Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Murat Aslan
16 theses · Hasan Kalyoncu University
Terörün dönemsellik bağlamında trendleri: PKK örneği
Tarihsel süreçte güvenlik terimine farklı anlamlar yüklenildiğini görmekteyiz. Günümüzde ise küreselleşmenin de etkisiyle kavramın yeni çeşitleriyle karşılaşmaktayız. Bu kavramın değişmesinin yanında terör unsurlarının da değiştiğini yeni yöntemler geliştirerek taktik değişikliğine gittikleri ortadadır. Tabi bu taktik değişikliğine karşı, devletlerin buna nasıl karşılık verdiği, klasik yöntemlerle mi yoksa Türkiye'nin de yaptığı gibi yeni yöntemlerle mi mücadele verdiği önemlidir. Çalışmada PKK'nın Türkiye'nin güvenliğinin bozulmasında bir paravan olarak nasıl kullanıldığını araştırarak; Türkiye'de ki hangi gelişmelerin PKK'nın kullanılmasına sebep olduğu araştırılmıştır. İç güvenlikle birlikte ülke güvenliğine de olumsuz sonuçları sebep olan PKK'yı, PKK'yla mücadelede değişen, yerlileşen ve millileşen silah envanteriyle birlikte konsept; sorunun arkasındaki asıl amacın devletin güvenliğinin ve bekasının hedef alındığı araştırılmıştır. PKK'nın, Türkiye'nin ulusal ve bölgesel alanda daha etkin ve bağımsız kararlar alan bir devlet olmasının engellenmesinde kullanıldığı ortaya konulmuş olup, konu dünya konjonktürüyle birlikte incelenmiştir. Anahtar kelimeler: PKK/KCK, Proje Örgüt PKK, PYD/YPG, PKK'ya Verilen Dış Destek
Türk dış politikasının Arap İsrail sorunlarına uzanımı: Tutarlılık trendi
Bu çalışma Orta Doğu'ya damga vurmuş Arap-İsrail sorununu merkeze alarak; sorunun zaman içinde gelişimini ve Türkiye'nin Arap-İsrail sorununa yönelik dış politikasının tutarlılığını incelemeyi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda İsrail ile Filistin tarafları arasında çatışmanın esasını oluşturan Kudüs'ün paylaşılamayan statüsü, İsrail ve Körfez ülkeleriyle su sorunu temalarına öncelik verilmiştir. Çalışma ile beraber Türkiye'nin 1948 sonrası Arap İsrail sorununa yönelik politik tercihleri ele alınmıştır. Orta Doğu günümüz itibariyle tam bir kaosa sürüklenmiş, bölgenin Osmanlı hâkimiyetinden çıkması ile başlayan yapılanma 20. yüzyılın başından itibaren geri dönüşü mümkün olmayan bir kördüğüme dönüşmüş ve bu düğüm günümüze kadar çözülememiştir. Türkiye İsrail Devleti'nin 1948 yılında ilan edilmesiyle birlikte İsrail'e sempati duyan ABD ve bir kısım Avrupalı ülkelerle, Müslüman kimliğe sahip devletleri dengelemeye çalışmış ve orta yol politikası izlemiştir. Bölgesel gelişmelere paralel politika üreten Türkiye, Arap-İsrail sorunlarında denge politikası güderken 2009 yılında Davos Zirvesi'nde yaşanan kırılmaya kadar bu yaklaşımını sürdürmüştür. Anahtar Kelimeler: Filistin, Arap, İsrail, Türkiye, Dış Politika
Terörizm ve istihbarat etkileşimsel dönüşüm
Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle 1990'lı yıllardan itibaren terörizm basit bir kavram ve olgu olmaktan çıkarak küresel ve siyasi bir aktöre dönüşmüştür. Küreselleşme olgusu terörizmi küresel bir güce dönüştürmüş, bunun karşısında ise istihbarat küresel bir misyona, vizyona ve stratejiye sahip olmak durumunda kalmıştır. Bu durumun sonucu olarak 'terörizm ve istihbarat' kavramları küresel terörizm olgusunun güç kazanmasıyla beraber birbirinden ayrılmaz bir yapıda faaliyet göstermeye başlamıştır. Bu faaliyetlerin sonucunda istihbarat ile terörizm arasında döngüsel bir diyagram ortaya çıkmıştır. Terörizm ruhu, mantalitesi, dinamikleri itibariyle bütün klasik istihbarat algılarını ve yaklaşımlarını adeta yerle bir etmiş, istihbarat devrimi kaçınılmaz bir süreç olarak ortaya çıkmıştır. İstihbaratın bu dönüşüm sürecinin her aşamasında bilim ve teknolojinin etkileri görülmüş; araştırma, geliştirme ve inovasyon faaliyetleri ağırlık kazanmıştır. Bu çalışma ile terörizmin etkisiyle istihbaratın yaşadığı dönüşüm sürecinin tüm dinamiklerinin ve bileşenlerinin analiz edilerek sürecin anlamlandırılması amaçlanmıştır. Böyle bir çalışmanın ülkemiz istihbarat disiplinine akademik derinlik katacağı, istihbarat disiplinin gelişimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: terörizm, istihbarat, küreselleşme, teknoloji, analiz.
Güvensizlik katmanı, güvenlik çarpanı: Mülteci akımının ve yasadışı göçün Türk-Yunan ilişkilerine etkileri
Bu çalışmada ilk olarak Türk- Yunan ilişkilerine etki eden etmenler tarihsel süreç içerisinde incelenmiştir. İki ülke ilişkilerinin şekillenmesinde mülteci ve yasadışı göçmenlerin etkisi detaylı olarak irdelenmiş, aynı zamanda Suriye'de yaşanan iç savaş sonrası mülteci akımının Türk-Yunan ilişkilerine olumlu ve olumsuz etkileri değerlendirilmiştir. İkinci bölüm yasadışı göçlerin önlenmesine yönelik yapılan çalışmaları ele almıştır. Bu konu üzerine Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yapılan Geri Kabul Anlaşmanın Türk-Yunan karasuları ve hudut hatlarında yaşanan sorunlara etkisi değerlendirilmiştir. Söz konusu bölümde her iki ülkenin ayrı ayrı mülteci ve yasadışı göçmenler hakkındaki argümanlarına değinilmiştir. Nihayetinde üçüncü bölümde ikili ilişkilerin yapılandırılmasında göç gibi yumuşak güvenlik sorunlarının nasıl şekillendiği incelenmiş, tartışmanın temelini oluşturan ve sonucunu şekillendiren güvensizlik katmanı ve güvenlik çarpanı kavramları literatüre kazandırılmıştır. Karasuları ve hudut hatları çerçevesinde yaşanan sorunlara mülteci ve yasadışı göçmenlerin de dâhil olmasının ikili ilişkileri hangi yönde etkilediğine dair tespitleryapılmıştır. Nihayetinde söz konusu göç olgusunun güvenlik veya güvenliksizleştirme istikametinde bir araç olarak ortaya çıktığı vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mülteci ve Yasadışı Göçmenler, Güvenliksizleştirme,Güvensizlik Katmanı, Güvenlik Çarpanı, Göçün Güvenlikleştirilmesi.
Türkiye ve nükleer enerji: Güvenlik odaklı strateji tercihi
Türkiye'nin enerji kaynakları ve çeşitliliği göz önüne alındığında, dışa bağımlılığın gün geçtikçe daha fazla arttığı gözlemlenmiştir. Türkiye, sanayileşme, teknolojik altyapı, nüfusun artması gibi durumların etkisiyle arz güvenliği ve enerji ihtiyacının sağlanmasına yönelik nükleer enerjiyi alternatif bir seçenek olarak değerlendirmeye başlamıştır. Çalışmada nükleer enerjinin sürdürülebilir kalkınma içerisindeki yerinin tespiti ve nükleer enerji kültürünü oluşturmaya yönelik adımların değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Türkiye'nin nükleer enerji tercihine yönelik strateji tercihini belirlemek maksadıyla kamuoyunun ekonomik ve toplumsal güvenlik yaklaşımlarını ortaya çıkarmak için anket çalışması yapılmıştır. Araştırma sonucuna göre nükleer enerji ile ilgili toplumsal ve ekonomik güvenlik parametreleri dikkate alındığında kamuoyunun olumsuz bir değerlendirme yaptığı ortaya çıkmaktadır.
İslam devriminden günümüze İran'da fıkıh ve dış politika ilişkisi
Bu çalışma, İran'ın iç ve dış politikasını dini kıstaslara göre şekillendirdiği gerçeği ile bu gerçeğin etkilerinin izdüşümlerini ortaya çıkarmayı ve elde edilen bulguların İran halkı için ne anlam ifade ettiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel hipotezine göre İran'ın Ortadoğu'da taraf olmaktan uzaklaşması ve içte refah ve özgürlüğü artırıcı önlemleri alması hem İran halkının özgürleşmesine fayda sağlayacak hem de İran devletinin uluslararası sisteme daha fazla uyum sağlamasına sebep olacaktır. Çalışmada içerik analizi ve literatür taraması nitel yöntemleri kullanılmıştır. Bu bağlamda çalışmada rejim taraftarı olan Rehber ve diğer önemli dini liderler ile rejime karşı veya reform isteyen dini-fikri liderlerin rejim ve dış politika ile ilgili dini-fıkhi söylemlerinin analizi yapılmıştır. Ardından bu söylemlerin Suriye Savaşı örneğindeki izdüşümleri incelenmiştir. Bununla birlikte genellikle dini yönetim tarafından şekillendirilen dış politika sonucu ortaya çıkan mevcut durum İran'ın ekonomik ve siyasi ilişkilerindeki kazanım ve tehditleri de etkilediği için çalışmada ayrıca İran'ın ticari, askeri, kültürel alanlardaki ekonomik resmi ortaya konmuştur. Sonuç olarak İran'ın genel olarak dış politikasında batıya yaklaşacak adımları atması, Suriye Savaşı'nda ki politikasını bırakarak Suriye'den askeri kuvvetlerini çekmesi gerektiği tavsiye edilmiştir. Böylelikle İran'ın Suriye politikası özelinde harcadığı imkân ve kabiliyetlerini halkının özgürlük ve refahı için kullanmalıdır. Ancak bu tedbirleri aldığı takdirde İran kendi "kutsal" rejimini koruyabilecektir. Anahtar kelimeler: İran, Orta Doğu, Dini Söylem, Dış Politika, Pragmatizm
İslam Devrimi sonrası İran nükleer programı: Türkiye için riskler ve fırsatlar
1979'da İran'da gerçekleşen İslam Devrimi'nden sonra ABD ile İran arasındaki iyi ilişkiler, devrimden sonra bozulmuştur. İlişkilerin bozulmasıyla günümüze kadar devam eden ve halen çözülemeyen sorun; İran'ın barışçıl nükleer teknolojiye sahip olma hakkının olduğu iddia ederek buna sahip olma arzusu, ABD'nin ise çıkarları için bölgede nükleer güç ve bununla beraber balistik füze teknolojisine sahip bir bölgesel aktörü istememesi gibi hususlar, nükleer sorunun başlıca temelini oluşturmuştur. ABD baskılarına karşı İran'ın direnmesi bölgesel ve küresel alanda sorun olmaya devam etmiştir. Bu bağlamda İran'ın ABD'nin öncülüğünde, bölgesel ve küresel güçlerin yaptırımına rağmen nükleer programını devam ettirme politikası, ABD'nin buna karşı yaptırımlarla İran'ı bu politikasından vazgeçirme mücadelesi devam etmektedir. İran'ın askerî, ekonomik ve siyasi olarak bölgede ve dünyada hareket kabiliyetini kısıtlamak için yaptırımları sertleştirmesi sınırdaşı olan Türkiye'yi etkilemiştir. Bölgede iki gücün karşı karşıya gelmesi Türkiye'ye konjonktürel menfi etkileri yanında bölgesel ve küresel fırsatlarının da olabileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: İran, ABD, Bölgesel Güç, Türkiye, Yaptırımlar.
Multiplying effect of energy resources: Curtailing the long-lasting confrontation of Egypt and Israel state
Standing as historically conflicting actors within the scope of safety and security concerns, the two major actors of the Eastern Mediterranean, Egypt and Israel State have taken grand steps and advanced from fierce hostility to regional collaboration in a relatively short period of time in accordance with the necessities of modern and trending norm that is the Globalization within the scope of free-market capitalism and thusly set a good example to the non-negligible effects of pragmatic measures including the cooperation on the basis of natural resources and energy causing direct alterations in interactions on international level. In accordance with the example in the region in regard to the historically advancing relations between Egypt and Israel State, the aim of this study is to analyze the potential contribution of Neorealist motives to the very probable and substantial regional peace or conflict which would, followingly, set a basis for the probability of international peace or inclined tensions within the scope of natural resources and energy while indirectly fortifying the national incentives of safety and security, national interests and survival; proving, once more, that the exigence of elements required for the continuation of states overcome the constructed elements as well as fundamental ideals.
Kültürleşme yönelimleri çerçevesinde Suriyeli mültecilere yönelik nefret söylemlerinin entegrasyon sürecine etkileri
Bu çalışmayla mültecilere yönelik nefret söyleminin etkisi kapsamında mültecilerin kültürleşme yönelimlerini ortaya çıkarmak ve entegrasyon sürecine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Araştırmanın denekleri 2011 yılında Suriye'deki iç savaş nedeniyle Türkiye'ye gelen ve Gaziantep ilinde yaşayan Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerden oluşmaktadır. Çalışmada Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin görüşlerini belirlemek için anket yöntemi kullanılmıştır. Nefret söylemi son dönemlerde öne çıkmış bir çalışma alanı olarak, toplumsal ilişkilerde yaşanan ötekileştirme, dışlama, ayrıksılaştırma gibi görüşleri kapsayan bir çalışma alanıdır. Bugün birçok çalışma göstermektedir ki ana akım toplum göçe dayanan nedenlerle nefret söylemine tanık olduğumuz, karşıtlığın nefret söylemiyle ifade edildiği bir yaşam alanı haline gelmiştir. Ana akım toplumda, özellikle nefret söylemi içeren söylemlerin, ötekileştirmeye yönelik toplumsal davranışların geliştiği görülmüştür. Çalışma mültecilerin, zorunlu olarak bulundukları ülkede yaşadıkları nefret söylemi karşısında oluşan duygu ve düşünceleri değerlendirilerek, kültürleşmeye ilişkin yönelimlerini ortaya çıkarmaktadır. Anahtar Kelimeler: nefret söylemi, kültürleşme yönelimleri, göç, mülteci, söylem
AK Parti dönemi Türk dış politikası: Türk-Amerikan ilişkileri örneği (2002-2020)
Bu çalışmada iki müttefik ülke Türkiye ve ABD arasında tarafların çatışan çıkarlarının yol açtığı gerilemlerin yönetilebilir bir düzeye çekilebilir olup olmadığı 1 Mart tezkeresi, silah ambargoları, Halkbank olayı, vize gerilimi, Brunson olayı, S-400 ve F-35 meselesi, Suriye meselesi gibi iki ülke arasındaki konu başlıkları üzerinden incelenecektir. Çalışmanın amacı, özellikle 2002-2020 döneminde Türkiye ve ABD arasında küresel gelişmelerden kaynaklı farklılaşan ulusal güvenlik kaygıları ve çıkarlarının neden olduğu gerilimlerin resmedilmesi sonucunda neden ve sonuç ilişkilerinin irdelenmesi ve bu yolla dış politika yapımında Türk-Amerikan ilişkilerini esas almak suretiyle gerginliklerin nasıl yönetilebileceğini incelemektir. Bu çerçevede, nitel araştırma desenlerinden vaka çalışması türlerinden açıklayıcı/tanımlayıcı durum yöntemi kullanılmış, mülakat yöntemi ve doküman incelemesi ile veri toplanmıştır. Çalışma sonucunda iki ülke arasında 2002 sonrası dönemde gerçekleşen gerilimlerde ABD tarafının Türkiye'ye yönelik olumsuz yaklaşımlarında Türkiye'nin İsrail ile bozulan ilişkilerinin bir yansıması olarak Yahudi lobilerinin önemli rol oynadığı, iki ülke arasında yönetilmesi ve müzakere edilmesi en güç temel sorunların ise S-400'ler ve Suriye meselesi olduğu tespitine ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türk-Amerikan İlişkileri, Gerilimler, Dış Politika Analizi, Kongre, Yahudi Lobileri.
The architecture of coup-proofing security apparatuses: The legacy of Hafiz al-Assad in Syria
Authoritarian regimes employ security apparatuses as a coup-proofing strategy, as in the case of Syria. The Syrian security apparatus's structure, relations with other institutions, and external hostile activities have been modified to serve this policy. By holding the decision-making process only by his hands, Hafiz al-Assad made security branches and agencies an isolated islands connected directly and exclusively to him. That gave him a high ability to apply a successful coup-proofing policy. From a security studies perspective, Syrian Al-Mukhabarat is distinctive and different from the western security-intelligence classification. Hafiz al-Assad did not build a professional security sector, but patrimonial non-efficient, separated security-intelligence executive agencies, supervised directly. Al-Assad also employed security apparatuses to intervene and conspire against neighboring states.
Cobweb of proxy war in Syria: Iranian case
This paper will discuss how the proxy War served multiple purposes for several actors in Syria as a battlefield and how the proxy war was used as a tool for the main actors fighting in this country. We will be focusing mainly on Iran as a case of study and how the Iranian regime in Tehran used its militias to achieve its goal in Syria. However, on the other hand, how the other actors in Syria, including Russia and the Syrian Regime, used Iran and its militias to achieve their goals. In the first chapter, I will discuss how Iran established several local and foreign militias under its control and how Iran used these militias and the Syrian army to achieve its goals in Syria. The second chapter will illustrate how the Syrian regime used the Iranian intervention to serve its own goals and, most importantly, to stay in power in Syria. The third chapter will discuss the Russian strategy after its intervention in the Syrian war, how Russia used the pro-Iranian militias to maximize its benefits from the war, and what are the main militias that Russia began to support in the Syrian war. Keywords: Syria, Iran, Russia, Proxy
Centralization and decentralization in syria, comparison of before and after 2011
One of the most important debates taking place in recent decades is: How local councils or local government authorities govern, and in this regard, we can see two methods of administration, centralization and decentralization administration. Where the centralization is based on maintaining decision-making authority in the hands of the central government in the capital and all cities or villages councils are subordinate to it and cannot take any decision independently. While decentralization is based on the transfer of authorities to local government bodies, which govern independently of the central government. The aim of this study is to discuss the laws that organize the administration of the local government councils in Syria before and after 2011, either in the Assad regime areas (ARA) or in the areas out of regime control (AORC) after 2011, and which type it takes, is it centralization administrative or decentralization administrative? Then, to achieve the aim of the study, we present a conceptualization explanation of centralization and decentralization and its types and level of governate, then discuss the advantages and disadvantages of both administrative centralization and administrative decentralization. This study relied on qualitative methodologies such as academic research, articles, official legal and political reports, personal interviews with chairmen, members of local councils, and members of the Syrian Interim Government (decision-makers). Also, personal interviews with a member of local councils in Syria before 2011. to understand how local councils are formed, the relationship with the central government and the services they provide, in addition to the financial resources they obtain. Finally, this thesis is discussed the variables in terms of reality and law, whether in the areas of the Assad regime era before and after 2011 or either in the areas outside the control of the Assad regime era after 2011, then analyzed the information which is obtained from the interviews and content analysis of the laws regulating local administration in Syria. The study ended with the following results: 1. The Assad regime's approach to dealing with administrative units in the manner of administrative centralization has not changed, whether before or after 2011. 2. The experience of forming local councils in areas outside the control of the Assad regime can be considered a successful decentralization experiment to some extent.
Hibrit savaşta infodemik sosyal medyanın meydan okuması: Libya iç savaşı örneği
İstihbarat geçmişten günümüze devletlerin en önemli araçlarından ve kurumlarından biri olmuştur. İstihbarat disiplini birden fazla tekniğin kullanılarak elde edilen bilginin, ilgili makamlarca o konuyla alakalı politika ve eylem planı oluşturulmasının ilk adımıdır. Büyük savaşların, insan gücünün, kitlesel silahların yapabileceği etki, elde edilecek olan bir istihbarat ile diğer yöntemlere nazaran çok daha maliyetsiz, yıkımsız ve kayıpsız çok daha küçük bir bilgi ile yapılabilir. İstihbarat teşkilatları günümüzde dijital mecraların ve teknolojik imkânların gelişmesi, sosyal medya kullanımının yayılmasıyla birlikte yeni bir faaliyet alanı bulmuştur. Bu faaliyet alanı da başta sosyal medya olmak üzere farklı aparatların kullanımına yol açmıştır. Bir ülke hakkında, seçilen bir konu üzerine istihbarat çalışması yapılırken, sosyal medya kullanıcıları üzerinden okumalar yapmak, o konuyla alakalı toplumun vereceği genel tepkileri saptamak mümkündür. Akabinde o konuya dair nasıl yönlendirme yapılacağı ve hatta toplumun hassas noktaları üzerine gidilerek nasıl provoke edileceği konusunda ciddi bilgiler edinilebilir. Ülkemizde ve dünyada yaşanan birçok olayda, sosyal medyanın olayları yönlendirme veya provoke etme gücüne eriştiğini görülmektedir. Bu bağlamdan yola çıkılarak sosyal medyanın toplumların yönlendirilmesi ve eğilimlere erişim bağlamında başat bir istihbarat yöntemi olduğu, elde edilen veriler ve cereyan eden hadiseler ışığında ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma kapsamında bu konu Libya İç Savaşı özelinde derinlemesine anlatılacaktır. Anahtar Kelimeler: İstihbarat, Sosyal Medya, Dijital İstihbarat, Libya, Trablus, Bingazi, 17 Şubat, Kaddafi, Halife Hafter.
Media's influence in foreign policy options: The Eastern Mediterranean case
The Eastern Mediterranean Crisis started in the early 2000s when the Republic of Southern Cyprus formed its own Exclusive Economic Zone (EEZ) and made an agreement with the riparian countries. On the other hand, Turkey created its own regional maps and notified the United Nations.The desire to obtain all these natural gas resources has mobilized Turkey, Israel, Egypt and Greece and started a kind of invisible war between these countries. While the states are producing their own strategies, media is standing out in terms of format of developments presenting. In this study, first of all, reflections were observed about the Eastern Mediterranean Crisis in Sabah, Sözcü and Hürriyet which are the most read newspapers in Turkey. Firstly, whether these reflections have an effect on Turkey's foreign security policies, then how much and how they play a role in Turkey's geo-political decisions, and the interpretations of the decisions taken by state actors and the approach they implement are examined. The primary purpose of this study is to examine how effective the media is in making geopolitical decisions on Turkish state actors, with its interpretation, criticism, and approach. Keywords: Eastern Mediterranean Crisis, Hydrocarbon, Geopolitics, Media and Politics, Turkey.
Terörist yapıların marjinalleştirmesinde siber istihbarat: DAEŞ örneği
Bu çalışma, terörle mücadeleye yönelik ilgililere bakış açısı kazandırması amacıyla, siber istihbaratın teröristle mücadelede oynayacağı rolün ortaya koyabileceği sonuçlarını gerek kavramsal gerekse yapısal olarak araştırmaktadır. İstihbarat ve terörizmin siber uzay boyutlarına odaklanmak suretiyle tarihsel bir bağlamda ele almakta ve tahlil etmektedir. Bu doğrultuda ilk olarak istihbarat ve terörizmin tarihsel serüveni incelenerek siber uzaya bağlı değişim ve dönüşümü ele alınmaktadır. Devamında ise siber istihbaratın teröristle mücadele ve yürütülen istihbarat faaliyetleri kapsamında yeterli düzeyde kavramsallaştırılabilmesinin etkileri değerlendirilmektedir. İkinci olarak siber istihbaratın mevcut durumunun uygulamalarla resmedilerek teröristle mücadelede belirlenmiş (doğruluk, isabet ve devamlılık) parametrelerle ölçülmesi sonrasında, kavramlarla ulaşılmak istenen nihai duruma katkısı (kuvvet çarpanı, maliyet etkin teröristle mücadele ve sert mücadeleye katkı) ölçülmeye çalışılmaktadır. Üçüncü ve son olarak da mevcut durumun incelenmesi esnasında tespit edilen parametreler, DAEŞ'in bir vaka olarak ele alınmasıyla ulaşılmak istenen nihai duruma katkısı sorusuna cevap aranmaktadır.