Theses supervised by Prof. Dr. Fatma Demirci Orel
13 theses · Çukurova University
Sağlık sektöründe hizmet kalitesi, müşteri memnuniyeti ve bağlılık ilişkisi: Devlet, özel ve üniversite hastaneleri karşılaştırması
Hizmet sektörü için özellikle kalite ve müşteri memnuniyeti, tüketicilerin satın alma karar sürecinde etkili olan iki önemli kilit faktör olarak kabul görmektedir. Günümüzün küresel dünya düzeninin getirmiş olduğu sert rekabet koşulları, sanayi işletmelerini olduğu kadar sağlık işletmelerini de derinden etkilemektedir. Türkiye'deki hastaneler, sağlık alanında son yıllarda yapılan reformlar dolayısıyla, bu sert rekabet piyasasında müşteri çekme ve mevcut müşterilerin bağlılıklarını arttırmaya yönelik gayret içerisine girmişlerdir. Bu nedenle, kalite standartlarını geliştirme ve müşteri gözünde algılanan değerlerini yükseltmeye yönelik gayret göstermektedirler.Bu çalışmayla, devlet, özel ve üniversite hastanelerinden alınan hizmetin kalitesinin, hasta memnuniyet düzeylerine ve müşteri sadakatine olan etkisi ölçülmeye çalışılmıştır. Araştırma kapsamında, Adana ilinde sağlık hizmeti sunan beş hastanede (2 devlet hastanesi, 2 özel hastane ve bir üniversite hastanesi) en az bir gece kalmak şartıyla tedavi gören 551 hastaya anket yöntemi kullanılarak veriler toplanmıştır. Elde edilen veriler aracılığıyla, hastanelerin sunmuş oldukları hizmetlerin kalite boyutları belirlenmiştir. Faktör analizi sonucunda belirlenen sağlık sektöründeki sekiz alt boyut refakatçilere yönelik hizmetler, oda hizmetleri, hemşire hizmetleri, hekim hizmetleri, yemek hizmetleri, görünüm ve ulaşım hizmetleri, kayıt öncesi ve bilgilendirme hizmetleri ve hasta hizmetleri olup, bu alt faktörlerin hastane türlerine göre müşteri memnuniyet ve bağlılığına olan etkisi incelenmiştir. Verilerin analizinde çapraz tablolar, frekans dağılımları, ortalama, standart sapma gibi çeşitli tanımlayıcı istatistikler ve güvenilirlik analizleri, varyans analizi, çoklu doğrusal regresyon ve lojistik regresyon analizlerinden de yararlanılmıştır.Hipotez testlerinin sonuçlarına göre hastane türlerine göre algılanan hizmet kalitesi boyutları arasında yemek hizmetleri haricinde farklılık bulunmaktadır. Belirlenen hizmet kalitesi boyutlarıyla müşteri memnuniyeti ilişkisi hastane türlerine göre farklılık göstermekte olup, devlet hastanelerinde hemşirelik ve yemek hizmetleri, özel hastanelerde, refakatçilere sunulan hizmetler, hemşirelik hizmetleri ve genel görünüm ve ulaşım hizmetleri öne çıkarken, üniversite hastaneleri için ise hasta hizmetleri müşteri memnuniyetinde daha önemli katkı sağlamaktadır. Algılanan hizmet kalitesi boyutlarının müşteri bağlılığı üzerinde doğrudan değil, dolaylı etkisi ortaya çıkarken, müşteri memnuniyetinin müşteri bağlılığı üzerinde doğrudan etkisi olduğu ortaya çıkmıştır.
Doğrudan pazarlamada e-satış ve seyahat acenteleri üzerine bir uygulama
Firmaların piyasada her geçen gün zorlaşan rekabet koşulları ile baş edebilmeleri için teknolojiyi yakından takip etmeleri gerekmektedir. Bu teknolojilerin en önemli aktörlerinden biri de internettir. Özellikle son yıllarda büyük bir gelişim gösteren ve tüm dünyada hızla yayılan internet gelecekte de doğrudan pazarlama ve satış konusunda firmaların en büyük destekçilerinden olacaktır.Böyle bir ortamda aracı kuruluşlara olan ihtiyacın azalması seyahat acenteleri için de ciddi bir gelecek kaygısı yaratmaktadır. Ancak seyahat acentelerinin internet üzerinden satış yapabiliyor olması bazı zıtlıkları da beraberinde getirmektedir. Bir yandan internet üzerinden kendi ürünlerinin satışını yapabilen seyahat acenteleri, diğer yandan aracı rollerinin internet yüzünden azalması nedeniyle iş alanlarının daralması ile karşı karşıya kalabilmektedirler.Bu çalışmada, seyahat acentelerinin son yıllarda hızla büyüyen internet üzerinden satışa yönelik görüşleri öğrenilmeye çalışılmıştır. Özellikle kendi ürünlerini satma konusunda avantaj sağlayan ama aracı rollerinin azalmasına neden olan internet üzerinden satışın ve seyahat acentelerinin geleceği hakkındaki görüşlerinin önemini vurgulamak amaçlanmıştır.
Tedarik zincirinde risk kaynakları algıları, risk yönetim faaliyetleri ve performans ilişkisi: Mersin'de faaliyet gösteren perakende işletmeler üzerine bir araştırma
Tedarik zinciri yönetimi kavramı, lojistik faaliyetlerin zincirde yer alan her bir örgütün katılımıyla, toplam müşteri faydası yaratacak şekilde yönetilmesi anlamına gelmektedir. Söz konusu lojistik faaliyetler, ürüne ilişkin hammaddelerin tedariğini, nihai ürünün son müşteriye teslimini ve daha sonraki ürün geri dönüşlerini kapsamaktadır. Tedarik zinciri yönetimi, günümüz iş dünyasında işletmelerin müşterilerine, rakiplerine nazaran daha iyi ürün ve hizmetleri, daha düşük maliyetle ve daha hızlı biçimde sunmalarına yardımcı olarak rekabette öne geçmelerini sağlayacak önemli bir yönetim sürecidir. Tedarik zinciri yönetim sürecinde müşteriye ürünün ve ürüne bağlı ek hizmetlerin sunumunu zorlaştıran, bazı durumlarda ise olanaksız hale getiren pek çok risk faktörü bulunmaktadır. Tedarik zincirlerinin giderek daha karmaşık hale gelmesi, ürün yaşam sürelerinin kısalması, siyasi istikrarsızlık gibi gelişmeler tedarik zinciri kaynaklı riskleri arttırmakta ve bu nedenle hem araştırmacıların hem de uygulayıcıların tedarik zinciri risk yönetimi konusuna olan ilgisini arttırmaktadır. Bu çalışmada tedarik zinciri risk kaynakları algıları, tedarik zinciri risk yönetim faaliyetleri ve tedarik zinciri performansı hususları ve bu hususlar arasındaki ilişkiler, Mersin'deki perakende işletmeler (n=429) üzerinde belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre işletmelerin tedarik zinciri risk kaynakları algılarının tedarik zinciri risk yönetim faaliyetlerini, tedarik zinciri risk yönetim faaliyetlerinin de tedarik zinciri performans düzeylerini anlamlı biçimde etkilediği, ayrıca işletme türleri arasında tedarik zinciri risk kaynakları algıları ve tedarik zinciri risk yönetim faaliyetleri açısından anlamlı farklılıklar olduğu ortaya çıkmıştır.
Kurumsal sosyal sorumluluk, hizmet kalitesi, kurum imajı ve satın alma niyeti arasındaki ilişki: Perakendeci işletmeler üzerine bir uygulama
Günümüz işletmelerinin önemli önceliklerinden birisi bulundukları sektörde varlıklarını ve karlılıklarını sürdürerek başarılı olmaktır. Ancak günümüz iş dünyasında farklı gelişmeler bulunmaktadır ve işletmeler sadece belirli ürünleri, hizmetleri ve pazarlama çabalarını yerine getirerek rekabetçi olmakta zorlanmaktadırlar. Bugün içinde bulunulan rekabetçi ve pazarlama odaklı iş çevrelerinde işletmeler kendilerine has bir kurum kimliği yaratabilmek için ürünler ve hizmetler gibi temel pazarlama araçlarını kurumsal sosyal sorumluluk, hizmet kalitesi teknoloji uyumu ve müşteri odaklı kurum imajı gibi konseptlerle genişletilip zenginleştirilmektedir. Bu rekabetçi olarak ayrıcalıklı imaja ulaşmak için işletmeler ekonomik hedefleri gibi sosyal bazı hedefler de belirlemekte ve bu yaklaşım sayesinde müşterilerinin zihninde güçlü bir imaj yaratmaya çalışmaktadırlar. Bu çalışmanın amacı kurumsal sosyal sorumluluk, hizmet kalitesi, kurumsal imaj ve tüketicilerin satın alma niyeti arasında anlamlı ilişkiler olup olmadığının ortaya çıkartılmasıdır. Bu amaca ulaşmak için öncelikle kurumsal sosyal sorumluluk, hizmet kalitesi ve kurumsal imaj hakkındaki teoriler ve önceki çalışmalardan elde edilen bulgular incelenmiş ve çalışmanın teorik bölümünde sunulmuştur. Çalışmanın uygulama aşamasında ise Adana ilindeki beş büyük zincir süpermarketin müşterileri (n=537) ile yapılan saha çalışmasından veriler toplanmış ve toplanan veriler tanımlayıcı istatistikler aracılığıyla açıklanmış, araştırma hipotezleri ise çoklu regresyon analizi ile test edilmiştir. Sonuçlar, algılanan kurumsal sosyal sorumluluğun kurumsal imaj ve tüketicilerin satın alma niyeti üzerinde pozitif yönde etkisi olduğunu, hizmet kalitesinin kurumsal imaj ve tüketicilerin satın alma niyeti üzerinde etkili olduğunu ve kurumsal imajın da satın alma niyeti üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Kurumsal sosyal sorumluluk, hizmet kalitesi, kurum imajı, satın alma niyeti
Tüketici yenilikçiliği ve algılanan riskin alışverişte self servis teknolojilerini kullanma niyeti üzerindeki etkileri
Bu tez çalışmasında tüketici yenilikçiliği ve algılanan riskin tüketicilerin alışverişte self servis teknolojilerini kullanma niyeti üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Tüketici yenilikçiliği ve algılanan riskin tüketicilerin self servis teknolojilerini kullanma niyeti üzerindeki etkileri incelenirken, güdülenmiş tüketici yenilikçiliği sosyal, fonksiyonel, hedonik ve bilişsel yenilikçilik tamamlayıcı alt boyutları üzerinden ve algılanan risk ise performans/fiziksel, sosyal, zaman ve psikolojik risk alt boyutları üzerinden ele alınmıştır. Araştırmada veriler, Diyarbakır ilindeki, Migros süpermarketlerde bulunan jet kasaları (kasiyersiz kasaları) kullanan 468 tüketiciye kendi başlarına doldurdukları anket formu vasıtası ile toplanmıştır. Verilerin analizinde; SPSS 24 istatistik paket programı ve LISREL 8.54 istatistiksel yazılım programından yararlanılmıştır. Yapısal eşitlik analizi kullanılarak incelenen araştırmanın temel bulgularına göre; tüketici yenilikçiliği ile algılanan risk arasında negatif yönlü bir ilişki vardır. Algılanan risk ile tüketicilerin jet kasaları (kasiyersiz kasaları) kulanma niyetleri arasında negatif yönlü bir ilişkiye rastlanmıştır. Tüketici yenilikçiliği ile tüketicilerin jet kasaları (kasiyersiz kasaları) kulanma niyetleri arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Tüketicilerin yenilikçi olmaları jet kasa (kasiyersiz kasaları) kulanım niyetini arttırırken, algılanan risk kullanım niyetine azaltıcı yönde etki etmektedir. (Anahtar Kelimeler: Tüketici yenilikçiliği, algılanan risk, self servis teknoloji)
Çevrimiçi (online) mağaza atmosferinin tüketicilerin satın alma niyeti üzerindeki etkisi
Çevrimiçi mağaza atmosferi, site tasarımında kullanılan elemanların belirli bir müşteri çıktısı elde etmek için bilinçli olarak bir araya getirilmesidir. Mağaza atmosferi elemanları müşterinin satın alma kararını doğrudan etkileyebilir. Ayrıca müşteriyi hedonik yönden tatmin ederek siteye yönelik olumlu niyetler oluşturmasını sağlayabilir. E-perakendeci açısından hem rekabet avantajı elde etmesine yarayan hem de müşteriyi sitede tutma ve müşterinin siteye yönelik nihai kararını şekillendirmede rol oynayan mağaza atmosferi önemli bir pazarlama elemanıdır. Bu tezin amacı, düşük görev ilgili çevrimiçi atmosfer elemanlarından ürün dışı resimler, üye ortaklar, site ödülleri ve güvenlik rozetlerinin müşterinin siteye yönelik yakınlaşma niyetinin oluşmasındaki etkisini incelemektir. E-perakende simülasyonu oluşturularak tamamlanan deneysel araştırmadan elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programında çoklu regresyon analizi uygulanarak değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda üye ortaklar ve ürün dışı resimler atmosfer elemanlarının bireyin nihai kararını şekillendirmesinde bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. Bununla birlikte site ödülleri ve güvenlik rozetlerinin memnuniyet ve harekete geçmeyi pozitif yönde etkilediği ve yakınlaşma niyetinin memnuniyet ve harekete geçmeden olumlu yönde etkilendiği olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Çevrimiçi atmosfer, e-perakende, SOR paradigması, Webmosfer
Sosyal medya pazarlamasının tüketici satın alma niyetine etkisinin teknoloji kabul modeli aracılığıyla incelenmesi
Bu tez çalışmasında sosyal medya pazarlamasının tüketici satın alma niyetine etkisinin Teknoloji Kabul Modeli aracılığıyla incelenmesi amaçlanmaktadır. Sosyal medya pazarlamasının tüketici satın alma niyetine etkisi, faaliyetlerin bilgilendirici ve eğlenceli olma alt boyutları üzerinden ele alınmıştır. Aynı zamanda Teknoloji Kabul Modeli'nin algılanan kullanışlılık, algılanan kullanım kolaylığı değişkenleri ile genişletilmiş modellerde yer alan güven değişkeninin aracılık etkisi test edilmiştir. Araştırmada veriler, Adana ilinde, sosyal medya hesabı olan ve sosyal medyada herhangi bir marka profil sayfasını takip eden 510 kullanıcıdan yüz yüze ve çevrimiçi anket yöntemi ile toplanmıştır. IBM SPSS 24 istatistik paket programı ve AMOS 22 istatistiksel yazılım programından yararlanılarak veriler analiz edilmiştir. Yapısal eşitlik modeli oluşturulması sonucunda, sosyal medya pazarlaması faaliyetlerinin bilgilendirici ve eğlenceli olmasının tüketici satın alma niyetine pozitif yönde etkisi olduğu belirlenmiştir. Aracılık rolüne ilişkin bulgularda; algılanan kullanışlılık ve güvenin sosyal medya pazarlaması faaliyetlerinin satın alma niyetine olan etkisinde aracılık etkisi belirlenirken, algılanan kullanım kolaylığının aracılık etkisi tespit edilememiştir.
Hedonik ve faydacı güdülerin müşteri tatminine etkilerinin y ve Z kuşakları açısından incelenmesi
Globalleşen dünyada teknolojinin hızlı bir şekilde ilerlemesi ve tüketicilere sunulan alternatiflerin artması sebebiyle bu rekabet ortamında firmaların bulundukları sektörde konumlarını korumak, pazar paylarını artırmak amacı ile tüketici davranışlarını gerçek anlamda analiz etmeleri, tüketicileri alışverişe yönlendiren nedenlere tam anlamıyla hakim olmaları gerekmektedir. Satın alma eylemini gerçekleştiren tüketicilerin seçtikleri ürün, hizmet ve markaları ne tür şartlarda ve hangi koşullarda satın aldıklarını bilmek satış ve pazarlama için en önemli kriterlerden biridir. Çünkü tüketiciler için alışveriş sadece ihtiyaç duyulan bir ürünün satın alınması değil, aynı zamanda satın alma gerçekleşmeden önce duygusal anlamda zevk alma, eğlenme ve iyi vakit geçirme faaliyeti olarak görülmektedir. Tüketicilerin alışverişlerdeki satın alma davranışlarının temelinde hem ihtiyaç karşılama hem de zevk alma isteğinin olmasını faydacı ve hedonik güdüleri belirler. Tüketici davranışları üzerine yapılan çalışmalar incelendiğinde, tüketim davranışlarının çoğunlukla "Hedonik" ve "Faydacı" sebepler üzerinden ele alındığı görülmektedir. Öte yandan, mevcut firmaların hedef kitlesini genellikle genç tüketiciler oluşturmaktadır ve en genç tüketici kuşaklar Y ve Z kuşaklarıdır. Bu kuşaklar, pazara yön veren ve pazarda en çok tüketim yapan tüketici gruplarıdır. Bu kuşakların satın alma davranışlarındaki beklentilerini oluşturan güdüleri bilmek ve bu güdülerin kuşaklara göre satın alma sonrası tatminlerine etkilerini nasıl değerlendirildiğini ortaya koymak firmaların geliştireceği pazarlama stratejileri açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı faydacı değerler, hedonik değerler, kuşaklar ve müşteri tatmini arasında anlamlı ilişkiler olup olmadığının ortaya çıkartılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle tüketici davranışları, kuşaklar, faydacı ve hedonik güdüler hakkında kavramsal incelemeler ve konu ile ilgili literatürde yer alan uygulamalı çalışmaların sonuçları kuramsal bölümde sunulmuştur. Çalışmanın uygulama aşamasında, Adana ilinde yaşayan 15-40 yaş aralığındaki Y ve Z kuşağının temsilcilerine anket çalışması uygulanmıştır. Araştırma hipotezleri çoklu regresyon analizi kullanılarak test edilmiştir. Elde edilen bulgular, Y ve Z kuşağında algılanan faydacı değerin müşteri tatmini üzerinde pozitif yönde anlamlı etkisi olduğunu göstermektedir. Ancak, hedonik değer açısından bakıldığında, Z kuşağında algılanan hedonik değerin müşteri tatmini üzerinde pozitif yönde anlamlı etkisi var iken, Y kuşağında böyle bir etkinin olmadığı tespit edilmiştir.
Çocukların tüketici olarak sosyalizasyonu sürecinde sosyalleşme aracıları, bezdirme gücü ve ebeveyn satın alma davranışı ilişkisi
Çocuklar alışveriş sırasında kullanacakları bilgi ve davranışları tüketici olarak sosyalizasyon süreci içinde öğrenirler. Bu süreç bireysel faktörler, sosyalleşme aracıları, öğrenme modelleri ve bunlar sonucunda çocukta oluşan davranışlardan meydana gelir. Tüketici sosyalleşmesi olarak da ifade edilen tüketici sosyalizasyonu sürecinde en etkili unsurun sosyalleşme aracıları olduğu ve bu sürecin değişik sosyal ortamlarda çocuğun aile, akranlar, kitle iletişim araçları gibi sosyalleşme aracılarıyla etkileşimi sonucunda oluştuğu kabul edilmektedir. Çocuklar tüketici olma sürecinde daha çok ailelerinden etkilenmekte, tüketimle ilgili beceri ve tutumları ebeveynleri aracılığıyla edinmektedir. Ebeveynler bir yandan çocukların tüketim davranışlarını belirlemede etkili bir aracı iken, aynı zamanda çocuklarının etkisi altında kalarak satın alma davranışı gerçekleştiren bireylerdir. Kitle iletişim araçları da çocukların sosyalleşmesinde en az aileler kadar etkilidir. Kitle iletişim araçlarında yayınlanan programlar ve reklamlar sayesinde çocuklar daha fazla tüketim davranışı öğrenmektedirler. Bu noktada özellikle çocuklara yönelik gıda reklamlarının rolü büyüktür. Son yıllarda çocuklara yönelik reklamların çoğu, kalorisi yüksek ve besin değeri düşük olan gıda ürünlerini içeren televizyon ve çevrimiçi reklamlardan oluşmaktadır. Bu reklamların özellikle küçük yaştaki çocukları savunmasız hale getirdiği, çünkü televizyon ve çevrimiçi reklamların ikna edici amacını anlamak için bu yaştaki çocukların bilişsel becerilere sahip olmadıkları görülmektedir. Dolayısıyla, medyada yayınlanan gıda reklamlarının etkisi altında doğrudan alım gücüne sahip olamayan küçük çocukların, özellikle kalorisi yüksek ancak besin değeri düşük gıdalara yönelik satın alma taleplerinde ebeveynlerine bezdirme gücü uyguladıkları da yaygın görülen bir davranıştır. Çocukların tüketici sosyalleşmesi süreci boyunca medya etkisine ailelerin ne şekilde arabuluculuk edecekleri ve çocuklarının satın alma taleplerinde uyguladıkları bezdirme gücüne nasıl karşılık verecekleri ebeveynlik tarzına bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Bu tez çalışmasında, çocukların kalorisi yüksek ancak besin değeri düşük ve genellikle abur cubur gıdalar olarak bilinen paketli gıdalara yönelik geliştirdiği bezdirme gücünde ebeveynlik tarzları ve medyanın rolü ebeveyn arabuluculuğu ile ilişkilendirilerek incelenmiştir. Aynı zamanda bezdirme gücünün ebeveyn satın alma davranışına etkisi de incelenmiştir. Araştırma kapsamında hem nitel hem de nicel araştırma yöntemlerine başvurulmuştur. Öncelikle 5-8 yaş aralığında çocuğu olan 20 anne ile derinlemesine görüşmeler yapılmış, daha sonra 360 anneye yüz yüze yöntem ile anket çalışması uygulanmıştır. Toplanan verilerin analizinde betimleyici analiz, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon analizi ve basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmada ulaşılan sonuçlara göre; aktif ve kısıtlayıcı medya aracılığı ebeveynlik tarzlarına göre farklılık göstermektedir. İlgi düzeyi yüksek (demokratik ve izin verici) annelerin ilgi düzeyi düşük annelere (otoriter ve ihmalkâr) kıyasla medya içerikleri ve reklamlar konusunda çocuklarıyla iletişim kurma konusunda daha istekli oldukları görülmektedir. Benzer şekilde demokratik, otoriter ve izin verici annelerin ihmalkâr annelere kıyasla medya içeriğine yönelik daha fazla kısıtlama koyduğu görülmektedir. Çocuklarına aktif biçimde aracılık eden ebeveynler medya içerikleri ve reklamlar hakkında konuşup tartışmayı tercih ederken; kısıtlayıcı biçimde aracılık edenler ise içeriklere ve reklamlara ne derece maruz kalındığını kontrol etme ve sınırlama yöntemine başvurmaktadırlar. Her iki yöntemin de çocukların reklamı yapılan ürünlere yönelik satın alma isteklerinde anneleri üzerindeki bezdirme gücünü azalttığı bulunmuştur. Ayrıca, çocukların geliştirdiği bezdirme gücünün ebeveynlik tarzları ile ilişkili olduğu, otorite düzeyi düşük olan annelerin yüksek olan annelere kıyasla çocukları tarafından daha fazla baskı altında tutulduğu gözlemlenmiştir. Son olarak, çocuklardaki bezdirme gücünün ebeveyn satın alma davranışı ile ilişkili olduğu, bu gücün etkisi altında kalarak çocuklarının talep ettikleri paketli gıdaları ebeveynlerin satın aldıkları belirlenmiştir.
Kompulsif satın alma ve bilişsel uyumsuzluk ilişkisi: Bipolar bozukluğu olan tüketiciler üzerine bir araştırma
Tüketicilerin günümüzde ihtiyaçlarından daha fazlasını satın aldıkları, hatta ihtiyaç dışı aşırı alışveriş yaptıkları görülmektedir. Nedeni açıklanamayan, sürekli tekrarlayan takıntılı alışveriş, kompulsif satın alma kavramını ortaya çıkarmıştır. Kompulsif satın alma kontrolsüz ve engellenemez bir alışveriş dürtüsüdür. Öte yandan bipolar bozukluğu olan tüketicilerin de aynı zamanda kompulsif alıcılar olduğu görülmektedir. Bu kişiler, depresif dönemlerinde daha çok satın alma gerçekleştirip, alışverişin kendilerini daha iyi hissettirdiğini inanmaktadırlar. Bipolar bozukluğu olan kişilerin yaptıkları alışverişlerin gerçek ihtiyaçlardan çok dürtüsel olarak yapıldığı bilinmektedir. Bu nedenle, kompulsif satın alma davranışını tetikleyen dışsal faktörlerden kontrolsüz kredi kartı kullanımı ve reklama karşı tutumun kompulsif satın alma davranışı ve davranışın da alışveriş sonrası pişmanlık (bilişsel uyumsuzluk) üzerindeki etkisinin ortaya çıkarılmasının amaçlandığı bu tez çalışmasında, bipolar bozukluğu olan tüketiciler üzerinde bir uygulama gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'nde takip edilen Bipolar Bozukluk tanılı 153 kişiden yüz yüze anket yöntemi ile toplanmıştır. Toplanan verilerin analizinde betimleyici analiz ve basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmada ulaşılan sonuçlara göre kontrolsüz kredi kartı kullanımının ve reklama yönelik tutumun kompulsif satın alma davranışına pozitif yönde; kompulsif satın almanın da alışveriş sonrası pişmanlık üzerinde pozitif yönde etkisi olduğu belirlenmiştir. Bipolar bozukluk tanısı olan kişilerin kompulsif tüketim yaptıkları, bu tüketimin özellikle rasyonel olmayan kredi kartı kullanımından ve reklamlardan etkilendiği belirlenmiştir. Ayrıca kompulsif tüketim yapan bipolar tüketicilerin yaptıkları alışverişten üzüntü ve pişmanlık duydukları da gözlemlenmiştir.
Yoksulluk tüketimi: Yoksul tüketicilerin tüketim davranış kalıpları
Yoksulluğun nedenleri, yoksulluğu azaltma veya yoksulluktan kurtulma, kısaca "asgari düzeyde insana yakışır bir yaşam" birçok sosyal disiplinin uzun zamandır ilgilendiği konular olmuştur. Sanayileşmiş ülkelerde tüketim günlük yaşamda önemli bir rol oynamaktadır. Tüketim toplumu içinde normallik tüketme kabiliyeti ile eşittir. Tüketicilerin pazarın cazibesine en son ve en iyi tüketim mallarını alarak yanıt vermeleri beklenmektedir. Toplumun varlıklı üyeleri bu beklentiyi yerine getirirken, tüketim pazarının cazibesine cevap verme yetenekleri sınırlı olan yoksul tüketiciler ise toplumdan ayrıştırılıp "istenmeyen", "tüketmeyen" ve "kusurlu tüketiciler" olarak görülmektedirler. Düşük gelirli tüketicilerin bu şekilde görülmesi veya tanımlanması pazarlamacıların bu tüketicileri görmezden gelmelerine neden olmaktadır. Ve bu tüketiciler hedef pazarlar olarak yüksek önceliğe sahip olmadıklarından pazar araştırmalarında arka planda kalmaktadırlar. Oysa gelişen bilgi teknolojileri ve hızlı küreselleşme çağında tüketim kültürünün mesajlarına maruz kalan yoksul tüketiciler "modern" yaşam tarzının bir parçası olmayı istemekte ve sosyal olarak kabul edilebilirliği sağlamak için kurallara uyma ihtiyacı duymaktadırlar. Kendilerini bu mesajlardan soyutlayamayan yoksul tüketiciler her ne kadar finansal kısıtlamalara sahip olsalar da bu duruma ayak uydurmaya çalışmaktadırlar. Ve bunu tüketim ile gerçekleştirmektedirler. Yoksul tüketicilerin riskli, karsız olduklarına ilişkin bir dizi inanış vardır. Yoksul tüketiciler hakkında yaygın olarak kabul edilen bu inanışların kırılması gerekmektedir. Bu çalışma, bu inanışları kırmayı ve yoksulların tüketim davranış kalıpları ile ilgili daha geniş bir çerçeve çizmeyi amaçlamaktadır. Yoksul tüketicilerin tüketim davranış kalıplarının belirlenmesi amacı ile nitel araştırma yürütülmüş; 30 yoksul tüketici ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Verilerin analizinde betimleyici analiz ve içerik analizi kullanılmıştır. Nitel araştırma bulguları sosyal karşılaştırma ve materyalizm değişkenlerinin yoksul tüketicilerin satın alma davranışı açısından önemli olduğunu göstermiştir. Bu bulgular doğrultusunda sosyal karşılaştırma ve materyalizmin bilinen markalı beğenmeli malları satın alma davranışı üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla nicel araştırma yürütülmüştür. Nicel araştırmada planlı davranış teorisi temel alınmıştır. Bu doğrultuda 430 tüketiciye yüz yüze yöntem ile anket çalışması uygulanmıştır. Toplanan verilerin analizinde keşfedici faktör analizi, çoklu regresyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Nitel araştırma sonuçlarına göre yoksul tüketiciler dokuz kategoride (satın alma alışkanlıkları, alışveriş yeri tercihleri, yoksullukla baş etme stratejileri, alışveriş motivasyonları, fiyat bilinci, kalite bilinci, marka bilinci, marka bağlılığı, görece daha fazla ödeme yapmak zorunda kalmaları) incelenmiştir. Nicel araştırma bulgularına göre sosyal karşılaştırmanın ve materyalizmin bilinen markalı beğenmeli malları satın almaya ilişkin tutum üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Subjektif norm, tutum ve algılanan davranış kontrol değişkenlerinin niyeti pozitif etkilediği bulunmuştur. Son olarak niyetin davranış üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç kısmında, nitel ve nicel araştırma bulguları doğrultusunda, işletmelere ve gelecekteki çalışmalara yönelik öneriler tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Yoksulluk, tüketim, sosyal karşılaştırma, materyalizm, planlı davranış teorisi
Tüketicilerin fonksiyonel gıdalara yönelik tutum ve niyeti üzerinde sağlıklı yaşam tarzının etkisi
Zamanla hızlı ve düzensiz yaşam tarzlarındaki artış, bu yaşam tarzına uyum sağlayan, anında hazır olabilen işlem görmüş paketli gıdaların insanlar tarafından yoğun bir şekilde tüketilmesine yol açmıştır. Üretimi esnasında besin değerleri zarar gördüğü için eksik beslenmeye yol açan bu gıdalar, insanların tansiyon, kalp, şeker, kanser ve obezite gibi ciddi rahatsızlıklara sahip olmasına neden olmuştur. Bu ciddi rahatsızlıklardan kurtulmak için verilen çabalar sonucunda gıdaların unutulan şifa veren özelliği yeniden keşfedilmiş ve temel besin ihtiyacını karşılamanın ötesinde vücuda ek faydalar sağlayan fonksiyonel gıdalara yönelik artan bir ilgi oluşmaya başlamıştır. Artan sağlık bilinciyle beraber sağlıklı yaşam tarzı davranışlarının benimsenmesi sonucunda fiziksel, zihinsel ve sosyal yönden tam bir iyilik halini destekleyen sağlıklı yaşam tarzı ve fonksiyonel gıdalar arasındaki yakın ilişki dikkat çeken bir konu haline gelmiştir. Bu nedenle, tüketicilerin fonksiyonel gıdalara yönelik tutum ve niyeti üzerinde sağlıklı yaşam tarzının etkisinin ortaya çıkarılmasının amaçlandığı bu tez çalışması gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri Adana ilinde yaşayan, farklı sosyo-ekonomik özelliklere sahip 421 katılımcıdan çevrimiçi ve yüz yüze anket yöntemiyle elde edilmiş ve verilerin analizinde betimleyici analiz, araştırma modelinin test edilmesinde ise basit ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada ulaşılan sonuçlara göre, tüketicinin sağlıklı yaşam tarzının fonksiyonel gıdalara yönelik tutumları olumlu bir şekilde etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca fonksiyonel gıdalara yönelik tutumların bu gıdaları tüketme niyetini etkilemesinin yanında tüketicinin sağlıklı yaşam tarzının da bu gıdaları tüketme niyetini olumlu bir şekilde etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlıklı yaşam tarzı, fonksiyonel gıdalar, tutumlar, niyetler, yaşam tarzları.
Mobil alışverişte artırılmış gerçeklik: Müşterilerin davranışlarını etkileyen değişkenlerin SOR Paradigması ile analizi
Günümüzün dönüştürücü teknolojilerinden biri olan artırılmış gerçeklik teknolojisi perakendecilik sektörüne yenilikler getirmeye, tüketici-marka etkileşimini değiştirmeye başlamıştır. Bu çalışmada müşterilerin mobil alışveriş yaparken artırılmış gerçeklik teknolojisi kullanımlarını etkileyen belirleyiciler SOR Paradigması temelinde incelenmiştir. Bu doğrultuda 400 üniversite öğrencisinden çevrim içi anket verisi toplanarak veriler yapısal eşitlik modellemesi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda canlılık, özgünlük, ürün bilgilendiriciliği değişkenlerinin tüketicilerin hedonik ve faydacı değer algılarını pozitif yönde etkilediği belirlenirken, mekansal bulunma değişkeninin sadece faydacı değer algısını pozitif yönde etkilediği belirlenmiştir. Tüketicilerin hedonik ve faydacı değer algılarının alışveriş esnasındaki psikolojik ilhamı pozitif yönde etkilediği; bunun sonucunda ise tüketicilerin artırılmış gerçeklik özellikli alışveriş uygulamalarını kullanmaya devam etme niyetlerinin arttığı tespit edilmiştir. Ayrıca interaktiflik ve sistem kalitesi değişkenlerinin hedonik ve faydacı değer algısı üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı ve mekansal bulunma değişkeninin hedonik değer algısını etkilemediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Akıllı Perakendecilik, Artırılmış Gerçeklik Pazarlaması, SOR Paradigması