Theses supervised by Prof. Dr. Fikret Dülger

11 theses · Çukurova University

DoctorateOpen AccessTR

Dış ticaret teorileri bağlamında outsourcing ve Türkiye uygulamaları

Bu tez çalışmasında dünya ticaretinde önemi giderek artan ve uluslararası ticaretin yeni ya da bir başka biçimi olarak nitelendirilen uluslararası outsourcing analiz edilmiştir. Bu bağlamda öncelikle uluslararası outsourcingin modellenmesine yönelik teorik yaklaşımlar ele alınmış ve uluslararası outsourcingin ticaret teorilerine eklemlenme süreci açıklanmıştır. Uluslararası outsourcingin ekonomik etkileri açıklandıktan sonra ise bu yeni ticaret biçiminin ölçümüne yönelik alternatif yaklaşımlara yer verilmiştir. Çalışmanın ampirik uygulama kısmında öncelikle Türkiye'de uluslararası outsourcingin sektörel düzeyde önemi ve gelişimi incelenmiştir. Uluslararası outsourcingin ölçülmesinde Türkiye ekonomisine ait girdi-çıktı tabloları ile Türkiye'nin dış ticaret istatistiklerinden yararlanılmıştır. Alternatif outsourcing göstergelerine dayalı ölçüm sonuçları 1995-2011 döneminde Türkiye'nin imalat sanayi genelinde ve ana metaller ve ulaşım araçları gibi önemli alt endüstrilerinde outsourcingin arttığını ortaya koymuştur. Çalışmada ayrıca aralarında Türkiye'nin de yer aldığı 31 ülkeli bir ülke örneklemi için outsourcingin belirleyicileri de analiz edilmiştir. Panel veri tahminine dayalı bulgular ışığında outsourcingin temel belirleyicilerinin ticaret maliyetleri ve döviz kuru olduğu tespit edilmiştir. Ticaret maliyetlerindeki azalışların ve ulusal paradaki değerlenmelerin outsourcingi artırdığı gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Uluslararası outsourcing, uluslararası ticaret, panel veri.

Dış kaynaklardan yararlanmaPanel veri modelleriTicaret+2
Salih Gencer
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ekonomisi için döviz kurunun portfolyo dengesi yaklaşımı ile test edilmesi

Portfolyo dengesi yaklaşımı, döviz kurlarında görülen kısa dönemli değişimleri açıklamak üzere geliştirilen bir teoridir. Bu bağlamda döviz kurlarında görülen kısa dönemli değişimler, varlık piyasalarındaki etkileşimler sonucu finansal varlıkların arz ve talep denge durumundan sapmalar ile belirlenmektedir. 24 Ocak 1980 tarihinde alınan ekonomik istikrar tedbirleri ile birlikte Türkiye, ekonomi politikasında köklü bir değişime gitmiş ve yeni bir dönemin başlangıcını yapmıştır. Bu doğrultuda zamanla kambiyo rejimi liberalize edilmiş, kurların serbest piyasa koşulları altında belirlenebilmesi için adımlar atılmış ve sermaye hareketlerinin önündeki kısıtlar kaldırılmıştır. Böylece ekonomik otoritenin kurlar üzerindeki etkisi giderek düşmüş ve kurlar üzerinde finansal sermaye akımlarının belirleyiciliği artmıştır. 2001 yılında kurların serbest dalgalanmaya bırakılmasıyla kurlar üzerinde finansal varlık piyasalarının etkisi iyice yükselmiştir. Böylece ekonomik birimlerin portfolyoları üzerine aldıkları kararlar ile döviz kurları değişimi arasında bağ oldukça güçlenmiştir. Bu tez çalışmasında Türkiye Ekonomisi için nominal döviz kurlarında görülen kısa dönemli değişimler portfolyo dengesi yaklaşımı çerçevesinde açıklanmaya çalışılmıştır. Bu nedenle, yurtiçi ve yurtdışı yerleşiklerin portfolyolarında yaptıkları yeniden tahsis süreçlerinin kısa dönemde döviz kuru üzerine etkisinin ne olduğunun sınanabilmesi için, ekonomik birimlerin finansal portfolyolarında bulunan en büyük varlık kalemlerinin bulunduğu iki model oluşturulmuş ve bu modeller ARDL zaman serisi metodu ile incelenmiştir. Sonuç olarak portfolyo dengesi yaklaşımının öne sürdüğü "döviz kurlarının kısa dönemde finansal varlık piyasalarının etkisinde olduğu" hipotezi Türkiye Ekonomisi için doğrulanmıştır.

Döviz kuruDöviz kuru oynaklığıEkonomi+3
Ahmet Çakmakoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve ekonomik bütünleşmeler: Türkiye üzerine bir uygulama

Gelişmekte olan ülkeler ve azgelişmiş ülkelerin ekonomik büyüme ve kalkınmalarını gerçekleştirmelerinde önemli bir dış kaynak olan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının bu ülkelere yönelmesinde birçok faktör etkilidir. Ekonomik entegrasyonlara üyeliğin bu yatırımlar üzerindeki rolü ise son yıllarda üzerinde oldukça fazla durulan bir konudur. Bu çalışmada temelde doğrudan yabancı sermaye yatırımları üzerinde ekonomik entegrasyon bölgelerine üyeliğin etkisi araştırılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada gerek teorik gerek ise uygulamalı literatürden sağlanılan bir model eşliğinde, Türkiye'de 1974- 2015 dönemine ait yıllık veriler ile birim kök, eşbütünleşme ve hata düzeltme modeli kullanılarak ekonomik entegrasyonlara üyelik sürecinin bir göstergesi olarak Avrupa Birliği ve Türkiye arasında 1995'te imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması'nın Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Gümrük birliğinin etkisi modele kukla değişken olarak eklenmiştir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını etkileyen diğer faktörlerden piyasa büyüklüğünün göstergesi olarak gayri safi yurtiçi hasıla, işgücü maliyetlerinin göstergesi olarak asgari ücret ve ekonomik istikrarsızlığın göstergesi olarak enflasyon oranı değişkenleri de modele dahil edilmiştir. Modelin tahmini sonucunda, gümrük birliğine üyeliğin Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını pozitif etkilediği görülmüştür. 1996 yılı ve sonrasında 1996 öncesine göre Türkiye'ye gelen bu yatırımlarda artış görülmektedir.

BütünleşmeDoğrudan yabancı sermaye yatırımlarıEkonomi politikaları+5
Esin Güzhan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Dış ticaret teorisinde heterojenlik ve finansal kısıtlar

Son yıllarda firma bazlı verilere ulaşılabilirliğin artmasıyla, 1990'lı yılların ortalarında gözlemlenmeye başlayan temel ve kapsamlı değişim ile uluslararası ticaretin nedenleri ve sonuçlarının ortaya konmasında firma düzeyinde alınan kararların önemi ve firmanın karakteristik özellikleri giderek daha fazla vurgulanmaktadır (Bernard, Jensen, Redding ve Schott, 2007). Uluslararası dış ticarette ortaya çıkan bu değişim Yeni Yeni Dış Ticaret Teorisi (YYDT) olarak adlandırılmaktadır. YYDT bağlamında Melitz (2003) öncülüğünde gelişen heterojen firma modelleri, firma verimliliği ile aynı sektör içindeki firmaların farklı karakteristik özellikler sergilemesi üzerine odaklanmaktadır. Bu bağlamda, çalışmanın amacı, 2003-2013 döneminde heterojen firma bağlamında geliştirilen modellerle, Türkiye ekonomisi imalat sanayinde, finansal kısıtların ve firmanın diğer karakteristik firmaların ihracat davranışlarını nasıl etkilediğinin, Levinsohn (1999)'da belirtilen dış ticaret serbestleşmesi sonrasında sektör içerisinde firmalar arasında başlıca gözlemlenen yeniden tahsis mekanizmasının araştırılması ve Melitz (2003)'te de belirtilen ekstra dış ticaret kazançlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. İmalat sanayi analiz sonuçları, toplam faktör verimliliği ve firmanın ihracatı arasında pozitif ilişki olduğunu ortaya koyarken finansal kısıtların firmanın ihracat performansı üzerinde kısıtlayıcı etkisi olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan bulgular, ihracat hacmini arttırmaya yönelik olarak politika oluşumlarında ihracatçı olmayıp ancak ihracat piyasasında açılabilme potansiyeline sahip çok sayıda firmanın faaliyet gösterdiği göz önüne alınarak kaynak dağılımı etkinliğini arttıracak daha etkin kaynak kullanımına yönelik firma bazlı politikaların oluşması gerekliliğini vurgulamaktadır.

Dış ticaret politikalarıFinansal kısıtKısıtlılık analizi+4
Almıla Burgaç Çil
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Philllps eğrisi kapsamında, para politikası stratejileri ve çıktı açığı: Türkiye örneği

Politika yapıcılar tarafından, para politikalarının etkinliğini arttırmaya yönelik olarak fiyat hareketlerini etkileyen birçok faktör veya değişken izlenmektedir. Bunlar arasında en temel faktörün, ekonominin toplam arz ve toplam talep arasındaki farkı niteleyen çıktı açığı olduğu ileri sürülmektedir. Özellikle enflasyon hedeflemesi uygulayan birçok ülke merkez bankası çıktı açığını yakından takip etmekte ve ileriye dönük enflasyon tahminlerinde bir gösterge olarak kullanmaktadır. Yeni Keynesyenler, geliştirdikleri Yeni Keynesyen Phillips eğrisi denklemiyle, enflasyonun temel kaynağının ileriye dönük beklentiler ile birlikte reel marjinal maliyet göstergesi olarak niteledikleri çıktı açığı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Fuhrer ve Moore (1995) ve Mankiw ve Reis (2002) ise çalışmalarında özellikle yüksek enflasyon deneyimi yaşamış ülkelerde enflasyonun saf ileriye dönük beklentilerle belirlenemeyeceğini, Phillips eğrisi denkleminde geriye dönük beklentilerinde dikkate alınması gerektiğini ileri sürerek Melez Yeni Keynesyen Phillips eğrisinin teorik temellerini ortaya koymuşlardır. Nitekim enflasyon hedeflemesi stratejisi uygulayan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası da ileriye dönük enflasyon tahminlerinde çıktı açığını ve reel üretim düzeyi ile enflasyon arasındaki ilişkiyi yakından izlemektedir. Bu bağlamda, çalışmanın amacı, 2002:M01-2017:M04 dönemi Türkiye ekonomisi verilerini kullanarak tek değişkenli, deterministik trend, Hodrick Prescott, Beveridge Nelson yöntemleri ve ekonomik teoriye dayanan yapısal VAR (SVAR) analizinden elde edilen çıktı açıklarının enflasyon üzerinde etkili olup olmadığının Melez Yeni Keynesyen Phillips eğrisi denklemi tahmini ile incelenmesi ve enflasyon tahmininde hangi açığın daha etkili olduğunun araştırılmasıdır. Yapılan analizler sonucunda her dört yöntemle elde edilen açıkların enflasyon üzerinde anlamlı etkilere sahip olduğu, ancak SVAR analizinden elde edilen açıkların enflasyon tahmi

AçıklıkEkonomi politikalarıEnflasyon+6
Burhan Biçer
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Verimlilik artışının ekonomik büyümeye etkisi

Materyal verimliliği temelinde incelenen yakınsamanın varlığı literatürde yok denecek kadar azdır. Bu çalışma ülkeler arası yakınsamanın olup olmadığını ülkelerin materyal verimlilikleri açısından inceleyerek literatüre katkı yapmaktadır. Yakınsama hipotezi, gelişmiş ekonomiler ile gelişmemiş ekonomiler arasındaki farkın zamanla kapanacağını varsaymaktadır. Az gelişmiş ekonomilerin geri kalmanın avantajından yararlanarak gelişmiş ekonomilere üretimde teknik bilgi ve teknolojiyi artırarak girdi miktarında daha fazla çıktı yaratma becerisini elde edebileceklerdir. Materyal verimliliği, ülkelerin doğadan ve ithalat yoluyla üretim sürecine dahil olan tüm materyallere ilişkin verimliliği incelemektedir. Materyal verimliliği dikkate alınmasının nedeni artan nüfus ve sürdürülebilirlik projeksiyonları ülkelerin materyal verimlilikleri konusunda önemle üzerinde durmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın ana amacı materyal verimliliği yakınsamasını analiz etmektir. Analize konu olan 100 ülkenin yakınsayıp yakınsamadığı araştırılmıştır. Bu ülkeler düşük, düşük-orta, yüksek-orta ve yüksek gelir düzeyi olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Gruplar, her grubun kendi materyal verimliliği ortalamasına yakınsaması ve her grubun yüksek gelirli grubun materyal verimliliği ortalamasına yakınsaması şeklinde iki formda incelenmiştir. Sonuçlara göre düşük-orta gelir grubunda yer alan ülkelerin hem grup içi materyal verimliliği ortalamasına hem de yüksek gelirli ülkelerin materyal verimliliği ortalamasına yakınsadığı gözlemlenmiştir.

EkonomiEkonomik büyümeEkonomik etki+2
Uğur Coşkun
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Dış ticaret teorilerinde çekim modelinin yeri ve Türkiye ekonomisi için sınanması

Bu çalışmanın amacı, çekim modelinin Tinbergen'in (1962) ilk versiyonundan itibaren dış ticaret uygulamalarındaki yeri ve önemini, analizlerinde karşılaşılan sorunları ve çözüm önerilerini incelemektir. Bu amaçla modelin dış ticaret teorileriyle olan ilişkisi ve uyumluluğu hem teorik hem de uygulamalı olarak gösterilmektedir. Çekim denkleminin teorik altyapısı ise firma heterojenliği kapsamındaki Helpman-Melitz-Rubinstein (2008) modeli çerçevesinde ele alınmaktadır. HMR (2008) modeli ile sıfır ticaret akımları iktisadi bir anlamlılık kazanmış; sabit ihracat maliyetleri ve firmaların verimlilik seviyeleri ile açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın diğer bir odak noktası ise Krugman'ın (1995) altın hata olarak değerlendirdiği çok yönlü direnç terimlerinin ihmaliyle oluşacak yanlı tahminlerin çözümü üzerine olmuştur. Anderson & van Wincoop (2003), geliştirdiği yapısal çekim modeli ile bu soruna teorik bir çözüm kazandırmıştır. Bu çalışma, Türkiye'nin dış ticaret akımlarını hem Tinbergen'in (1962) temel çekim modeli hem de Anderson & van Wincoop'un (2003) yapısal çekim modeli kapsamında sınamayı hedeflemiştir. Bu amaçla Türkiye'nin 139 ticaret partneriyle olan ticaret ilişkisi 2010-2018 yılları arasında EKK, FGLS ve NLS yöntemleriyle 2.502 gözlem kullanılarak tahmin edilmiştir. Daha sonra ülke-spesifik sabit etkiler modeliyle dünyanın ticaret yapısı yine 2010-2018 dönemini kapsayacak şekilde 140 ülke ve 138.845 gözlem ile sınanmıştır. Böylelikle çekim modellerinin, ticaret akımlarını ve ticaret maliyetlerini tahmin etme gücü ortaya konmak hedeflenmiştir.

Cazibe modelleriTicaret akımlarıTürk ekonomisi+1
Ozan Çağrı Demiray
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ekonomisinde sanayisizleşme olgusu

Bu çalışmada, 1980'lerde neo-liberal politikalar sonucu ortaya çıkan sanayisizleşme olgusunun Türkiye ekonomisindeki varlığı araştırılacaktır. Sanayisizleşme kavramı genel olarak ekonomik faaliyetlerin imalat sanayiden hizmetler sektörüne dönüşümünü ifade etmektedir. 1990'lara kadar yapısal dönüşüm olarak adlandırılan bu kavram, 1990'lardan sonra küreselleşme ve kapitalizmin ilerlemesiyle birlikte sanayisizleşme ismini almış ve popüler bir söylem haline gelmiştir. Sanayizleşmenin tespitinde ise imalat sanayinin istihdam ve reel katma değer payındaki azalışları temel ölçüt olarak kullanılmaktadır. Sanayisizleşme olgusu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklı şekillerde ortaya çıkmıştır, Türkiye'deki yansımaları ise 1980'li yıllardan itibaren görülmeye başlamıştır. Ekonomide sanayinin geri plana atılması ve hizmet odaklı büyüme modelinin tercih edilmesi Türkiye'nin krizlere karşı daha kırlıgan hale gelmesine neden olmuştur. Bu çalışmada Türkiye'deki sektörel gelişmelerin durumu ele alınarak, ekonomide sanayisizleşme olgusunun olup olmadığı ARDL sınır testi yaklaşımı ile araştırılmıştır.

EndüstriEndüstri politikalarıEndüstri sektörü+4
Anıl Kayıran
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarımsal destekleme politikalarının tarımsal üretim üzerine etkisi

Tarım sektörü, toplumun gıda ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra ülke ekonomilerinin de kalkınması için büyük bir öneme sahiptir. Tarımsal faaliyetlerin doğa koşullarına ve mevsimselliğe olan duyarlılığı, üretimin sürdürülebilirliğini olumsuz olarak etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, tarımsal üretimi etkilediğini varsaydığımız destekleme ödemeleri ile tarımsal kredileri, tarımsal sabit sermaye yatırımları ve tarımsal istihdamı analiz ederek uygulanan destekleme ödemelerinin, sayılan diğer değişkenlerle ve tarımsal üretimle olan ilişkisinin değerlendirmesini yapmaktır. Çalışmada, Türkiye'de uygulanan tarımsal destekleme politikalarının ve diğer değişkenlerin tarımsal üretim üzerindeki etkisi 1994-2023 yıllarını kapsayan 30 yıllık veri seti kullanılarak ARDL sınır testi ve Hata Düzeltme Modeli ile incelenmiştir. Analiz sonuçları, destekleme ödemeleri, tarımsal krediler ve sabit sermaye yatırımlarının uzun vadede tarımsal üretim üzerinde olumlu etkiler yarattığını ortaya koymaktadır. Ancak, destekleme ödemelerinin üretim üzerindeki uzun vadeli pozitif etkisinin diğer değişkenlere kıyasla daha sınırlı olduğu, kısa vadede ise bu ödemelerin üretim üzerinde negatif bir etkiye yol açtığı gözlemlenmiştir. Tarımsal istihdam ile üretim arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Bununla birlikte, tarım sektöründe kısa dönemde yaşanan şokların neden olduğu üretim dengesizliğinin uzun dönemde hızla etkisini yitirdiği görülmüştür. Sonuç olarak, tarımsal destekleme politikaları tarım sektöründe yaşanan olumsuzlukları kapsayıcı bir yaklaşım ile stratejik hedefler ve amaçlar doğrultusunda tekrar şekillendirilmeli ve uygulanan politikaların etkinliği ve verimliliği belirli aralıklarla politika belirleyiciler tarafından takip edilmelidir. Anahtar Kelimler: Tarımsal Destekleme Politikaları, ARDL Sınır Testi, Tarım Sektörü, Tarımsal Krediler, Tarımsal Sabit Sermaye Yatırımları, Tarımsal İstihdam

Muhittin Ekiz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Makro ihtiyati politikaların finansal istikrar ve makro ekonomik göstergeler üzerine etkileri

21. yy'ın başlarından itibaren görülme sıklığı artan finansal krizler ve bunların reel ekonomik faaliyetler üzerindeki olumsuz etkileri bağlamında, hakim paradigmanın temel varsayımlarının (ve modellerinin) finansal istikrarı da gözeten çerçevede genişletilmesi ve makro finansal istikrar sağlama güdüsüyle tasarlanan makro ihtiyati politika araçlarının uygulanması önem kazanmıştır. Gelişmekte olan ülke grubunda yer alan Türkiye ekonomisinde de, 2010 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası ve Finansal İstikrar Komitesi koordinasyonunda, sermaye hareketleri, kurlar ve kredilerdeki oynaklıklardan kaynaklı kırılganlıklara yönelik birçok araç uygulamaya konulmuştur. Finansal istikrarın sağlanması ve kaynakların reel ekonomiye verimli bir şekilde tahsis edilmesini amaçlayan makro ihtiyati politikaların, para politikasını tamamlayıcı bir unsur olarak ve aktarım kanallarının etkinliğini artırarak makroekonomik istikrara olumlu katkı sağlaması beklenmektedir. Bu bağlamda, çalışmada, Türkiye ekonomisi dinamiklerinde önem arz eden makro finansal değişkenleri içeren modelin tahminiyle, MİP'ların sermaye hareketleri, döviz kuru ve kredi büyümesi üzerindeki etkileri, bu kanallarla çıktı ve fiyat hareketlerini ne yönde etkilediği ve yayılımlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca, dışa kapalı ve kısıtlı dışa açık bir yapıda tasarlanan DSGD modelinin Türkiye ekonomisine özgü parametrelerle kalibre edilerek, MİP'ların genel denge etkilerine yönelik ipuçlarının sunulması hedeflenmektedir. Zaman serisi tekniklerine dayalı ampirik analiz sonuçları MİP'ların finansal istikrarsızlıklarla ilişkilendirilen kısa vadeli sermaye girişleri, döviz kuru, kredi büyümeleri ve fiyat artışları üzerinde negatif yönde etkileri bulunduğunun yanı sıra makro finansal riskleri ve oynaklıkları sınırlayarak üretimi olumlu yönde etkileme potansiyeline sahip olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca, MİP'ların modelde yer alan değişkenler üzerinde belirli düzeyde yayılımlara sahip olduğu ve bu yayılımların dinamik olarak Türkiye ekonomisinde içsel veya dışsal nedenlerle finansal risklerin arttığı dönemlere paralel şekilde yükseldiği görülmektedir. Bununla birlikte, dışa kapalı ve kısıtlı dışa açık dinamik stokastik genel denge modeli kalibrasyon bulguları, içsel kredi değer oranı ve konjonktürel sermaye gereksinimi şokunun bankacılık kesimi bilançosu, krediler ve toplam talep bileşenleri olmak üzere makro finansal değişkenler üzerinde anlamlı etkileri bulunduğunu göstermektedir. Çalışmadan elde edilen bulgular bağlamında, uzun vadede finansal krizlerin oluşumunu azaltmaya yönelik olarak benimsenen makro ihtiyati politikalar, para politikasının tamamlayıcısı olarak, özellikle bankacılık kesimi bilanço, kredi ve kur kanallarının daha etkin çalışmasını destekleyerek, daha sağlıklı bir finansal-makroekonomik ilişki sağlama ve reel ekonomiyi olumlu yönde etkileme potansiyeline sahiptir.

Burhan Biçer
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Finansal döngü durgunluğu hipotezi ve para politikası etkinliği: Türkiye örneği

2008 küresel finansal krizi kendinden önceki krizlerden meydana geliş şekli ve yayılışı itibariyle ayrılmıştır. Mevcut alandaki literatür bu krizi açıklamakta yetersiz kalmış ve bu nedenle konu üzerindeki tartışmalar devam etmiştir. Finansal alanda meydana gelen bu kriz merkez bankalarının politika anlayışı, uygulayışı, araçlarının etkinliği üzerinde yeni tartışmaları meydana getirirken öte yandan merkez bankalarının nihai amacının da yeniden gözden geçirilerek fiyat istikrarının yanında finansal istikrarının sağlanmasının da nihai amacı olması gerektiği yönünde değiştirmiştir. Geleneksel politika araçlarının büyük resesyondan çıkışta etkili olmayışı ülke merkez bankalarının konvansiyonel olmayan politika araçlarını geliştirmesine neden olmuştur. Krizden çıkışın mevcut imkanlarla sağlanamayışı ve mevcut iktisadi yaklaşımların bu krizi sona erdirmeye yönelik tartışmaları ışığında yeni bir hipotezin ortaya atılmasına neden olmuştur; "finansal döngü durgunluğu hipotezi". BIS tarafından ortaya konulan bu hipotez henüz gelişme aşamasında olup 2008 küresel finansal krizinin aslında finansal döngünün bir aşaması olduğu mevcut politika uygulamalarıyla bu durumdan çıkışın zaman alabileceğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma ile çalışma sayısının her geçen gün daha da arttığı finansal döngünün Türkiye ekonomisi için tahmini gerçekleştirilirken, para politikası araçlarından faizin krediler üzerinde ele alınan dönem içinde politika etkinliği sorgulanmıştır. Bu değerlendirmeler ilk aşamada dış borç kısıtı altında finansal döngünün tahmin edilmesi ile başlayıp, sonraki aşamada finansal döngünün en iyi temsilcilerinden birisi olarak kabul edilen kredilerin reel sektör ve hanehalkı ekseninde incelenmiştir. Araştırmanın ilerleyen kısmında ise merkez bankası politika aracı olarak faizin reel sektör, hanehalkı ve finans sektörü kredileri özelinde etkinliği sorgulanmıştır.

Derya Türker Yöntem
Çukurova University
2025
00

Other supervisors