Theses supervised by Prof. Dr. Arzu Karaca
17 theses · Munzur University
Çalışma hayatında pozitif psikolojik sermayenin iş tatminine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, çalışma hayatında pozitif psikolojik sermayenin iş tatminine etkisini incelemektir. Araştırmada öncelikle pozitif psikolojinin tarihsel gelişimi, tanımı ve önemine yer verilmiştir. Ardından pozitif psikolojik sermayenin tanımı, önemi, alt bileşenleri, bireysel ve örgütsel faydalarına yer verilmiştir. Daha sonra iş tatmini kavramının tanımı, önemi, iş tatminini etkileyen etkenlere değinilmiştir. Araştırmanın devamında pozitif psikolojik sermaye ve iş tatmini arasındaki ilişki açıklanmıştır. Araştırma kapsamında pozitif psikolojik sermayenin iş tatminine etkisinin ortaya çıkarmak için yürütülen araştırmanın evrenini 2021-2022 yıllarında Bursa'da bir otomotiv sektöründe çalışanlar oluşturmuştur. Araştırmada online anket yöntemi uygulanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, "Pozitif Psikoloji Sermaye Ölçeği" ve "Minnesota İş Tatmini Ölçeği" kullanılmıştır. 318 katılımcının katılımıyla elde edilen veriler istatistik paket programı ile incelenmiş ve tespit edilen bulgulara yönelik sonuç ve önerilerde bulunulmuştur. Araştırma sonucunda çalışanların iyimserlik, psikolojik dayanıklılık, umut ve öz yeterlilik algıları ile iş tatmini düzeyleri arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki gösterdikleri tespit edilmiştir.
Kadın akademisyenlerin görünmeyen emeği üzerine bir araştırma: Munzur Üniversitesi örneği
Görünmeyen emek, kadının aile içinde ailesi ve yakınları için harcadığı emektir. Bu emeğin kullanım değeri olmasına rağmen mali karşılığı yoktur. Ailesine ve yakınlarına harcadığı bu emek sevgi ve şefkat barındırır. Kadınların, içgüdüsel yapılarından geldiği düşünülerek bu emek doğallaştırılmıştır. Bu da harcanan emeği "görünmez" kılmıştır. Akademisyenlik mesleği, üniversite ve benzeri yükseköğrenim kurumlarında öğretimi gerçekleştiren, araştırma yapan ve özgün araştırmalarıyla alanına katkıda bulunan kişilerce yürütülmektedir. Akademisyenler toplum tarafından entelektüel, elit, kültürlü, bilgi üreten, uzman, nispeten kişisel geliri ve öz disiplini yüksek kişiler olarak kabul edilir. Bu kişiler yorucu, stresli, rekabetçi bir ortamda yoğun bir şekilde çalışmak zorundadırlar. Akademisyenlik mesleği, sadece mesai saatlerinde yapılan bir meslek olmayıp mesai saatleri dışında, hafta sonlarında hatta yıllık izinlerinde dahi çalışmayı, kendini geliştirmeyi, bilgilerini güncellemeyi gerektiren bir meslektir. Kadın akademisyenler iş hayatının bahsedilen bu zorluklarını yaşarken bir yandan da toplumun ve ailelerinin kendilerinden beklediği ev işi görevleri de birlikte götürmek zorundadırlar. Ev içi faaliyetler toplum tarafından kadınının nitelikleri gözardı edilerek halen kadının sorumluluğu olarak görülmektedir. Çalışma saatlerinin belirli sınırları yoktur. İş ile özel hayat iç içedir. Kadın akademisyenlerin mesleklerinde dezavatajlı olma sebeplerinden biri de ev içi üretimin toplum tarafından kadının yapması gereken doğal görevleri olarak görülmesidir. Toplum 5.0 tartışıldığı bu dönemde kadının ev içi "görünmez emeğinin" "görünür" hale getirilmesi ve kadına bu anlamda bir değer verilmesi gerekmektedir. Kadının görünmez olan ev içi emeğinin, toplumsal değişime en açık olan, eğitimli, donanımlı ve yüksek gelir sınıfındaki kadınlardaki durumunun ortaya koyulması bu açıdan oldukça önemlidir. Bu araştırmada temel amaç, kadın akademisyenlerin profilini ortaya çıkarmak, meslek hayatlarında görünmeyen emek bağlamında karşı karşıya kaldıkları problemleri saptamak, toplumsal cinsiyet kabullerinin mesleklerine etkisini incelemek, bununla birlikte evde yaptıkları ev-içi faaliyetlerinin çeşitliliğini, boyutlarını ve ağırlığını tespit etmektir. Kadın Akademisyenlerin varsa, ortalama olarak kaç saatini ev işine verdikleri, çocukları var ise bakımına ne kadar süre ayırdığı, evde harcadıkları emeklerin görünmezliğinin büyüklüğünü saptamada bu çalışma yardımcı olacaktır. Bu çerçevede Munzur Üniversitesinde 2024 Ocak ayı itibariyle görev yapan 198 kadın akademisyen arasından kolayda örnekleme metodu ile seçilen 119 kişiye anket uygulanmıştır. Verilerin analizinde; Katılımcıların tanıtıcı özelliklerinin frekans ve yüzde dağılımları, kadın akademisyenlerin demografik özellikleri ile akademik görevleri ve iş hayatı dışındaki faaliyetleri arasında ve medeni durumları ile iş hayatı dışındaki faaliyetleri arasında bir ilişkinin olup olmadığını tespit etmek amacıyla Ki-kare testi uygulanmıştır. Araştırma sonuçları kadın akademisyenlerin ev-içi emeğinin yeterince "görünür" olmadığını göstermektedir. Araştırmaya katılan öğretim elemanlarının tamamı akademik çalışma hayatı içinde kadınların dezavantajlı olduğunu düşünmekle birlikte katılımcıların unvanları arttıkça, akademik çalışma hayatını kadınlar için dezavantajlı görme düzeylerinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların akademik unvanları ile temizlik işlerini kimin yaptığı görüşleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuş ve doçent ve profesör unvanına sahip akademisyenlerin temizlik işlerini genelde ücret karşılığı yabancı birinden hizmet aldıkları gözlenmiştir. Bununla birlikte araştırma sonucunda, öğretim görevlisi, doktor öğretim üyesi ve doçent olan akademisyenlerin büyük çoğunluğunun çocuklarının bakım işlerini ücret karşılığı yabancı birine yaptırdıkları ortaya çıkmıştır. Katılımcılardan sadece profesör unvanına sahip akademisyenler evde akademik çalışma için vakit ayırdıkları, araştırma görevlisi, öğretim görevlisi, doktor öğretim üyesi ve doçent unvanına sahip akademisyenler evde akademik çalışma için vakit ayıramadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak kadın akademisyenlerin ev içi üretimlerinin nasıl görünür kılınabileceğine dair önerilerde bulunulmuştur.
Öğretmenlerin toplumsal cinsiyet algısının incelenmesi ve toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlar
Bireylerin doğuştan gelen biyolojik özellikleri ve farklılıkları çerçevesinde toplum tarafından şekillendirilen bir yapı olan cinsiyet, süregelen bir söylem konusu olmaya devam etmektedir. Toplumsal cinsiyet algısı, biyolojik farklılıkların önem verildiği ancak bireyin biyolojik farklılığından ziyade toplumun tutumlarına göre kadın ve erkek bakış açısını içeren kalıplaşmış yargıları ifade etmektedir. Bu nedenle, çalışmada kişilerin cinsiyet algı ve tutumlarını etkileyen, önemli bir rolü olan öğretmenlerin, toplumsal cinsiyet konusuna karşı algılarının ne düzeyde olduğunu bilmek önemli bir husustur. Araştırma, bu kuramsal çerçeve doğrultusunda öğretmenlerin toplumsal cinsiyet algılarını araştırmayı ve toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumlarını tespit etmeyi ve bu alanda literatüre katkı sunmayı amaçlamaktadır. Konunun kapsamlı bir şekilde araştırılmasını sağlamak için hem niteliksel hem de niceliksel yaklaşımlar birleştirilmiştir. Araştırma 2023-2024 öğretim yılında İzmir ilinde görev almakta olan öğretmenlere uygulanmıştır. Araştırma yüz yüze anket yöntemi ile yapılmış olup, anket sorularının ilk bölümünde katılımcıların sosyo-demografik özelliklerini belirlemek için 20 Soru sorulmuştur. İkinci bölümde ise, Zeyneloğlu (2008)' in geliştirdiği "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ) tercih edilmiştir. Araştırma sonucunda, katılımcıların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutum gösterdikleri gözlemlenmiştir. Toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların öğretmenlerin üzerinde olumlu ve olumsuz etkilerinin olduğu gözlemlenmiştir. Araştırma bulguları doğrultusunda yasa yapıcılara, uygulamacılara ve diğer araştırmacılara bir takım önerilerde bulunulmuştur.
Sağlık yönetiminde nöroliderlik (Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi örneği)
Sağlık hizmetleri, bireylerin yaşam kalitesini artırmak ve toplum sağlığını korumak amacıyla karmaşık bir yapıda sunulmaktadır. Bu süreçteki etkili liderlik, sağlık yöneticilerinin başarısını ve organizasyonların verimliliğini belirleyen kritik bir öneme sahiptir. Geleneksel liderlik yaklaşımlarının ötesine geçerek, nörobilim ve nöroörgütsel davranış, nöroyönetim gibi disiplinlerin birleşiminden doğan nöroliderlik kavramı her geçen gün daha fazla kişinin dikkatini çekmeye başlamıştır. Nöroliderlik, liderlerin insan davranışlarını ve beyin işleyişini daha iyi anlamalarına yardımcı olmaktadır. Bu bağlamda, sağlık yöneticilerinin nöroliderlik özelliklerinin incelenmesi, sağlık hizmetlerinin yönetiminde yeni bir perspektif sunmakta ve liderlik becerilerinin gelişimine katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, sağlık yöneticilerinin nöroliderlik becerileri ile liderlik özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu becerilerin sağlık hizmetlerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu çalışma, yöneticilerinin nöroliderlik özelliklerinin belirlenmesini inceleyen öncül bir araştırma olarak değerlendirilebilir. Bu amaç doğrultusunda Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görev yapan 101 yönetici ile nicel bir alan araştırması yürütülmüştür. Anket formu; demografik sorular ve Reinhardt' ın (2014) geliştirdiği Türkçe'ye uyarlama çalışmasının Aktaş Ercan'ın (2018) yaptığı "Nöroliderlik Ölçeği" nden oluşmuştur. Ölçek 5'li likert tipi derecelendirmeyle hazırlanmış toplamda 50 madde olup "statü", "netlik", "özerklik", "ilişkisellik" ve "adalet" olmak üzere 5 alt boyutu ölçmeyi amaçlamaktadır. Katılımcılardan yüz yüze anket yöntemi kullanılarak veriler toplanmış ve istatistik programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Araştırma, dikkat çekici sonuçlara ulaştırmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde sağlık yöneticilerinin nöroliderlik özelliklerinin yüksek olduğu görülmüştür. Katılımcıların nöroliderlik özelliklerinin cinsiyet,yaş, medeni durum, eğitim gibi demografik özelliklere göre anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcıların nöroliderliğin "Statü" alt boyutunda kurumdaki hizmet süresine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. Araştırmanın sağlık sektöründeki yöneticileri kapsıyor olması çalışmayı daha da önemli bir konuma getirmektedir. Nöroliderliğin sağlık hizmetlerinde etkili bir yönetim stratejisi ve tarzı olarak kullanılmasının birçok avantajı vardır. İlk olarak nöroliderlik sayesinde liderler, çalışanlarının duygusal ve zihinsel durumlarını daha iyi anlar ve onlara uygun destek sağlayabilir. Bu durum, özellikle yoğun tempolu ve stresli sağlık hizmetlerinde çalışanlar için büyük bir önem taşımaktadır. Çalışanlar, yöneticilerinin empatik yaklaşımları sayesinde iş ortamında daha huzurlu ve motive hissederler. Bu durum sağlık hizmetlerinin genel kalitesini artıran önemli bir faktördür.
Sağlıkta şiddetin tıbbi beyin göçüne etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, sağlık çalışanlarının iş yerinde maruz kaldıkları şiddetin türlerini, sıklığını ve bu olayların sağlık çalışanlarının yurtdışına çıkma eğilimlerini ne derece etkilediğini anlamayı amaçlamaktadır. Çalışma, sağlık sektöründe artan şiddetin yalnızca bireyleri değil, sağlık sistemini ve genel toplum refahını nasıl etkilediğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Sağlık çalışanlarının yurtdışına çıkma eğilimlerinin temel nedenlerinden biri olan şiddet olgusu hem bireysel hem de kurumsal düzeyde ele alınmıştır. Özellikle hasta ve hasta yakınlarından kaynaklanan şiddetin yoğunluğu, sağlık çalışanlarının yurtdışına göç etme eğilimlerini tetiklemektedir. Anket sonuçları, katılımcıların demografik bilgileri, maruz kaldıkları şiddet türleri ve şiddetin sonuçları üzerine kapsamlı bilgiler sunmuştur. Ayrıca yapılan çalışma bu deneyimlerin bireysel psikolojik ve sosyal etkilerine dair derinlemesine veriler sağlamıştır. Bulgular, sağlık çalışanlarının maruz kaldıkları şiddetin, onların yurtdışına çıkma eğilimlerini artırdığını göstermektedir. Bu durum, özellikle genç sağlık çalışanlarında daha belirgin bir şekilde yurtdışına çıkma eğilimini artırmaktadır. Katılımcılar, yurtdışındaki daha iyi çalışma koşulları ve ekonomik refahın daha yüksek olması gibi nedenlerle göç etmeyi düşündüklerini ifade etmişlerdir. Çalışma, aynı zamanda mevcut şiddet önleme politikalarının ve uygulamalarının yetersizliğine işaret etmektedir. Sonuçlar, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin azaltılması için daha kapsamlı ve etkili politikalar geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Öneriler arasında, çalışanların güvenliğini artırmak için daha sıkı yasal düzenlemeler, güvenlik önlemlerinin güçlendirilmesi, toplum farkındalığının artırılması ve sağlık hizmetlerinin sunumunda iletişim becerilerinin geliştirilmesi yer almaktadır. Ayrıca şiddete maruz kalan çalışanlara psikolojik destek sağlanması ve şiddet eğilimlerini azaltmaya yönelik eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir. Bu tez çalışması, sağlık sektöründe şiddetin sosyolojik ve psikolojik boyutlarını ortaya koyarak, bu durumun bireysel ve toplumsal düzeydeki etkilerini anlamaya katkıda bulunmaktadır. Özellikle sağlık çalışanlarının yurtdışına göç etme nedenlerinin anlaşılması, sağlık sistemini güçlendirmek için önemli ipuçları sunmaktadır. Sağlık sektöründeki şiddetle mücadele, sadece bireyler için değil, toplum sağlığı ve refahı için de hayati bir öneme sahiptir.
Öğretmen algılarına göre okul müdürlerinin vizyoner liderlik yeterlikleri ile mesleki bağlılıkları arasındaki ilişkide örgütsel canlılığın aracılık etkisinin incelenmesi
Günümüzde örgütleri başarısı iyi oluşturulmuş, paylaşılmış, benimsenmiş vizyonlarına bağlıdır. Vizyon;hayal etmeyi, yaratmayı, değer ve inançlar doğrultusunda harekete geçmeyi içeren daha çok bir ikna sözleşmesidir. Vizyon, çalışanlarda coşku ve bağlılık oluşturan bir sözleşmedir. Okul yöneticileri geliştirdikleri okul vizyonu sayesinde öğretmenlerde bağlılık, enerji ve coşku yaratır. Ayrıca vizyoner liderin iletişime açık, takım ruhunu harekete geçiren, astlarına güven duygusu aşılayan yönü beraberinde mesleki ve örgütsel bağlılığı da getirecektir. Örgütün vizyonunu benimseyen, inanan çalışanlar canlı, tutkulu, çoşkuyla ve adanmışlıkla bu vizyonu gerçekleştirmeye çalışırlar. Bu bağlamda günümüz okul müdürlerinin vizyoner lider olmaları gerekmektedir. Bu sayede okul çalışanlarında mesleki bağlılık ve mesleki canlılık artacak ve başarıya ulaşılabilecektir. Yapılan literatür taramasında bu üç değişkenin bir arada incelendiği araştırmaya rastlanılmamış olup oldukça önemli olan bu kavramlar arasındaki ilişki ve etkileşimin incelenmesinin literatürdeki bu boşluğu doldurmaya katkı sunacağı düşünülmüştür. Bu araştırmada öğretmen görüşlerine göre okul müdürlerinin vizyoner liderlik algıları ile öğretmenlerin mesleki bağlılık düzeyleri arasında bir ilişki olup olmadığı eğer varsa bu ilişkide mesleki canlılığın aracılık rolünün olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda hazırlanan anket ile Tunceli'de görev yapan 171 öğretmende online anket yöntemiyle veriler toplanmış ve istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları; öğretmenlerin okul yöneticilerini "vizyoner bir lider" olarak değerlendiklerini göstermektedir. Aynı şekilde mesleğe olan bağlılıklarının ve mesleki canlılıklarının yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca kadın öğretmenlerin mesleki bağlılık ve mesleki canlılık düzeylerinin erkek öğretmenlere nazaran daha yüksek olduğu görülmüştür. Öğretmenlerinmesleki bağlılık düzeyleri ile vizyoner liderlik algıları arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki gösterdikleri tespit edilmiştir. Öğretmenlerin mesleki canlılık düzeyinin,vizyoner liderlik algılarının mesleki bağlılık düzeyleri üzerindeki etkisinde aracılık etkisinin orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonunda okul yöneticileri ve kanun yapıcıların dikkatleri bu konuya çekilmiş ve daha kaliteli bir eğitim sistemi için bir takım öneriler sunulmuştur.
Sağlık çalışanlarında iş yeri mutluluğunun sosyal kaytarmaya etkisi
İş yeri mutluluğu, çalışanların işlerini yerine getirirken hissettikleri memnuniyet ve işlerine olan bağlılık düzeyleri ile ilişkilidir. Bu kavram, yalnızca bireysel bir memnuniyet unsuru değil aynı zamanda örgütsel performansın bir yansıması olarak da kabul edilir. Öte yandan, iş yeri mutsuzluğu, çalışanların iş tatminsizliği, stres ve işten kaçınma davranışları gibi olumsuz etkilerle ortaya çıkar. Sosyal kaytarma ise bireylerin tek başına göstermiş oldukları çabanın grup için önemli olmadığı düşüncesiyle hareket ederek ve gruba kimin daha çok katkı sağlayacağının anlaşılamayacağı öngörüsünde bulunarak sergilemiş oldukları davranış biçimidir. Araştırma, işte mutsuz çalışanların sosyal kaytarmaya daha fazla eğilim gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın amacı sağlık çalışanlarında iş yeri mutluluğunun sosyal kaytarma üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemini Tunceli ilinde bulunan Tunceli Devlet Hastanesi'ndeki sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Araştırmada farklı mesleklerden 103 sağlık çalışanına ulaşılmıştır. Veriler, yüz yüze olarak elde edilmiştir. Araştırmaya yönelik veri toplanırken Polatcı ve Ünüver (2021) tarafından geliştirilen işte mutluluk ölçeğinin kısa formu ve Høigaard (2022) tarafından geliştirilen ve Sezer ve meslektaşları (2021) tarafından geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılan algılanan sosyal kaytarma ölçeğinden faydalanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre sağlık çalışanlarının işte mutluluk düzeyleri orta seviyede olup sosyal kaytarma davranışında bulunma düzeyleri ise yüksektir. Sağlık çalışanlarının işte mutluluk ve sosyal kaytarma düzeyleri demografik değişkenlere göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Ayrıca işte mutluluğun sosyal kaytarma üzerinde pozitif yönde anlamlı bir etkiye sahip olduğu saptanmıştır.
Üniversite öğrencilerinin siber güvenlik farkındalıklarının belirlenmesi
Günümüzde internetin hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olduğu kabulünden hareketle gençlere bilinçli internet öğretmek gerekmektedir. Özellikle son dönemde gençlerin daha fazla bir şekilde siber suç mağduru oldukları gözlenmektedir. Hayatın her alanında internetin getirdiği olumlu gelişmelerden faydalanırken bir yandan da pek çok olumsuz eylem ve davranışlara da maruz kalmak söz konusudur. Her ne kadar siber güvenliği sağlamak için kişiler ve kurumlar teknik önlemler alıyor olsa da son kullanıcıdan kaynaklanan bilgisizlik ve ihmal siber güvenlik açıklarına yol açmakta ve siber suçları teşvik etmektedir. Her geçen gün farklı ve çok sayıda siber suç türleri geliştirilmektedir. Bu tür siber suçlardan korunmanın kullanıcıya düşen sorumluluğu; siber güvenliğin ne olduğunu ve siber güvenliğin nasıl sağlanacağını iyi bilmektir. Bu noktadan hareketle, en fazla siber suç mağduru olan gençlerin siber güvenlik farkındalık düzeylerini belirlemeyi, araştırma bulguları doğrultusunda yasa yapıcılara, ebeveynlere, eğitimcilere ve nihayetinde gençlere birtakım öneriler geliştirmeyi amaçlayan bu nicel araştırma ilişkisel tarama modeli ile yapılanmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilmesinde tesadüfi olmayan örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme tekniği kullanılmıştır. Bu kapsamda üniversite öğrencilerine, demografik ve siber güvenlik farkındalığına yönelik sorular olmak üzere toplam 33 ifade yöneltilmiştir. Araştırma sonucunda üniversite öğrencilerinin siber güvenlik farkındalık düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca siber güvenlik farkındalık düzeylerinde demografik değişkenlere göre (cinsiyet, yaş, bölüm, sınıf) anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Gençlerin erken yaşlardan itibaren internet erişimine sahip olması nedeniyle, ebeveynlerin veya çocukların siber suçlar ve siber zorbalık gibi potansiyel risklerin farkında olması ve bilinçlendirilmesi önemlidir. Bu nedenle, çocukluktan başlayarak gençleri siber güvenlik farkındalığı kazandırmak gerekmektedir. Bu bağlamda ilkokuldan itibaren müfredatlara siber güvenlik dersi konulabilir ve siber suçlar hakkında toplumun farklı kesimlerine eğitimler, seminerler, verilebilir.
COVİD 19 pandemi döneminde öğretmenlerin teknostres düzeylerinin belirlemesi
Son yıllarda insanların anlamlandırmakta bile zorlandığı çok hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Endüstri 4.0 ve toplum 5.0 olarak adlandırılan teknolojide ve toplumsal hayatta yaşanılan bu hızlı değişimi içinde bulunduğumuz Covid 19 pandemisi sürecinde daha da artmıştır. Sürekli değişen, gelişen teknoloji karşında çalışanlar öğrenmede ve uyum sağlamada zorluklar yaşamaktadır. Değişen teknolojiyi öğrenmeye çalışırken çalışanlar kendilerini yetersiz hissetmekte, bir bilgi açığı içinde olduklarını düşünerek rakip olarak gördükleri meslektaşları karşısında kendilerini bilgisiz ve tecrübesiz hissedebilmektedirler. Hatta bu durum örgütsel olarak da yaşanılabilmektedir. Teknolojinin devamlı değişmesi ve gelişmesi nedeniyle çalışanlar örgütte kullandıkları teknolojileri yeniden öğrenmek, güncel tutmak için sürekli öğrenmeye çaba harcadıklarında, gereğinden fazla yüksek performans kaygısı oluştuğunda büyük bir baskı ve gerginlik yaşamaya başlarlar. Bu durum çalışanlarda teknostres adını verilen bir tür strese yol açmaktadır. Bilişim teknolojilerinin çalışanlar üzerindeki etkilerinden belki de en önemlisi; yeni teknolojilere uyum sağlayamamaktan kaynaklanan bir uyum sorunu veya hastalığı şeklinde tanımlanan teknostrestir. 2000'lerin başından bu yana dijitalleşmeye başlayan eğitim sistemi pandemi sürecinde zorunlu olarak daha da fazla bilişim teknolojilerini kullanmak zorunda kalmıştır. Yeni teknolojik değişim öğretmenlerin alışık olduğu geleneksel öğrenme metotlarında büyük değişimlere yol açmış ve zorunlu uzaktan eğitim için farklı teknolojik donanımları, yazılımları ve uygulamaları kullanmayı zorunlu hale getirmiştir. Teknoloji öğretmenler üzerinde Pandemi sürecinde eskisinden çok daha fazla stres yaratarak, öğretmenlerin teknostres yaşamalarına yol açmıştır. Eğitimin çıktısının öğrenci yani gelecek nesiller olduğunu düşündüğümüzde eğitimi bu denli çok etkileyen teknostresin öğretmenler üzerindeki etkisinin ayrıntılı olarak ele alınması, neden ve sonuçlarının ortaya konulması ve çözüm önerileri sunulması oldukça önemlidir. Okul yöneticilerinin ve eğitim uzmanlarının bu konuya ilgilerini uyandırmak, konuya dair bir farkındalık oluşturarak çözüm bulma noktasında katkıda bulunmanın amaçlandığı bu çalışmada öğretmenlerin teknostres düzeyleri belirlenmeye ve öğretmenlerin demografik özellikleri teknostres düzeyleri arasındaki ilişki incelenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda 324 öğretmenden anket yöntemiyle elde edilen veriler paket istatistik programı ile analize tabi tutulmuştur. Araştırma sonucunda Tunceli ili merkezindeki okullarda görev yapan öğretmenlerin, Covid 19 döneminde teknostres algılarının "orta düzeyde" olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin cinsiyetleri, medeni durumları, eğitim düzeyleri, mesleki kıdemleri açısından ele alındığında teknostres algılarında farklılık olmadığı görülmüştür. Ayrıca öğretmenlerin yaşları, branşları ve pandemi döneminde bilişim teknolojileri ile ilgili eğitim alıp almadıkları açısından ele alındığında ise teknostres algılarında bazı farklılıklar olduğu gözlemlenmiştir. Teknostresi azaltabilmek ve yönetebilmek için bireysel ve örgütsel bir takım öneriler sunulmuş ve konuya özellikle yetkililerin dikkatinin çekilmesine ve farkındalık oluşturulmasına çalışılmıştır.
Endüstri 4.0 ın sağlık sektöründeki etkileri üzerine bir araştırma
Küreselleşen dünyada tüm ülkeler, rekabet karşısında ayakta durabilmek ve büyüyebilmek için Endüstri 4.0'ın getirdiği yeni düzene ve yeni iş yapış şekillerine entegre olmak zorundadırlar. Çünkü verimli, kaliteli, maliyet avantajlı, çevik ve hızlı üretim sunan Endüstri 4.0 bileşenlerine geçiş olmadığı takdirde rekabette ayakta kalabilmek mümkün olamayacaktır. Endüstri 4.0 sadece imalat sektörü için değil tüm sektörler özellikle de hizmet sektörü açısından da büyük değişimleri gerekli kılmaktadır. Toplum 5.0 uyumlu bir hizmet sektörünün dizayn edilmesi, uyumlaştırma çalışmalarının da yürütülmesi gerekmektedir. Sağlık sektörü de diğer sektörler gibi yaşanan bu değişim ve gelişmelerden nasibini almakta, hızlı bir değişim ile yeni teknolojilerin kullanımına geçiş yapılmaktadır. Her ne kadar sağlık sektörü Endüstri 4.0 sürecine farklı nedenlerden ötürü beklenen hızda entegre olamasa da içinde bulunduğumuz COVİD 19 pandemi süreci dijitalleşmeyi hızlandırmıştır. Ülkelerin geride kalmamak için yarıştığı bu dönemde sağlık sektöründe de değişimlerin yaygınlaşması ile dijital hastanelerden, online hasta bakımına, robot hemşirelerden, robotik ameliyatlara, 3D yazıcılar ile doku ve organ oluşturmadan, nano teknolojik ürünlerin kullanılmaya başlanmasına kadar çok çeşitli alanlarda yenilikler ve gelişmeler yaşanmaya başlanmıştır. Ülke ekonomileri açısından oldukça önemli hale gelen sağlık turizminde ilk sıralarda yer almak Türk sağlık sektörünün aktörlerinin önceliklerinden biridir. Bu nedenle sağlık alanında rekabetin gerisinde kalmamak için sağlık sektörümüz Endüstri 4.0'ın zorunlu kıldığı değişim ve yenilikleri hızlıca hayata geçirmek zorundadır. Bu bağlamda kurgulanan bu çalışmada ülkemizde Endüstri 4.0'ın sağlık sektöründe yarattığı gelişmelerin ayrıntılı olarak incelenmesi ve SWOT analizi uygulanarak sektörün mevcut durumunun analiz edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca Endüstri 4.0 bileşenlerini çok iyi bir şekilde hayata geçiren ve sağlık sektöründe çok büyük gelişmeler gösteren Kanada'nın da mevcut durumu SWOT analizi ile incelenerek, her iki ülkenin mevcut sağlık sektörü Endüstri 4.0 gelişim süreçleri, sağlık sistemi gelişimi, HIMMS verilerine göre analiz ve hükümetlerin uyguladığı akıllı uygulamalar olmak üzere 4 kategoride kıyaslanmıştır. Bu yöntemle Türk sağlık sektörü Endüstri 4.0'ın mevcut uygulanabilme düzeyinin ortaya koyulması ve ne gibi fırsatlar ve tehditler olduğunun açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Geliştirilen bir model yardımıyla sağlık sektöründeki yöneticilere ve Kanun yapıcılara birtakım öneriler sunulmaya çalışılmıştır.
Vardiyalı çalışan personelin, iş-aile çatışma düzeylerinin belirlenmesi: Elazığ Havalimanı örneği
Bu çalışmada, Elazığ Havalimanı'nda vardiyalı sistem ile çalışan personellerin, iş - aile çatışma düzeyleri ölçülerek incelenmiştir. Yapılan çalışmada öncelikle, araştırmanın kuramsal çerçevesini oluşturmak adına vardiyalı çalışma kavramı ve vardiyalı çalışmanın geçmişten günümüze kadar olan kronolojik sıralaması anlatılmıştır. Daha sonra, vardiyalı çalışma sisteminin tercih edilme sebepleri, vardiyalı çalışma sisteminin tercih edilmesi sonucunda çalışanların ve yöneticilerin nelerle karşılaşabileceği, daha sonra iş-aile çatışması ile ilgili tanımlamalar, iş–aile çatışmasının türleri, iş-aile çatışmasının kaynakları ve iş-aile çatışmasının vardiyalı çalışma sistemi ile ilişkileri ele alınmıştır. Birinci bölümde vardiyalı çalışma sistemi, ikinci bölümde iş–aile çatışması, üçüncü ve dördüncü bölümde ise Elazığ Havalimanı bünyesinde vardiyalı sistem de çalışan 228 personelin, hazırlanmış olan anket sorularına verdikleri cevaplar Statistical Package for Social Science for Windows (SPSS) 24.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma "Vardiyalı Çalışmanın Etkileri" ve "İş-Aile Çatışması" ölçekleri olmak üzere iki ayrı ölçekten oluşmaktadır. Katılımcıların ölçek içinde yer alan ifadelere katılma düzeyleri incelenirken en düşük seviyeden başlayarak sırasıyla "Kesinlikle Katılmıyorum", "Katılmıyorum", "Kararsızım", " Katılıyorum" ve "Kesinlikle Katılıyorum" derecesinde katılımları incelenmiştir. Likert tipi ölçeklendirme ile araştırmaya katılanların verdikleri cevapların aritmetik ortalamaları esas alınmıştır. Bu çalışmanın amacı, çalışanların, demografik özelliklerine, statü, ücret, çalışma biçimi gibi faktörlere bağlı olarak vardiyalı çalışma sisteminden etkilenme durumları ve bu etkilenme sonucunda iş–aile çatışma düzeylerinin ne derecede olduğunu tespit ederek çalışanlara ve yöneticilere çözüm önerileri sunup literatüre bu konu hakkında katkı sağlamaktır. Anahtar kelimeler: Vardiya, vardiyalı çalışma sistemi, iş–aile çatışması
Kadın sağlık çalışanlara yönelik tutumların belirlenmesi: Tunceli ili örneği
Diğer sektörlerde olduğu gibi sağlık sektöründe de kadın çalışanlar iş yaşamında meslek seçimi, işe alım, kariyer, terfi, ücretlendirme ve haklara erişim gibi alanlarda cinsiyet ayrımcılığına maruz kalmaktadırlar. Toplumsal eşitliğin iş yaşamında da sağlanabilmesinin yolu farkında olarak ya da olmadan yaşanılan cinsiyet ayrımcılığının önlenmesiyle mümkün olacaktır. Bu nedenle konuyla ilgili ne kadar çok araştırma yapılır ne kadar çok farkındalık ve bilinçlendirme yapılırsa o kadar hızlı yol alınacaktır. Bu bağlamda araştırmanın amacı, sağlık sektörünün kadınlaşması ve sağlık çalışanlarının kadın çalışanlara yönelik tutumlarının ölçülerek elde edilen verilerle cinsiyet eşitliği ile ilgili çalışanlara ve yöneticilere çözüm önerileri sunmak ve bu konu hakkında bilimsel katkı sağlamaktır. Bu çalışma, sağlık çalışanlarının kadın çalışanlara yönelik tutumunu ölçmek amacıyla Tunceli Devlet Hastanesi ve Tunceli Aile Hekimliklerinde araştırma yapılmıştır. Araştırmanın verileri "Kadın Çalışanlara Yönelik Tutum Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Çalışan 685 personel arasından, kolayda örneklem metodu ile seçilen 200 kişiye anket uygulanmıştır. Uygulanan anketlerden analize uygun olan 180 anket üzerinden analiz işlemleri uygulanmıştır. Bu ölçek iki bölümden oluşmakta olup ilk bölüm 7 maddelik demografik sorulardan ikinci bölüm performans (8 madde), toplumsal cinsiyet rolleri (10 madde), işe kabul ve tutunma (4 madde), kariyer (5 madde) ve duygusallık (3 madde) olmak üzere beş alt boyutta, 30 madde ile incelenmiştir. Toplanan nicel veriler istatistik paket programında analiz edilerek bulgular yorumlanarak tartışılmıştır. Araştırma sonucunda; katılımcılar "Kadın Çalışanlara Yönelik Tutum Ölçeği"ni demografik tüm alt boyutlar ile birlikte bir bütün olarak değerlendirdiklerinde anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Ancak ayrı ayrı değerlendirme yapıldığında cinsiyet, medeni durum, yaş, çocuk sayısı, meslek ve hizmet yılında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir.
Duygusal bağlılık ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide örgütsel kimliğin aracılık rolü: MEB Tunceli okullarında bir uygulama
Eğitimde istenilen hedeflere ulaşılması öğretmenlerin tutum ve davranışlarına bağlıdır. Öğretmenlerin eğitim ve öğretim hizmetlerinde mesleklerine olan bağlılıkları, eğitim verdikleri okula yönelik örgütsel bağlılıkları ile ilişkilidir. Eğitimcilerden beklentiler özellikle hizmet verdiği bölge ve toplum yapısı, kültürü̈ de dikkate alındığında değişebilmektedir. Eğitimcilerin bu beklentileri karşılayabilmeleri için öncelikle mesleklerine ve örgütlerine karşı olumlu tutum ve davranışlar içerisinde olmaları gerekmektedir. Eğitimcilerin okula ve mesleklerine olan bu olumlu tutum ve davranışlarının azalması günümüz eğitim sisteminin önemli sorunlarından biridir. Çünkü̈ okulun hedeflerine ulaşılmasında eğitimcilerin okullarına ve mesleklerine olan tutumları son derece önemlidir. Örgüte ve mesleğine bağlılığı yüksek olan eğitimcilerin, görevlerini yerine getirmede ve okulun hedeflerine ulaşmada daha fazla caba sarf ettikleri bilinmektedir. Bu çalışmada Tunceli ilindeki MEB da görev yapan öğretmenlerin duygusal bağlılık düzeyleri ile işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişkide örgütsel kimliğin aracılık etkisinin olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda örgütsel bağlılık işten ayrılma ve örgütsel kimlik ölçeği olan anket Tunceli il merkezinde bulunan MEB'e bağlı resmi eğitim kurumların da görev yapan 240 öğretmene uygulanmıştır. Veri toplama araçlarından elde edilen veriler bilgisayar ortamında Statistical Package for Social Science for Windows (SPSS) paket programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmenlerin duygusal bağlılık düzeyleri ile işten ayrılma niyetleri arasında örgüt kimliğinin tam aracı etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir.
Yeşil ekonomi ve sürdürülebilir büyüme kapsamında Türkiye'nin ve Almanya'nın iklim değişikliği ile mücadele kamu spotlarının göstergebilimsel analizi
Günümüzün en çok tartışılan konularından biri küresel iklim değişikliği krizidir. Doğal iklim değişikliğinin aksine krize neden olan bu iklim değişikliğinin nedeni insanlardır ve bu krizin yaşanmasında en çok sorumluluk payı geleneksel yönetim anlayışına sahip işletmelerdedir. Bu çalışma küresel iklim değişikliği karşında Türkiye ve Almanya ülkelerinin iklim değişimine karşı tutumlarını incelemekte ve karşılaştırmalı bir perspektif çizmektedir. Bu bağlamda hem gelişmekte olan ülkeler hem de gelişmiş ülkeler açısından küresel iklim değişikliği krizinin yönetim durumu ve krize yönelik yürütülen çalışmalar yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada iklim değişikliği ile mücadele kamu spotları aracılığıyla Türkiye'de ve Almanya'da ülke yöneticilerinin insanlarda nasıl bir davranış değişikliği oluşturmak istediğine bakılmıştır. Küresel iklim değişikliği krizine karşı toplumsal bilinci ve farkındalığı nasıl geliştirmeye çalıştıkları, buna bağlı olarak yeşil işletmecilik anlayışını nasıl etkiledikleri, işletmelerin hangi nedenlerle yeşil işletme olacağı, bu durumda işletmelere düşen yükümlülükler ve sorumluluklar nelerdir sorularına cevap aranmıştır. Kamu spotlarında iklim değişikliği ile mücadele mesajlarının işletmelere ve topluma nasıl verildiği göstergebilimsel analiz yöntemiyle incelenmiştir. Kamu spotları filmleri incelendiğinde; işletmelerin doğa dostu üretim seçeneklerine yönlendirildiği, bu çerçevede yenilenebilir enerjilerle üretim faaliyetlerinin yapılması, doğa dostu ambalajların kullanılması mesajları bulunmaktadır. Almanya'nın kamu spotu filminde, söz konusu krizin herkes tarafından bilindiği ve buna bağlı olarak kamu spotunda rasyonel çekiciliğin uygulandığı; 2050 yılına kadar çevre dostu uygulamaların başarıyla hayata geçirilerek karbon salınımını düşürme hedefine ulaşılacağı gösterilmektedir. Türkiye'nin kamu spotu filminde duygusal ve korku çekiciliği uygulanarak işletmelerde/tüketicilerde genel olarak toplumda iklim değişikliği krizinin farkına varma çağrısı bulunmaktadır. Ayrıca bu çalışmada küresel iklim değişikliği krizi ile gündeme gelen yeşil ekonomik faaliyetleri, yeşil ekonomiye ilişkin politikaları, küresel iklim değişikliği krizinin sosyo-ekonomik etkilerini, çevresel etkilerini, bu etkilerin işletmeleri nasıl etkilediğini ve yeşil yönetim kültürüne nasıl yön verdiğini genel boyutlarıyla disiplinler arası şekilde görmek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Yeşil ekonomi, yeşil işletmecilik, göstergebilim, Türkiye, Almanya
Munzur Üniversitesinin kurumsal imajının çalışanlar tarafından algılanışı
Dünya, gün geçtikçe daha karmaşıklaşarak gelişen teknolojinin ve ekonomik dalgalanmaların etkisiyle değişken bir yapıya bürünmektedir. Bu değişimler, kişisel anlamda insanı ve buna bağlı olan her şeyi etkilemektedir. Özellikle günümüz üniversitelerinin, toplumun yapı taşını oluşturan kişilerin yetişmesinde, gelişmesinde ve geleceğimize yön vermesinde etkin rol oynaması, kurumsal imaj kavramını üniversiteler açısından oldukça önemli hale getirmektedir. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, Munzur Üniversitesinin kurumsal imajının çalışanlar tarafından nasıl algılandığını ve kurumsal imaj algısını yordamada çeşitli demogafik değişkenlerin rolünü ortaya koymaktır. Tanımlayıcı tasarımda olan bu araştırma, Munzur Üniversitesinde fiili olarak çalışmakta olan ve araştırmaya katılım göstermeyi kabul eden 169 çalışan ile yapılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilmesinde seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme tekniği kullanılmıştır. Veriler, araştırmacılar tarafından oluşturulan demografik sorular ve ''Kurumsal İmaj Ölçeği'' ile toplanmıştır. Verilerin analizi, varyans testi, t-testi ve korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, çalışanların kurumsal imaj algıları ile ''eğitim durumu'' ve ''kurumdaki görevleri'' değişkeni arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Ayrıca araştırmada, çalışanların kurumsal imaj algılarının orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Son olarak eksik görülen yönlerle ilgili önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: İmaj, Kurumsal İmaj, Üniversite, Üniversite Çalışanı
Bir kamu kurumunda örgütsel dedikodu ile iş yeri yalnızlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
İşyeri sağlık psikolojisi; yönetim bilimciler, sosyologlar ve klinik psikologlar tarafından desteklenmekte ve savunulmaktadır. Yakın tarihte işyerinde yalnızlık kavramı, batı iş sağlığı psikolojisinde popüler bir araştırma konusu haline gelmiştir. Ülkemizde ise çalışanlarda işyeri yalnızlığının yayılmasıyla ilgili araştırmalar sınırlı sayıdadır.. Günümüz Türkiye'sinde, toplumun dönüşümü ve ekonomik sorunlar işyerlerine birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Bu sorunlar bir dereceye kadar işyerinde yalnızlık hissinin yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Örgütsel dedikodu, çalışanların duygu ve düşüncelerini ifade etmenin, güven ve destek gibi olumlu sonuçlara ulaşmanın bir yolu olarak kabul edilmektedir. Örgütsel dedikodu, örgüt kültürünün bir tezahürü olarak kabul edilmesine ve örgütte çalışma ortamına ilişkin değerli bilgiler sağlamasına rağmen, kamu kurumlarında nadiren araştırılmıştır. Örgütsel dedikodunun yıkıcı sonuçlarından biri de çalışanın iş yerinde yalnızlaşmasıdır. İşyerinde yaygın negatif bir duygu olan işyeri yalnızlığı, çalışan bireyler ve örgüt düzeyinde bir dizi olumsuz etkiye yol açmaktadır. Bu durum kamu örgütlerinde vatandaşa verilen hizmetin kalitesini ve memnuniyeti azaltmaktadır. Bu bağlamda örgütsel dedikodu ile iş yeri yalnızlığı ilişkisinin kamu örgütlerindeki durumunu ortaya koyabilmek amacıyla bu araştırma yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda Tunceli Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nde görev yapan 147 çalışandan yüz yüze ve online anket yöntemiyle elde edilen veriler analize tabii tutulmuştur. Araştırma sonucunda örgütsel dedikodu arttıkça işyeri yalnızlığının yüksek kuvvette ve pozitif yönde arttığına ulaşılmıştır. Yöneticilere ve bu konuda derinlemesine araştırma yapacaklara birtakım öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Dedikodu, İşyeri Yalnızlığı, Kamu Kurumları
Sağlık çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarına ilişkin farkındalığın incelenmesi; bir Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi örneği
Sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği (İSG) alanındaki davranışsal eğilimlerini ve bu konulardaki farkındalıklarını tespit etmeye yönelik yapılacak çalışmaların, gerekli eğitim içeriklerinin planlanması ve uygulanması açısından oldukça ciddi öneme sahiptir. Sağlık çalışanları, insan sağlığını etkileyen hastalıkların önlenmesi, kontrolü, teşhisi ve tedavisi ve bu hastalıkların insanlara bulaşmasının önlenmesi ile ilgilenen meslektir. Sağlık çalışanları işin yürütülmesi sırasında pek çok riske maruz kalmaktadır. Sağlık sektöründe, uzun yıllar yalnızca sağlık hizmeti sunma işine odaklanıldığından dolayı, sektör çalışanlarının yaşadıkları iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucunda sağlık durumları üzerinde yeterince durulmamıştır. Halbuki sağlık çalışanlarının sağlığını ve yaşamını etkileyen sağlık kurumları tehlikelerle ve risklerle çalışma hayatımızda önemli bir yere sahiptir. Sağlık kurumlarında çalışanların maruz kalabileceği çok fazla fiziksel, kimyasal, biyolojik, ergonomik ve psiko-sosyal risk etmeni olduğu bilinmektedir. Bu mesleki risk ve tehlikeleri önlemeye, kontrol altına almaya, azaltmaya ya da ortadan kaldırmaya yönelik stratejiler ve önlemler, önlemlerin farkına varılmasıyla değişimlere ayak uydurabilme becerisi önemli bir kavram olarak vurgulanmıştır. Bu çerçeve doğrultusunda çalışmamızda sağlık çalışanlarının İSG algı düzeylerini belirlemek amacıyla Fethi Sekin Şehir Hastanesinde çalışan sağlık personelleri üzerinde 2022 yılında 360 personele yüz yüze anket yöntemiyle bir araştırma yürütülmüştür. Çalışma sonucunda sağlık çalışanlarının İSG algı düzeylerinin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Mesleki tecrübe, eğitim, yaş, gibi değişkenlerin artması İSG algılarını artırdığı, uzman ve pratisyen doktorların İSG algılarının daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca erkeklerin, genç ve ileri yaş çalışanların, ön lisans ve lisans eğitim düzeyine sahip, ebe, sağlık memuru, yardımcı sağlık memurlarının iş güvenlik katılımlarının daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Bunların yanı sıra mesleki kıdem, güvenlik katılımları ve güvenli iletişim düzeyinin İSG algısını etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Hastane yönetimi tarafından sağlık çalışanlarının İSG algısı, güvenlik katılımı, güvenlik iletişim düzeyini artırmaya yönelik bilgilendirme toplantıları, uyarıcı ve bilgilendirici notlar verilmesi, mesleki tecrübeye sahip çalışanlarını İSG alanında diğer çalışanları bilgilendirmesi ve yönlendirmesi sağlanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İSG, İş Güvenliği Algısı, Güvenlik İletişimi, Güvenlik Katılımı, Fethi Sekin Şehir Hastanesi