Theses supervised by Prof. Dr. Galip Ekuklu

25 theses · Trakya University

DoctorateOpen AccessTR

Aile hekimlerinin uygulamadaki tarama ve takip programları hakkındaki öz değerlendirmesi ve görüşleri: Çanakkale örneği

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, Çanakkale'de çalışan aile hekimlerinin, Sağlık Bakanlığı'nca belirlenen koruyucu sağlık hizmetlerini uygulama düzeylerinin belirlenmesi; aile hekimlerinin bu hizmetler hakkındaki görüşlerinin ve yaşadıkları sorunların değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmamızda iki aşamalı karma yöntem kullanılmıştır. Çalışmanın ilk aşaması kantitatif, 2. aşaması kalitatif olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın 1. aşamasının evrenini Çanakkale'de çalışan 170 aile hekimi oluşturmaktadır. Örneklem seçilmeden, evrenin tamamına ulaşılması amaçlanmıştır; araştırma verileri soru formu yoluyla toplanmıştır. 2. aşama için 5 katılımcı ile görüşme yapılmıştır; yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşme yapılmıştır. Katılımcıların HYP (Hastalık Yönetim Platformu) ve PSM'de (Periyodik Sağlık Muayeneleri ve Tarama Testleri Rehberi) belirtilen işlemleri uygulama düzeyi 0-100 arası bir değer alacak şekilde puanlanmıştır. Bulgular: Araştırmamızın 1. aşamasına 142 (katılım orantısı %83,5) aile hekimi katılmıştır. Katılımcıların %58,5'i erkek, %80,3'ü pratisyen aile hekimidir; yaş ortalaması 45,2'dir. Katılımcıların, HYP ve PSM'nin uygulanabilir olduğunu düşünme orantısı sırasıyla %15,5 ve %42,3'tür. PSM uygulama puanı 62,8, HYP uygulama puanı 26,5 olup, aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Günlük ortalama muayene sayısı ile HYP uygulama puanı arasında pozitif yönlü, zayıf şiddette korelasyon tespit edilmiştir; diğer sosyodemografik özellikler ve çalışma özellikleri ile HYP ve PSM uygulama puanı arasında ilişki tespit edilememiştir. Çalışmamızın 2. aşamasında yapılan görüşmelerde; koruyucu sağlık hizmetleri ile ilgili görüşler, koruyu sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlar ve koruyucu sağlık hizmetlerinde yaşanan sorunlarla ilgili çözüm önerileri olmak üzere 3 tema belirlenmiştir. Sonuç: Katılımcılarımız, birinci basamakta önerilen koruyucu sağlık hizmetlerinin uygulanabilirliğinin düşük olduğunu düşünmekte ve düşük düzeyde uygulamaktadır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin, birinci basamağın en önemli görevi olduğu düşünülmektedir. Bu hizmetlerde yaşanan sorunlar arasında aile hekimlerinin iş yükünün fazla olması, bireylerin sağlıkları ile ilgili sorumluluğunun düşük olması ve aile hekimliği birimlerine bağlı nüfusun fazla olması yer almaktadır.

Birinci basamak sağlık hizmetleriCinsel sağlıkKoruyucu sağlık hizmetleri+5
Süleyman Konuş
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin farklı sınıflarında öğrenim gören tıp öğrencilerinin, aile hekimliği ve iç hastalıkları asistanlarının yaşlılara yönelik bilgi ve tutumları

Demografik dönüşüm, nüfus içerisinde yaşlı bireylerin oranının artmasına yol açar. Tıbbi iş gücü planlaması açısından önemli olan bu durum; giderek artan sayıda yaşlı hastanın bakım ve tedavisini üstlenmek durumunda kalacak olan, tüm hekimlerin yaşlı bireylere yönelik bilgi, tutum ve becerilerini geliştirmeleri gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda, tıp öğrencilerinin ve asistan hekimlerin, yaşlı bireylere yönelik bilgi düzeylerinin artırılması ve olumlu tutumlarının desteklenmesi büyük önem taşımaktadır. Çalışmamız, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören birinci, dördüncü ve altıncı sınıf lisans öğrencileri ile aile hekimliği ve iç hastalıkları asistan hekimleri arasında yaşlılara yönelik bilgi ve tutumlar açısından fark olup olmadığını değerlendirmek, sosyo demografik değişkenlerle ilişkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 2023-2024 Öğretim Yılı Bahar Döneminde, literatürden yararlanılarak geliştirilen 31 soru ve UCLA Geriatrik Tutumlar Ölçeği'ne ait 14 soru olmak üzere toplam 45 sorudan oluşan anket formu kullanılarak 434 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Aile hekimliği asistanlarının, iç hastalıkları asistanlarına kıyasla; kadınların erkeklere kıyasla; geniş ailede yetişenlerin çekirdek ailede yetişenlere kıyasla; büyükanne ve büyükbabalarıyla daha sık görüşenlerin daha seyrek görüşenlere kıyasla; yaşamlarının belirli bir döneminde 65 yaş üstü bir yetişkinle birlikte yaşama deneyimi olanların bu deneyimi olmayanlara kıyasla; akademik kariyerin devamında yaşlı sağlığına ilgi duyanların ilgi duymayanlara kıyasla ve hekimlik mesleğini severek yaptığını belirtenlerin bunu kısmen veya hayır olarak belirtenlere kıyasla daha olumlu tutumlara sahip oldukları belirlenmiştir. Yaşlılara yönelik bilgi düzeyi incelendiğinde klinik deneyimi artan gruplarda hasta yönetimi ve klinik uygulama ile ilişkili bilgi sorularında anlamlı düzeyde daha yüksek doğru yanıt oranları saptanmıştır. Aile hekimliği ve iç hastalıkları asistanları arasında yaşlılara yönelik bilgi düzeyi açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır.

Mehmet Alperen Sezer
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yetişkin yaş grubu Tetanos Bilgi Ölçeğinin geliştirilmesi: Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması

Bu çalışmanın amacı, yetişkin yaş grubunda tetanos bilgi düzeyini ölçmek üzere geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Veri toplama süreci, Şubat 2025–Haziran 2025 tarihleri arasında Edirne ili merkez ilçesindeki Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 18 yaş ve üzeri toplam 400 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama işlemi sosyodemografik değişkenlerin yer aldığı 13 soru ve Yetişkin Yaş Grubu Tetanos Bilgi Ölçeğine ait 40 soru olmak üzere toplam 53 sorudan oluşan anket formu ile gerçekleştirilmiştir. Ölçek geliştirme sürecinde, içerik geçerliği Lawshe tekniği ile değerlendirilmiş, kapsam geçerlik oranı hesaplanarak ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0,94 bulunmuştur. Yapı geçerliği için veri seti ikiye ayrılmış; 200 kişilik ilk veri grubuna açımlayıcı faktör analizi, diğer 200 kişilik gruba doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda ölçek 7 alt boyut ve 23 maddeden oluşmuştur ve faktör yükleri 0,40'ın üzerinde saptanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizinde 7 alt boyut ve 22 maddenin uyum indeksleri kabul edilebilir düzeyde bulunmuştur. Güvenirlik analizlerinde Cronbach Alfa katsayısı, madde-toplam korelasyonları, % 27'lik alt-üst grup karşılaştırmaları ve İkiye Bölme Güvenirliği yöntemleri kullanılmıştır. Ölçeğin tamamı için Cronbach Alfa katsayısı 0,87 olarak bulunmuş, alt boyutların Cronbach Alfa değerleri de kabul edilebilir sınırlar içinde yer almıştır. İkiye Bölme Güvenirliği analizinde Spearman-Brown katsayısı 0,92 olarak hesaplanmıştır. Ölçek maddelerinin madde-toplam korelasyonlarının tümü 0,30'un üzerinde olup, %27'lik alt-üst grup karşılaştırmaları istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Geliştirilen "Yetişkin Yaş Grubu Tetanos Bilgi Ölçeği"nin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Ölçek, halk sağlığı alanında tetanos bilgi düzeyinin değerlendirilmesi ve eğitim programlarının planlanması amacıyla kullanılabilir niteliktedir.

Miraç Çağlayan
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

1990'dan günümüze Türkiye'de ishalli hastalıklara bağlı ölümlerin etiyolojik faktörlere atfedilen oranlarının trendi: Bir hastalık yükü çalışması Türkiye örneği

Bu çalışmanın amacı Küresel Hastalık Yükü-2021 çalışması verileri kullanılarak, Türkiye'de 1990-2021 yılları arasında ishalli hastalıkların mortalitesinin çeşitli etiyolojik faktörlere atfedilen oranlarının yıllar içindeki trendini cinsiyet ve yaş gibi değiştirilemez risk faktörlerine göre incelemektir. Çalışmanın bulgularına göre etkenlere atfedilen ölüm ve engelliliğe göre ayarlanmış yaşam yılları bir etken dışında diğer tüm etkenlerde 1990-2021 yılları arasında düşüş eğiliminde olduğu, bir etkende de aynı yıllarda artış eğiliminde olduğu görülmüştür. Yaşa özel ölüm sayıları incelendiğinde oransal olarak 1990-2021 yılları arasında iki yaş grubunda (beş yaş altı ve yetmiş yaş üstü) hala önemli sayıda ölüme sebep olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, elde edilen bulgular ishalli hastalıklara bağlı ölümlerde anlamlı bir ilerleme kaydedildiğini göstermekle birlikte, bu kazanımların sürdürülebilir kılınması için etken temelli yaklaşımın ve yaş grubu odaklı müdahalelerin kararlılıkla devam ettirilmesi gerekmektedir. Azalan eğilim, mücadelenin başarısını göstermekle beraber daha yüksek hedeflere ulaşmak için bir motivasyon kaynağı olarak değerlendirilmelidir.

Hazım Barış Pınarbaşı
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi'nin bazı fakültelerinde son sınıf öğrencilerinin Ortoreksiya Nervoza eğilimi ve ilişkili faktörler

Yeme davranış bozuklukları önemli bir sağlık sorunu olarak görülmekte olup birçok çevresel, sosyokültürel etkenle ilişkilendirilmiştir. Ortoreksiya nervoza doğru beslenme kaygısının kişinin günlük işlevselliğini etkileyecek kadar patolojik saplantı boyutlarında gözlemlenmesidir. Sağlık anksiyetesi ise "herhangi bir hastalığı olmamasına rağmen bireyin kendi bedenindeki değişiklikleri hastalık belirtileri olarak abartılı şekilde yorumlaması" olarak tarif edilmektedir. Gıda okuryazarlığı; ihtiyaçları karşılamak ve gıda alımını belirlemek için gıdaları planlamak, yönetmek, seçmek, hazırlamak ve yemek için gerekli olan birbiriyle ilişkili bilgi, beceri ve davranışlar bütünüdür. Çalışmamızda; Trakya Üniversitesi'nin bazı fakültelerinde öğrenim görmekte olan son sınıf öğrencilerinde ortoreksiya nervozaya yatkınlık ile ilişkili olabilecek sosyodemografik değişkenlerin saptanması, ortoreksiya nervozaya yatkınlık ile eğitim türü, sağlık anksiyetesi ve gıda okuryazarlığı arasında bir ilişki olup olmadığının saptanması amaçlanmıştır. Araştırma 2023-2024 Öğretim Yılı Bahar Döneminde, araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak geliştirilen 18 soru, Ortoreksiya Nervoza Envanteri'ne (ONE) ait 24 soru, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği'ne ait 18 soru, Gıda Okuryazarlığı Kısa Form'a ait 12 soru olmak üzere toplam 72 sorudan oluşan anket formu uygulanması yoluyla gerçekleştirildi. Toplamda 467 öğrenciye oluşturulan bu anket formu uygulandı. Çalışmamızda öğrencilerin cinsiyeti, sağlık ve beslenme dersi olan fakültede eğitim görmesi, kronik hastalık tanısı olma durumu, alkol tüketim alışkanlığı ile ONE puanı arasında bir ilişki bulunmamıştır. Fiziksel aktivite yapanlarda, özel diyet uygulayanlarda, geliri giderinden az olanlarda, beden kitle indeksi yüksek olanlarda, sağlık anksiyete ölçeği puanı yüksek olanlarda, gıda okuryazarlığı kısa form puanı yüksek olanlarda, başka bir yeme bozukluğu tanısı olanlarda ONE puanı daha yüksek bulunmuştur.

Beslenme ve yeme bozukluklarıOrtoreksiya nervozaSağlık anksiyetesi+1
Yusuf Ergin
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi'nin bazı fakültelerinde son sınıf öğrencilerinin Ortoreksiya Nervoza eğilimi ve ilişkili faktörler

Yeme davranış bozuklukları önemli bir sağlık sorunu olarak görülmekte olup birçok çevresel, sosyokültürel etkenle ilişkilendirilmiştir. Ortoreksiya nervoza doğru beslenme kaygısının kişinin günlük işlevselliğini etkileyecek kadar patolojik saplantı boyutlarında gözlemlenmesidir. Sağlık anksiyetesi ise "herhangi bir hastalığı olmamasına rağmen bireyin kendi bedenindeki değişiklikleri hastalık belirtileri olarak abartılı şekilde yorumlaması" olarak tarif edilmektedir. Gıda okuryazarlığı; ihtiyaçları karşılamak ve gıda alımını belirlemek için gıdaları planlamak, yönetmek, seçmek, hazırlamak ve yemek için gerekli olan birbiriyle ilişkili bilgi, beceri ve davranışlar bütünüdür. Çalışmamızda; Trakya Üniversitesi'nin bazı fakültelerinde öğrenim görmekte olan son sınıf öğrencilerinde ortoreksiya nervozaya yatkınlık ile ilişkili olabilecek sosyodemografik değişkenlerin saptanması, ortoreksiya nervozaya yatkınlık ile eğitim türü, sağlık anksiyetesi ve gıda okuryazarlığı arasında bir ilişki olup olmadığının saptanması amaçlanmıştır. Araştırma 2023-2024 Öğretim Yılı Bahar Döneminde, araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak geliştirilen 18 soru, Ortoreksiya Nervoza Envanteri'ne (ONE) ait 24 soru, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği'ne ait 18 soru, Gıda Okuryazarlığı Kısa Form'a ait 12 soru olmak üzere toplam 72 sorudan oluşan anket formu uygulanması yoluyla gerçekleştirildi. Toplamda 467 öğrenciye oluşturulan bu anket formu uygulandı. Çalışmamızda öğrencilerin cinsiyeti, sağlık ve beslenme dersi olan fakültede eğitim görmesi, kronik hastalık tanısı olma durumu, alkol tüketim alışkanlığı ile ONE puanı arasında bir ilişki bulunmamıştır. Fiziksel aktivite yapanlarda, özel diyet uygulayanlarda, geliri giderinden az olanlarda, beden kitle indeksi yüksek olanlarda, sağlık anksiyete ölçeği puanı yüksek olanlarda, gıda okuryazarlığı kısa form puanı yüksek olanlarda, başka bir yeme bozukluğu tanısı olanlarda ONE puanı daha yüksek bulunmuştur.

Beslenme ve yeme bozukluklarıOrtoreksiya nervozaSağlık anksiyetesi+1
Yusuf Ergin
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi'nin bazı fakültelerinde son sınıf öğrencilerinin Ortoreksiya Nervoza eğilimi ve ilişkili faktörler

Yeme davranış bozuklukları önemli bir sağlık sorunu olarak görülmekte olup birçok çevresel, sosyokültürel etkenle ilişkilendirilmiştir. Ortoreksiya nervoza doğru beslenme kaygısının kişinin günlük işlevselliğini etkileyecek kadar patolojik saplantı boyutlarında gözlemlenmesidir. Sağlık anksiyetesi ise "herhangi bir hastalığı olmamasına rağmen bireyin kendi bedenindeki değişiklikleri hastalık belirtileri olarak abartılı şekilde yorumlaması" olarak tarif edilmektedir. Gıda okuryazarlığı; ihtiyaçları karşılamak ve gıda alımını belirlemek için gıdaları planlamak, yönetmek, seçmek, hazırlamak ve yemek için gerekli olan birbiriyle ilişkili bilgi, beceri ve davranışlar bütünüdür. Çalışmamızda; Trakya Üniversitesi'nin bazı fakültelerinde öğrenim görmekte olan son sınıf öğrencilerinde ortoreksiya nervozaya yatkınlık ile ilişkili olabilecek sosyodemografik değişkenlerin saptanması, ortoreksiya nervozaya yatkınlık ile eğitim türü, sağlık anksiyetesi ve gıda okuryazarlığı arasında bir ilişki olup olmadığının saptanması amaçlanmıştır. Araştırma 2023-2024 Öğretim Yılı Bahar Döneminde, araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak geliştirilen 18 soru, Ortoreksiya Nervoza Envanteri'ne (ONE) ait 24 soru, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği'ne ait 18 soru, Gıda Okuryazarlığı Kısa Form'a ait 12 soru olmak üzere toplam 72 sorudan oluşan anket formu uygulanması yoluyla gerçekleştirildi. Toplamda 467 öğrenciye oluşturulan bu anket formu uygulandı. Çalışmamızda öğrencilerin cinsiyeti, sağlık ve beslenme dersi olan fakültede eğitim görmesi, kronik hastalık tanısı olma durumu, alkol tüketim alışkanlığı ile ONE puanı arasında bir ilişki bulunmamıştır. Fiziksel aktivite yapanlarda, özel diyet uygulayanlarda, geliri giderinden az olanlarda, beden kitle indeksi yüksek olanlarda, sağlık anksiyete ölçeği puanı yüksek olanlarda, gıda okuryazarlığı kısa form puanı yüksek olanlarda, başka bir yeme bozukluğu tanısı olanlarda ONE puanı daha yüksek bulunmuştur.

Beslenme ve yeme bozukluklarıOrtoreksiya nervozaSağlık anksiyetesi+1
Yusuf Ergin
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı: Sistematik derleme ve meta-analiz

Araştırmalar, tüm dünyada D vitamini eksikliğinin artmakta olduğunu ve bunun önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini göstermektedir. D vitamini eksikliği, genel popülasyonda mortalite için bağımsız bir risk faktörü olup, kanser, kalp hastalıkları, kırıklar, otoimmün hastalıklar, grip, tip 2 diyabet ve depresyon gibi birçok hastalığın etiyolojisinde rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, 2003-2023 yılları arasında dünya genelinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansını sistematik derleme ve meta-analiz ile tahmin etmektir. Sistematik derlemeler ve meta-analizler için tercih edilen raporlama öğeleri önerilerine uygun prosedürler izlenmiş ve sistematik derlemelerin uluslararası prospektif kaydı kaydı oluşturulmuştur. 4 farklı veri tabanından literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Dünya genelinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı % 51,1 olarak saptandı. Bu oran kadınlarda % 56,8 iken; erkeklerde % 43,8 olarak tespit edildi. Afrika bölgesinde D vitamini eksikliği prevalansı % 54,2 olarak tahmin edilmekte, bu oran sağlıklı yetişkin kadınlarda % 61,6'dır. Amerika bölgesinde genel D vitamini eksikliği prevalansı % 34,3 iken, kadınlarda % 33,5, erkeklerde ise % 30,7 olarak hesaplanmıştır. Avrupa'da genel prevalans % 51,6, kadınlarda % 60,5 ve erkeklerde % 52,8 olarak tespit edilmiştir. Batı Pasifik bölgesinde genel prevalans % 44,9, kadınlarda % 55,3 ve erkeklerde %33,5 olarak bulunmuştur. Doğu Akdeniz bölgesinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı % 62,1.Doğu Akdeniz'de kadınlarda D vitamini eksikliği % 62,7, erkeklerde % 49,3 olarak hesaplanmıştır. Güneydoğu Asya bölgesinde genel prevalans % 55,3, kadınlarda % 58,8 ve erkeklerde % 53,0 olarak gözlemlenmiştir. Genel olarak en düşük D vitamini eksikliği prevalansı Amerika'da saptanmış olup, burada her üç kişiden birinde eksiklik tespit edilmiştir. Kadınlarda D vitamini eksikliği erkeklere göre daha yüksek oranlarda bulunmuş, özellikle Doğu Akdeniz'de % 62,7 ile en yüksek prevalansa ulaşmıştır. Bu bulgular, her bölgenin kendine özgü stratejiler geliştirmesi gerektiğini göstermektedir. Güneş ışığına maruziyeti artırma ve D vitamini takviyeleri gibi halk sağlığı önlemleri, eksiklikle mücadelede etkili olabilir. Uluslararası ve yerel sağlık kuruluşlarının bu konuda eğitim ve farkındalık kampanyaları düzenlemesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: D vitamini eksikliği, yetişkinler, prevalans, sistematik derleme ve meta-analiz

Vitamin D eksikliği
Berna Büşra Ergin
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı: Sistematik derleme ve meta-analiz

Araştırmalar, tüm dünyada D vitamini eksikliğinin artmakta olduğunu ve bunun önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini göstermektedir. D vitamini eksikliği, genel popülasyonda mortalite için bağımsız bir risk faktörü olup, kanser, kalp hastalıkları, kırıklar, otoimmün hastalıklar, grip, tip 2 diyabet ve depresyon gibi birçok hastalığın etiyolojisinde rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, 2003-2023 yılları arasında dünya genelinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansını sistematik derleme ve meta-analiz ile tahmin etmektir. Sistematik derlemeler ve meta-analizler için tercih edilen raporlama öğeleri önerilerine uygun prosedürler izlenmiş ve sistematik derlemelerin uluslararası prospektif kaydı kaydı oluşturulmuştur. 4 farklı veri tabanından literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Dünya genelinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı % 51,1 olarak saptandı. Bu oran kadınlarda % 56,8 iken; erkeklerde % 43,8 olarak tespit edildi. Afrika bölgesinde D vitamini eksikliği prevalansı % 54,2 olarak tahmin edilmekte, bu oran sağlıklı yetişkin kadınlarda % 61,6'dır. Amerika bölgesinde genel D vitamini eksikliği prevalansı % 34,3 iken, kadınlarda % 33,5, erkeklerde ise % 30,7 olarak hesaplanmıştır. Avrupa'da genel prevalans % 51,6, kadınlarda % 60,5 ve erkeklerde % 52,8 olarak tespit edilmiştir. Batı Pasifik bölgesinde genel prevalans % 44,9, kadınlarda % 55,3 ve erkeklerde %33,5 olarak bulunmuştur. Doğu Akdeniz bölgesinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı % 62,1.Doğu Akdeniz'de kadınlarda D vitamini eksikliği % 62,7, erkeklerde % 49,3 olarak hesaplanmıştır. Güneydoğu Asya bölgesinde genel prevalans % 55,3, kadınlarda % 58,8 ve erkeklerde % 53,0 olarak gözlemlenmiştir. Genel olarak en düşük D vitamini eksikliği prevalansı Amerika'da saptanmış olup, burada her üç kişiden birinde eksiklik tespit edilmiştir. Kadınlarda D vitamini eksikliği erkeklere göre daha yüksek oranlarda bulunmuş, özellikle Doğu Akdeniz'de % 62,7 ile en yüksek prevalansa ulaşmıştır. Bu bulgular, her bölgenin kendine özgü stratejiler geliştirmesi gerektiğini göstermektedir. Güneş ışığına maruziyeti artırma ve D vitamini takviyeleri gibi halk sağlığı önlemleri, eksiklikle mücadelede etkili olabilir. Uluslararası ve yerel sağlık kuruluşlarının bu konuda eğitim ve farkındalık kampanyaları düzenlemesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: D vitamini eksikliği, yetişkinler, prevalans, sistematik derleme ve meta-analiz

Vitamin D eksikliği
Berna Büşra Ergin
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı: Sistematik derleme ve meta-analiz

Araştırmalar, tüm dünyada D vitamini eksikliğinin artmakta olduğunu ve bunun önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini göstermektedir. D vitamini eksikliği, genel popülasyonda mortalite için bağımsız bir risk faktörü olup, kanser, kalp hastalıkları, kırıklar, otoimmün hastalıklar, grip, tip 2 diyabet ve depresyon gibi birçok hastalığın etiyolojisinde rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, 2003-2023 yılları arasında dünya genelinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansını sistematik derleme ve meta-analiz ile tahmin etmektir. Sistematik derlemeler ve meta-analizler için tercih edilen raporlama öğeleri önerilerine uygun prosedürler izlenmiş ve sistematik derlemelerin uluslararası prospektif kaydı kaydı oluşturulmuştur. 4 farklı veri tabanından literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Dünya genelinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı % 51,1 olarak saptandı. Bu oran kadınlarda % 56,8 iken; erkeklerde % 43,8 olarak tespit edildi. Afrika bölgesinde D vitamini eksikliği prevalansı % 54,2 olarak tahmin edilmekte, bu oran sağlıklı yetişkin kadınlarda % 61,6'dır. Amerika bölgesinde genel D vitamini eksikliği prevalansı % 34,3 iken, kadınlarda % 33,5, erkeklerde ise % 30,7 olarak hesaplanmıştır. Avrupa'da genel prevalans % 51,6, kadınlarda % 60,5 ve erkeklerde % 52,8 olarak tespit edilmiştir. Batı Pasifik bölgesinde genel prevalans % 44,9, kadınlarda % 55,3 ve erkeklerde %33,5 olarak bulunmuştur. Doğu Akdeniz bölgesinde sağlıklı yetişkinlerde D vitamini eksikliği prevalansı % 62,1.Doğu Akdeniz'de kadınlarda D vitamini eksikliği % 62,7, erkeklerde % 49,3 olarak hesaplanmıştır. Güneydoğu Asya bölgesinde genel prevalans % 55,3, kadınlarda % 58,8 ve erkeklerde % 53,0 olarak gözlemlenmiştir. Genel olarak en düşük D vitamini eksikliği prevalansı Amerika'da saptanmış olup, burada her üç kişiden birinde eksiklik tespit edilmiştir. Kadınlarda D vitamini eksikliği erkeklere göre daha yüksek oranlarda bulunmuş, özellikle Doğu Akdeniz'de % 62,7 ile en yüksek prevalansa ulaşmıştır. Bu bulgular, her bölgenin kendine özgü stratejiler geliştirmesi gerektiğini göstermektedir. Güneş ışığına maruziyeti artırma ve D vitamini takviyeleri gibi halk sağlığı önlemleri, eksiklikle mücadelede etkili olabilir. Uluslararası ve yerel sağlık kuruluşlarının bu konuda eğitim ve farkındalık kampanyaları düzenlemesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: D vitamini eksikliği, yetişkinler, prevalans, sistematik derleme ve meta-analiz

Vitamin D eksikliği
Berna Büşra Ergin
Trakya University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkisi: Kırklareli ili örneği

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, Kırklareli ilindeki gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkilerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmamızın tipi, Kırklareli İlindeki gebe sınıflarında ve okullarında düzenlenen eğitimlere katılan gebelere verilen eğitimin bilgi ve tutumlarına etkisini belirlemeye yönelik müdahale çalışmasıdır. Araştırma Kırklareli İlindeki tüm gebe sınıflarında ve okullarında 7 Kasım 2022 –14 Nisan 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu tarihlerde eğitime katılan ve araştırmaya katılmayı kabul eden tüm gebeler ile çalışılması hedeflenmiş, örneklem seçimine gidilmemiştir. Araştırmaya 120 gönüllü gebe katılmış ve evren olarak alınmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında 34 adet sosyodemografik özellikleri (yaş, gelir, eğitim durumu, sosyal güvence vb.), gebelik öncesi, doğum ve doğum sonrası döneme soruları da kapsayan ait birey tanıtım formu, gebelik, doğum, lohusalık, emzirme, bebek bakımı ile ilgili 30 adet soru kısımlarını içeren eğitim öncesi gebelerin bilgi düzeyini ölçen anket yapılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında gebe sınıflarında/okullarında verilen eğitim sonrasında eğitimini tamamlayan gebelere eğitim öncesinde cevapladıkları 30 adet bilgi düzey anketi, eğitim sonrası tekrar uygulanmıştır. Gebe sınıflarından ve okullarından memnuniyeti ölçmek için ayrıca eğitimini tamamlayan gebelere 15 soruluk bir memnuniyet anketi de düzenlenmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalamaları 28,73 ± 4,14 yaş (minimum:19 maksimum:46 ) olup, katılımcıların 64,2 %'si ilçelerde ikamet etmektedir. Gebelerin % 70'inin eğitim durumu lisans ve üstüdür. Araştırma grubumuzdaki gebelerin ortalama aylık geliri incelendiğinde, 17.830 TL ± 8.221 Türk Lirası (TL) (minimum: 6.000 TL maksimum: 60.000 TL) olarak bulunmuştur. Gebelerin % 97,5'inin sağlık güvencesinin bulunduğu görülmektedir. Gebeler içinde 90 kişi birinci gebeliği olduğunu belirtirken, 23 kişi ikinci gebeliği olduğunu belirtmiştir. Bir önceki gebeliğinin sonlanma şekli ile ilgili soruya verilen yanıtlar incelendiğinde; % 32,0'si sezaryen yöntemi ile doğum yaparken, % 28,0'i normal doğum yaptıklarını belirtmişlerdir. Doğumun normal fizyolojik bir olay olduğu önermesine, eğitim öncesinde yedi kişi (% 5,8) yanlış yanıt verirken, eğitim sonunda katılımcıların %99,2'si doğru şekilde yanıtlamıştır. Eğitim öncesinde ve eğitim sonrasında bilgi düzeyleri arasındaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,016). ''İlk 6 ay yalnızca anne sütü bebeğin beslenmesinde yeterlidir." önermesine eğitim öncesinde katılımcılar içinden 110 kişi ( % 91,7) doğru yanıt verirken, eğitim sonunda doğru yanıt verenlerin sayısı 119 ( % 99,2) olmuştur. Aradaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,004). Araştırmaya katılan gebelerin tamamı eğitimden memnun kaldıklarını belirtmişlerdir. Sonuç: Araştırmamıza katılan gebelerin hane halkının refah düzeyi eğitim seviyesinin yükselmesi ile artmaktadır. Gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında gebelik döneminde verilen eğitim ile normal doğum oranları ile alakalı genel görüş bu eğitim ile anne adaylarının doğum hakkında sahip olduğu olumsuz düşüncelerini değiştirdiği, doğum korkularını azalttığı, bununla beraber doğumla baş etmelerinin kolaylaştığı ve doğum sürecine aktif katılımlarının sağlandığı yönündedir. Bu eğitimlerde doğumun fizyolojik bir olay olduğu anlatılarak gebeler normal doğuma teşvik edilmekte ve elektif sezaryen tercihlerinin azalması hedeflenmektedir. Eğitim ile birlikte gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında eğitici ile anne adayı arasında güven veren bir iletişim kurulmalı, eğitim alan anne adaylarının özgüvenleri yükseltilerek sadece doğum öncesi ve doğuma değil, doğumdan sonraki sürece hazırlanmaları sağlanmalıdır.

DoğumEğitimGebelik+1
Aylin Can
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkisi: Kırklareli ili örneği

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, Kırklareli ilindeki gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkilerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmamızın tipi, Kırklareli İlindeki gebe sınıflarında ve okullarında düzenlenen eğitimlere katılan gebelere verilen eğitimin bilgi ve tutumlarına etkisini belirlemeye yönelik müdahale çalışmasıdır. Araştırma Kırklareli İlindeki tüm gebe sınıflarında ve okullarında 7 Kasım 2022 –14 Nisan 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu tarihlerde eğitime katılan ve araştırmaya katılmayı kabul eden tüm gebeler ile çalışılması hedeflenmiş, örneklem seçimine gidilmemiştir. Araştırmaya 120 gönüllü gebe katılmış ve evren olarak alınmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında 34 adet sosyodemografik özellikleri (yaş, gelir, eğitim durumu, sosyal güvence vb.), gebelik öncesi, doğum ve doğum sonrası döneme soruları da kapsayan ait birey tanıtım formu, gebelik, doğum, lohusalık, emzirme, bebek bakımı ile ilgili 30 adet soru kısımlarını içeren eğitim öncesi gebelerin bilgi düzeyini ölçen anket yapılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında gebe sınıflarında/okullarında verilen eğitim sonrasında eğitimini tamamlayan gebelere eğitim öncesinde cevapladıkları 30 adet bilgi düzey anketi, eğitim sonrası tekrar uygulanmıştır. Gebe sınıflarından ve okullarından memnuniyeti ölçmek için ayrıca eğitimini tamamlayan gebelere 15 soruluk bir memnuniyet anketi de düzenlenmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalamaları 28,73 ± 4,14 yaş (minimum:19 maksimum:46 ) olup, katılımcıların 64,2 %'si ilçelerde ikamet etmektedir. Gebelerin % 70'inin eğitim durumu lisans ve üstüdür. Araştırma grubumuzdaki gebelerin ortalama aylık geliri incelendiğinde, 17.830 TL ± 8.221 Türk Lirası (TL) (minimum: 6.000 TL maksimum: 60.000 TL) olarak bulunmuştur. Gebelerin % 97,5'inin sağlık güvencesinin bulunduğu görülmektedir. Gebeler içinde 90 kişi birinci gebeliği olduğunu belirtirken, 23 kişi ikinci gebeliği olduğunu belirtmiştir. Bir önceki gebeliğinin sonlanma şekli ile ilgili soruya verilen yanıtlar incelendiğinde; % 32,0'si sezaryen yöntemi ile doğum yaparken, % 28,0'i normal doğum yaptıklarını belirtmişlerdir. Doğumun normal fizyolojik bir olay olduğu önermesine, eğitim öncesinde yedi kişi (% 5,8) yanlış yanıt verirken, eğitim sonunda katılımcıların %99,2'si doğru şekilde yanıtlamıştır. Eğitim öncesinde ve eğitim sonrasında bilgi düzeyleri arasındaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,016). ''İlk 6 ay yalnızca anne sütü bebeğin beslenmesinde yeterlidir." önermesine eğitim öncesinde katılımcılar içinden 110 kişi ( % 91,7) doğru yanıt verirken, eğitim sonunda doğru yanıt verenlerin sayısı 119 ( % 99,2) olmuştur. Aradaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,004). Araştırmaya katılan gebelerin tamamı eğitimden memnun kaldıklarını belirtmişlerdir. Sonuç: Araştırmamıza katılan gebelerin hane halkının refah düzeyi eğitim seviyesinin yükselmesi ile artmaktadır. Gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında gebelik döneminde verilen eğitim ile normal doğum oranları ile alakalı genel görüş bu eğitim ile anne adaylarının doğum hakkında sahip olduğu olumsuz düşüncelerini değiştirdiği, doğum korkularını azalttığı, bununla beraber doğumla baş etmelerinin kolaylaştığı ve doğum sürecine aktif katılımlarının sağlandığı yönündedir. Bu eğitimlerde doğumun fizyolojik bir olay olduğu anlatılarak gebeler normal doğuma teşvik edilmekte ve elektif sezaryen tercihlerinin azalması hedeflenmektedir. Eğitim ile birlikte gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında eğitici ile anne adayı arasında güven veren bir iletişim kurulmalı, eğitim alan anne adaylarının özgüvenleri yükseltilerek sadece doğum öncesi ve doğuma değil, doğumdan sonraki sürece hazırlanmaları sağlanmalıdır.

DoğumEğitimGebelik+1
Aylin Can
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkisi: Kırklareli ili örneği

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, Kırklareli ilindeki gebe sınıflarında ve okullarında verilen eğitimin gebelerin bilgi ve tutumlarına etkilerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmamızın tipi, Kırklareli İlindeki gebe sınıflarında ve okullarında düzenlenen eğitimlere katılan gebelere verilen eğitimin bilgi ve tutumlarına etkisini belirlemeye yönelik müdahale çalışmasıdır. Araştırma Kırklareli İlindeki tüm gebe sınıflarında ve okullarında 7 Kasım 2022 –14 Nisan 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu tarihlerde eğitime katılan ve araştırmaya katılmayı kabul eden tüm gebeler ile çalışılması hedeflenmiş, örneklem seçimine gidilmemiştir. Araştırmaya 120 gönüllü gebe katılmış ve evren olarak alınmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında 34 adet sosyodemografik özellikleri (yaş, gelir, eğitim durumu, sosyal güvence vb.), gebelik öncesi, doğum ve doğum sonrası döneme soruları da kapsayan ait birey tanıtım formu, gebelik, doğum, lohusalık, emzirme, bebek bakımı ile ilgili 30 adet soru kısımlarını içeren eğitim öncesi gebelerin bilgi düzeyini ölçen anket yapılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında gebe sınıflarında/okullarında verilen eğitim sonrasında eğitimini tamamlayan gebelere eğitim öncesinde cevapladıkları 30 adet bilgi düzey anketi, eğitim sonrası tekrar uygulanmıştır. Gebe sınıflarından ve okullarından memnuniyeti ölçmek için ayrıca eğitimini tamamlayan gebelere 15 soruluk bir memnuniyet anketi de düzenlenmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalamaları 28,73 ± 4,14 yaş (minimum:19 maksimum:46 ) olup, katılımcıların 64,2 %'si ilçelerde ikamet etmektedir. Gebelerin % 70'inin eğitim durumu lisans ve üstüdür. Araştırma grubumuzdaki gebelerin ortalama aylık geliri incelendiğinde, 17.830 TL ± 8.221 Türk Lirası (TL) (minimum: 6.000 TL maksimum: 60.000 TL) olarak bulunmuştur. Gebelerin % 97,5'inin sağlık güvencesinin bulunduğu görülmektedir. Gebeler içinde 90 kişi birinci gebeliği olduğunu belirtirken, 23 kişi ikinci gebeliği olduğunu belirtmiştir. Bir önceki gebeliğinin sonlanma şekli ile ilgili soruya verilen yanıtlar incelendiğinde; % 32,0'si sezaryen yöntemi ile doğum yaparken, % 28,0'i normal doğum yaptıklarını belirtmişlerdir. Doğumun normal fizyolojik bir olay olduğu önermesine, eğitim öncesinde yedi kişi (% 5,8) yanlış yanıt verirken, eğitim sonunda katılımcıların %99,2'si doğru şekilde yanıtlamıştır. Eğitim öncesinde ve eğitim sonrasında bilgi düzeyleri arasındaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,016). ''İlk 6 ay yalnızca anne sütü bebeğin beslenmesinde yeterlidir." önermesine eğitim öncesinde katılımcılar içinden 110 kişi ( % 91,7) doğru yanıt verirken, eğitim sonunda doğru yanıt verenlerin sayısı 119 ( % 99,2) olmuştur. Aradaki fark istatistiki yönden anlamlıdır (p<0,004). Araştırmaya katılan gebelerin tamamı eğitimden memnun kaldıklarını belirtmişlerdir. Sonuç: Araştırmamıza katılan gebelerin hane halkının refah düzeyi eğitim seviyesinin yükselmesi ile artmaktadır. Gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında gebelik döneminde verilen eğitim ile normal doğum oranları ile alakalı genel görüş bu eğitim ile anne adaylarının doğum hakkında sahip olduğu olumsuz düşüncelerini değiştirdiği, doğum korkularını azalttığı, bununla beraber doğumla baş etmelerinin kolaylaştığı ve doğum sürecine aktif katılımlarının sağlandığı yönündedir. Bu eğitimlerde doğumun fizyolojik bir olay olduğu anlatılarak gebeler normal doğuma teşvik edilmekte ve elektif sezaryen tercihlerinin azalması hedeflenmektedir. Eğitim ile birlikte gebe bilgilendirme sınıflarında ve gebe okullarında eğitici ile anne adayı arasında güven veren bir iletişim kurulmalı, eğitim alan anne adaylarının özgüvenleri yükseltilerek sadece doğum öncesi ve doğuma değil, doğumdan sonraki sürece hazırlanmaları sağlanmalıdır.

DoğumEğitimGebelik+1
Aylin Can
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne merkez ilçe ilkokul öğrencilerinin problemli medya kullanımı, obezojenik aile ortamları ve duygusal-davranışsal sorunları arasındaki ilişki

ÖZET Aile ortamı ve görsel medya kullanımı, çocukların ruhsal ve fiziksel sağlığı üzerinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma ile ilkokul öğrencilerinin; görsel medya kullanım alışkanlıkları, problemli medya kullanım eğilimleri, aile ortamlarının obezojenikliği, duygusal-davranışsal sorun risklerinin tespit edilmesi, bu faktörler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki bu çalışma; 2023 Eylül - 2024 Haziran tarihleri arasında, Edirne İl Milli Eğitim Müdürlüğü Merkez İlçe İlkokullarında öğrenim gören 1007 öğrencinin velisine 34 soruluk anket, Problemli Medya Kullanım Ölçeği, Aile Beslenme ve Fiziksel Aktivite Ölçeği ve Güçler ve Güçlükler Anketi olmak üzere 106 sorudan oluşan form uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre; fazla kilolu veya obez öğrencilerin hafta sonu görsel medya kullanım süreleri zayıf ve normal kilolu öğrencilere göre daha yüksektir. Öğrencilerin medya kullanım süreleri arttıkça uyku süreleri kısalmakta ve problemli medya kullanım eğilimleri artmaktadır. Obezojenik aile ortamı, problemli medya kullanımı ve duygusal-davranışsal sorunlar arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Aile ortamı daha obezojenik olan öğrencilerin problemli medya kullanım eğilimleri ve duygusal-davranışsal sorun riskleri daha fazladır. Ayrıca problemli medya kullanım eğilimi arttıkça duygusal-davranışsal sorun riskleri de artmaktadır. Yaş, cinsiyet, görsel medya ile karşılaşma yaşı, uyumadan önce ekrana maruziyet, ebeveyn tutumları, keyif alınan aktiviteler ve aile içi beslenme, fiziksel aktivite örüntüleri problemli medya kullanımının yordayıcıları olarak saptanmıştır. Öğrencilerin duygusal-davranışsal sorun risklerinde; problemli medya kullanım eğilimleri, aile beslenme ve fiziksel aktivite örüntüleri ve sosyoekonomik düzeyin belirleyici rol oynadığı gösterilmiştir. Sonuç olarak, ilkokul öğrencilerinin fiziksel ve bilişsel sağlıklı gelişimi için; aile ortamındaki obezojenik faktörler, problemli medya kullanımı ve duygusal-davranışsal sorunlar arasındaki ilişkilerin daha iyi anlaşılması, ebeveyn rehberliği ve bütüncül müdahaleler gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: İlkokul öğrencileri, Problemli medya kullanımı, Obezojenik aile ortamı, Duygusal-davranışsal sorunlar

Fulya Özder Taş
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne merkez ilçe ilkokul öğrencilerinin problemli medya kullanımı, obezojenik aile ortamları ve duygusal-davranışsal sorunları arasındaki ilişki

ÖZET Aile ortamı ve görsel medya kullanımı, çocukların ruhsal ve fiziksel sağlığı üzerinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma ile ilkokul öğrencilerinin; görsel medya kullanım alışkanlıkları, problemli medya kullanım eğilimleri, aile ortamlarının obezojenikliği, duygusal-davranışsal sorun risklerinin tespit edilmesi, bu faktörler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki bu çalışma; 2023 Eylül - 2024 Haziran tarihleri arasında, Edirne İl Milli Eğitim Müdürlüğü Merkez İlçe İlkokullarında öğrenim gören 1007 öğrencinin velisine 34 soruluk anket, Problemli Medya Kullanım Ölçeği, Aile Beslenme ve Fiziksel Aktivite Ölçeği ve Güçler ve Güçlükler Anketi olmak üzere 106 sorudan oluşan form uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre; fazla kilolu veya obez öğrencilerin hafta sonu görsel medya kullanım süreleri zayıf ve normal kilolu öğrencilere göre daha yüksektir. Öğrencilerin medya kullanım süreleri arttıkça uyku süreleri kısalmakta ve problemli medya kullanım eğilimleri artmaktadır. Obezojenik aile ortamı, problemli medya kullanımı ve duygusal-davranışsal sorunlar arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Aile ortamı daha obezojenik olan öğrencilerin problemli medya kullanım eğilimleri ve duygusal-davranışsal sorun riskleri daha fazladır. Ayrıca problemli medya kullanım eğilimi arttıkça duygusal-davranışsal sorun riskleri de artmaktadır. Yaş, cinsiyet, görsel medya ile karşılaşma yaşı, uyumadan önce ekrana maruziyet, ebeveyn tutumları, keyif alınan aktiviteler ve aile içi beslenme, fiziksel aktivite örüntüleri problemli medya kullanımının yordayıcıları olarak saptanmıştır. Öğrencilerin duygusal-davranışsal sorun risklerinde; problemli medya kullanım eğilimleri, aile beslenme ve fiziksel aktivite örüntüleri ve sosyoekonomik düzeyin belirleyici rol oynadığı gösterilmiştir. Sonuç olarak, ilkokul öğrencilerinin fiziksel ve bilişsel sağlıklı gelişimi için; aile ortamındaki obezojenik faktörler, problemli medya kullanımı ve duygusal-davranışsal sorunlar arasındaki ilişkilerin daha iyi anlaşılması, ebeveyn rehberliği ve bütüncül müdahaleler gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: İlkokul öğrencileri, Problemli medya kullanımı, Obezojenik aile ortamı, Duygusal-davranışsal sorunlar

Fulya Özder Taş
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne merkez ilçe ilkokul öğrencilerinin problemli medya kullanımı, obezojenik aile ortamları ve duygusal-davranışsal sorunları arasındaki ilişki

ÖZET Aile ortamı ve görsel medya kullanımı, çocukların ruhsal ve fiziksel sağlığı üzerinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma ile ilkokul öğrencilerinin; görsel medya kullanım alışkanlıkları, problemli medya kullanım eğilimleri, aile ortamlarının obezojenikliği, duygusal-davranışsal sorun risklerinin tespit edilmesi, bu faktörler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki bu çalışma; 2023 Eylül - 2024 Haziran tarihleri arasında, Edirne İl Milli Eğitim Müdürlüğü Merkez İlçe İlkokullarında öğrenim gören 1007 öğrencinin velisine 34 soruluk anket, Problemli Medya Kullanım Ölçeği, Aile Beslenme ve Fiziksel Aktivite Ölçeği ve Güçler ve Güçlükler Anketi olmak üzere 106 sorudan oluşan form uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre; fazla kilolu veya obez öğrencilerin hafta sonu görsel medya kullanım süreleri zayıf ve normal kilolu öğrencilere göre daha yüksektir. Öğrencilerin medya kullanım süreleri arttıkça uyku süreleri kısalmakta ve problemli medya kullanım eğilimleri artmaktadır. Obezojenik aile ortamı, problemli medya kullanımı ve duygusal-davranışsal sorunlar arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Aile ortamı daha obezojenik olan öğrencilerin problemli medya kullanım eğilimleri ve duygusal-davranışsal sorun riskleri daha fazladır. Ayrıca problemli medya kullanım eğilimi arttıkça duygusal-davranışsal sorun riskleri de artmaktadır. Yaş, cinsiyet, görsel medya ile karşılaşma yaşı, uyumadan önce ekrana maruziyet, ebeveyn tutumları, keyif alınan aktiviteler ve aile içi beslenme, fiziksel aktivite örüntüleri problemli medya kullanımının yordayıcıları olarak saptanmıştır. Öğrencilerin duygusal-davranışsal sorun risklerinde; problemli medya kullanım eğilimleri, aile beslenme ve fiziksel aktivite örüntüleri ve sosyoekonomik düzeyin belirleyici rol oynadığı gösterilmiştir. Sonuç olarak, ilkokul öğrencilerinin fiziksel ve bilişsel sağlıklı gelişimi için; aile ortamındaki obezojenik faktörler, problemli medya kullanımı ve duygusal-davranışsal sorunlar arasındaki ilişkilerin daha iyi anlaşılması, ebeveyn rehberliği ve bütüncül müdahaleler gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: İlkokul öğrencileri, Problemli medya kullanımı, Obezojenik aile ortamı, Duygusal-davranışsal sorunlar

Fulya Özder Taş
Trakya University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Edirne ili merkez ilçesi Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezine başvuran bireylerin kanser taramalarına yönelik bilgi ve tutumları ve sağlıklı yaşam farkındalıkları

Giriş ve Amaç: Çalışmada, Edirne merkez ilçedeki Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran yetişkin bireylerin ülkemizde yürütülen kanser tarama programları ile ilgili bilgi ve tutumlarını belirlemek ve bireylerin sağlıklı yaşam biçimi ile ilgili farkındalık düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma Edirne ili merkez ilçesi Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezine başvuran bireylerde 01 Ocak 2023 – 15 Haziran 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu tarihlerde Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran ve araştırmayı kabul eden gönüllü 385 kişi ile yapılmıştır. Çalışmanın verileri sosyo-demografik özellikleri sorgulayan kişisel bilgi formu, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği(KYTÖ) ve Sağlıklı Yaşam Farkındalığı Ölçeği(SYFÖ)ile yüz yüze toplanmıştır. İstatiksel analiz yapmak içim SPSS (IBM SPSS Statics 20) adlı program kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 48,0±9,2'dir. Araştırmaya katılan kişilerin %83,6'sı kadın,%16,4''ü erkektir. Medeni durumlarına bakıldığında %84,4'ü evli,%6'sıbekar, %6'sı ü boşanmış ve %3,6'sı dul olduğunu bildirmiştir. Eğitim durumlarına bakıldığında; katılımcıların %2,3'ü okur-yazar, % 22,9'u ilkokul mezunu,%6,2'si ortaokul mezunu,%28,3'ü lise mezunu, %34,8'iüniversite ve %5,5'i üniversite ve üzeri eğitim düzeylerine sahip olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %49,9'u sigara kullandığı, %74,3'ü sağlıklı beslendiğini düşündüğü ve %38,2 daha önce kanser taraması yaptırdığı belirlenmiştir. SYFÖ toplam puan ortalaması 61,15±13,23'tür. Kadın cinsiyetinde, hayatının herhangi bir döneminde sigara kullanmayanlarda ve sağlıklı beslendiğini düşünenlerde SYFÖ puan ortalamaları anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. Katılımcıların KYTÖ toplam puan ortalaması ise 101,71±12,95 bulunmuş olup kadınlarda anlamlı ölçüde yüksektir. Ayrıca günde 2 paketten fazla sigara içenlerin KYTÖ puanı en düşük bulunmuşken, sağlıklı beslendiğini düşünen katılımcılar kanser taramalarına katılımları daha fazladır. Daha önce kanser taraması yaptıranların kanser taramalarına katılımlarının yüksek olduğunu görmekteyiz. Özgeçmişinde meme, rahim ağzı kanseri varlığı kanser taramalarına tutumu pozitif yönde etkilemiştir. Sonuç: Bulgulara göre kadınlar kanser taramalarına karşı pozitif tutumları mevcut olup ve sağlıklı yaşam farkındalıkları daha yüksektir. Kanser taramaları konusunda bilinçli bir tutum geliştiren bireylerin, taramalara katılım oranlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiş, bu da sağlık hizmetlerine katılımın arttırılmasının önemini vurgulamaktadır. Bireylerin sağlıklı yaşam farkındalığı ne kadar yüksek ise o kadar taramaya katılım arttığı düşünülmektedir. Çalışma, sağlık hizmetleri sunucularının, bireylerin sağlık bilgilerini artırmaya yönelik daha etkin stratejiler geliştirmeleri ve kanser taramalarına katılımı artırmaya yönelik kampanyalar düzenlemelerinin önemini vurgulamaktadır. Bu araştırma, kanser taramalarına yönelik katılımın artırılması için ulusal ve yerelde yılabilecekler konusunda katkı sağlayacak bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kanser, tarama, koruyucu sağlık hizmetleri.

MamografiPrekanseröz durumlarSağlık bilgisi-tutum, uygulama+2
Meltem Sözer Yavuz
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Edirne ili merkez ilçesi Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezine başvuran bireylerin kanser taramalarına yönelik bilgi ve tutumları ve sağlıklı yaşam farkındalıkları

Giriş ve Amaç: Çalışmada, Edirne merkez ilçedeki Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran yetişkin bireylerin ülkemizde yürütülen kanser tarama programları ile ilgili bilgi ve tutumlarını belirlemek ve bireylerin sağlıklı yaşam biçimi ile ilgili farkındalık düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma Edirne ili merkez ilçesi Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezine başvuran bireylerde 01 Ocak 2023 – 15 Haziran 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu tarihlerde Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran ve araştırmayı kabul eden gönüllü 385 kişi ile yapılmıştır. Çalışmanın verileri sosyo-demografik özellikleri sorgulayan kişisel bilgi formu, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği(KYTÖ) ve Sağlıklı Yaşam Farkındalığı Ölçeği(SYFÖ)ile yüz yüze toplanmıştır. İstatiksel analiz yapmak içim SPSS (IBM SPSS Statics 20) adlı program kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 48,0±9,2'dir. Araştırmaya katılan kişilerin %83,6'sı kadın,%16,4''ü erkektir. Medeni durumlarına bakıldığında %84,4'ü evli,%6'sıbekar, %6'sı ü boşanmış ve %3,6'sı dul olduğunu bildirmiştir. Eğitim durumlarına bakıldığında; katılımcıların %2,3'ü okur-yazar, % 22,9'u ilkokul mezunu,%6,2'si ortaokul mezunu,%28,3'ü lise mezunu, %34,8'iüniversite ve %5,5'i üniversite ve üzeri eğitim düzeylerine sahip olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %49,9'u sigara kullandığı, %74,3'ü sağlıklı beslendiğini düşündüğü ve %38,2 daha önce kanser taraması yaptırdığı belirlenmiştir. SYFÖ toplam puan ortalaması 61,15±13,23'tür. Kadın cinsiyetinde, hayatının herhangi bir döneminde sigara kullanmayanlarda ve sağlıklı beslendiğini düşünenlerde SYFÖ puan ortalamaları anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. Katılımcıların KYTÖ toplam puan ortalaması ise 101,71±12,95 bulunmuş olup kadınlarda anlamlı ölçüde yüksektir. Ayrıca günde 2 paketten fazla sigara içenlerin KYTÖ puanı en düşük bulunmuşken, sağlıklı beslendiğini düşünen katılımcılar kanser taramalarına katılımları daha fazladır. Daha önce kanser taraması yaptıranların kanser taramalarına katılımlarının yüksek olduğunu görmekteyiz. Özgeçmişinde meme, rahim ağzı kanseri varlığı kanser taramalarına tutumu pozitif yönde etkilemiştir. Sonuç: Bulgulara göre kadınlar kanser taramalarına karşı pozitif tutumları mevcut olup ve sağlıklı yaşam farkındalıkları daha yüksektir. Kanser taramaları konusunda bilinçli bir tutum geliştiren bireylerin, taramalara katılım oranlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiş, bu da sağlık hizmetlerine katılımın arttırılmasının önemini vurgulamaktadır. Bireylerin sağlıklı yaşam farkındalığı ne kadar yüksek ise o kadar taramaya katılım arttığı düşünülmektedir. Çalışma, sağlık hizmetleri sunucularının, bireylerin sağlık bilgilerini artırmaya yönelik daha etkin stratejiler geliştirmeleri ve kanser taramalarına katılımı artırmaya yönelik kampanyalar düzenlemelerinin önemini vurgulamaktadır. Bu araştırma, kanser taramalarına yönelik katılımın artırılması için ulusal ve yerelde yılabilecekler konusunda katkı sağlayacak bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kanser, tarama, koruyucu sağlık hizmetleri.

MamografiPrekanseröz durumlarSağlık bilgisi-tutum, uygulama+2
Meltem Sözer Yavuz
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Edirne ili merkez ilçesi Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezine başvuran bireylerin kanser taramalarına yönelik bilgi ve tutumları ve sağlıklı yaşam farkındalıkları

Giriş ve Amaç: Çalışmada, Edirne merkez ilçedeki Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran yetişkin bireylerin ülkemizde yürütülen kanser tarama programları ile ilgili bilgi ve tutumlarını belirlemek ve bireylerin sağlıklı yaşam biçimi ile ilgili farkındalık düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma Edirne ili merkez ilçesi Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezine başvuran bireylerde 01 Ocak 2023 – 15 Haziran 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu tarihlerde Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran ve araştırmayı kabul eden gönüllü 385 kişi ile yapılmıştır. Çalışmanın verileri sosyo-demografik özellikleri sorgulayan kişisel bilgi formu, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği(KYTÖ) ve Sağlıklı Yaşam Farkındalığı Ölçeği(SYFÖ)ile yüz yüze toplanmıştır. İstatiksel analiz yapmak içim SPSS (IBM SPSS Statics 20) adlı program kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 48,0±9,2'dir. Araştırmaya katılan kişilerin %83,6'sı kadın,%16,4''ü erkektir. Medeni durumlarına bakıldığında %84,4'ü evli,%6'sıbekar, %6'sı ü boşanmış ve %3,6'sı dul olduğunu bildirmiştir. Eğitim durumlarına bakıldığında; katılımcıların %2,3'ü okur-yazar, % 22,9'u ilkokul mezunu,%6,2'si ortaokul mezunu,%28,3'ü lise mezunu, %34,8'iüniversite ve %5,5'i üniversite ve üzeri eğitim düzeylerine sahip olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %49,9'u sigara kullandığı, %74,3'ü sağlıklı beslendiğini düşündüğü ve %38,2 daha önce kanser taraması yaptırdığı belirlenmiştir. SYFÖ toplam puan ortalaması 61,15±13,23'tür. Kadın cinsiyetinde, hayatının herhangi bir döneminde sigara kullanmayanlarda ve sağlıklı beslendiğini düşünenlerde SYFÖ puan ortalamaları anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. Katılımcıların KYTÖ toplam puan ortalaması ise 101,71±12,95 bulunmuş olup kadınlarda anlamlı ölçüde yüksektir. Ayrıca günde 2 paketten fazla sigara içenlerin KYTÖ puanı en düşük bulunmuşken, sağlıklı beslendiğini düşünen katılımcılar kanser taramalarına katılımları daha fazladır. Daha önce kanser taraması yaptıranların kanser taramalarına katılımlarının yüksek olduğunu görmekteyiz. Özgeçmişinde meme, rahim ağzı kanseri varlığı kanser taramalarına tutumu pozitif yönde etkilemiştir. Sonuç: Bulgulara göre kadınlar kanser taramalarına karşı pozitif tutumları mevcut olup ve sağlıklı yaşam farkındalıkları daha yüksektir. Kanser taramaları konusunda bilinçli bir tutum geliştiren bireylerin, taramalara katılım oranlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiş, bu da sağlık hizmetlerine katılımın arttırılmasının önemini vurgulamaktadır. Bireylerin sağlıklı yaşam farkındalığı ne kadar yüksek ise o kadar taramaya katılım arttığı düşünülmektedir. Çalışma, sağlık hizmetleri sunucularının, bireylerin sağlık bilgilerini artırmaya yönelik daha etkin stratejiler geliştirmeleri ve kanser taramalarına katılımı artırmaya yönelik kampanyalar düzenlemelerinin önemini vurgulamaktadır. Bu araştırma, kanser taramalarına yönelik katılımın artırılması için ulusal ve yerelde yılabilecekler konusunda katkı sağlayacak bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kanser, tarama, koruyucu sağlık hizmetleri.

MamografiPrekanseröz durumlarSağlık bilgisi-tutum, uygulama+2
Meltem Sözer Yavuz
Trakya University · Institute of Health Sciences
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne merkez ilçede görev yapan ve çocuk istismarı ve ihmali vakalarıyla karşılaşma olasılığı bulunan hekimlerin konuyla ilgili bilgi ve tutumları

Çocuk istismarı ve ihmali; insanlık tarihi kadar eski olan, bireysel ve toplumsal derin yaralara sebep olan çok önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma, çocuk istismar ve ihmalinin tanınmasında ve önlenmesinde önemli rolleri olan hekimlerin konu ile ilişkin bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve yaklaşımlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olup, Temmuz 2022 - Mayıs 2023 tarihleri arasında, Edirne merkez ilçede görev yapan Acil Tıp, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Aile Hekimliği birimlerinde görev yapan 236 hekimle yapılmıştır. Veri toplama yöntemi araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak geliştirilen 32 soruluk bir anket formu ve 67 soruluk "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek" (ÇİİBRTYÖ) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza katılan hekimlerin % 38,6'sı tıp fakültesi eğitimleri sırasında veya mezuniyet sonrasında çocuk istismarına yönelik eğitim almış, eğitim alanların yarıdan fazlası (% 51,6) aldıkları eğitimi yetersiz bulduğunu belirtmiştir. Hekimlerin % 90,7'si çocuk istismarı ve ihmali (Çİİ) konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak istediğini ifade etmiştir. Hekimlerin % 68,2'si meslek yaşamlarında istismar/ihmal vakası ile karşılaşmıştır. En çok karşılaşılan istismar türü fiziksel istismardır (% 64,5). Mesleki hayatında Çİİ ile karşılaşan hekimlerin en çok zorlandıkları durumlar içinde ilk sırada % 66,4 ile öykü alma gelmektedir. Hekimlerin % 72,9'u görev yaptıkları kurumlarda Çİİ prosedürünün varlığı hakkında bilgi sahibi değildir. Çalışmamıza katılan hekimlerin ÇİİBRTYÖ genelinden aldıkları puan ortalaması 3,9 ± 0,3 olarak hesaplanmıştır. Hekimlerin bilgi düzeyleri arasında unvan, branş, görev yapılan kurum, istismar ve ihmal vakalarını tanıma ve birbirinden ayırt edebilme durumu, çocuklukta istismar/ihmale uğrama durumu, fiziksel istismar ile karşılaşma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Sonuç olarak; hekimlerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bazı alanlarda yetersiz bilgi ve farkındalığa sahip olduğu ve karşılaştıkları vakalarda süreci yönetmekte zorlandıkları gözlenmektedir. Mezuniyet öncesi ve sonrası verilecek eğitimlerle hekimlerin bilgi farkındalık düzeyleri en yüksek seviyede tutulmaya çalışılmalıdır.

Okullar-halk sağlığı
Kaan Demirbaş
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne merkez ilçede görev yapan ve çocuk istismarı ve ihmali vakalarıyla karşılaşma olasılığı bulunan hekimlerin konuyla ilgili bilgi ve tutumları

Çocuk istismarı ve ihmali; insanlık tarihi kadar eski olan, bireysel ve toplumsal derin yaralara sebep olan çok önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma, çocuk istismar ve ihmalinin tanınmasında ve önlenmesinde önemli rolleri olan hekimlerin konu ile ilişkin bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve yaklaşımlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olup, Temmuz 2022 - Mayıs 2023 tarihleri arasında, Edirne merkez ilçede görev yapan Acil Tıp, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Aile Hekimliği birimlerinde görev yapan 236 hekimle yapılmıştır. Veri toplama yöntemi araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak geliştirilen 32 soruluk bir anket formu ve 67 soruluk "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek" (ÇİİBRTYÖ) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza katılan hekimlerin % 38,6'sı tıp fakültesi eğitimleri sırasında veya mezuniyet sonrasında çocuk istismarına yönelik eğitim almış, eğitim alanların yarıdan fazlası (% 51,6) aldıkları eğitimi yetersiz bulduğunu belirtmiştir. Hekimlerin % 90,7'si çocuk istismarı ve ihmali (Çİİ) konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak istediğini ifade etmiştir. Hekimlerin % 68,2'si meslek yaşamlarında istismar/ihmal vakası ile karşılaşmıştır. En çok karşılaşılan istismar türü fiziksel istismardır (% 64,5). Mesleki hayatında Çİİ ile karşılaşan hekimlerin en çok zorlandıkları durumlar içinde ilk sırada % 66,4 ile öykü alma gelmektedir. Hekimlerin % 72,9'u görev yaptıkları kurumlarda Çİİ prosedürünün varlığı hakkında bilgi sahibi değildir. Çalışmamıza katılan hekimlerin ÇİİBRTYÖ genelinden aldıkları puan ortalaması 3,9 ± 0,3 olarak hesaplanmıştır. Hekimlerin bilgi düzeyleri arasında unvan, branş, görev yapılan kurum, istismar ve ihmal vakalarını tanıma ve birbirinden ayırt edebilme durumu, çocuklukta istismar/ihmale uğrama durumu, fiziksel istismar ile karşılaşma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Sonuç olarak; hekimlerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bazı alanlarda yetersiz bilgi ve farkındalığa sahip olduğu ve karşılaştıkları vakalarda süreci yönetmekte zorlandıkları gözlenmektedir. Mezuniyet öncesi ve sonrası verilecek eğitimlerle hekimlerin bilgi farkındalık düzeyleri en yüksek seviyede tutulmaya çalışılmalıdır.

Okullar-halk sağlığı
Kaan Demirbaş
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Edirne merkez ilçede görev yapan ve çocuk istismarı ve ihmali vakalarıyla karşılaşma olasılığı bulunan hekimlerin konuyla ilgili bilgi ve tutumları

Çocuk istismarı ve ihmali; insanlık tarihi kadar eski olan, bireysel ve toplumsal derin yaralara sebep olan çok önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışma, çocuk istismar ve ihmalinin tanınmasında ve önlenmesinde önemli rolleri olan hekimlerin konu ile ilişkin bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve yaklaşımlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olup, Temmuz 2022 - Mayıs 2023 tarihleri arasında, Edirne merkez ilçede görev yapan Acil Tıp, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Aile Hekimliği birimlerinde görev yapan 236 hekimle yapılmıştır. Veri toplama yöntemi araştırmacılar tarafından literatürden yararlanılarak geliştirilen 32 soruluk bir anket formu ve 67 soruluk "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek" (ÇİİBRTYÖ) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza katılan hekimlerin % 38,6'sı tıp fakültesi eğitimleri sırasında veya mezuniyet sonrasında çocuk istismarına yönelik eğitim almış, eğitim alanların yarıdan fazlası (% 51,6) aldıkları eğitimi yetersiz bulduğunu belirtmiştir. Hekimlerin % 90,7'si çocuk istismarı ve ihmali (Çİİ) konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak istediğini ifade etmiştir. Hekimlerin % 68,2'si meslek yaşamlarında istismar/ihmal vakası ile karşılaşmıştır. En çok karşılaşılan istismar türü fiziksel istismardır (% 64,5). Mesleki hayatında Çİİ ile karşılaşan hekimlerin en çok zorlandıkları durumlar içinde ilk sırada % 66,4 ile öykü alma gelmektedir. Hekimlerin % 72,9'u görev yaptıkları kurumlarda Çİİ prosedürünün varlığı hakkında bilgi sahibi değildir. Çalışmamıza katılan hekimlerin ÇİİBRTYÖ genelinden aldıkları puan ortalaması 3,9 ± 0,3 olarak hesaplanmıştır. Hekimlerin bilgi düzeyleri arasında unvan, branş, görev yapılan kurum, istismar ve ihmal vakalarını tanıma ve birbirinden ayırt edebilme durumu, çocuklukta istismar/ihmale uğrama durumu, fiziksel istismar ile karşılaşma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Sonuç olarak; hekimlerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bazı alanlarda yetersiz bilgi ve farkındalığa sahip olduğu ve karşılaştıkları vakalarda süreci yönetmekte zorlandıkları gözlenmektedir. Mezuniyet öncesi ve sonrası verilecek eğitimlerle hekimlerin bilgi farkındalık düzeyleri en yüksek seviyede tutulmaya çalışılmalıdır.

Okullar-halk sağlığı
Kaan Demirbaş
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde çalışan asistan ve intörn hekimlerin akılcı ilaç kullanımına yönelik bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Akılcı ilaç kullanımı; bireysel olarak hastalıkların doğru ve etkili tedavisinde oldukça önemli bir yere sahip olduğu gibi, gereksiz ve yanlış ilaç kullanımının yarattığı birçok sorun sebebiyle, uygulandığında toplumsal düzeyde de fayda sağlayabilecek bir yaklaşımdır. Bu konunun en önemli bileşenlerinden olan hekimlerin akılcı ilaç kullanımı açısından hastalarına olduğu kadar kendilerine karşı da sorumlulukları vardır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Ocak 2023 - Ağustos 2023 tarihleri arasında 2022-2023 eğitim öğretim döneminde Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde çalışan intörn hekim ve asistan hekimler arasında akılcı ilaç kullanımı açısından fark olup olmadığını, sosyo-demografik değişkenlerle ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Veri toplama işlemi literatürden yararlanılarak geliştirilen 69 soru, Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği'ne ait 21 soru olmak üzere toplam 90 sorudan oluşan anket formu ile yüz yüze uygulanarak gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analizleri yapmak için Statistical Package for Social Sciences 20 adlı paket program kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunun yaş ortalaması 27.3 ± 3.9 olup % 56.3'ü kadındır. Katılımcıların Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği puan ortalaması 40.1 ± 2.8 olup hekimlerin sadece % 4.7'sinin kesme puanının altında puan aldığı tespit edilmiştir. Akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi açısından asistan ve intörn hekimler arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p>0.05). Çalışmamızda akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyleri kadınların erkeklere göre, dahili bilimlerin cerrahi ve temel bilimlere göre, hastalık durumunda doktora/eczaneye gidenler ile yakınlarının tavsiyelerinden faydalanan/bitkisel tedavi kullananlara göre istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Araştırmamıza katılan hekimlerin akılcı ilaç kullanımı konusunda yüksek düzeyde bilgiye sahip oldukları, konu ile ilgili duyarlı oldukları söylenebilir. Fakat yine de akılcı ilaç kullanımı konusundaki tutum, davranış ve alışkanlıklarda yanlışlar ve eksiklikler olduğu saptanmıştır. Bu yüzden sadece bilgi eksikliğinin giderilmesi değil, doğru akılcı ilaç kullanımı tutum ve davranışlarının uygulamaya geçirilmesi de önemlidir. Anahtar kelimeler: İlaç, akılcı ilaç kullanımı, hekim

Akılcı ilaç kullanımıOkullar-halk sağlığı
Elif Sultan Bolaç
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde çalışan asistan ve intörn hekimlerin akılcı ilaç kullanımına yönelik bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Akılcı ilaç kullanımı; bireysel olarak hastalıkların doğru ve etkili tedavisinde oldukça önemli bir yere sahip olduğu gibi, gereksiz ve yanlış ilaç kullanımının yarattığı birçok sorun sebebiyle, uygulandığında toplumsal düzeyde de fayda sağlayabilecek bir yaklaşımdır. Bu konunun en önemli bileşenlerinden olan hekimlerin akılcı ilaç kullanımı açısından hastalarına olduğu kadar kendilerine karşı da sorumlulukları vardır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Ocak 2023 - Ağustos 2023 tarihleri arasında 2022-2023 eğitim öğretim döneminde Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde çalışan intörn hekim ve asistan hekimler arasında akılcı ilaç kullanımı açısından fark olup olmadığını, sosyo-demografik değişkenlerle ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Veri toplama işlemi literatürden yararlanılarak geliştirilen 69 soru, Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği'ne ait 21 soru olmak üzere toplam 90 sorudan oluşan anket formu ile yüz yüze uygulanarak gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analizleri yapmak için Statistical Package for Social Sciences 20 adlı paket program kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunun yaş ortalaması 27.3 ± 3.9 olup % 56.3'ü kadındır. Katılımcıların Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği puan ortalaması 40.1 ± 2.8 olup hekimlerin sadece % 4.7'sinin kesme puanının altında puan aldığı tespit edilmiştir. Akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi açısından asistan ve intörn hekimler arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p>0.05). Çalışmamızda akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyleri kadınların erkeklere göre, dahili bilimlerin cerrahi ve temel bilimlere göre, hastalık durumunda doktora/eczaneye gidenler ile yakınlarının tavsiyelerinden faydalanan/bitkisel tedavi kullananlara göre istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Araştırmamıza katılan hekimlerin akılcı ilaç kullanımı konusunda yüksek düzeyde bilgiye sahip oldukları, konu ile ilgili duyarlı oldukları söylenebilir. Fakat yine de akılcı ilaç kullanımı konusundaki tutum, davranış ve alışkanlıklarda yanlışlar ve eksiklikler olduğu saptanmıştır. Bu yüzden sadece bilgi eksikliğinin giderilmesi değil, doğru akılcı ilaç kullanımı tutum ve davranışlarının uygulamaya geçirilmesi de önemlidir. Anahtar kelimeler: İlaç, akılcı ilaç kullanımı, hekim

Akılcı ilaç kullanımıOkullar-halk sağlığı
Elif Sultan Bolaç
Trakya University
2024
00

Other supervisors