Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Volkan Demir
22 theses · İstanbul Gelişim University, İstanbul Kent University
Psikosomatik deri hastalığı tanısı almış bireylerin bağlanma temsilleri ile saldırganlık eğilimlerinin projektif yöntemler ile değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, psikosomatik deri hastalığı (ürtiker, psoriasis, seboreik dermatit, nörodermatit) tanısı almış bireylerin bağlanma temsilleri ile saldırganlık eğilimlerinin projektif yöntemler ile değerlendirilmesidir. Bu araştırma nitel araştırma yöntemlerinden olan fenomenolojik (görüngü bilim/ olgu bilimsel) model (desen) kullanılarak hazırlanmıştır. Bunun yanı sıra resim analizinden edinilen nitel veriler sayısal verilere dönüştürülüp araştırma grubundaki dağılımın gösterilmesi amacı ile nicel değerlendirme yönteminden yararlanılmıştır. Elde edilen nicel veriler frekans ve yüzde hesabı yapılarak, analiz edilerek tablo şeklinde gösterilmiştir. Araştırmanın evreni İstanbul'da ikamet eden psikosomatik deri hastalıkları tanısı almış bireylerdir. Araştırmanın çalışma grubu ise 2024 yılı Şubat ve Nisan ayları arasında, İstanbul Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde dermatoloji polikliniğinde psikosomatik deri hastalığı tedavisi gören 18-65 yaş aralığındaki kadın ve erkeklerden oluşan 53 kişidir. Ayrıca herhangi bir psikosomatik deri hastalığı tanısı almamış 18-65 yaş aralığındaki kadın ve erkeklerden oluşan 55 kişi ise kontrol grubu olarak araştırmanın çalışma grubu içerisinde yer almıştır. Böylece araştırmanın çalışma grubu 108 kişiden oluşmaktadır. Nitel araştırma olan bu çalışmada örneklem oluşturulurken amaçlı örneklem türlerinden doğrulayıcı ve yanlışlayıcı durum örneklemesi türüne göre katılımcılar belirlenmiştir. Araştırmanın uygulama bölümü, sorumlu araştırmacının katılımı ve yönetimi eşliğinde katılımcılar ile yüz yüze gerçekleştirildi. Araştırma için veriler elde edilmeye çalışılırken her bir katılımcının bilgilendirilmiş onamına başvurulmuştur. Araştırma verilerinin elde edilmesi amacı ile demografik bilgi formu, kuş yuvası çiz testi, var olmayan bir hayvan çiz testi kullanılmıştır. Yapılan betimsel analiz ve tanımlayıcı istatistik (frekans analizi) bulguları ele alındığında psikosomatik deri hastalığı tanısı almış erişkinlerin psikosomatik deri hastalığı tanısı almamış sağlıklı erişkinlere göre daha çok güvensiz bağlanma temsiline sahip oldukları bulgulanmıştır. Psikosomatik deri hastalığı tanılı erişkinlerin psikosomatik deri hastalığı tanısı almamış sağlıklı erişkinlere göre saldırganlık eğilimlerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. Ayrıca psikosomatik deri hastalığı tanılı erişkinlerde kadınların daha sık reaktif saldırganlık eğilimi gösterdiği bulgulanmışken erkeklerin de proaktif saldırganlık eğilimi gösterdiği bulgulanmıştır.
Özel öğrenme güçlüğü tanısı almış çocukların kişilik özellikleri ve saldırganlık eğilimlerinin projektif yöntem olan resim çizme yolu ile incelenmesi
Özel öğrenme güçlüğü, özel eğitim alan öğrenciler arasında yaygın olarak görülen alanlardan bir tanesidir. Özel öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin akademik güçlüklerin yanı sıra yaşadıkları sosyal ve psikolojik güçlükler öğrencilerin gündelik yaşamlarında güçlüklere sebebiyet vermektedir. Kendilerini ifade edebilmeleri için gereken, dili kullanabilme ve düşüncelerini organize edebilme noktasında yaşadıkları zorluklar sebebiyle akranlarına kıyasla daha fazla zorlandıkları bilinmektedir. Bu araştırmada özel öğrenme güçlüğü tanısı almış çocukların kişilik özellikleri ve saldırganlık eğilimleri projektif bir yöntem olan resim çizme yolu ile incelenmiştir. Yazma ve okuma performansı göstermenin kaygısını hissetmeden kişilik özelliklerine ve duygu durumlarına yönelik bilgilere ulaşmak amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 2023-2024 eğitim öğretim yılında bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde özel eğitim alan öğrencilere ulaşılarak "Bir Kaktüs Resmi Çiz Testi" ve "Var Olmayan Hayvan Çiz Testi" uygulanmıştır. Birebir görüşmelerin sağlandığı esnada sosyodemografik bilgiler alınmıştır. Uygulamanın gerçekleştirildiği 100 özel öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencinin 65'ini erkek öğrenciler, 35'ini kız öğrenciler oluşturmaktadır. Elde edilen bulgular analiz edilirken öğrencilerin çizimlerinde büyüklük, küçüklük, konum, kullanılan renkler gibi özellikler dikkate alınmıştır. "Bir Kaktüs Resmi Çiz" testinde dikenler, saksı, kaktüsün yabani veya evcimen oluşu değerlendirmeye alınmıştır. "Var Olmayan Hayvan Çiz Testi"nde hayvanların reaktif ve proaktif saldırganlık belirtileri üzerinde durulmuştur. Bunun için çizilen organlar, çizimlere eklenen özellikler incelenmiştir. Çizimler incelenirken öğrencilerin yansıttıkları duygular üzerinde durulmuştur. Elde edilen bulguların cinsiyete göre farklılıklarına dikkat edilmiştir. Tüm verilerin frekansları alınarak nicel hale getirilmiştir. Araştırma bulgularına göre öğrencilerin çoğunluğu saldırganlık eğilimlerine sahiptir ve cinsiyet fark etmeksizin reaktif saldırganlık özelliklerine yönelik çizimler ortaya koyulmuştur. Tüm katılımcılarda evcimen kişilik özelliklerine yönelik çizimler ortaya koyulmuştur ancak erkek öğrenciler özgürlük ve bağımsızlık ihtiyaçlarını kız öğrencilere göre daha fazla yansıtmıştır. Sakinlik, hırçınlık, korumacı özellikler ve kaygılı duyguduruma yönelik ipuçlarının tüm öğrencilerde birbirine yakın oranlarda yansıtıldığı görülmüştür. Kız öğrenciler erkek öğrencilere göre daha dışadönük olabilecekleri yönünde çizimler ortaya koymuştur. Kız öğrencilerin hem olumsuz-çökkün duyguduruma yönelik hem de neşeli duyguduruma yönelik çizim oranlarının erkek öğrencilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Otoriteye baş kaldırmaya yönelik ipuçları erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre daha yüksektir. Cinsiyetler ayrı ayrı ele alındığında evcimen oluş, aidiyet duymama ve bağımlı kişilik özelliklerinin kız öğrencilerde (0.94) kendi cinsiyetleri içinde, erkek öğrencilerde (0.60) kendi cinsiyetleri içinde olmak üzere birebir aynı oranda ortaya koyulduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Özel Öğrenme Güçlüğü, Kişilik, Saldırganlık
Yaşlılarda ölüm kaygısı ve yalnızlık ile yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelemesi
Bu araştırmanın amacı, yaşlı bireylerin ölüm kaygıları, yalnızlık düzeyleri ve yaşam doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini 147 kadın, 158 erkek olmak üzere toplam 305 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak; Ölüm Kaygısı Ölçeği, Yaşlılar İçin Yalnızlık Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın tanımlayıcı ve çözümleyici istatistiksel analizleri SPSS 24.00 programı kullanılarak yapılmıştır. Bu araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Sayısal verilere ilk olarak normallik analizi uygulanmış ve veri serinin normal dağılım gösterdiği görülmüştür. Araştırma kapsamında ele alınan demografik değişkenler için ikili gruplamalardaki farklılıkların saptanması adına Bağımsız Gruplar t Testi, ikiden fazla gruplamalardaki farklılıkların saptanması adına da Tek yönlü ANOVA testi kullanılmıştır. Ölüm kaygısı, yalnızlık ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin yönünü ve gücünü belirlemek adına da Pearson Korelasyon kullanılmıştır. Araştırma kapsamında ilk olarak demografik değişkenlere odaklanılmış ve ele alınan cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, çocuk sayısı ve yaş faktörlerinin de yaşlı bireylerin ölüm kaygılarında, yalnızlık düzeylerinde ve yaşam doyumlarında anlamlı farklılıklara sebebiyet verdiği görülmüştür. İlgili değişkenlerin arasındaki ilişkiyi saptamak adına yapılan analizler sonucunda da ölüm kaygısı ile genel yalnızlık arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görülürken, ölüm kaygısının ile duygusal yalnızlık arasında pozitif, sosyal yalnızlık ile de negatif yönde ilişkili olduğu görülürken, ölüm kaygısı ile yaşam doyumu arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Elde edilen bulgular alan yazındaki araştırmalar ile karşılaştırılarak tartışma bölümünde detaylı olarak tartışılmış ve gelecek araştırmacılara yönelik öneriler verilmiştir.
Narsistik kişilik özelliği ve sosyal anksiyete arasındaki ilişkide çocukluk çağı travma düzeyleri ve anne baba tutumlarının aracı rolü
Bu araştırmada, narsistik kişilik özelliği ile sosyal anksiyetenin arasındaki ilişkide çocukluk çağı travmalarının ve çocuk yetiştirme stillerinin önemi incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi, 18 yaş üzerinde olan 321 katılımcıdan oluşmuştur. Bilgilendirilmiş Onam Formu, Kişisel Bilgi Formu, Narsistik Kişilik Envanteri, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği, Çocuk Yetiştirme Tarzları Ölçeği online ortamda katılımcılardan toplanmıştır. Araştırmanın analizinde Yapısal Eşitlik Modeli kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen sonuçlar sırasıyla şöyle özetlenebilir: Narsistik kişilik özelliğinin sosyal anksiyete üzerindeki etkisi vardır. Narsisizmi olan bireylerin kaygılarının azaldığı sonucu bulunmuştur. Narsistik kişilik özelliği ile çocukluk çağı travmaları arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. Narsisizm kişilik özelliği ile anne baba tutumunun arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çocukluk çağı travmalarının sosyal anksiyete üzerindeki etkisi negatif yönlü bulunmuştur yani travma yaşayan bireylerin kaygı seviyesi azalmaktadır. Anne baba tutumunun narsisizm kişilik özelliği ile sosyal anksiyete üzerindeki etkisi anlamlı bulunmamıştır.
Kronik böbrek hastası çocuk ve ergenlerde beden algısı ve olumsuz değerlendirme kaygısı arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı kronik böbrek hastası çocuk ve ergenlerin beden algısı ile olumsuz değerlendirilme kaygıları arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte dizayn edilmiş olup verilerin toplanmasında anket yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Diyaliz Servisi'nde tedavi görmekte olan 12-18 yaş arası 105 kronik böbrek hastası bire oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanmasında; 'Demografik Bilgi Formu', 'Beden Algısı Ölçeği-BAÖ' ve 'Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği-ODKÖ' kullanılmıştır. Verilerin analizinde sosyal bilimler için istatistik programı SPSS-22 kullanılmıştır. Kronik böbrek hastası çocuk ve ergenlerde beden algısı ve olumsuz değerlendirilme korkusu arasındaki ilişkinin ortaya konulmasında Pearson korelasyon analizinden yararlanılmış olup değişkenler arası ilişkinin gücü ve yönü ortaya konulmuştur. Aynı zamanda değişkenler arası yordama düzeylerinin ortaya konmasında ise basit regresyon çözümleme analizinden yararlanılmıştır. Gruplar arası karşılaştırma bulgularında ise t testi e tek yönlü varyans (ANOVA) analizinden yararlanılmıştır. Araştırma bulguları incelendiğinde, beden algısı ile olumsuz değerlendirilme korkusu arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak kronik böbrek hastası çocuk ve ergenlerde beden algısı düzeyi arttıkça olumsuz değerlendirilme korkusu düzeyleri de arttığı bulunmuştur.
Duyguları bastırma şeması, duygu düzenleme becerileri ve somatizasyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, duyguları bastırma şeması, duygu düzenleme becerileri ve somatizasyon arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın örneklemi, 18 yaş ve üzerindeki 207 kadın ve 71 erkek katılımcıyı içermektedir. Araştırmada, 'Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Formu', 'Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği', 'Somatik Duygusal Çatışma Ölçeği', ve 'Young Şema Ölçeği Kısa Form 3 Ölçeği' kullanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS-25 programı ile t-testi ve tek yönlü ANOVA analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Homojen olmayan varyanslar için 'varyanslar homojen olmadığında kullanılan t istatistiği' ve 'Welch testi' kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, duygu düzenleme becerileri ile somatizasyon ve duyguları bastırma şeması arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ancak, somatizasyon ile duyguları bastırma şeması arasında herhangi bir ilişki gözlemlenmemiştir. Katılımcıların demografik bilgileri üzerinde yapılan analizde, somatizasyonun cinsiyete bağlı olarak kadınlarda daha yaygın olduğu tespit edilmiştir. Benzer şekilde, cinsiyete bağlı olarak duyguları bastırma şemasının erkeklerde, kadınlara oranla daha fazla olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, eğitim durumu ve yaş faktörleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır.
Yaşam doyumuyla ilişkili faktörler: Şemalarla baş etme biçimlerimiz, kişilik ve özgecilik
Bireyin diğerlerine yardım etme davranışı ile mutluluk düzeyi arasında pozitif ilişki olduğu bilinmektedir. Bireyin bakım vereni ile yaşadığı olumsuz deneyimler sonucu ortaya çıkan erken dönem uyumsuz şemalar ve bu şemalarla baş etme yöntemleri ile yetişkinlik döneminde yaşamdan aldığı doyum arasında da ilişkiler vardır. Bu şemalar hem bireyin kendisini değerlendirmesini hem de kişiler arası ilişkilerindeki tutumunu belirleyerek kişinin yaşam doyumunu etkiler. Bu çalışmanın amacı, özgecilik, şemalarla uyumsuz başa çıkma biçimleri, kişilik tipleri, cinsiyet, gelir düzeyi, eğitim düzeyi, ruh sağlığı meslek grubuna dâhil olup olmama, medeni durum gibi değişkenler ile yaşam doyumu arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemi internet erişimi olan ve 18 – 78 yaş arası toplam 386 bireyden oluşmaktadır. Bireylere Demografik Bilgi Formu, Diğerkâmlık Ölçeği, On Maddeli Kişilik Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Şemalarla Başa Çıkma Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler analiz edilerek, hipotezler test edilmiştir. Bulgular, yaşam doyumunun gelir düzeyi, eğitim düzeyi, ilişki durumu, kişilik tipleri, özgecilik ve şemalarla başa çıkma stratejilerinden etkilendiğini göstermiştir. Diğer bir bulgu ise özgeciliğin cinsiyet, gelir düzeyi, eğitim, kişilik tipleri ve şemalarla başa çıkma biçimleri ile ilişkili olduğudur. Araştırmanın konusu ile ilgili kuramlar ve daha önce yapılan araştırmaların bulguları incelenmiş ve bu araştırmanın bulgularıyla kıyaslanmıştır
Borderline kişilik örüntüsü gösteren yetişkin bireylerin yakınlık korkusunun bağlanma stilleri açısından incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı DSM-V'e göre borderline kişilik örüntüsü gösteren kişilerde yakınlık korkusunun bağlanma stilleri açısından incelenmesidir. Ayrıca yakınlık korkusu, bağlanma stilleri ve borderline kişiliğin demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi de araştırmanın bir başka amacıdır. Araştırma tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kapsamında yürütülmektedir. Araştırmanın evreni, Türkiye'de yaşayan 18-45 yaş arası yetişkinler tarafından oluşmakta örneklemi için uygun örnekleme yöntemi kullanılarak 382 gönüllü yetişkinden oluşmuştur. Araştırmada verileri toplamak için "Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği", "Borderline Kişilik Anketi'nin Türkçe versiyonu" ve "Yakınlık Korkusu Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 26 paket programı ile analiz edilmiştir. Yakınlık korkusu ile bağlanma stilleri alt boyutları arasındaki korelasyon analizi bulgularına göre, yakınlık korkusu ile güvenli bağlanma, kaçınan bağlanma ve kaygılı-kararsız bağlanma stilleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca, hayali yakınlık korkusu, hayali açıklık, ve geçmiş dönem yakınlık korkusu alt boyutları ile bağlanma stilleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Yakınlık korkusu ile borderline kişilik arasındaki korelasyon analizi sonuçlarına göre, yakınlık korkusu ile borderline kişilik ölçeği toplam puanı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak, belirli alt boyutlarda dürtüsellik, terk edilme, ilişkiler, kendilik imgesi, yoğun öfke ve psikoz benzeri durumlar arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Bağlanma stilleri ile borderline kişilik arasındaki korelasyon analizi bulgularına göre, güvenli bağlanma stili ile borderline kişilik ölçeği toplam puanı arasında negatif bir ilişki bulunmuş, kaçınan bağlanma stili ile borderline kişilik özellikleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Kaygılı-kararsız bağlanma stili ile ise çeşitli alt boyutlarda anlamlı ilişkiler bulunmuştur, ancak terk edilme ve boşluk duygusu ile anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Cinsiyet, eğitim düzeyi ve yaş değişkenlerine göre yapılan analiz sonucunda, yakınlık korkusunun ve bağlanma stillerinin anlamlı düzeyde farklılaştığı tespit edilmiştir.
Göçmen kadınların kişilik özellikleri ve bağlanma temsillerinin projektif yöntem olan resim çizme yoluyla incelenmesi
Göçmenlik, bireylerin kişilik yapıları ve bağlanma temsilleri üzerinde derin bir etki yaratabilmektedir. Özellikle göçmen kadınlar, göç sürecinde yaşadıkları travmalar, toplumsal uyum problemleri ve aidiyet eksiklikleri nedeniyle psikolojik zorluklar yaşayabilmektedir. Bu bağlamda, bu çalışma, Türkiye'de yaşayan göçmen kadınların kişilik özellikleri ve bağlanma temsillerinin, projektif bir yöntem olan resim çizme testleri aracılığıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada iki temel hipotez bulunmaktadır: Birincisi, göçmen kadınların "Kuş Yuvası Çiz Testi" ile çizdikleri resimlerin, Türkiye'de yaşayan göçmen olmayan kadınların resimlerinden farklı olacağı; ikincisi ise, göçmen kadınların "Bir Kaktüs Resmi Çiz Testi" sonuçlarının, göçmen olmayan kadınların çizimlerinden farklı olacağıdır. Bu doğrultuda, nitel ve nicel olmak üzere iki basamaklı bir çalışma planlanlanmıştır. İlk basamakta, göçmen kadınlardan oluşan 100 kişilik göçmen kadınlar ve göçmen olmayan kadınlardan oluşan 100 kişilik kontrol grubu oluşturulmuş, kullanılan testler bağlamında kuş yuvası ve kaktüs çizimleri yapmaları istenmiştir. Kuş Yuvası Çiz Testi ve Bir Kaktüs Resmi Çiz Testi'nin haricinde araştırmacının hazırladığı sosyo-demografik form da katılımcılara sunulmuştur. Çizimler, kişilik özellikleri, saldırganlık temsilleri ve bağlanma temsillerini inceleyen belirli kriterlere göre değerlendirilmiştir. Kaktüs çizimlerinde kişisel özellikler ve saldırganlık temaları, kuş yuvası çizimlerinde ise bağlanma temsilleri ile ilgili özellikler incelenmiştir. İkinci basamak dahilinde, elde edilen veriler istatistiksel Ki-Kare analiziyle gruplar arası karşılaştırmalara tabi tutulmuştur. Bulgular, göçmen kadınların çizimlerinde kişisel özellikler, saldırganlık temsilleri ve içsel durumlar açısından göçmen olmayan kadınlara kıyasla anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Göçmen kadınların kaktüs çizimlerinde hırçınlık, düşük benlik saygısı, otoriteye başkaldırma ve saldırganlık gibi temalar daha fazla öne çıkmıştır. Ayrıca, aileye bağımlılık, aidiyet eksikliği ve dürtüsellik gibi içsel durumlar göçmen grupta daha yaygın görülmüştür. Kuş yuvası çizimlerinde ise göçmen kadınların bağlanma temsillerinin zayıf olduğu tespit edilmiştir. Özellikle, göçmen kadınların çizimlerinde yuva güvenliği, aile bütünlüğü ve beslenme gibi temaların daha az belirgin olduğu gözlemlenmiştir. Renk kullanımı ve doğaya uygunluk açısından da göçmen kadınlar, olmayanlara göre daha düşük bir temsil sergilemiştir. Bu çalışma, göçmen kadınların kişilik özellikleri ve bağlanma temsillerinde göçmen olmayan kadınlara göre anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Göçmen kadınlar, özellikle aidiyet duygusu, benlik saygısı ve saldırganlık temsillerinde daha fazla zorluk yaşamaktadırlar. Kuş yuvası çizimlerinde görülen güvenlik ve aile temsillerinin eksikliği, göçmen kadınların bağlanma ilişkilerinde belirsizlik yaşadıklarını göstermektedir. Bu bulgular, göçmen kadınlara yönelik psikososyal destek programlarının geliştirilmesi gerektiğini vurgulamakta ve göç sürecinin psikolojik etkilerini daha iyi anlamak için gelecekte yapılacak araştırmalara ışık tutmaktadır.
Yağmur altında yürüyen anneler: Otizmli çocukların annelerinde bağlanma temsilleri ve stresle başa çıkma stratejilerinin projektif yolla incelenmesi
Bu çalışma, otizm tanısı almış çocukların annelerinin bağlanma temsilleri ve stresle başa çıkma stratejilerini projektif testler yoluyla incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada nitel yöntem kullanılmış, veri toplama aracı olarak "Yağmur Altında Yürüyen İnsan Çizimi" ve "Kuş Yuvası Çizimi" testleri uygulanmıştır. Çalışma grubunu, 50 otizmli çocuğun annesi ve 50 tipik gelişim gösteren çocuğun annesi olmak üzere toplam 100 kadın oluşturmaktadır. Elde edilen çizimler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Otizmli çocukların anneleri çizimlerinde daha fazla korunma unsuru, üzgün yüz ifadesi, yoğun yağmur gibi olumsuz temalara yer verirken; tipik gelişim gösteren çocukların anneleri daha neşeli ve ilişkisel figürler kullanmıştır. Kuş Yuvası çizimlerinde ise otizmli çocukların, ebeveyn-yavru yakınlığı, aile figürü ve renk canlılığı gibi unsurları daha sınırlı kullandıkları görülmüştür. Araştırma bulguları, otizmli çocuklara sahip annelerde kaygılı bağlanma, yüksek stres düzeyi ve içe dönüklüğün daha belirgin olduğunu ortaya koymuştur. Projektif testlerin bu içsel temsilleri anlamlandırmak için etkili araçlar olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bağlanmanın kuşaklar arası aktarımının resim çizme yöntemi ile incelenmesi: Projektif araştırma
Bu araştırmanın amacı, Kuş Yuvası Çizim Testi aracılığıyla üç kuşak (anneanne, anne, çocuk) bağlanma temsillerinin karşılaştırılmasını ve nesiller arası aktarım düzeylerini incelemektir. Araştırmada, üç kuşağın çizimleri testin 12 değerlendirme kriteri temel alınarak analiz edilmiştir. Ki-Kare analizleri, büyük çoğunlukta anlamlı fark göstermemiştir (p > .05), bu durum bağlanma temsillerinin kuşaklar arasında tutarlı biçimde sürdüğünü ve nesiller arası benzer çizim örüntülerinin varlığını göstermektedir. Özellikle "yuvada ebeveyn kuş var mı?", "renklerin doğaya uygunluğu" ve "yuvanın zemine teması" gibi göstergelerde üç kuşak arasında dikkat çekici ölçüde benzerlik gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, "güneş figürü var mı?" (χ² = 6.23, p = .044) ve "yuva ağaç gövdesine hapsedilmiş mi?" (χ² = 6.80, p = .033) maddeleri çocuk kuşağında diğer kuşaklara kıyasla daha yüksek frekansta gözlenmiştir. Bu farklılıklar, çocukların bağlanma temsillerinde çevresel faktörleri veya korunma alanlarını daha belirgin şekilde yansıttığını düşündürebilir. Spearman korelasyon analizi, üç kuşak arasında yüksek düzeyde pozitif ve anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir; anneanne ile anne ρ = .940 (p < .001), anne ile çocuk ρ = .893 (p < .001) ve anneanne ile çocuk ρ = .930 (p < .001) olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar, bağlanma temsillerinin kuşaklar arasında tutarlı biçimde aktarıldığını ve benzer örüntülerle sürdürüldüğünü ortaya koymaktadır. Hiyerarşik kümeleme analizi ise anne ve anneanne kuşağının bağlanma temsillerinin birbirine yüksek düzeyde benzerlik gösterdiğini, çocuk kuşağının ise bu iki kuşaktan belirgin şekilde ayrıştığını ortaya koymuştur. Bu bulgular, bağlanma temsillerinin kuşaklar arasında hem süreklilik hem de yapısal farklılaşmalar gösterebileceğini ve Kuş Yuvası Çizim Testi'nin nesiller arası bağlanma aktarımını görünür kılmada işlevsel bir araç olabileceğini desteklemektedir.
Özel öğrenme güçlüğü tanısı almış çocukların kişilik özellikleri ve saldırganlık eğilimlerinin projektif yöntem olan resim çizme yolu ile incelenmesi
Özel öğrenme güçlüğü, özel eğitim alan öğrenciler arasında yaygın olarak görülen alanlardan bir tanesidir. Özel öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin akademik güçlüklerin yanı sıra yaşadıkları sosyal ve psikolojik güçlükler öğrencilerin gündelik yaşamlarında güçlüklere sebebiyet vermektedir. Kendilerini ifade edebilmeleri için gereken, dili kullanabilme ve düşüncelerini organize edebilme noktasında yaşadıkları zorluklar sebebiyle akranlarına kıyasla daha fazla zorlandıkları bilinmektedir. Bu araştırmada özel öğrenme güçlüğü tanısı almış çocukların kişilik özellikleri ve saldırganlık eğilimleri projektif bir yöntem olan resim çizme yolu ile incelenmiştir. Yazma ve okuma performansı göstermenin kaygısını hissetmeden kişilik özelliklerine ve duygu durumlarına yönelik bilgilere ulaşmak amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 2023-2024 eğitim öğretim yılında bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde özel eğitim alan öğrencilere ulaşılarak "Bir Kaktüs Resmi Çiz Testi" ve "Var Olmayan Hayvan Çiz Testi" uygulanmıştır. Birebir görüşmelerin sağlandığı esnada sosyodemografik bilgiler alınmıştır. Uygulamanın gerçekleştirildiği 100 özel öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencinin 65'ini erkek öğrenciler, 35'ini kız öğrenciler oluşturmaktadır. Elde edilen bulgular analiz edilirken öğrencilerin çizimlerinde büyüklük, küçüklük, konum, kullanılan renkler gibi özellikler dikkate alınmıştır. "Bir Kaktüs Resmi Çiz" testinde dikenler, saksı, kaktüsün yabani veya evcimen oluşu değerlendirmeye alınmıştır. "Var Olmayan Hayvan Çiz Testi"nde hayvanların reaktif ve proaktif saldırganlık belirtileri üzerinde durulmuştur. Bunun için çizilen organlar, çizimlere eklenen özellikler incelenmiştir. Çizimler incelenirken öğrencilerin yansıttıkları duygular üzerinde durulmuştur. Elde edilen bulguların cinsiyete göre farklılıklarına dikkat edilmiştir. Tüm verilerin frekansları alınarak nicel hale getirilmiştir. Araştırma bulgularına göre öğrencilerin çoğunluğu saldırganlık eğilimlerine sahiptir ve cinsiyet fark etmeksizin reaktif saldırganlık özelliklerine yönelik çizimler ortaya koyulmuştur. Tüm katılımcılarda evcimen kişilik özelliklerine yönelik çizimler ortaya koyulmuştur ancak erkek öğrenciler özgürlük ve bağımsızlık ihtiyaçlarını kız öğrencilere göre daha fazla yansıtmıştır. Sakinlik, hırçınlık, korumacı özellikler ve kaygılı duyguduruma yönelik ipuçlarının tüm öğrencilerde birbirine yakın oranlarda yansıtıldığı görülmüştür. Kız öğrenciler erkek öğrencilere göre daha dışadönük olabilecekleri yönünde çizimler ortaya koymuştur. Kız öğrencilerin hem olumsuz-çökkün duyguduruma yönelik hem de neşeli duyguduruma yönelik çizim oranlarının erkek öğrencilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Otoriteye baş kaldırmaya yönelik ipuçları erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre daha yüksektir. Cinsiyetler ayrı ayrı ele alındığında evcimen oluş, aidiyet duymama ve bağımlı kişilik özelliklerinin kız öğrencilerde (0.94) kendi cinsiyetleri içinde, erkek öğrencilerde (0.60) kendi cinsiyetleri içinde olmak üzere birebir aynı oranda ortaya koyulduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Özel Öğrenme Güçlüğü, Kişilik, Saldırganlık
Psikosomatik deri hastalığı tanısı almış bireylerin bağlanma temsilleri ile saldırganlık eğilimlerinin projektif yöntemler ile değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, psikosomatik deri hastalığı (ürtiker, psoriasis, seboreik dermatit, nörodermatit) tanısı almış bireylerin bağlanma temsilleri ile saldırganlık eğilimlerinin projektif yöntemler ile değerlendirilmesidir. Bu araştırma nitel araştırma yöntemlerinden olan fenomenolojik (görüngü bilim/ olgu bilimsel) model (desen) kullanılarak hazırlanmıştır. Bunun yanı sıra resim analizinden edinilen nitel veriler sayısal verilere dönüştürülüp araştırma grubundaki dağılımın gösterilmesi amacı ile nicel değerlendirme yönteminden yararlanılmıştır. Elde edilen nicel veriler frekans ve yüzde hesabı yapılarak, analiz edilerek tablo şeklinde gösterilmiştir. Araştırmanın evreni İstanbul'da ikamet eden psikosomatik deri hastalıkları tanısı almış bireylerdir. Araştırmanın çalışma grubu ise 2024 yılı Şubat ve Nisan ayları arasında, İstanbul Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde dermatoloji polikliniğinde psikosomatik deri hastalığı tedavisi gören 18-65 yaş aralığındaki kadın ve erkeklerden oluşan 53 kişidir. Ayrıca herhangi bir psikosomatik deri hastalığı tanısı almamış 18-65 yaş aralığındaki kadın ve erkeklerden oluşan 55 kişi ise kontrol grubu olarak araştırmanın çalışma grubu içerisinde yer almıştır. Böylece araştırmanın çalışma grubu 108 kişiden oluşmaktadır. Nitel araştırma olan bu çalışmada örneklem oluşturulurken amaçlı örneklem türlerinden doğrulayıcı ve yanlışlayıcı durum örneklemesi türüne göre katılımcılar belirlenmiştir. Araştırmanın uygulama bölümü, sorumlu araştırmacının katılımı ve yönetimi eşliğinde katılımcılar ile yüz yüze gerçekleştirildi. Araştırma için veriler elde edilmeye çalışılırken her bir katılımcının bilgilendirilmiş onamına başvurulmuştur. Araştırma verilerinin elde edilmesi amacı ile demografik bilgi formu, kuş yuvası çiz testi, var olmayan bir hayvan çiz testi kullanılmıştır. Yapılan betimsel analiz ve tanımlayıcı istatistik (frekans analizi) bulguları ele alındığında psikosomatik deri hastalığı tanısı almış erişkinlerin psikosomatik deri hastalığı tanısı almamış sağlıklı erişkinlere göre daha çok güvensiz bağlanma temsiline sahip oldukları bulgulanmıştır. Psikosomatik deri hastalığı tanılı erişkinlerin psikosomatik deri hastalığı tanısı almamış sağlıklı erişkinlere göre saldırganlık eğilimlerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. Ayrıca psikosomatik deri hastalığı tanılı erişkinlerde kadınların daha sık reaktif saldırganlık eğilimi gösterdiği bulgulanmışken erkeklerin de proaktif saldırganlık eğilimi gösterdiği bulgulanmıştır.
Ahlaki gelişim düzeyinin cinsel taciz eğilimindeki etkisinde erken dönem uyumsuz şemaların biçimlendirici rolü
Bu çalışmanın temel amacı, yetişkin erkek bireylerin ahlaki gelişim düzeylerinin cinsel tacize yönelik eğilimleri üzerindeki etkisini ve bu ilişkiye erken dönem uyumsuz şemaların düzenleyici rolünü incelemektir. Araştırmada, Türkiye'de ikamet eden 18-65 yaş aralığındaki 403 erkek katılımcıdan çevrim içi öz-bildirim yoluyla veriler toplanmıştır. Katılımcılara çalışmanın amacı ve kapsamı detaylı bir şekilde açıklanarak etik kurallara uygun biçimde bilgilendirilmiş onamları alınmıştır. Araştırmada Ahlaki Olgunluk Ölçeği, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 ve Cinsel Tacizde Bulunmaya Yatkınlık Ölçeği kullanılarak, analizler eksiksiz ve güvenilir şekilde tamamlanmıştır. Araştırma bulguları, ahlaki gelişim düzeyinin cinsel tacize yönelik eğilimleri anlamlı düzeyde ve negatif yönde etkilediğini ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra, erken dönem uyumsuz şemaların bu ilişkiye düzenleyici bir rol oynadığı belirlenmiştir. Özellikle sosyal izolasyon, duygusal yoksunluk ve yüksek standartlar gibi şema alanlarının bu ilişkide kritik bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Elde edilen sonuçlar, Kohlberg'in ahlaki gelişim teorisi ile Young'ın şema terapi modelini destekler niteliktedir. Bu çerçevede, bireylerin gelişim süreçleri ve bilişsel şemalarının sosyal davranışlar üzerindeki etkileri daha açık biçimde ortaya konmuştur. Araştırmanın sonuçları, cinsel taciz eğiliminin altında yatan psikolojik mekanizmaların anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Elde edilen bulgular, ahlaki gelişimi desteklemeye yönelik psiko-eğitim programları ile uyumsuz şemalara yönelik terapötik müdahalelerin önemini vurgulamaktadır. Bununla birlikte, çalışmanın yalnızca erkek bireyler ile sınırlı kalması, farklı cinsiyet ve sosyo-kültürel örneklemlerle yapılacak ileri araştırmaların önemini gündeme getirmektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, cinsel taciz eğilimini etkileyen faktörleri çok boyutlu bir bakış açısıyla ele alarak hem psikoloji literatürüne katkı sağlamakta hem de önleyici müdahale programlarının geliştirilmesine zemin oluşturmaktadır.
Ebeveyn kaybı yaşamış çocukların bağlanma temsilleri ve aile algısının projektif yöntem olan resim çizme yoluyla incelenmesi
Çocukluk döneminde yaşanan ebeveyn kaybı, çocuğun duygusal gelişimini, bağlanma örüntülerini ve aile algısını derinden etkileyebilen travmatik olaylardan biridir. Bu süreçte çocuklar, yaşadıkları duygusal boşlukları ve psikolojik yükleri çoğu zaman sözel olarak ifade etmekte zorlanmakta; bunun yerine içsel dünyalarını, resim gibi projektif yollarla yansıtmaktadırlar. Bu bağlamda, bu araştırmanın amacı, ebeveyn kaybı yaşamış çocukların bağlanma temsilleri ve aile algılarını, projektif değerlendirme aracı olan "Bir Aile Çiz" ve "Kuş Yuvası Çizimi" testleri aracılığıyla incelemektir. Çalışma, ebeveyn kaybının çocukların içsel temsillerine nasıl yansıdığını anlamaya yönelik olarak hem nitel hem de nicel veriler ile yapılandırılmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen çerçevesinde yürütülmüştür. Bununla birlikte, resim analizlerinden elde edilen veriler, sayısal verilere dönüştürülerek frekans ve yüzde analizleriyle tablolaştırılmış; böylece nitel bulgular, nicel destekle yorumlanmıştır. Çalışmanın evrenini, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında İstanbul'un Üsküdar ilçesinde çeşitli ilkokul ve ortaokullarda öğrenim görmekte olan, 7–13 yaş aralığındaki 100 çocuk oluşturmaktadır. Bu grubun 50'si ebeveyn kaybı yaşamış çocuklardan (27 kız, 23 erkek), 50'si ise ebeveynleri sağ olan kontrol grubundaki çocuklardan (33 kız, 17 erkek) oluşmaktadır. Katılımcılar, amaçlı örnekleme yöntemlerinden doğrulayıcı ve yanlışlayıcı durum örneklemesi ile belirlenmiştir. Veri toplama sürecinde demografik bilgi formunun yanı sıra "Bir Aile Çiz" Testi ve "Kuş Yuvası Çiz" Testi kullanılmış; uygulamalar, araştırmacının doğrudan katılımı ve yönetimiyle, yüz yüze görüşmeler aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Her katılımcıdan, araştırma öncesinde bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Elde edilen veriler, içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bulgular; aile çiz testi verilerine göre, ebeveyn kaybı yaşamış çocukların çizimlerinde aile üyeleri arasındaki mesafenin arttığı, bazı önemli figürlerin (örneğin, kaybedilen ebeveyn) çizilmediği veya silik şekilde temsil edildiği; figürler arası duygusal bağların zayıf yansıtıldığı ve çocukların kendilerini resimlerde yalnız ya da dışlanmış şekilde konumlandırdığı gözlemlenmiştir. Kuş yuvası çizimi testi sonuçları ise, ebeveyn kaybı yaşayan çocukların çoğunlukla yalnız kuşlar, eksik yuvalar çizmiş ya da ebeveyn kuş figürlerine hiç yer vermemiştir. Duygusal yakınlığa dair simgesel temsillerin zayıf olduğu gözlenmiştir. Buna karşılık, ebeveynleri sağ olan çocukların çizimleri daha düzenli; aile içi bütünlük, duygusal yakınlık ve güven temalarının daha belirgin olarak temsil edildiği görülmüştür. Bu bulgular, ebeveyn kaybı yaşamış çocukların güvenli bağlanma temsillerinden uzaklaştığını ve çocukların içsel dünyalarında yalnızlık, güvensizlik ve aidiyet eksikliği temalarının yoğun olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, ebeveyn kaybı gibi önemli bir yaşam olayının çocukların bağlanma temsilleri ve aile algıları üzerindeki etkisini projektif değerlendirme araçlarıyla inceleyerek hem akademik literatüre hem de çocuklarla çalışan ruh sağlığı uzmanlarının değerlendirme süreçlerine katkı sunmaktadır. Çocukların içsel dünyalarına ulaşma noktasında çizim gibi projektif tekniklerin duygu ve ilişkileri anlamada etkili ve değerli bir yöntem olduğu bu çalışmayla bir kez daha ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn Kaybı, Bağlanma Temsilleri, Aile Algısı, Projektif Çizim Testleri
Yüz ve boyun kırışıklarının tedavisinde kullanılan botulinum toksin uygulamasının, bireylerin benlik saygısı ve sosyal görünüş kaygısına etkisi: yarı deneysel bir araştırma
Bu araştırma, yüz ve boyun kırışıklarının tedavisinde kullanılan botulinum toksin uygulamasının, bireylerin benlik saygısı ve sosyal görünüş kaygısına etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada yarı deneysel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Bolu ilinde İzzet Baysal Üniversite Hastanesi Estetik ve Rekonsrüktif Cerrahi kliniğine başvuran, yüz ve boyun bölgesine botulinum toksin uygulaması yaptıran 50 kişilik deney grubu ve uygulama yaptırmayan 50 kişilik kontrol grubu olmak üzere toplam 100 katılımcı oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubuna ön test uygulaması yapıldıktan sonra botulinum toksin uygulaması gerçekleştirilmiş, uygulama sonrası 10. haftada son test uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahale yapılmaksızın aynı zaman aralığında ön test ve son test uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, botulinum toksin uygulaması sonrasında deney grubunun benlik saygısı puanlarında anlamlı bir artış, sosyal görünüş kaygısı puanlarında ise anlamlı bir azalma gözlenmiştir. Kontrol grubunda ise tüm değişkenlerde ön test ve son test puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Bulgular, botulinum toksin uygulamasının fiziksel görünümdeki değişiklikler yoluyla bireylerin psikolojik iyilik hallerini olumlu yönde etkileyebileceğini göstermektedir.
Kişilik özellikleri ve saldırganlığın projektif yöntemlerle değerlendirilmesi: Kültürlerarası bir karşılaştırma
ÖZET Bu çalışmanın amacı, farklı kültürel arka planlardan gelen bireylerin kişilik özelliklerini ve saldırganlık eğilimlerini projektif yöntemler kullanarak incelemektir. Bu bağlamda, resim çizim tekniklerinden "Bir Kaktüs Resmi Çiz" testi ve "Var Olmayan Bir Hayvan Çiz" testi aracılığıyla bireylerin saldırganlık eğilimleri ve kişilik özellikleri değerlendirilmiştir. Araştırma, nitel bir yöntem olan fenomenolojik (görüngü bilim) model ile gerçekleştirilmiştir. Resim analizinden elde edilen nitel veriler, frekans ve yüzde hesapları yapılarak nicel verilere dönüştürülmüş ve tablolarla sunulmuştur. Araştırmanın evrenini, İngiltere'nin Guildford şehrinde yaşayan farklı kültürlerden bireyler oluşturmuştur. Çalışma grubu, 2024 yılı Nisan ve Eylül ayları arasında İngiltere, Türkiye, Hindistan ve Uzakdoğu Asya kökenli 18-65 yaş aralığındaki 160 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu, "Bir Kaktüs Resmi Çiz" testi ve "Var Olmayan Bir Hayvan Çiz" testi kullanılmıştır. Demografik Bilgi Formu, katılımcıların yaş, cinsiyet ve kültürel köken bilgilerini toplamak amacıyla hazırlanmıştır. "Bir Kaktüs Resmi Çiz" testi, bireylerin kişilik özelliklerini ve saldırganlık eğilimlerini değerlendirmek için kullanılan projektif bir yöntemdir. "Var Olmayan Bir Hayvan Çiz" testi ise katılımcıların saldırganlık eğilimlerini ve içsel çatışmalarını analiz etmeye yönelik bir projektif ölçüm aracıdır. Bu araçlar, araştırmanın hedefleri doğrultusunda bireylerin içsel dünyalarını ve davranışsal eğilimlerini anlamada önemli katkılar sağlamıştır. Bu araştırma, bireylerin saldırganlık eğilimleri ve kişilik özelliklerinin kültürel bağlamda nasıl farklılık gösterdiğini incelemiş ve saldırganlık ile kişilik özelliklerinin kültür, bireysel farklılıklar ve sosyal normlarla güçlü bir etkileşim içinde olduğunu ortaya koymuştur. İngiltere, Hindistan, Türkiye ve Uzak Doğu Asya'dan katılımcılarla yapılan çalışmada, kişilik özellikleriden sakin olma durumu İngiltere ve Uzakdoğu kökenli bireyler bu özelliği diğer gruplara göre daha fazla sergilemiştir. Hindistan ve Türkiye oranları bu iki grubun gerisinde kalmıştır. Hint ve Türk bireylerin diğer gruplara göre daha yüksek oranlarda hırçınlıklarını dışa vurduğu gözlenmiştir. İngiltere ve Uzakdoğu Asya kökenli bireyler bu özelliği daha düşük oranlarda sergilemiştir. Hint kökenli bireylerde düşük özgüven oranı daha yüksek gözlenirken, İngilizler, Uzakdoğulular Türklerde yüksek özgüven baskın bulunmuştur. Uzak Doğu kökenli bireyler neşeli ve iyimser olma özelliklerinde diğer gruplardan daha yüksek oranlar sergilemiştir. Aileye bağlılık ve sosyal eğilimlerin de kültürel normlarla şekillendiği belirlenmiş, projektif testlerin bilinçdışı eğilimleri anlamada etkili araçlar olduğu vurgulanmıştır. Saldırganlık belirtisi olan farklı kültürlerden kadın ve erkeklerin kültürel farklılık arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kadınlarda saldırganlık belirtileri Uzakdoğu kökenli bireylerde en yüksek, Hint kökenli bireylerde ise en düşük düzeyde gözlenmiştir. Erkeklerde ise Hint kökenli bireylerin saldırganlık belirtilerinde ön planda olduğu anlaşılmıştır. Sonuçlar, saldırganlık eğilimlerinin kültürel normlar ve bireysel özelliklerin ortak etkisiyle şekillendiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Saldırganlık, Kişilik, Kültür.
Yetişkinlerde somatizasyon ve kişilerarası duygu düzenleme arasındaki ilişkide özgeciliğin aracı rolü
Bu çalışmada yetişkinlerde somatizasyon ve kişilerarası duygu düzenleme arasındaki ilişkide özgeciliğin aracı rolü incelenmiştir. Araştırma sonucuna göre özgeciliğin, somatizasyon ve kişilerarası duygu düzenleme arasında bir aracılık rolü bulunmamaktadır.
60-72 aylık çocukların problem çözme becerilerinin projektif bir yöntem olan 'Ağaçtan Elma Toplayan Bir Kişi Çiz' testi ile değerlendirilmesi
Bu çalışma, 60-72 aylık çocukların problem çözme becerisini projektif bir yöntem olan Ağaçtan Elma Toplayan Bir Kişi Çiz (Person Picking an Apple From a Tree – PPAT) testi aracılığıyla değerlendirilmiştir. Çalışmaya Bursa Büyükşehir Belediyesi Ana Kucağı Çocuk Eğitim Merkezlerine devam eden 60-72 aylık 115 çocuk katılmıştır. Katılımcı çocuklara Problem Çözme Becerisi Ölçeği (PÇBÖ) bireysel görüşmeler yoluyla uygulanmış ve Ağaçtan Elma Toplayan Bir Kişi Çiz testi ile çocuklardan resim çizmeleri istenmiştir. Çalışmada ölçeklerden elde edilen nicel veriler ve resim testi sonucunda elde edilen nitel veriler analiz edilmiştir. Ağaçtan Elma Toplayan Bir Kişi Çiz testinin sayısal verilerine Biçimsel Öğeler Sanat Terapisi Ölçeği (Formal Elements Art Therapy Scale- FEATS) ile ulaşılmıştır. Araştırmanın sonucunda çocukların Ağaçtan Elma Toplayan Bir Kişi Çiz testi puanları ile Problem Çözme Becerisi Ölçeği (PÇBÖ) puanları orta düzeyde bir korelasyona (r = 0,400, p < 0,001) sahip olduğu bulunmuştur. Problem Çözme Becerisi Ölçeği (PÇBÖ) puanı, çocuğun yaşı ve baba yaşı ile; Biçimsel Öğeler Sanat Terapisi Ölçeği (FEATS) puanları çocuğun yaşı ve cinsiyeti ile aralarında anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu sonucuna varılırken ailenin toplam geliri, kardeş sayısı, çocuğun doğum sırası, okul öncesinde eğitim alma süresi, anne yaşı ve çocuğun geçirdiği ekran süresine göre her iki ölçekte de istatistiksel olarak anlamlı bir sonuca ulaşılamamıştır. Ağaçtan Elma Toplayan Bir Kişi Çiz (PPAT) testinde çocukların ağaç, elma ve kişi figürlerini çizdikleri, çizimlerine güneş, çimen ve bulut gibi çevresel ögeleri eklediklerini çoğunlukla çok renkten oluşan resimler yaptıkları sonucuna varılmıştır. Ağaçtan Elma Toplayan Bir Kişi Çiz (PPAT) testi problem çözme becerisinin projektif bir yöntemle ile değerlendirilmesinde ülkemizde yapılacak diğer çalışmalara ışık tutmaktadır.
Romantik ilişkilerde ilişki doyumu, cinsel doyum ve romantik obsesyonlar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, romantik ilişkilerde ilişki doyumu, cinsel doyum ve romantik obsesyonlar arasındaki ilişkiyi ve alt boyutlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmaya, süregelen romantik ilişkisi olan bireyler katılmış ve veriler çeşitli ölçekler kullanılarak toplanmıştır. İlişkisel tarama modeliyle yürütülen çalışmada, romantik obsesyonların ilişki ve cinsel doyumu olumsuz etkilediği, cinsel doyumun ise ilişki doyumunu artırdığı görülmüştür. Alt boyut analizi, obsesyonların partnere duyulan sevgi ve ilişki doğruluğu gibi faktörlerle ilişkili olduğunu, cinsel doyumun partner merkezli olduğunda ilişkiyi daha olumlu etkilediğini ortaya koymuştur. Demografik değişkenler, kadınların erkeklere kıyasla daha yüksek obsesyon düzeylerine sahip olduğunu, genç bireylerde obsesyonların daha yaygın olduğunu göstermiştir. Ayrıca, ilişki süresi arttıkça obsesyonların azaldığı ve ilişki doyumunun yükseldiği saptanmıştır. Bulgular, romantik obsesyonların ve doyumun ilişki dinamikleri üzerindeki etkilerine ışık tutarak, bireysel ve ilişkisel refahı artırmaya yönelik stratejiler geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır.
Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan bireylerin kişilik özellikleri ve bağlanma temsillerini projektif yöntem olan resim çizme yoluyla incelenmesi
Bu araştırmada, alkol ve madde kullanım bozukluğu olan bireylerin bağlanma temsilleri ve kişilik özellikleri projektif resim çizme yöntemi kullanılarak incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan fenomenolojik model ile hazırlanmıştır. Resim analizinden elde edilen nitel veriler nicel değerlendirme yöntemi kullanılarak sayısal verilere dönüştürülmüştür. Elde edilen nicel veriler, frekans ve yüzde hesaplamaları yapılarak analiz edilmiş ve tablo şeklinde sunulmuştur. Araştırmanın çalışma grubu 128 kişiden oluşmaktadır. Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan katılımcılar, Şubat ve Mart 2024 tarihleri arasında Sivas Devlet Hastanesi AMATEM kliniğinde yatarak ve ayakta tedavi gören 18-65 yaş aralığındaki 63 erkek katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmanın kontrol grubunu ise alkol ve madde kullanım bozukluğu olmayan 18-65 yaş aralığındaki kadın ve erkeklerden oluşan 65 katılımcı oluşturmaktadır. Verilerin toplanması için Kuş Yuvası Çiz Testi, Bir Kaktüs Resmi Çiz Testi ve demografik bilgi formu kullanılmıştır. Betimsel analiz ve tanımlayıcı istatistikler incelendiğinde, alkol ve madde kullanım bozukluğu olan katılımcılarda güvensiz bağlanma temsiline sahip olanların sayısının, alkol ve madde kullanım bozukluğu olmayan katılımcılara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan kişiler alkol ve madde kullanım bozukluğu olmayanlara göre daha çok otoriteye başkaldırma, dürtüsellik ve düşük benlik saygısı özelliklerine sahiptir.
Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan bireylerin kişilik özellikleri ve bağlanma temsillerini projektif yöntem olan resim çizme yoluyla incelenmesi
Bu araştırmada, alkol ve madde kullanım bozukluğu olan bireylerin bağlanma temsilleri ve kişilik özellikleri projektif resim çizme yöntemi kullanılarak incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan fenomenolojik model ile hazırlanmıştır. Resim analizinden elde edilen nitel veriler nicel değerlendirme yöntemi kullanılarak sayısal verilere dönüştürülmüştür. Elde edilen nicel veriler, frekans ve yüzde hesaplamaları yapılarak analiz edilmiş ve tablo şeklinde sunulmuştur. Araştırmanın çalışma grubu 128 kişiden oluşmaktadır. Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan katılımcılar, Şubat ve Mart 2024 tarihleri arasında Sivas Devlet Hastanesi AMATEM kliniğinde yatarak ve ayakta tedavi gören 18-65 yaş aralığındaki 63 erkek katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmanın kontrol grubunu ise alkol ve madde kullanım bozukluğu olmayan 18-65 yaş aralığındaki kadın ve erkeklerden oluşan 65 katılımcı oluşturmaktadır. Verilerin toplanması için Kuş Yuvası Çiz Testi, Bir Kaktüs Resmi Çiz Testi ve demografik bilgi formu kullanılmıştır. Betimsel analiz ve tanımlayıcı istatistikler incelendiğinde, alkol ve madde kullanım bozukluğu olan katılımcılarda güvensiz bağlanma temsiline sahip olanların sayısının, alkol ve madde kullanım bozukluğu olmayan katılımcılara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan kişiler alkol ve madde kullanım bozukluğu olmayanlara göre daha çok otoriteye başkaldırma, dürtüsellik ve düşük benlik saygısı özelliklerine sahiptir.