Theses supervised by Prof. Dr. Ayşe Ender Altıntoprak
11 theses · Ege University
Madde ve alkol kullanım bozukluğu olan yatan hastalarda duygu odaklı grup terapisinin duyguları ifade etme ve düzenleme becerisi ile aşerme düzeyi üzerindeki etkisinin incelenmesi
Grup terapisinin etkinliğini ölçen bu araştırma 31 kişi deney grubunda, 31 kişi kontrol grubunda olmak üzere yataklı birimde tedavi gören 62 gönüllü katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada grup terapisinin etkinliğini ölçmek için Duygu Düzenleme Beceri Ölçeği, Duyguları İfade Ölçeği, Madde-Alkol Aşerme Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubundaki katılımcılara iki hafta süren 12 oturumluk Duygu Odaklı Grup Terapisi uygulanmıştır. Kontrol grubundaki katılımcılara ise her hangi bir uygulama yapılmamıştır. Çalışmanın sonucunda, deney grubunda ve kontrol grubunda duygu düzenleme beceri düzeyinde ve duyguları ifade düzeyinde anlamlı derecede farklılık görülmüştür, bu farklılık deney grubunda çok daha belirgin olarak bulunmuştur. Madde-alkol aşerme düzeyi sonuçları incelendiğinde iki grupta da düşüş gözlenmiştir bu düşüş deney grubunda daha belirgindir.
Yasa dışı madde kullanımı nedeniyle denetimli serbestlik tedbirine tabi kişilerde madde kullanımına eşlik eden sigara, alkol ve patolojik kumar bağımlılığının araştırılması
AMAÇ: Bu çalışmada; yasa dışı madde kullanımı nedeniyle hakkında Türk Ceza Kanunu (TCK) 191. madde kapsamında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişilerde, madde kullanımına eşlik eden sigara, alkol kullanım düzeyinin belirlenmesi, kumar oynama yaygınlığının araştırılması ve madde kullanım özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Bu çalışma epidemiyolojik -tanımlayıcı- nitelikte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini oluşturan 500 olgu, hakkında Türk Ceza Kanunu (TCK) 191. madde kapsamında denetimli serbestlik tedbiri verilen, 18 yaş üstü kişiler arasından basit tesadüfi örneklem yoluyla seçilmiştir. Araştırma Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğün'den yazılı izin alınmasının ardından Nisan 2016 - Aralık 2016 tarihleri arasında İzmir Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'nde gerçekleştirilmiştir Yüz yüze gerçekleştirilen görüşmelerde çalışmanın amacı kişilere anlatıldıktan sonra katılmayı kabul eden kişilere Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu verilmiş, sonrasında Kişisel Bilgi Formu, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi, Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi ve South Oaks Kumar Tarama Testi (SOKTT) Türkçe Formu uygulanmıştır. BULGULAR: Katılımcılar 18 – 65 yaş aralığında, yaş ortalaması 28±8, %98.8'i erkek, %1.2'si kadın, %67.4'ü bekar, %24'ü evli, %44.2'si ortaokul mezunudur. %62.8'inin anne babası hayatta ve birlikte, %12.6'sının ebeveynleri boşanmıştır. %18'inin kendine zarar verme davranışı gösterdiği, %7.4'ünün ise intihar girişiminde bulunduğu saptanmıştır. Katılımcıların %37.2'sinin daha önce de DS tedbiri aldığı ve %25'inin daha önce madde kullanımı dışında başka bir suçtan sabıkasının olduğu, %14'ünün ailesinde DS tedbiri alan kişilerin olduğu ve %11'inin de ailesinde sabıka olduğu, %63.2'sinin arkadaş çevresinde DS tedbiri alanların olduğu ve %39'unun arkadaşlarında sabıka olduğu belirlenmiştir. Sabıkası olan katılımcılar çoğunlukla yaralama, hırsızlık, gasp, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçlarından ceza almıştır. Katılımcıların %77.2'sinin DS tedbiri almalarına neden olan madde esrardır. Yaşam boyu en fazla kullanılan madde esrardır (%88.2). Katılımcıların madde kullanımına başlama yaş ortalaması 19.09±5.3, madde kullanım süresi ortalama 6.3±7 yıldır. %40.2'si madde kullanımına 18 yaş altında başlamıştır. %46.6'sı arkadaş etkisiyle madde kullanımına başladığını bildirmiştir. Sabıkası olan katılımcıların olmayanlara kıyasla, daha önce DS tedbiri alan katılımcıların ilk defa DS tedbiri alanlara oranla, madde kullanan arkadaşa sahip olanların olmayanlara göre daha uzun madde kullanım süresinin olduğu bulunmuştur. Katılımcıların %90.4'ünün sigara kullanımı olmakla beraber %28.6'sı orta derece, %14.2'si şiddetli derecede bağımlılık düzeyindedir. Alkol kullanımına ilişkin; %32.6'sı kullanmamakta, %38'i kullanmakta, %29.4'ü ise alkol kullanımı konusunda problem yaşamaktadır. Katılımcıların toplamda %13.6'sının kumar oynadığı, %2.2'sinin ise kumar oynama bozukluğu tanısı aldığı belirlenmiştir. Katılımcıların madde kullanım düzeyi ile sigara, alkol kullanım düzeyi ve kumar oynama davranışı arasında istatistiksel olarak pozitif korelasyon olduğu gözlemlenmiştir. SONUÇ: Bağımlılık bir bütündür ve bu konu ele alınırken birbiri ile ilişkili birden çok değişkenin dikkate alınması ve yapılacak çalışmaların bu doğrultuda planlanması önemlidir. Kişinin cinsiyeti, yaş grubu, medeni durumu, suç geçmişi, sosyal çevresinde madde kullanımı ve sabıka durumu, kendine zarar verme davranışı, madde kullanım süresini ve başlama yaşını etkileyen önemli belirleyicilerdir. Bunun yanı sıra katılımcıların kullandıkları yasa dışı maddeler dışında sigara, alkol kullanımı ve kumar oynamanın bu süreçte risk faktörü olduğu göz önünde bulundurularak genel olarak bağımlılık önleyici çalışmaların planlanmasının önemli olduğu ileri sürülebilir. Anahtar Kelimeler: denetimli serbestlik; yasa dışı madde; madde kullanımı; bağımlılık; sigara; alkol; patolojik kumar oynama
Madde kullanım öyküsü olan mahkumlarda aleksitimi ve öfke ifade tarzlarının psikiyatrik komorbidite ile ilişkisinin incelenmesi
Çalışmamızda; ; madde kullanım öyküsü olan erkek hükümlü/tutuklularda aleksitimi ve öfke ifade tarzlarının psikiyatrik komorbidite ile ilişkisinin değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışmayla alana, cezaevi örnekleminde aleksitimi ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzlarının ilişkisini inceleyen çalışma bulunmaması nedeniyle yeni bir bilgi sağlamak amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemini, Kasım 2013- Ocak 2014 tarihleri arasında İzmir 2 No'lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda adli suçtan cezasını infaz etmekte olan, gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden ve madde kullanım öyküsü olan 134 erkek H/T ile madde kullanım öyküsü olmayan 132 erkek H/T oluşturmuştur. Araştırmaya katılmayı kabul edenlere; Demografik Form, DSM-IV Tanı Kriterlerine Uygun Hazırlanmış Kötüye Kullanım ve Bağımlılık Formu, Türkçe Toronto Aleksitimi Ölçeği, Spielberger Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzları Ölçeği öz bildirim yoluyla, I. Eksende yer alan bozukluklar için DSM-IV'e göre yapılandırılmış klinik görüşme kılavuzu ve kişilik bozuklukları için DSM-III-R'e göre yapılandırılmış klinik görüşme kılavuzu uygulayıcı tarafından bireysel görüşme yoluyla uygulanmıştır. Araştırmaya alınan 266 erkek H/T'nun yaş ortalaması 34±10.16 olarak bulunmuş olup, yaş aralığı 18-73 arasında değişmektedir. H/T'ların %74.1'i (n=197) sigara kullanımına, %46.2'si (n=123) alkol kullanımına, %50.4'ü (n=134) madde kullanımına sahiptir. Aleksitimik olup olmamaları açısından değerlendirildiklerinde, 116 kişinin (%43.6) aleksitimik özellikler taşıdığı, 150 kişinin ise (%56.4) aleksitimik özellikler taşımadığı görülmektedir. Ayrıca; öfkelerini 108 kişinin (%40.6) sürekli öfke, 63 kişinin (%23.7) içe atılan öfke, 47 kişinin (%17.7) dışa vurulan öfke ve 48 kişinin (%18) ise kontrol edilen öfke şeklinde ifade ettikleri görülmüştür. Ek olarak; psikiyatrik rahatsızlıklar ve kişilik bozukluklarına da incelenmiştir. Madde kullanım öyküsü olan ve olmayan katılımcıların aleksitimik olup olmamaları ile öfke ifade tarzları arasındaki ilişkiye bakıldığında; madde kullanım öyküsü olanlarda aleksitimik olup olmamaları ile öfke ifade tarzları olan sürekli, kontrol edilen ve dışa vurulan öfke ifade tarzları arasında anlamlı bir fark bulunamazken (p>0.05), aleksitimik olup olmamaları ile içe atılan öfke ifade tarzı arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Madde kullanım öyküsü olmayanlarda aleksitimik olup olmamaları ile öfke ifade tarzları olan sürekli, kontrol edilen, içe atılan ve dışa vurulan öfke ifade tarzlarının her biri ile aralarında anlamlı bir fark bulunmuştur (p>0.05). Katılımcıların alkol kullanımları, alkol bağımlılıkları, madde bağımlılıkları ve kullandıkları madde türü değişkenleri ile psikiyatrik rahatsızlıklar değişkeni arasında ilişkiye bakıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Ayrıca; alkol kullanımları, alkol bağımlılıkları, madde bağımlılıkları değişkenlerinin ile kişilik bozuklukları değişkeni arasındaki ilişkiye de bakıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Madde kullanım öyküsü olan ve olmayan katılımcıların aleksitimik olup olmamaları ile psikiyatrik rahatsızlıkları arasındaki ve aleksitimik olup olmamaları ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkiler incelendiğinde her iki durum arasında da anlamlı bir fark bulunmuştur. Katılımcıların psikiyatrik rahatsızlıkları ile sürekli, kontrol edilen, içe atılan ve dışa vurulan öfke ifade tarzları arasındaki ve kişilik bozuklukları ile sürekli, kontrol edilen, içe atılan ve dışa vurulan öfke ifade tarzları arasındaki ilişkilere bakıldığında; her bir öfke ifade tarzı ile hem psikiyatrik rahatsızlıklar hem de kişilik bozuklukları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak; aleksitimik belirtilerin, öfke ifade tarzlarının, özellikle içe atılan ve dışa vurulan öfkenin, psikiyatrik rahatsızlıklar ve kişilik bozukluklarının madde kullanım örüntüsü le güçlü bir ilişkisi olduğu söylenebilir. Bu konuda daha çok araştırma yapılmasının kesin sonuçlar elde edilmesi yönünden uygun olacağı düşünülmektedir. Ceza infaz kurumlarında bilimsel çalışmaların arttırılmasına, bu yönde müdahale programlarının geliştirilmesi ile mahpusların rehabilitasyon çalışmalarının daha sistematik hale getirilmesine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Suç; mahkum; bağımlılık; aleksitimi; öfke; psikiyatrik komorbidite
Esrar bağımlılarında algılanan ebeveyn kabul reddinin, psikolojik uyumları ve yetişkinlikteki yakın ilişkiler üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu araştırmada esrar bağımlısı olan 75 (50%) ile esrar bağımlısı olmayan 75 (50%) erkek; sosyodemografik özellikler, anne ve baba kabul-reddi, psikolojik uyum, eş kabul-reddi ile kendine zarar verme davranışı, intihar düşüncesi ve girişimi ve çocukluk çağı travmatik yaşantının varlığı açısından karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Araştırmada Rohner (1986, 1999) tarafından geliştirilen Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği Anne-Baba formları, Kişilik Değerlendirme Ölçeği ve Eş Kabul-Red Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, esrar bağımlısı olan kişilerin çocukluklarında hem anneleriyle hem de babalarıyla ilişkilerinde esrar bağımlısı olmayan kişilere göre daha fazla ihmal edildiklerini ve anneleri ve babaları tarafından sevildikleri hakkında daha fazla şüpheye düştüklerini ve daha az kabul algıladıklarını göstermiştir. Esrar bağımlısı olan kişilerin babalarıyla ilişkilerinde ihmal edilmiş olmaları ve algıladıkları ayrışmamış red ile kişilerin çoklu madde kullanımıları arasında güçlü bir bağ olduğu görülmüştür. Yakın ilişkilerinde algıladıkları kabul red açısından esrar bağımlısı olanların normal gruba göre, eşlerini daha saldırgan, ve görünürde belirgin ihmal, saldırganlık ya da soğukluk olmadığı halde eşlerini daha ilgisiz ve daha sevgisiz algıladıkları görülmüştür. Ayrıca, esrar bağımlısı olan kişilerin, eşleri tarafından daha fazla kontrol edildiklerini ve daha az kabul edildiklerini düşündükleri bulunmuştur. Genel psikolojik uyum açısından, araştırmadan elde edilen bulgular esrar bağımlısı olan kişilerin genel psikolojik uyumunun normal gruba göre daha sağlıksız olduğunu ortaya koymuştur. Esrar bağımlısı olanlar normal gruba göre daha olumsuz benlik algısına ve yetersizlik duygusuna sahiptirler, duygularını göstermekte ve uygun duygusal tepkiler vermekte zorlanmaktadırlar. Ayrıca normal gruba göre daha öfkelidirler ve dünya görüşleri daha olumsuzdur. Araştırmadan elde edilen bulgular, esrar bağımlısı olan kişilerin genel psikolojik uyumlarının çocuklukta anne-babalarıyla bugün ise eşleriyle yaşadıkları yakın ilişkilerde algıladıkları kabul-red ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Çocukluk dönemine ilişkin ebeveyn kabul-reddi anılarının, yetişkinlik döneminde algılanan eş kabul-reddi ile psikolojik uyum arasındaki ilişkide aracılık etkisi incelendiğinde, esrar bağımlılarının oluşturduğu grupta çocuklukta algılamış olan anne kabulü, eş kabulü ile psikolojik uyum arasındaki ilişkiye tam aracılık etmiştir. Kontrol grubunda ise, çocuklukta algılamış olan anne kabulünün eş kabul-reddi ile psikolojik uyum arasındaki ilişki üzerinde aracılık etkisi yoktur. Bağımlı grupta, baba kabul-reddinin psikolojik uyum ve eş kabul-reddi üzerinde dolaylı aracılık etkisi bulunduğu ancak kontrol grubunda yer alanlar için çocuklukta algılanmış olan baba kabul-reddi eş kabul-red ile psikolojik uyum arasındaki ilişkiye aracılık etmediği bulunmuştur. Son olarak esrar bağımlısı olan kişilerin çocuklukta fiziksel, sözel şiddete ve duygusal istismara bağımlı olmayan gruptan belirgin düzeyde daha fazla maruz kaldığı, kendine zarar verme davranışının, intihar düşüncesinin ve girişiminin daha fazla olduğu görülmüştür.
Görsel medyanın alkol ve sigara kullanımı üzerine etkisinin incelenmesi
Alkol ve madde bağımlılığı, birçok boyutu olan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kişiler sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını tatmin etmek, keyif almak, heyecan aramak, problemlerinden uzaklaşmak ya da meydan okumak gibi farklı sebeplerle madde kullanmayı denemektedirler. Kişilerin, madde kullanmaya başlamasının en büyük nedeni ve etkileyici unsuru "merak" olarak belirtilmektedir. Medya, merak faktörünü etkileyen unsurlardan biridir. İzlenen sahnede alkol ve maddenin kötü yanının gösterilmemesi ve tamamen keyif veren, gevşeten, rahatlatan bir şey gibi gösterilmesi kişide merak uyandırabilir ve özendirici etkiler yaratabilir. Alkol ve sigara; imalatı devlet tarafından kurallara bağlanan, kolay ulaşılabilen, uluslararası ve ulusal dağıtımı yoğun; kullanıcılara yönelik reklam ve tanıtımlarının fazla olduğu iki önemli bağımlılık yapan maddedir. Toplumsal olayların şekillenmesinde, gündemin belirlenmesinde görsel medyanın gücü ve üstlendiği rol tartışmasız çok büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma ile, kitle iletişim araçlarının yaygın olarak kullanıldığı günümüzde görsel medyada gösterimlerin alkol ve sigara kullanımı üzerine etkisi bilimsel verilerle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla; 50 gönüllüye alkol ve sigara görsellerini daha az içeren Uzun Hikâye filmi ve 50 gönüllüye alkol ve sigara görsellerinin daha çok yer aldığı Kaybedenler Kulübü filmi izletilmiştir. Filmlerin seçimi sırasında; televizyon, sinema ve internet ortamının her üçünde de gösterilmiş olması, yapım yılları, türleri, beğeni düzeyi, süreleri göz önünde bulundurulmuştur. Katılımcılara cinsiyet, yaş, medeni durum, öğrenim durumu ve çalışabilirlik durumu gibi sosyodemografik özellikleri ile sigara ve alkol kullanım geçmişlerinin, filmi beğeni düzeylerinin, filmdeki alkol ve sigara görselleri ile ilgili soruların ve Penn Alkol Aşerme Ölçeği (PAAÖ) ile Fagerstörm Sigara Bağımlılığı Ölçeği'nin yer aldığı yarı yapılandırılmış bilgi formu uygulanmıştır. Veriler istatiksel olarak değerlendirilmiştir. Katılımcılardan kadın sayısı çoğunlukta olup, büyük bir bölümü bekâr, çalışmayan, üniversite öğrencisidir. Katılımcıların % 38'i sigara kullanmadığını, % vi 23'ü ise hiç alkol tüketmediğini bildirmiştir. Buna rağmen ayda 1-2 kez alkol kullananların sayısı çoğunluktadır. Uzun Hikâye filmini izleyen katılımcılar sigara gösterim süresini gerçeğinden daha az tahmin etmelerine rağmen, alkol gösterim süresini gerçek süresinden yaklaşık 8 kat daha fazla bildirmişlerdir. Sigara içen sayısı az olmasına karşın katılımcılar filmi izlerken sigara isteklerinin ve alkol isteklerinin arttığını belirtmişlerdir. PAAÖ'ye göre alkol içen bireylerin filmi izlerken aşermelerinin artması da bu veriyi destekler niteliktedir. Bu filmin alkol ve sigara görsellerini daha az içermesine karşın izleyen kişilerin aşermelerinin artması önemli bir bulgudur. Kaybedenler Kulübü filmini izleyen katılımcılar alkol ve sigara kullanımına yöneltici etkisinin daha fazla olduğunu belirtmişlerdir. Sigara kullanım süresini gerçeğinden 6 kat, alkol gösterim süresini de yaklaşık 4 kat daha fazla tahmin etmişlerdir. PAAÖ'ye göre alkol içen bireylerin filmi izlerken aşermeleri Uzun Hikâye filmini izleyenlere oranla yaklaşık 2 kat artış göstermiştir. Bu çalışma ile televizyon, sinema ve internet gibi görsel medya organlarında yayınlanan alkol ve sigara içeren görsellerin bu maddeleri kullanma isteği yönünden özendirici olduğu gözlenmiştir. Alkol ve madde bağımlılığı ile mücadelede büyük yer tutan önleme faaliyetlerinde eğitici işlevi ile yer alan görsel medyada bu tür maddelerin işlenilmesinde akıllı işaretler kullanılması bir kısıtlayıcılık oluştursa da izleme eylemi kişilerin kendi insiyatifine bırakıldığından özellikle sinema gösterimlerinde alkol ve sigara içeriklerinin kullanılması ile yeni düzenlemeler yapılması gerekliliği bu çalışmanın sonuçlarındandır.
Esrar ve sentetik esrar kullanımı olan bireylerin nöropsikolojik işlevlerinin madde kullanımı olmayan bireyler ile karşılaştırılması
Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımında ve yeni sentetik maddelerin kullanıma girmesinde gözlenen yükseliş sosyoekonomik bir mesele olmakla birlikte, kullanıcıların çeşitli sağlık sorunları yaşamalarına yol açmaktadır. Çalışmamızda esrar ve sentetik esrar kullanımının yol açtığı nörobilişsel işlev kayıpları belirli bilişsel alanlar (dikkat ve çalışma belleği, yönetici işlevler, görsel-mekânsal algılama, öğrenme ve bellek, planlama ve problem çözme, sözcük adlandırma) incelenmiş, sağlıklı kontrollerle karşılaştırılarak betimlenmeye çalışılmıştır. Araştırmamızda, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi Polikliniği'ne 2015 Mart - 2017 Şubat ayları arasında başvuruda bulunan geçmişte en az bir yıl esrar kullanmış 52 katılımcı ile geçmişte en az bir yıl sentetik esrar kullanmış 51 katılımcı araştırmanın madde kullanım geçmişi olan katılımcı grubunu oluştururken, herhangi bir madde kullanım geçmişi olmayan 57 Ege Üniversitesi çalışanı/öğrencisi kontrol grubu katılımcılarını oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi 160 katılımcıdan meydana gelmektedir. Zihinsel engele sahip olmak, bağımlılık dışında psikiyatrik eş tanı ile tedavi sürecinin olması, nörolojik bir rahatsızlığa sahip olmak, geçmişte kafa travması öyküsüne sahip olmak gibi özellikler araştırmanın dışlama kriterlerini oluşturmuştur. Örneklem grubunun tamamı erkek katılımcılardan oluşmakta, yaş aralığı 18-35 olarak belirlenmekle birlikte, 36-54 yaş aralığında 16 katılımcı yaşla birlikte nöropsikolojik işlevlerdeki değişimi görebilmek amacıyla çalışmaya dahil edilmiştir. Test uygulama oturumlarında, testlerin ve oturumların sırasının belirlenmesinde dengeleme tekniği kullanılmıştır. Dikkat alanı için Stroop Testi, yönetici işlevler ve çalışma belleği alanları için Raven Standart Progresif Matrisler Testi ile Wisconsin Kart Eşleme Testi, görsel-mekânsal algılama alanı için Çizgi Yönü Belirleme Testi ve İşaretleme Testi, öğrenme ve bellek alanları için Sayı Dizisi Öğrenme Testi ve Öktem-Sözel Bellek Süreçleri Testi, planlama ve problem çözme alanları için Londra Kulesi Testi, sözcük adlandırma alanı için Boston Adlandırma Testi kullanılmıştır. Uyum düzeylerinin değerlendirilmesi için Hacettepe Kişilik Envanteri, psikopatolojik semptom düzeylerinin incelenebilmesi için de Belirti Tarama Testi uygulanmıştır. Araştırmamızda, odaklanmış dikkat, görsel-mekânsal algılama, görsel tarama, yönelim, sürdürülebilir dikkat, genel yetenek, anlık bellek, öğrenme, uzun süreli bellek, sözcük adlandırma becerilerinde en düşük performansı sentetik esrar kullanım geçmişi olan katılımcılar gösterirken, tepki hızı, perseverasyon, kavramsallaştırma, soyut düşünme, set değiştirme, tanıma becerilerinde en düşük performans esrar kullanım geçmişi olan katılımcılara aittir. Planlama ve problem çözme becerileri, katılımcıların madde kullanım geçmişleri açısından farklılaşmamıştır. Esrar kullanım süresi, sözcük adlandırma, perseverasyon, tanıma ve hatırlama becerilerini etkilerken, sentetik esrar kullanım süresi öğrenme ve bellek becerilerini etkilemiştir. Haftalık kullanılan madde miktarı arttıkça, sürdürülebilir dikkat becerisinde bozulma gözlenmiştir. Katılımcıların eğitim, gelir, anne ve babalarının eğitim düzeyleri arttıkça, test performanslarında artış gözlenmiştir. Çalışmamızın bulgularına göre uyum düzeyi en düşük ve psikopatolojik semptom düzeyi en yüksek grup sentetik esrar kullanım geçmişi olan katılımcılardır. Bilişsel fonksiyon kayıplarının madde kullanımının kaçınılmaz sonuçlarından biri olduğu düşünüldüğünde, bağımlıların sosyal, akademik, mesleki, iletişim, tedaviye uyum sorunları yaşaması hem bilinen hem de beklenen bir gerçektir. Bağımlılık tedavilerinin, bilişsel fonksiyon kayıplarını gözönünde bulundurarak geliştirilmesi, tedavinin etkililiğini arttıracaktır. Bu nedenle madde kullanımının yol açtığı nörobilişsel işlev kayıplarının daha kapsamlı araştırılabilmesi için kontrollü, nörogörüntüleme tekniklerinin kullanıldığı, geniş örneklemlerle yapılan çalışmalara gereksinim vardır. Bilişsel fonksiyon kayıpları bireysel olarak farklılık gösterdiğinden, seçilen psikoterapi yöntemlerinin ve psikososyal rehabilitasyonun kişiye özel düzenlenmesi yararı arttıracaktır. Özetle bu çalışma, bağımlılık alanında sürdürülen tıbbi ve psikososyal iyileştirme çalışmalarınına bilişsel rehabilitasyon programlarının eklenmesinin başarıyı arttıracağını düşündürmektedir.
Yasa dışı madde kullanımı nedeniyle denetimli serbestlik tedbirine tabi kişilerde madde kullanımına eşlik eden sigara, alkol ve patolojik kumar bağımlılığının araştırılması
AMAÇ: Bu çalışmada; yasa dışı madde kullanımı nedeniyle hakkında Türk Ceza Kanunu (TCK) 191. madde kapsamında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişilerde, madde kullanımına eşlik eden sigara, alkol kullanım düzeyinin belirlenmesi, kumar oynama yaygınlığının araştırılması ve madde kullanım özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Bu çalışma epidemiyolojik -tanımlayıcı- nitelikte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini oluşturan 500 olgu, hakkında Türk Ceza Kanunu (TCK) 191. madde kapsamında denetimli serbestlik tedbiri verilen, 18 yaş üstü kişiler arasından basit tesadüfi örneklem yoluyla seçilmiştir. Araştırma Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğün'den yazılı izin alınmasının ardından Nisan 2016 - Aralık 2016 tarihleri arasında İzmir Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'nde gerçekleştirilmiştir Yüz yüze gerçekleştirilen görüşmelerde çalışmanın amacı kişilere anlatıldıktan sonra katılmayı kabul eden kişilere Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu verilmiş, sonrasında Kişisel Bilgi Formu, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi, Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi ve South Oaks Kumar Tarama Testi (SOKTT) Türkçe Formu uygulanmıştır. BULGULAR: Katılımcılar 18 – 65 yaş aralığında, yaş ortalaması 28±8, %98.8'i erkek, %1.2'si kadın, %67.4'ü bekar, %24'ü evli, %44.2'si ortaokul mezunudur. %62.8'inin anne babası hayatta ve birlikte, %12.6'sının ebeveynleri boşanmıştır. %18'inin kendine zarar verme davranışı gösterdiği, %7.4'ünün ise intihar girişiminde bulunduğu saptanmıştır. Katılımcıların %37.2'sinin daha önce de DS tedbiri aldığı ve %25'inin daha önce madde kullanımı dışında başka bir suçtan sabıkasının olduğu, %14'ünün ailesinde DS tedbiri alan kişilerin olduğu ve %11'inin de ailesinde sabıka olduğu, %63.2'sinin arkadaş çevresinde DS tedbiri alanların olduğu ve %39'unun arkadaşlarında sabıka olduğu belirlenmiştir. Sabıkası olan katılımcılar çoğunlukla yaralama, hırsızlık, gasp, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçlarından ceza almıştır. Katılımcıların %77.2'sinin DS tedbiri almalarına neden olan madde esrardır. Yaşam boyu en fazla kullanılan madde esrardır (%88.2). Katılımcıların madde kullanımına başlama yaş ortalaması 19.09±5.3, madde kullanım süresi ortalama 6.3±7 yıldır. %40.2'si madde kullanımına 18 yaş altında başlamıştır. %46.6'sı arkadaş etkisiyle madde kullanımına başladığını bildirmiştir. Sabıkası olan katılımcıların olmayanlara kıyasla, daha önce DS tedbiri alan katılımcıların ilk defa DS tedbiri alanlara oranla, madde kullanan arkadaşa sahip olanların olmayanlara göre daha uzun madde kullanım süresinin olduğu bulunmuştur. Katılımcıların %90.4'ünün sigara kullanımı olmakla beraber %28.6'sı orta derece, %14.2'si şiddetli derecede bağımlılık düzeyindedir. Alkol kullanımına ilişkin; %32.6'sı kullanmamakta, %38'i kullanmakta, %29.4'ü ise alkol kullanımı konusunda problem yaşamaktadır. Katılımcıların toplamda %13.6'sının kumar oynadığı, %2.2'sinin ise kumar oynama bozukluğu tanısı aldığı belirlenmiştir. Katılımcıların madde kullanım düzeyi ile sigara, alkol kullanım düzeyi ve kumar oynama davranışı arasında istatistiksel olarak pozitif korelasyon olduğu gözlemlenmiştir. SONUÇ: Bağımlılık bir bütündür ve bu konu ele alınırken birbiri ile ilişkili birden çok değişkenin dikkate alınması ve yapılacak çalışmaların bu doğrultuda planlanması önemlidir. Kişinin cinsiyeti, yaş grubu, medeni durumu, suç geçmişi, sosyal çevresinde madde kullanımı ve sabıka durumu, kendine zarar verme davranışı, madde kullanım süresini ve başlama yaşını etkileyen önemli belirleyicilerdir. Bunun yanı sıra katılımcıların kullandıkları yasa dışı maddeler dışında sigara, alkol kullanımı ve kumar oynamanın bu süreçte risk faktörü olduğu göz önünde bulundurularak genel olarak bağımlılık önleyici çalışmaların planlanmasının önemli olduğu ileri sürülebilir. Anahtar Kelimeler: denetimli serbestlik; yasa dışı madde; madde kullanımı; bağımlılık; sigara; alkol; patolojik kumar oynama
Alkol bağımlılığı şiddeti ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirliği
Amaç: Bu araştırma, alkol kullanım bozukluğu olan olgularda bağımlılık şiddetini değerlendirmek üzere, Tim Stockwell ve arkadaşları tarafından 1983 yılında geliştirilen Alkol Bağımlılığı Şiddeti Ölçeğinin Türkçe uyarlamasının geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yapılan metodolojik tipte bir çalışmadır. Yöntem: Araştırma Nisan 2014- Nisan 2015 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü'ne başvuran ve DSM-V tanı ölçütlerine göre alkol kullanım bozukluğu tanısı almış 200 kişinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Öncelikle ölçeğin dilsel eşdeğerliği incelenmiş geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Test-yeniden-test değerlendirmesi için ölçek ayrıca iki hafta ara ile 37 kişiye uygulanmıştır. Karşılaştırma amacıyla katılımcılara Michigan Alkolizm Tarama Testi de verilmiştir. Bulgular: Ölçeğin güvenirliğini belirlemek için hesaplanan Cronbach alfa iç tutarlık katsayısı α=0,914 olarak bulunmuştur. Ölçeğin toplam puan korelasyonlarına bakıldığında ise, toplam puan korelasyonları 0.309 (ABŞÖ 13) ila 0.730 (ABŞÖ 11) arasında değiştiği bulunmuştur (p< 0.01).Ölçek ve alt boyutlarının zamana göre değişmezliğini değerlendirmek için yapılan güvenirlik analizi (test - tekrar test) ile elde edilen puan ortalamaları bağımlı gruplarda t testi ile karşılaştırılmış, ortalamalar arasında bulunan farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır. Ayrıca test-tekrar test korelasyon katsayısı 0.855 (p<0.01) olarak hesaplanmıştır. Ölçek bağıntılı geçerlik için, Michigan Alkolizm Tarama Testi puan ortalamalarına ait korelasyon kat sayıları karşılaştırılmıştır. Katılımcılarımızın ABŞÖ skorlarının MATT skorları ile yüksek korelasyon gösterdiği saptanmıştır (r=0,557 p<0,001). Yapılan faktör analizi sonucunda dört alt boyut belirlenmiştir. Elde edilen alt boyutların faktör yükleri 0.49 - 0.91 olarak saptanmıştır. Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızdan elde ettiğimiz veriler ABŞÖ'nün dört faktörlü Türkçe versiyonu alkol bağımlılığı şiddetinin değerlendirilmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu göstermiştir.
Sentetik kannabis kullanıcılarında yüzde dışavuran duyguları tanıma-ayırt etme ve iletişim becerilerinin araştırılması: Kesitsel kontrollü çalışma
Sentetik kannabinoidler (SK), marjinal ve heyecan arayışı içerisinde olan gruplarca kullanılmaya başlansa da, düşük maliyetleri ve toksikolojik testlerdeki sınırlılıklar nedeniyle son yıllarda en yaygın kullanımı olan psikoaktif maddeler arasında yer almaktadır. Kullanıcılarda farklı sağlık sorunlarına neden olmakta ve kimyasal yapılarındaki değişkenlikler nedeniyle tedavileri güçleşmektedir. Çalışmamızda SK kullanımının yüzde dışavuran duyguların tanınması, ayırt edilmesi ve iletişim becerilerindeki olası etkileri, sağlıklı kontrollerle karşılaştırılarak incelenmiştir. Araştırmamız, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Madde Bağımlılığı Polikliniği'ne 2017 Nisan – 2018 Eylül ayları arasında başvuran, son bir yılda SK kullanımına sahip 62 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Ayrıca madde kullanım öyküsü olmayan 62 sağlıklı birey kontrol grubu olarak çalışmaya dâhil edilmiştir. Araştırmanın örneklemi 18-56 yaş aralığında, 124 erkek katılımcıdan meydana gelmektedir. Bilişsel bozukluğa, aktif psikotik bozukluğa, aktif duygudurum bozukluğuna ve klinik olarak belirgin zeka geriliğine sahip olmak, araştırmanın dışlama kriterlerini oluşturmaktadır. Ölçek uygulama sürecinde; Sosyodemografik Bilgi Formu, Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ), Yüzde Dışavuran Duyguların Tanınması Testi, Yüzde Dışavuran Duyguların Ayırt Edilmesi Testi ve İletişim Becerileri Ölçeği-Yetişkin Formu kullanılmıştır. Araştırmamızda SK kullanım öyküsü olan hastaların yüzde dışavuran duyguları tanıma beceri puanları kontrol grubundan daha yüksektir. Yüzde dışavuran duyguları ayırt etme beceri puanları, hasta ve kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılık göstermemektedir. SK kullanım süreleri ve bağımlılık şiddeti düzeyleri ile yüzde dışavuran duyguları tanıma ve ayırt etme becerileri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. İletişim becerileri açısından her iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmazken, SK kullanım öyküsü olan grubun yüzde dışavuran duyguları tanıma ve ayırt etme becerileri ile iletişim becerileri arasında da bir ilişkiye rastlanmamıştır. Kişilerin sosyal uyumlarını artırmalarında, mesleki, akademik, ailevi bağlarını korumalarında, yeni yaşamsal beceriler kazanmalarında iletişim, duygu tanıma ve ayırt etme becerilerinin etkisi yadsınamaz. Madde kullanımlarına bağlı gelişen ya da madde kullanımına sevk eden sosyal becerilerdeki ve duygu tanıma, ayırt etme becerilerindeki zayıflıkların giderilmesi, bağımlılık tedavisinin etkililiğini artıracaktır. Yeni araştırmalarda, bağımlılık alanına özgü ölçme araçlarının geliştirilmesi, daha geniş örneklemlere ulaşılması, araştırmalarda nörogörüntüleme ölçümlerinin ve toksikolojik analizlerin kullanılması, psikoeğitsel müdahalelerin geliştirilmesi yararlı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Sentetik Kannabinoidler; Madde Bağımlılığı; Yüzden Duygu Tanıma-Ayırt Etme; İletişim Becerileri.
Başa çıkma davranışları ölçeği: Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliği
Amaç: Bu çalışma, alkol kullanım bozukluğu (AKB) tanısı almış bireylerin depreşme anında başvurduğu başa çıkma davranışlarını değerlendirmek üzere, John Stapleton ve arkadaşları tarafından (1983) geliştirilen 'Coping Behaviours Inventory' (Başa Çıkma Davranışları Ölçeği) Türkçe formunun geçerlilik ve güvenirliliğini tespit etmek amacıyla yapılan bir çalışmadır. Yöntem: Araştırma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalına bağlı Madde Bağımlılığı Polikliniğinde ayaktan tedavi gören ve psikiyatrik görüşmesine ek olarak, DSM-V'e (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı - V) göre alkol kullanım bozukluğu tanısı almış bireylerden oluşmuştur. Verilerin yorumlanması ve analiz edilmesi için SPSS for Windows 15.0 paket programı kullanılmıştır ve istatistiksel olarak anlamlı p değeri p<0.05 olarak belirlenmiştir. Araştırmada kullanılan ölçek, orijinal dilinden (İngilizce) Türkçeye çevrildikten sonra ileri düzey İngilizce bilgisi olan bir araştırmacı tarafından tekrar İngilizceye çevrilip ölçeğin sahibine ölçeğin uygunluğu onaylatılmıştır. Ölçeğin uygunluğunun onaylanmasından sonra ölçeğin geçerlilik ve güvenirlilik analizleri yapılmıştır. 15 gün sonra ölçeğin test-tekrar test analizlerinin yapılması için önceden çalışmaya katılmış 30 hastaya ölçek tekrar uygulanmıştır. Bulgular: Ölçek güvenirliliğinin uygun olup olmadığını tespit etmek için ilk olarak Cronbach Alfa iç tutarlılık değeri hesaplanmıştır. Bu hesaplamalar sonucu α=0,92 olarak bulunmuştur. Test-Tekrar test korelasyon analizi değerlerinin; 0,171-0,883 aralığında dağıldığı saptanmıştır (p<0,01). Çalışmamızda birinci ve ikinci uygulamadan elde edilen puanlar t-testi yapılarak karşılaştırılmış ve bulunan puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlılık olmadığı saptanmıştır (p= ,204) (p>0.05). Ölçeğin geçerlilik analizleri değerlendirilmesinin adına Kaiser Meyer-Olkin değeri ve Barlett testi analizi yapılmış ve ölçeğin faktör analizi için uygun olduğu bulunmuştur. Faktör analizleri sonucunda, üç alt boyut elde edilmiştir. Bu elde edilen alt boyutlarının faktör değerleri ise; 28,85, 36,97 ve 42,26 olarak bulunmuştur. Sonuç: Elde edilen sonuçlar, BÇDÖ Türkçe Formunun, alkol kullanım bozukluğu olan bireylerin depreşme anında kullandıkları başa çıkma davranışlarını değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olarak kullanılabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler; Alkol Kullanım Bozukluğu; Başa Çıkma Davranışları; Depreşme; Geçerlilik; Güvenirlilik
Psikodrama grup terapisinin eş bağımlıların psikopatolojileri, stresle başa çıkma biçimleri, benlik saygıları, algılanan sosyal destek ve eş bağımlılığa etkisi.
Bu araştırmanın amacı Psikodrama Grup Terapisinin Eş Bağımlıların (bağımlı yakınlarının) psikopatolojileri, stresle başa çıkma biçimleri, benlik saygıları, algıladıkları sosyal destek ve eş bağımlılığa etkisini incelemektir. Araştırma kapsamında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD Bağımlılık polikliniğinde tedavisi devam eden 30 bağımlı yakını ile çalışılmıştır. 15 katılımcı deney grubuna, 15 katılımcı kontrol grubuna random olarak atanmış, deney grubunda bulunan katılımcılara 12 oturum boyunca Psikodrama Grup Terapisi uygulanırken, kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Tüm katılımcılara 3 ay arayla Eş Bağımlılık Ölçeği (CODA), Psikolojik Belirti Tarama Ölçeği (SCL 90), Stresle Başa Çıkma Ölçeği (COPE) ve Algılanan Çok Boyutlu Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca Psikodrama Grup Terapisi'nin etkinliğini değerlendirmek üzere deney grubuna nitel analiz yöntemleri kullanılarak veri toplanmıştır. Elde edilen verilere SPSS 22 programında Wilcoxon İşaretli Sıralar ve Mann Whitney U İşaretli Sıralar testleri ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Psikodrama Grup Terapisi alan deney grubunun Eş Bağımlılık toplam puanlarında ve Eş Bağımlılık Ölçeği'nin Kendini Gizleme, Kendini İhmal ve Düşük Benlik Saygısı alt boyutlarında, SCL 90 Ölçeği'nin toplam puan ve tüm alt boyutlarında, Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nin toplam puan, Arkadaş Sosyal Destek ve Aile Sosyal Destek alt boyutlarında, kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde fark bulunmuştur. Stresle Başa Çıkma Biçimleri bakımından deney ve kontrol grubu arasında herhangi bir fark bulunmamıştır. Psikodrama Grup Terapis'inin etkinliğine dair yapılan nitel analiz sonucunda 9 temaya ulaşılmıştır. Sonuç olarak, Psikodrama Grup Terapisi'nin Eş bağımlıların, psikopatoloji semptomlarını azalttığı; benlik saygılarını yükselttiği ve algıladıkları sosyal desteği arttırdığı saptanmıştır.