Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Zelkif Polat

10 theses · Afyon Kocatepe University

Master'sOpen AccessTR

1929 dünya ekonomik buhranının Türk siyasal hayatına etkileri üzerine bir inceleme

Çalışmanın konusu, 1929 Dünya Ekonomik Krizi'nin Türk Siyasal Hayatı'na olan etkilerinin incelenmesidir. Amerika Birleşik Devletleri'nde başlayıp, dalga dalga Avrupa'ya ve oradan Türkiye'ye kadar yayılan büyük kriz, ülkemizi de en az diğer Avrupalı devletler kadar etkilemiştir. Dünya, krizi klasik ekonomik politikalarının yaygın olduğu bir dönemde karşılamıştır. Klasik ekonomi yaklaşımları ortaya çıkan sorunların çözümünde yetersiz kalınca Keynes'in geliştirdiği ekonomi politikası krizden çıkış kapısı olarak görülmüştür. Keynes'in yaklaşımına göre krizin küresel boyutta yayılmasının sebebinin devletlerin ekonomiye müdahale etmemeleri olduğunu iddia etmiştir. Birçok konuda geleneksel ekonomi politikasına eleştiriler getirmiştir ve çözüm önerileriyle ülkelerin bu krizden en az hasarla çıkmalarına yardımcı olmuştur. Krize liberal ekonomik modeli takip ederken yakalan Türkiye de, çağdaşı olduğu diğer devletler gibi geleneksel ekonomik politikaları yeniden gözden geçirmek zorunda kalmış ve daha devletçi politikalar uygulayarak, iktisadi kalkınma planları hazırlayarak krizi atlatmaya çalışmıştır. Bu sıkıntılı süreçten en az zararla çıkılabilmesi için bir yandan özel sektöre devlet desteği verilerek ekonomik hayatı düzenleyen çeşitli tedbirler alınırken, toplumsal tepkilerin ise çoğulcu bir siyasi yöntem ile giderilebileceği düşünülmüştür. İşte bu sebeplerle Mustafa Kemal Paşa tarafından Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulmuştur. Ancak Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluşu beklenen olumlu etkiyi yapmadığı gibi başka sorunlara yol açarak siyasi ortamın daha da gerilmesine neden olmuştur ve kısa bir süre sonra da kendisini feshetme kararı almıştır. Anahtar Kelimeler: 1929 Dünya Ekonomik Krizi, Serbest Cumhuriyet Fırkası

Melek Selman
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk Devletleri Teşkilatının Türk Birliğine dönüşme imkânının incelenmesi

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), tarihsel, kültürel ve dilsel bağları asırlara dayanan Türk topluluklarını, günümüzün değişen uluslararası koşullarında ortak bir kurumsal yapı altında bir araya getiren en önemli girişimlerden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Yaklaşık 11 milyon kilometrekareye yayılan ve 260 milyonu aşkın nüfusa sahip Türk dünyası, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne uzanan geniş bir coğrafyada, geçmişten günümüze çeşitli siyasal, ekonomik ve toplumsal dönüşümlere sahne olmuştur. Sovyetler Birliği'nin dağılması ile bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleri, 1990'lı yıllardan itibaren artan bir hızla, karşılıklı iş birliği ve bütünleşme arayışlarını kurumsal platformlara taşımışlardır. Bu sürecin bir ürünü olarak, 1992'de başlayan Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri, 2009 yılında Nahçıvan Anlaşması ile kalıcı ve örgütlü bir yapı olan Türk Konseyi'ni, daha sonra ise 2021'de Türk Devletleri Teşkilatı'nı doğurmuştur. Günümüzde TDT, üye ve gözlemci ülkeleriyle yaklaşık 180 milyonluk bir nüfusu ve 5 milyon kilometrekareyi bulan bir alanı kapsamakta, siyasi, ekonomik ve kültürel iş birliğini önceleyen bir vizyonla faaliyetlerini sürdürmektedir. Teşkilat, tam anlamıyla bir siyasi birlikten ziyade, ortak kimlik ve tarihsel mirastan beslenen, esnek ama giderek kurumsallaşan bir entegrasyon platformu olarak öne çıkmaktadır. Ortak dil, din ve kültür, TDT'nin yalnızca bir uluslararası örgüt değil; aynı zamanda bir "kimlik topluluğu" olarak şekillenmesine de zemin hazırlamaktadır. Bu noktada, Avrupa Birliği'nin "farklılıkta birlik" yaklaşımının aksine, TDT'de "aynılıkta birlik" olarak adlandırdığımız model ön plana çıkmakta, ortak dil ve tarih unsurları entegrasyon sürecinde başat bir rol üstlenmektedir. Çalışmanın ana amacı, TDT'nin bütünleşme süreçlerini, uluslararası ilişkiler disiplinindeki klasik ve çağdaş entegrasyon kuramları çerçevesinde analiz etmek ve elde edilen bulguları stratejik önerilerle bütünleştirmektir. Bu bağlamda, kurumsal gelişim, ekonomik entegrasyon, savunma ve güvenlik iş birliği, kültürel ve toplumsal yakınlaşma ile kimlik inşası, çalışmanın temel inceleme başlıklarını oluşturmaktadır. Ayrıca, SWOT (GZFT) analiziyle TDT'nin mevcut güçlü ve zayıf yönleri, karşı karşıya olduğu fırsatlar ve tehditler kapsamlı biçimde değerlendirilmiştir. Güçlü yönler arasında, Türkiye'nin savunma sanayi ve teknolojideki gelişmişliği, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan'ın enerji ve doğal kaynak zenginlikleri, kültürel-tarihsel ortaklık, bölgesel liderlik ve diaspora kapasitesi öne çıkarken; zayıf yönler arasında kurumsallaşma eksikliği, ulaşım altyapısındaki bütünsellik yetersizliği, ticaret kapasitesinin düşüklüğü ve siyasi-iktisadi uyumsuzluklar yer almaktadır. Çalışmada ayrıca, Kuşak ve Yol Girişimi gibi uluslararası projelerle artan jeopolitik fırsatlar ve Çin, Rusya, İran gibi aktörlerin baskıları ile etnik çatışmalar, sınır sorunları ve güvenlik tehditleri gibi dışsal riskler de bütünleşme sürecine etki eden başlıca unsurlar olarak ele alınmıştır. Tezde, TDT'nin çok boyutlu entegrasyon süreci, uluslararası ilişkiler teorileri perspektifinden incelenmektedir. Federalizm, konfederalizm, kurumsalcılık, karşılıklı bağımlılık, iletişim (transactional) teorileri, bölgeselcilik, devletlerarasıcılık, liberal bütünleşme, fonksiyonalizm, neo-fonksiyonalizm ve sosyal inşacılık gibi yaklaşımlar, TDT'nin gelişim çizgisiyle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş; bunun yanında, fonksiyonalist ve konstrüktivist dinamiklerin sentezlendiği özgün bir model olarak "işlevsel-inşacılık" (fonksiyonalist-konstrüktivizm) yaklaşımı önerilmiştir. Bu model, teknik iş birliğinin toplumsal yakınlaşmaya, toplumsal-kültürel yakınlaşmanın da yeni teknik ve siyasi adımlara zemin hazırladığı döngüsel bir bütünleşme dinamiği tanımlamaktadır. Böylece, TDT'nin entegrasyon deneyimi, klasik teorilerin ötesine geçen, esnek ve kendine özgü bir kuramsal bakış açısı sunmaktadır. Çalışmada elde edilen bulgular, TDT'nin entegrasyonunun yalnızca teknik-ekonomik iş birlikleriyle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda ortak kimlik ve kültürel değerler üzerinden de güçlendiğini göstermektedir. Son on yıllık dönemde, Türk dünyasının "tarihsel romantizmden" pragmatik ve akılcı entegrasyona doğru önemli bir dönüşüm yaşadığı; eğer mevcut zayıflıklar giderilip fırsatlar doğru şekilde değerlendirilirse, uzun vadede TDT'nin Türk Birliği'ne evrilme potansiyeli taşıdığı öne sürülmektedir. 2040 Vizyonu gibi stratejik belgeler de bu entegrasyonun hem fonksiyonel (ulaştırma, enerji, dijitalleşme) hem de normatif (ortak alfabe, diaspora, kültürel iş birliği) hedefler üzerinden ilerlediğini göstermektedir. Öte yandan, kurumlar arası düzenli temas ve ortak normların filizlenmesiyle TDT'nin bir örgüt kültürü ve kimliği geliştirmeye başladığı, ekonomik ve beşerî bağların güçlenmesiyle çatışma olasılıklarının azaldığı, Türk toplulukları arasında karşılıklı güven ve dayanışma ruhunun pekiştiği analiz edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma; TDT örneğinde, fonksiyonel ve kimlik temelli entegrasyonun eş zamanlı ve birbirini destekleyen bir süreç olarak ilerlediğini ortaya koymakta; klasik bütünleşme teorilerinin ötesine geçen, özgün bir "işlevsel-inşacılık" modeli önermektedir. TDT'nin gelecekte Türk Birliği'ne evrilme potansiyeli, kurumsal reformlar, ekonomik entegrasyon, kültürel yakınlaşma ve uluslararası meşruiyetin güçlendirilmesiyle bağlantılı olarak değerlendirilmektedir. Elde edilen analizler ışığında hem akademik literatüre hem de politika yapıcılarına yönelik kapsamlı öneriler sunulmuş, TDT'nin küresel düzeyde etkili bir aktör olabilmesi için atılması gereken adımlar detaylandırılmıştır.

Cüneyt Akın
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kemal Tahir'in eserlerinde Türkiye'de Tek Parti Dönemi

Türkiye Cumhuriyeti'nde 1923- 1946 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi tek parti olarak iktidarı elinde bulundurmaktadır. Kuruluşundan itibaren otoriter eğilimler gösteren Cumhuriyet Halk Partisi, Kemal Tahir'in eserlerinde eleştiri konusunu oluşturmaktadır. Çalışmanın konusunu dönemin tanığı olan Kemal Tahir'in eserleri üzerinden tek parti döneminin incelenmesi oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde "Kemal Tahir'in hayatı ve eserleri"; ikinci bölümünde "Kemal Tahir'de tarih, toplum ve siyaset"; üçüncü bölümünde "Kemal Tahir ve Türkiye'de tek parti dönemi" yer almaktadır. Sonuç bölümünde ise Türkiye'de tek parti dönemi hakkında genel kapsamda değerlendirme yer almaktadır.

EmperyalizmKemal TahirKimlik+5
Merve Dinç
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

28 Şubat sürecinin yükseköğretimdeki yansımaları

Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi tarihi, askeri darbeler tarihidir. Darbeler Türk milletinin tarih boyunca alışkın olduğu ve neredeyse her on yılda bir gerçekleşen olaylar olarak içerisinde yaşadığımız topluma yön vermişlerdir. Bu çalışmamda "28 Şubat 1997 Askeri Darbesi ve Türk Eğitim Sistemine Etkileri" araştırılmıştır. 28 Şubat 1997 post-modern askeri darbesi çok yakın bir geçmişe sahip olmasına karşın ülkemize ve milletimize toplumsal, siyasal, ekonomik ve hukuki açılardan birçok etkisi olmuştur. Yaşanan bu askeri müdahale Türkiye'nin miladı olarak değerlendirilmiştir. Askeri darbeyle, anayasa askıya alınmış, baskı ve zor kullanarak hukuk dışı yollara başvurulmuş, millet iradesi hiçe sayılmış, seçilmiş hükümetler darbe girişimleri sonucunda iktidardan uzaklaştırılmış, devlet ve toplum yapısında ve eğitim sisteminde önemli değişiklikler olmuştur. 28 Şubat 1997 Askeri darbesinden sonraki süreçte de devlet ve toplum yapısında siyasal, sosyal, ekonomik ve hukuki açılardan birçok değişiklikler meydana gelmiş, hatta bu değişiklikler eğitim sistemimize de yansımıştır.

28 Şubat 1997 kararlarıAskeri müdahaleSiyasal etki+4
Özlem Birsen Memiş
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Sosyalist Turan'dan Üçüncü Dünyacılık'a: Sultan Galiyev üzerine bir inceleme

Çarlık rejimi altında ezilen Türkler, siyasi faaliyetlere 1905 Devrimi sürecinde ağırlık vermeye başlamıştır. 1905 Devrimi'nin ardından çözülme sürecine giren Çarlık düzeni, 1917 Şubat'ında iflas etmiştir. 1917 Şubat Devrimi ile son derece güçlü biçimde esmeye başlayan hürriyet rüzgarları, Rusya baskısı altındaki diğer tüm milletler gibi Türkleri de, etkisi altına almıştır. Bu süreçte Türkler; ait oldukları boylara, inançlara ve benimsemiş oldukları farklı ideolojilere göre hassasiyet göstermiş ve çoklu biçimde kutuplaşmıştır. Sultan Galiyev, bu bol ideolojili ve kutuplu ortamda, Bolşeviklerin safında yer almayı tercih etmiştir. Sultan Galiyev gibi samimi biçimde Bolşevik safları tercih eden Türklerin seçiminde, Bolşeviklerin "ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı ilkesi" ve bu ilke kapsamında Rus olmayan milletlere yönelik –dini özgürlükleri de kapsayan- özgürlük içeren vaatleri son derece etkili olmuştur. Sultan Galiyev, iç savaş sürerken Doğu Cephesi'nde Kızıl Ordu'nun, Beyaz Ordu'ya karşı başarı kazanmasında büyük pay sahibidir ve Kazan'da tehlike geçene kadar Bolşevik liderler, onun taleplerine ve siyasi hamlelerine hoşgörü ile yaklaşmıştır. Kazan'da gelen askeri başarı, devrimi güçlendirdiği gibi Moskova'daki Bolşevik liderlerin, Galiyev'in başını çektiği yerli Tatar komünistlerine olan ihtiyacını da son derece azaltmış ve hoşgörü yerini, yaptırımlara bırakmıştır. Bu noktada da hareket alanı kısıtlanan Galiyev ile Milliyetler Halk Komiseri olan Stalin arasında çekişmeler başlamıştır. Bu çalışmada, yukarıda değinmiş olduğumuz konular detaylı biçimde ele alınmaya çabalanmıştır. Bunların haricinde; Sultan Galiyev'in yaşamı ve mücadelesi üzerinde durularak, sömürgeler enternasyonali ve proleter millet gibi Galiyev'e özgü fikirler ve bu fikirlerin dönemini aşarak zamana meydan okuyabilme kabiliyetine de yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ekim Devrimi, Sultan Galiyev, Proleter Ulus, Sömürgeler Enternasyonali, Milli Komünizm

DevrimlerKomünizmProleterleşme+5
Murat Gürbüzer
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Şerif Mardin'de batı ve batılılaşma kavramları üzerine bir inceleme

Özellikle 19. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti, başlattığı modernleşme çalışmalarıyla yönünü Batı'ya çevirmiş ve Tanzimat'tan itibaren düşünsel hayattan kurumsal yapıya kadar sosyal ve siyasi hayatta Batı etkisi yoğun bir şekilde hissedilmeye başlanmıştır. Bir siyaset bilimci ve sosyolog olan Şerif Mardin, bu süreçte Osmanlı Devleti'nde sosyal ve düşünsel alana sirayet eden Batılılaşma hareketlerini, kaleme aldığı tezlerinde ve makalelerinde büyük bir ilgi ve merakla yoğurmuştur. Fikri ürünlerin siyasi yapılanmada ve onu şekillendirmedeki rolünden yola çıkan, buna mukabil sorgulayıcı bir tutum sergileyen Mardin, Yeni Osmanlılar ve akabinde Jön Türklerin siyasi fikirlerinden hareketle Türk siyasal hayatına farklı bir bakış kazandırmıştır. Nitekim Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan süreçte, Batılılaşmanın etkisiyle yapılan birçok yenilikle beraber toplumsal alanda kopukluklar da meydana gelmiştir. Bu kopukluk, Atatürk döneminde de artarak devam etmiştir. Bu çerçevede Şerif Mardin'de bu süreci fikri yönleri, süreklilikleri, kopuklukları ve kırılma noktalarıyla ele almış, yeni ve özgün bir kavram dizisi oluşturmuştur. Bu çalışmada, yukarıda ifade edilen konular Şerif Mardin eserlerinden hareketle detaylı bir biçimde ele alınmış ve kimi zaman ölçülü olarak ortaya çıkan, kimi zamansa geleneksel kültürün karşısında duran ve onu tenkit eden bir yapı kazanan modernleşme süreci, Mardin perspektifinden değerlendirilmiştir.

BatıBatılılaşmaMardin, Şerif+4
Esra Altun
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Askeri ve bürokratik vesayet bağlamında27 Mayıs 1960 darbesinin incelenmesi

Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'ndan kurumsallaşmış bir bürokratik yapıyı devralmış, bu yapı yeni yönetimin temel dinamiği olmuştur. 1946 yılına kadar tek parti ve bürokratik yapının hâkim olduğu Türkiye'de, çok partili hayata II. Dünya Savaşı'nın getirdiği yenidünya düzenine ayak uydurabilmek için geçilmiştir. Türkiye'de askeri müdahaleler, ordunun bazen kurumsal, bazen de üst düzey subayların kendi inisiyatiflerini kullanarak sivil yönetimi ele geçirme girişimleri ile olmuştur. Özellikle askeri darbeler ile birlikte gündeme gelen vesayet kavramı demokratik ülkelerde aşılması ve şeffaf hale getirilmesi gereken önemli bir konu olmuştur. Türkiye'de, çok partili hayata geçildiği 1950'den bugüne kadar doğrudan ve dolaylı olarak siyasete belli aralıklarla askeri müdahaleler yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Demokrat partinin iktidarda olduğu 1950-1960 yılları arasında anayasaya aykırı uygulamaları olduğu iddiası ile 27 Mayıs 1960 askeri darbesi ile Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi yapılmış, darbe sonrasında ordu yönetimi sivillere devretmiştir. 1960 darbesinin bir ürünü olarak 1961 Anayasası çıkarılmıştır. Bu çalışmada, 1961 Anayasası'nda yer alan resmi ideolojinin taşıyıcılığını üstlendiği iddia edilen Cumhuriyet Senatosu, Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Anayasa Mahkemesi (AYM), Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) yetkileri, görevleri ve vesayetçi işlevlerini yerine getirip getirmedikleri açısından incelenmiştir.

27 Mayıs 1960 ihtilaliAnayasa 1961Askeri müdahale+3
Tuğba Gözek
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikasındaki dönüşüm: Libya iç savaşı ve Doğu Akdeniz bağlamında konjonktürel bir inceleme (2010-2020)

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dış politika tarihine ışık tutulduğunda benimsenen ilkeler, uygulanan pratikler ve konulan hedefler çerçevesinde iki farklı yaklaşımın veya paradigmanın olduğu görülmektedir; Geleneksel Türk Dış Politikası ve Yeni (dönüşen) Türk Dış Politikası. Cumhuriyet tarihini kuruluşundan XXI. Yüzyılın başına kadar olan tarihi süreçte uygulanan geleneksel Türk Dış Politikası, ülke kapasitesi ve "güç" nosyonuna paralel olarak biçimlenmekle beraber statükoculuk ve Batıcılık ilkeleri üzerinden tanımlanmaktadır. 2000'li yıllara girildiğinde ise Türkiye'nin kapasitesindeki artış ve uluslararası sistemde çok kutupluluğa doğru yaşanan geçiş ortaya Yeni (dönüşen) Türk Dış Politikasını ortaya çıkarmıştır. Türkiye'nin dış alanda uygulamaya başladığı yeni politikası; savunmacı ve statükocu karakterinden arınmış, daha aktif, çok boyutlu/yönlü, işbirliği ve arabuluculuğu önceleyen, yumuşak güç unsurlarını tercih eden bu minvalde özgürlük ve ekonomik temelli ve bölgesel güç olma ideali gibi ilke ve yaklaşımlar üzerinde yükselmiştir. Türkiye'nin yumuşak güç unsurları, diplomasi ve işbirliğini önceleyen dış politik tutumu 2010 yılına gelindiğinde ise ciddi kırılmalara maruz kalmıştır. Uluslararası alanda yaşanan gelişmeler Türk Dış Politikasına sürüm güncellemesi atılmasını elzem kılmıştır. Türkiye'nin son on yıllık süreçte yaşadığı pek çok kriz, Ankara'nın, 2000'lerin ilk yıllarında dış politika alanında başlattığı değişim rüzgârının, 2010 sonrasında kendisini daha sert biçimiyle göstermesine neden olmuştur. Bu çalışmada geleneksel dış politika ile yeni dış politika anlayışlarının temelleri, değerleri ve karakterlerinin işlenmesi, yeni dış politikaya geçişe imkân veren içsel ve uluslararası gelişmelerin belirlenmesi ve son olarak Türkiye'nin dış politikasındaki dönüşümün somut olarak görüldüğü Libya İç Savaşı ve Doğu Akdeniz jeopolitiği üzerinden yeni dış politikanın analizi amaçlanmaktadır.

Doğu AkdenizDönüşümLibya+4
Bilal Gülbakan
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Doğu Akdeniz enerji rezervleri bağlamında Arap Baharı ve Türkiye'ye etkilerinin incelenmesi

Ortadoğu ve Doğu Akdeniz jeopolitik öneme sahip coğrafyalar olarak tarihin her döneminde güç sahibi olan ve olmak isteyen ülkeler tarafından egemen olunmak istenilen bölgelerdir. Jeopolitik olarak önemli olan bu alanların kaderlerini kendilerine bırakılması hegemon ülkeler açısından pek de mümkün olmamıştır. Bundan dolayı Ortadoğu ve Doğu Akdeniz için dünya siyasetinde birçok anlaşma ve politika üretilmesine neden olmuştur. 2000'li yıllarda komünist-kapitalist sistem mücadelesinin son bulmasıyla bölgede politikalar değişmeye başlamıştır. Bölge dışı aktörlerin bölgeye zuhur etmelerindeki meşruluk arayışı yeni terör olaylarının ve haberlerinin dünya kamuoyuna servis edilmeye başlamasına neden olmuştur. Doğu Akdeniz bölgesi için özellikle 2000'li yıllar sonrası başlayan yeni keşiflerin var olması bölgenin siyasi ve ekonomik kararlarını etkileyen bir diğer faktör olmuştur. 2010'lu yıllarda yeni keşiflerin artması ve bu keşiflerden çıkacak politik ve ekonomik çıkarların paylaşımı da zorlaşmıştır. Güvenlik algıları ve ekonomik işbirliği ile bölgede oluşmaya başlayan bölgesel atmosfer ve ortak sesler Arap Baharı süreci ile kesintiye uğramıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bu süreçten etkilenen devletlerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada yapılar, süreçler ve bağlantılar incelenerek Doğu Akdeniz enerji rezervleri, Arap Baharı ve Türkiye'ye etkileri üzerinde durulmuştur. Denklemde Doğu Akdeniz hidrokarbon kaynaklarıyla Arap Baharı sürecini ilişkilendirmek mümkün müdür? Sorusuna cevap aranılmış ve Türkiye açısından değerlendirilmiştir.

Arap BaharıDoğu AkdenizEnerji+5
İsa Unç
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sol: 1960-1971

Bu çalışmanın konusu 1960-1971 arası dönemi kapsayacak şekilde Türk Sol'unun yasallaşma süreçlerini ve bu süreçte sol hareketlerin izledikleri farklı yolları incelemektir. Sol hareketlerden kasıt, Yön Hareketi, Türkiye İşçi Partisi, Milli Demokratik Devrim Hareketi ve 1971 devrimciliği diye bilinen Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, Türkiye Halk Kurtuluş-Cephesi ve Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist cephelerdir. Türkiye'de sol hareketler cumhuriyet tarihinden 1960 yılına kadar yok denecek kadar azdır. İlk defa 1960 yılından sonra sol hareketler yasallaşma sürecine girerek yasal yollardan iktidara gelmeyi amaçlamışlardır. Fakat 1971 devrimciliği olarak bilinen cepheler yasal bir yol izlemeyi tercih etmediler. 1960'lı yıllarda gerek iç dinamikler olsun gerek dış dinamikler olsun Dünya ve Türk Sol'unda bir yükseliş söz konusudur. Özellikle Türkiye'de son Osmanlı Dönemi dâhil en radikal şekilde sol rüzgârın estiği dönemdir. Bu dönemde sol hareketler farklı yollar izleyerek bir türlü birleşememişlerdir. Bu hareketlerin farklı yollar izlemesi sol rüzgârın kısa bir süre esmesine neden olmuştur. Bu çalışmanın ilk bölümünde sosyalizm ve sol kavramı üzerinde durularak tarihsel çerçeveleri çizilmiş. Daha sonra Osmanlı döneminde sol hareketlerin üzerinde durulmuştur. Akabinde Türk solunun baş gösterdiği ve Türk tarihinde ilk defa ciddi görülecek düzeyde bir halk tabanına ulaşan parti ve cepheler ele alınarak söz konusu parti ve cephelerin izledikleri stratejiler ve yöntemler tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonuç kısmında ise bu dönemin izledikleri stratejiler ve bu stratejilerin Türk Sol'una kazandırdıkları ve kaybettirdikleri olgularla beraber dönemim evrimsel ve devrimsel süreçlerin yanlış okunmasının yol açtığı sonuçlar üzerinde durulmuştur.

Siyasi parti programlarıSiyasi partilerSiyasi tarih+4
Yusuf Keskiner
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors