Theses supervised by Prof. Dr. Bünyamin Duran

19 theses · Manisa Celal Bayar University

DoctorateOpen AccessTR

Talcott Parsons'un iradeci iktisadi eylem teorisi ve ona yöneltilen eleştiriler

Talcott Parsons yalnızca bir sosyolog değil, aynı zamanda disiplinlerarası bir yaklaşımı benimseyen özgün bir düşünürdür. Onun sosyoloji alanında başlattığı çalışmalar; psikoloji, ekonomi ve siyaset bilimi gibi birçok sosyal bilim alanında öncü nitelikte değerlendirilmiştir. Özellikle iktisat disiplini içerisinde uzun yıllar hâkimiyet kurmuş olan faydacı düşünceye yönelik eleştirileri, bireyin indirgemeci yaklaşımlarla tanımlanmasının yetersizliğini gözler önüne sermesi açısından dikkate değerdir. Parsons'a göre birey, yalnızca maddi çıkar ve haz temelli bir varlık değil; aynı zamanda etik, ahlaki, hoşgörülü ve "iyi olma" hâlleriyle de anlam kazanan çok boyutlu bir özneliktir. Bu çalışmada, Parsons'ın düşünce dünyasının oluşumunu etkileyen biyografik ve entelektüel evrelerden yola çıkılarak, bireyin iktisat bilimi içerisindeki konumu, düşünürün yaklaşımı doğrultusunda bütüncül bir bakışla ele alınmıştır. Bu çerçevede, çalışmanın odak noktasını oluşturan "irade" kavramı, hem Batı hem de Doğu düşünce geleneğindeki kuramsal yaklaşımlar ışığında detaylı biçimde incelenmiştir. Devamında, irade olgusunun modern iktisat kuramlarıyla olan ilişkisi kurulmuş, böylece yalnızca mevcut durumu tanımlamakla yetinmeyen, olması gerekeni de tartışmaya açan normatif bir çerçeve sunulmuştur. Parsons'ın irade anlayışı bu bağlamda yeniden değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Son olarak, Parsons'ın kuramsal çerçevesine yöneltilen eleştiriler ele alınarak kuramın sınırları ve potansiyelleri çok yönlü bir şekilde analiz edilmiştir. Çalışmanın tamamında, nitel araştırma paradigması çerçevesinde konumlanan düşünsel (teorik) analiz yöntemi benimsenmiştir. Bu yöntemle, bireyin faydacı düşüncede olduğu gibi yalnızca ekonomik çıkarları doğrultusunda hareket eden bir varlık olarak değil; ait olduğu kültürel yapı, yetiştiği çevresel koşullar ve sahip olduğu karakteristik özelliklerle birlikte değerlendirilmesinin, günümüz iktisadi ve toplumsal sorunlarının anlaşılmasında daha gerçekçi ve dönüştürücü bir bakış açısı sunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Talcott Parsons, faydacılık, irade, disiplinlerarası, modern iktisat 2025, 169 sayfa

Aziz Can Şensazlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
10
DoctorateOpen AccessTR

J. Rawls'ın iktisadi adalet teorisi ve Türkiye ekonomisi

Bu çalışmada adaletin iktisadi boyutu ele alınmaktadır. Adalet Aristo'dan beri 'değerlerin değeri' olarak kabul edilmiştir. Bu konuda hem Tevrat'ta ve Kur'an'da hem de Doğulu ve Batılı düşünürlerin eserlerinde adaletin içeriği hakkında görüşler sunulmuştur. Yirminci yüzyılda adalet konusunda en kapsamlı çalışmayı J. Rawls yapmıştır. O da adaleti Aristo gibi diğer değerlere öncelemiş, her şeyin faydacılık uğruna feda edildiği bir ortamda adaleti vurgulayıp faydacılığa karşı çıkmıştır. Rawls, Kantçı geleneğe tabi olarak insanın başkalarının çıkarı için araçsallaştırılamayacağını, amaç olarak görülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Rawls, yaşadığı çağdaki aşırı pozitivizmin baskısı altında adaleti temellendirirken Kant'tan farklı bir yöntem seçmiştir. Kant'ın numenal-aşkın-metafizik boyutlu yöntemi yerine Rawls, ampirik 'fıtrat durumu' (orginal pozition) analojisinden hareket etmiştir. Sandel'in ifadesiyle 'metafiziksiz bir liberalizm' kurmaya çalışmıştır. Rawls insan beni ile niteliklerini birbirinden ayırarak değişmelerden etkilenmeyen bir ben'i savunmuştur. Bu yaklaşım iktisadi adalet açısından kişinin niteliklerinin ortak sosyal bir değer olduğu, kişiyi ödüllendirme ya da cezalandırma aracı olarak görülmemesi sonucunu doğurmaktadır. Dolayısıyla gelir ve servet, toplumdaki en dezavantajlı durumda olanların en avantajlı çıkacağı şekilde dağıtılmalıdır. Ona göre liberal özgürlükçülerin ve meritokratik fırsat eşitlikçilerinin önerdiği sosyal politikalar yeterli değildir. Eşitsizlikleri ortadan kaldırmadan salt fırsat eşitliğinin sağlanması sonucu düzeltmeyecektir. Çalışmanın ilk bölümünde adaletin ve iktisadi adaletin tanımları verilecektir. İkinci bölümde modern öncesi, üçüncü bölümde İslam'da, dördüncü bölümde Batı'da iktisadi adalet ele alınacaktır. Beşinci bölümde çalışmanın ana hattını oluşturan J. Rawls'ın iktisadi adalet açıklamaları analiz edilecektir. Nozick, Sandel ve MacIntyre'ın eleştirileri verilecektir. Altıncı bölümde ise Türkiye Ekonomisi çeşitli veriler ve endekslerle ekonomik adalete uygunluğu bakımından irdelenecektir.

AdaletEkonomik adaletRawls, John+1
Yaşar Alkan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Rasyonel bireylerin iktisadî eylemlerinde tercihlerini belirleyen faktörlerin araştırılması (Doğu ve batı düşünürlerinin düşünceleri çerçevesinde)

Bireysel kararlarımızı aklın ilkeleri doğrultusunda belirleme özellikle Aydınlanma döneminden beri Batı toplumlarının en fazla vurguladığı bir konudur. Adeta akılcılık Batı'nın bir mottosu olmuştur. Akıllı davranmanın bilimsel literatürdeki adı gelenek ve duygusallıktan uzak rasyonel davranmaktır. Rasyonellik en geniş ifadeyle insanın hareketlerinde, seçimlerinde ve eylemlerinde akılcı davranması şeklinde tanımlanır. Rasyonellik, başka bir ifadeyle belli hedefleri elde etmek için en etkili araçları seçme sürecidir. Ancak rasyonel davranış tek boyutlu değil, çok boyutlu ve komplike bir süreçler bütünüdür. Sadece çıkar ve başarıyı elde etmek için araç seçiminden idealist salt öte dünyacı davranmaya; her iki unsuru da birleştirip orta yolcu ılımlı bir rasyonelliğe kadar çeşitlenir ve farklılaşır. Doğal olarak toplum ya da bireylerin bunlardan hangisini seçeceği önemlidir. Çünkü bu nihayetinde bir hayat tarzına dönüşmekte ona göre sonuçlar üretmektedir. Salt amaç rasyonel eylemler sonunda yabancılaşma, şeyleşme, soyutlaşma, anlam kaybı, özgürlük kaybı, motivasyon kaybı ve meşruiyet krizlerine neden olmaktadır. Tam bu noktada pratik rasyonellik kavramı ilgili patolojilerin şiddetini azaltacak ve daha insani ve sosyal bir ortamın doğmasına hizmet edecektir. Yani kişi, kurumlar ve devlet aklı kullanırken adalet, ahlak ve erdem kavramlarını dışlamadan kullanacaktır. Biz bu çalışmamızda pratik rasyonellik kavramını besleyen unsurları gerek Batı gerek Doğu dünyasının düşünürleri çerçevesinde genişleterek günümüz sosyal yapısının iyiye doğru evrilmesine düşünsel bazda katkıda bulunmaya çalıştık.

AristotelesEkonomiEkonomi politikaları+6
Aziz Can Şensazlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Habermasyan teoride kapitalizm

Avrupa'nın yaşamış olduğu büyük sosyal dönüşümlerden biri de kapitalizmdir. Kapitalizm, yaratıcı-yıkıcı bir sistem olarak tanımlanır. Yani geleneksel kurumları ve ilişki tarzlarını kökünden söküp atarak yerine yeni kurum ve ilişkiler inşa eder. Bu ilişkiler çerçevesinde kültür, toplum ve kişilik de derinden etkilenir ve değişir. Doğal olarak bu köklü değişiklik son derece patolojik sonuçları da beraberinde getirir. Bu sonuçları Habermas anlam ve özgürlük kaybı, demir kafes, yeni putperestlik, şeyleşme ve yabancılaşma, meşruiyet krizi olarak ifade eder. Bu patolojileri hafifletebilmek için yeni bir teori geliştirerek insanlığa sunar. Düşünürün bu teorisinin ismi 'iletişim-rasyonellik' teorisidir. Bu teori insanın hiçbir şekilde araçsallaştırılamayacağını odak alır. Ekonomik gelişme ve refah yolunda mesafe alan ve çok çaba sarf eden ülkemizin kapitalist toplumların düştüğü patolojik durumlara düşmemesi için yeni paradigmalar belirleyip gelişmesini sağlaması gerekir. Bu yolda ülkemiz politika yapımcıları ve akademik çevrelerinin Habermas'ın ilgili teorisini dikkate alması son derece önemlidir.

Anti kapitalizmFelsefeHabermas, Jürgen+1
Mustafa Çakır
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Habermas'ın iletişim teorisinin pratikte ekonomiye uygulanabilirliği (Manisa örneği)

Jürgen Habermas, Frankfurt Okulu'nun son yaşayan temsilcilerindendir. Bu okulun etkilerini taşıyan Habermas, modern toplumun analizini yapmakta, özgürlükçü ve radikal demokrasi anlayışına sahip toplum teorisini oluşturmaya çalışmaktadır. Bu çalışma genel olarak Habermas'ın iletişim eylem teorisini ve bu teorinin toplumda, özellikle de işletmelerde uygulanabilirliğini araştırmayı konu edinmiş ve Habermas'ın benimsediği yöntemin ana hatlarından yola çıkarak, genelde iş dünyasında özelde de Manisa'daki firmalarda bu teorinin ne kadar uygulandığına dair değerlendirmemiz ile sona erecektir.

EkonomiEkonomi politikalarıEkonomik etki+6
Mehriban Kocağa Daşdemir
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nin son döneminde müslüman düşünürlerde iktisadi gelişme düşüncesi ve bunun iktisat politikalarıyla iktisadi gelişmeye etkisi

19. yüzyıl ve sonrasında dünya ekonomileri yeni bir sistemin bünyesinde olgunlaşmaya başlar. Osmanlı ekonomisi ise Batı kaynaklı bu sistem tarafından organik ve dinamik bir parçalanma sürecine çekilir. Bu süreç Osmanlı toplumu açısından büyük bir direniş ve kalkınma mücadelesine sahne olur. Bir taraftan toplumu yüzyıllarca ayakta tutan temel ilke ve değerler korunmak istenirken diğer taraftan uluslararası ekonomik konjonktüre uyum sağlama amacıyla geleneksel kurum ve faaliyetler modernize edilmeye çalışılır. Dolayısıyla başta düşünce dünyası olmak üzere tüm toplumsal alt şubeler, politikalar, kurumlar, faaliyetler ve sektörlerde önemli değişim ve gelişimler kaydedilir. Bu bağlamda çalışmanın ilk bölümünde genel olarak Osmanlı iktisadi düşüncesi ve gelişimi ele alınıp ardından Müslüman düşünürlerden Ahmed Cevdet Paşa, Namık Kemal ve Said Nursi'nin iktisadi zihniyetleri ortaya konulmuştur. Bu düşünürlerin İslami kavramlar çizgisinde akıl yürüttüğü ve iktisadi fikirlerini bu kavramlar ile temellendirdiği belirlenmiştir. Bu bakımdan iktisadi konulara israf, iktisat, tutumluluk, maişet, say, bereket, şükür, rızk gibi kavramların penceresinden yaklaşmışlardır. İkinci bölümde ise iktisadi zihniyet dünyası referans alınarak üretilen politikalara değinilmiştir. Bu doğrultuda reel ekonomiyi oluşturan tarım, sanayi ve ticaret sektörlerine ilişkin olarak geliştirilen programlar ve benimsenen politikaların özellikle II. Abdülhamid ve İttihatçılar döneminde yeniden yapılanma sürecine ve kalkınmaya yönelik olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın son bölümünde yürürlükteki politikaların iktisadi gelişmeye etkisi detaylı bir şekilde araştırılmıştır. Nitekim Osmanlı'nın son döneminde tarımda belli ölçüde bir modernleşme sağlanmış, aynı zamanda ticaret sektörü büyük ölçüde genişlemiştir. Ancak modern anlamda bir temel sanayi tam anlamıyla kurulamamıştır. Genel olarak bakıldığında ise incelenen dönemde Osmanlı'da iktisada ilişkin kurum ve faaliyetlerde belli ölçüde bir gelişmenin sağlandığı ileri sürülebilir.

Din adamlarıEkonomi politikalarıEkonomi tarihi+7
Serdar Çamlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Michael J. Sandel'in İktisadi Adalet Teorisinin modern toplumda uygulanabilirliğinin araştırılması

Hangi din ve millete, hangi inanç ve doktrine sahip olursa olsun her insanın adalete olan ihtiyacı en hayati ve vazgeçilmez ihtiyaçlarının başında gelir. Bu özelliği nedeniyle adalet ilkesi evrensel bir nitelik kazanmış ve tarih boyunca içeriği ve nasıl elde edileceği hakkında bitmez tükenmez doktrin ve teorilere konu olmuştur. Antik Yunanda Platon ve Aristoteles, Roma döneminde Ulpian ve Augustinus, Orta Çağ'da Thomas Hobbes, İslam dünyasında Farabi ve İbn Miskeveyh ve diğerleri, Yakın Çağ'da Immanuel Kant, John Locke, Jeremy Bentham ve John S. Mill ve son olarak günümüzde John Rawls ve Sandel gibi birçok filozof ve düşünür adalet ilkesi üzerine çalışmışlar, detaylı ve kapsamlı öğretiler geliştirmişlerdir. Ancak hemen hepsinin, özellikle de adaletin tanımı, dayanağı ve kaynağı konusunda oldukça farklı düşündükleri de bir gerçektir. Doğal olarak her bir düşünür farklı bir motivasyon ve saikten hareket etmiştir. Bunlardan kimi refah ve zenginliği önemseyip adaleti refah içerisinde içerilmiş olarak görürken kimileri özgürlükte, kimileri de erdemde içerilmiş olarak görmüştür. Bu çalışmada ilk önce adaletin tanımı ve çeşitleri ve kapsamı üzerinde kısaca durulduktan sonra tarihi geri planı incelenecek ve bu bağlamda Eski Yunan ve İslam dünyasında adalet teorilerine değinilecektir. Daha sonra ise Yakın Çağ düşünürlerinden konu ile ilgili teoriler gözden geçirilecek ve en son olarak Sandel'in yaklaşımları ele alınacaktır.

AdaletAdil ekonomik düzenDeontolojik adalet+7
İlhan Özgök
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

İbn-i Haldun ve Arthur Laffer'de vergi politikası ekonomik gelişme ilişkisi

İbn-i Haldun, ekonomiden siyasete, ahlaktan kültüre, epistomolojiden coğrafyaya, felsefeden hukuka ve diğer birçok bilim dalıyla ilgili dikkate değer görüşlerin sahibidir. Düşünür, oldukça erken sayılabilecek bir dönemde ekonomi biliminin birçok ilkesini keşfeden birisidir. Özellikle onun vergi oranları ile kamu gelirleri arasında kurduğu paralellik günümüzde iktisatçı ve maliyecilere ilham vermektedir. Gerçekten, İbn-i Haldun'un ekonomi biliminin gelişmesine katkısı çok önemlidir. Düşünür, ekonomi ile ilgili değer kavramı, iş bölümü, fiyat sistemi, arz ve talep yasası, üretim ve tüketim, para ve sermaye oluşumu, nüfus artışı, kamu finansmanı gibi konular üzerinde çeşitli düşünceler geliştirmiştir. Ekonomik gelişme olgusuyla toplumların göçebe topluluktan devlete evrilme süreçleri arasında paralellikler bulmuştur. İbn-i Haldun'u özel kılan şey onun sadece tarihi olayları hikaye etmesi değil, sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik parametreler arasındaki ilişkileri determinist ve bilimsel bir tarzda ele alışıdır. Bu açıdan o, Max Weber'e, A.Smith'e, Marx'a, Durkheim'e, Ricardo'ya vb. çok sayıda bilim adamına öncülük etmiştir.

Ekonomik etkiEkonomik gelişmelerLaffer, Arthur+3
Perihan Dutlu Erten
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de katılım bankaları ve geleneksel bankaların iletişimsel-rasyonellik açısından karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, Habermas'ın iletişimsel-rasyonellik ilkeleri açısından Türkiye'deki katılım bankaları ile geleneksel bankaların kendi çalışanlarına ve müşterilerine nasıl yaklaştıklarını ve davrandıklarını kıyaslamaktır. Bu çalışma ile özellikle yönetici kesim tarafından firma ailesini oluşturan çalışanların, müşterilerin ve tedarikçilerin insanî değerlerinin, demokratik haklarının, özgürlüklerinin (negatif-pozitif), onurlarının ve kimliklerinin hangi ölçüde dikkate alındıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, iletişimsel-rasyonellik bakımından bankaların durumunun tespitine gayret edilmiştir. Veriler, nitel çalışmalarda kullanılan kolay ulaşabilirlik yöntemine göre Rize ilinden elde edilmiştir. Veriler hem banka yöneticileriyle hem de banka müşterileriyle yarı yapılandırılmış görüşme formları ile mülâkatlar yapılarak toplanmıştır. Daha sonra veriler; içerik ve betimsel analiz sürecinden geçirilerek amaçsal ve iletişimsel rasyonellik ana faktörleri altında alt temalar belirlenmiştir. Tüm bu kavramsal analizde Habermas'ın iletişimsel-rasyonellik kuramı temel alınmıştır. Analiz sonucunda, geleneksel bankalar içerisinde, kamu sermayeli bankaların diğer banka türlerine göre iletişimsel-rasyonellik özelliklerine daha yakın olduğu, geleneksel ve katılım bankaları açısından bakıldığında ise kamu bankalarının bu varsayıma daha yakın olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca kapitalist sistem içerisinde, müşterilerin araçsal bir meta olmaktan çıkarılıp onların bir amaç hâline getirilebilmesi için tüm bankacılık sektörü tarafından iletişimsel-rasyonel eylemlerin daha çok tercih edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Bankacılık sektörüBankalarHabermas, Jürgen+4
Akif Ziya Bayrak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Talcott Parsons'ın sosyal eylem teorisinde iktisat biliminin metodolojisi ve ona yönelik eleştiriler

Talcott Parsons; Marshall, Pareto, Durkheim ve Weber'in teorilerine dayanarak eylem teorisinin geniş çaplı çalışmalarında faydalanabilecek "sosyal eylemin referans çerçevesi" olarak bilinen basit teorik yapıyı geliştirdi. Referans şeması basitçe sabit üç öğeden oluşur. Amaç, durum ve normlar. Durum amaç için olası araçlar ve koşulları içermektedir. Koşulların varlığı gerekli olası araçların normlara göre dönüşümüne adanmış çabayı ima eder. Çaba çoğunlukla idealist düşünce tarafından yadsınırken, Klasik İktisat'ta normlar ya ihmal edilir ya da koşullar içerisinde ele alınırlar. Parsons'ın "Crousoe İktisadı"nın eleştirisi değerli bir katkı olmakla birlikte, onun iktisatta "rasyonellik normu" analizi bir tür basitleştirme olarak değerlendirilmelidir. Rasyonellik normu bireylerin beklentilerini ya da eylemlerini piyasa koşullarına uyumlandırma sürecinde hata yapabileceklerini iddia eder. Arz ve talep dengesi bu tür ayarlamaların bir sonucudur. Parsons basit Hobbesçu modeli karmaşık klasik modelin temeli olarak değerlendirmiştir. Bu tür bir görüş modelin temel öğelerini ihmal etmeyi gerektirir: (1) Özel mülkiyet, (2) sosyal sınıflar, (3) etkin bir aktör olarak devlet, (4) rasyonellik normu ve (5) maliyet. Metodolojik olarak, bu öğelerin göz ardı edilmesi Parsons'ı Klasik İktisat'ı az sayıda değişken ile analiz etmeye itmiştir. Böylece Parsons tarafından analitik gerçekçiliğin hatalı uygulaması önemli yanlış anlaşılmalara ve yanılgılara neden olmuştur.

Eylem teorisiKlasik ekonomiParsons, Talcott+1
Ata Devrim
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

John Rawls'un adalet teorisi ve ekonomik özgürlükler: Türkiye örneği

John Rawls, 1971 yılında yayımlanan "Bir Adalet Teorisi" isimli eseriyle adalet tartışmalarının ahlak ve siyaset felsefesinin merkezine yerleşmesini sağlamıştır. Ekonomik özgürlük kavramı ise özellikle 1980 sonrası küreselleşme ve serbestleşme hareketleriyle hem ekonomi politikaları hem de birey-toplum açısından önem kazanmıştır. Bu çalışma, Rawls'un adalet anlayışı çerçevesinde ekonomik özgürlüklere normatif bir yorum getirmeyi amaçlar. Adalet ile özgürlük arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Aristo'dan Rawls'a kadar birçok düşünürün görüşlerinde bu bağ görülebilir. Rawls, adaleti belli bir iyi anlayışına dayandırmayarak Aristo'dan ayrılırken, ihtiyaç temelli bir yaklaşımla Aristo'ye benzer şekilde pozitif özgürlüklere vurgu yapar. Bireyin özgürlüğü için Thomas Hobbes ve John Locke'un aksine negatif özgürlükleri yeterli bulmamıştır. J. J. Rousseau'nun adalet duygusu kavramını dikkate alan Rawls, Immanuel Kant'ın izinden giderek adalete dair kesin buyruklara erişmiştir. Rawls, adalet teorisinde temel özgürlükleri kendisinden asla feragat edilemeyecek bir değer olarak kabul eder. Adaleti sağlama noktasında en büyük problem eşit temel özgürlükleri muhafaza etmektir. Bu yüzden adaletin birinci ilkesi herkesin temel özgürlüklerden eşit bir şekilde faydalanmasını içerirken, ikinci ilkesi de temel özgürlükleri korumayı amaçlar. Bu minvalde adaletin ikinci ilkesiyle ekonomik özgürlükler sınırlanır. Bu sınırlama hem eşit temel özgürlükleri koruyacak hem de toplumun en az avantajlı üyelerini gözeterek adaleti tesis edecektir. Yani ekonomik özgürlüklerin kısıtlanması adalete zarar vermez aksine adaletin bir gereğidir. Çalışmanın ulaştığı sonuç, hakkaniyet olarak adalet ile sınırlandırılmış ekonomik özgürlüklerin, en az avantajlıların durumunu iyileştireceği ve daha adil bir toplumsal düzeni mümkün kılacağıdır. Böylece Türkiye'de asgari ücretliler veya en yoksul yüzdelik dilimlerin temel özgürlüklerinin zarar görmeyeceği ve refah düzeyinin artacağı söylenebilir.

AdaletAdalet kuramlarıEkonomi+5
Hasan Tahsin Yöyen
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Max Weber'de rasyonelleşme ve iktisadi gelişme ilişkisi

Ekonomik gelişme modern dönemlerin en önemli amaçlarından biridir. Ekonomik gelişmeyi sürdürülebilir bir düzeyde gerçekleştirebilmek için toplumun tüm maddi ve beşeri kaynaklarını seferber etmesi yanında onları en verimli ve en etkin şekilde kullanması da gerekir. Bunun için toplumun çerçevesi iyi belirlenmiş bir rasyonellik ilkesini benimsemesi, içselleştirmesi ve kurumsallaştırması kalkınması için olmazsa olmaz bir modernleşme sürecidir. Rasyonelleşme, en genel ifadeyle bireylerin düşünce yapılarına ve eylemsel faaliyetlerine akılcılığın hakim olması sürecidir. Çıkarların ön planda tutulması, amaçlara en kısa ve en uygun yoldan ulaşılması, amaçlara ulaşmada kullanılan araçların en az maliyetle temin edilmesi gibi özellikler rasyonelleşme sürecini niteler. Rasyonelleşme sadece kapitalist ekonomide olan bir şey değildir, aynı zamanda yönetim, bilim, sanat, etik ve inanç gibi alt sistemlerde de söz konusudur. Weber, rasyonelleşme olgusuyla, modern Batı toplumlarının iktisadi gelişmesini açıklamaya giriştiğinde karşılaşır. Weberyen sosyolojide rasyonelleşme süreciyle kapitalizmin gelişmesi (dar anlamda ekonomik gelişme) arasında yakın bir ilişki vardır. Bu çalışmada mantıksal bir süreç takip edilerek öncelikle Weber?de rasyonelleşme olgusu; kısaca çeşitleri, içeriği, geçirdiği tarihi süreç ve bu süreçte karşımıza çıkan diğer olgular ve toplumsal ve psikolojik sonuçları incelenecek, ardından Weberyen sosyolojide rasyonelleşme ile iktisadi gelişme (genel anlamda kapitalizm) arasındaki ilişki ele alınacaktır.

Ekonomik gelişmelerKapitalizmRasyonalleşme+2
Ahmet Çamlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Jürgen Habermas teorisindeki ekonomik sistem, politik sistem ve sosyo-kültürel sistem ilişkilerinin çağdaş İslami düşüncedeki yeri

Habermasyan Teori" politik, ekonomik ve sosyo-kültürel sistem ile Parsons'un belirttiği temel fonksiyonları yerine getirmektedir. Devletin, girişimcinin ve değerlerin bulunduğu bu sistemler araç olarak; güç, para ve değerleri kullanmaktadır. Hayat evrenini oluşturan bu alt sistemler; şekli ve içeriksel alışveriş alanları oluşturmaktadır. Bu alanların birbirinden kopması ve kendi iç mantığı ile hareket etmesi sonucu; kolonize sorunu, krizler ve psikolojik patolojiler meydana gelmektedir. Habermas tüm bu sürecin rasyonel olabilmesi için "İletişimsel Rasyonellik" önerisinde bulunmaktadır. Bu düzeye, iletişim ahlakının oluştuğu, bireylerin konsensüse ulaştığı bir seviyede ulaşılabileceğini belirtmektedir. Bu seviyeye ulaşabilmek için Nursi ise temel olarak din kurumunu, meşru demokrasiyi, açık toplumu, ekonomide ahlakiliği ve bu kurumu harekete geçirecek "İla-i Kelimetullah" ı önermektedir. Din kainattaki tüm düzenlerle alakalı olduğu gibi insanlar için bir yol gösterici, geliştirici ve tatmin edici bir unsurdur. "Habermasyan Teori" de olduğu gibi Nursi'de sosyal sistem; ekonomik, politik ve sosyo-kültürel alışveriş alanları üzerinde şekillenmektedir. Mannan ise sosyal sistemi; faiz, sömürü yasağı ve insan eşitliği üzerine oturtur. Mannan tamamen İslami toplum modellemesine gitmektedir. Bu çalışmada mantıksal bir süreç takip edilerek öncelikle Habermas'ın, Nursi'nin ve Mannan'ın hayatı, teorik görüşü ve sosyal sistem olgusu; toplumsal ve psikolojik sonuçları incelenecek, ardından sosyal sistemin sacayakları olan; ekonomi, politik ve sosyo-kültürel sistemlerin çerçeveleri oluşturup, bu sistemler arasındaki ilişkileri incelenip yapılması gerekenler ele alınacaktır.

Akif Ziya Bayrak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İbn-i Haldun'da ekonomi-kültürel değerler ilişkisi

ÖZET Kültürel değerler, toplumdaki bireylerin bir arada sağlıklı şekilde yaşamalarını sağlayan değerlerdir. Bu değerler sağladıkları dayanışma sayesinde toplum fertlerinin karşılaşmış oldukları ekonomik kriz, işsizlik, hastalık gibi bunalımları daha kolay atlatmalarına imkân sağlar. Bunun yanı sıra kültürel değerler yangın, sel, deprem gibi doğal afetlerde, ayrıca toplumları derinden etkileyen ve kalıcı hasarlar bırakan savaş ve olağanüstü durumlarda fertlerin birbirlerine daha sıkı kenetlenmesini, daha sağlıklı düşünmesini ve içinde bulundukları zor durumdan kolayca ve sağlıklı bir şekilde çıkabilmelerini kolaylaştırır. Keza bu değerler bireyleri birbirine kenetleyerek, yardımlaşma, dayanışma, kardeşlik, sevgi ve saygı gibi özellikleri motive eder. Ekonomik sistemin toplumsal değerleri dikkate alarak işlemesi durumunda toplumda çıkar çatışması en az düzeyde olur, dolaysıyla toplumda sosyal entegrasyon daha kolay kurulmuş olur. Ekonominin kapitalist sistemde olduğu gibi toplumsal değerleri dikkate almadan sadece amaç-rasyonel ilkelere, yani çıkar ve kar maksimizasyonuna dayanması durumunda sürekli çatışma, motivasyon ve meşruiyet krizleri baş gösterir.

Perihan Dutlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kapitalist öncesi ve sonrası dönemde sosyal yapı-ekonomik yapı ilişkisi

Geçmişten günümüze toplumların yaşayışlarını belirleyen temel kurumlar ekonomi, siyaset, hukuk, din gibi kurumlar olmuştur. Marx gibi bazı düşünürler bunlardan sadece birini (ekonomi) temel belirleyici olarak ele alıp indirgemeci bir yaklaşımı tercih ederken, Weber gibi bazıları hepsinin etkili olduğunu benimsemişlerdir. Bu çalışmada biz de kapitalizm-öncesi, kapitalizm ve kapitalizm-sonrası dönemlerde toplumlarda sosyo-kültürel yapı ile politik ve ekonomik yapının ilişkilerini ele alacağız. Çalışmamızda daha fazla İbn Haldun, Karl Marx, Emile Durkheim, Max Weber, Jürgen Habermas ve Anthony Giddens gibi bilim insanlarının din, toplum, siyaset ve ekonomi arasında keşfettikleri ilişkilerini vermeye çalışacağız. Çalışmada genel anlamda Eski Yunan'dan Avrupa feodalizmine ve Osmanlı Timar rejimine kadar temel üretim tiplerinde söz konusu ilişkiyi belirlemeye gayret edecek ve daha sonra kapitalizm ve kapitalizm-sonrası dönemde bu ilişkilerin niteliğini analiz edeceğiz.

Ekonomik yapıKapitalizmSiyasi yapı+3
Yaşar Alkan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Genel olarak adalet teorileri ve Türkiye'de gelir dağılımı (1980'den günümüze)

Adalet, ilk insandan son insana kadar beraber yaşamada gerekli olan önemli bir ilkedir. Bu nedenle John Rawls adaleti tüm diğer değerlerin üzerinde görmüş, diğer değerlerin bir Arşimet Noktası olarak adalet ilkesiyle değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Gerçekten adalet ilkesi hemen her düşünür ve filozofun ilgisini çekmiş ve bu konuda teori geliştirmelerine neden olmuştur. Bu konuda düşünürler genelde iki kampa ayrılmış, bir kısmı adaleti "faydacı" bir yaklaşımla ele alarak kişinin çıkarını ve başarısını güvence altına alan yapıların adaletli yapılar olduğunu ileri sürerek adaleti "çıkar" ve "fayda"yla bağlantılı kılarken diğer kısmı adaletin 'tarafsızlık' cephesine vurgu yaparak adaleti ahlaki bir çerçeveye oturtup çıkar ve başarıdan bağımsızlaştırmaya çalışmıştır. Öte yandan adaletle ilgili tartışmalar bir taraftan adaletin kaynağının ne olduğu (İlahi mi, doğal mı, insani mi, prosedürel mi) konusunda yoğunlaşırken, diğer taraftan o ilkelerin gerçek hayata nasıl uygulanacağı konusuna yoğunlaşmıştır. Adalet tartışmalarında doğal olarak en yakıcı ve hararetli tartışmalar ülkede üretilen sosyal hasılanın sınıf, bölge ve bireyler arasında nasıl dağıtılacağı sorunu üzerinde olmaktadır. Buna genelde kısaca gelir dağılımı sorunu adı verilmektedir. Bu çalışmada, ilk olarak geçmişten günümüze "adalet nedir?" sorusu etrafında düşünce geliştiren filozoflarından "Platon"dan başlayıp çağımızın en önemli adalet teorisini geliştiren Amerikalı düşünür "John Rawls"a kadar geniş bir düşünürler silsilesini inceleyeceğiz. İzleyen bölümlerde ise 1980 sonrasında Türkiye'deki gelir dağılımını çeşitli başlıklar altında ampirik verilere dayanarak ele alacak ve gelişmeleri "adalet" kavramı çerçevesinde değerlendirmeye çalışacağız.

AdaletEkonomik etkiGayri safi milli hasıla+4
Hasan Tahsin Yöyen
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Jürgen Habermas'ın iletişimsel eylem kuramı çerçevesinde Türk özel sektöründe rasyonalite düzeyi araştırılması

Bu çalışmanın amacı, gelişmiş Batı dünyasına coğrafi olarak oldukça yakın, bu sebeple onunla tarihsel olarak yoğun etkileşimde bulunan; fakat ekonomik ve düşünsel anlamda onun dışında bulunan gecikmiş bir Kapitalist modernleşme örneği olarak Türkiye'nin özel sektör çalışma ilişkilerinin dünyada gelişen ekonomik yaklaşımlar bağlamında ve Jürgen Habermas'ın İletişimsel Eylem Kuramı ve kriz yaklaşımları çerçevesinde yakın geçmiş temelinde değerlendirilmesidir. Çalışmada ilk bölümde Jürgen Habermas'ın felsefesinin genel kapsamı, ikinci bölümde iş sosyolojisi ve etiği yaklaşımları içinde Jürgen Habermas, üçüncü bölümde iletişimsel eylem örgütsel düzlem ilişkisi, dördüncü bölümde endüstri ilişkileri kapsamında Türkiye ekonomisi, beşinci bölümde Türk özel sektöründe rasyonalite düzeyinin ölçülmesine yönelik ampirik çalışma yer almaktadır. Çalışma örgütsel ve toplumsal kültürlerin değerler bazında rasyonelleşmesi doğrultusunda aldıkları biçimlerle teorik iş etiği yaklaşımlarının sentezleştirilmesini gerektirmektedir. Her iki alanın kesişim noktası 'çalışan özne' ve onun içinde bulunduğu örgütün yapısı ve kültürü ile olan etkileşimidir. H.C. Triandis'in örgüt kültürü yaklaşımı önemli bir teorik bağlantı noktası işlevini görerek yukarıda anılan iki yaklaşımın birbirini tamamlayan unsurunu oluşturmaktadır. Türk özel sektörü yönetim-çalışan ilişkilerinde amaç-rasyonel eylem kalıbı doğrultusunda Liberalleşme/ bireycileşme ve meşruiyet kaybı doğrultusunda bir eğilim saptanmamaktadır.

EkonomiEkonomi politikalarıHabermas, Jürgen+6
Taylan Urbay
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Aristo ve Kınalı Zade Ali Efendinin iktisat ahlakının modern toplum için önemi

Modernleşme aynı zamanda sekülerleşme ve rasyonelleşme anlamına gelir. Başta Batı toplumları olmak üzere modernleşen toplumlar hem ekonomi de hem de devlet yönetiminde din ve ahlaktan koparak sekülerleşmiştir. Ekonomide her şey çıkara endekslenirken siyasette başarıya endekslenmiştir. Oysa Aristo'nun ısrarla vurguladığı gibi tek başına bilgi, teknik, ekonomi ve refah hiçbir zaman için 'mutluluk' getirmez. Mutluluk ancak 'erdem' ile elde edilir. Kınalı Zade'nin de içinde bulunduğu İslam uygarlığı da erdemli insan, erdemli toplum ve erdemli devlet inşasını merkeze almıştır. Ancak yaşadığımız çağda iktisatçıların büyük ekseriyetinin sosyal değerleri modellerine dâhil ederek analiz etmekten kaçınmaktadırlar. Ana akım iktisatçılarının çoğu dini değer ve ahlaktan arındırılmış bir 'fayda' ve 'çıkar maksimizasyonunu' ulaşılması gereken tek ana hedef olarak almaktadırlar. Bu durum ise çok sayıda toplumsal patolojiye yol açmaktadır. Aristo ve Kınalı Zade'nin ahlak teorilerinde modern toplumun patolojilerine çare olabilecek ilkeler mevcuttur.

AhlakAhlaki davranışAristoteles+6
Esra Beskisiz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Klasik dönem Osmanlı toplumunun sosyo-ekonomik yapısı (Max Weber'in patrimonyalizm teorisi çerçevesinde araştırılması)

Max Weber'e göre modern kapitalizme evrilme başarısını sadece Batı toplumları gösterebilmiştir. Weber bu süreci rasyonelleşme süreci olarak ele alır. Yahudiler, Katolikler, Budistler, Konfuçyüsler ve Müslümanlar toplumların rasyonelleşmesinde önemli katkı sağlamakla birlikte modern kapitalizme bunlardan sadece Protestanlar geçebilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde genel olarak patrimonyalizm kavramı; siyasi, hukuki, askeri ve iktisadi-mali patrimonyalizm gibi çeşitleri; pür, keyfi ve sultanizm gibi patrimonyalizm aşamaları; patrimonyalist toplum yapısı; doğu despotizmi, feodalizm, prebendalizm ve doğu kenti gibi patrimonyalizmin çeşitli tezahürleri ele alınmıştır. Bu bağlamda Weber modern öncesi dönemlerde en yaygın yönetim modelinin geleneksel otorite olduğunu ileri sürer. O, geleneksel otorite biçiminde politik gücün monopolleştiği aşamayı patrimonyalizm olarak adlandırır. Patrimonyalizmin uç noktasında ise keyfiliğin olabildiğince hüküm sürdüğü 'sultanizm' yer alır. Ayrıca Weber genelde Doğu devletlerinin patrimonyal bir sisteme sahip olduğunu, Osmanlı toplumunun ise bu tarz bir zihniyeti daha çok içselleştirip sultanizmle yönetildiğini iddia eder. Öte yandan bu bölümde Weber'in İslam ile ilgili yaklaşımları araştırılmıştır. Büyük Dünya Dinleri adını verdiği Yahudilik, Hıristiyanlık, Budizm, Konfuçyusizm ve İslam'ı Weber, Protestanlık kriterlerine göre ayrıştırarak ele alır. Ona göre tüm İslam toplumları ve tabi ki Osmanlı toplumunun feodal ve patrimonyal nitelikleri onların modern kapitalizme evrilmelerini önlemiştir. Çalışmanın son bölümünde Osmanlı toplumunun sosyo-ekonomik yapısı yine Weber'in görüşleri çerçevesinde detaylı bir şekilde araştırılmıştır. Yönetim, hukuk ve yargı başta olmak üzere bütün sistemler tamamen adalet prensibiyle ve aklı ön plana alarak dizayn edilmiştir. Sonuçta Weberyen iddiaların aksine ulema akılcılığı ile Osmanlı toplumu her alanda kendine özgü rasyonel bir sistem üretmiştir.

Osmanlı DevletiOsmanlı toplumuPatrimonyalizm+2
Ahmet Yavuz Çamlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00

Other supervisors