Theses supervised by Prof. Dr. Engin Deveci
11 theses · Dicle University
COVID 19 plasentalarında kannabinoid 1 ve kannabinoid 2 protein ekspresyonlarnın immunohistokimyasal değerlendirilmesi
Amaç: COVID-19 gebe hastaların plasentalarında Kanabinoid-1 ve Kanabinoid-2 antikorları kullanılarak plasental histopatolojik yapı incelemektir. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğine yatan 20 COVID-19 tanısı alan gebe ve 20 normal gebe hastanın plasentalarından histolojik takip için küçük parçalar alındı. Plasentala örnekleri hematoksilen-eozin, Kanabinoid 1-2 immünohistokimya boyamaları ile boyanarak ışık mikroskobunda incelendi. Bulgular: Kontrol grubuna ait plasentalarda normal histoloji yapı izlendi. COVID-19 grubuna ait hastaların plasenta örneklerinde, desidua hücrelerinin çekirdeklerinde piknotik değişikliklerle birlikte apopitotik sürecin arttığı görüldü. Fibrinoid doku alanlarında artış ve koryonik villuslarda sinsisyal köprülerin genişlemiş olduğu tespit edildi. Kök villüslarının bulunduğu alanda bazal membranda aşırı incelmeyle birlikte membran yapısında bozulma ve damarların oldukça dilate ve konjesyone olduğu görüldü. İntervillöz alanda bol miktarda serbest halde dağılmış eritrosit ve lökositler invazyonu , hiyalinize alanlar ve Hofbauer hücrelerinde hipertrofi dikkat çekiciydi. İmmunohistokimyasal incelemede; kontrol grubuna göre COVİD-19 grubunda , maternal bölgede desidua hücrelerinde sitotrofoblastlarda ve Hofbauer hücrelerinde kanabinoid -1 ekspresyonunu arttığı izlendi. COVİD-19 grubuna ait diğer kesitte özellikle desidua hücelerinde, sitotrofoblastlarda, sinsityal köprülerde kanabinoid-2 ekspresyonu artış gösterdiği görüldü. Sonuç: COVID-19' geçiren annelerin oksidatif strese bağlı gelişen inflamasyon sürecinde hücre proliferesyonu baskılanması, sitokin aktivitesinin değişiminde endokanabinoidlerin aktivasyonu hastalığın gelişimini ve şiddetini önlemede ve etkilemede rol oynayabileceği plasental gelişimdeki trofoblastik invazyonda ve damarlardaki angigenezis düzenlenmesinde fetus gelişim aşamasında CB-1 ve CB-2 reseptörlerinin önemli bir belirteç olabileceği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: COVID-19, plasenta, kanabinoid -1, kanabinoid-2, PAS, immünohistokimya
Endometriozis modeli oluşturulan sıçanlarda Ayva jeli, Timokinon ve Hesperidin etkilerinin incelenmesi
Amaç: Estradiol benzoat (EB) etkisiyle oluşturulan Endometriozis (EM) modelinde P13K/AKT, mTOR, MAPK sinyal yolaklarının etkinliği ve uterus mukozasında oluşan hasara karşı Ayva jeli (AJ), Hesperidin (HES) ve Timokinon (TİM)'un koruyucu etkisinin biyokimyasal, histopatolojik, immunohistokimyasal, western blot ve ultrastruktürel incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: 7 gün boyunca 3 µg/kg EB %5'lik mısır yağında çözülerek sıçanlara subkutan olarak verildi. Sham, EM, EM+ayva jeli (AJ), EM+AJ+TİM, EM+AJ+HES ve EM+AJ+HES+TİM olmak üzere 6 gruba ayrıldı. Vaginadan 21 gün süre ile 2cc AJ+30 mg/kg HES ve 50 mg/kg TİM uygulandı. Kan örneklerinden MDA, MPO, GSH-Px, SOD, CAT değerleri incelendi. Uterus dokusu histolojik, immunohistokimyasal, western blot ve elektron mikroskobu için alındı. Bulgular: Endometriozis sonrasında uterus epitelinde incelme, hiperplazik nukleus, artan inflamatuvar hücre infiltrasyonları, damar dilatasyonu ve konjesyonu görüldü. AJ uygulamasında epitel yapının bütünlüğünü koruduğu inflamasyonun azalma yönünde olduğu, TİM ve HES karışımının uterus mukozasının organizasyonunda ve inflamasyon azalmasında önemli olduğu görüldü. EM sonrasında artış gösteren PI3K-Akt-mTOR-MAPK sinyal yolaklarının AJ uygulamasında, AJ+HES, AJ+TİM ve AJ+HES+TİM uygulamasında inhibisyona uğradığı gerek inflamasyon gerekse hücre dejenerasyonu ve apoptozisi yavaşlatma yönünde etki gösterdiği ve sonucun western blot ile uyumlu olduğu görülmüştür. Endometriozis sonrası epitel hücrelerindeki dejenerasyona bağlı olarak AJ+HES+TİM ile tedavi edilen grubun ultrastruktürel düzeyde hücre nükleuslarında ve sitoplazmadaki mitokondrilerde yapısal bütünlüğün korunmasında önemli etki gösterdiği görülmüştür. Sonuç: Endometriozis, multifaktörel etki sonucu gelişen bir hastalık olup PI3K-Akt-mTOR ve MAP kinaz, sinyal yollarının önemli olduğu hastalığın tedavisinde hücresel büyümeyi ve proliferasyonu düzenleyerek hücresel enerji dengesini korumak mitokondriyal fonksiyonları, translasyonel aktiviteyi geliştirmek için AJ ile birlikte antioksidanlardan TİM'in alternatif etki gösterebileceği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Apoptoz; ayva jeli; endometriozis; estradiol benzoat; hesperidin; timokinon
Testiste deneysel torsiyon/detorsiyon sonucu oluşturulmuş iskemi/reperfüzyon hasarında menengiç (pistacia terebinthus l.) ekstraktının etkisinin araştırılması
Amaç: Bu tezin amacı testiste deneysel torsiyon/detorsiyon sonucu oluşturulmuş iskemi/reperfüzyon hasarında menengiç (Pistacia terebinthus L.) ekstraktının koruyucu ve tedavi edici etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 48 adet Sprague Dawley türü erkek sıçan 6 gruba ayrıldı. Torsiyon-detorsiyon işlemi için hayvanların sağ ve sol testisleri 720 derece döndürülerek 3 saat torsiyon, ardından 3 saat detorsiyon işlemi uygulandı. Sham grubundaki hayvanların skrotumları cerrahi protokol ile açıldı, başka müdahale yapılmadan kapatıldı. Menengiç grubundaki hayvanlara sham grubundan farklı olarak 15 gün boyunca menengiç ekstresi verildi. Torsiyon-detorsiyon grubundaki hayvanlara 3 saat torsiyon, 3 saat detorsiyon işlemi uygulandı, hayvanlar sakrifiye edildi. Menengiç+torsiyon-detorsiyon grubundaki hayvanlara torsiyon-detorsiyon işleminden önceki 15 gün 2 ml/kg, torsiyon-detorsiyon+menengiç grubundaki hayvanlara torsiyon-detorsiyondan sonraki 15 gün 2 ml/kg, menengiç+torsiyon-detorsiyon+menengiç grubundaki hayvanlaraysa torsiyon-detorsiyondan önce ve sonra 15 gün boyunca 2 ml/kg menengiç ekstresi verildi. Deney sonunda hayvanların testisleri alınarak histopatolojik ve immünohistokimyasal değerlendirmeler yapıldı. Bulgular: Sham ve menengiç gruplarındaki hayvanların testis dokularında düzenli seminifer tübüller, bazal lamina üzerinde 5-6 sıralı germinal epitel izlendi. İntertstisyel alandaki kapillerler ile leydig hücrelerinin görünümlerinin normal olduğu görüldü. Torsiyon-detorsiyon grubundaki hayvanlarda seminifer tübüllerde harabiyet, spermatogenik hücrelerde bozulmalar, İnterstisyel alanda hemoraji, ödem ve damarlarda konjesyon izlendi. Menengiç+Torsiyon-detorsiyon grubundaki hayvanların seminifer tübüllerinde kısmen düzelmeler, damarlarda dilatasyon, konjesyon görüldü. Torsiyon-detorsiyon+menengiç ve menengiç+torsiyon-detorsiyon+menengiç gruplarında bazal laminanın sham grubuna benzer özellikler gösterdiği görüldü, damarlarda konjesyon izlendi. Sonuç: Menengiç ekstraktının testiste torsiyon-detorsiyon sonucu gelişen iskemi-reperfüzyon hasarına karşı testis dokusunun rejenerasyonuna katkıda bulunduğu tespit edildi. Tedavi gruplarında Apaf-1 ekspresyonunu baskılayarak hücrelerin yaşamlarına devam etmelerini desteklediği görüldü. Tedavi gruplarında Sox-9 ekspresyonunu arttırarak spermatogenezis sürecinin devam etmesine katkı sağladığı gözlendi.
Gebeliğin 3. trimestrinde plasenta previa, plasenta akreata ve normotensif plasentalarda PLGF, sFlt-1 ekspresyonunun incelenmesi
Amaç: Normotensif, Plasenta akreata (PA) ve Plasenta previa (PP); Plasenta büyüme faktör (PLGF) ve Soluble Fms-Benzeri Tirozin Kinaz-1 (sFlt-1) proteinlerin ekspresyon düzeyinin immünohistokimyasal olarak incelenmesini amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 20 Nomotensif plasenta, 20 Plasenta previa ve 20 Plasenta akreata tanısı konmuş kadına ait plasenta örnekleri olmak üzere 3 grup oluşturulmuştur. Plasentalardan 4-6 μm kalınlığında kesitler alındı, elde edilen kesitlere Hematoksilen eozin (H-E) boyama, PLGF ve sFlt1 immün boyama uygulanarak dokulardaki ekspresyon şiddetleri ve lokalizasyonları belirlendi. Bulgular: Kontrol gruplarının H-E ile boyanmış preparatlarında normal desidua hücreler ve fibrinoid yapıların düzenli dağıldığı izlendi. PA ve PP H-E boyamada villusların sinsisyal ve sitotoblastik bölgelerinde dejeneratif değişiklikler, damarlarda dilatasyon ve villüslarda ödem izlendi. Kontrol plasenta grubu PLGF ve sFlt-1 boyama; hofbauer hücreler, sinsityal nodlar ve kas hücrelerinin nükleuslarında sFlt-1 ve PLGF pozitif ekspresyonu izlendi. PP ve PA grubu sFlt-1 boyama, desidua hücreler, hofbauer hücrelerinde ve dilate damar endotelinde sFlt-1 ekspresyonu, PLGF boyama, sinsityal düğümlerde negatif ve hofbauer hücrelerinde ve endotel hücrelerinde pozitif PLGF ekspresyonu izlendi. Sonuç: PP ve PA olgularında görülen trofoblastik dejenerasyon, apopitotik hücreler; anjiyogenezisin artmasına ve implantasyonda dengesizliğin gerçekleşmesinde sFlt-1 ve PLGF önemli bir sinyal uyarıcı ve işaretleyici olabileceği düşünülebilinir.
Ratlarda ovaryum iskemi/reperfüzyon hasarına karşı menengiç (Pistacia terebinthus L.)'in koruyucu etkisinin incelenmesi
Amaç: Pistacia terebinthus L. (menengiç) yağı tedavisinin sıçanlarda deneysel ovaryum iskemi ve reperfüzyon hasarı üzerine tedavi edici ve koruyucu etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 32 adet Sprague-Dawley cinsi dişi rat; her grupta 8 adet olacak şekilde kontrol, iskemi, iskemi/reperfüzyon (I/R), iskemi/reperfüzyon+menengiç yağı (I/R+menengiç yağı) olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Menengiç yağı günlük 2 ml/kg dozda 4 hafta boyunca oral gavaj yoluyla uygulandı. Ovaryum dokularında histopatolojik inceleme, immün aktivite ve Western Blot (WB) analizleri yapıldı. Bulgular: Ovaryum kesitlerinin histopatolojik incelenmesinde kontrol grubu düzenli bir histolojik görünüm gösterdi. İskemi ve I/R gruplarında epitelde dejenerasyonlar, lamina propriya bölgesinde inflamatuar hücre infiltrasyonları ve genişleyen damarlarda tromboza bağlı kanamalar olduğu görüldü. Ovaryum I/R hasarı sonrasında menengiç yağının epitel dokuyu koruduğu, bağ dokuda inflamasyonu azalttığı ve arter-ven kontürlerini düzenli bir görünüme getirdiği tespit edildi. İmmünohistokimya analizi gerçekleştirilen ovaryum kesitlerinde, menengiç yağı uygulanan grupta, I/R grubuna oranla ezrin protein ekspresyonu epitel hücrelerinde pozitif, damar çevresinde negatif reaksiyon gösterdi. Radiksin ve moesin protein ekspresyonlarının granuloza hücrelerinde pozitif reaksiyon gösterdiği görüldü. Ancak, radiksin stromal alanlarda negatif reaksiyon gösterirken, moesin pozitif reaksiyon gösterdi. Sonuç: Sonuç olarak, menengiç yağının anti-inflamatuar ve antioksidan özelliğinden kaynaklı ovaryum iskemi/reperfüzyon hasarının tedavisinde iyileştirici ve koruyucu etkiye sahip olduğu ortaya konuldu. Anahtar Kelimeler: Menengiç yağı, İskemi/reperfüzyon, Ovaryum, Anti-inflamatuar, Antioksidan.
Sigara içen ve içmeyen preeklamptik plasentalarda ezrin-radixin-moesin protein expresyonlarının immünohistokimyasal ve western blot yöntemiyle değerlendirilmesi
Amaç : Bu çalışmada amacımız sigara içen ve içmeyen preeklamptik gebelerin plasentasında Ezrin-Radixin-Moesin (ERM) protein expresyonlarının immunohistokimyasal ve Western Blot yöntemiyle değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğine yatan 30 normotensif (15 adet sigara içmeyen ve 15 adet sigara içen) ve 30 preeklampsi tanısı almış hastanın (15 adet sigara içmeyen ve 15 adet sigara içen) histolojik takip için plasenta örnekleri alındı. Histokimyasal olarak Hematoksilen-eozin boyası kullanıldı, immunohistokimyasal olarak ERM immun boyamaları yapıldı. Dokular analiz için mikrografları çekildi. Görüntüleme yapılan bantların resimleri çekildi. Bulgular: Sigara içmeyen preeklampsi plasenta kesitlerinde villusların yapılarının bütünlüğünü kaybettiği gözlendi. Stromal alanlarda dejenerasyon, sinsityal düğüm ve köprülerde artış izlendi. Trofoblastik hücrelerde yer yer kopuntular , villuslarda hiyalinizasyon ve fibrinoid alanlar izlendi. Sigara içen preeklampsi plasenta kesitlerinde villuslarda dejenerasyon gözlendi. Sonuç: Sigara kullanımı mikrovillus ve hücre-hücre bağlantısını önemli ölçüde etkileyip, ERM protein seviyesinin azalmasına neden olduğu, plasental gelişimi olumsuz yönde etkileyebileceğini tesbit ettik. ERM proteinlerinin aktivasyonu uyaracak ve kontrol altına alabilecek bir tedavinin preeklempsi etiyolojisine katkı sağlayabileceği kanaatindeyiz.
İntrauterin gelişme geriliği (IUGR), plasenta previa ve preeklamsi'de kanabinoid-1 reseptörü ve kanabinoid-2 reseptörü'nün immünohistokimyasal yöntemlerle incelenmesi
Amaç: Normal gebelik, preeklampsi,plasenta previa ve IUGRplasentalarda hücre içi sinyal yollarının aktivasyonunu uyaran Endokannabinoid reseptörlerinin plasental gelişimine etkisinin araştırması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem:10 adet preeklemsi,10 adet plasenta previa, 10 adet IUGR ve 10 adet normol gebeden toplam 40 tane plasenta toplanarak rutin histolojik doku takibine alındı. Kesitlere Hematoksilen-Eozin ve Kanabinoid reseptörü 1/2 immünohistokimyasal boyamaları yapıldı. Preparatlar değerlendirilerek resimleriçekildi. Bulgular:Preeklemsi, placenta previa ve IUGR plasentalarında fibrinoid doku ve vasküler dilatasyon ve konjesyon,tersiyer villus yapılarında hiyalinizasyon, dejenerasyon ve vakuoller gözlendi. Sitotrofoblast ve sinsityotrofoblastlarda apoptotik görünüm, piknosis ve hipertrofi izlendi.Preeklempside desidual hücrelerin çekirdeklerindeve bazıtersiyer villusların sitotrofoblast hücrelerinde orta düzeyde CB1 ekspresyonugörüldü. Desidual hücrelerin özellikle sitoplazmalarında CB2 eksperesyonun orta seviyede pozitif ancak kök villusların sitotrofoblast hücrelerinde negatif olduğu tespit edildi. Plasenta previa gurubunda kök villusları ve yüzen villusların sitotrofoblast hücrelerinde hafif düzeyde CB1 eksperese eden hücreler gözlenirken genel anlamda sitotrofoblastlarda CB1 eksperesyonu negatifti. Bazı vasküler endotel hücrelerinde ve sinsisyal düğüm alanlarında CB1 eksperesyonu pozitif olarak görüldü. Desidual hücrelerin nukleus ve sitoplazmalarındave bazı küçük damarların endotel hücrelerinde pozitif CB2 eksperesyonu izlendi. IUGR plasentasına ait kesitlerde maternal bölümden uzanan kök villusları içindeki bazı sinsisyal düğümlerdeözelikle kanama alanlarında mononükleer hücre infiltrasyon şeklinde bulunan hücrelerde CB1 ekspresyonu pozitf olarak işaretlendi.Sinsityotrofoblast hücrelerinde genel anlamda CB1 ekspresyonu negatifti. Sonuç:Preeklemsi, plasenta previa ve IUGR plasentalarda desidual hücrelerdeki gelişimde trofoblastik invazyonda, sinsisyal düğümlerin artışınde ve intervillöz alandaki kanamaların dejeneratif süreçle başladığı apopitotik gelişime neden olduğu ve bunun sonucu olarak CB1,CB2 reseptörlerin varlığına bağlı değişim gösterebileceği ön görülmüştür. Anahtar kelimeler:Plasenta, preeklempsi, previa, kannabinoid reseptörü, intrauterin gelişim geriliği
Sıçan ovaryumunda oluşturulan deneysel iskemi – reperfüzyon hasarında kudret narı'nın (Momordica charantia) etkilerinin araştırılması
Amaç: Bu tezin amacı deneysel sıçan ovaryum torsiyon-detorsiyon modelinde oluşan hasara karşı kudret narı (KN) ekstraktının etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 48 adet Sprague Dawley türü dişi sıçan 6 gruba ayrıldı. Sham grubuna herhangi bir işlem uygulanmadı. İskemi-Reperfüzyon (IR) için 3 saat iskemi ve 3 saat reperfüzyon işlemi uygulandı. IR öncesi ve/veya sonrasında sıçanlara 600 mg/kg KN ekstresi orogastrik sonda ile verildi. Deney sonunda hayvanların serum total antioksidan/oksidan statüleri (TAS/TOS) ve Anti-Müllerian Hormon (AMH) seviyeleri ölçüldü. Ovaryum dokusunda histopatolojik değerlendirme, immün aktivite ve Western Blot (WB) sonuçları analiz edildi. Bulgular: IR grubunda TAS ve AMH seviyesi en düşük iken, TOS seviyesi ve OSI en yüksek bulundu. KN ekstresi tedavisi verilen gruplarda IR grubuna göre TAS ve AMH seviyeleri daha yüksek ve TOS seviyesi ve OSI daha düşük bulundu. Histopatolojik incelemede sham ve KN gruplarında normal ovaryum histolojisi gözlenirken, IR grubunda foliküler ve granüloza hücre dejenerasyonu, mononükleer hücre infiltrasyonu, stromal hücre dejenerasyonu, vasküler konjesyon ve dilatasyon izlendi. IR hasarı (IRH) sonrası KN ekstresi tedavisi alan gruplarda IRH sonucu gelişen histopatolojinin büyük oranda düzeldiği gözlendi. APAF-1 immün reaksiyonu sham ve KN gruplarında genel olarak negatif iken IR ve KN+IR gruplarında yoğun olarak kaydedildi. IRH sonrası KN ekstresi verilen gruplarda APAF-1 ekspresyon seviyesinin azaldığı gözlendi. WB sonuçlarında, KN tedavisinin IRH sonrası APAF-1 protein seviyesinde azalışa neden olduğu gözlendi. Sonuç: KN ekstresinin hem anti-inflamatuar hem de antioksidan özelliğinden dolayı ovaryum IRH sonucu gelişen olumsuz biyokimyasal ve histokimyasal değişimleri restore ettiği ve APAF-1 ekspresyonunu baskılayarak hücre yaşamını desteklediği gözlendi.
Yetişkin erkek sıçanlarda siklofosfamid'in neden olduğu gonadal toksisiteye karşı rosmarinik asit'in etkisinin araştırılması
Amaç: Sıçanlarda siklofosfamid' in (CP) neden olduğu gonadal toksisiteye karşı rosmarinik asit'in (RA) potansiyel koruyucu etkinliğinin araştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 28 adet 15-16 haftalık / 200-240 gr, erkek Wistar Albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar 4 gruba ayrıldı. 1. Grup (Kontrol): Sıçanlara 14 gün, günlük 1 ml % 0. 9 salin solüsyonu intraperitoneal (i.p.) uygulandı. 2. Grup (RA): Sıçanlara 14 gün boyunca günlük 1 ml 20 mg/kg RA (i.p.) uygulandı. 3. Grup (CP): Sıçanlara ilk 7 gün 1 ml % 0. 9 salin çözeltisi, son 7 gün ise 1 ml 20 mg/kg CP (i.p.) uygulandı. 4. Grup (CP+RA): Sıçanlara 14 gün boyunca günde 1 ml 20 mg/kg RA, son 7 gün 1 ml 20 mg/kg CP (i.p.) uygulandı. Deney sonrası sıçan vücut ve testis ağırlıklarına ve kanda MDA düzeyine bakıldı. Testis dokularında histopatolojik değerlendirmeler yapıldı. Bax ekspresyonu seviyelerine ise immünohistokimyasal ve western blot (WB) ile incelendi. Bulgular: CP grubunda, sıçan vücut ve testis ağırlığınında azaldığı, kontrol grubuna oranla MDA değerlerin arttığı, histopatolojik incelemelerde seminifer tübül yapısında dejenerasyonların olduğu, immünohistokimyasal ve western blot yöntemleriyle Bax ekspresyonun artmış olduğu görüldü. CP+RA grubunda bulguların kontrol grubu ile benzerlikler gösterdiği ve Bax ekspresyonun seviyesinin CP uygulanan gruba oranla azaldığı tespit edildi. Sonuç: RA'nın antioksidan ve anti-inflamatuar özelliklerinden dolayı, CP'nin neden olduğu gonadal toksisiteyi iyileştirdiği sonucuna varıldı. Anahtar Sözcükler: antioksidan, apoptoz, bax, rosmarinik asit, siklofosfamid, testis
Preeklamptik ve normotansif plasentalardaki desidua hücrelerinde bax, tip-IV kollajen ve cd68 ekspresyon düzeylerinin immünohistokimyasal yöntem ile gösterimi
TÜRKÇE ÖZET Amaç: Bu çalışmadaki amacımız desidua hücrelerinde apoptozis için BAX, makrofaj etkisi için CD68 ve bağlantı sapı bölgesindeki Tip IV kollajen dağılımının immunohistkimyasal yöntemle gösterilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 20 Normotansif ve 20 Preeklamptik plasenta alındı. Rutin histolojik yöntemlerle takip edildi. Bu dokulardan 4-6 µm kalınlığında kesitler alınarak Hematoksilen-Eozin, PAS, Masson-Trikrom ile boyandı. Ayrıca BAX, CD68, ve Tip IV kollajen antikorları kullanılarak İmmünhistokimyasal boyama yapıldı. Bulgular: Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında preeklamptik doku kesitlerinde; ana kök villusların piknotik desidua hücrelerinde apoptozisin artmış olduğu, terminal villuslarda bazı sinsityal düğümlerde ve hipertrofik desidual hücrelerinin sitoplazmalarında BAX ekspresyonu pozitif olarak gözlendi. Dejenere desidual hücrelerde, infiltre olan bazı mononükleer hücrelerinde ve dilate olmuş hemorajik kan damarların etrafındaki makrofaj hücrelerinde CD68 ekspresyonu pozitif olarak gözlendi. Ekstasellüler matriks alanındaki lifsel yapılarda, terminal villusların bağ dokusunda, damar çevresindeki liflerde ve bazal membranda Tip IV kollajen ekspresyonu pozitif olarak gözlendi. Sonuç: Preeklampsi, plasentadaki desidual gelişimde ve trofoblastik invazyonda olumsuz etkiler göstermiştir. Preeklampside, desidual hücrelerde apoptotik reaksiyonun artmasından dolayı BAX ve CD68 ekspresyonu artmış olup makrofaj ve dejenere desidual hücrelerde artışa sebep olmuştur. Preeklampsinin plasentada gerek desidual hücre apoptozisini gerekse ekstrasellüler matriksteki makrofajlar ile Tip IV kollajen salınımını ve anjiyogenik gelişimi olumsuz yönde etkileyebileceği düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: Preeklapmsi, desidua hücresi, BAX, CD68, Tip IV kollajen
Tip 1 ve tip 2 diyabetik hastalarda SRC ve SRC'la ilişkili MAPK ve STAT3 sinyal yolaklarının regülasyonunun araştırılması
Amaç: Amacımız, Tip1 ve Tip2 diyabet hastalarında hücre dejenerasyonlarına ve ölümüne neden olan Src ve Src' la ilişkili MapK VE STAT-3 sinyal yolaklarının araştırılması, bu proteazlarda meydana gelen ekspresyon düzeylerinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: 15'er Tip1, Tip2 diyabet hastaları ve sağlıklı bireylerden toplanan 20 ml total kandan periferik kan mononükleer hücreleri izole edildi. Western Blot ve İmmünohistokimyasal yöntemler kullanılarak MapK'lar, Src ve Stat-3 aktiviteleri araştırıldı. Bulgular: Tip1 diyabet grubunda Lenfosit, B tipi lenfosit, nötrofil ve trombositlerde Stat-3 ekspiresyonunda artış, lenfositlerin çoğunda Src ekspiresyonu negatif bazı nötrofillerin nükleuslarında pozitif görüldü. P38 ekspresyonu nötrofil hücrelerinin nükleuslarında belirgin, lenfosit ve monosit hücrelerinin bazılarında hafif gözlendi. Lenfosit ve monosit nükleuslarında ve küçük trombosit pulcuklarında Erk ½ ekspresyonunda pozitif artış gözlendi. Tip2 diyabet grubunda ise lenfosit, monosit ve nötrofillerde negatif, bazı lökositer yapıların membranında ve trombositlerde hafif düzeyde Stat-3 ekspiresyonu görüldü. Lenfosit, monosit ve özellikle nötrofil nükleus ve stoplazmalarında Src ekspresyonu pozitif görüldü. Lenfositler, monositler, bazı dejenere olmuş nötrofil nükleuslarında ve trombosit pulcuklarında P38 ekspresyonu artış göstermiştir. Bazı nötrofillerin nükleer yapılarında pozitif Erk ½ ekspresyonu gözlenirken lenfosit, monosit, diğer nötrofil ve granüllü lökositlerde negatif gözlendi. Sonuç: Kontrol grubu ile kıyaslandığında Tip1 hastalarında Tip2'nin aksine Stat-3 ekspresyonunun arttığı ve fosforilasyonun baskılandığı görülmüştür. Src ve P38 için kontrol ve Tip1 grubunda ekspresyon düzeyinin baskılanıp fosforilasyonun arttığı izlenirken, Tip2 grubunda Src ve P38 fosforilasyonunun baskılanıp ekspresyonun arttığı gözlemlenmiştir. Erk ½ ekspresyonu Tip1 ve Kontrol grubunda artıp, fosforilasyonu baskılanırken,Tip2 grubunda ekspresyon ve fosforilasyon düzeyinin baskılandığı görülmüştür. Hücresel olarakta sonuçlar desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tip1 diyabet, Tip2 diyabet, PBMC, Ekspresyon, Fosforilasyon