Theses supervised by Prof. Dr. Ali Yıldırım
19 theses · Fırat University
Şarabın serüveni ve klasik Türk şiirinde sarhoşluk kavramı
Bilinen ilk içki olduğu düşünülen şarabın bulunması, çeşitli efsanevi ve mitolojik anlatılara konu olacak kadar eskiye dayanmaktadır. Bu kadar köklü bir geçmişi olan şarabın edebiyattaki geçmişi de oldukça eskidir. Arap edebiyatının ilk yazılı örneklerinden itibaren şiirde işlenilen bir konu olan şarap, daha sonraki dönemlerde şiir ve tasavvufi düşünce sistemi arasındaki etkileşimin sonucunda şiir dilinde özel bir anlam kazanarak Doğu edebiyatlarının en önemli sembollerinden biri hâline gelmiştir. Klasik Türk şiirinde sarhoşluk, sadece şarabın sebep olduğu bir durum olarak değil, pek çok sebebe bağlı olarak ortaya çıkan bir bilinç seviyesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak elbette ki söz konusu "sarhoşluk" hâlleri, gerçek anlamda bir sarhoşluk olmayıp mecazi bir anlam barındırmaktadır. Klasik Türk şiirinde, asli vatanından ayrı düşmüş olan insanın durumu bir sarhoşluk hâli olarak nitelendirildiği gibi, oraya tekrar dönen insanın durumu da sarhoşluk şeklinde nitelendirilmektedir. Yine sadece aşk değil, sevgilinin sözü, dudağı, busesi, bakışı, yüzü ve güzelliği, âşığa sarhoşluk veren birer şaraptır. Bu şiirde sarhoşluk sadece âşığın sıfatı da değildir. Her unsuru ve özelliğiyle âşığı sarhoş eden sevgilinin gözü, bakışı ve hatta kendisi de naz ve gurur şarabıyla sarhoş olmuş bir şekilde tasvir edilmektedir. Bütün kâinatın "şevk sarhoşu" olarak nitelendirildiği bu şiirde, aşk ve şevk sarhoşluğunun dışında kalanlar ise gaflet, devlet/ikbal, gurur ya da riya şarabıyla sarhoştur. Sadece yaşama dair unsurlar değil, ecelin kendisi de bir şarap, insanlığın ortak paydası olan ölüm hâli de bir sarhoşluktur. Böylece klasik Türk şiirinde sarhoşluk, bütün insanlığı ve hatta evreni içine alacak kadar geniş bir alana yayılmış olmaktadır.
Keçecizâde İzzet Molla'nın Dîvân-ı Bahâr-ı Efkâr'ında sosyal hayatın izleri
Keçecizâde İzzet Molla, XIX. yüzyılın başlarında yaşamış, döneme eserleriyle katkı sunmuş önemli bir şair, devlet adamıdır. Kaynaklarda Şeyh Gâlib'den sonra klasik Türk şiirinin son büyük temsilcisi olarak kabul edilen İzzet Molla, eski gücünü kaybetmiş klasik Türk şiirinin dış formuna bağlılığını sürdürmüş olsa da şiire kendine özgü farklılıklar ve yenilikler kazandırabilmiş velûd bir şairdir. Osmanlı Devleti'nin hem edebî hem siyasi arenada en buhranlı döneminde yaşayan şair, dönemin siyasi olaylarına ve sosyal yaşantısına kayıtsız kalamamış, özellikle en hacimli eseri olan Dîvân-ı Bahâr-ı Efkâr'da III. Selim ve II. Mahmud'un saltanat yıllarına tekabül eden süre içerisinde başta İstanbul olmak üzere İmparatorluk sınırları içinde ve dışında dönemin siyasi, askerî ve kültürel faaliyetlerine, mimarî, mali ve idari yapısına ait tüm detayları beyit beyit eserlerinde işleyerek tarih bilimine katkıda bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Keçecizâde İzzet Molla, XIX. Yüzyıl Klasik Türk Şiiri, Sosyal Hayat.
Tokadizade Şekîb Bey'in Derviş sözleri (İnceleme- metin)
Bir düşünce tarzı olan tasavvuf, yüzyıllarca edebiyat tarihimize mana, milli benliğimize de güç katan unsurlardan biri olmuştur. Kitap ve sünnet doğrultusunda bir hayat sürmeyi amaç edinen sufiler, Hak'tan aldıklarını halka vererek insanlara faydalı olmayı ön planda tutmuş ve bu istikamet üzere bir çizgi takip etmişlerdir. Tasavvufi yolu tercih eden, Hak aşkını ve maneviyatı merkeze alan şairler de duygu ve düşüncelerini ortaya koymada tasavvuf terimlerinden faydalanmış ve bu amaç doğrultusunda çeşitli dinî- tasavvufî eserler yazmışlardır. Bu çalışmada Tanzimat dönemi şairlerinden olan ve hayatının bir döneminde Mevleviliği gaye edinen Tokadîzade Şekîb Bey'in hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verildikten sonra, şairin Derviş Sözleri adlı dinî- tasavvufî mahiyetteki kitabının tanıtımının yapılması amaçlanmıştır. 1924 yılında yayınlanan Derviş Sözleri'nin şekil ve muhteva özellikleri ile ilgili gerekli bilgilerden sonra, dinî- tasavvufî açıdan değerlendirilmesi yapılmış ve transkripsiyonlu metni verilmiştir.
Ümmi Sinan Divanı'nda ayet ve hadis incelemesi
17. yüzyıl şairi olan Ümmî Sinân, mutasavvıf bir şairdir. Bundan dolayı divanında oldukça fazla âyet ve hadis kullanmıştır. Sık kullanılan âyetlerin başında "Lâ ilâhe illâ hû" gelmektedir. Şair, âyet ve hadislerle Allah'ın birliğine, kudretine, lütfuna delil sunarak şiirinin anlamını güçlendirmiştir. Âyet ve hadislerin kullanıldığı beyit ve dörtlüklerde şair sadece Kur'an'a ve Peygamber'e övgüde bulunmuş, onların vasıtasıyla kendi şiirini ve sanatınıda övmüştür, bu övgüye sadece birkaç beyitte rastlanmıştır. Âyetlerden alıntıladığı kelimelerle şiirine, sözüne etkili bir anlatım, doğru bir ifade ve derin bir mana katmıştır. Şair genel anlam itibarıyla beyitlerde geçen âyet ve hadisleri sözlerine delil olarak kullanmıştır.
Hâşimî'nin Mihr ü Vefâ mesnevisi'nin tenkitli metni ve incelemesi
İslam medeniyetinin ortak kültür mirası içinde mimari, musiki ve edebiyata ait ürünler, hemen her kesime hitap eder. Mimar, musikişinas ve şair; Osmanlı'nın günlük hayatı içinde sanatı yoğurmuş estetisyenlerdir. Klasik edebiyat ürünleri, geleneğin bir parçası olarak yazıldıkları dönemin ve önceki birikimlerin birer aynasıdır. Her bir ürün, aynı zamanda onu ortaya koyan sanatçıdan izler taşır. Mihr ü Vefâ, Hâşimî'nin ikili aşk kahramanları üzerine bina ettiği bir mesnevidir. Kökeni Fars edebiyatıdır. Tema, aşktır. Evrensel bir konu olarak aşk, mesnevide yeniden yorumlanır. Âşık, maşuk ve rakip üçlemesi mesneviyi romantik bir hakikate taşır. Şahıs kadrosu, vak'a halkaları ve mekân unsurlarıyla oldukça hacimli bir eser olan mesnevi, 6532 beyittir. Eserde, tematik aksiyonu sağlayan ülkü değerlerle karşıt değerler kişiler üzerinden sembolleştirilmiştir. Hemen her karakter bir değere karşılık gelmektedir. Kurgusu sağlam olan eser, dönemin önemli mesnevilerinden biridir. 16. yüzyılda kaleme alınan eserin biri yurtiçinde diğeri yurtdışında olmak üzere iki nüshası tespit edilmiştir. Çalışmada iki nüshanın karşılaştırmalı metni ve incelemesi yapılmıştır. İnceleme kısmı, modern roman tekniğine uygun olarak yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hâşimî, Mesnevi, Mihr ü Vefâ, Aşk
Kötülük olgusu ve Tanzimat Devri Türk romanında kötülük
İyilik ve kötülük, birbirine karşıt iki basit kavram olmaktan çok birbirinde tamamlanan derinlikli kavramlardır. Aydınlanma düşüncesi ile birlikte dünyanın düzeni değişirken değerler sistemi de önemli oranda değişmiştir. Tanrı'nın dünyadan kovulması ve imanın yerini aklın almasıyla iyilik, içi boş bir kavrama dönüşürken kötülük de bağımsızlığını ilan etmiştir. Tanzimat Devri de Aydınlanma düşüncesinin Osmanlıya girdiği ve bu sebeple düşünce sisteminde pek çok yeniliğin ortaya çıktığı bir dönemdir. Bu değişim, öncelikle Tanzimat aydınının Tanrı tasavvurunu değiştirmiş ardından bu değişim evren, insan, mekân ve zaman şeklinde genişlemiştir. Bu değişimlerin odak noktası iyi ve kötü algısıdır. Tanzimat Devri Türk Edebiyatı bu açıdan klasik formların ve geleneksel anlayışın dışına çıkılan bir devrin edebiyatıdır. Yine bu edebi değişimin odağında da iyi ve kötü algısı bulunmaktadır. Tanzimat Devri Türk romanında kötülüğü incelediğimiz çalışmamızda kötülüğün gerek bir problem olarak ortaya çıkışını gerekse estetik bir değer olarak kurgulanışını ele almaya çalıştık ve bunu bir devrin değişim perspektifinden değerlendirmeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Kötülük, kötü, kötücül, iyilik, iyi, iyicil, Tanzimat romanı.
Fuzûlî Divani'nda bir üslup özelliği olarak Leff ü Neşr
Klâsik Türk edebiyatında, edebî sanatlar şairlerin üsluplarının oluşumunda önemli bir yere sahiptir. Edebî sanatların çağrışım bakımından zengin olması, anlamın da çok boyutlu olmasını sağlar. Böylece az sözle çok şey anlatmayı hedefleyen şair, anlam zenginliğine ulaşarak duygularını, düşüncelerini daha iyi ifade eder. Leff ü neşr sanatı bu bağlamda sıkça tercih edilen edebî sanatlardandır. Bir beyitte en az ikişer unsurun bir araya gelmesiyle oluşan bu sanat, hem şekil hem mana bakımından önemlidir. Leff ü neşr, şekil bakımından mürettep veya gayr-i mürettep olarak sınıflandırılır; mana bakımından ise unsurlar arasında anlam ilişkisinden yola çıkılarak özellikle örnekleme veya somutlaştırma yoluyla şairlerin duygularını, düşüncelerini açıklamalarına imkan verir. Böylece şiirde şekil ve mana bakımdan paralel bir görünüm ortaya çıkar. Fuzûlî'nin şiirlerinde leff ü neşrin özellikle örnekleme ve teşbih yoluyla çok sık kullanıldığı görülmektedir. Bu çalışmada Fuzûlî'nin leff ü neşri kullanış biçimi, leff ü neşrin diğer edebî sanatlarla ilişkisi, paralelizm ve simetri bakımından önemi ve bu bağlamda Fuzûlî Divanı'nda üslup özellikleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Leff ü neĢr, paralelizm, simetri, üslup.
Şeyh Gâlib Dîvânı'nda hak, varlık ve insan
İnsanoğlunun varlık ile ilgili tartışmaları insanlık tarihi kadar eskidir. Tarihsel süreçte gerek genel anlamda varlık olgusunu karşılayan âlem veya kâinatın yaratılışı gerekse insanın varlık sahasına çıkması ve bu varoluşun hikmeti meseleleri, mitoloji başta olmak üzere asırlar boyunca muhtelif din ve inanç sistemlerinde ve felsefi doktrinlerde anlamlandırılmaya çalışılmıştır. İslam dininin varlık olgusuna bakışı kelâm ve tasavvuf gibi iki farklı sahada gelişmiştir. Kelâmcıların dar bir çerçeveye sıkıştırdıkları varlık meselesi, tasavvuf erbabı tarafından daha kapsamlı olarak ele alınarak varlığın, gerçeklik boyutunda tek ve mutlak bir bütünlük arz eden yapısı üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda farklı dönemlerde farklı yönleriyle ele alınan varlığın birliği inancı, Muhyiddîn İbn Arabî tarafından varlığın Hak, varlık (âlem) ve insan olmak üzere birbiriyle bağlantılı üç ayrı kategoride ele alındığı ontolojik bir nazariye olarak vahdet-i vücûd adıyla sistemleştirilmiştir. Türk tasavvuf geleneği içerisinde de büyük rağbet gören bu görüş, tasavvufun kaynaklık ettiği Türk şiirinde de geniş ölçüde yansıma bulmuştur. Klâsik Türk şiirinin son önemli temsilcisi sayılan Şeyh Gâlib de şiirlerinde varlıkla ilgili bu bakış açısını yoğun biçimde hissettirmiştir.Bu çalışmada Şeyh Gâlib'in, Dîvânı'ndaki şiirlerinde yer alan Hak, varlık ve insan mefhumları ile ilgili her türlü tasavvur ve düşünce tespit edilmeye çalışılarak bu mefhumların şiirsel dilin sembolik ifade imkânları çerçevesindeki kullanımlarının tahliline çalışılacaktır.Anahtar Kelimeler: Şeyh Gâlib, Varlık, vahdet-i vücûd, İbn Arabî, Hak, âlem, insan, insan-ı kâmil
Fuzûlî Divanında aşk ve akıl kavramlarının mukayesesi
Aşk ve akıl konusu hemen hemen her şair, filozof ve mutasavvıfın meyil ettiği konulardan biri olmuştur. Akıl genellikle aşkın karşısında değerlendirilmiş ve olumsuz olarak nitelendirilmiştir. Ancak Allah'ın yarattığı ilk şey akıldır, akl-ı evveldir. O halde biz büsbütün aklı reddedemeyeceğimiz gibi tüm olumsuzluklardan münezzeh de kılamamaktayız. Aklı en basit şekliyle akl-ı cüzi ve akl-ı külli olmak üzere ikiye ayırabilir, akl-ı cüziyi dünyalık işlerde; akl-ı külliyi ise insan-ı kâmil olma yolunda kullanırız. Şairlerin, mutasavvıfların olumsuz olarak değerlendirdiği de akl-ı cüzidir.Aklı işlerliği açısından çeşitli sınıflara ayırdığımız gibi aşkı da sınıflandırabiliriz: Aşk-ı mecazi ve aşk-ı hakiki. Aşk, insanın ezelden getirdiği yaratılış hakikatidir. Allah bilinmek ve sevilmek istediği için insanı ve kâinatı yaratmıştır. İnsan dâhil tüm mevcudatın aşk üzerine var olduğunu düşünürsek ister mecazi olsun ister hakiki olsun tüm aşkların kaynağı O'dur ve tüm aşklar O'nadır.Her şeyin ancak zıddıyla kaim olduğu gerçeği, aşkın karşısına olumsuz bir kavram çıkarmayı zaruri kılar. Fuzuli de genel olarak incelediğimiz pek çok beytinde aşkı yüceltmek ve hakikatini daha iyi kavrayabilmek amacıyla karşısına koyduğu aklı olumsuz bir kavram olarak ele almıştır. Âşıklar ve âlimler üzerinden mukayese yapan Fuzuli aşkı çoğu zaman bir bela, devasız bir dert olarak; aklı ise kendine âşıklık yolunda bir engel, bağ olarak ele almıştır. Aşkı ve aklı direkt kullanmakla beraber bu kavramları somutlaştırmış ve her birini temsil eden karakterleri beyitlerinde işlemiştir. Aşkı âşıklar, pir-i mugân, saki temsil ederken aklı ise zahit, sofu, hoca ve özellikle nâsih temsil etmiştir. Sonuç olarak her seferinde şair aşkı akla üstün kılmıştır.Anahtar Kelimeler: Fuzuli, Fuzuli Divanı, Aşk, akıl,
Şeyhülislam Yahya Divanı'nda ahenk unsurları
Divan şiirinde ses ve söz tekrarları, ritim, kafiye ve redifler ahenk unsurlarının başında geliyor. 17. yüzyılda yaşamış, gazel sahasında söz sahibi olan Şeyhülislam Yahya, klasik şiir geleneğine damga vurmuştur. Bu çalışmamızda Şeyhülislam Yahya Divanı?ndaki ahenk unsurlarını tespit etmeye çalıştık. Yaptığımız bu çalışma bir bakıma üslûp çalışması olduğundan daha çok yapısal eleştiri yöntemleri ve stilistik kuralların kesiştiği bir alanda durmaktadır. Bu alanda maalesef çok kapsamlı bir araştırma yapıldığını söyleyemeyiz. Biz, bu çalışmamızda Divan?daki ahenk unsurlarını söz ve ses tekrarları ile sağlanan ahenk ve ritim olarak üç ana başlık altında inceledik.Şeyhülislam Yahya?nın, kullandığı nazım şekillerinde - özellikle gazellerinde - dile hakim olduğu yapmacıksız, sade ve basit bir üslûp ile Türkçeyi başarıyla kullandığı görülmektedir. Şeyhülislam Yahya?da ahenk kuru bir ses topluluğundan ibaret değildir. Anlamla sesin bir potada eritilerek armoninin yakalandığı aşikârdır. Şeyhülislam Yahya, ?neyi anlattığın değil nasıl anlattığın? önemli olduğu bir şiir geleneğine iz bırakmış bir şairdir. Anahtar Kelimeler: Şeyhülislam Yahya, ses ve söz tekrarları, ritim, ahenk
Redif kelimeler bağlamında Nâbî Divanı'nın çözümlenmesi
Divan şiirinin söylendiği dönemle günümüz arasındaki kopuşu engellemek, zengin şiir mirasını bugünün insanlarına aktarmak amacıyla söz konusu şiirlerin çözümlenmesi gerekir. Ancak, bu incelemeler sırasında şiirler, sadece bir yönüyle ele alınmamalı, şairin psikolojisi, eserin yazıldığı dönemin sosyo-külterel durumu ve genel anlamda "insan" problemi göz önünde bulundurulmalıdır. Bu şekilde çok yönlü bir çalışma, divan şiirinin öneminin daha sağlıklı bir şekilde ortaya çıkmasını sağlar. Redif, şairin psikolojisini, devrin atmosferini ve buradan hareketle "insan"ın benzer olan durumlarını ortaya koyan önemli bir etkendir. Redif kelime, şiirin temel taşı olup onun iskeletini oluşturur. Şair, şiirin bütününü redif üzerine kurarak, his ve hayal dünyasını redife yansıtır. Ayrıca şiiri oluşturan kelime kadrosu ile şiirdeki ahenk ve anlam bütünlüğü de redif etrafında meydana gelir. Bu çalışmada daha önceki şiir çözümlemelerinin aksine rediften hareketle yorumlamalar yapılmış; redifin şiir, şair ve dönem üzerindeki önemi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda şairin seçmiş olduğu rediften ve redifle bağlantılı şiire hâkim olan fikir dünyasından yola çıkılarak "insan"ın ortak duygu ve düşüncelerinin tespiti üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Nâbî ve Divanı, redif, şiir, çözümleme, hikmet, insan
Mihr ü Mâh Gelibolulu Mustafa Alî inceleme-metin
Köklü bir edebiyat kültürüne sahip Türkler, İslamiyet'in kabulü ile Arap ve İran medeniyetleri ile ciddi bir etkileşim sürecine girmiştir.Türk şairler, köklü yazılı ve sözlü edebiyat gelenekleri sayesinde şekil olarak yeni tanıştıkları mesnevinin en güzel örneklerini vermişlerdir.Türk ve İran edebiyatlarında manzum ve mensur olarak yazılan Mihr ü Mâh hi-kâyeleri, diğer hikâyelerde olduğu gibi, daha çok sembolik yönüyle özem arz etmekte-dir. Bu eserlerdeki kişi isimleri, gökcisimlerine ve gökcisimlerinin işleyişlerine verilen isimlerden oluşmaktadır. Gelibolulu Mustafa Âlî'nin Mihr ü Mâh mesnevisi, bunlardan biridir. Bu eser, çok değişik açılım ve yorumlara müsait sembollerle yazılmıştır.Edebi eserlerdeki temayı şekillendiren konu, Mâh ve Mihr'in aşklarıdır. Tematik olarak mesnevide göksel öğelerin işleyişi de bulunur. Ayrıca Mihr ve Mâh eksenli sem-bolizm ile insan ile Allah arasındaki muhabbet, tasavvufi anlayışla açıklanmaktadır.16. yüzyılda yazılmış olan eserin Türkiye ve dünya kütüphanelerinde bilinen üç nüshası bulunmaktadır. Bu çalışmada Mihr ü Mâh mesnevisinin üç nüshasının karşılaş-tırmalı çeviri yazısı yapılacaktır. Çeviri yazısı yapılan metnin incelenmesi, tahkiyeye dayalı eserlerin inceleme yöntemleri çerçevesinde olacaktır.
Nâfi Divânı, inceleme, transkripsiyonlu metin
Bu çalışma 19. yüzyıl şairlerinden Nâfi'nin hayatı, sanatı, divanının transkripsiyonlu metni ve tahlilinden meydana gelmiştir. Nâfi, diğer şairler gibi kendi üslubu ve alemi algılayış farkıyla, edebiyatımızı renklendirmiştir.Nâfi Divânı üzerine yaptığımız bu çalışma şairin kullandığı kelimeler, üslubu ve edebi sanatları kullanışı doğrultusunda, geçmişimize Nâfi gözüyle bakmak için bir perde aralayacaktır.Sonuç olarak yaptığımız bu çalışmayla Eski Türk Edebiyatının önemli şahsiyetlerinden biri olan Nâfi'nin edebi kişiliğini ve eserini edebiyat dünyasına kazandırmış olduk.
Gülşeni Divanı ve tahlili
Bu çalışma 15. yüzyıl şairlerinden Gülşenî-i Saruhanî'nin hayatı, sanatı,divanının transkripsiyonlu metni ve tahlilinden meydana gelmiştir. Gülşenî-iSaruhanî de diğer şairler gibi edebiyatımızın geleneklerine bağlı kalmış; duygu,düşüncelerini bilinen kelime, mecaz ve mazmunlarla ifade etmiştir.Gülşenî-i Saruhanî Divanı üzerine yaptığımız bu çalışma, şairin kullandığıkelimeler, üslubu ve edebî sanatları kullanışı doğrultusunda, şairi ve şairinyaşadığı dönemi anlamamıza yardımcı olacaktır.Sonuç olarak, bu tezin amacı Eski Türk Edebiyatının önemli şairlerindenbiri olan Gülşenî-i Saruhanî'nin edebi kişiliği ve eserini edebiyat dünyasınatanıtmaktır.Anahtar Kelimeler: 15. Yüzyıl, Gülşenî-i Saruhanî, Divan, TranskripsiyonluMetin, Tahlil
İBB Atatürk Kitaplığı K.000343 numaralı şiir mecmûası (İnceleme- metin)
Mecmûalar, muhtevası itibariyle Klasik Türk edebiyatının önemli kaynak eserlerindendir. Şiir mecmûası osmanlı toplumunun çeşitli kesimlerine mensup şairlere ait manzumların bir araya getirilmesi sonucu oluşan, mürettibin ve kaleme alındığı dönemin şiir zevkini, dil ve üslup anlayışını, sosyal ve kültürel yaşamından izler taşır. Bu nedenle edebiyatımızda mecmûaların yeri önemli ve kıymetlidir. Yazıldığı dönemlere ait birtakım bilgiler sunan mecmûalar, geçmişten günümüze bilgi aktarımında önemli rol oynarlar. Çalışmaya konu olan bu eser, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphanesi, Atatürk Kitaplığı Belediye Yazmaları K.000343 numarada kayıtlı şiir mecmûasıdır. Tür olarak manzum metin mecmûalar kategorisindedir. mecmûada, toplam elli sekiz adet şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin bazıları başlıksızdır, geriye kalan şiirler ise semâ'î, dîvân, koşma, kalenderî, muamma, mecnûni, garîb, destân, na't-ışerife, cezayîr ve hicâzî gibi isimlerle adlandırılmıştır. Tez, giriş ve sonuç dışında iki ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler de kendi içerisinde alt başlıklar altında değerlendirilmiştir. Mecmûada adı geçen şairler ise Perverî, Hayrî, Remzî, Mevcî, Şehvî, Gevheri, Sabrî, Saydî Şemsî, Nâbî, Türâbî, Dehrî, Dertli, Nesîmî, Emrah, Ümmi Sinan, Âşık Vefâyi ve Şemseddin Sivâsî'dir. Bu çalışma ile K.000343 numaralı mecmûa günümüz alfabesine aktarılmış içerisinde yer alan şiirlerin mahlas bölümlerinden hareketle, şiirlerin kimlere ait olduğu hakkında birtakım bilgiler elde edilmiştir. Eserde mahlassız şiirlerde bulunmaktadır.
Firdevsî-i Rûmî Süleymân-nâme-i Kebîr (50. cilt)(İnceleme-metin-dizin)
XV. yüzyılın ikinci yarısıyla XVI. yüzyılın ilk yarısında yaşayan Firdevsî-i Rûmî, çok sayıda eser kaleme alan üretken bir yazardır. Süleymân-nâme-i Kebîr, Firdevsî'in en önemli eseridir. Bu çalışmada Firdevsî-i Rûmî'nin Süleymân-nâme (50.cilt) adlı eseri incelenmiştir. Eserin Topkapı nüshasının çeviri yazısı yapılmıştır. Dil açısından zengin olan bu eser, Türk dilinin ve kültürünün tarihsel sürecini gözler önüne sermektedir. Eski Anadolu Türkçesi döneminin dil özelliklerini barındıran Süleymân-nâme; tıp, tarih, mitoloji, felsefe, geometri, yıldız ilmi, vb. bilgilerden dolayı ansiklopedik bir eser mahiyetindedir. Eser, Topkapı Sarayı Müzesi Yazma Eserler Kütüphanesi Hazine 1532 numarada kayıtlıdır. Eserin 50. cildi transkribe edilerek günümüz alfabesine aktarılmıştır. Bu çalışma, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde Firdevsî'nin hayatı, edebî şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Süleymân-nâme-i Kebîr'in bilgi kaynaklarına yer verilmiştir. Manzum metinlerin esere katkısı ele alınmış eserde geçen edebî sanatlar örneklerle açıklanmıştır. Süleymân-nâme'nin 50. cildinin dil ve üslûp özellikleri incelenmiştir. Eserde yer alan arkaik kelimeler, deyim ve atasözleri ele alınmıştır. Dinî ve tarihî unsurlar, kozmik âlem, insan ve insan dışındaki topluluklar, hayvanlar, mekânlar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde eserin imla özelliklerine yer verilmiş, eserde yer alan yapım ve çekim ekleri Eski Anadolu Türkçesi dil özellikleri bağlamında incelenmiştir. Dördüncü bölümde eserin çeviri yazısı verilmiştir. Anlatılan hikâyeler beş ana başlıkta toplanmış ve bunların alt başlıkları verilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular sonuç bölümünde değerlendirilmiş ve esere dizin eklenmiştir. Eserin Topkapı nüshası tıpkıbasım şeklinde çalışmanın sonuna eklenmiştir.
Harputlu Rahmî Dîvânı'nda din ve tasavvuf unsurlarının incelenmesi
Bu çalışma, 19. yüzyılda yaşamış Harputlu Rahmî'nin Dîvânı'nda bulunan unsurlar üzerine yapılmıştır. Elazığ doğumlu, yerel divan şairi Harputlu Rahmî'nin divanı döneminin özelliklerini yansıtması ve sosyal, siyasal yaşamdan bilgi vermesi bakımından önemli görüldüğünden incelenilmesine karar verilmiştir. Çalışmamda kaynak olarak İbrahim Kavaz ve M. Naci Onur'un "Harputlu Rahmî Dîvânı" adlı çalışma esas alınmıştır. Çalışma, iyi bir din eğitimi almış olan Rahmî Bey'in din terbiyesi, iyi derecede bildiği İslâm fıkhından hareketle onun dindâr yönünün beyitlere yansıyışıyla incelememizi sağlayan genel bir din ve tasavvuf bölümlerinden oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Harputlu Rahmî, Dîvân, Din, Tasavvuf, İnceleme.
Hayri Bey Divanı'nın tahlili
Bu çalışma 19. Yüzyılda yaşamış Hayri Bey'in divanında bulunan mazmunlar üzerine yapılmıştır. Mahalli divan şairi Hayri Bey'in divanı döneminin özelliklerini yansıtması ve sosyal, siyasal yaşamdan bilgi vermesi bakımından önemli olan bu divanın daha önceden bu denli bir çalışma yapılmadığından dolayı çalışılmasına karar verilmiştir. Çalışmamda kaynak olarak Naci Onur'un "Harputlu Şair Hacı Hayri Bey" İnceleme-Metin adlı çalışma esas alınmıştır. Bu çalışmada divan dört bölümde incelemiş olup, birinci bölüm "Tasavvuf" ikinci bölüm "Cemiyet" üçüncü bölüm "İnsan" ve son bölümü "Tabiat" başlıklarından oluşmaktadır. Bu çalışma ile Hayri Bey'in edebî kişiliği, sosyal hayatından kesitler ve toplumsal, siyasal, ekonomik hayattan örnekleri ortaya koyduğumuzu düşünmekteyiz.
Kâmî Divanı Sözlüğü (Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük)
Klasik Türk edebiyatı, kendine özgü bir anlam dünyası ve üslubu olan bir sahadır. Bu sahada eser vermiş şairler klasik Türk edebiyatı geleneğine bağlı kalmakla birlikte bilhassa üslup konusunda özgün söyleyişler oluşturmaya yönelmişlerdir. Bu bakımdan bu alanda çalışma yapan araştırmacılar hem klasik Türk edebiyatı geleneğinin bilgisine hâkim olmak hem de şaire özgü üslup özelliklerini bilmek durumundadır. Bu kapsamda araştırmacılara kolaylık sağlamayı amaçlayan TEBDİZ (Türk edebiyatı bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük) projesi klasik Türk edebiyatı metinlerinin daha anlaşılır olmasına yardımcı olmaktadır. Bu sözlükler sayesinde edebî metinlerde yer alan kelimelerin kullanıldığı bağlamlar, metinlerde yer alan folklorik, sosyal ve kültürel unsurlar tespit edilebilmektedir. Bu çalışmada TEBDİZ projesi kapsamında Kâmî Divanı'nın bağlamsal dizini ve işlevsel sözlüğü hazırlanmıştır. Prof. Dr. Ali YILDIRIM tarafından yayımlanan Kâmî Divanı'nın tenkitli metninde yer alan şiirler TEBDİZ'e ait web sayfasına (www.tebdiz.com) yüklenmiş ve metinde yer alan her bir kelime veya kelime grubu tek tek anlamlandırılmıştır. Anlamlandırmalar bağlama dayalı olarak yapılmış, kelimeler Latin alfabesine göre sıralanmıştır. Bu çalışma Kâmî Divanı'nın TEBDİZ kapsamında bağlamlı dizin ve işlevsel sözlüğünün hazırlanması ile Kâmî Divanı'nda yer alan kelimelerin ve kelime gruplarının anlam açısından değerlendirilmesi, eserin konu, dil ve üslup bakımından incelenmesinden ibarettir. Kâmî Divanı'nın bağlamlı dizini ve işlevsel sözlüğü çalışmanın ek başlığı altında yer almaktadır.