Theses supervised by Prof. Dr. Deniz Umut Doğan
16 theses · Başkent University
Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar için uluslararası finansal raporlama uygulamalarının incelemesi ve uygulama önerisi
Hayır kurumu, kâr amacı gütmeyen sektör, üçüncü sektör, bağımsız sektör, gönüllü kuruluşlar, dernekler ve vakıflar gibi birçok farklı terimle ifade edilen ve toplumsal fayda sağlama amacıyla hareket eden "kâr amacı gütmeyen kuruluşlar" ekonomik ve toplumsal alanda giderek daha da önemli hale gelmiştir. Kapsamları ve nitelikleri itibarıyla kamuoyunu etkileyen bu kuruluşlar, emanet aldıkları kaynakların yönetimi ve kullanımı açısından topluma karşı sorumludur. Ayrıca geçmişte kâr amacı gütmeyen kuruluşlarda yaşanan skandalların bir sonucu olarak bu kuruluşlara kaynak sağlayanlar ve toplum, kuruluşların gerçekleştirdikleri faaliyet ve hizmetler hakkında daha çok bilgi sahibi olmak istemektedir. Kuruluşların gerçekleştirdikleri faaliyetlerin belirli mevzuatlar uyarınca belirlenen kurallar çerçevesinde hazırlanması ve sunulmasını ifade eden finansal raporlama ve bu hizmet ve faaliyetlerin bir fotoğrafı niteliğinde olan finansal tablolar bu noktada önemli hale gelmektedir. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, kâr amaçlı işletmelerden farklı özelliklere sahiptir. Ayrıca tabi oldukları mevzuat hükümleri de farklıdır. Bu nedenle bu kuruluşların farklı muhasebe uygulamalarına ve raporlama hükümlerine tabi olması gerekmektedir. Ancak Türkiye'de kâr amacı gütmeyen kuruluşların finansal tablolarının hazırlanmasında kullanacakları finansal raporlama çerçeveleri bulunmamaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de kâr amacı gütmeyen kuruluşların gereksinim duyduğu ve uluslararası uygulamalarla uyumlu finansal raporlama çerçevesinin nasıl olması gerektiği araştırılmaktadır. Bu amaçla çalışmada öncelikle kâr amacı gütmeyen kuruluşların özellikleri ve yapısı ile Türkiye'de vakıf ve dernekler kapsamında kâr amacı gütmeyen kuruluşlar incelenmiş, sonrasında Türkiye'deki kâr amacı gütmeyen kuruluşların muhasebe uygulamalarına yer verilmiş daha sonra kâr amacı gütmeyen kuruluşların finansal raporlamasına ilişkin uluslararası ülke uygulamaları araştırılmış, son bölümde Türkiye'de faaliyet gösteren kâr amacı gütmeyen kuruluşlar için oluşturulacak finansal raporlama çerçevesinin içeriğine yer verilmiştir.
İletişim değerinin arttırılmasında yönetimin değerlendirmeleri raporuna ilişkin bir uygulama
Bu tez, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (IFRS) çerçevesinde entegre raporlama sistemi altında firmalar tarafından hazırlanan yıllık faaliyet raporlarının standartlaştırılması ihtiyacını incelemektedir. Operasyonel raporlama uygulamalarında artan karmaşıklık ve çeşitlilik dikkate alınarak, bu işlemleri standartlaştırmak ve genel raporlama kalitesini artırmak amacıyla yeni bir uygulama sunulmaktadır. Çalışmada öncelikle kurumsal raporlamalar ve yıllık faaliyet raporunun içeriği incelenmiştir. Sonrasında, yönetimin değerlendirmeleri ve yönetimin değerlendirmelerinin ana unsurları ele alınmıştır. Son olarak, yönetimin değerlendirmelerinin altı ana unsuruna örnek teşkil etmesi amacı ile varsayımsal bir teknloji firması üzerinden örnek uygulama sunulmuştur. Bu çalışmanın sonuçları, yönetim değerlendirmeleri alanındaki devam eden tartışmalara önemli katkılar sağlamakta ve IFRS bağlamındaki düzenleyiciler ve firmalar için pratik, uygulanabilir sonuçlar sunmaktadır.
TSRS 1 ve TSRS 2 kapsamında sürdürülebilirlik raporu hazırlama süreci: Uygulamalı bir rehber
Sürdürülebilirlik, ekonomik kalkınma, çevre koruma ve toplumsal refahın dengeli bir biçimde sağlanmasını amaçlayan kapsamlı bir kavramdır. Günümüzde sürdürülebilirlik, işletmeler için yalnızca etik bir sorumluluk değil aynı zamanda rekabet avantajı sağlayan stratejik bir unsur olarak kabul edilmektedir. İşletmeler sürdürülebilirlik uygulamalarını paydaşlarına şeffaf bir şekilde sunmak ve bu alandaki performanslarını ortaya koymak için sürdürülebilirlik raporlamasına başvurmaktadır. Sürdürülebilirlik raporlaması, işletmelerin ekonomik, çevresel ve sosyal boyutlardaki etkilerini ölçmelerini, yönetmelerini ve ilgili paydaşlarla paylaşmalarını sağlar. Bu raporlama, işletmelerin sürdürülebilirlik performanslarının gelişimini izlemek için kritik bir araçtır ve giderek daha yaygın hale gelmektedir. Küresel ölçekte yaygınlaşan sürdürülebilirlik raporlaması için çeşitli standartlar ve rehberler geliştirilmiş olup, Türkiye'de Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) bu alanda önemli bir rehberlik sağlamaktadır. Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS 1 ve TSRS 2), işletmelerin sürdürülebilirlik ve iklimle ilgili risk ve fırsatlarını finansal olmayan bilgilerle birlikte entegre şekilde açıklamalarını sağlayan kapsamlı bir raporlama çerçevesidir. Bu standartlar, işletmelerin uzun vadeli değer yaratma süreçlerini şeffaf ve hesap verebilir biçimde ortaya koymalarını hedeflemektedir. Bu tez kapsamında hazırlanan soru seti, sürdürülebilirlik raporu hazırlaması gereken işletmelerden TSRS 1 ve TSRS 2 standartlarının öngördüğü dört temel alanda (yönetişim, strateji, risk yönetimi ile metrikler ve hedefler) kapsamlı ve sistematik bilgi toplamayı amaçlamaktadır. Tezin son aşamasında ise mevcut raporların analizinin yapılabilmesi için ulusal ve uluslararası 18 rapor incelenmiştir.
GRI 201 uyarınca sürdürülebilir ekonomik katma değerin dağılımı ile sürdürülebilir büyüme oranı arasındaki ilişki ve sürdürülebilirlik endeksinde yer alan işletmeler üzerinde bir uygulama
Gül Arslan Kurnaz, GRI 201 Uyarınca Sürdürülebilir Ekonomik Katma Değerin Dağılımı ile Sürdürülebilir Büyüme Oranı Arasındaki İlişki ve Sürdürülebilirlik Endeksinde Yer Alan İşletmeler Üzerinde Bir Uygulama, Başkent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Muhasebe Finansman Doktora Programı, 2025. Günümüzde gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için sürdürülebilirlik önemli hale gelmiştir. Sürdürülebilirlik işletmelerin sadece kâr odaklı olmalarından çıkıp, faaliyetlerinin sonuçlarını da üstlenmeleri gerekliliğini ifade etmektedir. Sürdürülebilirlik üç boyutta ele alınmaktadır. Çevresel, sosyal ve ekonomi konularını içermektedir. İşletmelerin faaliyetleri sonucu çevreye zarar vermemesi, çevresel olumsuz etkileri en az düzeye düşürmesi, bu kapsamda verimliliği ve büyümeyi artırmaları beklenmektedir. Sosyal olarak ise, çalışanlarının haklarını gözetme, insan hakları ihlallerini azaltma, faaliyet gösterilen bölgedeki yerli ve yerel halkların haklarını gözetme, azınlıkta olan halkların haklarını koruma, kadın-erkek eşitliğini gözetme, ayrımcılık yapmama vb. sayılabilmektedir. Ekonomi boyutu ise, faaliyetlerin sonucu oluşan ekonomik değerin yönetilmesi, vergi politikaları uyumu, yolsuzluk, rekabet etme ve ekonomik süreçlerin yönetimini içermektedir. İşletmelerin sürdürülebilir olmaları için paydaş katılımı ve paydaş onaylarının alınması önem arz etmektedir. İşletmelerin paydaşları, iç ve dış paydaşlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Çalışanlar, ortaklar, hissedarlar, kilit yöneticiler iç paydaş iken; devlet, bankalar, yatırımcılar, kreditörler, yerel halklar, yerli halklar, sendikalar vb. dış paydaşları oluşturmaktadır. İşletme faaliyetlerinin sonuçlarının, paydaşlara doğru ve şeffaf bir şekilde iletilmesi ve doğru/etkili iletişimin kullanılması paydaş katılımının sağlanması açısından olmazsa olmazdır. İşletmeler faaliyetlerini sürdürürken ekonomik olarak da değer üretmektedirler. Ekonomik açıdan oluşan değerin paydaşlara dağılımı da şeffaf, dengeli ve adil olmalıdır. İnsan sermayesi, işletmelerin en önemli unsurlarındandır. Çalışanlara çok düşük ücretler verirken, işletme sahiplerinin yüksek düzeyde kâr payı alması işletmelerin sürdürülebilirliklerini tehlikeye atabilecektir. Tersi şekilde çalışanlara hakedilen ücretin çok yüksek düzeyde dağıtılması da işletmelerin sürdürülebilir büyümelerini tehlikeye düşürebilecektir. Sürdürülebilir büyüme için, ekonomik dağılım dengeleri korunmalıdır. Ekonomik performansı değerlendirirken, ekonomik katma değeri dağıtılan ve işletmede kalan olarak kategorize edeceğiz. İşletme de oluşan dönem net kârına, amortismanların ve gerçeğe uygun değer farklarının eklenmesi sonucunda bulunan değer işletme de bırakılan ekonomik değeri ifade edecektir. Öte yandan, çalışanlara sağlanan ücret, prim vb. menfaatler, devlete ödenen kurumlar vergisi, kreditörlere ödenen faiz vb. giderler, kilit yöneticilere ödenen maaş, pirim vb. menfaatler ile hissedarlara ödenen temettüler de dağıtılan ekonomik katma değeri oluşturacaktır. Bu çalışma için, sürdürülebilirlik endeksinde hisseleri işlem gören Türkiye'den 25 işletme ve Dünya FTSE4Good Sürdürülebilirlik Endeksinde hisseleri işlem gören 25 işletme seçilerek 2020,2021,2022, 2023 ve 2024 yıllarında dağıtılan ekonomik katma değer ve işletmede bırakılan ekonomik katma değerin oransal olarak farklılaşıp farklılaşmadığı analiz edilmiştir. Daha sonra, söz konusu işletmelerin aynı yıllar Higgins ve Du-pond analizi esas alınarak sürdürülebilir büyüme oranları hesaplanmıştır. Sürdürülebilir büyüme oranlarının esas alınmasının nedeni, işletmelerin elde etmiş oldukları kârların tamamen dağıtılması durumunda sürdürülebilirliklerinin tehlikeye düşecek olmasıdır. Aynı şekilde, işletmelerin işletmede bırakılan ekonomik katma değeri âtıl ve verimsiz kullanması, doğru olmayan yatırımlara yönlendirmeleri durumunda da sürdürülebilirlik açısından sıkıntı oluşacaktır. Bu nedenle, işletmede kalan ekonomik katma değer ile dağıtılan ekonomik katma değerin farklılaşmasının, sürdürülebilir büyüme oranına etkisi analiz edilmiştir. İşletmede kalan ekonomik katma değer, dağıtılan ekonomik katma değer ile sürdürülebilir büyüme oranının bağlantılı bilgi olması nedeni ile sürdürülebilirlik raporlarında bu bağlantının ve etkisinin gösterilmesi paydaş katılımı ve desteği açısından olumlu olacaktır.
Değişen bağımsız denetim yaklaşımı, kilit denetim konuları ve Borsa İstanbul'da işlem gören işletmeler üzerine bir araştırma
Son yıllarda, ekonomi dünyasında meydana gelen dalgalanmalar sonucunda, bağımsız denetçiler olumlu ya da olumsuz görüş bildirmekte zorlanmaya başlamıştır. Denetçi raporunun daha güvenilir ve iletişimini kolay bir hale getirebilmek için ISA 701 standardı yayımlanmıştır. Kamu Gözetimi Kurumu kabul sürecinin ardından 2017 yılında BDS 701'i yayımlamıştır. Bu standart, kilit denetim konularının(KDK) belirlenmesini ve denetçi raporunda bu konuların bildirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu çalışma, bağımsız denetimdeki bu yeni yaklaşımı incelemekte, kilit denetim konularının önemini, uygulanmasında esas alınacak hususları irdeleyerek ve diğer ülkelerdeki uygulamaları da kapsayacak şekilde anlatmayı amaçlamaktadır. Uluslararası Bağımsız Denetim ve Güvence Standartları Kurulu(IAASB) tarafından hazırlayıp, Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu(IFAC) tarafından yayımlanan BDS 701 "Kilit Denetim Konularının Bağımsız Denetçi Raporunda Bildirilmesi" başlıklı standart, kilit denetim konuları ve bu kilit denetim konularını belirlerken denetçiye düşecek sorumlulukları düzenlemektedir. 2018 yılında, Borsa İstanbul'da işlem gören 100 işletmenin, kilit denetim konuları üzerine bir araştırma yapılarak, denetim şirketlerinin belirlediği kilit denetim konuları açıklanmış ve bu kilit denetim konularını denetçi raporlarında hangi prosedürler uygulanarak açıklandığı araştırılmıştır. Bu araştırma, açıklanan kilit denetim konularının neden önem kazandığını, denetlenen şirketin nelere dikkat etmesi gerektiğini ve denetleyen şirketin bu kilit denetim konularını ele alırken hangi yöntemleri uyguladığını ele almaktadır.
IFRS/US GAAP arasındaki yakınsama çalışmaları ile benzerlik/ farklılıklar ve bir firma incelemesi
Küreselleşme beraberinde ülkelerin, birbirleriyle ticaret hacimleri artmış, finansal tablolarının ise aynı ve eşit nitelikteki kriterler ile ortak bir paydada düzenlenmesi gereği doğmuştur. Uluslararası Muhasebe Standartları Komitesi (IASC) bu amaçla bir araya gelerek yalnız bir muhasebe raporlama sisteminin kullanılması için çalışmalar yapmıştır. Ekonomik küreselleşmenin muhasebe alanındaki etkisi, pek çok ülkenin uyum konusunda tabi olduğu uluslararası muhasebe standartları ile bağımsız denetim alanında kendisini ön plana çıkarmıştır. "AB ülkelerinin 2005 yılında New York borsasından yararlanma isteklerinin baskısı ile bu standartları uygulamaya başlamaları Türkiye'yi de standartların uygulanması doğrultusunda etkilemiştir" (Erol & Aslan, 2017). Diğer taraftan uluslararası bazı kuruluşların da söz konusu standartların yaygınlaştırılması hususundaki istekleri akabinde Türkiye'de çalışmalar ivme kazanmıştır. Ülkemizdeki ilk ciddi teşebbüs Türkiye Muhasebe Uzmanları Derneği'nin (TMUD) kurulmasıyladır. Ardından Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB), Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu'nu (TMUDESK) 9 Şubat 1994 tarihinde kurmuş; sonrasında ise Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) kurulmuştur. Türkiye Muhasebe Standartları hazırlanarak daha etkin biçimde uygulama alanına kavuşmuştur fakat pek çok ülke söz konusu standartları özümserken Amerika Birleşik Devletleri, bu standartları dolaylı biçimde uygulamayı tercih etmiştir. Son yıllarda Finansal Muhasebe Standartları Kurulu (FASB) ile Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB) gibi iki önemli kurum, standart seti arasındaki ayrılıkların giderilmesi için çalışmalar gerçekleştirmiştir. Çalışmada önce finansal raporlamanın amacından, sonra ise sermaye piyasasında uluslararası ölçekte işlem gören şirketlerin neden olduğu muhasebe skandallarının getirdiği hileli finansal raporlamanın önüne geçmek, bilgi kullanıcılarından ortaklar, yatırımcılar, müşteriler ve bilgi edinme konusunda toplumdan her bir kesime yanlış ve faydalı olmayan bilgi verilmesine engel olmak için ne gibi çalışmaların yapıldığı ve dünya kamuoyunun yeniden benzer bir muhasebe skandalı ile karşılaşmaması için iki standart setinin daha fazla ortak dil konuşma gereksiniminin doğmasından söz edilmiştir. Ardından standart belirleyicilerinin 2002'de Norwalk'ta bir araya gelerek ortak finansal raporlama dili ile standartlar arasında daha fazla uyum ve yüksek kalite yaratılması için verilen ortak taahhüt anlatılmıştır. US GAAP'in kural, IFRS'in ise ilke bazlı yaklaşımı benimsemelerinin ne gibi olumsuzluklara yol açabileceği ve farkın azaltılması yolunda yapılan çalışmalar, gerekçeleri de açıklanarak ele alınmış ve yakınsama çalışmaları ile esasta neyin amaçlandığı vurgulanmıştır. İkinci bölümde bahse konu iki standart seti arasındaki günümüz benzerlik ve farklılıkları, IFRS temel alınarak incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise standart setleri arasındaki farklı yaklaşımların, finansal raporlamalarını her iki standart setine göre ayrı ayrı hazırlayan yarı iletken sektörün önde gelen teknoloji firmalarından ASML'nin finansal raporlarını nasıl etkilediğine değinilmiştir. Devamında da bir çok kesim tarafından başarı veya başarısızlık olarak nitelendirilen durumlardan bahsedilmiş, bununla ilgili yapılan bazı yorumlara yer verilmiştir. Sonuçta US GAAP ve IFRS'e tabi ülkelerin yüksek profilli şirketlerinin, karşılıklı çıkar konuları üzerine uyum noktasında ortak hareket etmek istemeleri ve bunun birleştirici ve her bir taraf adına çok daha faydalı olduğu gerçeği ile geçmişten bugüne uyum adına yapılan çalışmaların günümüzde nasıl bir hal aldığı; standart setleri arasında günümüzde var olan ortak ve farklılıklar, yakalanmak istenen evrensel muhasebe standardı setinin özellikle yatırımcılar ve bilgi kullanıcılarına ayrıntılı biçimde sunulması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: US GAAP, IFRS, IASB, FASB, Uyum, Yakınsama, Kural Bazlılık, İlke Bazlılık, Muhasebe Standartları, Finansal Raporlama.
Adli muhasebe eğitimine ilişkin bir araştırma
Kâr elde etme konusunda yaşanan gelişmeler dünya pazarlarında yoğun rekabete neden olmuş ve sermaye piyasalarında yer alan şirketler üzerinde baskı kurarak işletmeleri paniğe sürüklemiştir. Bunun sonucunda ise çeşitli muhasebe hilelerine başvurulmuştur. Muhasebe hilesini; "bir çıkar sağlamak amacıyla işletmenin işlem kayıt ve belgelerinin gerçek durumu yansıtmamak adına bilerek tahrif edilmesi ve/veya gizlenmesi" olarak tanımlamak mümkündür. (Selek ve Arıkan, 2004); (Irmak ve diğ. 2002). Son zamanlarda şirketlerin finansal tablolarında görülen bu hileler denetim firmalarının dikkatini çekmiş ve kamuoyunda ses getirmiştir. Bunun sonucunda ise özellikle Amerika'da muhasebe hilelerinin geleneksel yollarla önlenmesinden yanı sıra "adli muhasebecilik" adı altında alternatif çözüm yollarına başvurulmuştur (Gülten ve Kocaer, 2011). Bu çalışmanın amacı hali hazırda var olan denetim firmalarının yanı sıra yeni ve denetim konusunda daha detaylı olan adli muhasebecilik mesleğinin Türkiye'de gerekli ve uygulanabilir olup olmadığını incelemektir. Bu doğrultuda, adli muhasebenin konusunu oluşturan muhasebe hileleri ve sonrasında adli muhasebenin temeli hakkında bilgiler verilip Türkiye çerçevesinde değerlendirilecektir.
Entegre raporlama: Bankacılık ve çimento sektörleri üzerine bir araştırma
Günümüz dünyasında işletmelerin performanslarını sadece finansal bilgilere dayandırarak açıklaması, küreselleşmenin etkisi ile işletmelerle ilgilenen tarafların bilgiye şeffaf ve doğru biçimde ulaşma beklentisini karşılamada yetersiz kalmıştır. İşletmeler gerçekleştirdikleri faaliyet sonuçlarına ilişkin bilgileri finansal raporlara ek olarak, çevresel raporlar, sosyal raporlar, yönetim raporları, üçlü bilanço sistemi, kurumsal sosyal sorumluluk raporları, sürdürülebilirlik raporları aracılığıyla bilgi kullanıcılarına sunulmuştur. Bir işletmeye ait birden fazla rapor bulunması hem zaman kaybına hem bilgi karmaşasına neden olmakta hem de ulusal ve uluslararası karşılaştırılabilirliği ve değerlendirilebilirliği güçleştirmektedir. Bu durum, işletmelerin finansal ve finansal olmayan bilgilerini entegre düşünceyle birleştirilerek tek bir rapor halinde sunması gerektiği görüşünü doğurmuştur. Yapılan çalışmalar sonucunda, işletmelerin sosyal, çevresel ve ekonomik göstergelerini barındıran ve işletmelere değer yaratmayı hedefleyen entegre raporlama, kurumsal raporlamada yeni bir yaklaşım olarak kabul edilmiştir. Bu bilgiler ışığında, işletmelerin yayınladıkları entegre raporların finansal performansları üzerinde etkisinin olup olmadığı çalışmanın çıkış noktasıdır. Bu kapsamda BİST Endeksinde yer alan, entegre raporlama veri tabanında bulunan ve son üç yıldır üst üste entegre rapor yayınlayan işletmeler araştırmaya dahil edilmiştir. Bulunan işletmelerin ikisi çimento sektöründe ikisi bankacılık sektöründe yer almaktadır. Bu sektörlerin öncülüğünde yurtdışından da çimento ve bankacılık sektöründe bulunan ve son üç yıldır entegre rapor hazırlayan ikişer işletme seçilerek karşılaştırma yapılmıştır. İşletmelerin son 3 yıllık entegre raporlarından alınan finansal tabloları ile entegre rapor uygulamasına başlamadan önceki 3 yıllık finansal tablolarına oran analizi yöntemi uygulanmış ve gerçekleşen oranlar arasındaki farklar araştırılmıştır. Aynı zamanda, yapısal eşitlik modellemesi kullanılarak, entegre raporlamanın işletmenin menşeine ve sektörüne etkisi olup olmadığına bakılmıştır. Yapılan analizlerin sonucunda, çimento sektöründe Türk işletmelerin, yabancı işletmelere göre hem entegre olmayan raporlama değerlerinde hem de entegre rapor değerlerinde önde olduğu, sektörün genel durumunun ise entegre olmayan raporların yayınlandığı yıllarda daha başarılı olduğu söylenebilir. Bunun sektörün ekonomik durumu ile etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Bankacılık sektöründe ise; entegre rapor öncesi hem işletmelerin hem de sektörün durumu açısından bir fark gözlemlenmezken, entegre raporlama ile yabancı bankaların daha başarılı finansal sonuçlar elde ettiği belirlenmiştir. Yapısal eşitlik modellemesinde ise, çimento sektöründe hiçbir etki tespit edilememiş olup bankaların entegre raporlama ile hisse başı kârlarının arttığı, sermaye yeterlilik oranlarının yükseldiği ve finansman oranının sermaye yeterlilik oranı üzerinde anlamlı etkisinin olduğu sonuçlarına varılmıştır.
Entegre raporlama ilkeleri çerçevesinde Türkiye ve Dünya örnekleriyle bir inceleme
Günümüzde bilgiye erişimin teknolojik gelişmelerle birlikte kolaylaşması bilgiye olan talebi de giderek arttırmaktadır. Kuruluşların paydaşları ile iletişim araçlarından olan kurumsal raporlamalardaki kapsam da değişen bu duruma ayak uyduracak şekilde, mevcut raporlara gelen yeni düzenlemeler ve de yeni tür raporlama çeşitleriyle gün geçtikçe genişlemektedir. Tüm paydaşların karar alma ve görüş edinme süreçlerinde finansal bilgiler artık tek başına yeterli değildir. Günümüzde sadece mevcut finansal durum ve ilgili dönemin finansal performansı değil, gelecekte yaratılabilecek olası değerlerin tahmin edilmesi ve paydaşlara iletilmesi de bir gerekliliktir. Gelecekte yaratılacak bu değer ile ilgili kişiler, finansal veriler ile finansal olmayan verilerin birleştirilmesi sonucunda oluşacak kriterlere göre karar verme eğilimindedirler. Bu eğilim, bir kuruluşun stratejisi, kurumsal yönetim ve finansal performansı ile sosyal, çevresel ve ekonomik çevresi arasındaki ilişkiyi gösteren, kuruluşun değer yaratmak için neler yapılabileceğinin anlaşılabilir ve sade bir biçimde sunulmasını amaç eden entegre raporları doğurmuştur. Bu tezde, Türkiye ve Dünya'da entegre raporlama yapan şirketlerin söz konusu raporlarının, bulunduğu ülke ve sektörleri düzeyindeki belirleyicileri ışığında incelenip, tespitlerden faydalanılarak entegre raporların standartlaşamaması eleştirileri Entegre Raporlama Çerçevesi özelinde sorgulanacaktır. Bu inceleme sonucunda da, ülkelerarası karşılaştırılabilir ve şirket düzeyindeki belirleyiciler fark etmeksizin kullanılabilir bir raporlamada, entegre düşüncenin özüne uygun en iyi uygulama örnekleri sunulacaktır. Tüm bu tartışmaların ve araştırmaların odak noktası, kuruluşların paydaşlarına, kendi ihtiyaçlarına uygun, etkin ve kaliteli bir entegre rapor sunma çabalarında hangi hususlarda ne gibi farklılaşma yarattıklarının; diğer taraftan ise hangi hususlarda standartlaşıp benzer uygulamalara gidildiğinin ortaya çıkarılması olacaktır.
Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinin muhasebe standartları ile vergi mevzuatına göre incelenmesi ve örnek bir uygulama
İnşaat sektörü dünyada ve ülkemizde oldukça önemli ekonomik alana sahiptir. Yarattığı iş hacmi ile birçok alt sektörü de harekete geçirdiği için ekonominin önemli bir lokomotifi olarak sayılır. Ülkemizin son yirmi yılına bakıldığında inşaat bazlı büyüme oldukça yer kaplamaktadır. İnşaat işleri devlet kurumları tarafından ihale yoluyla verilen büyük ölçekli işlerdir. Firmalar aldıkları büyük ölçekli inşaat işlerinde öz kaynak haricinde kaynaklara ihtiyaç duyarlar. Kaynak sağlayıcısı olan yatırımcılar ve kredi kuruluşları firmaya yatırım ya da kredi verecekleri zaman firmaların finansal bilgilerine ihtiyaç duyarlar. Finansal bilgi temel olarak ihtiyaca uygun olmalı ve gerçeğe uygun olarak sunulmalıdır. Bunların yanı sıra finansal bilgiyi desteklemek için finansal bilginin anlaşılabilir, doğrulanabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaca uygun, güvenilir ve zamanında sunulmuş olması gerekir. Uluslararası Muhasebe ve Finansal Raporlama Standartları'nın amacı da bunu sağlamaya yöneliktir. Türkiye'de yapılan inşaat işinin mevzuatımızdaki yeri Gelir Vergisi Kanunu'nda tanımlanmıştır. Kanunun 42. maddesine göre bir yıldan uzun süren işlerin kâr veya zararları işin bittiği yıl kesin olarak tespit edilir ve beyan edilir. İnşaat işlerinde yapılan ortak giderlerin hangi esaslara göre dağıtılacağı kanunun 43. maddesinde tanımlanmıştır. İnşaat işinin bitim tarihi de 44. maddeye göre; geçici kabulün veya fiilen bittiği tarih olarak tanımlanmıştır. İnşaat işlerinin muhasebe işleyişi de Muhasebe Sistemi Uygulama Tebliği'ne göre yapılmaktadır. Diğer yandan inşaat işleri Türkiye Muhasebe Standartlarında TFRS 15 Müşteri Sözleşmelerinden Hasılat Standardı kapsamında iken, BOBİ FRS Bölüm 5 Hasılat Standardında ele alınmıştır. Bu çalışmanın amacı; Yapılan işin yıllara yaygın inşaat olması durumunda, Muhasebeleştirme usullerinin Vergi Usul Kanunu, Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği, TMS/TFRS – BOBİ FRS'ye göre nasıl muhasebeleştirilmesi ve raporlanması gerektiğinin açıklanmasıdır. Anahtar Kelimeler: İnşaat Muhasebesi, BOBİ FRS Bölüm 5, TFRS 15 Müşteri Sözleşmelerinden Hasılat
Bağımsız denetimde finansal tablolar hesap grupları düzeyinde risk olarak değerlendirilmiş hususlara karşı uygulanacak müteakip prosedürleri üzerine bir uygulama
Küreselleşmenin etkisi ile ticari hayatta ortadan kalkan sınırlar ve teknolojik anlamda yaşanan hızlı gelişmeler neticesinde, farklı coğrafyalarda faaliyet gösteren şirketler açısından, faaliyetlerin çıktısı niteliğindeki finansal tabloların şeffaflığı, doğruluğu son derece önemli bir konu olarak değerlendirilmektedir. Finansal tabloların tüm paydaşlar tarafından anlaşılması ve küresel anlamda kabul görmüş standartlar ile paralellik göstermesi günümüz şirketleri açısından en önemli hususlardan biridir. Bu noktada, bağımsız denetim faaliyetlerinin önemi ortaya çıkmaktadır. Bağımsız denetim, finansal tablo ve eklerinin, genel kabul görmüş raporlama standartlarına uygunluğunu ve doğruluğunu denetleyen, denetim standartları kapsamındaki tekniklerin uygulanması sureti ile şirketlerin kayıt ve belgelerini inceleyen bir süreçtir. Bu çalışmada, bağımsız denetim süreçlerinde risklerin ortaya konulması ve değerlendirilmesine yönelik olarak maddi doğrulama prosedürlerine yönelik uygulama yapılmıştır. Bu örnek uygulama sayesinde bağımsız denetim sektörüne yeni başlayan veya başlayacak olan kişilere, denetim sürecinde belirlenen risklere karşı uygulanabilecek maddi doğrulama prosedürleri ve uygulamaları hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır.
TFRS 15 müşteri sözleşmelerinden doğan hasılat standardının inşaat sektörüne etkileri
Ticari hayatın küreselleşmesinin en önemli etkilerinden bir tanesi, işletmeler tarafından yapılan finansal raporların tüm dünya genelinde tek bir ortak dil haline getirmek amacıyla ve kabul görmüş standartlar çerçevesinde birbirlerine paralel mantıklar ile kullanıcılara arz edilmesi olmuştur. Bu çerçevede uluslararası finansal raporlama standartları, günümüzde özellikle küresel boyutta iş yapan şirketlerin finansal tablolarını hazırlamalarında dayanak aldıkları temel yol göstericilerdir. Bu çalışmada, TFRS 15 standardının yıllara yaygın inşaat ve onarım işleri ile iştigal eden inşaat firmalarının inşaat sözleşmeleri kapsamında finansal tablolarını ne şekilde etkilediği ele alınmıştır. TFRS 15 standardının inşaat sektörü finansal tabloları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi noktasında, Türkiye'de yürürlükte olan mevzuat hükümlerinin yıllara yaygın inşaat onarım işlerine yönelik kabulleri ve muhasebe kayıtları da dikkate alınarak, TFRS 15'in kâr / zarar üzerindeki etkisi ve dolayısıyla sektörün finansalları üzerindeki etkisi burada değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, TFRS 15 standardı kapsamında gerçekleştirilen hesaplamalarda yıllar itibariyle kâr – zarar rakamlarının farklılaştığı görülmüştür.
Kripto para ve kripto paranın muhasebeleştirilmesi: Kripto para birimleri ile ilgili düzenlemelerin dünyada ve Türkiye'de incelenmesi
Geçmiş zamandan bu yana insanlar para yerine çeşitli ödeme araçları kullanmışlardır. Deniz kabuğu, boncuk, taş ve altın, gümüş gibi değerli madenler günümüze kadar paranın yerine ödeme aracı olarak kullanılmışlardır. Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte paranın nakit olarak elde tutulması oldukça gerilemiş ve değişen insan ihtiyaçlarını karşılayacak daha hızlı, güvenli, alternatif para birimleri oluşmaya başlanmıştır. 2008 yılında Satoshi Nakamoto adını kullanan bir kişi veya grup tarafından "Bitcoin: Eşten Eşe Elektronik Ödeme Sistemi" adlı makale yayınlanmış ve böylece ilk kripto para olan Bitcoin yaratılmıştır. Muhasebenin temel amacı bilgi kullanıcılarına söz konusu işletmenin içinde bulunduğu finansal durumu gerçeğe uygun bir şekilde, şeffaf halde sunmaktır. Bu nedenle kripto paraların kaydedilmesi ve finansal raporlanması konusu önem addetmektedir. Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS) veya başka bir standart setinin kripto para işlemlerini tam anlamıyla düzenlemediği görülmektedir (Raiborn ve Sivitanides 2015, 25). Kripto paraların piyasa değerlerinin ve kullanımının gün geçtikçe artması, muhasebeleştirilmesi konusunun ele alınmasını gerekli kılmıştır. Bu çalışmada kripto para birimlerinin sınıflandırılması yapılarak çeşitli kripto para türlerinin tanımları yapılmış, çalışma sistemleri incelenmiş, kripto para birimlerinin UMS/UFRS kapsamında muhasebe seçenekleri incelenmiş, bu konuda uluslararası muhasebe kuruluşlarının görüşlerine değinilmiştir. Kripto para birimlerini yasaklayan ve düzenleyen ülkeler incelenmiş, örnek bazı ülkelerin düzenlemelerine ve yasal otoritelerinin açıklamalarına yer verilmiştir. Türkiye'de ki yasal otoritelerin kripto para birimleri hakkındaki yaklaşımlarına değinilmiştir. Literatürde çoğunlukla kripto paraların maddi olmayan duran varlık olarak sınıflandırılması gerektiği görüşüne yer almakla beraber buna zıt görüşlerde vardır. Ancak tüm dünyada kabul gören muhasebe ve finansal raporlama standartları kripto varlıklar için yetersiz kalmaktadır ve kripto para varlıkları tam olarak karşılayan bir standart bulunmamaktadır. Kripto varlıklar için tüm dünyada kabul edilecek uluslararası muhasebe, finans ve denetim standartları oluşturulmalı, uygulamaya geçirilerek belirsizliğin ortadan kaldırılmalı ve uygulama birliği sağlanmalıdır.
Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde kurumsal sosyal sorumluluk ve sürdürülebilirlik raporlaması önerisi
Kurumsal sosyal sorumluluk ve sürdürülebilir kalkınma paralel olarak önemli birer kavram olmakla kalmamış, iş hayatı için de vazgeçilmez olmuştur. İşletmeler için küresel bir değer yaratabilmenin yolu olarak görülen sürdürülebilirlik iş stratejilerine ve günlük iş faaliyetlerine entegre edilmeye başlanmıştır. Küçük ve orta büyüklükteki işletmeler ülke ekonomilerinde %98 oranında temsil edilmektedir. Küçük işletmelerin yerine bakıldığında uluslararası işletmelere göre oldukça yüksek oranda yer tuttuğu görülmektedir. Ancak küçük işletmelerin ekonomilerdeki bu büyük rollerine karşı sürdürülebilirliğe sınırlı olarak katıldıkları gözlemlenmektedir. Küçük işletmelerin sürdürülebilirliğe sınırlı katılımlarına sebep olarak yetersiz finansal kaynaklar, bilgili ve tecrübeli personel eksikliği, yetersiz kurumsallaşma ve yetersiz imaj yönetimi gibi eksiklikler sayılabilir. Ancak küçük işletmelerin gelecek kuşakları da gözeterek faaliyetlerine devam etmeleri en az uluslararası işletmeler kadar hayatidir. Bu sebeple küçük işletmelerin sürdürülebilirlik küresel değer zincirine dâhil edilmesi oldukça önemlidir. Küçük işletmelerin bilinçlendirilmesi, sürdürülebilirlik raporlamasının yarattığı fırsatlardan yararlanması öncelikli amaçtır. Ayrıca küçük işletmeler için uygulanabilir sürdürülebilirlik standartları oluşturulması nihai hedeftir. Bu tezin amacı küçük işletmelerin sürdürülebilirlik uygulamalarını incelemek ve sürdürülebilirlik raporlamasının nasıl olması gerektiğiyle ilgili önerilerde bulunmaktır.
Muhasebe politikalarının finansal tablolar açısından değerlendirilmesi Bist-100 şirketleri üzerine inceleme
Yaşadığımız yüzyılda işletmelerin uluslararası piyasalarda daha etkin ve verimli bir şekilde yer almaları, varlıklarını sürdürebilmeleri için finansal bilgilerini kamuoyuna şeffaf bir şekilde açıklamak zorundadırlar. Bu açıdan işletmeler ticari faaliyetlerini yansıtan muhasebe ve finansal bilgilerini belirli kurallar çerçevesinde bilgi kullanıcılarına sunmaları gerekmektedir. Bu bilgiler işletmeler tarafından finansal raporlama süreci ile oluşmaktadır. Finansal raporlama; muhasebenin çıktısı olarak görünen işletmelerin finansal durumlarını, faaliyet sonuçlarını gösteren ve işletme hakkında bize tahminde bulunmaya yarayan tablolardır. Finansal tabloların oluşumu işletmelerin tercih ettiği finansal raporlama ve muhasebe standartları çerçevesinde yer alan muhasebe politikaları kapsamında oluşmaktadır. Finansal tablo kullanıcıları, muhasebenin temel kavram gereği finansal tabloların karşılaştırılabilir olmasını ve muhasebe politikalarının tutarlı bir şekilde uygulanmasını istemektedirler. Bu kapsamda muhasebe politikalarında ve muhasebe tahminlerinde oluşan değişiklikler ile hatalar finansal tabloların güvenilirliğini etkileyen uygulamalardır. İşletmeler bazı dönemlerde muhasebe politikalarında değişikliğe gidebilir. Bu bağlamda politika değişikliklerini finansal tabloların ek parçası olan dipnotlar bölümünde açıklamak zorundadırlar. Bu çalışmanın amacı; Muhasebe Standartları çerçevesinde borsada işlem gören işletmeler tarafından TMS 8 Standardı uyarınca muhasebe politika tercihleri ve açıklanma düzeyleri incelenerek işletmelerin mevcut durumlarının tespit edilmesidir. Çalışmanın ilk bölümünde; UFRS/TMS alanında yapılan çalışmalara ve finansal raporlamanın unsurlarına yer verilmiş olup finansal tablolarda karşılaştırmalı bilgi sunumu ve dipnotlardan söz edilmiştir. İkinci bölümde; uygulanması zorunlu muhasebe politikaları, alternatifli muhasebe politikaları, muhasebe tahmin ve hatalara ilişkin açıklamalara yer verilmiş olup konular örnekler ile desteklenmiştir. Üçüncü bölümde; BIST 100 endeksi baz alınarak farklı sektörlerde yer alan işletmelere ait 2016-2017-2018-2019-2020 yıllarına ilişkin dipnotlarında yer alan 5 muhasebe politikası incelenmiştir. Ayrıca yıl bazında sektörlerin muhasebe politika tercihlerine yönelik verilerin karşılaştırılması yapılarak yıllara göre gerçekleşen değişiklikler açıklanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, sektörlerin büyük oranda muhasebe politika yöntem seçimlerinde açıklama yaptığı, TMS 23 borçlanma maliyetleri standardının en yüksek açıklama yapılmayan standart olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Muhasebe Politikaları, Muhasebe Tahminleri, Hatalar, Dipnotlar, BIST-100
Parekendecilik sektöründe iç kontrolün önemi ve stokların denetimi petrol sektörü üzerine bir çalışma
Bulunduğumuz dönem içerisinde işletmeler sürekliliklerini sağlamak amacıyla büyüme eğilimi göstermektedir. Şirketler bu bağlamda kendi içlerinde pek çok prosedür, yazılı metin ya da uygulamalar geliştirmiş ve ana maksatları malzeme israfından uzaklaşmak olup bunun için pek çok adım atmışlardır. İç denetim, firmaların faaliyetlerini sağlıklı ve verimli devam ettirebilmesi için; şirket varlıklarının çok daha rasyonel yönetmesi, sektördeki rakiplerin bir adım önüne geçebilme stratejisinin çok iyi belirlenmesi, işletmeye zarar verebilecek her türlü hata, hırsızlık, hile vb fiillerin ifa edilmeden önce engellenmesi amacıyla işletmenin yönetim danışmanlığı görevini de üstlenen, en önemlisi işletmenin değerini maximize etmeyi hedefleyen bir işletme fonksiyonudur. Etkin bir iç kontrol sistemi ise, şirketlerde istihdam edilen personellerin almış olduğu sorumlulukların yerine getirilerek işletme hedeflerine erişmesinde ciddi rol üstlenmektedir. Çalışma kapsamında işletmelerin finansal faaliyetleri ile birlikte diğer faaliyetlerini de değerlendiren iç kontrol sisteminin firmalar bakımından önemi vurgulanmaktadır. Dahası, perakendecilik sektöründe yer alan firmaların stoklarının denetimleri ve iç kontrolünün önemini daha iyi anlatabilmek adına petrol sektöründe faaliyet gösteren işletmeler üzerinde bir uygulama incelenerek analiz edilmiştir. Çalışmanın amacı; işletmelerde iç kontrol sistemi kurulmasının önemini vurgulamak, iç denetim unsurunun, işletmenin sürekliliğinin sağlanmasında etkin rol aldığını ve işletmeye yüksek bir maliyetinin olmadığını aksine uzun vadede işletmelere birçok katkı sağladığının önemini vurgulamaktır.