Theses supervised by Prof. Dr. Doğan Soyaslan
36 theses · Çankaya University
Anayasa Mahkemesi üyeliği
Kanunların Anayasaya uygunluğunun denetimi fikri ilk olarak A.B.D. de 1803 tarihli Marbury v. Madison Davası ile başlamıştır. A.B.D' de başlayan Anayasaya uygunluk denetimi Avrupa ülkelerini de etkilemiş ve anayasa yargısının doğuşuna neden olmuştur. Türkiye'de Osmanlı İmparatorluğu döneminde Tanzimat ve Islahat Dönemiyle başlayan anayasal hareketler, anayasa yargısının Türkiye'de gelişimine ışık tutmuştur. İlk yazılı Anayasa olarak kabul edilen Kanun-i Esasi, Cumhuriyetin kurulmasından önce düzenlenen 1921 Anayasası ve hemen sonra düzenlenen 1924 Anayasası, 1961 ve şu anki Anayasamız olan 1982 Anayasası Türkiye'nin sahip olduğu Anayasalardır.Ancak anayasa yargısı fikrinin Türkiye'de tam olarak yer aldığı Anayasa 1961 Anayasası'dır. 1961 Anayasasıyla Anayasa Mahkemesi adı altında ve yüksek mahkemeler arasında sayılan, kanunların Anayasaya uygunluğunu denetleyen bir mahkeme kurulmuştur.Anayasa Mahkemesi Üyeliği konusunu ele alma nedenim ülkenin geleceğine ilişkin önemli kararlar alabilen Anayasa Mahkemesi gibi bir mahkemenin çalışmalarında ve kararlarında etkili rol oynayan üyelerinözelliklerine duyduğum meraktı. Çünkü Anayasa Mahkemesi bu üyelerin varlığıyla var olmaktadır. Kararlarında bu üyelerin imzası ve adları yer almaktadır. Dolayısıyla üyelerin nitelikli hukukçulardan olması gerekir. Gelecekte ülke olarak hukuk devletini iyi koruyabilmemiz bu üyelerin nitelikleriyle doğru orantılıdır.Yasama organının yasal düzenlemelerde bulunduğu bir sistemde demokratik ve laik ilkelerin göz ardı edilmesi söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda Anayasaya uygunluğun denetlenmesi ve bu denetlemenin Anayasa Mahkemesi'nin görev alanına girmesi oldukça yerindedir.
Örgütlü suçlarla mücadelede gizli soruşturmacı görevlendirilmesi
Teknolojinin ilerlemesi ve yeni suç alanlarının ortaya çıkmasıyla birlikte örgütlü suçluluğun mevcut hukuk düzenleri üzerindeki baskısı artmış, bunun sonucunda örgütlü suçlulukla mücadele etmek amacıyla devletler yeni yöntemler arayışı içerisine girmişlerdir. Bu bağlamda devletler gerek ulusal ve uluslararası hukukta bir takım düzenlemeler yaparak yeni koruma tedbirleri kabul etmişlerdir.Bu koruma tedbirlerinden birisi de niteliği itibariyle kişi hak ve hürriyetlerine müdahale teşkil etmekle birlikte, örgütlü suçlulukla mücadelede en etkili yöntemler arasında gösterilen gizli soruşturmacı görevlendirilmesi tedbiridir. Kanun koyucular, bu tedbirin sahip olduğu özellik sebebiyle, örgütlü suçlulukla mücadelede başka surette delil elde edilememesi halindeuygulanabileceğini kabul etmişlerdir. Bununla birlikte gizli soruşturmacı görevlendirilmesi tedbirinin uygulanabileceği suçları da, diğer suçlardan ayırarak, niteliği gereği daha ağır neticelere sebep olabilecek suçlarla sınırlandırmışlardır. Bu sınırlandırmaya dâhil olan suçları belirtmek için bir katalog içerisinde sayma yolu kullanılabildiği gibi, bu suçların genel ilkelerini belirterek kapsamının kanunu uygulayanlar tarafından belirlenmesi yolu da tercih edilmiştir.Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi tedbirinin sadece kanunla düzenlenebilmesi, burada görev alan kişinin de kanun çerçevesinde hareket etmesi ve delil toplamasını gerektirir. Aksi takdirde, kanunun kabul etmediği yöntemler kullanılarak delil elde edilmesi halinde, bu deliller hukuka aykırı delil olarak nitelendirileceği için ceza yargılamasında kullanılamaz.Gizli soruşturmacının görevi yerine getirirken suç işlemesi halinde bu suç sebebiyle sorumlu tutulup tutulamayacağı maddi ve şekli ceza hukukunda yer alan düzenlemelerle aydınlatılmaya çalışılmıştır.
Sivil itaatsizlik
Hukuk, insanlığın doğuşundan beri varolmuştur. Bu hukuku bulup ortaya çıkartmak ve ona hakkaniyet özelliğini vermek her zaman insana mahsus bir durum olagelmiştir. İnsanda ki bu niteliğin en büyük silahı Sivil İtaatsizlik olmuştur. Fransız İhtilalinden sonra yazılmış bulunan anayasa bu durumu ?Bu Anayasa İnsan Derisi ile Kaplıdır? sözü ile açıkça ortaya koymuştur. Sivil İtaatsizlik; şiddetin reddedildiği, kamuya çağrı özelliği taşıması ile Pasif Direnişten ayrılmaktadır. Sistemi tamamen reddetmemesi ile Anarşizm'den de ayrılan bu kavram, nevi şahsına münhasır özellikler göstermektedir. Bu çalışmada, yüzyıllardır uygulanan bu eylemsel duruşu inceleyerek onu çeşitli açılardan analiz ve yorumlara tabii tutacağız. İlk olarak, Sivil İtaatsizliğin şartları ve tanımı ile açılacak olan bu çalışma, bu kavramın uygulayıcı ve teorisyen temelinde öncülerinin anlatılması ile devam edecek. Daha sonra, kavramımızın da dahil olduğu Direnme Hakkı ve onun tarih de ve hukuki metinlerde yer alış biçimlerini inceledikten sonra nihayet, dünya da ve ülkemizde ortayakonulmuş bulunan ve Sivil İtaatsizlik özellikleri taşıyan eylemlerin neler olduğuna kısaca değineceğiz.
Cumhuriyet savcısının soruşturma yapması sonucu verdiği kararlar
Soruşturma evresi, kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi kapsamaktadır ve soruşturma evresinde, suç şüphesi altında bulunan kişi, şüphelidir. Cumhuriyetsavcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hal iöğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gereğini araştırmaya başlar. Yapılan bu araştırmanın sonucunda, Cumhuriyet savcısı kamudavası açılabilmesi için yeterli şüphe oluşturmaya elverişli delile ulaşmış ise bir iddianame düzenler. Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamudavasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması durumunda ise kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verir. Cezayı Kaldıran şahsi sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsi ceza sızlık sebeplerinin varlığı halinde de Cumhuriyet savcısı kamudavası açmada takdir yetkisini kullanarak kovuştur maya yer olmadığına dair karar verebileceği gibi yasal koşularının oluşması durumunda, kamudavasının açılmasının beşyıl süre ertelenmesine dair karar verebilir.Çalışmamızda Cumhuriyetsavcısının soruşturma sonucunda verdiği kararlar ele alınmaya çalışılmış olup, uygulamaya ilişkin sorunlara değinilmeye çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler : Cumhuriyet Savcısı, İddianame, Kovuşturmaya YerOlmadığına Dair Karar, Kamu Davasını Açmada Takidir Yetkisi.
Gözaltına alma ve tutuklama
Ceza muhakemesi hukukunun amacı; maddi gerçeği ortaya çıkararak şüpheli veya sanığın gerçekte suçlu olup olmadığını araştırmak, suçlu ise onu cezalandırmak ve ıslah etmek, suç ile bozulan ve sarsılan kamu düzenini korumaktır. İşte bu amaçları gerçekleştirirken ceza muhakemesi hukukunun yararlandığı araçlara koruma tedbirleri adı verilmektedir. Koruma tedbirlerinin hepsi hüküm verilmeden önce temel bir hakkı sınırlamaktadır. Koruma tedbirlerinden bazıları kişi özgürlük hakkını, bazıları özel hayatın gizliliği hakkını, bir kısmı konut dokunulmazlığı hakkını, bir kısmı da seyahat hakkı, mülkiyet hakkı ile kişinin haberleşme özgürlüğünü sınırlamaktadır. Bu sayılan haklar içerisinde belki de en temeli ve önemlisi olan kişi özgürlük hakkını kısıtlayan koruma tedbirleri gözaltına alma ve tutuklama koruma tedbirleridir.5271 sayılı yeni Ceza Muhakemesi Kanunumuz koruma tedbirlerine ayrı bir önem vermiş, öncelikle kişi özgürlüğünü kısıtlayan tedbirlerden başlamak üzere bir düzenleme yapmış, kişi özgürlüğünü kısıtlayan gözaltına alma ve tutuklama koruma tedbirlerini sıkı şartlara bağlayarak söz konusu şartlar gerçekleşmedikçe bu tedbirlerin uygulanamayacağını belirtmiştir.Üç bölümden oluşan çalışmamız, CMK'da düzenlenen gözaltına alma ve tutuklama koruma tedbirlerini, yeni değişiklikler sonrasında incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ve tarihsel gelişimi ile uluslar arası belgeler ve 1982 Anayasasında kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının görünümü ile ilgili incelemelerde bulunulmuştur. Bunun yanında ?koruma tedbiri? kavramının anlam ve içeriği açıklanmaya çalışılmış, koruma tedbirlerinin genel ortak özellikleri ile koruma tedbirlerinin ön şartları incelenmiştir.İkinci bölümde ise; bir ceza muhakemesi koruma tedbiri olan gözaltına alma ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Gözaltına almanın tarihsel gelişimi, bazı ülkelerde gözaltına alma tedbirinin nasıl uygulandığı, gözaltına almanın şartları, gözaltı süreleri, gözaltına alınan kişinin hakları, gözaltına işlemi sonrası yapılacak işlemler, gözaltı işlemine karşı yargı yolu ve gözaltı tedbirinin sona ermesi konuları incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise;koruma tedbirlerinden tutuklamanın tarihsel gelişimi, şartları, tutuklama kararı ve bu karara karşı kanun yolu, tutukluluk süreleri, özel tutuklama halleri, tutukluluk halinin sona ermesi ve sonuçları ile tutuklunun tabi olduğu hükümlerin neler olduğu konuları üzerinde durulmuştur.Sonuç bölümünde ise; gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerine ilişkin sorunlar ve bu sorunlara karşı çözüm önerilerimiz ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Ceza Muhakemesi Hukukunda uzlaşma kurumu
Köklerini onarıcı adalet felsefesinde bulan ve ilk uygulamalarını 1970?li yıllarda Kanada ve Amerika?da gördüğümüz uzlaşma kurumu klâsik ceza adalet sisteminden farklı olarak ceza tehdidi dışında taraflar arasında olumlu ilişkiler kurmak suretiyle mağdur veya suçtan zarar görenin zararının tazmini, şüpheli veya sanığın da sebep olduğu haksızlığın farkına vararak hatasını telafi etmesi ve aynı zamanda topluma kazandırılması suretiyle toplumsal kaynaşma ve dayanışmanın sağlanması esasına dayanan bir kurumdur. Klâsik ceza adalet sisteminin alternatifi olarak değil tamamlayıcı ve destekleyici bir unsuru olarak gördüğümüz kurum 01/06/2005 tarihinde 5237 sayılı TCK ve 5271 sayılı CMK ile mevzuatımıza girmiştir. Ceza muhakemesi hukukunda önemli bir gelişme olarak değerlendirdiğim uzlaşma kurumunun uygulayıcılar ve toplum bakımından anlaşılabilmesine katkıda bulunmak suretiyle kolay ve başarılı bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla kaleme aldığım bu tezimde kurumun işlerliğine yönelik sorunlara ve yapılmasının faydalı olacağını düşündüğüm bir takım yeni kanunî düzenlemelere değinerek önerilerde bulunmaya çalıştım.
Teknik ve hukuksal yönleriyle bilişim alanında suçlar
XX. yüzyılın ikinci yarısında, önce bilgisayarın daha sonra da bilgisayar ağları ve internetin bulunmasıyla, klasik iş ve ticaret hayatı, haberleşme yöntemleri ve sosyal hayat daha önceki dönemlerde yüzyıllar sonrasında ulaşabildiği gelişmeleri 20-30 yıl içinde kat etmiştir. Bu yeniçağa ?Bilişim Çağı? adı verilmiştir. Toplumları her alanda dönüştüren, şekillendiren, hayatımızı büyük oranda kolaylaştıran bilişim çağında teknolojinin sürekli ve hızla gelişmesine paralel olarak, kötüye kullanılması yöntemleri de ortaya çıkmıştır. Bu suç yöntemleri klasik suç işleme şekillerinin dışında ?bilişim suçu? olarak adlandırılan yeni suç türleridir.İki bölümden oluşan çalışmamın birinci bölümünde; bilişim, bilgisayar, bilgisayar ağları, internet, internetin tarihsel gelişim süreci, bilişim suçları kavramı, bilişim suçlarının sınıflandırılması ve bilişim suçlarının işlenme yöntemleri gibi teknik hususlar incelenmiştir. İkinci bölümde Türk Ceza Kanunu?nda ?Bilişim Alanında Suçlar? başlığı altında düzenlenmiş olan, bilişim suçları üzerinde durulmuştur. Söz konusu suç türleri incelenirken yasayla yapılan düzenlemelerin Yargıtay uygulamaları doğrultusunda uygulamaya yansımaları üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Her iki bölümde de yeri geldikçe karşılaştırılmalı (mukayeseli) hukukta yapılan düzenlemelere de yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bilgisayar, Bilişim, Bilişim Alanı, İnternet, Bilişim Suçları, Siber Suçlar, Türk Ceza Kanunu, Gerçek Bilişim Suçları, Banka Kartları, Kredi Kartları
Firar suçları
Bu çalışma firar suçlarını detaylı bir şekilde incelemektedir. Firar suçlarının tanımı ve unsurları, firar suçlarının sırf askeri suç olması ve faili bakımından özgü suç olması tartışılmıştır. Hangi asker kişilerin firar suçlarının faili olabileceği ve firar suçlarının ne zaman sona ereceği de bu çalışmada açıklanmaya çalışılan bazı hususlardandır. Anahtar Kelimeler: Firar Suçları, Sırf Askeri Suç, Özgü Suç
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, ilk çağ uygarlıklarında bile mevcut olan, insanların ahlaki değerlerine, şerefine, özgürlüğüne ve vücut bütünlüğüne karşı gerçekleştirilen ve şahsın yanında aynı zamanda toplumsal ahlak değerlerine zarar veren, suça maruz kalan kişi üzerinde maddi ve manevi mağduriyete yol açan bir suç çeşididir.Çalışmamızın amacı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Kişilere Karşı Suçlar" kısmının altıncı bölümünde "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" başlığı altında 102. maddede cinsel saldırı, 103. maddede çocukların cinsel istismarı, 104. maddede reşit olmayanla cinsel ilişki ve 105. maddede cinsel taciz madde başlıklarıyla düzenlenen suçların oluşumundan sona ermesine ve neticelerine ilişkin açıklamak, söz konusu maddeler üzerinde tartışarak, eksiklikleri ve çelişkileri tespit etmektir. Anahtar Kelimeler : Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar, Cinsel Saldırı, Taciz, İstismar
Yağma suçu
Halk arasında gasp olarak da bilinen yağma suçu, 5237 sayılı TCK'nın kişilere karşı suçlar kısmında, malvarlığına karşı suçlar başlığı altında yağma, nitelikli yağma, daha az cezayı gerektiren hal madde başlıkları ile TCK'nın 148., 149. ve 150. maddelerinde düzenlenmiştir. TCK'da yağma ile ilgili düzenleme konusu yapılan maddelerin tümü çalışma konusunu oluşturmaktadır. Yağma, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak amacıyla, kişinin kendisine veya bir yakınının hayatına, vücut ve cinsel dokunulmazlığına saldırı gerçekleştireceğinden ya da mal varlığı itibariyle büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit veya cebir kullanılmasıdır. Burada suçun işlenmesinde, kişinin kendisine saldırı olabileceği gibi bir yakınına yönelik de olabilir. Ayrıca suçun oluşabilmesi için tehdit veya cebrin bir kişiye yönelik olması gerekir. Yağma seçimlik hareketli ve neticesi harekete bitişik bir suç tipidir. Yağma suçu, birden çok hukuki değeri koruma altına almaktadır. Yağma suçunda bir malın alınması için kişinin hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına saldırı söz konusudur. Bu saldırı mal varlığı değerlerinin elde edilmesi amacıyla işlendiğinden korunan asıl hukuki değer mal varlığı olmakta ve birçok ülke yağma suçuna mal varlığına karşı suçlar arasında yer vermektedir. Yağma suçu cebir, tehdit ve hırsızlık suçlarını içinde barındıran bileşik bir suç tipidir. Bu itibarla faile, işlediği yağma cürmünden dolayı bu suçlardan ayrı ayrı ceza verilmez, sadece yağma suçundan cezalandırılır. Yağma suçu, koruduğu birden fazla hukuki değer itibariyle malvarlığına yönelik suçlar arasında en fazla yaptırım gerektiren suçtur. Anahtar Kelimeler: Yağma, Cebir, Tehdit, Hırsızlık, Malvarlığı
Dolandırıcılık suçu
Topluma zarar veren ya da tehlikeli olduğu kanun koyucu tarafından kabul edilen, hukuki değerlerin kişiler tarafından ihlal edilmesine suç denir. Dolandırıcılık suçu ise hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlanması ile oluşacaktır. Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesiyle dolandırıcılık suçunun işleniş şekillerinde farklılıklar ortaya çıkmakta, bu durum aynı zamanda eskisine oranla daha fazla kitlenin bu suçun mağduru olmasına neden olmaktadır. Bu çalışmanın yapılma nedeni dolandırıcılık suçunun her geçen gün daha fazla işlenir hale gelmesi ve toplumda ciddi sorunlara yol açmasıdır.Bu çalışmada öncelikle dolandırıcılık suçunun, kanun sistematiğine uygun olarak basit ve nitelikli halleri iki ayrı kısımda ele alınmış, ayrıca özel görünüş şekilleri ile benzer diğer suçlardan farkına değinilmiş ve son olarak ise yargılamaya ilişkin özellik arz eden hususlar izah edilmiştir. Ayrıca yargı kararları ile doktrindeki görüşler ışığında tartışmalı konular ve dolandırıcılık suçuyla ilgili problemler incelenmiş ve sorunların çözümüne yönelik değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dolandırıcılık, Suç
Meşru savunma
İnsanların doğuştan beri sahip olduğu kendini koruma içgüdüsünün sonucu olarak ortaya çıkan ve modern ceza hukuku tarafından da kabul edilen meşru savunma, suçun bir unsuru olan hukuka aykırılığı ortadan kaldırıp yapılan eylemi, toplum çıkarlarına uygun hale getirmesi nedeniyle fail, cezalandırılmamaktadır. Pek çok hukuk sisteminde ceza sorumluluğunu etkileyen nedenler başlığı altında düzenlenen bu kurum, kişinin kendisinin veya başkasının bir hakkına yönelik saldırıyı defetmek için savunma amacına uygun bir şekilde ve savunma zorunluluğu altında saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanarak kendini ya da başkasını savunmasını ifade eder. Meşru savunma bugünkü Türk hukuk sisteminde bütün hakları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Meşru savunmanın yukarıda belirtilen şartları taşıyıp taşımadığı belirlenmelidir. Meşru savunmanın şartlarında sınırın aşılması halinde somut olayda meşru savunmada sınırın aşılması kurumunun uygulanıp uygulanmayacağı irdelenmelidir. Sınır aşılarak işlenen fiilin taksirli hali de suç ise bu suçtan verilecek ceza indirilmelidir. Meşru savunmada sınırın aşılması bazen de heyecan, korku, telaş sonucu gerçekleşebilir. Sınırın heyecan, korku, telaş ile aşılması halinde fail hakkında hiç ceza verilmemelidir. Burada meşru savunma şartlarının var olduğu durumdan farklı olarak fail hakkında beraat kararı değil; ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmelidir. Karşılık eylemlerde meşru savunmanın hangi taraf açısından uygulanacağı belirlenirken öncelikle hangi tarafın saldırıya maruz kaldığına bakılarak o kişi lehine meşru savunma kabul edilmeli, bir olayda haksız eylem, tek olacağından saldırıyı yaptığı kabul edilen kişi açısından meşru savunma ya da haksız tahrik kurumunun uygulanması mümkün olmayacaktır. Bu kurum sayesinde insanlar kendi kanunlarını yaratmadan haklılıklarını hukukun sağladığı mekanizmalar sayesinde arayacaktır. Anahtar Kelime: Meşru savunma,
Ceza Hukuku kapsamında tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluğu
Tez çalışmamızın konusu ceza hukuku kapsamında tıbbi müdahalelerde hukuka uygunluktur. Tez Çalışmamızın ana teması, ceza hukuku bağlamında hukuka uygun bir müdahale için hangi koşullar gereklidir ? Bu soru baz alınarak konu açıklanmaya çalışılmıştır. İlk bölümde tıbbi müdahale kavramı, tarihsel gelişimi, diğer hukuk dallarıyla ilişkileri irdelenmiştir. Tıbbi müdahalenin hukuk sisteminde neden cezalandırılmadığı ile ilgili farklı görüşler ele alınarak, tıbbi müdahalenin tarafları olan hasta ve hekimin kavramları ile tarafların hak ve yükümlülüklerine değinilmiştir. İkinci bölümde hukuka uygun bir tıbbi müdahale için gerekli olan koşullar belirtilmiştir. Bu bağlamda tıbbi müdahalenin kanunen yetkili bir kişi tarafından icrası, hastanın aydınlatılması ve rızası, tıbbi gereklilik ve tıbbi müdahalenin zamanın bilimsel standartlarına uygun olarak yapılması gerektiği tafsilatlı olarak açıklanmıştır. Hekimin özen yükümlülüğüne aykırı davranmasının kasta ve takdire dayanabileceği, hekimin kusurunun tespiti için zamanın tıp standartlarının geçerli olduğu, objektif ve subjektif özenin buna göre belirleneceği açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise klasik anlamda tıbbi müdahalelerin doğrudan tedavi amacı güttüğünü ancak tıbbın ilerlemesi nedeniyle dolaylı iyileştirme amacı güden tıbbi müdahalelerin olduğu belirtilerek bu bağlamda özellik gösteren ötenazi, kürtaj, genetik müdahaleler, hadım, kısırlaştırma, cinsiyet değişikliği, yapay döllenmeler, açlık grevi, organ ve doku nakli ile tıbbi denemeler açıklanmıştır. Anahtar kelimeler : tıbbi müdahale, malpraktis, hekimin cezai sorumluluğu, hekim, hasta
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda bilişim suçları
Günümüzde teknoloji çok ilerlemiştir, bu ilerleme teknolojinin dalları diyebileceğimiz bilgisayar ve iletişimde de kendini göstermiş, tarihi süreç içerisinde çok daha ileri ve geniş kapsamlı sonuçlar ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Özellikle internetin yaygın olarak kullanılmaya başlanması eğitimden sağlığa, ticaretten sanayiye, kamu sektöründen özel sektöre varıncaya kadar, iş ve sosyal hayatımızda, aynı şekilde özel hayatımızdaki ilişkilerimizde yeni bir çığır açmıştır. Bu teknolojik gelişmelerin insanlar tarafından kullanılmaya başlanmasıyla toplumlara büyük yararlar sağlandığı gibi, beraberinde birtakım problemleri de getirdiği bilinmektedir. Bu problemlerin en büyüğü suç işlenmesinin kolaylaşması olmuştur. Çünkü İnsanlar suç işlerken teknolojik alanlardan yararlanma eğilimine girmeye başlamışlardır. Böylelikle teknolojinin bir nimeti olan bilişim sistemleri insanların hizmetine sunulunca kötü kullanımlarla beraber yeni suç tipleri olan 'bilişim suçları' ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu suçların yanında mevcut bazı suç tipleri de bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmeye başlanmıştır. Çalışmamızda Türk hukukunda ilk kez 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile düzenlenen bilişim suçları incelenmiştir. Yüksek lisans tezi olarak hazırladığım bu çalışmada tez danışmanlığımı yapan, yardım ve desteklerini esirgemeyen, değerli görüş ve önerileri ile katkıda bulunup beni yönlendiren, saygıdeğer hocam Prof. Dr. Doğan SOYASLAN'a şükranlarımı sunarım. Anahtar Kelimeler: Bilgisayar, bilişim, suç, ceza, veri, kişisel veri, haberleşme
Türk Ceza Hukukunda hukuka uygunluk nedeni olarak kanunun hükmünü yerine getirme
Bu çalışmada, Türk ceza hukukunda hukuka uygunluk nedeni olarak kanunun hükmünü yerine getirme konusu, kavramsal çerçeve, tarihi gelişim, karşılaştırmalı hukuktaki durum, kanunun hükmünü yerine getirme şartları, kanuni bazı özel düzenlemeler ve sonuçları açısından incelenmiştir. Kanun hükmünün yerine getirilmesi biçimindeki hukuka uygunluk sebebi, suç olan fiildeki hukuka aykırılığı ortadan kaldırarak, hareketin başından itibaren hukuka uygun doğmasını sağlamaktadır. Böylece faile her hangi bir sorumluluk yüklenemeyecektir. Bunun sebebi ise toplumsal menfaatlerin, kanun hükmünün yerine getirilmesi sonucunda zarar gören özel menfaatlerden daha üstün tutulmasıdır. Bu çerçevede otorite ile özgürlükler arasında bir denge kurulmalı, kanunu uygulayacakların mevzuat dahilinde hareket etmesini sağlayacak uygun kanuni bir çerçeve oluşturulmalıdır.
Türk Ceza Hukukunda haksız tahrik
Haksız tahrik, failin suç oluşturan eyleminin hukuka aykırılık ve diğer unsurları yanında onu suça sürükleyen ruh halinin de dikkate alınması sonucunda ortaya çıkmış bir kavramdır. Modern ceza hukukunda insan ruhuna etki eden bu durumun ortaya çıkardığı neticeye hukuken değer tanınarak failin cezası indirilmektedir. Başka bir ifadeyle haksız tahrik, haksız bir fiilin neden olduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlenmesi ve bu sebepten dolayı failin cezasının belli oranlarda indirilmesi ha lidir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 51. maddesinde düzenlenmiş olan haksız tahrik kurumu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlığı altında 29. maddede yerini korumuştur. Her iki kanunda da ge nel hükümler içerisinde düzenlenen haksız tahrik kurumu, failin kusurluluğuna yaptığı etki dolayısıyla failin cezasından indirim yapılmasını öngörmüştür. 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu'nun kabul edilmesiyle birlikte ağır - hafif tahrik ayrımı kaldırılmış, tahrik dolayısıyla yapılacak indirim oranları artırılmıştır. vi Yine Kanun'un gerekçesi ile töre ve namus cinayetlerindeki yanlış uygulamaların önün e geçilmeye çalışılmıştır. Biz bu çalışmamız da haksız tahrik müessesini eski ve yeni kanun düzenlemelerini karşılaştırarak doktrin ve Yargıtay kararlarından yararlanmak suretiyle açıklamaya ve konuyu ayrıntıları ile ele almaya çalıştık. Bu çalışma ile amacımız, haksız tahrik müessesesinin daha iyi kavranabilmesini sağlamak ve yanlış uygulamaların önüne geçilmesi suretiyle uygulama ve doktrine faydalı olabilmektedir.
Türk Ceza Hukukunda zorunluluk hali
Çağdaş ceza hukuku anlayışında objektif sorumluluk esası terk edilmiş; bunun yerine suça tesir eden nedenlerin de göz önünde bulundurulduğu subjektif sorumluluk esası benimsenmiştir. Böylece insan psikolojisi temel alınarak; maruz kalınan bir tehlike nedeniyle işlenen suçun belirli şartlar altında ceza yaptırımından muaf tutulmasına imkan tanımak amacıyla zorunluluk hali kurumu düzenlenmiştir. Zorunluluk halinden bahsedebilmek için hukuken korunan hakka yönelen bilerek neden olunmayan ağır ve muhakkak bir tehlike olmalıdır. Bunun yanında tehlikeden başka suretle korunma imkanı olmadığı gibi bu tehlikeye katlanma yükümlüğünün de bulunmaması gerekir. Son olarak fail tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantılı olacak şekilde bu tehlikeyi savuşturacak düzeyde bir eylem gerçekleştirmelidir. İşte tüm bu şartların varlığı halinde failin ceza sorumluluğu ortadan kalkacaktır. Zorunluluk halinin ceza hukuku açısından hukuki esası tartışmalıdır. Kurumun hukuki esası hakkında günümüzde üç görüş mevcuttur. Bunlardan ilki; zorunluluk halinin bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul eden görüş, ikincisi; zorunluluk halini mazeret sebebi (kusurluluğu etkileyen neden) kabul eden görüş ve sonuncusu ise kusurluluk halini bazı durumlarda mazeret sebebi bazı durumlarda ise hukuka uygunluk nedeni olarak kabul eden görüştür. Çalışmamızda doktrindeki farklı görüşlere ve uygulamayı yansıtabilmek açısından çeşitli Yargıtay kararlarına yer verilerek, kurumun tarihçesi, hukuki esası ve koşulları incelenmiş; benzer kurumlarla karşılaştırma yapılmak suretiyle aralarındaki farklar ve mevzuatta yer alan özel düzenlemeler ortaya konulmaya çalışılmıştır.
The crime of sexual assault
While the sexual crimes in the TCC No. 765 were taken place under the heading of "The Crimes Against to Public Moral and Family", they were formed in the second section, penalising offences against the person and in the sixth chapter of this section as four articles in the Turkish Criminal Code No. 5237 and the sexual assault constituting the subject of the present dissertation was taken place in the article 102 in this chapter. Since the aim of the chapter to protect physical and sexual immunity of the person in accordance with taking his/her sexual freedom under preservation, regulating sexual assault under the heading of offences against the person is appropriate in our opinion. After promulgation of the TCC No. 237, numerous fundamental amendments regarding sexual crimes were made by taking into consideration the principles of the contemporary criminal law and therefore beneficial arrangments were issued by the Law No. 6545 in order to solve the significant problems about the enforcement of these new regulations. Anyone who has alrady turned eighteen years old might be the victim of this crime. In other words, victims might be anyone regardless off females or males. The simple form of this crime in is regulated the first sentence of the first paragraph, the form committed by molestation in the second sentence, the qualified form of the crime in the second paragraph and finally matters in aggravation is regulated in the third, fourth and fifth paragraphs. To comprise of the simple form of sexual assault, which is regulated in the first sentence of the first paragraph, the physical immunity has to be violated for the purpose of satisfying concupiscence, but sexual behaviours have not to become sexual intercourse. To comprise of the qualified form in the second sentence which is less punitive and known as molestation in the doctrine, the offender`s behaviours for satisfying his concupiscence have to be instantaneous and in the form of fleeting violations. It has been regulated the qualified sexual assault whose distinctive character is inserting an organ or another object into the body in the second paragraph. Commission of this offense in the conjugal community is distinctively taken place in the last sentence of this paragraph. As it is seen, the qualified form of this crime is regulated in a different paragraph. This has led to some debates over whether or not the qualified sexual assault is an independent crime and the criminal attempt is possible with regard to this crime. According to the legal opinion which we agreed upon it, although the first and second paragraphs of the article 102 are classified as simple and qualified forms of sexual assault, the criminal attempt is possible for this crime, since the sanctions of these crimes have been defined differently. The qualified forms of the crime requiring more punishment have been regulated in the third paragraph and it has been regulated that the imposed penalties shall be increased by half where the offence is committed "against a person who is physically or mentally incapable of defending themselves, by misusing the influence derived from a position in public office or a private working relationship, against a person of first, second or third degree blood relationship or a relative by marriage, by using weapons or together with the cooperation of more than one person, by benefiting from the advantage of the places where people have to live together". The situation where, as a result of the offence, the victim enters a vegetative state or dies has been regulated as a qualified form of the crime requiring more punishment because of its consequences in the fifth paragraph of the article. The situation where the offence results in the impairment of the physical or mental health of the victim was abolished by the Law No. 6545. It has been stated in the fourth paragraph of the article that where greater force than is necessary to suppress the resistance of the victim is used during the commission of the offense, the offender shall also be sentenced to a penalty for intentional injury in addition. Key Words: Sexual Assault, Victim, Organ, Qualified Sexual Assault
Meşru savunma
Ceza hukukunun en önemli konusunu şüphesiz işlenen fiilin suç oluşturup oluşturmadığı ve eğer suç oluşturuyor ise o fiile hangi cezanın verileceği oluşturur. Faile işlediği fiil dolayısıyla ceza verilip verilmeyeceğini eyleminin hukuka uygunluğu belirler.Suç genel teorisinde suçun unsurları maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık unsuru olarak incelenmektedir. Suçun hukuka aykırılık unsurundan bahsedebilmek için failin kusurlu olarak işlediği fiil hukuka aykırı olmalı ve hukuk düzeni bu fiile cevaz vermemelidir. Şayet hukuk düzeni bir fiilin işlenmesini haklı görüyor ve buna izin veriyorsa, izin verdiği fiil hukuka uygun hale gelir. İşte hukuk düzeni tarafından bir fiilin işlenmesine müsaade eden ve dolayısıyla fiilin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran sebeplere, "hukuka uygunluk sebepleri" denilmektedir. Hukuka uygunluk sebepleri mevcut olduğu takdirde kanunda suç olarak öngörülen fiiller suç oluşturmamakta daha doğru bir deyişle suç teşkil eden fiil hukuka uygun bir biçimde doğmaktadır.Çalışmamızın konusunu oluşturan meşru savunma, hukuka uygunluk sebepleri içerisinde en eski geçmişe sahip olan ve hemen hemen tüm ceza kanunları tarafından kabul edilen bir müessesedir. Ceza Kanunu'nun 25'inci maddesinde " Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.'' denilmek suretiyle bir hukuka uygunluk sebebi olduğu açıkça belirtilmiştir. Meşru savunmanın söz konusu olaya uygulanabilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların olayda bulunması gerekmektedir. Nitekim savunmada sınır aşılmış ise sınırın ne şekilde aşıldığı incelenmeli ona göre bir hüküm verilmelidir. Meşru savunmada sınır taksir ile aşılmış ise verilecek cezada indirim yapılmalıdır. Sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi halinde ise faile ceza verilmeyecektir.Meşru savunma koşullarının varlığında kaçınılmaz bir hataya düşen kişi (mefruz meşru savunma) bu hatasından yararlanacak ve kişiye bu halde ceza verilmeyecektir. Meşru savunmanın üçüncü kişiye yönelik saldırılara karşı yapılması da hukukumuzda kabul edilmiş ve cezalandırılmamıştır. Nitekim kanun maddesi "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş... saldırıyı…" demek suretiyle üçüncü kişi lehine meşru savunmayı da açıkça düzenlemiştir.Hukukumuzda önemli bir yere sahip olan meşru savunma kurumu, iyi uygulamacılar ile uygulandığı takdirde görünüşte haksız görünen failin gerçekte haklı olduğunu ortaya çıkaracak ve failin fiilini hukuka uygun hale getirecek bir kurumdur.
Türk Ceza Hukukunda müsadere kurumu
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, hukuk sistemimiz açısından oldukça önemli sayılabilecek yeni düzenlemeler içermektedir. Ceza yaptırım sistemimiz de bu yeni düzenlemelerden etkilenmiştir. Yaptırımlar Ceza Kanunumuzda ceza ve güvenlik tedbirleri olarak iki ayrı başlık altında düzenlenmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda müsadereye ilişkin değişikliğin en te¬mel özelliği müsaderenin hukuki niteliğinin güvenlik tedbiri olarak kabul edilmesidir. Ancak doktrinde güvenlik tedbirlerinin hukuki niteliği hakkında tam bir görüş birliği sağlandığı söylenemez. Bazı yazarlar güvenlik tedbirlerinin bir ceza hukuku yaptırımı olduğunu savunurken bazıları ise, önleyici idari tedbir olduğunu ileri sürmektedir. Türk Hukukunda baskın görüş gü¬venlik tedbirlerinin yaptırım niteliğinde olduğunu ileri süren görüştür. Nitekim Kanun Koyucu da güvenlik tedbirlerini 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun üçüncü kısımda yaptırımlar başlığı altında 53. ve devamındaki maddelerde düzenlemiştir. Bu bölümde "Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" (md. 53), "Eşya müsaderesi" (md. 54), "Kazanç müsaderesi" (md. 55), "Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri" (md. 56), "Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri" (md. 57), "Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular" (md. 58), "Sınır dışı edilme" (md. 59), "Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri" (md. 60), yer almaktadır. Müsadere; Arapça kökenli "meydana çıkma, olma" anlamındaki "sudur" kelimesinden türetilmiştir. Müsadere herhangi bir bedel ödenmeden özel mülkiyetin, devlet veya hükümdar adına alınması anlamında kullanıl¬dığı gibi, kanunlarla yasaklanan eşya ve malların devlet tarafından zapt edilmesi anlamında da kullanılmıştır. Müsadere kurumunun tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Eski hukuk sistemlerinde mülkiyet hakkına açık müdahale oluşturan, işlenen suçla orantılı olmayan genel müsadere yaptırımı öngörülmüştü. Hukuk alanındaki gelişmelere paralel olarak temel hak ve özgürlükler ile müsadere kurumu da zamanla değişime uğramış, mülkiyet hakkının açık ihlali niteliğinde olan genel müsadere yaptırımı uygulamasından vazgeçilmiştir. Genel olarak bir tanım yapmak gerekirse, "müsadere" kurumu "işlenen bir suç karşılığı olarak, suçla ilgili eşya veya bizatihi kendisi suç oluşturan eşyanın veya suçlunun malvarlığının veya bunların karşılık değerlerinin varsa semerelerinin tamamı ya da bir bölümü üzerindeki mülkiyeti¬ne mahkeme kararı ile son verilmesi ve bu mülkiyetin devlete geçirilmesi" şeklinde ifade edilebilir. Müsadereye hükmedilebilmesi için bir suçun işlenmesi zorunlu olmakla birlikte, failin bu suçtan dolayı cezaya mahkûm edilmesi gerekmemektedir. Müsadere kurumu günümüzde suç ve suçlu ile mücadelede modern ceza hukuku sistemlerinin en etkili araçlarından biri haline gelmiştir. Müsadere kurumunun düzenlenmesinin amacı, hukuka aykırı şekilde maddî bir menfaat veya suç işlemek suretiyle haksız bir kazanç elde edilmesinin önüne geçilmek istenmesidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda müsadere, eşya ve kazanç müsaderesi olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Yeni düzenlemeyle birlikte kısmi müsadere, eşdeğer müsadere, kaim değerin müsaderesi, orantılılık ilkesi gibi kurumlar da hüküm altına alınmıştır. Bütün bu düzenlemelerde iyi niyetli üçüncü kişilerin durumu dikkate alınmıştır. Türk Ceza Kanununun 54. maddesinin 1. fıkrasında "suçla ilgili eşyanın", diğer bir ifadeyle bir suçun işlenmesinde kul¬lanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen veyahut suçtan meydana gelen veyahut da kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlâk açısından tehlikeli olması kaydıyla "suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın" müsaderesi hüküm altına alınmıştır. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için, suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ve yahut suçtan meydana gelen eşya bakımın¬dan kasıtlı bir suçun işlenmesi ve eşyanın iyi niyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerekir. Türk Ceza Kanununun 55. maddesine göre "kazanç müsaderesi", suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların mülkiyetinin devlete geçmesi şeklinde ifade edilebilir. Özellikle son yıllarda "ekonomik suç"'lar bağlamında, gelir elde etme amacıyla işlenen suçlarda büyük artış gözlemlenmektedir. Suçtan elde edilen ekonomik kazanç ve maddî menfaatler çoğunlukla tekrar suç işlenmesinde kullanılmaktadır. Kanun koyucu yeni düzenlemeyle failin suç işlemek suretiyle elde ettiği kazancı (maddi menfaati) ileride yeni suçların işlenmesinde kaynak olarak kullanmasının ve bu yolla yeni suçların işlenmesinin önüne geçmek istemiştir. Böylece, kazanç müsaderesi, "kara para aklama","uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti", "dolandı¬rıcılık","kaçakçılık","ihaleye fesat karıştırma" gibi ekonomik çıkar elde etme ama¬cıyla işlenen suçlara karşı etkin biçimde caydırıcılık özelliği olan bir yaptırım niteliğine kavuşturulmuştur. Suç eşyası ve suçla ilgili ekonomik kazancın muhafaza altına alınması, el konulması, elden çıkarılması, iadesi, müsaderesi ve imhasına ilişkin işlemler; 29662 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 23.3.2016 günü yürürlüğe giren ve bazı maddeleri 17.05.2017 tarih ve 30069 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmelikle değiştirilen "Suç Eşyası Yönetmeliği" ile düzenlenmiştir. Çalışmamızda detaylı bir şekilde müsadere kurumunun tanımı, müsaderenin tarihsel süreçteki gelişimi, hukuki niteliği, müsadere çeşitleri, benzer kavramlarla karşılaştırılması, uluslararası sözleşmelerde ve karşılaştırmalı hukukta bazı ülkelerdeki durumu, uygulanma şartları ile müsadere muhakemesi ve müsadere kararlarının infazı incelenmiştir. Yargıtay uygulamaları ve öğretideki farklı görüşlere yer verilmiştir. Çalışmamızın sonuç bölümünde müsadereye ilişkin ortaya çıkan sorunlara çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Müsadere, Güvenlik Tedbiri, Eşya müsaderesi, Kazanç müsaderesi, Müsadere muhakemesi.
İhaleye fesat karıştırma suçu
İhaleler, ekonomik büyüklüğü sebebiyle devlet tarafından idari ve cezai yaptırımlarla koruma altına alınmıştır. İdari düzenleme ve yaptırımlar 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nda düzenlenmiştir. Ceza hukuku kapsamındaki ihaleye fesat karıştırma eylemleri ise, 5237 sayılı TCK'nın Ekonomi, Sanayi ve Ticarete Karşı Suçlar isimli dokuzuncu bölümünde yer alan "İhaleye Fesat Karıştırma" kenar başlıklı 235. maddesinde düzenlenmiştir. Çalışmamızda, öncelikle ihale süreci kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Sonraki bölümlerde ise ihaleye fesat karıştırma suçu, suç teorisi kapsamında incelenmiştir. Mevcut yasal düzenlemelerin yolsuzlukla mücadelede etkin bir rol oynayıp oynamadığı hakkında tespitler yapılmıştır.
Suçluların iadesi
Suçluların iadesi; şüpheli, sanık ve hükümlülerin uluslararası andlaşmalar veya mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde gerçekleşen bir süreçle bir devlet tarafından diğer bir devlete teslim edilmesidir. Suçluların iadesine ilişkin tüm işlemler, belirli ilkeler ve esaslar çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. İade sürecinde gözetilmesi gereken bu kurallar, devletlerin uluslararası hukukta tanımlanan yükümlülüklerinden kaynaklanmaktadır. Her devletin hukuk sistemine göre değişiklik göstermekle birlikte, usul işlemlerinin tamamlanması zaman alabilmektedir. Uygulamada karşılaşılan bu sorunu aşmak amacıyla, kişinin iadeye rıza gösterdiği durumlarda basitleştirilmiş iade usulü uygulanmaktadır. Türk hukuk sisteminde ise basitleştirilmiş iade kurumu, "rızaya dayalı iade usulü" başlığı altında 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu'nun 17 nci maddesi çerçevesinde uygulama bulmaktadır. Bu çalışmamızda, öncelikle Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu çevçevesinde suçluların iadesi kurumuna ilişkin ilke ve esaslar anlatılacaktır. Çalışmanın son bölümünde ise Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesine Ek 3 üncü Protokol ve 6706 sayılı Kanun kapsamında, Türk hukuk sistemi bakımından yeni bir düzenleme olan rızaya dayalı iade kurumunun esaslarına değinilecektir.
Türk Ceza Kanununda uyuşturucu veya uyarıcı madde suçları
Bu çalışma, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Suçları konusunu içermektedir. Uyuşturucu ve uyarıcı madde suçları-Suçun unsurları-Suçun nitelikli halleri-Suçun özel görünüş biçimleri-Uyuşturucu ve uyarıcı maddeler-Keyif verici maddeler-Bağımlılık-Mücadele politikaları-Etkin pişmanlık-Suçun önlenmesi-Cezanın caydırıcılığı konularının önemine yer verilmiştir. Konu altında; Uyuşturucu ve Uyarıcı Maddeler, Uyuşturucu İmal ve Ticaret Suçu, Uyuşturucu Madde Kullanmayı Kolaylaştırma Suçu, Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanma Suçu, Aynı zamanda; Uyuşturucuyla Mücadele-Uyuşturucuyla Mücadele Politika ve Trendlerine bakılmıştır. Yine bu çalışmada yaratılacak farkındalığın ve hayır diyebilme yeteneğinin geliştirilmesine de değinilmiştir. Uyuşturucu suçları ve uyuşturucu mücadele politikalarında yapılması gerekenler de tavsiye olarak belirtilmiştir.
Ceza hukukunda hata
Ceza hukukunda hata, kişinin norma veya maddi bir vakıaya ilişkin bilgisizliği ya da hatalı değerlendirmesi nedeniyle, tasavvurundaki durum ile gerçek durum arasında meydana gelen uyumsuzluktur. Bu uyumsuzluk, failin kusurluluğuna etki eden ya da kastını ortadan kaldıran bir hal olarak karşımıza çıkmaktadır. Konu; suçun manevi unsuru, maddi unsuru ve hukuka aykırılık unsuru ile doğrudan ilgili bulunmakla birlikte; suç teorisinde pek çok görüşün ileri sürüldüğü, her zaman güncel tartışmalardan beslenen bir kurum olarak kendisini göstermektedir. Ceza hukukunda hata; hukuki hata, fiili hata ve suçta hata başlıkları altında incelenebilecektir. Tezin amacı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile benimsenen farklılıkları da ortaya koyarak, kuruma ilişkin esasları ortaya koymak ve bu alanda yapılan çalışmalara katkı sağlamaya çalışmaktır. Bu kapsamda birinci bölümde ceza hukukunda hata kavramsal açıdan incelenerek, hatanın benzer kavramlardan farkı, ceza hukukunda hata türleri ele alınmıştır. İkinci bölümde hukuki hata ve üçüncü bölümde fiili hata konusu üzerinde incelemelerde bulunulmuş ve bunların görünüş biçimleri ve ceza sorumluluğuna etkileri üzerinde durulmuştur. Dördüncü ve son bölümde ise işlenemez suç ve sözde suç müesseseleri suçta hata başlığı altında açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.