Theses supervised by Prof. Dr. Ahmet Gökbel
16 theses · Kırşehir Ahi Evran University
Uluslararası azınlık hakları bağlamında Uygur Türkleri'nin durumu:(Türkiye, Kırgızistan ve Doğu Türkistan örneği)
Bu çalışma, Çin'in 1949 yılında Doğu Türkistan'da gerçekleştirdiği işgal sonucunda azınlık durumuna düşen Uygur Türklerinin Doğu Türkistan, Kırgızistan ve Türkiye'deki durumunu analiz etmektedir. Çin istila sonrası bazı Uygur Türkleri kültürlerini, inançlarını, dilini serbest şekilde devam ettirmek amacıyla Doğu Türkistan'dan hicret etmişlerdir. Meydana gelen göç hareketleri çok sayıda Uygur Türkünü farklı ülkelere gitmesine sebep olmuştur. Bu çalaşma özellikle Kırgızistan, Türkiye ve Doğu Türkistan'daki Uygur azınlıklar üzerinde durulmuştur. Doğu Türkistan'da kalan Uygurlar, çok zor ve ağır şartlar altında yaşamlarını sürdürmektedir. Günümüzde Doğu Türkistan'daki Uygurlar üzerinde Çin yönetiminin işgal ve baskısı hala devam etmekte olup Türk-İslam varlığını silebilmek için farklı yöntemler uygulanmaktadır. Doğu Türkistan kültürel değerleri, dini inançları, tarihi geçmişi, jeopolitik ve jeostratejik açıdan, Türk-İslam dünyasının önemli ve ayrılmaz bir parçasıdır. Tarihte deniz yollarının keşfedilmediği dönemde Avrasya kıtasında önemli bir noktadır. İpek yolu ile Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan Doğu Türkistan bölgesi, bir köprü vazifesini görmüştür. Çalışmada, öncelikle Uygur Türklerinin tarihi, yaşadıkları coğrafiya, kurdukları devletler ve cumhuriyetler açıklanmıştır. Daha sonra Azınlık kavramı ve tanıtımına yer verilerek uluslararası azınlık hakları bağlamında çeşitli belgeler kronolojik olarak incelenmiştir. Doğu Türkistan'da çeşitli hak ihlallerine maruz kalan Uygur Türkleri detaylı olarak incelenmiştir. Son olarak Kırgızistan ve Türkiye'ye göç eden Uygur azınlıkların günümüzdeki durumu ortaya konmaya çalışılmıştır.
XXI.yüzyılda Türk-Rus ilişkileri (2000-2020)
Bu çalışmada 21. Yüzyılda Türk-Rus ilişkileri kapsamlı bir şekilde ele alınmaktadır. Türk-Rus ilişkilerinin geçmişine baktığımız zaman iki toplum arasındaki ilişkileri VI. asırdan itibaren başlatmak mümkünse de kaynaklar ilk resmi ilişkiyi 1492 yılından itibaren başlatırlar. Türkiye-Rusya ilişkilerinin Soğuk Savaş sonrası 1990'lı yıllarından itibaren daha da önemli hale geldiği görülür. SSCB'nin dağılmasından sonra Türk-Rus ilişkileri yeni bir boyut kazanır. 1990'lı yıllar, iki ülke arasındaki münasebetlerde birçok sorunlarla karşılaşıldığı yıllar olarak da bilinir. Rekabetin de ağır bastığı bu dönemin en önemli alanını ekonomik-ticari ilişkiler oluşturur. 1990'lı yıllardan günümüze kadar olan sürede ekonomik ve ticari ilişkilerin her zaman siyasi ilişkilerini gölgede bıraktığını söylemek yerinde olur. Üç bölüm halinde ele aldığımız bu çalışmanın birinci bölümünde 2000 yılına kadar Türk-Rus ilişkilerinin tarihi gelişimi, ikinci ve üçüncü bölümlerde ise 2000-2020 yılları arasındaki siyasi, diplomatik, askeri ve güvenlik konularındaki ilişkiler ile ekonomik ve ticari ilişkiler detaylı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Araştırmamızda gördüğümüz kadarıyla ekonomik ve ticari ilişkiler iki ülke arasındaki işbirliğinde lokomotif rolünü üstlenerek siyasi, askeri iv ve güvenlik konuları ile üçüncü ülkelerle olan ilişkilere de farklı bir nitelik kazandırmıştır. Bunun en dikkat çekici göstergesi olarak iki ülke arasında hızla artan dış ticaret cirosunu ve 2000'li yılların başından itibaren günümüze kadar iki ülkenin yönetiminde bulunan liderlerin büyük çabasını belirtmek gerekir. Bu yıllarda ekonomik ortaklık zemininde yeniden şekillenen ikili ilişkiler bağlamında birçok stratejik projeye imza atılıp hayata geçirilmiştir. İki ülke arasındaki ilişkilerinde genel olarak henüz tam anlamıyla stratejik ortaklık seviyesine ulaşmasa da ekonomik-ticari ve enerji gibi alanlarda stratejik boyuta çıktığı görülür. Çalışmamızda şu da görülmüştür ki, Türk-Rus ilişkilerinde yakalanan ivme ve ilişkilerin iyi bir düzeyde olması, bölgesel istikrar ve ortak çıkarlara da hizmet etmektedir. Bu noktadan hareketle yaptığımız araştırmada 2000-2020 yılları arasında Türk-Rus ilişkilerinin nasıl bir seyir izlediği ve iki ülke arasında siyasi-diplomatik, ekonomik-ticari, askeri-güvenlik ve enerji alanındaki ilişkilerin nedenleri ve sonuçları kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır.
2000-2020 yılları arasında Türkiye-Pakistan ilişkileri
Türkiye ve Pakistan, tarihi bağlara dayanarak birbirlerini kardeş ülke olarak tanımladıklarından dolayı birçok alanda işbirliğini geliştirmişlerdir. İki ülke arasında bu kadar ilişkiler olmasına karşı uluslararası ilişkiler bilim dalında bu alandaki çalışmaların kısıtlı olduğu görülmektedir. İki ülke arasındaki ilişkilerin ortaya çıkması ve tespit edilmesi konusundaki çalışmalara bir nebze olsun katkı sağlamak amacıyla 21. yüzyılda (2000-2020) taraflar arasındaki ilişkileri çeşitli yönleriyle ele almak için bu konu belirlenmiştir. Tezi yazmadan önce hazırlık aşamasında hem Pakistan ve Türkiye özelinde hem de ikili ilişkiler alanında akademik anlamda yazılmış olan yüksek lisans ve doktora tezleri, makaleler, kitaplar, dergiler araştırılarak literatür taraması yapılmıştır. Bunların dışında internet kaynakları ve gazete haberleri de incelenmiştir. Kaynak incelemesinden sonra elde edilen bulgulara göre yapılan bu çalışmada Pakistan'ın tarihi gelişimi bir bölüm halinde verildikten sonra ikinci bölümde bağımsızlık sonrası Pakistan tanıtılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Türkiye ve Pakistan arasındaki ilişkilerin son yirmi yılda nasıl şekillendiği ve günümüzde nasıl devam ettiği siyasi, diplomatik, askeri, ekonomik ve kültürel ilişkiler derinlemesine ele alınmaya çalışılmıştır. Araştırmamızın, günümüzde iki ülke ilişkilerinin bulundukları bölge siyasetini etkileyip bazı konulara yön vermesi nedeniyle Pakistan coğrafyasının tarihi açıdan tanınması ve özellikle son dönemde ikili ilişkilerin iyi ortaya konarak anlaşılması bakımından önemli olduğu kanaatindeyim. Anahtar Kelimeler: Pakistan Coğrafyası, Pakistan Tarihi, İkili İlişkiler, Pakistan, Türkiye
Yemen üzerinde bölgesel rekabet
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti'nden ayrılıp bağımsızlığını ilan eden Yemen, 1962-1968 yılları arasında bir iç savaşa sahne olur, benzer bir şekilde 2011'den günümüze kadar devam eden yeni bir iç savaşı yaşanır. Geçmişte halkının refah ve huzur içinde yaşadığı, mutlu Arap (Arabia Felix) gibi anlamlara gelen isimlerle anılan Yemen, günümüzde bu sıfatlardan çok uzak, kaos ve kargaşa içinde varlığını sürdürür. Aden Körfezi-Bab'ül Mendeb Boğazı, Kızıldeniz, Süveyş Kanalı suyolunun güneyini kontrol eden stratejik bir coğrafyada bulunan Yemen'e farklı devletlerin kendi çıkarları için yapmış oldukları müdahaleler, ülkenin kırılgan bir yapıya sahip olmasına ve devlet yönetiminin zayıf kalmasına sebep olur. Her ne kadar ülkenin kuzey ve güney bölgeleri birleşmiş olsa da hükümet zayıflığı ile gelen iç çatışmalar Husiler'in Sana'yı ele geçirmesine yol açar. Yemen'de kendi içinde farklı gündemler takip eden gerek siyasi gerekse toplumsal rol oynayan iç dinamikler, bu savaşlarda hedef ve çıkar ortaklığına dayalı dış aktörlerin desteğini alırlar. Güney ve Kuzey Yemen'in birleşmesi ile oluşan Yemen Cumhuriyeti'nin beş ana aktörü vardır. Bunlar Husiler, El-Kaide, Islah Partisi, Ali Abdullah Salih ve Yemen Sosyalist Partisi'dir. Arap Baharı'ndan olumsuz etkilenen Yemen'de bahsettiğimiz söz konusu beş ana unsur bütün bu yaşananlarda etkili olmuştur. İran bu mücadeleler sırasında görünürde yumuşak güç unsurlarına başvurur. Sert güce başvurması ise perde arkasından Husiler aracılığı ile gerçekleşir. Suudi Arabistan ise bu güç mücadelesinde geleneksel dış politika anlayışında görülmemiş bir hamle yaparak 2015 yılında düzenlenen "Kararlılık Fırtınası" ile doğrudan sert güç unsurlarını kullanarak sahnede yerini alır. Bu çalışmada, Yemen'deki iç çatışmalara müdahil olan dış aktörlerin, (BAE, Suudi Arabistan ve İran) çatışmaların seyrini nasıl değiştirdiği ve iç aktörler üzerinde nasıl bir tesire sebep olduğu ele alınmıştır.
Kazakistan'da petrol ve doğal gaz rezervleri ve bunların Kazakistan dış politikasına etkisi
Sovyetler Birliği'nin dağılması ve iki kutuplu dünya sisteminin ortadan kalkmasıyla başlayan yeni dönemde ortaya çıkan bağımsız devletler, uluslararası düzende belirlenen koşullar çerçevesinde yeni ortama uymak için çaba sarf etmektedir. Fakat yine de büyük güçler bu düzenin ana oyuncuları rolünde devam etmek istemektedir. Enerji güvenliği açısından değerlendirildiğinde günümüzde Orta Asya, hidrokarbon kaynakları açısından zengin bölgelerden biri olarak ön plana çıkmaktadır. Dünya üzerinde geniş coğrafyaya sahip ve enerji kaynakları açısından zengin olan Kazakistan Cumhuriyeti, Orta Asya'da bağımsızlığına kavuşan diğer ülkeler arasında önemli bir konumdadır. Ancak Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra büyük güçlerin ilgi noktası haline gelen Kazakistan'da, demografik yapının ve askeri gücün zayıflığı, ülkenin güvenliğini tehdit eden önemli unsurlardır. Bu nedenle bağımsızlığına yeni kavuşan Kazakistan'ın serbest piyasa ekonomisine geçmesi ve büyük güçlerin enerji kaynaklarına olan ilgisini kullanarak kendi askeri, siyasi ve iktisadi olanaklarını kullanması bunların yanı sıra demografik yapı konusunda bazı adımların atması, ülkenin kalkınması doğrultusunda stratejik önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlığına kavuşan Kazakistan dış politikasının oluşturulmasında, petrol ve doğal gazın önemi anlatılmakta ve enerji kaynaklarının çök yönlü ülke politikasında nasıl kullanıldığı incelenmektedir. Tezin temel amacı, Kazakistan'da petrol ve doğal gaz üretimi ve gelişimi için büyük güçler ve şirketler tarafından yapılan projelerin ve işlevlerin tespit edilerek bunların Kazakistan enerji politikasına yönelik etkisinin analiz edilmesidir. Ortaya çıkan veriler ışığında ülkenin çok yönlü politikasında ve ekonomi kalkınmasında petrol ve doğal gazın, itici güç olup olmadığı tartışılmaktadır.
Afganistan'ın Faryab bölgesindeki Türkmenlerin sosyo-kültürel yapısı
Tarih boyunca bir halkın ortaya koyduğu maddi ve manevi değerler bütünü olan kültür, sadece bir miras değil, aynı zamanda yaşayan bir bellektir. Millet olmanın temelinde dil, din ve ideal birliği yatar. Milletler geçmişten günümüze kadar edindikleri kültürel değerlerini koruyup muhafaza ederek gelecek nesillere aktarırlar. Böylece millet olma özelliklerini korurlar. Son 40 yıldır iç savaşlar ve çatışmalarla boğuşan Afganistan bölgesinde bulunan farklı etnik gruplarda önemli kültürel erozyonlar meydana gelir. Bütün bu değişikliklere 1979'da Rus işgali ile başlayan ve günümüze kadar devam eden sıkıntılar ve karışıklıklar sebep olur. Kültürel miraslar korunamamış veya yanlış bir yola sevk edilir. Bazı dini değerler kültürel olarak kabul edilirken kültürel değerler ise dinin yerini alır. 2001 yılından itibaren Afganitan'da Taliban rejiminin devrilmesiyle, hızla ilerleyen teknoloji ve medya, Afganistan toplumunu büyük ölçüde etkisi altına alır. İlk olarak Hint dizileri ve daha sonra Türk dizileri televizyonlarda yayınlanırken, Afganistan toplumunun geleneksel ve kültürel değerlerinin korunması zorlaşır ve önemli değişikliklere uğramaya başlar. Buna bir de bilinçsiz cep telefonu kullanımını eklersek nasıl bir kültürel erozyon yaşandığı görülür. Afganistan'da yaşayan Türkmenler, her ne kadar aynı sıkıntılara maruz kalıp çalkantılı bir süreçten geçse de yaşadığı bölgeleri büyük ölçüde terk etmemişler ve tarihten gelen gelenek – görenek ve adetlerini ağırlıklı olarak koruyabilmişlerdir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Afganistan'ın tarihi gelişiminin yanı sıra genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Afganistan'da yaşayan Türkmenlerin tarihleri, demoğrafik yapıları, coğrafi ve siyasi durumları gibi konular ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Faryab bölgesinde yaşayan Türkmen toplumunun sosyo-kültürel yapısı derinlemesine incelenmeye çalışılmıştır.
Karabağ savaşı: Türkiye İran ve Rusya'nın tutumu
Karabağ tarih boyunca Azerbaycan sınırları içerisinde yer alan bir bölgedir. Ermenilerin Karabağ bölgesine göç ettirilmesi 1800 yılların başından itibaren bölge devletleri olan Türkiye ve İran'dan bir milyondan çok Ermeni ile başlamıştır. Böylelikle Ermenilerin bölgeye göçü başlamış ve daha sonra Ermenilerin toprak iddiaları ortaya çıkmıştır. Bu araştırmada, tarihi süreç içerisinde Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarının ele geçirmesi bilgileri verildikten sonra, özellikle Birinci Karabağ ve İkinci Karabağ savaşı, savaşı sona erdiren 10 Kasım anlaşması, Ermenilerin savaş sırasında ve Karabağ'dan çekilirken işlediği suçları ve insanlığa karşı suç fiilleri incelenmiş ve bölge devletlerin tutumu ele alınmıştır.
Fransa'da hükümetin İslam politikaları ve İslamofobide medyanın rolü
Fransa'nın tarihsel süreçte İslam politikalarını ve medyanın, İslamofobinin teşekkül edişindeki rolünü incelediğimiz çalışmamızda Fransa'nın Müslümanlara yönelik politikaları tarihsel perspektifle ele alınmıştır. İslamofobinin kamusal ve sosyal hayat içerisinde bir devlet politikasına nasıl dönüştüğü analiz edilmiş; bu bağlamda medyanın rolü, yürürlüğe giren yasa ve yönetmelikler kronolojik olarak incelenmiştir. Fransa'da İslam karşıtlığını tetikleyen olayları ve siyasilerin söz konusu olaylara yaklaşımını ele alırken Müslümanların da sosyal hayat içerisinde maruz kaldıkları kötü muamele ve eşitsizlikler ortaya konmuştur. Birinci bölümde Fransa'nın Müslümanlarla ilişkilerinin tarihsel gelişimi, iş gücü açığı sonucu ortaya çıkan göçler ve Müslüman nüfusun Fransa'daki artışı ele alınırken ikinci bölümde de Fransa'da laiklik kavramının ortaya çıkışı ve sonrasında İslam politikaların tüm etkenleri incelenmiştir. Müslüman karşıtlığının geçmişten günümüze biçim değiştiren yapısı, İslam algısı, terörizm ve 2021 yılında yürürlüğe giren Ayrılıkçılık Yasası konu edilmiştir. Üçüncü bölümde ise Fransız medyasının İslamofobi üzerindeki etkisi ve İslam imajını nasıl manipüle ettiği ortaya konmaya çalışılmıştır.
Gençliğin radikalleşme eğilimi karşısında almanya'daki müslüman STK'ların rölü
Bilindiği üzere gençlerin sosyal, kültürel, sanatsal, bilimsel ve mesleki gelişmeleri önce ailede başlayıp sonrasında okul ve arkadaş çervesi ile çember şeklinde genişlemektedir. Bu sürece özellikle STK'ların gençlere yönelik sundukları faaliyetler de eklenmektedir. Gönüllülük esasına dayanarak yapılan bu çalışmalar, araştırmamızın konusu olan Almanya örneğinde görüldüğü gibi çok fazla değer görmemektedir. Devletin zorunlu gençlik çalışmaları ile gençlerin radikalileşmesine karşı çözümler bulunmaya çalışılmaktadır. Oysa Müslüman STK'ların gençlik çalışmaları, şayet dikkate alınırsa gençlerin radikalleşmesine karşı en büyük tedbir mahiyetini taşımaktadır. Tüm Avrupa'da olduğu gibi Almanya'da da yükselen ırkcı akımlar tarafından, başta o ülkedeki Müslümanların varlıkları sorgulanırken söz konusu akımlar, Müslüman STK'ların radikalizmi teşvik ettikleri yönünde olumsuz propaganda yapmaktalar. Çalışmamızın birinci bölümünde Almanya'ya İslamiyetin geliş süreçleri incelenmeye çalışılmıştır. Bu süreç zamanla Almanya'da Müslüman STK'ların oluşmasını beraberinde getirmiştir. Burada ayrıca Almanya anayası çerçevesinde Müslüman STK'ların din devlet ilişkileri tartışmaları ve sonuçları ortaya konulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde de gençlerin radikalleşme süreci ve onların radikalleşmelerine etki eden faktörler ve bunlardan korunma yolları ortaya konmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise Müslüman STK'ların gençlik çalışmaları hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır.
Afganistan'da Hazaralar-Taliban ilişkisi
Hazaralar, Afganistan'ın ana sakinlerinden biri olup ülkenin üçüncü büyük etnik grubu oluşturur. Diğer etnik gruplardan farklı olarak Hazaraların çoğunluğu Şii mezhebine mensuptur. Belki de bu mezheb farklılığı Taliban- Hazara ilişkisini olumsuz yönde etkilemiştir. Taliban, Hazaraları Şii ve bazen de Rafizi bir grup olarak görmüş ve etnik olarak Peştun olmadığı için bu grupla ilişkisi iyi olmamıştır. Taliban, gerek 1996-2001 yılları arasında yönetimde oldukları dönemde, gerekse iktidardan uzak olduğu 20 yıl boyunca ve 2021'deki ikinci döneminde; Hazaralar ile düzenli ilişkiler kuramamıştır. Birkaç cümle ile özetlemeye çalıştığımız bu araştırmada Hazaralar ile Taliban'ın tarihsel kökenleri, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitim durumları ile bu iki grup arasındaki ilişki ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kalimeleri: Afganistan, Hazaralar, Taliban, Hazara-Taliban ilişkisi.
Norveç'te yerli halklar ve ulusal azınlıklar: Samiler örneği
Milliyetçilik veya kavmiyetçilik, insanlık tarihi kadar eski kavramlardır. İnsanların aidiyet duydukları ve bir parçası oldukları topluma sahip çıkıp onu özel görmeleri tarih boyunca olagelmiştir. Bu davranışın motivasyon kaynağı bazen inanç, bazen hanedanlık, bazen de ırk olmuştur. Yöneticiler için bu aynı zamanda güç arttırma ve yönettikleri kitleleri konsolide etmeleri için önemli enstrümanlardır. İşte bu bağlamda yaptığımız araştırmanın ana konusu, Norveç devletinin bir ulus devlet inşa etme sürecinde, ülkedeki kadim bir etnik gruba uyguladığı kültürel, etnik ve sosyal asimilasyon politikalarını ortaya koymak amacıyla "Norveç'te Yerli Halklar ve Ulusal Azınlıklar: Samiler örneği" şeklinde belirlenmiştir. Bu konunun seçilmesinin nedeni bugün örnek olarak gösterilen bir ülkenin tarihi yanlışlarını kayıt altına almak ve değişen politik konjonktür sonucu gelinen noktaya dikkat çekilmiştir. Bu çerçevede tezimizin birinci bölümünde Norveç'in tarihi gelişimi, ikinci bölümde Norveç'te yerli halk ve ulusal azınlıklar, üçüncü bölümde ise Samiler ana başlıkları mümkün olduğu kadarıyla detaylı olarak ele alınıp incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Norveç, Sami Halkı, Sapmi, Laponlar, Yerli Halk, Asimilasyon, Norveçleştirme
Afganistan'daki etnik ayrımcılığın siyasi istikrarsızlığa etkisi
Etnik ayrımcılık, 1990'lı yıllarda Yugoslavya ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra uluslararası ilişkiler alanında fark edilen yeni konulardan biridir. Günümüzde dünya ülkeleri, yapıları açısından çeşitli dil, din ve farklı etnik gruplardan oluşmaktadır. Zira bu çeşitlilik sosyal düzenin doğasında vardır. Toplum yapısında; yaş, cinsiyet ayrımı, dil ve dini ayrışma açısından tüm bireylerin ayni olduğu bir toplumdan bahsetmek mümkün değildir. Afganistan da farklı etnik kökenlere sahip ayni zamanda dil ve mezhep açısından da farklılıklar arz eden çeşitli kültürlere sahip bir ülkedir. Her ne kadar bu ülkenin etnik yapısı "etnik mozaik" ismiyle ünlenmiş olsa da Afganistan'ın siyasi istikrarsızlığında önemli faktörlerden biri kabul edilir. 11 Eylül (2002) tarihli Bonn konferansı, yeni hükümetin şekillenmesi ve 2004 anayasasının kabulünden sonra Afganistan'daki etnik, dilsel, kültürel ve mezhepsel çatışmalar Peştunların dışındaki etnik grupların kendilerini Afganistan devletiyle ilişkilendirmemelerine sebep oldu. Yeni anayasanın Peştunlar dışındaki etnik grupları görmezden gelmesi, bu ülkede etnik ayrımcılığın şiddetlenmesine neden olmuştur. Birleştirici bir çözüm bulunamamasından dolayı etnik grupların çeşitliliği bu ülkede ulus-devlet kurma sürecindeki krizin aşılmasını imkânsız hale getirmiştir. Afganistan, kuruluşundan bu yana artan etnik ve sınıfsal çekişmeler, isyanlar, kitlesel şiddet, ardarda gelen askeri darbeler ve genellikle ekonomik ve sosyal politikaları felaketle sonuçlanan bireyci liderlerin hâkimiyetiyle boğuşmaktadır. Savaş, aşiret rekabetleri ve bunların siyasi güç ve genelde siyasi istikrarsızlıkla ilişkili olarak Afganistan'ın tarihinde ciddi sorunlardan sayılagelmiştir. Bu olaylardan sonra 2002 yılında anayasa düzenlenir. Yeni anayasanın düzenlenmesi sürecinde, ülkenin gelecekteki siyasi sisteminin ne olacağı konusunda çok sayıda danışma ve müzakere yaşanır. Afgan halkının çoğunluğunun isteklerine rağmen merkezi başkanlık siyaset sistemi Afganistan'ın yeni siyasi sistemi olarak kabul edildi. Ancak son 15 yılda tüm alt kümeleriyle birlikte bu sistem bütün etnik grupların rızasını sağlayamadı ve yeterli meşruiyete sahip olamadı. Anahtar Kelimeler: Etnik Gruplar, Siyasi İstikrar, Siyasi İstikrarsızlık, Afghanistan Yasalari
Afganistan'da ABD'nin 20 yıllık varlığının değerlendirilmesi (2001-2021)
Afganistan'da ABD'nin 20 yıllık varlığı, 2001'den 2021 yılları arasında ülkenin sosyo-ekonomik ve politik yapısını önemli ölçüde etkilemiştir. Bu tez, ABD'nin Afganistan'daki varlığının detaylı bir değerlendirmesini sunarak, bu müdahalenin Afganistan'ın devlet kurma sürecine, yerel yönetimlere ve toplumun çeşitli dinamiklerine olan etkilerini kapsamlı bir şekilde incelemektedir. 2001 yılında başlayan ABD müdahalesi, başlangıçta terörle mücadele amacı taşırken, zamanla devlet inşası ve uluslararası yardımların etkin kullanımı gibi geniş kapsamlı hedeflere evrilmiştir. Afganistan'ın 2001 yılında içinde bulunduğu durum, 20 yıldan fazla süren silahlı çatışmaların yarattığı yıkımın derin izlerini taşımaktadır. Geleneksel geçim kaynaklarının yok olması, ekonomik aktivitelerin büyük ölçüde afyon üretimi ve sınır ötesi kaçakçılığa dayanması, ülkenin sosyo-ekonomik yapısını derinden etkilemiştir. Bölgesel olarak parçalanmış bir yapıya sahip olan Afganistan'da, yerel milis liderleri çoğu bölgenin tek hakim gücü haline gelmiştir. Bu zorlu şartlar altında bir devlet inşa stratejisinin başarılı olabilmesi için derinlemesine ve kapsamlı bir dönüşümü hedeflemesi gerekmektedir. Araştırmada, ABD'nin Afganistan'daki politika ve stratejilerinin genellikle uluslararası toplumun eleştirilerine maruz kaldığı ve beklenen sonuçları vermekte yetersiz kaldığı belirtilmektedir. ABD'nin yeni idari kurumlar oluşturma çabalarının Afganistan'ın etnik ve demografik yapısına tam olarak uyum sağlayamadığı, yerel koşulların göz ardı edildiği ve bu durumun devlet inşa sürecinin başarısızlıklarına yol açtığı vurgulanmaktadır. Ayrıca, ABD'nin Afganistan'daki politikaları, Batı'nın dış politika yaklaşımları ve uluslararası kalkınma yardım politikalarının eksikliklerini ortaya koymaktadır. Devlet kurma stratejileri, yerel aktörlerin tepkileri, dirençleri ve uluslararası politikalara olan etkileri üzerinden eleştirilmiştir.
Kırgızistan'da Dunganlar
Kırgızistan, Orta Asya'daki en yoğun Dungan nüfusuna ev sahipliği yapması bakımından bölgenin önemli çok kültürlü coğrafyalarından biridir. Çin'in kuzeybatısından 19. yüzyılın sonlarında Kırgızistan'a göç eden Dunganlar, hem Müslüman kimliklerini hem de Çin kültürel unsurlarını bir arada koruyarak özgün bir toplumsal yapı geliştirmişlerdir. Bu çalışmanın amacı; Dungan toplumunda tarih, din, dil ve kültür bağlamında şekillenen geleneksel örf, âdet, inanç ve uygulamaları ortaya koymaktır. Özellikle hayatın çeşitli safhalarına ilişkin (doğum, düğün, ölüm, ibadet anlayışı) inanışlar ve uygulamalar incelenerek, Dungan kültüründeki İslamî etkiler ile Çin kültürel unsurlarının sentezi değerlendirilmiştir. Bu araştırmanın verileri, görüşme yaptığımız Dunganlardan elde edilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden biri olan görüşme tekniği kullanılmış ve veriler içerik analiziyle çözümlenmiştir. Dunganlar, Çin'deki baskılardan kaçıp Orta Asya'ya göç ettikten sonra, özellikle tarım ve ticaret alanlarında başarılı olmuşlardır. Sosyo-kültürel açıdan İslam'ın ve geleneksel değerlerin güçlü bir etkisi altında kalarak, yerel halklarla barışçıl ilişkiler kurmuşlar ve kimliklerini koruyarak topluma entegre olmuşlardır. Bu çalışma sonucunda Kırgızistan Dunganlarının inanç sisteminde hem İslam'ın kurumsal yapısının hem de Çin kökenli bazı kültürel izlerin iç içe geçtiği özgün bir kimlik yapısı tespit edilmiştir. Bu durum, Dunganların bir yandan dini kimliklerini korurken diğer yandan tarihsel köklerini de yaşattıklarını göstermektedir. Ayrıca içinde bulundukları Kırgız toplumunun etkisiyle İslamî pratiklerde Sünnileşme eğiliminin zamanla güçlendiği gözlenmiştir. Çin kökenli olmalarına rağmen İslam inancını merkezde tutan Dunganlar, hem kültürel farklılıkları hem de dini kimlikleri ile Kırgızistan'ın çok kültürlü yapısında kendilerine özgü bir yer edinmişlerdir.
Afganistan'da Özbekler, Türkmenler ve bunlar arasındaki ilişkiller
İpek yolu üzerinde büyük bir geçiş ve kavşak noktası olan Afganistan coğrafyasında yüzyıllar boyunca onlarca Türk boyu gelip konaklamış, yerleşmiş, şehirler ve devletler kurmuştur. Ülkenin nüfusu büyük çoğunluğu Sünni olmak üzere Sünni ve Şii Müslümanlardan oluşmaktadır. Ancak ülke; etnik, bölgesel ve mezhepsel temellere dayalı olarak karmaşık şekillerde bölümlere ayrılmıştır. Yaklaşık yarım asırdır iç savaşlar ve çatışmalarla boğuşan Afganistan'da Özbekler ve Türkmenler de diğer etnik gruplar gibi bu çatışmalardan etkilenmişlerdir. Afganistan Türkistanı, merkezi Şibirgan olan Türkistan bölgesi ile merkezi Kunduz şehri olan Katagan bölgesi şeklinde iki ana kısma ayrılmaktadır. Katagan'a bağlı vilayetler arasında Kunduz, Tahhar, Semengan, Bağlan ve Bedahşan yer alırken; Türkistan bölgesinde ise Cevzcan, Belh, Faryab, Serapul, Badğis ve Herat bulunmaktadır. Günümüzde Afganistan'daki Türk kökenli toplulukların bir kısmı kendi anadillerini yaşatmaya devam etmekte, bir kısmı ise Derice (Afganistan Farsçası) ya da Peştuca dillerini tercih etmektedir. Özbekler ve Türkmenler, kendi içlerinde hâlâ büyük ölçüde kabile ve kültürel kimliklerini korumakta olup bunlar hem sosyal hem de siyasi yaşamlarına yansımaktadır. Türkmenler ve Özbekler, Afganistan'da aynı sıkıntılara maruz kalsalar da, yaşadıkları toprakları terk etmemiş ve geçmişten günümüze taşıdıkları kültürel değerlerini büyük oranda korumuşlardır. Araştırmamız dört ana bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde Afganistan'ın tarihsel gelişimi ve genel çerçevesi sunulmuştur. İkinci bölümde ise Afganistan'daki Özbek topluluğu incelenmektedir. üçüncü bölümde Afganistan'daki Türkmenler, dördüncü bölümde ise Afganistan'daki Özbekler ile Türkmenler arasındaki ilişkiler incelenmeye çalışılmıştır.
Avrupa Birliği ve azınlık haklarının incelenmesi: Bulgaristan örneği
14. yüzyılda Anadolu'dan Rumeli'ye başlayan Türk göçleri sonucunda, 1361 yılında Dimetoka'nın, 1390 yılında Filibe'nin alınmasıyla Bulgaristan, Türk ve Müslümanların çoğunlukta olduğu bir yerleşim yeri haline gelmiştir. Daha sonra 1876 Bulgar isyanıyla başlayan 1908 yılına kadar devam eden süreç, Bulgaristan bağımsızlığı ile sonuçlanmıştır. Bu sürece kadar çoğunlukta bulunan Müslümanlar, bu süreçten sonra azınlık olarak yaşamlarını devam ettirmeye çalışmış, fakat baskı, şiddet ve asimilasyon ile karşılaşmışlardır. Bulgaristan'ın bağımsızlığını kazanmasıyla devlet ve millet inşası sürecinde, genelde Osmanlı özelde ise kendi içinde yaşayan Türklerin ötekileştirilmesi üzerine kurulan kimlik ve çıkar çabalarının, Bulgaristan'ın imzalamış ve aynı zamanda sorumlu olduğu uluslararası antlaşmaları Pacta Sunt Servanda ilkesi bağlamında doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği görülmüştür. Önceki yönetimler altında zaman zaman ayrımcılığa ve şiddete uğrayan azınlıklar, komünizm rejimi ile beraber adlarının değiştirilmesi, Dini ritüellerin engellenmesi (sünnet, namaz, oruç vs.), zorunlu göç, siyasi baskı ve şiddete çok daha fazla maruz kalmışlardır. 1989 yılında Jivkov rejiminin son bulmasıyla beraber Bulgaristan bireysel hak ve özgürlüklere daha fazla önem vermeye başlamıştır. Özellikle 2007 yılında supranasyonal bir yapıya sahip olan Avrupa Birliğine (AB) kabul edilmiş, ancak bu konuda sorumluluğu artmasına rağmen azınlık haklarının uygulamasında yetersiz kalmıştır. Öte yandan iç hukukunda azınlık haklarının tanımlamasına net bir ifade getirememiştir. Tüm bunlar sonucunda ortaya çıkan eksiklikler ve sorunlar Bulgaristan ölçeğinde ele alınıp, Konstrüktivizm teorisiyle açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma sırasında özelikle Haskova, Kırcaali, Mestanlı, Plovdiv (Filibe) ve Sofya'da yaptığımız saha çalışmasından da yararlanılmıştır.