Theses supervised by Prof. Dr. Bilal Aybakan
15 theses · Ibn Haldun University, İstanbul 29 MayIs University
İbn Hacer el-Askalânî'nin Nüzhetü'n-naẓar fî tavżîḥi Nuḫbeti'l-fiker Şerhi ile Kemâleddin eş-Şümünnî'nin Netîcetü'n-naẓar fî Şerḥi Nuḫbeti'l-fiker Şerhinin Mukayesesi
Hadis usulü literatürü İbn Salâh (ö. 643) ile yeni bir merhaleye girmiştir. İbn Salâh sonrasında yazılan hadis usulü kitaplarının neredeyse tamamı İbn Salâh'a itimat etmektedir. İbn Hacer (852) , İbn Salâh'ın usul kitabına 40 nevi daha ekleyerek muhtasar bir kitap yazmıştır. Bu kitaba Nuḫbetü'l-fiker ismini vermiştir. 818 yılında bu esere müellifi tarafından Nüzhetü'n-naẓar fî tavżîḥi Nuḫbeti'l-fiker adında bir şerh yazılmıştır. Nuḫbetü'l-fiker'e kendisinden önce aralarında hoca-talebe ilişkisi bulunan Kemâleddin eş-Şümünnî (ö. 821) tarafından bir şerh yazılmıştır. Netîcetü'n-naẓar fî Şerḥi Nuḫbeti'l-fiker isimli şerhi kaleme alan Şümünnî, eserini İbn Hacer'e arz etmiştir. İbn Hacer yazılan şerhi pek beğenmemiştir ve Nüzhe'nin mukaddimesindeki ifade ile "evin sahibi evde olanı daha iyi bilir" diyerek kendi kitabına şerh yazmıştır. İbn Hacer'in ve Şümünnî'nin yazdığı şerhler muhteva açısından karşılaştırıldığında aralarındaki benzerlik göze çarpmaktadır. Bu benzerlik İbn Hacer'in teferrüt ettiği meselelerde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum iki şerh arasında mukayeseyi ve üzerine araştırma yapmayı gerekli kılmaktadır. Tezde iki alim arasındaki münasebet incelenecektir ve şerhler arasındaki bu benzerliğin sebebi aranacaktır.
İmam Buhârî'nin Birrü'l-vâlideyn isimli eserinin incelenmesi
Hadis rivayetlerinin yazıya geçirilmesinden günümüze kadar müsnedler, sünenler, câmîler, müstedrekler, belirli konulara ait rivayetleri bir araya toplayan müstakil eserler, hadis şerh kitapları, gibi konu ve amaç bakımından farklı birçok hadis eseri telif edilmiştir. Bu literatür içerisinde Muhammed b. İsmâil el-Buhârî ilmi ve eserleriyle öne çıkan en önemli alimlerdendir. Buhârî, hadis otoritesi kabul edilmiş ve alanının ilklerinden sayılabilecek eserler telif etmiş bir muhaddistir. Bu eserlerinden biri tanesi de Birrü'l-vâlideyn isimli hadis cüz'üdür. Çoğunlukla anne, baba, akraba, güzel ahlâk ile ilgili rivayetlerin derlenmesinden oluşan bu hadis cüz'ü, ismi ve içerdiği hadislerin konularıyla kategorisinin ilklerinden olma özelliği taşımaktadır. Birrü'l-vâlideyn öncesi hadis edebiyatına bakıldığında sıla-i rahim ile ilgili birçok hadis nakledilmiş, İmam Buhârî öncesi de Kitâbü'l-birr ve's-sıla isminde eserler telif edilmiştir; ancak "Birrü'l-vâlideyn" yani anne babaya iyilik manasında, konunun daha özelleşmesi bakımından, Buhârî öncesi bu isimle telif edilen bir eser bulunamamıştır. Çalışmanın amacı Birrü'l-vâlideyn hakkındaki bilgilere ulaşmak, hadis cüz'ü içerisindeki rivayetleri değerlendirerek, elde edilen bilgiler üzerinden literatüre katkı sağlamaktır. Bu sebeple tezde eser ile irtibatlı olan bilgiler kaydedilmiş, içerik olarak Buhârî'nin el-Câmiu's-sahîh ve el-Edebül'l-müfred'i ile ilgili bölümler mukayese edilerek sened-metin çalışması ve rical çalışması yapılmıştır.
İslam hukukunda semen-kıymet ayrımı
İslam hukuku geniş bir coğrafyada ve uzun yıllar içinde gelişmiş zengin bir literatüre sahiptir. İslam hukukunun sahip olduğu bu zengin muhteviyatın derinlemesine kavranması ve daha iyi anlaşılması fıkıh ilminin temel kavramlarının anlaşılmasına bağlıdır. Bu bağlamda çalışmada semen ve kıymet kavramları klasik fıkıh literatürü çerçevesinde ele alındı. Çalışmada semen Hanefî literatüründe alışverişlerde satılan malın karşılığında verilen edim anlamında ıstılahî anlamıyla ele alınırken, kıymet ise malların satış bedelinden bağımsız olarak piyasadaki gerçek değeri anlamındadır. Bu çalışmanın amacı semen ve kıymet kavramlarını özellikle muâmelât konuları içerisinde incelenerek aralarındaki bağlantının ortaya konulmasıdır. Bu nedenle kavramların literatür içinde terminolojik olarak anlam çerçevesinin tespitine ve füru-u fıkıh mesâili içerisinde nasıl işlendiğinin belirlenmesine çalışılmıştır.
Ḥanafīte traditionalism in the Mamluk period: Ibn Abī l-ʿIzz's (D. 792/1390) commentary on the creed of al-Ṭaḥāwī
This thesis analyses the theology of the Commentary on the Creed of Ṭaḥāwī (Sharḥ al-ʿAqīda al-Ṭaḥāwiyya) by the obscure eighth/fourteenth century Damascene traditionalist Ḥanafī jurist, judge, and theologian Ṣadr al-Dīn Abū l-Ḥasan ʿAlī b. Abī l-ʿIzz (d. 792/1390). He was influenced by the thought of Ḥanbalite jurist, theologian, and polemicist Taqī al-Dīn Ibn Taymiyya (d. 728/1328) as a student of his disciple Ibn Kathīr (d. 774/1373). Ibn Abī l-ʿIzz taught as a mudarris at prominent Ḥanafī madrasa's in Damascus, eventually becoming the Ḥanafī qāḍī of Damascus and, briefly, of Cairo. Like his Ḥanbalite predecessor, Ibn Abī l-ʿIzz became embroiled in religious controversy following his marked Taymiyyan criticism of another Muslim scholar. Today, the commentary on the al-ʿAqīda al-Ṭaḥāwiyya is Ibn Abī l-ʿIzz's best known work, particularly among Salafī Muslims, although the commentary was only definitively attributed to Ibn Abī l-ʿIzz in the second half of the twentieth century by the Albanian Salafī scholar Nāṣir al-Dīn al-Albānī (1914-1999).The creed of the Egyptian Ḥanafī scholar Abū Jaʿfar al-Ṭaḥāwī (d. 321/933), known as ʿAqīda Ahl al-Sunna wa l-Jamāʿa or al-ʿAqīda al-Ṭaḥāwiyya, is arguably the best-known early Sunnī Muslim creedal text. The text is revered as an authentic expression of the creed of Sunnī Islam by most Sunnī Muslims, regardless of their specific theological affiliations. This is partially a result of the fact that al-Ṭaḥāwī, as a contemporary of Abū l-Ḥasan al-Ashʿarī (d. 324/935-36) and Abū Manṣūr al-Māturīdī (d. 333/944), predates the formation of the Sunnī schools of kalām. By analysing three key issues in Islamic theology: the relationship between reason and revelation, the definition of faith (īmān), and the nature of God's speech (ṣifat al-kalām), this thesis demonstrates that Ibn Abī l-ʿIzz's theology is fundamentally grounded in Ibn Taymiyya's thought.
Mali sorumluluk açısından fıkıh literatüründeki "yed" kavramının tahlili
Bu çalışma, fıkıh literatüründeki yed kavramını mali sorumluluk açısından incelemektedir. Meseleyi dört mezhebin önemli kaynaklarını esas alarak mukayeseli bir şekilde inceleyen bu tez çalışması giriş ve sonuç dahil toplam beş bölümden oluşmaktadır. Kavramsal çerçeve bölümünde yed, damân, emânet ve teaddî kavramlarına değinilmiş; ardından yed-i damân ve yed-i emânet terkipleri incelenmiştir. Sonraki bölümde ise fıkıh eserlerinde mali sorumlulukları açısından çokça atıf yapılan zilyetlik türlerinden on tanesi inceleme konusu yapılmıştır. Bu zilyetlik türleri gasp, sevm, vedîa, lukata, şirket, vekâlet, mudârebe, icâre, âriyet ve rehindir. Yed-i damân ve yed-i emânet terimleri İslam hukukunda hicri dördüncü asırdan beri mali sorumluluk açısından zilyetlik türlerini ayırt etmede kullanılmaktadır. Yed-i damân, zilyedi kusuru olmasa da oluşan zarardan sorumlu tutan zilyetlik için kullanılmıştır. Yed-i emânet ise kusuru olmadığı müddetçe zilyedin sorumlu tutulamayacağı zilyetliği ifade eder. Bu açıdan bakıldığında bu tezde incelen on zilyetlik türü yed-i damân hükmünde olanlar, yed-i emânet hükmünde olanlar ve mezhepler arasında hükmü ihtilaflı olanlar şeklinde üçe taksim edilebilir. Bu çalışma yed-i damân ve yed-i emânet kavramlarının İslam hukukunda icra ettiği fonksiyonu göstermekte ve bir sorumluluk kaynağı olarak zilyetliğe dikkat çekmektedir.
Molla Fenârî'de illeti tespit yöntemlerinden biri olarak münâsebe
Molla Fenârî, Osmanlı kuruluş döneminde yaşamış; aklî, naklî ve irfânî ilimlerdeki yetkinliği ile temâyüz etmiş bir âlimdir. Fusûlü'l-bedâyi' fî Usûli'ş-şerâyi' adlı fıkıh usûlü eseri onun tecrübî ve ilmî birikimini yansıtır niteliktedir. Bilinenden hareketle bilinmeyene ulaşmayı ifade eden kıyas bahsi içerisinde illeti tespit yöntemlerinden biri olarak incelenen münâsebe metodu ise temel iddiası, kavram haritası ve teklifleriyle kıyasın mihverini oluşturur niteliktedir. Olay ile olaya bağlanan hüküm arasındaki bağın aklî olarak tespit edilmesi anlamına gelen münâsebe metodu, fıkıh usûlü-mantık ilişkisi çerçevesinde fıkhî hükümlerin geçerli bir sistematiğe dökülme çabasını ifade etmektedir. Bu çabanın bir sonucu olarak münâsebe usûl literatüründe (1) amaçlanan sonuca ulaştırması bakımından (2) maksadına göre ve (3) Şâri'nin dikkate alması bakımından olmak üzere üç açıdan incelenmektedir. Zikri geçen taksimi esas aldığımız bu çalışma, giriş ve sonuç dahil olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmaya dair bahsedilmesi gereken bilgilere ilaveten Molla Fenârî'nin hayatına ve Fusûlü'l-bedâyi eserinin tanıtımına yer verilmiştir. İkinci bölümde münâsebenin mahiyeti ve tarifi ile birlikte Fusûl bağlamında yukarıda zikri geçen ilk iki kısım incelemeye tabi tutulmuştur. Üçüncü bölümde ise fıkıh usûlü-mantık ve münâzara ilişkisi zemininde Şâri'nin dikkate alması bakımından münâsib vasfın kısımları tetkik edilmiştir. İlk iki kısım metodun fikrî temelleri üzerinde yoğunlaşırken son kısım münâsebe nazariyesinin mantık ve münâzara ilimleri zemininde sistemleştirilmesine odaklanmaktadır. Karşılaştırmalı metin analizi ve sentezi yöntemini kullandığımız bu araştırmanın amacı ise Molla Fenârî'nin usûl düşüncesi zemininde münâsebe metodunu farklı usûl geleneklerinden beslenerek nasıl kurguladığını, hangi geleneğe daha yakın bir tavır sergilediğini, tercih, sentez ve tekliflerini ortaya koymaktır. Bu noktada tezimizin Osmanlı âlimleri, fıkıh usûlü mantık ilişkisi, makâsıt ve maslahat teorisi, fıkıh felsefesi gibi alanlarda yapılacak ilmî çalışmalara katkı sağlaması temenni edilmektedir. Gayret bizden başarı ise her şey gibi yalnızca Yüce Allah'ın takdîriyledir.
İbn Ferhûn'un siyaset-i şer'iyye anlayışı
Siyaset-i şer'iyye, hakkında cüz'i bir delil bulunmayan meselelerde toplumun maslahatı için genel ilkelere aykırı olmayacak şekilde kararlar almak ve uygulamalar yapmaktır. Siyaset alanında müstakil eser yazımını Maverdî ile başlatıp, İbn Teymiyye ile ikiye ayıran anlayışa göre İbn Teymiyye öncesinde siyaset alanında kaleme alınan eserlerde kavram daha geniş anlamı ile anayasa ve idare hukukunu da içine alacak şekilde işlenirken İbn Teymiyye sonrasında yargılama ve ceza hukuku alanındaki uygulamaları içine alacak şekilde dar anlamda kullanılmıştır. Bu anlayış dört mezhepten bazı ulema tarafından devam ettirilmiştir. İbn Kayyim el-Cevziyye, Trablusî ve İbn Ferhûn siyasete ve fıkha dair müstakil eser kaleme alan ya da eserlerinde müstakil bir bölüm ayıran ayrıca siyaseti bu anlamıyla kullanan alimler arasındadır. Bu çalışma, İbn Ferhûn'un Tebsıratu'l-Hükkâm adlı eserine dayanarak genelde İslâm hukuku özelde de yargılama hukuku açısından siyaset, ceza, yargılama ve beyyine kavramları arasındaki ilişkiyi incelemeyi hedeflemektedir. İbn Ferhûn'un kadı ile mezâlim görevlisi arasındaki ilişkiye dair klasikten farklılaşan görüşleri ve bunun hem siyaset anlayışına hem de eserine nasıl yansıdığı ortaya koyulacaktır. İbn Teymiyye sonrası klasikten farklılaşan beyyine anlayışının İbn Ferhûn'a etkisi ve müellif tarafından nasıl anlaşıldığının ortaya koyulması amaçlanmaktadır. Araştırmanın diğer hedefleri arasında İbn Ferhûn'un eserinin, siyaset kavramının İslâm hukuku açısından farklarını ortaya koymak, Batı literatürü ile karşılaştırmalı bir okuma yapmak ve Memlükler'in yargı müessesi işleyişini ortaya koymak yer almaktadır. Aynı zamanda İbn Teymiyye ve sonrası dönemdeki yargı tasavvurunu, bu tasavvurdaki değişimi, bunun siyaset ile ilişkisini ve İbn Ferhûn'un bu ilişkide nerede durduğunu ortaya koymak çalışmanın diğer amaçlarındandır.
İbn Ebi'l-Lütf el-Makdisî'nin İkdü'l-Le'âlî li-Bed'i'l-Emâlî adlı eseri: İnceleme ve tenkitli neşir
İslâmî ilimlerin tedrisi açısından önemli olan manzum metinler, akaid-nâmeler olarak kelam literatüründe kendisine yer bulmuştur. Bu eserlerin başında gelen Ali b. Osmân el-Ûşî'nin (ö. 575/1179) Bed'ü'l-Emâlî adlı eseri didaktik türün güzide örneklerinden biri olarak medrese müfredatlarında yıllarca ders kitabı olarak okutulmuş, Hanefî-Mâturidî gelenekte adından söz ettiren bir üne kavuşmuştur. Sahip olduğu bu şöhret, üzerinde en çok şerh yapılan akaid metinlerinden biri olmasını sağlamıştır. Bunlar içerisinde gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen birçok kıymetli eser bulunmaktadır. Bu çalışma böylesi önemi haiz bir metnin şerhi olan hicrî onuncu asır Kudüs ulemasından İbn Ebi'l-Lütf Şemsüddîn el-Makdisî'nin (ö. 928/1521) İkdü'l-Le'âlî li-Bed'i'l-Emâlî adlı eserini gün yüzüne çıkarmayı, incelemeyi, tenkitli neşrini yaparak kelam literatürüne kazandırmayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde İkdü'l-Le'âlî li-Bed'i'l-Emâlî isimli eserin müellifi olan İbn Ebi'l-Lütf el-Makdisî'nin hayatı hakkında bilgi verilmiş, eserin el yazma nüshaları tanıtılmış ve eserin müellife aidiyeti incelenmiştir. İkinci bölümde eserin içeriği irdelenmiş ve sistematik bir şekilde ortaya konmuştur. Son bölümde ise manzumenin tenkitli neşrine yer verilmiştir.
Tilimsânî ve Miftâhu'l-Vüsûl ilâ Binâi'l-Fürû Ale'l-Usûl adlı eserinin tahlili
İlimler tarihinde herhangi bir ilim teşekkül edip temel metinleri ortaya konulduktan sonra o ilmin öğrenimini veya öğretimini kolaylaştıracak alt disiplinler ortaya çıkmaya başlar. Tahrîcü'l-fürû ale'l-usûl edebiyatı da böyle bir ihtiyaca binaen fıkıh ilminin alt bir disiplini olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle günümüzde fıkıh ilminin işlevine dair tartışmalar bu disiplinin son dönemlerde daha fazla gündeme gelmesine sebebiyet vermiştir. Bu tezde ise tahrîcü'l-fürû edebiyatı içerisinde Mâlikî mezhebi çerçevesinde kaleme alınmış tek eser olan Tilimsânî'nin Miftâhu'l-vüsûl ilâ binâi'l-fürû ale'l-usûl adlı eseri incelenecektir. Eser, tahrîcü'l-fürû edebiyatındaki yeri ve öne çıkan özellikleri açısından incelemeye tabi tutulmuştur. Böylece hem edebiyat etrafında şekillenen iddialar hem de edebiyata yüklenen işlevler tartışılacaktır. Ayrıca hakkında çok fazla çalışma yapılmamış olan Tilimsânî'nin hayatı ve İslam ilim geleneğine olan katkısı ele alınacaktır.
el-Fetâva't-Tatarhâniyye'nin el-Kerâhiyye ve'l-İstihsân bölümünün tahlili
Bu tez, günümüzde daha çok ''Helâller ve Haramlar'' şeklinde ifade edilen ''İstihsân ve Kerâhiyye'' başlığının tarihi gelişim sürecini ve özellikle önemli fetvâ kitaplarından biri olan el-Fetâva't-Tatarhâniyye'deki bu bölümün tahlilini konu edinmektedir. el-Fetâva't-Tatarhâniyye, yararlandığı kaynaklar ve kendisinden sonra çokça atıf alması itibari ile önemli bir noktada bulunduğundan detaylı bir incelemeyi gerektirmiştir. Tezimizin amacı, çok hacimli bir eser olan el-Fetâva't-Tatarhâniyye'nin İstihsân ve Kerâhiyye başlığı altında ne tür fetvâlara yer verildiğini tespit etmek, konu yelpazesini belirlemek, yeni fıkhî olaylara dönem itibari ile nasıl yaklaşıldığını gösterip sonraki dönemlere etkisini ortaya koymaktır. Bir giriş, üç ana bölüm ve bir sonuçtan oluşan tezin giriş bölümü, tezimizin konusu ve önemi, kapsamı ve yöntemi, literatür değerlendirmesi ve tezin literatüre katkısına temas edilmiştir. Birinci bölümde el-Fetâva't-Tatarhâniyye müellifi, telif edildiği dönem, telif süreci ve üzerine yapılmış çalışmalar hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde İstihsân ve Kerâhiyye bölüm başlığının tarihi gelişim seyri, bu bölümde atıf yapılan eserler, isimler ve bölümün sistematiği olmak üzere genel durumu incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise el-Fetâva't-Tatarhâniyye, İstihsân ve Kerâhiyye özelinde tahlil edilmiştir. Çalışmamızın çıktıları ise sonuç bölümünde aktarılmıştır.
Takıyyüddîn Sübkî'nin fetva metodu
Bu çalışma, 683-756/1284-1355 yılları arasında yaşamış Şâfiî fakihi Takıyyüddin Sübkî'nin fetvalarını konu edinmektedir. Fetvaları, Fetâvâ's-Sübkî isimli eser üzerinden incelenmiş, genel özellikleri ve cevap verirken takip ettiği yöntemler tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamız giriş, sonuç ve üç temel bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Sübkî'nin hayatı ve yaşadığı dönem işlenmiştir. İkinci bölümde, Fetâvâ'sı tanıtılmış ve fetvalarının fıkhî birikim ve sosyal tarih açısından önemi üzerinde durulmuştur. Son bölümde kullandığı deliller, el altı kitapları, cevaplarında benimsediği üslup ve yaptığı atıflar üzerinden Sübkî'nin fetva usulü izaha çalışılmıştır.
Türkiye'deki katılım yatırım fonlarının fıkhî yönetişim sistemi açısından değerlendirilmesi
İslâm dini her konuda olduğu gibi Müslümanların finansal iş ve işlemlerinde de dinen meşru şekilde hareket etmesini gerekli kılmaktadır. İslamî açıdan meşru bir yatırım aracı olma misyonu taşıyan katılım yatırım fonlarının da bu doğrultuda tüm süreçlerini fıkhî ilkeler çerçevesinde kurgulaması gerekmektedir. Bu çalışmada, gerçekleştirilen her türlü iş ve işleme yönelik düzenleme ve denetleme faaliyeti yürüterek katılım yatırım fonlarının fıkhî yükümlülüklerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmesinde son derece önemli bir faktör olan fıkhî yönetişim sisteminin etkinlik ve verimliliği Türkiye özelinde ele alınmaktadır. Çalışmanın temel amacı, Türkiye'deki katılım yatırım fonlarının fıkhî yönetişim sisteminde herhangi bir eksikliğin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve mevcutsa söz konusu eksikliğin giderilmesine yönelik birtakım düzeltici önerilerin sunulmasıdır. Bu çalışma, Türkiye'de katılım esaslı yatırım fonları için optimal bir fıkhî yönetişim çerçevesi çizmek suretiyle hem katılım yatırım fonu yatırımcıları tarafından gerçekleştirilen yatırımın hem de katılım yatırım fonu kurup yöneten portföy yönetim şirketlerinin tüm iş ve işlemlerinin fıkhî meşruiyetine katkı sağladığı için önem arz etmektedir.
Fıkıh-matematik ilişkisi: Ferâiz hesaplamaları örneği
Müslümanın amelî hayatını düzenleyen fıkıh ilmi, hayatın her alanına taalluk eden hükümleri itibariyle kapsamlı bir niteliğe sahiptir. Fıkhın bu geniş kapsamı, onun diğer ilimlerle etkileşim içerisinde gelişmesini zaruri kılmıştır. Zira fıkhın bir mesele hakkında doğru hükme varması o meselenin mahiyetine vakıf olması ile, meselelerin mahiyetine vakıf olmak ise o meselelerin ilgili olduğu diğer ilimlerde derinleşme ile mümkündür. Fıkhın etkileşim içerisinde olduğu ilimlerden biri de matematiktir. Bu çalışma, fıkıh ve matematik arasındaki teorik etkileşimi özellikle İslam miras hukuku, fıkıh literatüründeki adıyla ferâiz ilmi üzerinden ele almayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda tez, giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş içerisinde fıkhın genel itibariyle diğer ilimler, özelde ise matematik ile etkileşimine değinilerek meseleye dair mukaddime sunulmuştur. Tezin ilk bölümünde fıkıh eserleri üzerinden matematiğin kullanımı incelenmiş, klasik kaynaklarda kullanılan matematiğin mahiyeti belirtilerek fıkıh eserlerindeki hesaplamalara dair bir tasnif yapılmıştır. İkinci bölümde ferâiz ilmi matematik ile ilişkisi açısından ele alınmış, tezin odak noktasını oluşturan üçüncü bölümde ise İslam matematik eserlerindeki ferâiz bölümleri incelenmiştir. Konuya ilişkin kimi İslam matematik eserlerinde, matematiğin teorik bölümlerinin anlatımının akabinde bu ilmin pratik yönünün ferâiz hesaplamaları üzerinden gösterildiği saptanmıştır. Buradan hareketle İslam matematik eserlerinden örneklem seçilmiş ve bu eserlerdeki problemler fıkhî açıdan tasnif edilerek fıkhın matematik içerisindeki kullanımı ortaya konulmuştur. Bu sayede matematiğin teorik ve pratik gelişiminde ferâiz ilminin, genel itibariyle de fıkhın katkısı değerlendirilmiştir.
Kıyas özelinde hicrî V. asır Hanbelî usul düşüncesi
Fıkıh usulü, fıkhî mezheplerin iç dinamiğinin ve fikrî eğilimlerinin yansıdığı bir ayna mesabesindedir. Bu sebeple herhangi bir mezhebin karakteristik yapısı, o mezhebin usulünden bağımsız olarak okunamaz. Bu çalışma, Hanbelî mezhebi özelinde yapılacak bu türden bir okumanın önemli basamaklarından birini oluşturmayı amaçlamaktadır. Çalışmamızın konusunu Hanbelî usul düşüncesinin kurucu eserlerinin telif edildiği hicri beşinci asır oluşturmaktadır. Bu asrın usul düşüncesini bir bütün olarak yansıtmak çalışmanın hacmi açısından mümkün olmayacağından kıyas konusu bir numune olarak seçilmiştir. Bu bağlamda çalışma boyunca ilgili dönemde kıyasın Hanbelîlerce nasıl anlaşıldığı sorusunun cevabı; dönemin üç temel Hanbelî usul metni olan el-Udde fî Usûli'l-Fıkh, et-Temhîd fî Usûli'l-Fıkh ve el-Vâzıh fî Usûli'l-Fıkh eserlerinin satırlarında aranmıştır. Çalışmamızın giriş bölümünde konuya dair literatür incelenerek çalışmanın eksenini oluşturan eserler veciz biçimde tanıtılmıştır. İkinci bölümde kıyasın mahiyet ve delil değeri, üçüncü bölümde kıyasın türleri ve kapsamı, dördüncü bölümde ise kıyasın rükün ve şartları ele alınmıştır. Çalışmamız, mezkûr başlıklar doğrultusunda konuya dair net bir tasavvur ortaya koymayı ve bu yolla bilhassa yerli literatürde sınırlı sayıda çalışmaya konu olan Hanbelî usulü hakkında daha derin bir anlayış geliştirmeyi hedeflemektedir.
İslam Hukukunda şüf'a
Satılan bir akarı ortaklık veya bitişik komşuluk sebebiyle, müşteriden cebren alıp mülkiyete geçirmek olan şüf'anın meşruiyeti ile ilgili Kur'ân'da bir hüküm yoktur. Şüfânın meşruiyet delili Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hadisleri ile ümmetin icmasıdır. Şüf'a hakkı, kişinin kendi mülkü üzerindeki tasarruf yetkisini sınırlayan meşru bir müessesedir. Bu hakkın meşru kılınış gayesi de bireyler arasındaki muhtemel zararı önlemektir. Şüf'a hakkının sebebi, malın kendisinde ortaklık, irtifak haklarında ortaklık ve bitişik komşuluktur. Hanefiler'e göre şefîiler arasındaki derece farkı, sebebin kuvvetine dayanır ve aynı gruba ait şefîiler, meşfu malı aralarında eşit paylaşırlar. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîler'e göre ise şüf'a hakkının tek sebebi vardır ve şefîiler, meşfu malı ana maldaki hisse oranına göre paylaşırlar. Cumhura göre şüf'a sadece taşınmazlarda olur. Taksim edilemeyen malların şüf'a konusu olup olmaması ise âlimlerin şüf'anın amacından ne kastettiklerine göre değişir. Şefîin, satımı haber alır almaz şüf'a talebinde bulunması gerekir. Aksi halde şüf'a hakkını kullanamaz. Şefî, şüf'a hakkını talep etmeden ölürse şüf'a hakkı ortadan kalkar. Şüf'a hakkının vârislere geçip geçmeyeceği konusunda ise ihtilaf vardır. Meşfû malda kendiliğinden meydana gelen ziyadeler müşterinin; insan fiili ile meydana gelen ziyadeler ise bedeli karşılığında şefîin olur. Anahtar Sözcükler: Şüf'a, Şefî, İrtifak hakları.