Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Yelda Sevim

10 theses · Fırat University

DoctorateOpen AccessTR

Din ile siyasal eğilimler arasındaki ilişki (Elâzığ ili örneği)

Din ve siyaset kurumları, bireysel ve toplumsal yaşamı farklı şekillerde etkilese de bu iki kurumun ortak amacı insanlar üzerinden güç kazanmaktır. Sosyolojik gerçekleri tartışılmayacak din ve siyaset kurumları, toplumsal ve bireysel yaşam üzerinde söz sahibidir. İktidar mücadelesinin olduğu siyasal ortamların önemli tartışma ve fikir ayrılığı konularından birisi de din-siyaset ilişkisidir. Bu fikir ayrılıklarının temelini siyaset ve dinin toplum üzerindeki etkisi oluşturur. Dinin, seçmenlerin oy verme davranışına etki eden bir olgu olması, siyasal partiler tarafından bir argüman olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Yöneten ve yönetilenler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi çerçevesinde, modernleşme ile gelenekselliğin çatıştığı her alanda dinin farklı etkilerinin olması, bu tartışmayı her geçen gün biraz daha alevlendirmektedir. Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte oluşan yeni yapılanmanın yeni oluşumları ortaya çıkarmasıyla din; din-devlet, iktidar-muhalefet ilişkilerinde sürekli karşı olunan veya benimsenen öznelerden bir tanesi olmuştur. Çok partili yaşamla beraber din, tartışma konusu olmanın yanında, siyasal partilerin görünümünü veya imajını ortaya koyan bir kurum olarak da siyasette yerini almıştır. Bu süreçle beraber din, bazı siyasal taraflara göre bir irtica ve laiklik karşıtı bir unsur olarak görülürken, bazı siyasal kesimlere göre ise toplumun mayası ve en üst değeri olarak görülmektedir. Seçmenler siyasal eylemlerde bulunurken siyasal partilerin ortaya koyduğu dini argümanların destekleyicisi ya da eleştireni olurlar. Seçmenlerin siyasal kimliğini oluşturan etmenlerin başında yer alan dinin, siyasi partilerin politikalarını belirlenmesinde de önemli bir role sahip olması, bu araştırmanın konusunu teşkil etmektedir. Din bireylerin yaşam tarzlarından toplumsal birlikteliklerine kadar birçok alanda güçlü bir etkiye sahiptir. Bu etki ayrıca bireyin siyasal tercihlerinin de belirleyicilerinden birisidir. Din kurumunun bu gücünün ortaya konulması çalışmanın önemini oluşturmaktadır. Seçmen, aday, lider üçgeninde şekillenen siyasal mücadele hiçbir zaman dinden bağımsız olmamıştır. Dini aidiyet, seçmen ve siyasal partilerin kimliklerinin oluşturulmasını da beraberinde getirir. Seçmen davranışlarında ve siyasal partilerin politikalarında dinin etkisinin araştırılması araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Hedeflenen amaçla bu çalışmada siyasal partilerin ortaya koyduğu dini politikalar göz önünde bulundurularak Elâzığ ili örneğinde seçmenlerin oy verme davranışında dinin etkisi araştırılmıştır. Alan araştırması yönteminin uygulandığı çalışmada veriler yüz yüze anket tekniği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma sonucunda bireylerin siyasal parti liderlerini dini lider olarak görme eğiliminde oldukları anlaşılmıştır. Dini aidiyet hisseden bireylerin siyasal parti ve aday tercihinde dini politikalardan bağımsız hareket etmedikleri görülmüştür. Ayrıca seçmenlerin oy verme davranışında parti politikaları ve liderin dini söylemleri dışında adayların da dini söylemlerinin etkili olduğu anlaşılmıştır.

DinDin-siyaset ilişkileriElazığ+4
Mehmet Fatih Çakar
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Toplumsal korkular üzerine sosyolojik bir araştırma (Fırat Üniversitesi örneği)

Korku duygusu doğuştan var olmasına rağmen korku faktörleri sosyalleşme sürecinde öğrenilerek oluşmaktadır. Bundan dolayı günümüzdeki sosyal yapı ve sistemlerin şekillendirdiği kişilik yapısı, değerler ve tutumlar korku faktörleri temelinde analiz edilmelidir. Bu çalışmada toplumsal korkuların oluşumunda etkili olan faktörler, korku biçimleri, korku ile başa çıkma yöntemleri ve korkunun etki alanları incelenmiştir. Bu çalışma, korkuya neden olan faktörler ve günümüzde hâkim olan parametreler arasındaki ilişkiyi akademik örgüt olarak Fırat Üniversitesi örneği üzerinde sorgulamaktadır. Bu çalışmada evren olarak öğretim elemanları seçilmiştir. Nitel ve nicel araştırma olarak yapılan bu çalışmada mülakat tekniğinde öğretim elemanlarından her unvandan tam temsil sağlanmış olup, örneklem grubu 14 kişiden oluşturulmuştur. Kartopu ve maksimum çeşitlilik örneklemi uygulanmıştır. Anket tekniğinde 1733 öğretim elemanından 315 kişi basit rastgele örnekleme modeli ile seçilmiştir. Anket tekniğinde ise örneklemin tüm kitleyi temsil edebilmesi için örneklem grubumuz unvan olarak 315/1733=0,18 oranıyla kümeleme yapılmıştır. 11 adet demografik, 56 soru korku biçimi, 18 soru ise korku faktörlerinin analizine yönelik sorulardan oluşmuştur. Nicel ve nitel araştırma neticesinde öğretim elemanları arasında korku faktörleri olarak; modernite sonucu değer yitimi, bireyselleşme, kişilik bozukluğu, narsizm, yönetim anlayışı, örgütsel yapı ve rekabet tespit edilmiştir. Bu faktörlerin üniversite içinde neden olduğu en yüksek orana sahip korku biçimleri; dedikodu, itibarsızlaştırma kampanyalarında hedef gösterilmek, insanlara ve adalete inancının kaybolması, mağdur etmek, öfkelenmek veya öfke kontrolünü sağlayamamak, üretken olamamak, ailesi ve ülkesi için faydalı olamamak korkuları bulunmuştur. Nitel araştırma neticesinde, bireyselleşme, narsizm ve rekabete bağlı azalan güven duygusu öğretim elemanları arasında korku duygusunun yaygınlaşmasına neden olduğu bulunmuştur. Geçiş döneminden kaynaklı manevi değerlerin varlığı ise iletişim ağlarının ve yardım etme amaçlı diğerkâmlılığın yani sosyal sermayenin aktif olarak var olmasının nedenidir.

KorkuKorku kültürüSosyal faktörler+2
Ayşe Özpolat
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mükerrer çocuk suçluluğu: "Bitlis ili örneği"

Son yıllarda, çocukluk döneminde suç işleme oranı giderek artış göstermektir. Çocuk ve suç kavramları birlikte kullanılması istenmeyen bir durum olmasına rağmen bazen aile bazen de akran gruplarının etkisiyle çocuklar suça sürüklenebilmektedirler. Çocukları, yaşamlarının çok erken dönemlerinde suça iten nedenlerin tespit edilmesi, çocuk suçluluk oranının azaltılması açısından önemlidir. Özellikle, suçu meslek haline getiren bireyler üzerinde yapılan çalışmalarda, mükerrer suçlu olma süreçlerinin çoğunluğu çocukluk dönemine ait risk faktörlerine dayanmaktadır. Bu çalışmada, Bitlis ilinde mükerrer çocuk suçluluğu ele alınmaktadır. Çalışma kapsamında, 2016-2017 yılları arasında Bitlis İli Denetimli Serbestlik biriminde suç dosyası bulunan 61 çocukla yüz yüze görüşülmüş, çocuk suçluluğu ile ilgili TUİK verilerinden yararlanılmış ve mükerrer suçlu çocuklara birebir anket formu uygulanmıştır. Araştırmada mükerrer suça sürüklenen çocukların suç geçmişleri ile aile ve akran etkenlerine ilişkin hipotezler kurulmuştur. Örneklem grubu, 15-18 yaş aralığındaki erkek çocuklardan oluşmaktadır. Görüşmelerden elde edilen veriler, Statistical Package for Social Sciences (SPSS) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler değerlendirilirken çıkarımsal istatistik metotları kullanılmıştır. Sonuç olarak, çocuğu suça iten risk faktörleri olarak; eğitim düzeyi, ebeveynlerin öğrenim durumu ve çocuğa karşı olan tutumları, çocuğun arkadaş çevresinin zararlı madde alışkanlıkları, yakın çevresinde suçlu kişilerin varlığı ve ailenin sosyo–ekonomik durumu gibi etkenler değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Suç, Çocuk Suçluluğu, Suça Sürüklenen Çocuk, Çocuklarda Mükerrer Suçluluk

BitlisSuçSuç sosyolojisi+1
Özge Cömert
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki kadın cinayetlerinin sosyolojik analizi

Kadın cinayetleri gerek Türkiye'de gerekse Dünya'da, kökleri eskilere kadar dayanan önemli bir sosyal sorundur. Kadın cinayetlerinin meydana gelmesinde birçok nedenin olduğu bilinmektedir. Bu nedenlerin en önemlisi şiddettir. Şiddet, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin merkezindedir. Bu nedenle kadın cinayetleri araştırılırken şiddet ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Şiddetin cinsiyet eşitsizliği temelinde kadına yönelmiş hali kadına yönelik şiddeti doğurmakta, kadına yönelik şiddetin en uç ve son noktasında ise kadın cinayetleri yer almaktadır. Kamuoyunda ve yazılı medyada sıkça konuşulan, toplumda bıraktığı olumsuz etkilerden dolayı gündemden düşmeyen kadın cinayetleri, toplumsal dinamiklerin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Kadın cinayetlerine ilişkin bilgilerin kısıtlı olması ve bilgilere ulaşmanın zorluğu sebebiyle bu konudaki çalışmalar sınırlı kalmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'deki kadın cinayetleri sosyolojik açıdan incelenerek, kadın cinayetleri ile ilgili yapılacak çalışmalara ve kadın cinayetlerinin bir nebze de olsa azaltılabilmesine katkı sağlaması amaçlanmıştır. Bununla birlikte kadın cinayetleri ile ilgili kavramlar ve kuramsal bilgiler esas alınarak, kadın cinayetlerinin altında yatan sosyolojik etmenler açıklanmıştır. Çalışmada yazılı medyada yer almış kadın cinayetlerine ait veriler ve değerlendirmelere yer verilmiştir. Yapılan bu çalışmada nitel araştırmalarda başvurulan yazılı dokümanların incelenmesi yöntemi kullanılmıştır. Toplanan veriler, konuyla ilişkili kitaplar, yüksek lisans ve doktora tezleri, makaleler ve tablolardan oluşan yazılı dokümanlar ile internet kaynaklı verilerden elde edilmiştir. Dokümanlardan elde edilmiş olan verilerden yola çıkarak çalışmanın konusu açıklanmaya ve verileri anlamlı hale getirme yoluna gidilmiştir. Ayrıca çalışmada ele alınan sayısal verilerle konu gerçekçi bir şekilde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre şiddetin oluşmasında bireysel ve toplumsal nedenler etki etmektedir. Kadınlar fiziksel, ekonomik, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalmaktadırlar. Kadın cinayetlerine ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine her toplumda ve her dönemde rastlanmaktadır. Kadın cinayetlerinin meydana gelmesinde ekonomik, ailevi, eğitimsel, kültürel, psikolojik ve sosyal psikolojik etmenlerin etkisi büyüktür. Kadın cinayetlerinde failler büyük bir oranda kadının yakın çevresinden çıkmaktadır. Yazılı medya kadın cinayetleriyle ilgili haberlere yer vermektedir. Kadın cinayetlerine ilişkin verilerin elde edilmesinde zorluklar yaşanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kadın Cinayetleri, Yazılı Medya, Şiddet, Cinsiyet Eşitsizliği

CinayetKadın-erkek eşitliğiKadına yönelik şiddet+3
Hakan Tuzcu
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal stres ve şiddet salgını altında sağlık çalışanları

Stres ve şiddetin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Bu olgular gelişen ve değişen dünya dinamikliğiyle çeşitlilik kazanmakta ve neticeleri yönünden de tehlikeler içermektedir. Stres ve şiddet unsurları dünya genelinde ciddi bir problem haline gelmiştir. Bundan ötürü bu unsurlara maruz kalarak hizmet sağlamaya çalışan sağlık personellerinin durumları bu çalışmanın yapılmasını gerekli kılmıştır. Çalışma, stres ve şiddet unsurlarını derinlemesine inceleyerek aynı zamanda da sağlık alanına yönelmiş olan şiddeti pek çok faktör üzerinden teorik olarak (literatür taraması, kuramsal açıklamalar, istatistikler, görseller vb. gibi) açıklığa kavuşturma gayesini taşımaktadır. Bu çalışma neticesinde, şiddet durumunun sağlık çalışanları üzerinde yoğunlaşmış olmasının oldukça endişe verici bir hal aldığı ortaya çıkmıştır. Sağlık çalışanları maruz kaldıkları şiddet nedeniyle yoğun stres altında kalmakta ve mesleki tükenmişlik yaşamaktadırlar. Bundan ötürü de şiddete dair dünya genelinde ve Türkiye özelinde bir takım önleyici faaliyetler yürütülmektedir. Anahtar Kelimeler: Saldırganlık, Sağlık çalışanları, Stres, Şiddet, Tükenmişlik.

SaldırganlıkSağlık personeliSağlıkta şiddet+5
Eda Sağlam
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyolojik açıdan ebeveynlik stilleri ve çocuğun sosyalizasyonu üzerine etkisi

Aile, çocuğun sosyalizasyon sürecinde içinde bulunduğu toplumun değer ve yargılarını çocuğa aktararak toplumsal devamlılığı sağlar. Çocuğun sosyalizasyon sürecinde ebeveyni büyük rol oynar. Doğduğu andan itibaren çocuğun etkileşim içerisinde olduğu, ilk iletişim kurduğu ve ilk ilişkilerde bulunduğu kişiler ebeveynidir. Çocuk, ebeveyninden gördüklerini taklit ederek öğrenir ve uygulayarak davranışa dönüştürür. Çocuğun ebeveyniyle olan ilişkisi sosyal ilişkilerinin temelini oluşturur. Ebeveynin çocuğunu yetiştirirken uyguladığı tutum ve davranışlar ebeveynlik stilleridir. Ebeveyn, uyguladığı ebeveynlik stilleriyle değer ve yargılarını çocuğuna aktarır. Ebeveynin benimsediği ebeveynlik stiline göre uyguladığı tutum ve davranışlar çocuğun sergilediği tutum ve davranışları belirler. Çünkü ebeveynlik stilleri ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin temelini oluşturur. Ebeveynin çocuğuyla olan ilişkisi ise çocuğun sosyal ilişkileri üzerinde etkilidir. Bu nedenle ebeveynlik stilleri toplumsal etkisinden dolayı önemlidir. Hazırlanan bu çalışmayla toplumsal etkisinden dolayı önemli olan ebeveynlik stillerinin çocuğun sosyalizasyonu üzerine olan etkilerinin neler olduğunun anlaşılması, toplumsal değerlerin aktarımı ve bu aktarımın günümüzde oluşturduğu gereksinimlerin farkına varılması ve bilimsel veriler sunarak araştırmacılara ve ebeveynlere yol gösterici olması amacıyla ebeveynlik stilleri sosyolojik olarak ele alınıp incelenmiştir. Yapılan bu araştırmanın sonucunda benimsenen ebeveynlik stillerinin çocuğun tüm hayatını etkileyip şekillendirdiği, olumlu ve olumsuz etkilerinin çocuğun toplumsal uyumu ve toplumsal devamlılığın sağlanması üzerinde anlamlı etkileri olduğu görülmüştür. Ayrıca olumlu ebeveynlik stillerinin uygulamalarının arttırılmasının, olumsuz ebeveynlik stillerinin uygulamalarının azaltılmasının ve toplumsal etkilerinden dolayı sosyoloji alanında daha fazla çalışmalar yapılmasının gerekliliği anlaşılmıştır.

AileAna-baba tutumuEbeveyn stili+4
Ümmügülsüm Baran
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisinin refah devleti ve toplum üzerindeki etkileri: Yaşlılık politikaları bağlamında bir değerlendirme

Bir Uzak Doğu ülkesi olan Çin'de 2019 yılının Aralık ayının sonlarında ortaya çıkan ve ilk etapta tanımlanamayan yeni tip korona virüsü (Covid-19), hızlı bir şekilde yayılım göstermesi sonucu bir anda bütün dünyanın dikkatini üzerine çeken bir sorun haline gelmiştir. Dünyanın birçok bölgesine çok kısa sürede yayılan Covid-19 salgını, DSÖ tarafında pandemi olarak ilan edilmiştir. Küreselleşmenin de etkisiyle alınan tedbirlerin yeterli gelmemesi nedeniyle Covid-19 salgını, öngörülemeyecek şekilde bütün dünyayı etkisi altına almıştır. Covid-19 salgını toplumların temel dinamiklerini sarsmakla kalmayıp, toplumlarda büyük yıkımlara neden olmuştur. Covid-19 salgının toplumlar üzerindeki etkileri toplumdan topluma farklılıklar göstermiştir. Covid-19 salgınının etkisiyle toplumsal kurallar değişmiş ve birçok kısıtlama gündelik yaşamımızın vazgeçilmezi haline gelmiştir. Covid-19 salgını toplumların sağlık, ekonomi, eğitim, siyaset, aile, din vb. temel kurumları üzerinde kalıcı etkiler bırakmıştır. Covid-19 salgını toplumdaki bütün bireyleri etkilemiştir. Fakat bu etkiler her bireyde aynı ölçüde olmamıştır. Bireylerin toplumdaki yaşam standartları ve konumları, salgından etkilenmeleri açısından önemli birer faktördür. Dünya genelinde Covid-19 salgınından en fazla etkilenenler, toplumdaki dezavantajlı gruplar olmuştur. Bütün dünyada yaşlılar, kronik hastalar, engelliler, kadınlar, göçmenler, yoksullar ve çocuklar gibi gruplar toplumda dezavantajlı bir konumdadır. Bu dezavantajlı gruplar salgının çok yönlü etkilerine maruz kalmışlardır. Covid-19 salgınında yaşlılar, sağlık yönünden risk grubunun başında yer almaktadır. Covid-19 salgını yaşlılar için ağır semptomlar gösteren ve ölüm riski yüksel olan bir hastalıktır. Salgının bu yönü nedeniyle yaşlılar toplumda kısıtlamalara en fazla maruz kalan grup olmuştur. Yaşlılara yönelik en çok kısıtlamanın uygulandığı ülkelerden biri de Türkiye olmuştur. Kısıtlamalar yaşlılar için birçok farklı sorunu da beraberinde getirmiştir. Ayrıca kısıtlamalar toplumda var olan yaşlı sorunlarının pandemi sürecinde daha da derinleşmesine neden olmuştur. Bu araştırmamızda Covid-19 pandemisinin yaşlı bireyler üzerinde bıraktığı etkileri ve sosyal devletin bu süreçteki rolünü incelemeye çalıştık. Covid-19 pandemisi yaşlı bireylerin var olan sorunlarını derinleştirmesiyle kalmayıp, yaşlıları hedef alan yeni sorunlarda ortaya çıkarmıştır. Örneğin pandemideki kısıtlamalar nedeniyle yaşlı bireylerin sosyal hareketlilik alanlarının daralması gibi. Pandemideki bu tarz sorunlar bireyleri sosyal yönden olduğu gibi psikolojik, ekonomik ve fizyolojik yönlerden de etkilemiştir. Bu durum pandemi sürecinde ortaya çıkan sorunların, yaşlı bireyleri çok yönlü etkilediğinin göstergesidir. Yaptığımız bu çalışmamızda dünya ölçeğinden baktığımızda, var olan sosyal devlet modellerinin pandemi döneminde yaşlı bireylerin sorunlarına tam anlamıyla çözüm bulamadığı gibi ihtiyaçlarını da tam olarak karşılayamamışlardır. Bu nedenle toplumların var olan sosyal devlet modellerini revize etmesi veya yeni sosyal devlet modelleri geliştirmesi ihtiyacı doğmuştur. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, Yaşlanma, Yaşlılık, Demografik Dönüşüm, Refah Devleti, Sosyal Devlet, Sosyal Politikalar, Sosyal Hizmetler, Covid-19, Korona Virüs, Pandemi

COVID 19PandemilerRefah devlet+7
Cihan Varol
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Güzellik algısının kadın bedeni üzerinden sosyolojik olarak değerlendirilmesi

Kadına yöneltilmiş bir özellik olarak karşımıza çıkan güzellik olgusunun ele alındığı bu çalışmada; geçmişten günümüze kadar çeşitli unsurlardan etkilenerek şekillendirilmiş bedenin günümüzde geldiği nokta, birey ve toplum üzerinde oluşturduğu etkiler, beden algısı ve güzellik idealinin kadın üzerinde ki yansıması açıklanmaya çalışılmıştır. Beden kavramı incelenerek, tarihsel süreç içerisinde bedene yüklenen anlamlar, bedene yapılan dayatmalar, beden üzerinden gerçekleştirilen amaçlar ve günümüzde beden merkezli standartların getirileriyle oluşan beden algısının bireysel ve toplumsal etkisi üzerinde durulmuştur. Kadın ve bedeninin toplumsal konumu sosyal teoriler ışığında incelenerek sosyolojik olarak değerlendirilmiştir. Daha önceki çalışmalardan farklı olarak beden, güzellik ve kadın ilişkisi farklı dönemlerde ve farklı açılardan ele alınarak, güzellik söylemlerinin kadın üzerinde yarattığı etkiler sosyolojik olarak incelenmiştir. Yaşanan toplumsal değişimler doğrultusunda kadın ve bedeni üzerinde oluşturulan algı ve uygulanan müdahalelerde eril ideolojinin payı incelenerek özellikle tüketim toplumunun kadın üzerindeki güzellik dayatmasının sebep ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Tam bu noktada toplumsal, kültürel, siyasi alanda iktidarlar tarafından uygulanan bedensel dayatmalar karşısında kadınların bilinç düzeylerinin arttırılması ve kadınların bedeni üzerindeki baskı ve yönlendirmelerin, yine kadının bedeni üzerindeki irade ve hakimiyetinin gücüyle yok edilebileceği gerçeğine dikkat çekilmiştir.

BedenBeden imajıBeden sosyolojisi+4
Merve Bozkurt
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kaybolan çocukluk olgusuna sosyolojik bir bakış

Çocukluk; doğup büyüyen ve yetiĢkinliğe ulaĢmıĢ her bireyin geçirmiĢ olduğu bir evredir. Bu nedenle çocuk ve çocukluk kavramları geçmiĢten günümüze gelene kadar birçok araĢtırmanın incelediği, çeĢitli kongrelerde ve sempozyumlarda da tartıĢma konusu olan önemli bir olgudur. Bilimin, eğitimin, sanayinin, teknolojinin ve iletiĢimin hızla geliĢtiği global dünyada elbette ki toplumun en küçük yapı taĢı olan aile kavramı da değiĢime uğramıĢtır. Aile üyeleri arasındaki özenle yaklaĢılması gereken en hassas ve en narin kiĢiler ise çocuklardır. DeğiĢen ve dönüĢen dünya bağlamında çocuk ve çocukluk kavramlarının yapı olarak farklılaĢtığı aĢikardır. Ancak bu farklılaĢma ne yönde oluyor? Çocuk ve çocukluk kavramlarımızı gün geçtikçe yitiriyor muyuz? Söz konusu bu sorular araĢtırmanın motivasyonunu oluĢturmaktadır. AraĢtırma teorik bir araĢtırmadır. AraĢtırmaya kavramsal çerçeve ile baĢlanarak ilerleyen bölümlerde günümüzdeki çocuk problemlerine ıĢık tutulup çocuk ve çocukluk kavramları incelenmiĢtir. AraĢtırmanın amacı; global dünyanın önemle üzerinde durduğu "çocuk" kavramının günümüzde ne kadar zedelendiğini literatür taraması ile inceleyip sunmaktır. Sonuç olarak diyebiliriz ki, çocukluk, dünden bugüne yapısal anlamda birçok evre geçirerek günümüzde farklı boyutlara ulaĢmıĢtır. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Çocukluk, Çocuk Sosyolojisi, Kaybolan Çocukluk, DeğiĢen Çocukluk

Elif Kan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Eşitşizliğin yeni biçimleri ve yeni yoksulluk

Araştırma, küreselleşme ve neoliberalizmin etkisiyle ortaya çıkan eşitsizliğin yeni biçimlerini ve yeni yoksulluğu incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, günümüzde toplumları derinden etkileyen sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin, daha önceki geleneksel eşitsizlik biçimlerinin ötesine geçerek, yeni formlar kazandığını ortaya koymaktadır. Eşitsizliğin bu yeni biçimleri, iş güvencesizliği, düşük ücretli işler, sosyal dışlanma ve eğitime erişim eksiklikleri gibi faktörlerle şekillenen prekarya ve yeni kölelik gibi kavramlarla tanımlanabilmektedir. Küreselleşmenin dünya ekonomisini bütünleşmiş hale getirerek, düşük ücretli, güvencesiz işlerin yaygınlaşmasına yol açtığını ve neoliberal politikaların piyasa odaklı yaklaşımının toplumsal eşitsizlikleri derinleştirdiğini incelemektedir. Neoliberalizm, devletin sosyal hizmetlerden çekilmesini ve özelleştirmeleri teşvik ederken, bu süreç eşitsizliklerin daha da belirginleşmesine neden olmuştur. Yeni yoksulluk, bu eşitsizliklerin bir sonucu olarak, ekonomik yoksullukla sınırlı kalmayıp, sosyal dışlanma, eğitim gibi temel haklara erişim eksiklikleriyle birlikte daha karmaşık bir yapıya bürünmüştür. Çalışma, literatür taraması yöntemiyle, eşitsizliğin yeni biçimlerini anlamak için mevcut akademik birikimi derlemekte ve bu kavramların toplumsal, ekonomik ve kültürel düzeydeki etkilerini incelemektedir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Neoliberelizm, Prekarya, Yeni Kölelik, Yeni Yoksulluk

Ayşe Kemerli
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00

Other supervisors