Theses supervised by Prof. Dr. Bülent Yılmaz
27 theses · Hacettepe University, İnönü University, Abdullah Gül University
Halk kütüphanelerinin ekonomik etkisi: İstanbul Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi için maliyet-yarar analizi
Maliyet-yarar analizi uygulamaları kurum veya kuruluş yapısı fark etmeksizin, kâr amacı güden ya da gütmeyen tüm işletme ve birimler için oldukça önemli bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu araç işletmelerin piyasa ekonomisine uygun hareket edebilmesi, maliyet kontrolü sağlayabilmesi ve mevcut maliyetler ile optimal hizmetleri üretebilmesi gibi birçok noktada önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü işletmeler, kâr amacı gütmese dahi birtakım mal ve hizmetleri üretebilmek için birtakım girdilere gereksinim duymakta ve bu gereksinimler doğrultusunda birtakım maliyetlere katlanmaktadır. Kütüphaneler ise kâr amacı gütmeyen bu kuruluşlardan yalnızca biridir. Kütüphaneler mevcut bütçeleri ile çeşitli hizmetler üretmekte ve bu hizmetleri ücretsiz bir şekilde doğrudan toplum yararına sunmaktadır. Toplumsal tüketime konu olan kütüphane hizmetlerinin ücretsiz bir şekilde sunulması ise kütüphanelerin üretmiş olduğu katma değeri görünmez kılmaktadır. Çalışma kapsamında bu konuya odaklanılmış ve kütüphanelerin görünmez elinin piyasa değeri, bir başka deyişle, topluma sunulan bu hizmetlerin ekonomik değeri İstanbul Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi örneği ile ortaya konulmak istenmiş ve İstanbul Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi'nin 2022 yılında sunmuş olduğu hizmetlerin ekonomik değeri hesaplanmıştır. Çalışmanın amacı; "İstanbul Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi'nin 2022 yılında sunmuş olduğu hizmetlerin maliyet-yarar analizini yapmak ve sağlamış olduğu toplumsal yararın ekonomik boyutunu ortaya koymaktır". Çalışma "İstanbul Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi'nin 2022 yılında sunduğu hizmetlerle sağladığı ekonomik yarar, bu hizmetlerin maliyetinden daha fazladır" biçiminde oluşturulan hipotez çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda İstanbul Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Maliyet verileri T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü'nün izniyle İstanbul Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi'nden temin edilmiş ve mevcut veriler ışığında kütüphanenin 2022 yılında topluma sunmuş olduğu hizmetlerin ekonomik yararları kütüphane koleksiyonu, fiziksel alan kullanımı, internete bağlı bilgisayar kullanımı, kültürel faaliyetler ve referans soruları olmak üzere beş ana grupta incelenmiştir. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, kütüphanenin 2022 yılında en çok değer yarattığı hizmet grubu kütüphane koleksiyonu olmuş, bunu fiziksel alan kullanımı, kültürel faaliyetler, referans hizmetleri ve internete bağlı bilgisayar hizmetleri sırasıyla takip etmiştir. Sonuç olarak, İstanbul Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi kendisine yatırılan her 1 TL karşılığında topluma 2,08 TL değerinde, bir başka deyişle, yaklaşık iki katı oranında (%208) hizmet sunmuştur. Böylece "İstanbul Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi'nin 2022 yılında sunduğu hizmetlerle sağladığı ekonomik yarar, bu hizmetlerin maliyetinden daha fazla olmuştur" şeklinde oluşturulan hipotezimiz doğrulanmıştır.
Ankara ilinde denetimli serbestlik kararı olan çocukların okuma alışkanlığı
Okuma alışkanlığı, çocukların kişisel gelişimlerinde ve eğitim süreçlerinde başarılarını doğrudan etkileyen önemli bir faktördür. Araştırmalar, düzenli olarak kitap okuyan çocukların akademik performanslarının, okumayan ya da az okuyan akranlarına göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu alışkanlığın kazandırılmasında aile, arkadaşlar, öğretmenler, çevre özellikleri, gelir ve eğitim düzeyi büyük önem taşır. Denetimli serbestlik (DS), suç işlemiş bireylerin topluma yeniden kazandırılması sürecinde uygulanan bir ceza infaz yöntemidir. Bu yöntem, yükümlülerin cezalarının bir kısmını toplum içinde, belirli kurallar ve denetim altında geçirmelerine olanak tanımaktadır. Denetimli serbestliğin temel amacı, yeniden suç işleme riskini azaltmak ve kişinin topluma uyum sağlamasını kolaylaştırmaktır. Bu araştırmada Ankara ilinde hakkında DS kararı olan çocukların okuma alışkanlıkları; eğitime devam etme ve meslek, anne ve babanın eğitim düzeyi, çocukların gelir düzeyi, ailelerinin gelir düzeyi temelinde incelenmiştir. Araştırmanın evrenini Keçiören ilçesinde bulunan Ankara Denetimli Serbestlik Müdürlüğünde takibi yapılan 100 çocuk oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında anket tekniği kullanılmış, araştırma betimleme yöntemi ile yapılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre kapsamdaki çocukların okuma alışkanlıkları ile yaşları ve eğitime devam etmeleri-okuldan kopmamaları arasında anlamlı ilişki bulunmaktadır. Yaş ilerledikçe ve örgün eğitimden ayrıldıkça okuma alışkanlıkları azalmaktadır. İyi ve orta düzey okuyucular halen örgün eğitimde olan çocuklardır. Okuldan ayrılıp çalışmaya başlayanlar içinde çoğunlukla hiç kitap okumayanlar yer almaktadır, kitap okuyanlar ise zayıf okuyucudur. Bu durum doğal olarak çocukların yaşları büyüdükçe okuma alışkanlıkların azalmasına yol açmaktadır. "Ankara'da DS (Denetimli Serbestlik) kapsamındaki çocuklar zayıf bir okuma alışkanlığına sahiptir ve eğitimle ilişkilerinin sürmesi okuma alışkanlıklarını olumlu yönde etkilemektedir" şeklinde belirlenen araştırma hipotezi doğrulanmıştır.
Ankara'daki lise son sınıf öğrencilerinin dijital okuma alışkanlıkları
Bireysel bir yaşam davranışı ve eylemi olan okuma toplumsallaşmanın, bir başka deyişle, toplumsal hayata katılmanın aracıdır. Okumaya ilişkin algı, tutum, duygu, düşünce, alışkanlık ve davranışlarımız okuma kültürünü oluşturur. Kültür değişen bir olgu olduğu için okuma kültürü de tarihsel ve toplumsal koşullara bağlı olarak değişmektedir. Dijital okuma, okuma kültüründe özellikle teknolojik gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni bir okuma türüdür. Okuma kültürünün bir parçası olarak değerlendirebileceğimiz dijital okumanın teknoloji kullanımına daha yatkın olduğu bilinen çocuklar ve gençler arasında hızla yaygınlaşmakta olduğu söylenebilir. Bu nedenle dijital okumanın gençler açısından araştırılması büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı; Ankara'daki lise son sınıf öğrencilerinin dijital okuma alışkanlıklarını çeşitli boyutlarıyla irdelemektir. Dijital okuma alışkanlıklarının yanı sıra basılı okuma alışkanlıklarının da ele alındığı araştırmamızda öğrencilerin hangi okuma türünü neden tercih ettikleri, hangi okuma materyallerini ve araçlarını kullandıkları, ne tür okuma içeriklerine yöneldikleri ve bunları nasıl edindikleri, okuma yer ve zaman tercihleri, sahip oldukları dijital kaynakların neler olduğu ve kütüphane kullanım sıklıkları ve amaçları gibi alt konuların ortaya konulması da amaçlanmıştır. Söz konusu irdelemelerin ailelerin sosyoekonomik statüleri ve demografik değişkenler bağlamında yapılması da amaçlar arasındadır. Araştırma problemi; "Ankara'daki lise son sınıf öğrencilerinin dijital okuma alışkanlıkları hangi özellikleri göstermektedir?" biçiminde oluşturulmuştur. Bu bağlamda, "Öğrencilerin dijital okuma alışkanlıklarının hangi düzeyde ve nitelikte olduğu, hangi etkenlere bağlı olarak, ne kadar değiştiği" çalışmanın araştırma sorusu olarak düşünülmüştür. Çalışma amacı ve araştırma problemine bağlı olarak da araştırmanın hipotezi de şöyle oluşturulmuştur: "Ankara'daki lise son sınıf öğrencileri dijital okuma yönünde bir eğilime sahip olmakla birlikte, bu okuma türü onlar için öncelikli değildir." Ankara'da bulunan okuldaki toplam 294 lise son sınıf öğrenci örneklemi ile gerçekleştirilen çalışmamızda betimleme yöntemi kullanılmış ve son sınıf öğrencilerinin dijital okuma alışkanlıklarını ölçmek için anket tekniğiyle veri toplanmıştır. Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) programı ile yapılan analizler ve ki-kare testleri sonucu elde edilen verilere göre, Ankara'daki lise son sınıf öğrencilerinin dijital okuma yönünde belirli ölçüde eğilimleri olmakla birlikte, her iki okuma türünü de birlikte gerçekleştirdikleri ve bunların içinde daha çok basılı kaynak okumayı tercih ettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca öğrencilerin okuma sıklıkları ve türleri ile anne ve babanın eğitim düzeyi arasında da anlamlı ilişki bulunmuş, eğitim düzeyi yüksek ailelere sahip öğrencilerin basılı ve dijital okuma alışkanlığına daha yüksek oranda sahip oldukları anlaşılmıştır. Çalışma sonunda konuya ilişkin çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler Lise öğrencileri, Okuma alışkanlığı, Dijital okuma alışkanlığı, Okuma kültürü, Sosyoekonomik özellikler, Sosyo-ekonomik etkenler, Ankara.
Çocuk kütüphanelerinde yaşam becerilerinin geliştirilmesi: Bir kütüphane programı önerisi
Bu çalışma, çocuk kütüphanelerinde 60-72 ay arasındaki çocuk kullanıcıların yaşam becerilerinin gelişimini sağlamak amacıyla geliştirilmiş özgün etkinlikleri içeren bir kütüphane programı oluşturmak, çocukların yaşam becerileri üzerindeki etkisini ve bu etkinin kalıcılığını incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, 2022-2023 eğitim döneminde Sincan Törekent Halk Kütüphanesinin Çocuk Bölümünde kullanıcı olan toplam 57 çocuk (30 çocuk deney grubu, 27 çocuk kontrol grubu) ile yürütülmüş ve çocukların bu kütüphaneyi düzenli olarak kullanmaları sağlanmıştır. Araştırmada yöntem olarak yarı deneysel desenlerden biri olan "denkleştirilmiş kontrol gruplu ön test-son test deseni" kullanılmıştır. Bu amaçla deney grubunda araştırmacı tarafından hazırlanan yaşam becerilerine dair etkinliklerden oluşan "Kütüphanede Yaşam Becerileri Programı", çocuk kütüphanesinde beş hafta boyunca düzenli aralıklarla gerçekleştirilmiş, kontrol grubu sürece dâhil olmamıştır. Araştırmanın veri toplama aracı olarak, Dünya Sağlık Örgütü tarafından tanımlanan yaşam becerileri bileşenlerinden oluşan bir Kontrol Listesi ve Erken Çocukluk Yaşam Becerileri Ölçeği kullanılmıştır. Kontrol Listesinin kapsamında, anılan yaşam becerileri bileşenlerinin tanımlarından yola çıkılarak listelenen hedef davranışlar bulunmakta, bu hedef davranışlar ise her biri için yazılmış olan etkinliklerin uygulanması ve bu etkinliklere dayalı performans puanlamalarının hesaplanması yoluyla değerlendirilmektedir. Veri toplama araçları deneysel işlem öncesinde ve sonrasında uygulanmıştır. Çalışmanın uygulama sürecinin gerçekleştirilmesinden ve son testlerin uygulanmasından 6 hafta sonra ise programın çocukların yaşam becerileri üzerindeki etkisinin kalıcı olup olmadığına bakılması için kalıcılık incelemesi yapılmış ve test deney grubu için bir kez daha tekrarlanmıştır. Araştırmada, demografik bilgilerin betimlenmesinde; frekans (f) ve yüzde (%) kullanılmıştır. Verilere ilişkin normallik testleri Shapiro-Wilk Testi ve Kolmogorov-Smirnov Testi aracılığı ile analiz edilmiştir. Uygulamadan elde edilen puanlar bağımlı örneklem t testi ve bağımsız örneklem t testi ile incelenmiştir. Araştırma sonunda deney grubu çocuklara uygulanan Kütüphanede Yaşam Becerileri Programının çocukların yaşam becerileri düzeyleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık yarattığı tespit edilmiştir.
Türkiye'deki halk kütüphanesi sisteminin değerlendirilmesi ve bir ulusal halk kütüphanesi stratejisi önerisi
Bu çalışma Türkiye Ulusal Halk Kütüphanesi Stratejisine odaklanmıştır. Bilgi toplumu olarak adlandırılan yeni toplumsal yapı, halk kütüphanelerini değişime zorlamıştır. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de bilgi toplumuna geçiş sürecinde halk kütüphaneleri hizmetlerini ve yapısal bileşenlerini gözden geçirmek zorunda kalmaktadır. Bu yeni durum halk kütüphaneleri konusunun stratejik olarak ele alınmasını ve Türkiye için bir ulusal halk kütüphanesi stratejisi oluşturulmasını zorunlu hale getirmiştir. Tez çalışmasının yürütülmesinde üç temel yaklaşımdan yararlanılmıştır. Bunlardan ilki olan halk kütüphaneleri için bilgi toplumu bağlamına göre halk kütüphanelerinin geleceğine ilişkin projeksiyonlar ancak bilgi toplumunun paradigma ve parametrelerinin en iyi biçimde ortaya konulması ile mümkün olabilecektir. İkinci yaklaşım olan ulusal bağlam yaklaşımına göre Türkiye için bir ulusal halk kütüphanesi stratejisi ortaya koyabilmek amacıyla belli başlı politika belgelerinin halk kütüphaneleri ile ilişkisi incelenmelidir. Son olarak, bir ulusal halk kütüphanesi stratejisi işbirliğine dayalı olmadan hazırlanamaz. Bu süreçte paydaşlar belirlenerek, görüşleri alınmalı ve bu görüşler analiz edilmelidir. Araştırmanın hipotezi 'Türkiye'deki halk kütüphaneleri, bilgi toplumu bağlamındaki işlevlerini yerine getirme sürecinde kendisine dayanak oluşturacak ulusal strateji, politika ve sistemden yoksundur' biçiminde belirlenmiştir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı; Türkiye'de halen var olan halk kütüphanesi sistemini değerlendirerek, Türkiye'nin koşullarını dikkate alan, bilgi toplumunun parametrelerine uygun amaç ve hedefler doğrultusunda geliştirilen, evrensel stratejiler ve ilkelerden yararlanılarak oluşturulan ve eylem planları ile desteklenen bir ulusal halk kütüphanesi stratejisi geliştirme modeli ve önerisi oluşturabilmektir. Araştırmada betimleme yöntemi kullanılmış olup, veri toplama teknikleri olarak literatür taramasından yararlanılmış ve kütüphane istatistikleri, kütüphane etkinlik raporları ve mevzuat incelenmiş, yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında halk kütüphaneleri ile ilişkili, paydaş olarak tanımlanan 35 uzman, uygulamacı, yönetici ve akademisyen ile yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme kapsamına halk kütüphaneleriyle ilişkili olup, bir ulusal halk kütüphanesi stratejisinin hazırlık aşamasında katkı sunabilecek kurumlar alınmıştır. Daha sonra bu kurumlardan halk kütüphanesi stratejisi ile ilişkili olarak kendi uzmanlık alanında görüş bildirebilecek uzman, yönetici, akademisyen ya da temsilciler belirlenmiştir. Paydaşlara görüşme kapsamında 28 soru yöneltilmiştir. Görüşme soruları literatürden yararlanılarak, bir ulusal halk kütüphanesi stratejisi belgesinin içeriğini oluşturma aşamasında gereksinim duyulacak verileri elde edebilecek içerikte hazırlanmıştır. Görüşme soruları bilgi toplumunda yaşanan değişim ile halk kütüphanesi kurumu arasındaki ilişkisi, halk kütüphanelerinin modern işlevleri, halk kütüphanelerine ilişkin ulusal düzeyde strateji gereksinimi, halk kütüphanelerine yönelik stratejik yaklaşımlar, stratejinin sorumluluğu, halk kütüphanelerinin mevcut durum analizi gibi konulara ilişkin veri toplamaya yönelik kurgulanmıştır. Gerçekleştirilen görüşmeler öncelikle kayıt altına alınmış, sonrasında deşifre edilmiş ve kategorilere ayrılarak tablo biçimine dönüştürülmüştür. Tabloların yorumlanması ile elde edilen bulgular ortak başlıklar altında sunulmuştur. Tez, giriş, dünyada ulusal halk kütüphanesi stratejileri, Türkiye'de halk kütüphanesi stratejileri, bulgular ve değerlendirme ile sonuç ve öneriler olmak üzere beş ana bölümden oluşmaktadır. Sonuç olarak dünyadaki ulusal halk kütüphanesi stratejilerinde, halk kütüphanelerinin eğitim, öğretim, araştırma bağlamındaki geleneksel sorumluluklarını artırarak devam ettirdikleri görülmüştür. Halk kütüphanelerinin toplum ile ilişkisi, topluma yararları, sivil değerlere katkıları sürekli vurgulanmıştır. Türkiye'de halk kütüphanelerini planlı bir biçimde yönetmek, üst yöneticilere süreçler ve hedefler konusunda ipuçları sağlamak, kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak, kütüphanelerin birbirleriyle eşzamanlı ve bir bütün olarak gelişmelerini sağlamak, halk ve üst düzey karar alıcılar üzerinde farkındalık yaratmak için halk kütüphaneleri konusunda ulusal çapta bir stratejiye gereksinim olduğu anlaşılmıştır. Tezin öneriler bölümünde genel öneriler dışında, Türkiye Ulusal Halk Kütüphanesi Stratejisi Geliştirme ve Uygulama Modeli Önerisi ile Türkiye Ulusal Halk Kütüphanesi Stratejisi Önerisi adlı iki önemli öneri sunulmuştur.
Sosyo-ekonomik düzeyin çocukların okuma alışkanlıkları üzerine etkisi: Ankara'daki ilköğretim sekizinci sınıf öğrencileri üzerine bir araştırma
Okuma, çocukluk yıllarında kazanılan bir beceri olarak yıllar içinde geliştirilen, düzenli ve sürekli yapıldığında alışkanlık haline gelen bir beceridir. Bireysel ve toplumsal gelişim açısından çok önemli olduğu bilinen okuma alışkanlığının kazanılmasında en önemli unsurların başta aile, okul öğretmen, kütüphaneler olduğu söylenebilir. Sosyo-ekonomik etkenler ise bu sürecin unsurları üzerinde doğrudan etkili olmaktadır. Çocuğun anne babasının eğitim ve gelir düzeyi, mesleği gibi sosyo-ekonomik özellikleri, eğitim alınan okulların özellikleri ve içinde yaşanılan çevre gibi faktörler sosyo-ekonomik düzeye göre değişebilmekte ve tüm bunlar okuma alışkanlıklarını etkilemektedir. Bu açıdan çocukların okuma alışkanlıklarının sosyo-ekonomik etkenler bağlamında araştırılması ve ortaya çıkan sonuçlar okuma alışkanlığı sorununun çözümüne yönelik uygulamalara büyük katkı sağlayacaktır. Bu araştırmada, Ankara'da farklı sosyo-ekonomik koşullarda yaşayan sekizinci sınıf öğrencilerinin okuma alışkanlıkları ailenin gelir düzeyi, anne babanın eğitim düzeyleri, meslekleri ve coğrafik köken gibi sosyo-ekonomik özellikler temelinde incelenmiştir. Araştırmanın evrenini, Ankara il merkezi sınırları içinde yer alan 3 ilçede bulunan ortaokullardaki 8. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. 3 ilçe, 8 ortaokul, 256 öğrenci ile örneklenen araştırma betimleme yöntemi ile gerçekleştirilmiş, verilerin toplanmasında anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, gelir düzeyi, anne babanın eğitim düzeyi ve mesleği, coğrafik köken olarak belirlediğimiz sosyo-ekonomik özellikler ile öğrencilerin okuma alışkanlıkları arasında anlamlı ilişkiler bulunmaktadır. Güçlü okuma alışkanlığına sahip olanlar daha çok orta ve alt orta gelir düzeyindeki öğrenciler, orta düzey okuyucular üst ve üst orta gelir düzeyindeki öğrenciler ve zayıf düzey okuyucular ise daha çok alt ve alt orta gelir düzeyindeki öğrencilerdir. Öğrencilerin okuma alışkanlıkları ile arasında en güçlü ilişkinin bulunduğu sosyo-ekonomik özellik, vi "gelir düzeyi", "eğitim" ve "meslek", en zayıf ilişkinin bulunduğu sosyo-ekonomik özellik ise "coğrafik köken"dir. Elde edilen sonuçlara göre, "Ankara'daki ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin kitap okuma alışkanlıklarının düzeyi, sahip oldukları sosyoekonomik özelliklere göre değişmektedir" biçiminde belirlenen araştırma hipotezi doğrulanmıştır. Anahtar Sözcükler İlköğretim öğrencileri, Okuma alışkanlığı, Okuma kültürü, Sosyo-ekonomik özellikler, Sosyo-ekonomik etkenler, Ankara.
Türkiye'deki halk kütüphanelerinin afet yönetimi açısından yönetici görüşlerine göre değerlendirilmesi
Halk kütüphanelerindeki eserler; doğa kaynaklı afet, acil durum, insan kaynaklı riskler, çevresel koşullar ve iç ortam koşulları gibi etmenlerden olumsuz etkilenebilmektedir. Yapıları itibarıyla bu eserler hasar görme veya yok olma tehlikesi altındadır. Eserlerin yanı sıra personel ve kullanıcılar da bu etmenlerden olumsuz etkilenebilmektedir. Önleyici tedbirlerin alınarak, geçmiş ile gelecek arasında tarihi, sosyal ve kültürel köprü görevi gören halk kütüphanelerindeki değerli eserleri gelecek nesillere ulaştırmak öncelikle ele alınması gereken bir konudur. Eserlerin gelecek nesillere aktarılması için afetlerden korunması ve iç ortam koşullarının düzenli izlenerek risk belirleme ve değerlendirme çalışmalarının sürdürülmesi gerekmektedir. Önleyici çalışmalar yapılarak risk meydana gelmeden önce önlemler belirlenmeli; varsa mevcut tehlikeler zaman kaybetmeksizin azaltılmalıdır. Önlemlerin alınması personel, kullanıcı ve eserlerin olası doğa/insan kaynaklı afet ve acil durum ya da iç ortam koşullarının oluşturacağı kayıp ve hasarı maddi ve manevi olarak en aza indirecektir. Bu çalışmada gözetilen amaç, yapısal ve yapısal olmayan etkenler açısından güvenli olması gereken halk kütüphanelerindeki dermenin yapısal olmayan elemanlardan kaynaklanabilecek risklere karşı korunup korunmadığını belirlemektir. Bir diğer amaç ise, halk kütüphanelerinde bu yönde alınması gereken önleyici uygulamaları ve tedbirleri ortaya koymaktır. Yöneticilerde oluşturulacak bu farkındalık sonrasında yapısal olmayan unsurlardan kaynaklı afet risklerinin belirlenmesi ve olası afet, acil durum ve iç ortam koşulları etkilerinin azaltılması mevcut durumun iyileştirilmesine katkı sunacaktır. Betimleme yöntemine dayalı olarak yapılan araştırmada veriler anket ve görüşme yoluyla elde edilmiştir. Çalışmanın evrenini T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı il ve ilçe halk kütüphaneleri oluşturmaktadır. Araştırma bulgularına göre, halk kütüphaneleri yöneticilerinin afet risk yönetimi ve afet yönetimi açısından konuyu bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmediği anlaşılmıştır. Araştırmada, birlikte çalışması ve birbirini tamamlar nitelikte olması gereken yaklaşım ve sistemler henüz halk kütüphanelerinde bütünlük içerisinde yer almadığı için yapısal olmayan elemanlar açısından alınan önleyici tedbirlerin belirlenen standartlarda ve yeterince etkili olmadığı sonucuna varılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular ve ulaşılan sonuçlar çerçevesinde, halk kütüphanelerinde insanlara ve dermeye zarar verebilecek iç ortam koşulları standartlara uygun olarak düzenlenmesi, doğa/insan kaynaklı afetlere karşı alınacak önlemlerin yerleşim afet tehlikeleri ile bir bütün olarak düşünülmesi ve değerlendirilmesi önerilmiştir.
Ulusal bilim ve teknoloji politikalarında bilgi yönetimine yaklaşım: Türkiye için bir strateji ve eylem planı model önerisi
Bu çalışmada, bilginin elde edilmesi, bilimsel ve teknik yöntemlerle düzenlenmesi ve sunulması olarak tanımlanan bilgi yönetimi kavramı, "bilgi kaynakları, bilgi hizmetleri, bilgi sistemleri ve bilgi altyapısı" bileşenlerinin toplamından oluşan bilgi politikası bağlamında ele alınmıştır. Çalışma, Türkiye'de Cumhuriyet Döneminde oluşturulan ulusal bilim-teknoloji politikalarında bilgi yönetimine yaklaşımı ve bakış açısını tarihsel bağlamda ortaya koymak ve bu konuda olması gereken yaklaşım için bir strateji geliştirme ve uygulama modeli ile bilgi yönetimi stratejisi ve eylem planı önerisi sunmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de uygulanan bilim-teknoloji politikalarında bilgi yönetimine yaklaşımı tarihsel bağlamda ortaya koyabilmek için 1923-2020 arasında Türkiye'nin ulusal bilim-teknoloji politikalarını belirleyen kurum ve kuruluşlar tarafından oluşturulan, doğrudan ya da dolaylı olarak bilim-teknoloji politikaları ile ilişkili 218 adet belge içerik analizi tekniğinden yararlanılarak incelenmiştir. Bu bağlamda incelenen mevzuat, plan, program, strateji belgeleri ve hükümet programlarından oluşan belgelerden bilgi yönetimi bileşenlerine ilişkin veriler elde edilmiştir. Bu verilerin değerlendirilmesi ile ulusal bilim-teknoloji politikalarında bilgi yönetiminin ağırlıklı olarak hangi konular çerçevesinde düşünüldüğü, bilgi yönetiminin genel özellikleri ve nasıl algılandığı, bilgi yönetimi bileşenleri gelişim ve değişim süreçleri, bilgi yönetimi ile ilgili politika alanlarındaki temel eksiklikler ve bilgi yönetimi alt süreçlerinin hangi politika alanları ile ilişkilendirildiği belirlenerek ulusal bilim-teknoloji politikalarındaki bilgi yönetimine yaklaşım ortaya konmuştur. Türkiye'de bilginin bilimsel, teknolojik, ekonomik ve sosyal kalkınmada bir araç olarak kullanılmasını destekleyen, bilgi yönetimi işlevlerini yerine getirmeyi sağlayan güçlü bir ulusal politika, strateji, eylem planı ve sistemine sahip olmadığı; ulusal bilgi yönetimi politikası kapsamında bütüncül bir biçimde ele alınması gereken konuların parçalı biçimlerde 1923-2020 arasında incelenen ulusal bilim-teknoloji politikası belgelerinde yer aldığı ve farklı politika alanları ile ilişkilendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla "bilgi yönetimi, Cumhuriyet Dönemi ulusal bilim ve teknoloji politikalarında bütüncül, stratejik ve ulusal düzeyde ele alınması gereken bir politika alanı olarak görülmemiştir" biçiminde ifade edilen araştırmanın temel hipotezi ile "bilgi yönetimi, Cumhuriyet Dönemi ulusal bilim ve teknoloji politikalarının organik ve zorunlu bir unsuru olarak görülmemiş, sürekli ve tutarlı bir nitelik göstermemiştir " biçiminde ifade edilen araştırmanın alt hipotezi ispatlanmıştır. Sonuç olarak Türkiye'de etkin bir bilgi yönetimi için bilginin yaratılması, elde edilmesi, düzenlenmesi, korunması, yayılması ve kullanılmasına uygun zemini hazırlamayı amaçlayan ulusal bir bilgi yönetimi politikasına gereksinim olduğu görülmüş ve ulusal bilim-teknoloji politikaları bağlamında bilgi yönetimi geliştirme ve uygulama modeli ile Türkiye için bir bilgi yönetimi stratejisi ve eylem planı önerisi sunulmuştur. Tezin özgün çıktılarından biri olan bilim ve teknoloji politikaları bağlamında bilgi yönetimi geliştirme ve uygulama modeli; bilim-teknoloji politikası girdileri, çıktıları ve performans göstergeleri; bilgi yönetimi kapsamı; bilgi yönetimini etkileyen çevre faktörleri; bilgi politikası geliştirme modelleri; strateji geliştirme modelleri ve bu çalışmadan elde edilen bulgular ışığında geliştirilen teorik ve uygulamalara dayalı karma yapıda bir modeldir. Tezin diğer çıktısı ise Türkiye için örnek bir bilgi yönetimi stratejisi ve eylem planı önerisidir. Önerilen örnek bilgi yönetimi stratejisi ve eylem planı tez çalışması kapsamında yer alan ulusal bilim ve teknoloji politikası belgelerinin analizi sonrasında bilgi yönetimi konusunda tespit edilen eksiklikler ve temel gereksinimlere göre geliştirilmiştir.
Türkiye'deki halk kütüphanesi yönetim ve hizmet yapısının yenilikçi örgüt kültürü açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada Türkiye'deki il halk kütüphanelerinin mevcut yönetim ve hizmet geliştirme yaklaşımlarına ve bu yaklaşımların yenilikçi örgüt kültürü ile ilişkisine odaklanılmıştır. Halk kütüphanelerinin kurumsal sürekliliği, etkinliği ve verimliliğinin geleneksel yönetim ve hizmet yaklaşımlarıyla gerçekleştirilemeyeceği, yenilikçi hizmet ve yönetim anlayışının benimsenmesi gerektiği savunulmaktadır. Yenilikçi yönetim ve hizmet anlayışı ise yenilikçi örgüt kültürünün ürünüdür. Araştırmanın hipotezi; "Türkiye'deki il halk kütüphanelerinde geleneksel yönetim ve hizmet geliştirme anlayışının hâkim olması, hiyerarşi kültürünün baskın olması ve yenilikçi kültürü destekleyecek strateji eksikliği nedenleriyle yenilikçi örgüt kültürü oluşturulamadığından yenilikçi yönetim ve hizmet yapısı da geliştirilememektedir" şeklinde formüle edilmiştir. Bu doğrultuda araştırmanın temel amacı ise; Türkiye'deki il halk kütüphanelerinin sahip olduğu mevcut örgüt kültürü yapısını ortaya çıkararak, yenilikçi yönetim ve hizmet yapısına sahip olunamamasının nedenlerini belirlemek ve bu durumun yenilikçi örgüt kültürü ile ilişkisini ortaya koymaktır. Bununla birlikte, yenilikçi örgüt kültürüne karşı algı ve farkındalık oluşturmak ve kültürel değişim ve dönüşüm sürecine dayanak oluşturacak ulusal nitelikte yenilikçi örgüt kültürü stratejisi geliştirme modeli, yenilikçi örgüt kültürü strateji ilkeleri ve yenilikçi örgüt kültürü strateji eylem planı önerisi geliştirmek de amaçlanmaktadır. Araştırmada betimleme yöntemi kullanılmış, anket ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniklerinden yararlanılmıştır. İl halk kütüphanelerinde görev yapan mesleki eğitim almış 182 personelle (yönetici ve kütüphaneci) anket, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü'nde yönetici statüsünde görev yapan yedi katılımcı ile de yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir. Anket soruları halk kütüphanelerinin mevcut yönetim ve hizmet geliştirme yaklaşımları, halk kütüphanelerinde yenilikçiliği engelleyen etkenler, katılımcıların yenilikçilik kavramına bakış açıları ve halk kütüphanelerinin mevcut ve hedeflenen örgüt kültürü yaklaşımları kapsamında tasarlanmış, öte yandan görüşme soruları da büyük oranda anket sorularına paralel bir yaklaşımla kurgulanmıştır. Tez, "giriş", "yönetim, örgütsel yapılanma ve halk kütüphaneleri", "yenilikçilik, örgüt kültürü ve halk kütüphaneleri", "bulgular ve değerlendirme" ve "sonuç ve öneriler" olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Sonuç olarak Türkiye'deki halk kütüphanelerinde geleneksel yönetim ve hizmet geliştirme anlayışının hâkim, hiyerarşi kültürü yaklaşımının baskın ve yenilikçiliğin sistematik olarak hayata geçirilebilmesi için gerekli strateji unsurlarının eksik/yetersiz olduğu anlaşılmıştır. Yenilikçi yönetim ve yenilikçi hizmet yenilikçi örgüt kültürünün ürünü, yenilikçi örgüt kültürü öğrenen örgüt olabilmenin ön koşulu, kültürel değişim ise toplumsal değişimin gereğidir. Bu bağlamda, halk kütüphanelerin toplumsal değişime karşılık verebilmesi, kurumsal sürekliliği, etkinliği ve verimliliğini sağlayabilmesi, yönetim ve hizmet geliştirme yaklaşımını yenilikçilik odaklı kurgulayabilmesi adına araştırmanın öneri bölümünde ortaya konulan genel önerilerin dışında bu değişimin örgüt kültürü boyutunda sağlanabilmesi için yenilikçi örgüt kültürü stratejisi geliştirme modeli, yenilikçi örgüt kültürü strateji ilkeleri, yenilikçi örgüt kültürü strateji eylem planı sunulmuştur.
Eskişehir il halk kütüphanesi resimli çocuk kitaplarının değerlendirilmesi
Çocuk edebiyatı ürünlerinin taşıdığı özellikler, hitap ettiği yaş grubuna göre farklılık göstermektedir. Çocuğun, yaşına uygun, gelişimini destekleyecek nitelikte kitaplarla buluşturulması, halk kütüphanelerinin temel görevleri arasında yer alır. Bu kapsamda, her çocuğa eşit hizmet veren halk kütüphanelerinin çocuk dermelerinin, çocuk kitapları tasarım ilkeleri ışığında değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Eskişehir İl Halk Kütüphanesi resimli çocuk kitapları dermesi dış yapı ve içyapı unsurları açısından değerlendirilmiş ve bu unsurların kitapların ödünç alınması üzerindeki etkisi incelenmiştir. Kitapları değerlendirmek amacıyla araştırmacı tarafından "Resimli Çocuk Kitaplarını Değerlendirme Formu" oluşturulmuştur. Çalışmanın evrenini, Eskişehir İl Halk Kütüphanesi'nin 0-7 yaş çocuklara hitap eden ve 2015-2019 yılları arasında yayınlanmış resimli çocuk kitapları oluşturmaktadır. Betimleme yöntemiyle gerçekleştirilen çalışmada, 2197 kitap arasından rastgele örnekleme yöntemi ile seçilmiş 130 resimli çocuk kitabı değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, kitap kapağının görsel etkisinin ilgi çekici olması, kapak resimlerinin konuyu yansıtması, resimlerin çocuğun öykü oluşturabileceği nitelikte olması, resim ve metin oranının uygunluğu, kitabın çocuğun gelişim düzeyine, ilgi ve gereksinimlerine uygunluğu, kitabın çocukta okuma isteği uyandıracak nitelikte olması gibi dış yapı ve içyapı unsurları, kitapların ödünç alma durumunu olumlu yönde etkilemektedir. Elde edilen sonuçlara göre, "Eskişehir İl Halk Kütüphanesi dermesinde bulunan resimli çocuk kitaplarının dış yapı ve içyapı özellikleri ile çocuğa görelik (uygunluk) unsurları onların ödünç alınma durumlarını etkilemektedir" şeklinde oluşturulan hipotezi doğrulanmıştır. Çalışma sonunda önerilerde bulunulmuştur.
Peyzajda kullanılan bazı süs çalılarının kuraklık stresi ve sonrası iyileşme performanslarının araştırılması
Bu çalışma estetik değerleri bakımından önemli türlerden olan altı farklı süs çalısı Berberis thunbergii DC. var. atropurpurea, Cotoneaster franchetti Bois, Euonymus japonicus 'Aurea', Euonymus japonicus Thunb. 'Bravo', Viburnum opulus 'Sterile' ve Viburnum tinus L.' ile sera koşullarında yürütülmüştür. Bitkilerin iki yıl boyunca tekrarlamalı kuraklık stresi takibi yapılmış ve sonrasında iyileşme dönemindeki tepkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda uygulamaların başlayacağı yılın 1 yıl öncesinden bitkiler 1 yaşlı ve 2-3 litrelik saksılarda temin edilmiştir. 4 Mayıs 2023 ve 8 Mayıs 2024 tarihlerinde kuraklık uygulaması başlatılmıştır. Bitkilerde ilk solgunluk görülünceye kadar sulama yapılmamıştır. Kontrol grubunda ise tarla kapasitesinde olacak şekilde sulamaya devam edilmiştir. İyileşme çalışmaları kuraklık uygulaması tamamlanan bitkilerin tarla kapasitesine kadar sulama yapılmış olup 15 gün tarla kapasitesinde tutularak gözlemlenmesinden sonra sonlandırılmıştır. Sonuçlar morfolojik parametrelerden sürgün uzunluğunda en iyi C. franchetti'nin birinci yıl uygulaması P<0.01 ve ikinci yılda P<0.05 ile kontrole göre azaldığı bu türün iyi bir kaçınma mekanizması sergilediği, iyileşme uygulamasında da bu bitki en iyi iyileşmeyi göstermiştir. Yaprak alanı B. thunbergii var. atropurpurea birinci yıl uygulamasında P<0.01 önem seviyesinde kontrole göre azaltarak iyi bir kaçınma göstermiş en iyi iyileşme C. franchetti'nin birinci yıl uygulamasında görülmüştür. Fizyolojik parametrelerden yaprak nispi su içeriğini en iyi B. thunbergii var. atropurpurea'nın birinci yıl uygulamasında C. franchetti nin birinci yıl uygulaması hariç tüm türler iyileşme uygulamasında kontrolle aynı seviyelere ulaşmış B. thunbergii var. atropurpurea birinci yıl iyileşmede kontrole oranla %66 daha fazla yaprak su potansiyeli içermiştir. Stoma iletkenliği ve fotosentez de tüm türler kaçınma mekanizması sergilediği birinci ve ikinci yıl uygulamalarında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma tüm türlerde görülmüş, en iyi iyileşmeyi B. thunbergii var. atropurpurea'nın birinci yıl uygulaması göstermiş ve fotosentezde de benzer sonuçlar bulunmuştur. C. franchetti'nin ikinci yıl kuraklık uygulamasında, biyokimyasal parametrelerden karbonhidrat kontrole oranla %261 artarak en yüksek değere ulaşmıştır. Kuraklık stresinden korunmada önemli bir gösterge olan prolin miktarı V. opulus 'Sterile'nin birinci yıl ve V. tinus'un ikinci yıl uygulaması hariç kontrol grubuna göre diğer bitki ve uygulamalarda arttığı görülmüştür. MDA miktarı sadece E. japonicus 'Bravo'da P<0.1 önem seviyesinde kontrole göre arttığı bu da bitkilerimizde xi stresten zarar görmedikleri ile ilgili önemli bir parametredir. Antioksidan enzim aktiviteleri SOD, KAT, APX, GR ve POD'da C. franchetti ve V. tinus bitkilerinde stres sonrasında tüm antioksidanların kontrole oranla iki yıl uygulamasında da artmış diğer türlerde bu artış görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: Süs Bitkileri, İklim Değişimi, Kuraklık, İyileşme, Antioksidan Enzim Aktivitesi
Elazığ kenti açık ve yeşil alanlarının mahalle düzeyinde irdelenmesi
Kentlerdeki yapılaşmaların artmasıyla açık ve yeşil alanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Açık ve yeşil alanlar bir kentin gelişmişlik seviyesini ve yaşam kalitesini belirlemektedir. Kentte yaşayan bireylerin rekreasyon ihtiyaçlarını, fiziki aktivitelerini gidermekte ve doğayla etkileşmelerini sağlamaktadır. Araştırma kapsamı kentsel alanlardaki açık ve yeşil alanların önemini vurgulamaktır. Bu çalışmanın amacı, Elazığ kenti açık ve yeşil alanlarının mahalle düzeyinde bir araştırma uygulanarak sayısal veriler ve gözlemler yapılmıştır. Elazığ kent merkezindeki önemli açık yeşil alanların ve mahalle düzeyinde açık yeşil alanların kişi başına düşen yeşil alan miktarı, bölgeye erişim ve parsel büyüklükleri dahilinde incelemeler yapılmıştır. Elazığ kentinin kişi başına düşen yeşil alan miktarı 2,6 m2 alan olarak belirlemiştir. Kentin önemli alanlar için kişi başına düşen yeşil alan miktarı aralığı 2575 m2 ile 0.4 m2 arasında, mahalle bazında bu değer 0 m2 ile 28 m2 olarak sonuçlanmıştır. Açık ve yeşil alanlara erişim parklar ve meydanlara kolay sağlanırken yeşil alan miktarı fazla olan mesire alanlarına erişim kolay sağlanmamaktadır. Meydanlar ve cadde boyu devam eden parklar parsel alan miktarı standartlarının altında kalmaktadır. Elazığ kentinin açık ve yeşil alanlarının varlığının iyileştirilmesi ve standart değerlere ulaşması için kentin açık yeşil alan yönetmeliklere göre sürdürülebilir planlamalar ve uygulamalar yapılmalıdır. Açık ve yeşil alanların kentsel alanlardaki öneminin farkına varılmalıdır. Kentin gelişmişliği, refah düzeyi ve yaşam kalitesinin artırılması için önem taşımaktadır. Yeşil alan miktarının fazla olması yeşil alanların yeterli olduğu anlamına gelmez bölgedeki nüfus miktarı, bölgeye ulaşım ve yeşil alanların homojen bir şekilde dağılımı önemli faktörler arasındadır.
Kentsel dokuda avlu kullanımının Malatya kenti örneğinde incelenmesi
İnsanoğlu var oluşundan itibaren barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla arayışlara girmiştir. Bu arayışlar doğrultusunda iklimsel ve sosyal etkilerden korunmak için konut anlayışı ortaya çıkmıştır. Konut anlayışı gelişirken açık mekanlar ile ilişkilendirilme esas ilke olmuş ve böylece korunaklı açık mekan olgusu gelişmiştir. Avlu konutlarda genelde orta kısımda yer alan ve dış etkilerden soyutlanmış korunaklı açık mekan olarak tanımlanmaktadır. İlk avlu örnekleri Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarında karşımıza çıkmaktadır. Sadece konut alanında değil manastır, şato, tapınak gibi farklı işlevlere sahip yapılarda da kullanılmıştır. Fiziksel faktörlerin yanı sıra Uzak Doğu ve Hint-İslam kültürü gibi kültürel etkilerle de kullanılmaya başlanmıştır. Geleneksel Türk Evlerinde avlu kullanımı incelendiği zaman mahremiyet olgusunun ön planda olduğu görülmüştür. Sıcak kuru iklim bölgelerinde mikroklimatik alan oluşturmak için diğer bölgelerde ise mahremiyet sağlamak amacı ile kullanılmıştır. Malatya İlinde bulunan geleneksel evler incelendiğinde bütün evlerde avlu bulunmadığı bazı bölgelerde kullanıldığı, bunun sonucu olarak iklimsel faktörlerden daha çok kültürel etkiler neticesinde oluştuğu sonucuna varılmaktadır. İncelenen evlerin avluları planlamada ev ile sokak arasında yada ev ile bahçe arasındaki geçişi sağlamaktadır. Geleneksel dokunun sürdürülebilirliği üzerinde durulduğunda ise avlunun mekan olarak sürdürülebilirliğinin gerek iklimin olumsuz etkilerinden korunma gerekse dönemin ihtiyaçlarını karşılayacak bir mekan olarak tasarımlara dahil edilmesine yönelik öneriler geliştirilmiştir.
Elazığ kenti ve yakın çevresi için yerleşimaçısından en uygun alanların belirlenmesi
Kentlerdeki aşırı büyüme hızı yerleşim alanları ve çevresindeki arazilere olan talebi arttırmıştır. Kentsel alanlarda yerleşim için yeterli alan kalmayınca eğimli yamaçlara, ovalara, ormanlara, sulak alanlara, vadi tabanlarına ve fay hatlarının çevrelerine yerleşim yerleri kurulmaya başlanmıştır. Yerleşim yerlerinin yerleşime uygun olmayan alanlara kayması doğal ortam ile ilgili birçok problemi beraberinde getirmiştir. Verimli tarım arazileri konutlar ile dolmuş, akarsuların yatakları değişmiş, barajlar kuruma noktasına gelmiştir. Doğal afet riski gözetilmeksizin yeni yerleşim alanları kurulmasıyla da afetlerde meydana gelen can ve mal kayıpları artmıştır. Ortaya çıkan bu ve bunun gibi problemlerin çözümü için uygun yer seçimi çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Bu çalışmada Elazığ kentinin yerleşime uygunluk açısından analizinin yapılması amaçlanmıştır. Özellikle 24 Ocak 2020'de 6.8 büyüklüğünde meydana gelen depremde yaşanan büyük can ve mal kayıpları, Elazığ kentinin yerleşim durumunun irdelenmesi ve yeni yerleşime açılacak alanların analiz edilmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu bağlamda depremden en fazla zarar gören merkez ilçe çalışma alanı olarak seçilmiş, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) kullanılarak alanın yerleşime uygunluğu analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda çalışma alanı sınırlarında yerleşime en uygun dokuz bölge tespit edilmiştir. Bu bölgeler yorumlanmış, bölgeler için yerleşme tipi ve bölgenin gelişimi için ekonomik faaliyetler önerilmiştir.
Malatya ili karakaya baraj gölü ve yakın çevresi rekreasyon potansiyelinin incelenmesi
Çalışma hayatı ile ilgili stresleri ve zihinsel yorgunluğu azaltmanın bir yolu, boş zaman aktiviteleridir. Kentte yaşayan bireyler için gürültü ve hava kirliliği ile boğuşan kentsel çevrelerin koşuşturmacasından uzakta, fiziksel dinlenme ve zihinsel rahatlama fırsatını yaratan mekanlar, kentsel gelişimin temel bileşenleri olarak hizmet eden, açık hava rekreasyon alanlarıdır. Özellikle, su kütlelerinin varlığı karayla çevrili bölgelerde, bu rekreasyon alanlarının cazibesini daha da arttırmaktadır. Açık hava rekreasyon alanlarının geliştirilmesi, çevrelerinde dinlenme arayışında olan sakinlerin beklenti ve taleplerini karşılamaya yönelik bir önlem işlevi görmektedir. Bu çalışma, Karakaya Baraj Gölü ve yakın çevresine odaklanmakta ve baraj gölünün kent için hayati bir su kaynağı olarak önemini kabul etmektedir. Bu arazideki rekreasyon potansiyellerinin değerlendirilmesi, Su ve Arazi Temelli Rekreasyon Fırsatlarının Belirlenmesi (SAROS) çerçevesinin kullanılmasıyla gerçekleştirilir. SAROS, belirli bir konumdaki rekreasyon olanaklarının envanterinin toplanması, değerlendirilmesi, planlanması ve yönetimi için kapsamlı bir araç olarak hizmet etmektedir. Bu çalışma, envanter toplamanın üç farklı seviyesini kapsayan SAROS'un 1.düzey kaba seviye ölçeği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Rekreasyon potansiyellerini belirlemek için kullanılan SAROS yaklaşımı, SAROS ortam parametrelerini, alan kullanımını ve arazi örtüsü birimlerini kullanan parametre sınıflandırmasını içermektedir. Bu sınıflandırmanın sonuçları, çalışma alanının gelişmiş bir kırsal alan SAROS sınıfının karakteriyle uyumlu olduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgular, peyzaj planlamasının daha geniş bir şekilde anlaşılmasına katkıda bulunarak, sakinlerin refahı ve keyfi için kentsel ortamlarda rekreasyon alanlarının birleştirilmesinin önemini vurgulamaktadır. Ayrıca boş zaman etkinlikleri için sakin bir ortam sağlanması açısından potansiyeli yüksek alanların önemini açıkça ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Suya Dayalı Rekreasyon, SAROS, Karakaya Barajı, ROS, Gelişmiş Kırsal Alan, Kırsal Alan, Malatya
Malatya Şiro Çayı althavzası erozyon riskinin yenilenmiş evrensel toprak kaybı eşitliği (YETKE) ile tespit edilmesi
daha sonra doldurulacaktır
Kentsel tasarım kapsamında yaya bölgelerinin incelenmesi: Malatya Kanal Boyu Caddesi örneği
Kentlerin hızlı büyümesi ile motorlu araç kullanımı artmış, çevre kalitesi bozulmuş, nüfus yoğunluğu ve gürültü kirliliği artmıştır. Bu sonuçlar kentsel yaşam kalitesinin düşmesini beraberinde getirmiştir. Kent merkezlerinin canlılığını sürdürebilmesi ve yaşam kalitesinin iyileştirebilmesi için yaya alanlarına gereksinim artmıştır. Bu anlayış doğrultusunda bir kentteki yaya mekânlarında, hareket, hız, yön değiştirme, yürüme ve durma, diğer kullanıcılarla iletişim kurma, çevreyi algılama ya da çevreden algılanma, oturma, dinlenme, buluşma, oyalanma gibi işlevlerin gerçekleştirilebilmesi için uygun düzenlemelerin yapılmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır. Bu çalışma kapsamında "yaya", "yayalaştırma", "yaya bölgesi" ve "kamusal alan" kavramları irdelenerek yayalaştırmanın kent içindeki önemine değinilmiş, Dünya'da ve Türkiye' de başarılı olmuş yayalaştırma yaklaşımlarının tasarım, planlama, nedenleri ve sonuçları incelenmiş ve örnekler verilmiştir. Bu bağlamda kanal boyu caddesinde arazi çalışması yapılarak yaya bölgesi olarak potansiyeli değerlendirilmiş geçmişten bugüne alanın kullanım şekli ve fiziksel değişimi incelemiştir. Kanal boyu caddesi gözlem ve anket yöntemiyle kullanıcıların beklenti, istekleri ve sorunları eğilimleri tartışılmıştır. Tüm sonuçlar değerlendirilip Malatya için önemli olan kanal boyu caddesini ve çevresini kapsayan tasarım önerileri sunulmuştur.
Çankırı Karatekin Üniversitesi araştırma görevlilerinin intihal algısı
Etik, genelde tüm toplumlar ve zamanlar için geçerli olan, doğru davranmayı ve yaşamayı sağlayan ilkeler bütünüdür. Buna göre mesleki etik de, kişileri ilgili meslek ve bilim alanının doğruları çerçevesinde hareket etmeye yönlendiren değerlerdir. Her alanda düzenleyici nitelik taşıyan etik ilkeler, akademik hayat ve araştırma sürecinden ayrı düşünülemez. Bilim, etik ilkelere uyularak, doğru ve güvenilir bir şekilde yapıldığı sürece toplumların gelişimine katkı sağlayacaktır. Bu anlamda bilim etiği kavramı akademik dünyanın bir parçasıdır. Sürekli olarak bilimsel araştırma etkinlikleri yürütecek olan akademisyenlerin mesleklerinin en başında bu etik ilke ve değerlerin farkında olmaları önemlidir. Bu nedenle akademisyenliğin ilk basamağında olan araştırma görevlilerinin bilim etiği konusunda doğru bir algı ve bilince sahip olmaları beklenir. İntihal, bilimsel araştırma yaparken etik ilkelerin göz ardı edilmesi sonucu ortaya çıkan ancak aynı zamanda bilim etiğinin ihlali gibi etik dışı akademik davranışa neden olan bir durumdur. En yaygın akademik sahtekârlık türlerinden birisi olan intihalin engellenebilmesi için içerik ve kapsamının özellikle akademisyenler tarafından tam olarak bilinmesi ve doğru algılanması gerekmektedir. Bu çalışma Çankırı Karatekin Üniversitesi'ndeki araştırma görevlilerinin intihal konusundaki algı, bilinç ve yaklaşımlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda, araştırmanın kapsamını Çankırı Karatekin Üniversitesi'nde araştırma görevlisi kadrosunda görev yapmakta olan toplam 210 akademisyen oluşturmaktadır. Betimleme yöntemi çerçevesinde gerçekleştirilen araştırmada veri toplama aracı olarak kullanılan ankete 116 araştırma görevlisi yanıt vermiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, araştırma görevlilerinin intihalin kapsamı konusunda tam bir bilince ve doğru bir yaklaşıma sahip olmadıkları anlaşılmıştır. Araştırma sonucunda "İntihal konusunda bilinç eksikliği ve yaklaşım yanlışlıkları bulunan Çankırı Karatekin Üniversitesi araştırma görevlileri bilim etiği eğitimine gereksinim duymaktadırlar" şeklinde belirlenen hipotez doğrulanmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda "bilim etiği", "araştırma etiği" gibi derslerin lisansüstü programlarda zorunlu olarak yer alması, gerekli eğitim ve cezai yaptırımların uygulanması ve aynı zamanda üniversite kütüphanesinin de intihal ve akademik sahtekârlıklar konusunda eğitim vermesi gerektiği önerilerinde bulunulmuştur.
Karamanoğlu Mehmetbey üniversitesi Türk dili ve edebiyatı bölümü ile Bakü devlet üniversitesi Azerbaycan dili ve edebiyatı bölümü öğrencilerinin okuma alışkanlıkları üzerine karşılaştırmalı bir inceleme
Hem kitap okuma hem de kütüphane kullanma alışkanlığına sahip olmak gençlerin eğitim hayatını olumlu etkilemektedir. Bu nedenle lisans düzeyinde öğrenim gören, ayrıca kısa bir süre sonra öğretmenlik mesleğini icra edecek olan genç öğretmen adaylarının kitap okuma ve kütüphane kullanma alışkanlıklarının incelenmesi, bu konuda eğitim aldıkları bölümün etkileri, aynı zamanda konuyla ilgili mevcut olan eksikliklerin giderilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi (KMÜ) Türk Dili ve Edebiyatı (TDE) ile Bakü Devlet Üniversitesi (BDÜ) Azerbaycan Dili ve Edebiyatı (ADE) Bölümünde eğitim alan son sınıf öğrencilerinin okuma ve kütüphane kullanma alışkanlıklarına ilişkin düşünce, tutum ve davranışları incelenmiştir. Bu bağlamda araştırmanın temel amacı; farklı coğrafyalarda yer almasına rağmen ortak bir kültüre sahip iki ülkede (Türkiye ve Azerbaycan) bulunan KMÜ TDE Bölümü ile BDÜ ADE Bölümü son sınıf öğrencilerinin okuma alışkanlığı konusunda benzer ve farklı özelliklerinin hangi etkenlerden kaynaklandığını ortaya koymaktır. Araştırmaya her iki üniversiteden toplam 187 öğrenci katılmıştır. Bu araştırmada betimleme ve karşılaştırma yöntemleri kullanılmış ve sonuçlar SPSS 21 programında değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, Azerbaycan Dili/Edebiyatı ve Türk Dili/Edebiyatı Bölümü öğrencilerinin sosyo-ekonomik durumu ortadır. Her iki bölüm öğrencileri ayda ortalama bir kitap okumaktadırlar. Öğrenciler okuma alışkanlığı kazanmada çocukluk ve gençlik dönemlerini önemli bulmaktadırlar. Her iki bölüm öğrencileri okuma alışkanlığı kazanmada öğretmenler, en az ise kütüphaneciler tarafından teşvik edilmişler. Genel olarak, karşılaştırılan iki bölüm öğrencilerinin okuma ve kütüphane kullanma alışkanlıkları açısından benzer özellikleri farklılıklarına göre daha fazladır.
Lazer ile oluşturulan kabarcıkların göziçi basınç ölçümünde kullanımı
There are different methods of measuring intraocular pressure in clinics, but those methods fail to measure intraocular pressure under certain conditions. Most common problem of these methods are that they are inapplicable to patients who had eye surgery. In this study laser induced bubble characteristics are investigated in order to develop a new method to measure intraocular eye pressure with lasers. For this purpose, first, intraocular environment is imitated to perform laser experiments. Then imaging system is developed to digitally visualize laser induced bubbles that are created in intraocular- like environment. Digital image processing algorithms were developed to detect and measure bubble features. Different fluid pressure levels were configured to investigate the pressure effect on laser induced bubbles. Results showed that volume of laser induced bubbles are higher in lower fluid pressure and bubble volume decrease with the increased fluid pressure. In light of these findings, it can be concluded that the change in volume can be used to estimate fluid pressure. Thus, this study proposes a new technique for measuring intraocular pressure by using volume feature of laser induced bubbles that are created in the anterior chamber of the eye.
Anormallik tespiti için veri madenciliği
Detection of colon abnormalities is one of the most challenging tasks for gastroenterologists. Colonoscopy is the most common method to record videos and frames from the colon to monitor any abnormality. However, the frames or videos obtained during the procedure are exposed to the significant amount of unwanted artifacts such as motion artifact due to the fast movement of the colonoscopy probe or the capsule, specular reflection (SR) due to the light source used at the probe or in the capsule, improper contrast levels due to insufficient or excessive illumination inside the colon, gastric juice and bubbles, or residuals. The images with such artifacts are called non-informative frames. Disease detection process should be conducted using clear or informative frames. In the first study we investigated the effect of SR and use of image interpolation to remove SR in texture-based automatic polyp detection. For this purpose, we obtained texture features from colonoscopic images with no SR and interpolated images on synthetically added SR with various sizes. We tested whether nearest neighbors, bilinear and bicubic interpolation methods caused any differences in terms of texture features and classification performance to discriminate polyps from the colon background. In the second study the main aim was to compare the performance of conventional machine learning and transfer learning methodologies in detecting non-informative frames. In the machine learning part, we used gray level co-occurrence matrix, gray level run length matrix, neighborhood gray tone difference matrix, focus measure operators and three first order statistics, such as kurtosis, standard deviation, and skewness as features, and random forest, support vector machines and decision tree approaches were used in the classification phase. In the transfer learning part we employed deep neural network architectures like AlexNet, SqueezeNet, GoogleNet, ShuffleNet, ResNet-18, ResNet-50, NasNetMobile, and MobileNet. The last study included the detection of colon abnormalities such as Crohn's, ulcerative colitis, cancer and polyp diseases on informative frames. The aim of this study was first to discriminate healthy frames from diseased ones, and to determine the disease types using both conventional machine learning and transfer learning approaches. We used the same texture features, classification approaches and transfer learning methods as they were employed in the second study.
Medikal termal görüntülerin otomatik olarak işlenmesi ve sınıflandırılması
The aim of this dissertation is to develop computer aided methods for processing and evaluating medical infrared thermal images. Throughout this study three problems were evaluated. The first problem was to automatically classify the body part and pose in the thermal images. In this study there were four classes; upper-lower body parts with back-front views. The first step included the segmentation of the background with Otsu's thresholding method applying histogram equalization. Next, DarkNet-19 architecture was used to extract features from images and these features were reduced using PCA and t-SNE methods. Finally reduced feature sets were used for classification. The second problem was to automatically classify liver steatosis from using thermal images. In this study, the classification problem was tested on an anatomical region of interest from abdominal images corresponding to the liver. Deep learning and texture analysis methods were employed for feature extraction, and then the selected feature sets were used for classification. The third problem was to quantify thermograms of multiple sclerosis (MS) patients for better assessment of the disease and monitoring the therapy. Thermal images of two patients and a healthy control from lower limbs were evaluated during experiments, and localized quantification of the effect of MS on the feet of the patients using thermal images method was proposed. The proposed method was fully correlated with the evaluations of physician. It is shown that medical thermal imaging has high potential in many fields of medicine as a non-invasive method for pre-diagnosis and follow-up.
FDG-PET görüntülerindeki tümörlerin makine ve derin öğrenme tabanlı analizi
Analysis of a tumor is essential in treatment planning and evaluation of treatment response. Positron Emission Tomography (PET) is a vital imaging device for clinical oncology in understanding the metabolic structure of the tumor. In this thesis, three separate studies investigating the application of machine, deep learning and statistical approaches on FDG-PET images from patients with non-small cell lung cancer (NSCLC) and pancreatic cancer. The first study aimed at performing a survey on subtype classification of NSCLC by using different texture features, feature selection methods and classifiers. Images from 92 patients and several clinical and metabolic features for each case were used in this study along with histopathological validation for the tumor subtype labeling. Stacking classifier resulted in 76% accuracy. The aim of our second study was to adapt an atrous (dilated) convolution-based tumor segmentation approach (DeepLabV3) on FDG-PET slices with maximum standard uptake value (SUVmax). MobileNet-v2 pretrained on ImageNet served as the backbone to DeepLabV3. The classification layer was interchanged with the Tversky loss layer which helped improve model's performance while the dataset was imbalanced. Images from 141 patients were employed and augmentation was performed in each training phase. Dice similarity index was obtained as 0.76 without preprocessing and 0.85 with preprocessing. The last study focused on determining the features to be used in the prognosis of pancreatic adenocarcinoma on FDG-PET images from 72 patients. Well-known texture, metabolic and physical features were extracted from tumor region that was determined with the help of random walk segmentation algorithm. On these features time-dependent ROC curve analysis was performed for 2-year overall survival (OS) prediction, and, in the univariable analyses, tumor size, energy, entropy, and strength were found to be significant predictors of OS. Keywords: PET/CT, NSCLC, Machine learning, Deep learning, Radiomics, Semantic segmentation
Derin öğrenme yöntemleri kullanarak dermatoskopik görüntülerden otomatik cilt kanseri tespiti ve sınıflandırılması
Early detection of skin cancer is crucial for successful treatment and improved patient outcomes. The most prevalent form of cancer is skin cancer and if left undetected, it can spread and become more difficult to treat. A dangerous and frequently fatal type of skin cancer is melanoma. Regular skin examinations and self-examinations can help identify suspicious moles or lesions, which can then be evaluated by a dermatologist. In addition, advances in technology and artificial intelligence have enabled the development of tools for automated skin cancer screening, providing a convenient and efficient means of early detection. This can lead to more efficient diagnosis, reduced healthcare costs and improved patient care. By evaluating skin lesions from images, deep learning techniques have shown considerable potential in increasing the precision of melanoma detection. By using large datasets and complex neural networks, deep learning algorithms can effectively distinguish between benign and malignant skin lesions with high accuracy. Ensemble of CNN models helps improve the performance and reliability of the classification task. By combining the predictions of multiple CNN models lead to more accurate and robust predictions. In this thesis, for melanoma classification problem, many different data augmentations techniques applied and different convolutional neural networks architectures evaluated, applied vignetting effect filter and hair noise in accordance with the dataset and results of ensemble of the best CNN models are promising. This thesis attempts to produce a reliable model for the classification of melanoma by conducting experiments on two combined publically accessible data sets, ISIC 2019 and ISIC 2020. On the testing sets in our studies, the proposed solution attained 95.75% AUC.