Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Rukiye Hayran

11 theses · Feyziye Schools Foundation Işık University

Master'sOpen AccessTR

Evli bireylerde, problem çözme becerisi ve evlilik doyumu ile somatizasyon arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, evli bireylerde problem çözme becerileri ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide, somatizasyonun aracı rolünü incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma, 282 kadın, 155 erkek olmak üzere toplamda 437 evli birey ile tamamlanmıştır. Araştırmada, "Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu", problem çözme becerisini ölçmek amacıyla "Evlilikte Problem Çözme Ölçeği", evlilik doyumlarını ölçmek amacıyla "Evlilik Yaşamı Ölçeği" ve somatizasyon düzeylerini ölçmek amacıyla ise "Somatizasyon Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veri SPSS 23 (Statistical Package for Social Sciences 23) programı kullanılarak incelenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde cinsiyet farkına bakmak için t testi, değişkenlerin arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson Korelasyon ve problem çözme becerisi ile evlilik doyumu arasındaki ilişkide somatizasyonun aracı rolünü incelemek için hiyerarşik regresyon analizi ile PROCESS Model (Hayes, 2013) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmanın bulgularında, problem çözme becerisi ve evlilik doyumu arasında pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Somatizasyon düzeyleri ise hem problem çözme becerisi hem de evlilik doyumu ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur. Ayrıca problem çözme becerileri ile evlilik doyumu arasındaki ilişkide somatizasyonun aracılık rolü anlamlı bulunmuştur. Sosyodemografik bilgilere göre incelendiğinde ise kadınlar ve erkekler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir somatizasyon farkı bulunmuştur. Kadınlar erkeklere göre daha yüksek somatizasyon farkı göstermiştir. Çocuk sahibi olmayan bireylerin ise hem problem çözme becerisinin hem de evlilik doyumlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgulara bakıldığında bulgular, alan yazın ile paralellik göstermiş ve desteklenmiştir. Sonuç: Araştırmada, evli bireylerde problem çözme becerisi arttıkça evlilik doyumunun da arttığı görülmüştür. Ayrıca, somatizasyon düzeyleri arttıkça evlilik doyumu ve problem çözme becerisi azalmaktadır. Evli bireylerin problem çözme becerisi ve evlilik doyumu arasındaki ilişkide somatizasyonun aracı rolünü anlamlı olarak desteklemiştir. Anahtar kelimeler: Evlilik, Evlilik Doyumu, Problem Çözme Becerileri, Somatizasyon

BedenselleştirmeEvli çiftlerEvlilik doyumu+2
Revan Kafkaslı
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Pilotlarda iş güvencesizliği algısı ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide sürekli kaygının rolü

Amaç: Bu araştırma, pilotlarda iş güvencesizliği algısı ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin ve sürekli kaygının rolünün incelenmesini amaçlamıştır. Yöntem: Araştırma evrenini sivil havacılığa bağlı pilotlar oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini ise internet üzerinden uygulanan anketlere gönüllü olarak katılmayı kabul eden 73'ü kaptan pilot ve 38'i yardımcı pilot olmak üzere 111 erkek pilot oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, İş Güvencesizliği Ölçeği, Sürekli Kaygı Envanteri ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan kişilerin iş güvencesizliği, sürekli kaygı ve psikolojik sağlamlıkları değerlendirildiğinde; değişkenlerin kendi aralarında anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Araştırmanın bulguları incelendiğinde, pilotların sürekli kaygıları ve psikolojik sağlamlıkları arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca sürekli kaygı değişkeninin psikolojik sağlamlık üzerinde anlamlı bir yordayıcı rolü olduğu görülmektedir. İş güvencesizliğinin alt boyutu olan algılanan işe ilişkin güçsüzlük ile sürekli kaygı arasında pozitif yönlü, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki bulunurken psikolojik sağlamlık arasında ise negatif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Bu araştırmada pilotların iş güvencesizliği algısının psikolojik sağlamlıkla ilişkisi ve sürekli kaygının aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre pilotlarda algılanan iş güvencesizliğinin algılanan işe ilişkin güçsüzlük alt boyutu ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin sürekli kaygı tarafından anlamlı düzeyde yordandığı görülmektedir. Bunun yanında bazı sosyodemografik özelliklere göre de pilotların iş güvencesizlikleri, sürekli kaygı ve psikolojik sağlamlıkları istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. Ancak araştırmanın sosyodemografik verileri araştırmaya katılan katılımcıların tümünün erkek olması sebebiyle cinsiyet değişkeni açısından incelenememiştir. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.

GüvencesizlikKaygıKaygı düzeyi+4
Beldem Sekban
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın tutuklu hükümlülerin travma düzeyleri ve bilişsel çarpıtma şekillerinin toplum örneklemi ile karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada cezaevinde tutuklu hükümlü bulunan kadınlar ile toplum örneklemi arasında psikolojik semptomlar, bilişsel çarpıtmalar ve travmatik yaşantıların karşılaştırılması; psikolojik semptomlar, bilişsel çarpıtmalar ve travmatik yaşantılar arasındaki ilişkinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Yöntem:Araştırmaya 150 tutuklu hükümlü kadından oluşan çalışma grubu ve 150 toplum örnekleminden oluşan kontrol grubu olmak üzere toplam 300 kadın dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik bilgi formu ile birlikte Kısa Semptom Envanteri, Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği ve Travmatik Yaşantılar Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre tutuklu ve hükümlü kadınlardan oluşan çalışma grubunun anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite düzeyleri kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Çalışma grubunda bilişsel çarpıtma faktörlerinden iki uçlu biçimde düşünmenin ortalaması kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek iken, diğer faktörler açısından iki grup arasında anlamlı farklılık görülmemiştir. Bununla birlikte çalışma grubunun travmatik yaşantı düzeyleri kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksektir. Çalışma grubunda değişkenler arası ilişkinin incelenmesi için yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre genel olarak psikolojik belirtiler, bilişsel çarpıtmalar ve travmatik yaşantılar arasında pozitif yönlü ilişkiler tespit edilmiştir. Kontrol grubunda yapılan incelemede ise psikolojik belirtiler, bilişsel çarpıtmalar ve travmatik yaşantılara ilişkin faktörlerden bazıları arasında pozitif yönlü ilişkilere rastlanmıştır. Sonuç: Kadın suçluluğunda genel olarak travmatik yaşantıların etkili olduğu ve bu örneklemin psikolojik belirtilerinin daha yüksek olduğu düşünülmekte; kadın suçluluğunu önleme ve tutuklu hükümlü iyileştirme çalışmalarında bu sonuçlara paralel politikalar üretilmesi önerilmektedir.

Bilişsel çarpıtmaCeza infaz kurumlarıKadınlar+4
Nurdan Çelik
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Fazla kilolu ve obez yetişkin bireylerde yeme davranışlarının öfke ve ilişki bağımlılığı ile olan ilişkisi

Özet Amaç: Bu araştırmada fazla kilolu ve obez bireylerin, yeme davranışları, öfke, ilişki bağımlılığı ve sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma 01.11.2017 ve 01.02.2018 tarihleri arasında Slimcity Sağlıklı Beslenme Danışmanlığı Merkezine kilo verme amaçlı başvuran, 213 fazla kilolu ve obez birey ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aşamasında örneklem grubuna, Bilgilendirme ve Onam formu, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Hollanda Yeme Davranışı Anketi, Spann-Fischer İlişki Bağımlılığı Ölçeği, Çok Boyutlu Öfke Ölçeği verilmiştir. Bulgular: Elde edilen bulgulara göre, ilişki bağımlılığı ile dışsal ve duygusal yeme arasında ilişki bulunmuştur. İlişki bağımlılığı ve öfke ile ilgili düşünceler ölçeğinin bütün alt ölçekleri ile, öfke ile ilgili davranışlar ölçeğinin saldırgan ve kaygılı davranışlar alt ölçekleri ile ve kişiler arası öfke tepkileri ölçeğinin intikama yönelik, pasif agresif ve içe dönük tepkiler alt ölçekleri ile ilişki bulunmuştur. Yeme davranışları ve öfke alt ölçekleri arasında çok sayıda ilişkiye rastlanmıştır. Yeme davranışlarından oluşan dışsal ve duygusal yeme davranışı ve öfke davranışlarından oluşan saldırgan ve sakin davranışlar ile cinsiyet arasında farklılıklar olduğu bulunmuştur. Fakat ilişki bağımlılığı ile cinsiyet arasında bir fark bulunamamıştır. BMI ve dışsal ve duygusal yeme davranışı arasında ilişki bulunmuştur. Ayrıca kendine yönelik öfkeli düşünceler ve sakin davranışların duygusal yeme davranışını anlamlı olarak yordadığı bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada, kilo problemi yaşayan bireyleri sadece fizyolojik açıdan ele alıp kalori kısıtlaması ile zayıflatmak yerine fizyolojik, psikolojik ve çevresiyle olan ilişkileri ile bir bütün olarak değerlendirmenin önemi vurgulanmıştır. Elde edilen bulguların, bu alanda çalışan kişiler açısından faydalı olabileceği ve literatüre katkı sağlayabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: fazla kilo, obezite, yeme davranışları, öfke, ilişki bağımlılığı

Kilo almaObeziteYeme tutumu+4
Simay İlkyaz Yapabaş
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Beş faktör kişilik özellikleri ve karanlık üçlü kişilik özelliklerinin eş uyumu ile olan ilişkileri: Evli çiftlerde kesitsel bir çalışma

Amaç: Bu araştırmada Beş Faktör kişilik özellikleri (uyumluluk, deneyime açıklık, sorumluluk, nörotizm ve dışadönüklük) ve Karanlık Üçlü kişilik özellikleri (Makyavelizm, narsisizm ve psikopati) ile evli çiftlerde eş uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma örneklemini Adana ve İstanbul'dan seçilmiş 226 çift oluşturmaktadır. Araştırmanın katılımcıları Gönüllü Olur Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Karanlık Üçlü Ölçeği, Sıfatlara Dayalı Kişilik Testi (SDKT) ve Çift Uyum Ölçeği'ni doldurmuşlardır. Bulgular: Araştırmanın bulguları Makyavelizm, narsisizm, psikopati ve nörotizmin eş uyumunu olumsuz, sorumluluk ve uyumluluğun ise olumlu yönde yordadığını göstermektedir. Bunun yanında cinsiyetlere göre incelendiğinde kadınların Makyavelizm, narsisizm, uyumluluk, sorumluluk ve nörotizm puanlarının erkeklerin eş uyumunu yordadığı, erkeklerin psikopati, narsisizm, nörotizm ve uyumluluk puanların kadınların eş uyumunu yordadığı gözlenmiştir. Çiftlerin puan farkları ile ölçülen eş benzerliği ile çiftlerin eş uyumunun ilişkili olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre Beş Faktör kişilik özellikleri ve Karanlık Üçlü kişilik özellikleri eş uyumunu etkilemektedir. Bunun yanında sosyodemografik özelliklere göre de bireylerin kişilik özellikleri ve eş uyumları farklılıklar göstermiştir. Elde edilen sonuçlar ve sınırlılıklar literatür ışığında tartışılmıştır.

Beş faktör kişilik modeliEvli çiftlerEvlilik uyumu+4
Yaprak Yurdakul
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkinlerde bağlanma stilleri ile sürekli kaygı düzeyi ve sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmada, bağlanma stilleri ile sürekli kaygı düzeyi ve sosyotropik-otonomik kişilik özelliklerinin arasındaki ilişkinin incelenmesi ve bu değişkenlerin örnekleme ait sosyo-demografik veriler açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, İstanbul ilinde yaşayan, 18 yaş üstü kişiler arasından rastgele seçilmiş 503 kişilik bir örneklem üzerinde yürütülmüş ve veri toplama aşamasında örnekleme Sosyo-demografik Bilgi Formu, Erişkin Bağlanma Biçimi Ölçeği, Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri ve Beck Sosyotropi ve Otonomi Ölçeği uygulanmıştır. Veri toplama araçları ile elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 25 programı kullanılarak yapılmış, uygulanan veri analizinde %95 güvenilirlik düzeyi temel alınmıştır. Niceliksel verilerin karşılaştırılmasında Parametrik olmayan iki grup arasındaki farkın analizi için Mann Withney U testi kullanılmıştır. Parametrik olmayan ikiden fazla grup durumunda parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı ve bağımsız değişkenleri arasındaki İlişki Spearman korelasyon analizi ile test edilmiştir. Ölçeklerin birbirine etkisi çoklu doğrusal regresyon ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda; erişkinlikteki bağlanma biçimleri ile sürekli kaygı ilişkili bulunmuş, sürekli kaygı ile güvenli bağlanma arasında negatif yönde, kaçıngan ve kaygılı bağlanma ile pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Bağlanma stillerinin sürekli kaygıya etkisi incelendiğinde ise güvenli bağlanma, kaçıngan bağlanma, kaygılı bağlanma puanlarının sürekli kaygıyı anlamlı düzeyde yordadığı ve sürekli kaygının toplam varyansının yaklaşık %8'ini açıkladığı görülmektedir. Bağlanma ve sosyotropik-otonomik kişilik boyutlarının ilişkisi değerlendirildiğinde; güvenli bağlanma ile sosyotopik ve otonomik kişilik özellikleri negatif yönde bir ilişki içinde iken, kaçıngan ve kaygılı bağlanma ile sosyotropik ve otonomik kişilik özelliklerinin pozitif yönde bir ilişki gösterdiği saptanmıştır. Otonomi ölçeği; güvenli bağlanma ölçeği ile negatif yönlü ve kaçıngan bağlanma ölçeği ile pozitif yönlü ilişki içindeyken, sosyotropi ölçeği kaygılı bağlanma ölçeğiyle pozitif yönde bir ilişki içindedir. Sosyotropi ve otonomik kişilik özelliklerinin sürekli kaygı ile ilişkisine bakıldığında ise sürekli kaygının, sosyotropi ve otonomi ile pozitif yönde ilişkili olduğu görülmektedir. Sosyotropi ve otonomi puanları arttıkça, sürekli kaygı düzeyi de artmaktadır. Araştırmaya katılan kişilerin demografik verileri araştırma değişkenlerine göre incelendiğinde ise; yaşamın ilk 3 yılında anne ve baba ayrılığı yaşamayan grup, ayrılık yaşayan gruba göre daha yüksek güvenli bağlanma gösterirken, boşanmış veya ebeveyn vefatı olan ailelerde büyüyen çocukların çekirdek ailelerde büyüyen çocuklara oranla daha yüksek kaygılı bağlanma puanı aldıkları görülmüştür. Çocukluk veya gençlikte anne ve baba sevgisi alan gruplar, almayan gruplara göre anlamlı şekilde yüksek güvenli bağlanma sergilerken, sevgi görmeyen gruplar, sevgi gören gruplara göre yüksek kaçıngan ve kaygılı bağlanma göstermiştir. Şiddet faktörü değerlendirildiğinde ise güvenli bağlanma ile baba şiddeti arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Bununla beraber anne ve babaların eğitim düzeyi ile bağlanma ilişkisine bakıldığında hem anne hem de babanın eğitim düzeyi ile güvenli bağlanmanın pozitif yönde ilişkili olduğu görülmüştür. Babanın eğitim seviyesinin düşmesiyle kaygılı bağlanma düzeyindeki yükselme olmaktadır. Evli kişiler, bekar veya boşanmış kişilere oranla daha yüksek güvenli bağlanma puanları alırken, bekar ya da boşanmış kişilerin evli kişilere göre kaçıngan ve kaygılı bağlanma boyutlarından daha yüksek puan almış olmaları ve eşi ile yaşayan kişilerle; ailesi, arkadaşı ve yakın akrabasıyla yaşayan kişiler kıyaslandığında, her üç grupta da eşiyle yaşayan kişilerin daha yüksek güvenli bağlanma gösterdikleri saptanmıştır. Yine yalnız, ailesi, annesi, arkadaşı ve yakın akrabasıyla ile yaşayan grupların, eşiyle yaşayan gruba göre daha yüksek kaygılı bağlanma puanları aldıkları görülmüştür. Elde edilen bulgular, erişkinlikte bağlanma stillerinin, sürekli kaygı ve sosyotropik-otonomik kişilik boyutları ile ilişkisini göstermektedir. Sürekli kaygı ile sosyotropi ve otonomi arasındaki ilişkinin incelenmesi, bu üç değişkenin beraber değerlendirilmesine fırsat tanımıştır. Aynı zamanda bağlanmanın kişilik yapıları, erişkinlikteki ilişki tarzları ve psikopatoloji oluşumu üzerindeki rolü araştırılmış ve bu açıdan da literatüre katkı sağlamak amaçlanmıştır.

BağlanmaBağlanma stilleriKişilik özellikleri+3
Deniz Senem Demir
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde koşulsuz kendini kabulün algılanan stres ile ilişkisi ve anne kabul/reddinin bu ilişkideki aracı rolü

Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde koşulsuz kendini kabul ile algılanan stres arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide anne kabul/reddinin aracı rolünü incelemektir. Araştırma, İstanbul'da 7 farklı üniversiteden seçilen 320 üniversite öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aşamasında örneklem grubuna Demografik Bilgi Formu, Koşulsuz Kendini Kabul Ölçeği Anketi, Algılanan Stres Ölçeği Anketi, Ebeveyn Kabul/Red Ölçeği Anketi Kısa Form Anne Boyutu uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 25 (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 21.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. ANOVA Testi, t Test, Mann Whitney-U ve Kruskal Wallis Testleri gruplar arası farkları belirlemek için kullanılmıştır. Spearman Korelasyonu ise araştırmanın değişkenleri arasındaki ilişkiyi belirmek amacıyla kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, koşulsuz kendini kabul ile algılanan stres arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Ancak, anne kabul/reddinin bu ilişkideki aracı rolü bulunamamıştır. Araştırma sonuçları, koşulsuz kendini kabul ile anne kabul/reddi arasında (anne reddiyle) negatif yönde anlamlı ilişki olduğunu göstermiştir. Ayrıca, anne kabul/reddi ile algılanan stres arasında da (anne reddiyle) pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Son olarak, araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmış, çalışmanın sınırlılıkları ve gelecek çalışmalar için öneriler belirtilmiştir.

Aile kabul-red kuramıAnne davranışıAnneler+3
Fatma Aylin Kişi
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ceza infaz kurumlarındaki mahkumlarda algılanan sosyal desteğin kurumdaki uyum ve ruhsal durum ile ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırmada ceza infaz kurumlarındaki mahkumların (hüküm almış olan hükümlü ve hüküm özlü kişilerin) çevrelerinden algıladıkları sosyal destek ile kurumda kaldıkları süre zarfında ruhsal durumları ve kurum uyumları arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmaktadır. Bu yolla, topluma kazanımı istenen bireylerin hüküm sürecinde, aile ve yakınları ile bağlarının önemini keşfederek, infaz süresini verimli geçirebilme konusunda, suçu ve suçluluğu önlemekle ilgili aile ve aile üyelerini de iyileştirmede paydaş kılacak etkili müdahaleler geliştirebilmek hedeflenmiştir. Yöntem: Bu araştırma Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nden alınan resmi izin doğrultusunda Metris 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü ve hüküm özlü bulunan, 18-65 yaş arası gönüllü 200 mahkum birey ile yapılmıştır. Araştırmada öncelikle katılımcılara bilgilendirilmiş gönüllü onam formu verilmiştir. Sonrasında sırası ile Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Ziyaret Değerlendirme Formu, Kısa Semptom Envanteri (KSE) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) verilerek uygulanmıştır. Araştırmada nominal veriler frekans analiziyle, ölçüm verileri ise ortalama ve standart sapma ile tanımlanmış ve ölçeklerin iç tutarlılık değerleri madde geçerlilik analizi ile verilmiştir. Araştırmada Spearman Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi, kategorik değişkenler arasındaki farklılığın tespiti için χ2 bağımsızlık testi, iki kategorili değişkenler için medyanlar arası farklılık için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla kategorili değişkenler için medyanlar arası farklılık için Kruskal-Wallis H testi ve yordayıcı değişkenlerin bulunması için regresyon analizi kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS.22 (Statistical Package for Social Science) paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan katılımcıların 179'u (%89,5) hükümlü, 21'i (%10,5) hüküm özlü bireyden ve bu örneklemin %70,5'i şiddet suçu işlemiş, %29,5'i mala karşı suç işlemiş bireyden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan bireylerin algıladıkları sosyal destek seviyeleri, ruhsal durumu, kurum içi uyumu değerlendirildiğinde; Algılanan sosyal destek ile Kısa Semptom Envanteri, anksiyete altboyutu , depresyon altboyutu , olumsuz benlik altboyutu ve somatizasyon altboyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki olduğu görülmüştür. Ek olarak yüksek algılanan sosyal desteği olanların psikolojik rahatsızlık puan medyanları genel olarak düşük olduğu görülmüştür. Analiz daha önce cezaevi geçmişi olan ve olmayanlar biçiminde şekillendirildiğinde; daha önce cezaevine girmemiş olanların kurum içi uyum ve algılanan sosyal destek puan medyanlarının en yüksek olduğu ve algılanan sosyal desteğin; aile/yakınlardan para yatırılması, mektup alma sıklığı, aile/yakınlarla telefon görüşmesi sıklığı ve depresyon tarafından yordandığı bulgular arasındadır. Ayrıca; kişinin suçunun kayda geçtiği yaşın (18 yaş altı-19 yaş üstü) ve işlediği suç türünün (şiddet suçu-mala karşı suç) mükerrer suçu yordadığı, yine aynı değişkenin kurum içi uyum toplam puanının %22'lik kısmını pozitif yönde anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Sonuç: Araştırmanın bulgularının sonuçlarına göre; kişinin algıladığı sosyal destekteki artışın, kişinin ruh sağlığındaki iyileşmeyle ilişkili olduğu, kişiyi topluma kazandırma ve ruhsal iyilik halliliği için aile ve yakınları ile iletişiminin devam etmesinin yani algıladığı sosyal desteğin önemi keşfedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ceza İnfaz Kurumu, Ruh Sağlığı, Algılanan Sosyal Destek.

Algılanan sosyal destekCeza infaz kurumlarıHükümlüler+3
Asburçe Ravanoğlu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik doyumunun öncülleri ve sonuçları: Depresyon, kaygı, erken dönem uyumsuz şemalar

Amaç: Bu araştırma evlilik doyumunun erken dönem uyumsuz şemalar, depresyon ve kaygı belirtileri ile ilişkisini incelemeyi ve algılanan sosyal desteğin evlilik doyumu ile depresyon ve kaygı arasındaki ilişkide aracı rolünü ele almayı amaçlamaktadır. Yöntem: Araştırmada 106'sı kadın 44'ü erkek olmak üzere 150 evli birey yer almıştır. Veri toplama aşamasında katılımcılara, Sosyodemografik Bilgi Formu, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmada yapılan analizlere göre katılımcıların güvensizlik ve iç içe geçme/bağımlılık şema boyutları evlilik doyumunu öngörmektedir. Tüm erken dönem uyumsuz şema alt boyutlarının depresyon ve kaygı ile istatistiksel açıdan pozitif yönde ve anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Ek olarak evlilik doyumu düşük olan katılımcıların depresyon düzeyleri, duygusal yoksunluk şema boyutu ile; kaygı düzeyleri ise yüksek standartlar şema boyutu ile açıklanmaktadır. Çalışmada algılanan sosyal desteğin değişkenler ile ilişkisi incelendiğinde evlilik doyumu ile algılanan sosyal destek arasında ters yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Algılanan sosyal destek ile depresyon düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken kaygı düzeyi ile algılanan sosyal destek arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Son olarak evlilik doyumu ile depresyon düzeyi arasındaki ilişkide algılanan sosyal desteğin rolü incelendiğinde evlilik doyumu artıkça depresyon düzeyinin azaldığı; algılanan sosyal desteğin aracı rolü incelendiğinde ise yine evlilik doyumu artarken depresyon düzeyinin azaldığı ancak algılanan sosyal destek artarken depresyon düzeyinin de arttığı görülmüştür. Sonuç: Araştırmada erken dönem uyumsuz şemaların evlilik doyumunu öngördüğü bulunmuştur. Bunun yanında evlilik doyumu düşük olan katılımcıların depresyon ve kaygı düzeylerinin erken dönem uyumsuz şemalar ile açıklandığı görülmüştür. Algılanan sosyal desteğin evlilik doyumu ve depresyon ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda algılanan sosyal desteğin evlilik doyumu ile depresyon arasındaki ilişkide aracı role sahip olduğu görülmektedir.

Algılanan sosyal destekDepresyonErken dönem uyum bozucu şemalar+4
Özge Zelal Yıldız
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı travmalarının somatizasyon ile ilişkisinde aleksitiminin aracı rolü

Amaç: Bu araştırma çocukluk çağı travmalarının somatizasyon ile ilişkisinde aleksitiminin aracı rolünün olup olmadığını incelemek için gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırmaya İstanbul ve Bursa illerinde yaşayan 20-49 yaş grubundaki 361 birey katılmıştır. Araştırmada katılımcıların sosyodemografik bilgilerine ulaşmak için "Kişisel Bilgi Formu'', çocukluk dönemindeki travmatik yaşantıları ölçmek için "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ)'', aleksitimiyi ölçmek için "Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20)'', somatik belirti düzeylerini ölçmek için "Belirti Tarama Ölçeği (SCL-90-R)'' uygulanmıştır. Sonuçlar SPSS programı ile analiz edilmiş ve veriler bağımsız t-test, tek yönlü varyans analizi, korelasyon ve mediatör analizleriyle elde edilmiştir. Bulgular: Çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. Aynı şekilde çocukluk çağı travmaları ile aleksitimi arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki tespit edilmiştir. Somatizasyon ile aleksitimi arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişkinin olduğu sonucuna varılmıştır. Çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin kısmi aracılık rolü olduğu saptanmış ve hipotezimiz desteklenmiştir. Çocukluk çağı travmaları ile sosyodemografik değişkenler arasındaki ilişkiye bakıldığında; katılımcıların gelir seviyesinin, anne/baba evlilik durumunun ve babanın eğitim durumunun çocukluk çağı travmaları ile anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur. Anne babası boşanmış veya ayrı olanlarda, düşük gelir seviyesine sahip olanlarda ayrıca babasının eğitim seviyesi düşük olan katılımcılarda çocukluk çağı travma düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Buna karşılık cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, anne/baba kaybı, annenin eğitim durumu, çocuklukta büyünülen yer ve yetişkinlik yaşamının büyük çoğunluğunun geçtiği yer ile çocukluk çağı travmaları arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı saptanmıştır. Somatizasyon ile sosyodemografik değişkenlere bakıldığında ise somatizasyon ile cinsiyet ve babanın eğitim seviyesi arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Kadınların ve babasının eğitim seviyesi düşük olan katılımcıların diğerlerine göre somatizasyon değerlerinin daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Bakılmış olan diğer sosyodemografik değişkenler ile somatizasyon arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Aleksitimi ile sosyodemografik değişkenlere bakıldığında aleksitiminin sadece yaş ile anlamlı bir ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Artan yaş ile birlikte aleksitimi seviyesinin düşüş gösterdiği görülmüştür. Sonuç: Çocukluk çağı travmaları arttıkça somatizasyon düzeyinin arttığı görülmüştür. Aynı zamanda çocukluk çağı travmaları arttıkça aleksitimi düzeyleri de artmaktadır. Özetle, çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin kısmi aracı rol oynadığı belirlenmiştir.

AleksitimiBedenselleştirmeTravma+3
Nesibe Baylan
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mesleki tükenmişliğin psikopatoloji, inanç ve kontrol odağı yönünden değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma, lise ve üstü eğitim seviyesine sahip masa başı beyaz yakalı çalışanların tükenmişlik durumlarını ve bunun psikopatoloji, inanç ve kontrol odağı ile olan ilişkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Yöntem: Araştırmaya uygun örnekleme yoluyla 143 beyaz yaka çalışan dahil edilmiştir. Katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ), Psikolojik Belirtiler Tarama Testi (SCL-90-R), Dini Yönelim Ölçeği (DYÖ) ve Kontrol Odağı Ölçeği (KOÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmada yapılan analizlere göre katılımcıların %48'i mesleki tükenmişlik yaşarken, %52'si mesleki tükenmişlik yaşamamaktadır. Sosyodemografik değişkenlere göre bakıldığında, katılımcıların tükenmişlik puanları herhangi bir sosyodemografik veriye göre anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Tükenmişlik yaşayan katılımcıların tüm psikopatolojik semptom puanları, tükenmişlik yaşamayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların tükenmişlik puanları arttıkça SCL-90-R puanları da artış göstermektedir. Dini yönelim ile tükenmişlik arasından herhangi bir anlamlı ilişki bulunmamıştır. Katılımcıların tükenmişlik puanı ile KOÖ puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Yani tükenmişlik arttıkça kontrol odağının yönü anlamlı olarak dışsal kontrole doğru artmaktadır. Son olarak psikopatoloji, inanç ve kontrol odağı değişkenlerinin birlikte tükenmişlik puanlarındaki toplam varyansın %32'sini açıkladığı saptanmıştır. Sonuç: Araştırmaya göre demografik ve mesleki özelliklerin tükenmişlik seviyesi üzerine bir etkisi olmadığı, fakat tükenmişliğin; psikopatolojik semptomlar ve dışsal kontrol odağı ile doğrusal bir ilişki içinde olduğu belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tükenmişlik, ruhsal bozukluk, inanç, iç kontrol odağı, dış kontrol odağı

Beyaz yakalıDenetim odağıDış denetim+5
Cemre Ayhan Sönmezgil
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors