Theses supervised by Prof. Dr. Abdullah Emin Akay
16 theses · Bursa Technical University
Orman alanlarındaki yolların görsel kalite açısından değerlendirilmesi
Orman yollarının planlanması ve yapımı çok sayıda fiziksel, ekolojik ve sosyal faktörlerin dikkate alınmasını gerektiren kompleks bir problemdir. Son yıllarda orman alanlarında yer alan farklı standartlarda yolların görsel kalitesi konusunda halkın yükselen bir duyarlılığı ortaya çıkmıştır. Uygun planlama tekniklerinin ve bakım çalışmalarının uygulanmadığı yollar görsel kaliteyi olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu tez çalışmasında, orman alanı içinde yer alan farklı standartlardaki yolların görsel kalite üzerine etkisi araştırılmıştır. Bu kapsamda Uşak Orman İşletme Müdürlüğüne bağlı Paşacık Orman İşletme Şefliği sınırlarında yer alan orman alanlarındaki bazı yolların fotoğrafları çekilerek bir arşiv oluşturulmuştur. Daha sonra, bu fotoğraflar orman yolları konusu ile ilgili kişilere (öğretim üyesi, lisansüstü öğrenciler, lisans öğrencileri) gösterilerek, anket uygulaması ile görsel kalite değerlendirmeleri yapılmıştır. Görsel kalite ile ilgili olarak yol elemanlarından kazı şevi, dolduru şevi ve platform durumu dikkate alınmıştır. Orman içi yol ağlarının uzak mesafelerden gözlemlendiğinde görsel kalite üzerindeki etkileri de yol elemanlarına (kazı şevi, dolduru şevi, yol platformu) ve yol tiplerine (vadi yolu, yamaç yolu, sırt yolu) göre değerlendirilmiştir. Ayrıca, yolların üstyapı kaplama malzemesi durumu dikkate alınarak, farklı yol üstyapı tiplerinin (ham yol, orman yolu, stabilize yol, asfalt yol) görsel kalite üzerindeki etkileri yol elemanlarına (kazı şevi, dolduru şevi, yol platformu) göre farklı iklim koşulları (normal ve yağışlı hava) için değerlendirilmiştir. Bu yol tiplerine göre özellikle platformun görsel kalite üzerindeki etkisi yine farklı iklim koşulları için ortaya konulmuştur. Daha sonra, istatistik analizler (korelasyon testi, lineer regresyon analizi) gerçekleştirilmiş ve görsel kalite üzerinde etkili olan faktörler değerlendirilmiştir. Sonuçlar, yol seksiyonlarının yakından ve uzaktan görünümünün değerlendirildiği iki aşmada da, görsel kalite üzerinde en fazla etkiye sahip olan yol elemanının kazı ve dolduru şevi olduğunu göstermiştir. Kazı ve dolduru şevinde vejetasyon varlığının görsel kalite üzerinde önemli ölçüde etkili olmuştur. Yol tipleri karşılaştırıldığında yamaç yollarının uzak mesafelerden daha az görünür olması nedeniyle görsel kalite açısından diğerlerine göre daha iyi durumda olduğu sonucuna varılmıştır. Farklı iklim koşulları dikkate alınarak yol yüzeyi tipleri karşılaştırıldığında, normal iklim koşullarında ham yol ve orman yolunun, stabilize ve asfalt yollara oranla estetik açıdan iyi olduğu belirlenmiştir. Yağışlı havalardan sonra ise yüzeysel akışın şiddetine de bağlı olarak yol platformu başta olmak üzere bütün yol elemanları önemli ölçüde tahrip olduğundan ham yol ve orman yolunda görsel kalite düşmüştür.
Tigercat 635D sürütücü kullanılarak gerçekleştirilen bölmeden çıkarma çalışmalarının verim ve iş güvenliği açısından değerlendirilmesi
Ülkemizde bölmeden çıkarma çalışmalarının büyük bir bölümü insan ve hayvan gücüne dayalı geleneksel yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Mekanik üretim yöntemlerinin yeterli düzeyde kullanılmadığı ve uygun planlamanın yapılmadığı bölmeden çıkarma çalışmaları operasyon verimini düşürmekte ve önemli iş güvenliği problemlerine neden olabilmektedir. Bu nedenle, bölmeden çıkarma çalışmalarında sadece verimi maksimize eden değil aynı zamanda iş güvenliği riskini en aza indiren optimum yöntemlerin kullanılması gerekmektedir. Bu çalışmada, bölmeden çıkarma çalışmalarında ülkemizde ilk defa kullanılan Tigercat 635D Sürütücünün performansının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, Çanakkale Orman İşletme Müdürlüğü, Merkez Orman İşletme Şefliği sınırlarında bir Kızılçam meşceresinde gerçekleştirilen tıraşlama kesimlerinde, Tigercat 635D Sürütücü ile bölmeden çıkarma çalışmaları verim ve iş güvenliği açısından değerlendirilmiştir. Arazi çalışması sırasında verim, zaman etüdü yöntemi kullanılarak belirlenmiş ve daha sonra verim üzerinde etkili olan faktörler değerlendirilmiştir. Bu faktörlerin başında sürütme mesafesi, arazi eğimi, ürün hacmi ve ürün sayısı gelmektedir. Ayrıca taşınan ürünlerin hacim sınıflarının verim üzerine etkisi ortaya konulmuştur. İş güvenliği kapsamında özellikle sürütücü operatörünün ve arazide eş zamanlı olarak sürütücü etrafında çalışan diğer orman işçilerinin çalışma koşulları araştırılmıştır. Bu kapsamda, çalışanlara çalışma koşulları, iş güveliği ve işçi sağlığı gibi konuları içine alan anket çalışması uygulanmıştır. Gerek verim çalışmaları gerekse anket çalışması sonuçlarında elde edilen veriler üzerinde SPSS 22.0 paket programı kullanılarak bazı istatistiksel analizler (One-way ANOVA, Korelasyon, Lineer Regresyon) gerçekleştirilmiştir.
Orman ürünleri nakliyatının planlanması amaçlı cbs tabanlı karar destek sisteminin geliştirilmesi
Orman ürünlerinin nakliyatı çok sayıda alternatif güzergahın değerlendirilmesini gerektiren karmaşık bir süreçtir. Bu durum, orman ürünlerinin nakliyatının planlanmasında ve optimum güzergahın sistematik olarak araştırılmasında bilgisayar destekli yöntemlerin kullanılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, orman ürünlerinin nakliyat maliyetini en aza indiren optimum güzergahın belirlenmesi amacıyla, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tabanlı bir karar destek sistemi geliştirilmiştir. Çalışma kapsamında, uygulama alanı olarak Bursa Orman Bölge Müdürlüğü, Mustafakemalpaşa İşletme Müdürlüğüne bağlı; Paşalar, Sarnıç ve Turfal Orman İşletme Şeflikleri seçilmiştir. Uygulama alanında, toplam 5 adet orman deposu mevcuttur. Çalışamdaki, ilk olarak ArcGIS 10.2 yazılımı kullanılarak uygulama alanı kapsamında yer alan orman yolları, köy yolları, karayolları, orman ürünlerinin kamyonlara yüklenmek üzere istiflendikleri rampalar ve orman depoları sayısallaştırılmıştır. Daha sonra, ArcGIS 10.2 platformunda "ArcCatalog" modülü kullanılarak, bu sayısal veriler ile ağ veritabanı oluşturulmuştur. Son olarak, bu veritabanı üzerinde "ArcMap" modülünde çalışan "Ağ Analist" eklentisi kullanılarak, rampalardan muhtemel orman depolarına en ekonomik ulaşımı sağlayan optimum güzergahlar belirlenmiştir. Ayrıca, heyelan, toprak kayması riski gibi nedenlerle ulaşıma kapanan alanlarda bulunan yol seksiyonları değerlendirme dışı bırakılarak güvenli ulaşımı sağlayan güzergahlar belirlenmiştir. Yenilenebilir doğal kaynakların başında gelen ormanlarımızın bugünün ve gelecek kuşakların ihtiyacını karşılayabilmesi ve aynı zamanda etkin bir şekilde korunabilmesi için sürdürülebilir ve optimum verimliliği sağlayacak modern yöntemlerle yönetilmesi gerekmektedir. Orman alanlarımızın sayısal veri tabanının geliştirilmesi ve özellikle mevcut yol ağlarının tamamının sayısallaştırılarak bilgisayar ortamına aktarılması durumunda, bu çalışmada sunulan ve modern yöntemlere bir örnek teşkil eden karar destek sistemi, Türkiye genelinde uygulanabilecek ve böylece orman ürünlerinin nakliyatı daha hızlı ve etkin bir şekilde planlanacaktır.
CBS tabanlı bulanık mantık yöntemi kullanılarak fırtına zararı risk haritasının geliştirilmesi
Orman ağaçları üzerinde zarara neden olan abiyotik ve biyotik faktörler orman kaynaklarımızın sürdürülebilirliğini de önemli ölçüde tehdit etmektedir. Orman yangınları, fırtına, kar, çığ ve kuraklık gibi abiyotik faktörler arasında en etkili faktörlerden biri fırtına zararıdır. Ülkemizde fırtına zararları konusunda gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar çok sınırlı sayıdadır. Oysa fırtına zararları çok farklı ağaç türleri üzerinde etkili olmakta ve birçok bölgede önemli zararlara neden olmaktadır. Fırtına zararının engellenmesi veya minimize edilmesi için fırtına zararı riski üzerinde daha fazla etkili olan faktörlerin belirlenmesi ve fırtına zararı riski taşıyan ormanlık alanların risk haritalarının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, CBS tabanlı matematiksel model (Bulanık Mantık) kullanılarak fırtına zararı risk haritası üretilmiştir. Modelde, fırtınaların orman ağaçları üzerinde yaptığı zararların şiddetini etkileyen faktörler olarak ağaç türü, ağaç yaşı, kapalılık, bonitet sınıfı, topografik özellikler (yükseklik, eğim, bakı), iklim parametreleri (rüzgâr, yağış) ve toprak derinliği dikkate alınmıştır. Uygulama sahası olarak, 2015 yılı kış aylarında fırtına zararının yoğun olarak görüldüğü Tavşanlı Orman İşletme Müdürlüğü sınırlarında yer alan Alabarda Orman İşletme Şefliği değerlendirilmiştir. Modelin doğrulanması için fırtına zararı risk haritası ile İşletme Müdürlüğü tarafından fırtına zararı tespit edilen alanların dağılımı karşılaştırılmıştır. Bulanık Mantık yaklaşımı ile geliştirilen model çalışma alanının yarısından biraz fazlasının (%52,49) çok az derecede fırtına zararı riski altında olduğunu göstermiştir. Diğer taraftan çalışma alanının %28,12'si az risk altında, %19,19'u ise risk altında bölgeler olarak derecelendirilmiştir. Sahada çok küçük bir alan (39,47 ha) fırtına zararına karşı çok riskli olarak belirlenmiştir. Tavşanlı Orman İşletme Müdürlüğü kayıtlarındaki olağanüstü hasıla miktarları kullanılarak geliştirilen fırtına zararı haritasına göre, alanın %45,77'si çok düşük, %30,20'si ise düşük derecede fırtına zararı görmüştür. Çalışma alanının %23,72'si ise yüksek fırtına zararı gören bölgeler olarak belirlenmiştir. Sahada 60,13 ha'lık bir alanın çok yüksek oranda fırtına zararına maruz kaldığı tespit edilmiştir. Risk faktörlerinin ağırlıklandırılması yapılarak toplam fırtına zararı riski üzerindeki relatif etkileri incelendiğinde, en etkili faktörün rüzgâr yönü ve şiddeti olduğu, bunu eğim ve bonitet sınıfının takip ettiği belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca fırtına zararlarının en aza indirilebilmesi için bazı silvikültür, amenajman ve teknik önlemler sunulmuştur. Sonuçlar, fırtına zararı risk haritası üretiminde CBS tabanlı matematiksel modellerin etkin ve yüksek doğrulukla kullanılabileceğini göstermiştir.
Bölmeden çıkarma yöntemlerinin CBS tabanlı karar destek sistemi kullanılarak planlanması
Ülkemizde üretim çalışmalarının en masraflı ve en zaman alıcı aşamasını bölmeden çıkarma çalışmaları oluşturmaktadır. Bölmeden çıkarma yöntemi temelde arazinin teknik özelliklerine ve özellikle arazi eğimine bağlı olarak belirlenmektedir. Uygun planlanmayan bölmeden çıkarma operasyonları kalan ağaç zararı ve toprak zararı gibi ekolojik zararlara neden olabilmektedir. Özellikle mekanik üretim çalışmalarında, toprak zararı orman ekosistemi üzerinde kalıcı tahribata neden olmaktadır. Bu nedenle, optimum bölmeden çıkarma yöntemleri sadece ekonomik faktörler değil aynı zamanda topografik faktörler ve toprak özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Son yıllarda, Coğrafi Bilgi Sistemlerinin (CBS) bazı gelişmiş özellikleri, farklı kısıtlayıcı içeren kompleks transport problemlerinin çözümünde karar vericilere yardımcı olabilmektedir. Bu çalışmada, arazi eğimini ve toprak tipini dikkate alarak bölmeden çıkarma yöntemlerinin CBS ile entegre Analitik Hiyerarşi Yöntemi (AHY) ile planlanması amaçlanmıştır. Metodun uygulaması Bursa ili sınırlarında İnegöl Orman İşletme Müdürlüğü, Oylat Orman İşletme Şefliği'nde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada alternatif bölmeden çıkarma yöntemleri olarak kablolu hava hatları, oluk sistemi, sürütücü ve tarım traktörü değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre CBS ile entegre AHY yöntemi çalışma alanının %60'ında sürütücüyü optimum bölmeden çıkarma yöntemi olarak belirlemiştir. Diğer taraftan, %25 alanla tarım traktörü ikinci en uygun bölmeden çıkarma yöntemi olarak belirlenmiştir. Sonuçlar, CBS tabanlı karar destek sistemlerinin orman transportunun planlanmasında etkili bir şekilde kullanılabilecek akılcı, hızlı ve ekonomik bir araç olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Orman transportu, CBS, AHY, Karar Destek Sistemi.
Fırtına zararı sonrası bölmeden çıkarma çalışmalarında kullanılan mobil vinç sisteminin verim analizi
Orman kaynakları üzerinde etkili olan fırtına zararları birçok bölgede önemli kayıplara neden olmaktadır. Fırtına zararları genelde ağaçlarda kırılmalar ve devrilmeler şeklinde kendini göstermektedir. Fırtına zararı sonrası ortaya çıkan olağanüstü emvalin sahadan boşaltılması oldukça güç ve riskli bir dizi çalışmayı gerektirmektedir. Ormancılık faaliyetlerinin normal seyrinde devamını sağlamak ve muhtemel böcek ve mantar arızlarını önlemek için olağanüstü emvalin mümkün olan en kısa sürede bölmeden çıkarılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, yüksek verime sahip ve iş güvenliği açısından avantajlı mekanik bölmeden çıkarma yöntemleri tercih edilmelidir. Ülkemizde, mekanik üretim çalışmalarında ağırlıklı olarak tarım traktörü ile sürütme suretiyle bölmeden çıkarma gerçekleştirilmektedir. Ancak, ekonomik veya ekolojik nedenlerle traktörün tercih edilmediği durumlarda, benzinli mobil vinçler ile kablo çekimi yapılarak bölmeden çıkarılma çalışmaları gerçekleştirilebilmektedir. Bu uygulamada, odun hammaddeleri sürütme konisi ile kombine edilerek mobil vinçle zemin üzerinde sürütülmektedir. Sürütme konisi ile ürünlerin kalan ağaçlara, kütük ve diğer engellere takılma riski azaltmakta ve zaman kayıplarındaki düşüşlere bağlı olarak verim artmaktadır. Bu çalışmada, fırtına zararı sonrası yamaç yukarı yönde bölmeden çıkarma çalışmalarında alternatif bir yöntem olarak benzinli mobil vinç verim açısından değerlendirilmiştir. Arazi ölçümleri kış aylarında fırtına zararının yoğun olarak görüldüğü Kütahya Orman Bölge Müdürlüğü'ne bağlı Tavşanlı Orman İşletme Müdürlüğü sınırlarında yürütülmüştür. Zaman etüdü, iki farklı eğim gruplarında ve iki ayrı sürütme mesafesinde gerçekleştirilmiştir. Mobil vinç sistemi ile yapılan bölmeden çıkarma çalışmalarında toplam çalışma zamanının 3,13 dk ile 4,64 dk arasında değiştiği belirlenmiştir. Ortalama verimin ise 3,08 m3/saat ile 4,44 m3/saat arasında değiştiği tespit edilmiştir. En yüksek verimin %35 arazi eğiminde 40 m sürütme mesafesinde gerçekleştiği belirlenmiştir. İstatiksel analizler sonucunda verimlilik üzerinde en fazla etken olan faktörün hacim olduğu ortaya çıkmıştır.
Yangın riski taşıyan orman alanlarında uygulanan yangın koruma çalışmalarının CBS teknikleri ile planlanması
Ülkemizde özellikle Marmara bölgesi ile Ege ve Akdeniz bölgesinde yer alan sahil şeridi boyunca yangına birinci dereceden hassas orman alanları bulunmaktadır. Orman kaynakları üzerinde en büyük çevre felaketlerinden biri olan orman yangınları sonucunda Orman Genel Müdürlüğü istatistiklerine göre ülkemizde yılda yaklaşık 10000 hektar orman alanı zarar görmektedir. Orman yangınlarıyla mücadelenin önemli unsurlarından biri erken tespit ve hızlı müdahaledir. Bunu sağlayabilmek için öncelikle yangına hassas alanların belirlenmesi ve bu alanlar göz önüne alınarak yangın gözetleme kulesi ve ilk müdahale ekiplerinin doğru konuşlandırılması büyük önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, Dursunbey Orman İşletme Müdürlüğü sınırlarında bulunan Yayla Orman İşletme Şefliği çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çalışmadaki tüm Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) işlem ve süreçleri için ArcGIS 10.2 yazılımı kullanılmıştır. Çalışmada, Yayla Orman İşletme Şefliği sınırlarını kapsayan alanın öncelikle yangın riski haritası oluşturulmuştur. Bunun için AHP (Analytic Hierarchy Process/Analitik Hiyerarşi Süreci) matematik metodu kullanılmıştır. Bu metod çerçevesinde çalışma sahasına ait ağaç türü, kapalılık, çağ, eğim ve bakı kriterleri kullanılmıştır. Bir sonraki aşamada Sayısal Arazi Modeli, yangın kulesi bilgileri ve arazi kullanım tipleri veri katmanı kullanılara çalışma alanına ve orman alanlarına ait görünürlük analizi yapılmıştır. Bu aşama için ArcGIS 10.2 yazılımının "Observer Points" aracı kullanılmıştır. Son olarak ağ analizi yapmak üzere çalışma alanındaki orman yolları, köy yolları, kara yolları ve orman yangın gözetleme kuleleri ile yangın ilk müdahale ekiplerinin lokasyonları sayısallaştırılmıştır. Elde edilen sayısal veriler ile "ArcCatalog" modülü kullanılarak ağ veritabanı oluşturulmuştur. Bu veritabanı üzerinde ise "Network Analyst" modülü kullanılarak çeşitli analizler yapılmıştır. Bunlardan ilki yangın ilk müdahale ekiplerinden muhtemel yangın sahalarına en hızlı ulaşımı sağlayacak optimum güzergahların belirlenmesidir. İkincisi ise, yangın ilk müdahale ekiplerinin konuşlandıkları lokasyondan belirlenen süreler dahilinde ne kadar alana ulaşabilir olduklarının hesaplanmasıdır. Böylece çalışma alanının orman yangınlarıyla mücadele organizsayonu açısından bütüncül bir değerlendirmesi yapılmıştır. Sonuçlara göre, Yayla Orman İşletme Şefliği sınırları dahilindeki ormanlık alanların %36,4'ünün yangına karşı çok riskli olduğu, %38,6 ve %25'inin ise orman yangınları açısından sırasıyla riskli ve az riskli olduğu belirlenmiştir. Çalışma alanındaki yangın kuleleri değerlendirildiğinde, toplam alanın %79'unun kuleler tarafından görülebildiği, ormanlık alanın ise %81'inin kulelerin görüş alanına girdiği belirlenmiştir. İlk müdhale ekiplerinin durumu incelendiğinde, mevcut ilk müdahale ekipleriyle 19 potansiyel yangın alanın sadece 3 tanesine kritik müdahale süresinde ulaşılamadığı tespit edilmiştir. Ayrıca, Yayla Orman İşletme şefliği sorumluk sahasında bulunan ormanlık alanların %83'üne mevcut ilk müdahale ekipleriyle kritik müdahale süresinde ulaşılabildiği bulunmuştur. Sonuçlar, çalışma alanında bulunan ilk müdahale ekibi ve yangın gözetleme kulelerinin orman yangınlarıyla etkili mücadele ve kaynakların verimli kullanılması açısından yeterli olduğu tespit edilmiştir.
CBS teknikleri kullanılarak yangına hassas orman alanları için yanıcı madde haritalarının geliştirilmesi
Ülkemizde Marmara, Ege ve Akdeniz kıyılarında bulunan orman alanları yangına karşı çok hassastır. Orman yangınları sonucunda yılda yaklaşık 10000 hektar orman alanı zarar görmektedir. Yangınla mücadelede kilit unsurlardan biri erken uyarı ve hızlı müdahaledir. Bu amaca ulaşmak için her şeyden önce, özellikle yangına hassas ormanlarda, yangın riski taşıyan alanlar belirlenmelidir. Orman yangını riski, meşcere özellikleri, topografik faktörler, bazı noktalara yakınlık (yollar, yerleşim yerleri ve su kaynakları) ve iklim parametreleri gibi çeşitli risk faktörleri göz önüne alınarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmada, Muğla Orman Bölge Müdürlüğü, Bodrum Orman İşletme Şefliğinde bulunan birinci derece yangına hassas orman alanları için orman yangını risk haritası oluşturmak amacıyla GIS teknikleri ve Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) yöntemi kullanılmıştır. Sonuçlar orman alanlarının %11,83 ve %21,98'inin sırasıyla çok yüksek ve yüksek yangın riski altında olduğunu, %22,28 ve %25,93'ünün orta ve düşük yangın riskini oluşturduğunu göstermiştir. Çalışma alanının geri kalanında ise yangın riski çok düşük bulunmuştur (%17,98). Sonuçlar, ağaç türlerinin en etkili risk faktörü olduğunu ve bunu meşcere çağlarının ve su kaynaklarına yakınlığın takip ettiğini göstermiştir. Bu çalışma, GIS tekniklerinin ve AHP yönteminin entegrasyonunun, yangın riski haritalarının kısa sürede geliştirilmesinde çok avantajlı bir metot olduğunu ortaya koymuştur.
Taşınabilir vinç ile entegre küçük ölçekli hava hattını bölmeden çıkarma çalışmalarında uygulanması ve sistemin verim açısından değerlendirilmesi
Orman kaynakları toplumun ihtiyaçlarını uzun vadede karşılayabilmek için hassas ormancılık esaslarına göre yönetilmelidir. Özellikle odun esaslı orman ürünleri üretimi sırasında gerçekleştirilen çalışmalar hassas ormancılık yaklaşımı ile yürütülmelidir. Bu kapsamda, uluslararası literatürde endüstriyel olmayan ve sahaya özel ormancılıkta kullanılan "küçük ölçekli ormancılık operasyonları", hassas ormancılık konseptine uygun alternatif yöntemler sunmaktadır. Bu çalışmada, ülkemizde ilk defa taşınabilir vinçle çalışan kablolu hava hattı sistemi bölmeden çıkarma çalışmalarında alternatif bir yöntem olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada, taşınabilir vinç ile entegre küçük ölçekli hava hattı kullanılarak gerçekleştirilen yamaç yukarı yönde bölmeden çıkarma çalışmaları saatlik verim açısından incelenmiştir. Kablolu hava hattı sistemi Bursa Orman İşletme Müdürlüğü, Soğukpınar Orman İşletme Şefliği sınırlarında yürütülen üretim çalışmaları sırasında uygulanmıştır. Uygulama arazide iki farklı eğim grubunda (%34-50, %50-70) ve iki farklı hat uzunluğunda (100 m ve 200 m) yürütülmüştür. Çalışmada değerlendirilen beş iş aşaması; boş vagonun ana kablo üzerinde yükleme yerine yerçekimi ile ulaşması, yükleme kancasının zemine inmesi ve kancanın ürünlerin yanına çekilmesi, ürünlerin kancaya zincirle bağlanması, kancanın vagona çekilmesi, kilitlenmesi ve yüklü vagonun yamaç yukarı ana kablo üzerinde rampaya çekilmesi, kancanın zemine indirilip ürünlerin çözülmesinin ardından kancanın vagona çekilmesidir. Bölmeden çıkarma çalışmasında verim üzerinde etkili olan faktörler (eğim, çekme mesafesi, yandan çekme mesafesi, tomruk hacmi, tomruk boyu) incelenmiştir. Bölmeden çıkarma sırasında her döngüde taşınan toplam tomruk hacminin verim üzerinde etkisini araştırmak için ürün hacimleri üç sınıfta (düşük, orta, yüksek) değerlendirilmiştir. Çalışmada değerlendirilen dört hava hattı uygulamasında ortalama verim, verimli çalışma zamanına göre 0,95 m3/saat, planlanmış çalışma zamanına göre ise 0,90 m3/saat olarak bulunmuştur. Sonuçlara göre arazi eğimi ve çekme mesafesi arttıkça mini hava hattında verimin düştüğü tespit edilmiştir. İstatistiksel analizler dört uygulamada da tomruk boyutları (hacim ve boy) ile verim arasında anlamlı (p<0,001) bir ilişki olduğunu göstermiştir. Diğer taraftan, yandan çekme mesafesi ile verim arasında sadece birinci uygulamada (%34-50 eğim ve 100 m çekme mesafesi) anlamlı (p<0,05) bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Her döngüde taşınan ürünlerin hacim sınıfları dikkate alındığında verim değerinin düşük hacim sınıfından yüksek hacim sınıfına doğru artış gösterdiği belirlenmiştir.
Bilgisayar destekli yöntemlerle bölmeden çıkarma ve orman ürünleri nakliyatının planlanması
Orman ürünlerinin nakliyatının planlanması, orman ürünlerinin bölmeden çıkarılması, ürünlerin yüklenmesi ve uzak nakliyatı da dahil olmak üzere çeşitli ormancılık faaliyetlerinin etkin ve uyumlu bir şekilde tasarlanmasını ve uygulanmasını gerektiren karmaşık bir sorundur. Bu faaliyetler, orman ürünleri üretiminin toplam maliyetinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır; bu nedenle en uygun (minimum maliyet/maksimum net kar) ulaşım planının geliştirilmesi ekonomik açıdan giderek artan bir öneme sahiptir. Orman ürünlerinin taşınmasının planlanması ve sistematik olarak en uygun çözümün aranması için bilgisayar destekli modeller kullanılmaktadır. Bu çalışmada, iki tomruk kamyonu tipi (orta ve büyük boy) dikkate alınarak orman ürünleri üretiminin toplam maliyetini minimize eden ve maksimum net karı maksimize eden optimum rotaları belirlemek için ağ analizi tabanlı bir Network 2000 programı kullanılmıştır. Çözüm sürecinde, bölmeden çıkarma faaliyeti için iki adet traktör (4x2 ve 4x4) ve yükleme faaliyeti için iki adet yükleyici (paletli ve lastik tekerlekli) değerlendirilmiştir. Minimum maliyeti veren alternatif güzergâh Network 2000 programı kullanılarak belirlenmiştir. Çalışma alanı olarak seçilen Kınık Orman İşletme Şefliğinde (OİŞ) altı bölmede üretilen çeşitli orman ürünlerinin (tomruk, maden direği, sanayi odun ve kâğıtlık) bölmeden çıkarılarak ulaştırıldığı beş rampa alanı ve ürünlerin nakliyatının gerçekleştirildiği iki orman deposu dikkate alınmıştır. Çalışmada, birinci senaryoda sadece Kınık OİŞ'de yaygın olarak kullanılan orman deposu dikkate alınırken, ikinci senaryoda bölgedeki komşu işletmenin orman deposu da değerlendirilmiştir. Birinci senaryodan elde edilen sonuçlar, büyük boyutlu traktör kullanımının, nakliyat maliyetini %8 oranında düşürdüğünü ve bunun da toplam üretim maliyetinde 1000 TL'nin üzerinde bir tasarrufa yol açtığını göstermiştir. İkinci senaryoda elde edilen nakliyat maliyetinin ve toplam üretim maliyetinin, büyük boyutlu kamyon için birinci senaryoda elde edilen maliyetten sırasıyla yaklaşık %16 ve %2 daha az olduğu bulunmuştur. Diğer taraftan, ikinci senaryoda orman ürünlerinin toplam net karının, büyük boyutlu kamyon için birinci senaryoda alınan net kârdan yaklaşık 35.000 TL daha fazla olduğu belirlenmiştir. Üretim birimlerindeki arazi koşulları ve ekipmanın bölgede mevcudiyeti dikkate alınarak, Network 2000 programı tarafından sürütme çalışması için en uygun tarım traktörü tipi başarıyla belirlenmiştir. Aynı şekilde orman ürünlerinin rampa alanlarındaki dağılımı da dikkate alınarak en uygun yükleyici tipi de belirlenmiştir.
Ormancılıkta mekanik üretim çalışmalarında makine kaynaklı başlıca risk faktörlerinin değerlendirilmesi
Ormancılık, çalışma koşulları nedeniyle tehlikeli iş sınıfları arasında yer almaktadır. Özellikle üretim faaliyetleri sırasında ortaya çıkabilecek ölümcül kazalar bu konuda önemli bir yer almaktadır. Ormancılıkta iş kazaları üzerine çalışmalar bulunmakta olup, kazaların önlenmesi için çözümler aranmaktadır. Bununla birlikte iş kazalarının yanı sıra çoğunlukla dikkate alınmayan ve sürekli tekrarlanması halinde uzun süreçlerde ciddi sağlık problemlerine yol açabilecek riskler (fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik vb.) bulunmaktadır. Özellikle ormancılık alanındaki artan makineleşme, beraberinde çeşitli riskleri de getirmiştir. Diğer taraftan, bu konuda yürütülen bilimsel araştıralar ve çalışmaların sayısı sınırlıdır. Odun hammaddesi üretimi sırasında kullanılan mekanik araçlar üretim hızı ve verimlilik üzerinde olumlu etkiler sağlasa da çalışma ortamında yol açtığı potansiyel riskler nedeniyle operatör ve işçi sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Makineye dayalı üretim işlerinin temelinde motor gücünden yararlanılması söz konusudur. Motor gücü ise büyük oranda fosil yakıtlardan elde edilmektedir. Dolayısıyla çalışma sırasında atık gazların ortama salınması gibi durumlarla karşılaşılmaktadır. Buna ek olarak, motor hareketlerinden kaynaklı gürültü ve makineli üretimde odun hammaddesi veya zemin etkileşiminden kaynaklı partikül madde maruziyeti önemli bir durumdur. Bu konuda yapılan çalışmalar da dikkate alındığında temel risk faktörleri, gaz, gürültü ve partikül madde olarak sınıflandırılabilir. Kısa süreli operasyonlarda bu faktörlerin insan sağlığı üzerinde önemli etkileri olmamakla birlikte, uzun süreli çalışmalarda özellikle makine operatörleri üzerinde ciddi sağlık sorunları doğurmaktadır. Bu açıdan, iş sağlığı ve güvenliği açısından bu risk faktörlerinin incelenmesi oldukça önemlidir. Bu çalışmada, ormancılık faaliyetleri sırasında kullanılan üretim makinelerine bağlı bazı risk faktörlerinin (gürültü ve partikül madde) ölçülmesi, açık kaynaklı Arduino platformu kullanılarak çoklu ölçüm cihazı (TriSensor 4.0) geliştirilmesi ve ilgili faktörlerin Çok Kriterli Karar Verme Yöntemleriyle (Fine Kinney ve Bulanık Fine Kinney) risk değerlendirmelerinin yapılması amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında çeşitli bölgelerde yürütülen ormancılık çalışmalarında kullanılan mekanik araçlar (hasatçı, yükleyici, hava hattı, tarım traktörü, tomruk kamyonu) üzerinde gürültü ve partikül madde ölçümleri yapılmıştır. Ölçümler endüstriyel ölçüm cihazları ve çalışmada geliştirilen TriSensor 4.0 çoklu ölçüm cihazıyla yapılmış ve sonuçlar karşılaştırılmıştır. GPS ünitesine sahip TriSensor 4.0 cihazı aynı anda gürültü, partikül madde ve CO ölçümleri yapabilmekte ve ölçüm değerleriyle birlikte konum bilgilerini de kaydetmektedir. Risk değerlendirme çalışmaları pek çok alanda yaygın olarak yapılmaktadır. Özellikle tehlikeli iş kollarında bu çalışmaların yapılması ölümcül kazaların engellenmesi açısından kaçınılmaz hale gelmektedir. Bu çalışmada ise kısa vadede ölümcül riskleri bulunmayan ancak uzun vadede önemli sağlık problemlerine neden olabilecek makine kaynaklı gürültü ve partikül faktörlerinin risk değerlendirmesinin yapılması planlanmıştır. Risk değerlendirme çalışmaları pek çok iş kolunda uygulanmakta ve oldukça farklı risk değerlendirme yöntemleri bulunmaktadır. Buna bağlı olarak risk değerlendirme yöntemi çalışma ortamı, yapılan iş vb. durumlar gözden geçirilerek seçilmektedir. Bu çalışmada, temel olarak Fine Kinney Yöntemi ve bununla birlikte Bulanık Mantık Yönteminin entegre edilerek risk değerlendirme çalışmasının yapılmıştır. Sonuçlara göre her iki cihazda da üretim makinelerinden elde edilen ortalama gürültü değerlerinin insan sağlığına 2. derecede etkili olan 66-90 dBA aralığında yer aldığı görülmektedir. Sonuçlara bakıldığında en düşük ortalama değerler MOZ500 kablolu hava hattından elde edilirken en yüksek değerler ise URUS MIII kablolu hava hattından kaynaklıdır. Diğer üretim araçlarının çalışma ortamı koşullarının benzerliği ve operatör kabinlerinin bulunması gibi durumlardan dolayı değerler daha düşük ve birbirlerine yakın çıkmıştır. Partikül madde riski (PM2.5) açısından değerlendirildiğinde, en yüksek maruziyet değeri (>200 µg/m3) New Holland TT55B model tarım traktörü ölçümlerinde elde edildiği ve çalışma ortamının partikül madde açısından çok sağlıksız olduğu belirlenmiştir. MAN TGA tomruk kamyonu, URUS MIII kablolu hava hattı ve Türk-FIAT 80-66 tarım traktörünün kullanıldığı çalışmalarda operatörlerin maruziyet değerlerinin sağlıksız (65,5-150,4 µg/m3) kategorisinde yer aldığı bulunmuştur. Diğer mekanik üretim araçlarında ise PM2.5 maruziyet değerleri insan sağlığı açısından önemli tehlikeler taşımayan ve hassas gruplar için sağlıksız olarak değerlendirilen grupta yer almıştır. Çalışmada geliştirilen TriSensor 4.0 çoklu ölçüm cihazı ile endüstriyel ölçüm cihazları ölçüm değerleri karşılaştırıldığında, gürültü ve partikül madde ölçüm değerleri arasında büyük oranda önemli bir fark olmadığı, geliştirilen cihazın kullanılabilir olduğu tespit edilmiştir. Gürültü ve partikül verileri ile yapılan risk değerlendirme çalışmalarından elde edilen risk skorları karşılaştırıldığında, Fine Kinney risk değerlendirme sonuçlarının genel olarak Bulanık Fine Kinney sonuçlarından düşük olduğu görülmüştür.
İnsansız hava aracı ile elde edilen sayısal görüntüler kullanılarak mekanik üretim araçlarının verim ve toprak deformasyonu açısından değerlendirilmesi
Bu çalışma kapsamında, İnsansız Hava Aracı (İHA) ile elde edilen sayısal görüntüler kullanılarak mekanik üretim araçlarının iş verimi ve toprak deformasyonu açısından değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Çözüm aşamasında, İHA ile üretim makinelerinin (hasatçı, hava hattı, tarım traktörü, yükleyici) faaliyetlerine ait yüksek çözünürlüklü sayısal görüntüler elde edilmiş ve ofiste görüntüler üzerinde yürütülen zaman analizi ölçümleri ile verim hesaplamaları yapılmıştır. Çalışmada, istatistiksel analizler yapılarak bazı parametrelerin (ürün boyu, ürün çapı, parça sayısı, hacim, sürütme ve taşıma mesafesi vb.) mekanik araçların verimli çalışma zamanı ve verim değerleri üzerindeki etkileri belirlenmiştir. Diğer taraftan, logaritmik modellerden Weibull dağılımı kullanılarak çalışmada dikkate alınan mekanik üretim araçları için verim tahmin modeli geliştirilmiştir. Çalışmada değerlendirilen tarım traktörü ile orman ürünlerinin sürütülmesi sırasında oluşan hacimsel toprak deformasyonu yüksek çözünürlüklü İHA görüntüleri kullanılarak hesaplanmıştır. Bu aşamada, tekerlek izi derinlikleri manuel yöntemle ve İHA görüntüleri ile belirlenmiş ve iki yöntemle elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Çalışmada ayrıca sürütme yolu boyunca toprak örnekleri alınarak farklı tur sayısı (10-20) ve arazi eğimleri (%0-10 ve %10-20) için üç derinlik kademesinde (0-5 cm, 5-10 cm ve 10-15 cm) hacim ağırlığı, higroskopik nem, toprak tekstürü ve toprak organik madde içeriği incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre hasatçı için ortalama verim 40,123 m3/saat bulunmuş ve verim üzerinde etkili olan faktörlerin ürün çapı ve ürün hacmi olduğu belirlenmiştir. Hava hattıyla bölmeden çıkarma yönteminde ortalama verim 11,756 m3/saat bulunmuş ve verim üzerinde etkili olan faktörlerin ürün çapı, ürün boyu ve ürün hacmi olduğu belirlenmiştir. Tarım traktörüyle bölmeden çıkarma yönteminde ortalama verim 5,671 m3/saat bulunmuş ve verim üzerinde yine ürün çapı, ürün boyu ve ürün hacminin etkili olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar, yükleyici için ortalama verimin 22,567 m3/saat olduğunu göstermiş ve verim üzerinde etkili olan faktörlerin ürün çapı ve ürün hacmi olduğu belirlenmiştir. Çalışmada dikkate alınan mekanik üretim araçları için Weibull dağılımı kullanılarak geliştirilen hacim tahmin modellerinin uygun olduğu tespit edilmiştir. Traktörle sürütme sırasında oluşan ve İHA ile belirlenen hacimsel deformasyonun, 10'uncu tura göre 20'nci turda 0,052 m3/m arttığı bulunmuştur. Çalışmada, 20'nci tur sonrasında 10'uncu tura göre ortalama tekerlek izi derinliğinin İHA yöntemine göre 4,88 cm, cetvel ile yapılan manuel ölçümlere göre ise 4,69 cm arttığı belirlenmiştir. Çalışma alanından alınan toprak örnekleri üzerinde yürütülen analizlere göre çalışma alanındaki hacim ağırlığı, higroskopik nem ve organik madde miktarının tur sayısına bağlı olarak değişiklik gösterdiği belirlenmiştir.
Impact of lack of public green areas on the living conditions of Mogadishu's residents
Lately, the functions of urban greenings including recreational use, aesthetics and resting areas are at the top of the expectations of the society. These green areas in the cities reduce energy use, facilitate cooling effects, and improve water and air quality. The protection of green areas is also important for the sustainability of biodiversity and wildlife. The green areas in the cities, consisting of vegetation, trees and tree groups that are naturally found in the city or artificially established, are to be established, protected and managed in accordance with the public interest. This thesis investigates the impact of urban green areas (UGAs) on the socio-economic, environmental, and health aspects of urban life in Mogadishu, Somalia. Employing a mixed-method approach, this study combined a face-to-face survey of Mogadishu residents with GIS-based analysis using the i-Tree Canopy tool to assess spatio-temporal changes in the city's green cover between 2002 and 2023.Survey results indicated that accessible and well-maintained green spaces significantly improve residents' mental and physical health, foster social interactions, and contribute to economic benefits such as increased property values and enhanced local business opportunities. Meanwhile, i-Tree analysis revealed a concerning decrease in green cover over the study period, with a corresponding increase in impervious surfaces. This reduction in green spaces is associated with diminished ecological services, such as carbon sequestration, and exacerbates challenges like the urban heat island effect. The findings emphasize the critical role of UGAs in enhancing urban resilience and improving quality of life in post-conflict settings. The study advocates for strategic urban planning and policy initiatives that prioritize the preservation and expansion of green spaces, which are crucial not only for environmental sustainability but also for promoting social cohesion and economic prosperity in Mogadishu. The thesis presented recommendations for urban planners and local government to integrate comprehensive green space planning into Mogadishu's broader urban development agenda, ensuring sustainable and livable urban environments.
İHA verileri kullanılarak meşcere parametrelerinin belirlenmesi
İnsansız hava araçları (İHA) destekli uzaktan algılama verilerinin doğruluk düzeyindeki iyileşmelere paralel olarak ormancılık çalışmalarındaki kullanımı yaygınlaşmıştır. Son yıllarda İHA tabanlı üç boyutlu (3B) nokta bulutu verileri kullanılarak meşcere parametreleri hesaplanabilmektedir. Bu çalışmada, fıstık çamı (Pinus pinea, L.) sahasında farklı diri örtü yoğunluğuna (düşük ve yüksek) sahip iki örnek alanda, İHA verileri kullanılarak ağaç parametrelerinin (ağaç boyu, tepe tacı genişliği ve ağaç çapı) belirlenmesi amaçlanmıştır. İlk olarak, örnek sahalardan alınan İHA görüntüleri üzerinde Hareket Tabanlı Yapısal Algılama (Structure for MotionSfM) ile 3B nokta bulutu oluşturma ve işleme yöntemi kullanılarak ağaç boyu ve tepe tacı genişliği parametreleri elde edilmiştir. İHA tabanlı yöntemin başarısını değerlendirmek için klasik yersel ölçüm cihazları kullanılarak çalışma alanındaki ağaçların boy, tepe tacı genişliği ve çap verileri elde edilmiştir. Daha sonra, yersel ölçümlerle elde edilen ağaç boyu ve tepe tacı genişliği verileri (bağımsız değişkenler) kullanılarak örnek ağaçların çap tahminini veren regresyon modelleri geliştirilmiştir. Son olarak, bu modellere İHA tabanlı yöntemle elde edilen ağaç boyu ve tepe tacı genişliği değerleri girilerek çap değerleri hesaplanmıştır. Çalışmada, yersel ölçümlerle ve İHA verileri ile belirlenen meşcere parametreleri arasındaki ilişkiler istatistiksel analizlerle incelenmiştir. Ayrıca, her iki yöntemle elde edilen meşcere parametreleri Ortalama Mutlak Hata (Mean Absolute Error-MAE), Ortalama Kare Hatası (Mean Squared Error-MSE) ve Kök Ortalama Kare Hatası (Root Mean Squared Error-RMSE) yöntemleri ile karşılaştırılarak İHA tabanlı yöntemin etkinliği değerlendirilmiştir. Sonuçlara göre yersel ölçümlerle belirlenen ağaç boyu ve tepe tacı genişliği değerleri ile İHA verileri ile tespit edilen değerler arasında doğrusal bir ilişki olduğu (R2) belirlenmiştir. Diri örtü yoğunluğundaki artışın İHA verilerine dayalı yöntemin meşcere parametrelerinin tahminini olumsuz yönde etkilediği ve bu nedenle ilişki oranının nispeten daha düşük olduğu görülmüştür. Sonuçlar, İHA verileri ile belirlenen ağaç boyu ve tepe tacı genişliği parametrelerinin, yersel ölçümlerle karşılaştırıldığında, genel olarak kabul edilebilir doğruluğa sahip olduğunu göstermiştir. Ağaç boyu için hata değerleri (RMSE) birinci ve ikinci örnek alanda sırasıyla 0,408 ve 0,377 olarak belirlenmiştir. Tepe tacı genişliği için ise hata değerleri sırasıyla 0,446 ve 0,497 bulunmuştur. Ağaç boyu ve tepe tacı genişliği parametreleri kendi arasında karşılaştırıldığında her iki örnek alanda da ağaç boyunun daha yüksek doğrulukla belirlendiği görülmüştür. Örnek alanlar karşılaştırıldığında, diri örtü yoğunluğunun düşük olduğu örnek alanda tepe tacı genişliğinin doğruluğunun daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
İnsansız hava aracı tabanlı görüntüler kullanılarak mekanik üretim araçlarında verim analizi
Bu çalışmada, mekanik odun üretiminde kullanılan sürütücü ve kesici-istifleyici makinelerinin verimliliğinin belirlenmesinde İnsansız Hava Aracı (İHA) görüntülerinin kullanılabilirliği araştırılmıştır. Zorlu arazi koşullarında zaman etüdü çalışmalarının sağlıklı yürütülememesi, üretim verimliliğinin doğru ölçülmesini güçleştirdiğinden, üretim faaliyetleri DJI Mavic 2 Pro model İHA ile yüksek çözünürlüklü video olarak kaydedilmiş ve görüntüler üzerinden iş aşamalarına ait zaman ölçümleri yapılmıştır. Sürütücü için 34 döngü, kesici-istifleyici için 40 döngü değerlendirilmiş; analizlerde Pearson korelasyon testi ve doğrusal regresyon yöntemleri kullanılarak ağaç boyu, çapı, hacmi, sürütme mesafesi ve ağaç sayısının çalışma zamanı ve verim üzerindeki etkileri incelenmiştir. Sürütme çalışmasında ortalama çalışma zamanı 4,65 dakika ve verim 73,55 m³/saat bulunmuş; sürütme mesafesi ile verim arasında negatif, toplam hacim ve mesafe ile çalışma zamanı arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Kesici-istifleyici ile ağaç kesimi çalışmasında ortalama çalışma zamanı 26,9 saniye ve verim 73,55 m³/saat bulunmuş. Kesici-istifleyicide verim üzerinde en etkili faktörlerin ağaç boyu, çapı ve hacmi olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, İHA görüntülerinin zaman etüdü çalışmalarında yüksek doğruluk sağladığı ve saha koşullarından kaynaklanan belirsizlikleri azalttığı ortaya konmuş olup mekanik odun üretiminde verim analizleri için etkili bir yöntem olduğu gösterilmiştir.
Mekanik üretim araçlarından kaynaklanan toprak deformasyonunun insansız hava aracı verileri kullanılarak belirlenmesi
Mekanik bölmeden çıkarma araçlarının (sürütücülerin) orman toprağı üzerinde oluşturduğu fiziksel etkiler İnsansız Hava Aracı (İHA) tabanlı sayısal görüntüler kullanılarak değerlendirilmiştir. Saros Orman İşletme Şefliği'nde yürütülen araştırmada, manuel ölçüm yöntemi (cetvel yöntemi) ile İHA verileri karşılaştırılmıştır. Farklı eğim gruplarında (%0–20 ve %20–50) beşinci, onuncu ve on beşinci turlarda gerçekleştirilen sürütme işlemleri sonucunda oluşan tekerlek izi derinlikleri belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, İHA görüntülerinden hesaplanan tekerlek izi derinliklerinin manuel ölçümlerle büyük oranda uyumlu olduğunu göstermiştir. Yüksek eğimli alanlarda (%20–50) tekerlek izi derinliklerinin daha fazla olduğu ve tur sayısının artmasıyla birlikte iz derinliğinde belirgin bir artış eğilimi bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, toprak özelliklerinden hacim ağırlığının düşük eğimli alanlarda artma, yüksek eğimli alanlarda ise azalma eğiliminde olduğu; higroskopik nemin ise düşük eğimlerde artarken yüksek eğimlerde azaldığı belirlenmiştir. Çalışma, İHA tabanlı yöntemlerin ormancılıkta toprak deformasyonunun izlenmesinde güvenilir bir alternatif olduğunu ortaya koymuştur. Bu yöntem, mekanik üretim araçlarının çevresel etkilerinin önceden tespit edilmesine ve üretim planlamalarının daha sürdürülebilir biçimde yapılmasına olanak sağlayabilir. Elde edilen metodoloji, ormancılıkta kullanılan diğer mekanik makinelerin çevresel etkilerinin değerlendirilmesinde de uygulanabilecek niteliktedir.