumsuz şemalar, erteleme davranışı ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Araştırmada Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (Soygüt ve diğerleri, 2009), Genel Erteleme Eğilimi Ölçeği (Balkıs, 2006) ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (Selçuk ve diğerleri, 2005) kullanılmıştır. Araştırmaya 18-65 yaş arasında 508 kişi katılmıştır. Sosyodemografik değişkenler bakımından erken dönem uyumsuz şema alanları, erteleme davranışı ve bağlanma boyutlarının karşılaştırılması için bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü ANOVA uygulanmıştır. Erteleme davranışı ile erken dönem uyumsuz şemalar ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyonu ve erteleme davranışının yordayıcılarının incelenmesi için iki modelli Hiyerarşik regresyon analizi uygulanmıştır. Bu araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; başarısızlık şeması, onay arayıcılık şeması, ayrıcalıklılık/yetersiz öz denetim şeması, cezalandırılma şeması (negatif yönde) ve kaygılı bağlanma boyutu erteleme davranışını yordamaktadır. Bağımlı değişken olarak ele alınan erteleme davranışında yaş, eğitim düzeyi, ilişki durumu, çocuk sahibi olma durumu, çalışma durumu, gelir düzeyi ve kiminle yaşıyor olma durumu değişkenlerine göre gruplar arası anlamlı farklılıklar görülmüştür.
Bipolar bozukluk tanısı konmuş bireylerde çocukluk çağı travmalarının kişilerarası ilişki zorlukları ve sigara kullanımı üzerindeki etkisi
ÖZET:Bu çalışmanın amacı çocukluk travmasının bipolar bireylerin kişilerarası ilişkilerini ve sigara kullanımını nasıl etkilediğini incelemektir. Ayrıca demografik ve ölçüm değişkenlerinin kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmaya Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne başvuran çalışmaya dahil edilme ve çalışmadan dışlanma kriterlerini karşılayan DSM-5 (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı-5) tanı ölçütlerine göre bipolar bozukluk tanısı konmuş 51 hasta ve 48 bipolar bozukluk tanısı konmamış fakat çocukluk çağı travması olan kontrol grubu dahil edilmiştir. Çalışmaya katılmayı kabul eden tüm katılımcılara araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik veri formu ve daha önce geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları yapılmış olan Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33) ve Kişilerarası Problemler Ölçeği (IIP-32) uygulanmıştır. Sonuçlar SPSS programı ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Kontrol grubu ile bipolar bozukluk tanısı alan bireyler arasındaki farklılıkları anlamak için çok değişkenli varyans analizi (MANOVA) kullanılmıştır. Bu analiz, bağımlı değişkenlerin gruplar arasında anlamlı farklılık gösterip göstermediğini değerlendirmek için uygulanmıştır. Çalışma verileri ışığında bipolar bozukluk tanılı bireylerin bipolar bozukluk tanısı konmamış kontrol grubuna göre çocukluk çağı travmalarının daha fazla olduğu bulgulanmıştır. Bunun sonucunda da daha fazla kişilerarası zorluk çektikleri ortaya çıkmıştır. Bipolar bozukluk tanılı bireylerde çocukluk travmalarının kişilerarası ilişki problemleri üzerinde etkisinin bulunduğu ortaya konmuştur. Ancak bir diğer değişken olan sigara kullanımı üzerine bipolar bozukluk tanılı bireylerde çocukluk çağı travmalarının etkisinin olmadığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bipolar bozukluk, çocukluk çağı travmaları, kişilerarası ilişki zorlukları, sigara kullanımı
Depresyon belirtileri gösteren yetişkinlerin sosyal ve duygusal yalnızlıklarının toplumsal aidiyet duygusuyla ilişkisi
Araştırmada depresyon belirtileri gösteren yetişkinlerin sosyal ve duygusal yalnızlıklarını toplumsal aidiyet duygusuyla ilişkilendirerek incelemek amaçlanmıştır. Aynı zamanda sosyal ve duygusal yalnızlık ile toplumsal aidiyet düzeyinin katılımcıların çeşitli demografik bilgilerine göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini uygun örnekleme yöntemiyle seçilen 18-55 yaş arası gönüllü 235 yetişkin kadın ve 181 yetişkin erkek olmak üzere toplamda 426 kişi oluşturmaktadır. Araştırmanın veri toplama sürecinde, Kişisel Bilgi Formu, Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Genel Aidiyet Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, erkeklerin sosyal yalnızlık ve dışlanma düzeyinin kadınlardan daha yüksek olduğu saptanmıştır. Romantik ilişkilerde duygusal yalnızlık düzeyinin arkadaşlarıyla yaşayan kişilerde, eşi veya partneriyle yaşayan kişilere göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Sosyal yalnızlık ve romantik ilişkilerde duygusal yalnızlık düzeyinin parçalanmış ailede büyüyen katılımcılarda daha yüksek olduğu saptanmıştır. Aile ilişkilerinde duygusal yalnızlık düzeyinin ruhsal bir bozukluğa sahip kişilerde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Aile ilişkilerinde duygusal yalnızlık ve dışlanma düzeyinin kendine zarar verme öyküsü bulunan kişilerde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Kabul edilme düzeyinin ailesiyle yaşayan kişilerde, arkadaşlarıyla yaşayan kişilere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Dışlanma ve kabul edilme düzeyinin büyüdüğü aile tipine ve ruhsal bozukluk öyküsüne göre farklılaşmadığı saptanmıştır. Dışlanma düzeyinin pozitif yönlü; kabul edilme düzeyinin negatif yönlü olarak depresyon düzeyini yordadığı saptanmıştır. Dışlanma düzeyi ile sosyal ve duygusal yalnızlığın depresyonu pozitif yönlü yordadığı saptanmıştır. Dışlanma pozitif yönde; kabul edilme negatif yönde sosyal yalnızlık puanlarını yordamaktadır. Dışlanma pozitif yönde; kabul edilme negatif yönde duygusal yalnızlık (aile) puanlarını yordamaktadır. Kabul edilme negatif yönde duygusal yalnızlık (romantik ilişkiler) puanlarını yordamaktadır.
Meme kanseri tanısı konmuş kadın hastaların öz şefkat ve travmatik büyümeleri arasındaki ilişki
Araştırmanın amacı; meme kanseri tanısı konmuş kadın hastalarda öz şefkat, travma sonrası büyüme ve beden algısı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bunlara ek olarak meme kanseri tanısı konmuş kadın hastalarla, meme kanseri tanısı konmamış kadınların öz şefkat, travma sonrası büyüme ve beden algısının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca meme kanseri tanısı konmuş kadın hastaların öz şefkat düzeyinin tanının ilk konulduğu zamana, hastalığa dair bilgilendirmenin yeterliliğine ve aile desteğine göre farklılık gösterip göstermediği de incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 18-65 yaş aralığında değişen ve Mersin ilinde yaşayan meme kanseri tanısı konmuş 77 kadın hasta ve kontrol grubu olarak meme kanseri tanısı konmamış 77 sağlıklı kadın olmak üzere toplam 154 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada Travma Sonrası Büyüme Ölçeği, Öz Şefkat Ölçeği, Beden Algısı Ölçeği ve araştırmaya katılan bireylerin sosyo-demografik verilerini toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Bu araştırmada, SPSS 22.0 programı kullanılmıştır ve analizler bu program aracılığıyla yapılmıştır. Araştırma sonucunda; meme kanseri tanısı konmuş kadınların ve meme kanseri tanısı konmamış sağlıklı kadınların öz şefkat düzeylerinin anlamlı şekilde farklılaşmadığı saptanmıştır. Meme kanseri tanısı konmuş kadınların başkalarıyla ilişkilerde değişim düzeyi, tanı konmamış katılımcılarına göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır. Meme kanseri tanısı konmuş kadınların beden algısı düzeyleri, meme kanseri tanısı konmamış kadınlara göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır. Meme kanseri tanısı konmuş kadınların öz şefkat düzeyinin kanser tanısının ilk konulduğu zamana göre anlamlı biçimde farklılaşmadığı, aile desteği ve hastalığa dair bilgilendirmeyi yeterli bulma durumuna göre anlamlı biçimde farklılaştığı saptanmıştır. Meme kanseri tanısı konmuş kadınların öz şefkat düzeyinin benlik algısındaki değişimi, başkalarıyla ilişkilerde yaşanan değişimi, yaşam felsefesinde yaşanan değişimi ve beden algısını pozitif yönde yordadığı saptanmıştır.