Theses supervised by Prof. Dr. Levent Öztürk

23 theses · Trakya University, Ankara Yıldırım Beyazıt University, Sakarya University, Sabancı University

Master'sOpen AccessTR

Menopoza bağlı proprioseptif duyu değişimleri

Menopoz, kadının önemli bir geçiş dönemidir. Kadın cinsiyet hormonları güçlü bir nöroprotektif role sahiptir ve menopozal geçiş nörofizyolojik değişikliklerle ilişkilidir. Menopozla ilişkili hormonal değişiklikler kadınları hareket güçlüğü ve düşmeye bağlı kırıklara yatkın hale getirir. Kadınlarda düşmelerin ilk olarak menopoz döneminde artış gösterdiği saptanmıştır. Propriosepsiyon, postüral dengenin sürdürülmesinde temel olan, merkezi sinir sistemine motor aktivitelerin seviyesi hakkında bilgi sağlayan bir duyudur. Çalışmamızın amacı, kadınlarda menopoza bağlı proprioseptif duyu değişimlerini incelemektir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Menopoz Polikliniği tarafından takip edilen 45-52 yaş arası toplam 37 kadın gönüllü (14 premenopozal, 12 postmenopozal ve 11 menopozal geçiş evresi) çalışmaya dahil edildi. Kadınların menopozal durumu, STRAW +10 evreleme kriterlerine göre belirlendi. Proprioseptif duyu, diz ve ayak bileği ekleminde pozisyon duyusu ölçüm yöntemlerinden olan aktif "açı yeniden oluşturma (AYO)" ve "eklem pozisyonu eşleştirme (EPE)" testleri ile değerlendirildi. Ölçümlerde evrensel gonyometre kullanıldı. Görsel uyaranların katkısını engellemek için katılımcıların gözleri göz bandı ile kapatıldı. İstatistiksel analizde tanımlayıcı istatistik (ortalama ± standart sapma), gruplar arası karşılaştırmalarda parametrik veriler için Anova, non-parametrik veriler için Kruskal-Wallis testleri yapıldı. Korelasyon analizlerinde Pearson testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi 0,05 olarak alındı. Ayak bileği AYO sapma değerleri premenopoz, perimenopoz, postmenopoz gruplarında sırasıyla 1,2±0,9; 2,5±1,7; 3,5±2,0 bulundu (p=0,005). Ayak bileği EPE sapma değerleri ise premenopoz, perimenopoz, postmenopoz gruplarında sırasıyla 1,2±0,6; 3,0±2,1; 2,7±1,2 bulundu (p=0,004). Menopozun kadınlarda propriosepsiyon açısından ön planda ayak bileği eklemini etkileyebileceği düşünüldü. Ayak bileği propriosepsiyon değerlendirmesinde, AYO testi postmenopoz evresinde daha olumsuz etkilenmişken EPE testinin perimenopozal evrede daha olumsuz etkilendiği görüldü. Premenopozal grup ise tüm değerlendirmelerde hedef açıdan en az sapmayı gösterdi. Sonuç olarak, menopoza geçişte özellikle ayak bileği proprioseptif performansının bozulduğu, diz ekleminin bu süreçten daha az etkilendiği görüldü. Bu sonuç menopoz sürecindeki kadınlarda postüral dengenin bozulması ve düşme riskiyle ilişkili olması bakımından önemlidir. Ayrıca menopozal süreçteki kadınlarda egzersiz programlarına denge ve propriosepsiyon egzersizlerinin dahil edilmesinin önemini vurgulamaktadır.

Ayak bileğiMenopozPropriyosepsiyon
Büşra Yaylak
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Rem uyku kısıtlamasına bağlı ağrı modelinde eksojen ve endojen melatoninin rolü

Giriş ve Amaç: Uyku kaybı ile ağrı arasındaki ilişki uzun zamandır bilinmekle birlikte altında yatan mekanizma henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Çalışmamızda amacımız uyku kısıtlaması ile indüklenen hiperaljezi üzerine eksojen ve endojen melatoninin etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızın ilk bölümünde 28 adet erkek Sprague Dawley sıçan bazal ağrı ölçümleri (tail flick ve hot plate) yapıldıktan sonra dört gruba (n=7) ayrıldı. Bunlardan 3 grup 15 gün süreyle günde 8 saat REM uyku kısıtlamasına tabi tutulurken kontrol grubu normal uyku düzenini sürdürmeye devam etti. REM uyku kısıtlaması uygulanan gruplardan biri her gün 17.00'de melatonin 5 mg/kg i.p. aldı. Diğer gruba ise aynı saatte melatonin çözücüsü %5 dimetil sülfoksit (DMSO) i.p. uygulandı. REM uyku kısıtlaması alan üçüncü grup da tedavisiz bırakıldı. Deney süresince gün aşırı ağrı ölçümleri tekrarlandı. Süre sonunda hayvanlar sakrifiye edildi ve omurilik lumbar bölge arka boynuz kısmından doku örneği alınarak LC-MS/MS ile noradrenalin ve serotonin ölçümleri yapıldı. Çalışmanın ikinci bölümünde 18 adet sıçanda pineal bez cerrahi olarak çıkarıldı. Serum melatonin düzeyleri pinealektomi ameliyatından önce ve post-operatif 7. günde ölçüldü. Ağrı ölçümleri pinealektomi öncesi ve post-operatif 14. günde tekrarlandı. Burada randomize olarak 2 alt grup oluşturuldu ve bir gruba melatonin 5 mg/kg i.p. diğerine %5 DMSO i.p. tek doz verildi ve 1 saat sonra ağrı ölçümleri tekrarlandı. Bulgular: İlk bölümde, tail-flick testinde ilaç verilmeyen ve DMSO verilen uyku kısıtlaması gruplarında ağrı eşiği düşerken (sırasıyla 6,3±0,3sn ve 6,0±0,9sn, p<0,01), melatonin verilen grupta ve normal uyku uyuyan kontrol grubunda (sırasıyla 11,7±0,5sn ve 11,5±0,9sn) bu düşüş gözlenmedi. Omurilik arka boynuz noradrenalin ve serotonin değerlerinde gruplar arasında anlamlı fark görülmedi. Pinealektomi işlemi sonrası ağrı eşiği anlamlı düzeyde düştü. Eksojen tek doz melatonin alan grupta ağrı eşiği yükselirken DMSO alan grupta değişiklik olmadı. Sonuç: Bu bulgular uyku kaybına bağlı olarak ağrı eşiğinin azalmasında endojen melatonin salgısının yetersizliğinin rol oynayabileceğini ve eksojen melatoninle bu eksikliğin giderilebileceğini göstermektedir. Pinealektominin ağrı eşiğini düşürmesi endojen melatoninin ağrı kontrolünde bir çeşit analjezik sistem gibi çalıştığını düşündürdü.

Samime Şarlı Gündüz
Trakya University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Adolesan dönemde kronik uyku kısıtlaması ve egzersizin erişkin anksiyete davranışına etkisi: Deneysel çalışma

Giriş ve Amaç: Adolesan dönemde kronik uyku kısıtlamasına bağlı anksiyete bozukluğu gelişebileceği bilinmektedir. Egzersizin anksiyete benzeri davranışları azaltabildiği bilgisi de literatürde yer almaktadır. Ancak uzun vadeli sonuçları hakkındaki bilgiler yetersizdir. Çalışmamızın amacı, adolesan dönemde kronik uyku kısıtlamasına bağlı gelişebilecek anksiyete benzeri davranışlar üzerinde aerobik egzersizin olası etkisini ve bu etkinin erişkinliğe kadar devam edip etmeyeceğini belirlemektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamızda 40 adet Wistar Albino türü adolesan erkek sıçan kontrol, uyku kısıtlaması, egzersiz, egzersiz+uyku kısıtlaması gruplarına ayrıldı. Uyku kısıtlaması yaptığımız gruplar 4 hafta boyunca modifiye çoklu platform yöntemi ile haftanın 4 günü 20 saat uyku kısıtlamasına maruz bırakıldı. Egzersiz yapan gruplar ise haftanın 4 günü 30 dk ile başlayıp 60 dk'ya kadar kademeli şekilde uzayan yüzme egzersizini tamamladı. Dört haftanın sonunda anksiyete benzeri davranışları değerlendirmek üzere yükseltilmiş artı labirent ile delikli levha testleri yapıldı ve kan örnekleri alındı. Ardından tüm grupların normal uyku ve hareketlerini sürdürebildikleri kafeslerinde 8 hafta bekletilerek erişkin döneme gelmeleri sağlandı. Davranış testleri 4 haftalık aralarla 2 kez daha tekrarlandı ve hayvanlar 8. haftanın sonunda sakrifiye edildi. Prefrontal korteks ve hipokampus dokuları çıkarıldı ve tekrar kan örnekleri alındı. Kan örneklerinde adrenokortikotropik hormon ve kortikosteron değerlendirildi. Prefrontal korteks ve hipokampus dokularında adrenalin, noradrenalin, serotonin, dopamin öncül ve metabolit düzeyleri sıvı kromatografi-kütle/kütle spektrometresi, kollibistin düzeyleri ELISA, nöroligin-2 düzeyleri immünohistokimya yöntemi ile değerlendirildi ve histopatolojik inceleme hematoksilen-eozin boyama ile gerçekleştirildi. Bulgular: Uyku kısıtlaması (UK) anksiyete benzeri davranışları artırmadı. Egzersiz (E) grubunda açık kollara girişlerin sıklığı kontrol (K) ve uyku kısıtlama gruplarına göre arttı (E:45,6±6,9; K:20,3±4,1; UK:22,5±4,8 sırasıyla p=0,018 ve p=0,042). Açık kollara giriş sıklığı erişkinlikte egzersiz grubunda kontrol ve uyku kısıtlaması gruplarından anlamlı derecede yüksekti (E:25,8±3,3; K:9,6±3,4; UK: 6,8±2,1 sırasıyla p=0,040 ve p=0,021). Hipokampusun nispi ağırlığı uykusu kısıtlanan grupta kontrol ve egzersiz grubuna göre düşüktü (K:130,5±10,6; E:134,8±7,6; UK:96,6±4,8 (mg/kg)×1000 sırasıyla p=0,030 ve p=0,011). Prefrontal korteks doku kollibistin düzeyleri uyku kısıtlama grubu ve egzersizle birlikte uykusu kısıtlanan grupta (E+UK) kontrol grubuna göre anlamlı olarak azaldı (K:3,05±0,22; UK:2,47±0,42; E+UK:2,50±0,42 ng/ml; sırasıyla p=0,017 ve p=0,026). Nöroligin-2 immünohistokimya vii sonuçları gruplar arasında farklılaşmadı. Histopatolojik incelemede uyku kısıtlaması ve uyku kısıtlaması ile egzersizin birlikte yapıldığı gruplar için nöronal düzensizlik belirgindi. Sonuç: Adolesan dönemde uyku kısıtlaması anksiyete benzeri davranışları artırmadı, yüzme egzersizi ise azalttı. Egzersizin bu etkileri erişkinlik başlarında kısmen devam ederken daha sonra ortadan kalktı. Uyku kısıtlaması hipokampus ağırlığını azaltırken egzersiz bu etkiyi kısmen önledi. Erişkin dönem prefrontal korteks doku kollibistin düzeylerinin azalması uyku kısıtlamasının GABAerjik nörotransmisyon üzerine uzun süreli etkisi olabileceğini gösterdi. Anahtar kelimeler: REM uyku kısıtlaması, egzersiz, anksiyete, kollibistin, nöroligin-2

Nurcan Erdoğan Kurtaran
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Akut uyku yoksunluğunun kalp ve dolaşım sistemi otonom kontrolü ve stres belirteçlerine etkileri

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı sağlıklı genç erişkin kadınlarda 24 saat uyku yoksunluğunun kardiyak otonom kontrol ve kardiyak stres belirteçlerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntemler: Çalışma öncesinde uyku sağlığı Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi; kalp sağlığı kardiyak muayene, elektrokardiyografi, ekokardiyografi ile değerlendirildi. Kalp ve uyku sağlığı açısından uygun olan ilk 15 gönüllüye normal uykularını aldıkları bir gece ve uykusuz geçirilen bir gece sabahı sabit bisiklet ergometresinde 14 dakika submaksimal aerobik egzersiz yaptırıldı. Egzersiz, ilk 11 dakika 15 Watt/dakika artan iş yüküne karşı, son 3 dakika dirençsiz pedal çevirme şeklinde uygulandı. Otonom sinir sistemi değerlendirmesi, kalp hızı toparlanma indeksi ve kalp hızı değişkenliği ile yapıldı. Egzersiz sırasında en yüksek kalp hızı ve bitişinin 30. saniyesi ile 1, 2, 3, 4, 5. dakikalarındaki kalp hızı farkı kalp hızı toparlanma indeksi olarak alındı. Egzersiz öncesi ve sonrasında alınan venöz kan örneklerinden elde edilen serumlarda ELISA yöntemiyle N-terminal-pro-B-tipi natriüretik peptid ve galektin-3, immünoassay yöntemiyle yüksek duyarlıklı kardiyak troponin I düzeyleri belirlendi. Normal uyku ve uykusuzlukta egzersiz sonrası, öncesine göre kalp hızı değişkenliği ve kan belirteçlerinin yüzde değişiminin ve kalp hızı toparlanması değişiminin istatistiksel analizi normal dağılan verilerde bağımlı örneklem t testi, normal dağılmayan verilerde Wilcoxon işaretli sıralar testi ile yapıldı. İstatistiksel anlamlılık sınırı p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Bir gece uykusuzluk sonrası yaptırılan egzersiz sonrası, öncesine göre normal sinüs atımlarının standart sapmasının milisaniye cinsinden değeri (sempatik ve parasempatik gösterge) ve ardışık kalp atışı intervallerinin 50 ms'yi aştığı olayların sayısı (parasempatik gösterge) azalması normal uyunan güne göre daha az bulundu (sırasıyla p=0,04, p=0,02). Galektin-3 artış yanıtı daha yüksek bulundu (p=0,003). Kalp hızı toparlanması, yüksek duyarlıklı kardiyak troponin I ve N-terminal-pro-B-tipi natriüretik peptid düzeyleri uykusuzluktan etkilenmedi. Sonuç: Bu çalışma, yirmi dört saat uyku yoksunluğunun sağlıklı genç kadınlarda egzersiz sonrası dönemde kardiyak parasempatik aktivitede baskılanma yaratabileceğini ve galektin-3 düzeylerinde artışa yol açarak inflamatuar yanıtlara neden olabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Galektin-3, kalp hızı toparlanması, kalp hızı değişkenliği, N-terminal-pro-B-tipi natriüretik peptid, submaksimal egzersiz. Destekleyen Kurum: Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 2025/10.

Özge Bozer
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Siber zorbalığa uğramış üniversite öğrencilerinin otonom sinir sistemi açısından değerlendirilmesi

Siber zorbalığa uğramanın otonom sinir sistemini etkileyip etkilemediği üniversite öğrencileri arasında araştırılmıştır. Siber mağduriyet/zorbalık ölçeği kullanılarak siber mağdur olduğu tespit edilen 15 gönüllü (Erkek/Kadın=8/7) ve kontrol grubunu oluşturan 15 gönüllü (Erkek/Kadın=8/7) olmak üzere çalışmaya 30 gönüllü katılmıştır. Katılımcıların yaşları 18-23 yıl arası, beden kitle indeksi değerleri 19,05-28,41 kg/m2 arasında dağılım göstermektedir. Gruplar arası demografik ve antropometrik verilerde farklılık bulunmamıştır. Gönüllülerin otonom sinir sistemlerinin değerlendirilmesi 10.00-13.00 saatleri arasında gerçekleştirildi. Sırasıyla kalp hızı değişkenliği, mental aritmetik testi, derin nefes testi ve izometrik el sıkma testi uygulanmıştır. Kalp hızı değişkenliği analizinde siber mağdur grubunun yüksek frekans bandı, normal atımların aralıklarının standart sapması, 50 ms'den fazla farklılık gösteren normal atım aralıklarının yüzdesi ve ardışık normal sinüs atım aralıklarının farkının karekökü ortalamalarının kontrol grubuna kıyasla düşük olduğu bulundu (sırasıyla p=0,009, p=0,034, p=0,035 ve p=0,046). Düşük frekans bandı, düşük frekans/yüksek frekans oranı parametrelerinde ve derin nefes testi sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Mental aritmetik testinde sistolik kan basınçları ortalamalarının yüzdelik değişimi ve izometrik el sıkma testinde diyastolik kan basıncı ortalamalarının yüzdelik değişimi değerlerinin siber mağdur grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı düşük olduğu tespit edildi (p<0,001 ve p=0,006). Sonuç olarak parasempatik tonusun siber zorbalığa uğramayan kontrol grubunda daha yüksek olduğu bulundu. Dolayısıyla siber mağdur bireylerin sempatovagal dengeleri ele alındığında kontrol grubuna göre daha yüksek bir sempatik aktiviteleri olduğunu düşünmekteyiz. Bu bulgulara göre araştırma hipotezi, siber zorbalık otonom sinir sistemini etkiler, kabul edilmiştir. Bu durumun otonomik disfonksiyonda görülebilecek hem mental hem fiziksel patolojiler için predispozan bir faktör olup olmayacağı ileri araştırmalarda ele alınmalıdır. Anahtar kelimeler: siber zorbalık, çevrimiçi zorbalık, otonom regülasyon, kalp hızı değişkenliği, otonom stres testler

Kalp hızıOtonom sinir sistemiParasempatik sinir sistemi+3
Ozan Öner
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sevofluran uygulanan ratlarda seryum oksitin karaciğer üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada sevofluran uygulanan ratlarda seryum oksitin karaciğer dokusu üzerine etkisini değerlendirdik. Gereç ve Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra 24 adet rat rastgele 6'şarlı 4 gruba ayrıldı. Grup K: Kontrol Grubu, Grup S: Sevofluran Grubu, Grup CeO2: Seryum Oksit Grubu, Grup S+CeO2: Sevofluran+Seryum Oksit Grubu. Sevofluran grubuna, sevofluran %2 konsantrasyonda ve 4L/dk dan %100 oksijen ile 2 saat süre ile uygulandı. CeO2 grubuna, işlemden 2,5 saat önce 0,5 mg / kg dozda seryum oksit kuyruk veninden uygulandı. Sevofluran+CeO2 grubuna, 0,5 mg/kg dozda CeO2 kuyruk veninden uygulanmasından 30 dk sonra sevofluran %2 konsantrasyonda 4L/dk %100 oksijen ile 2 saat boyunca uygulandı. Sonrasında tüm ratlara ketamin ve ksilazin intramüsküler yapılarak aortalarından kan alınıp KC dokuları çıkarıldı. Alınan kanlarda Hgb, Hct, ALT, AST, LDH çalışıldı. KC dokuları ışık mikroskopisi ile histopatolojik açıdan incelendi. Bulgular: Tüm gruplarda kontrol grubuna göre hidropik dejenerasyon, lenfosit ve nötrofil infiltrasyonu daha fazla görüldü. Hidropik dejenerasyon, CeO2 grubunda sevofluran grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu. Nötrofil infiltrasyonu, CeO2 grubunda sevofluran grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu. Nekroz ve pleomorfizm gruplar arasında benzer bulundu. AST düzeyi sevofluran grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek olarak bulundu. Ayrıca, CeO2 ve sevofluran+CeO2 gruplarında sevofluran grubuna grubuna göre düşük bulunmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. LDH düzeyi sevofluran grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek olarak bulundu. Ayrıca, sevofluran+CeO2 grubunda sevofluran grubuna göre anlamlı düşük olarak bulundu. ALT, Hgb ve Hct gruplar arasında benzer bulundu. Sonuç: Sevofluran grubunda KC'de histopatolojik ve biyokimyasal değişiklikler tespit edildi. Sevofluran ile oluşan histopatolojik KC hasarında CeO2 uygulaması hepatik yapıyı korumada faydalı olabilir. Deney gruplarının yaş, cinsiyet ve sevoflurana tekrarlayan maruziyet ile oksidatif hasarın biyokimyasal parametrelerinin bakılması açısından farklılandırılmasıyla yapılacak yeni CeO2 çalışmalarında daha anlamlı ve olumlu sonuçlar çıkacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Karaciğer Dokusu, Seryum Oksit, Sevofluran

Hayvan deneyleriKaraciğerSeryum oksit+2
Fazilet Taşdelen
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Siyer öğretiminde drama yönteminin kullanımı

İslam peygamberi Hz. Muhammed güzel ahlakı ve vaaz ettiği ilkelerle tüm zamanları etkilemiştir. Hayatın her yönüne dair ortaya koyduğu örneklik Müslümanlar için hayat rehberidir. Bu sebeple vefatının hemen sonrasında hayatı öğrenilmiş ve sonraki kuşaklara ulaştırılmıştır. Ülkemizde de Hz. Peygamber'in hayatını öğretmek için örgün ve yaygın eğitimde dersler yer almaktadır. Peygamberimizin Hayatı ve Siyer adındaki bu derslerin temel amacı Allah Resül'ü Hz. Muhammed'in hayatının öğretilmesi ve örnek alınmasıdır. Son dönemlerde yapılan araştırmalara göre Peygamberimizin Hayatı ve Siyer derslerinde kullanılan öğretmen merkezli uygulamalar dersin amacını gerçekleştirmekte yetersiz kalmaktadır. Dersin öğrencilerin aktif olduğu öğrenci merkezli yöntemlerle desteklenmesi öğrenme sürecinde etkili olmasını sağlayabilir. Bu sebeple araştırmada öğrenci merkezli uygulamalardan olan eğitimde drama yöntemi temel alınmıştır. Bu yöntem öğrenci merkezli olması, etkili planlama içermesi, bireyin bilişsel, duyuşsal ve devinimsel becerileri geliştirmesi açısından etkilidir. Bu tez çalışmasında, araştırmacı tarafından yaratıcı drama tekniğiyle ders planları oluşturulmuş ve sınıflarda uygulanmıştır. Araştırmada öğrencilerin deneyimleri derinlemesine analiz emek için nitel araştırmanın fenomenoloji deseni kullanılmıştır. 20 öğrenci ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak görüşmeler yapılmış ve deneyimleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Nitel veri analizi MaxQDA Analytics PRO 2024 yazılımına aktarılmış ve analiz dijital ortamda yapılmıştır. Veri analizinde yarı yapılandırılmış görüşme formundan elde edilen kategoriler ilk önce belirlenmiştir. Öğrencilerle görüşmelerden elde edilen verilerden anlamlı kodlar oluşturulmuş ve uygun kategoriler altında toplanmıştır. Öğrencilerle elde edilen bulgulara göre drama yöntemiyle işlenen dersler daha eğlenceli, kalıcıdır. Ayrıca iletişim becerisini, derse katılımı artırması gibi becerilere katkı sağladığı bulgular arasındadır. Öğrencilerin daha kolay, etkili ve severek öğrenmelerini sağlayan bu yöntemin Siyer dersinde kullanılması Siyer dersine karşı olumlu tutum geliştirmelerini sağlamıştır.

Fatıma Şahin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Hz. Peygamber döneminde bitki kültürü: Otlar

Bitkiler tarih boyunca insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasında etkin bir rol oynamıştır. Bu açıdan toplumların bitkilerle kurdukları ilişkiyi incelemek onların sosyal ve kültürel yaşantısı hakkında geniş ölçüde bilgi elde etmek demektir. Hz. Peygamber döneminde Arap Yarımadası'nda tespit edilebilen ot türlerini konu edinen bu çalışma, incelenen bitkilerin sosyokültürel hayata yansımasını ve bunların gündelik yaşamdaki yerini mercek altına almaktadır. Tespitlerimiz arasında otların isimleri, genel özellikleri, kullanım alanları, hangi coğrafî bölgelerde ve iklim koşullarında yetiştikleri bulunmaktadır. Ayrıca ticaret, ziraat, hayvancılık, gıda, sağlık, halk edebiyatı ve folklora yansıyan özellikleri incelenmiştir. Hz. Peygamber dönemiyle sınırlı olan bu çalışmada ot türlerinin sosyokültürel hayata tesir eden yönleri İslâm öncesi ve sonrasına ait örnekler de göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Tezimizde, bölgelere göre farklı isimlerle tanımlanan, bu yüzden ismi tartışmalı hale gelen ve yanlış tercüme edilen otlar hakkında titiz bir inceleme yapılmıştır. Öte yandan Hz. Peygamber döneminde bazı dinî uygulamalarda kullanılan ot türleri hakkında yapılan tartışmalar incelenmiştir. Hangi görüş ve hükümlerin Hz. Peygamber dönemindeki uygulamalarla paralellik veya farklılık gösterdiği bitki kültürünün zaman içinde geçirdiği değişim bağlamında ortaya konulmuştur. Yaptığımız detaylı araştırmalar neticesinde bazı medeniyetlerin bitki kültürünün tarih perspektifiyle ele alındığı, ancak İslâm medeniyetinin hiçbir dönemi böylesi bir incelemeye tâbi tutulmadığı görülmüştür. Bu alandaki çalışmalar, daha ziyade Arap nebât tarihinde eser veren âlimler üzerinden genel hatlarıyla sunan araştırmalarla sınırlı kalmıştır. Bu sebeple çalışmamız İslâm tarihi alanında bitki merkezli yapılmış ilk sistematik araştırma olma özelliğine sahiptir. Bununla birlikte belirtmemiz gerekir ki tezimiz, Hz. Peygamber döneminde Arap Yarımadası'nda yetişen ve kullanılan bitkilerin bir bölümünü oluşturan bazı ot türleriyle sınırlıdır. Ağaçlar, çalılar, zekâtı alınan tahıllar (arpa, darı vb.) ve ticaret yoluyla gelen otlar (safran, vers vb.) konu dışında tutulmuştur. Bu hususlarla ilgili meseleler ayrı bir çalışmanın ürünü olacak mahiyettedir.

Firdevs Yıldız Subaşı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Hicrî birinci asır İslâm toplumunda yemek kültürü

Hicrî birinci asrın yemek kültürünü ortaya koymak üzere hazırlanan tezimizde yüzyıl boyunca yenilen yiyecek ve yemekler araştırılmıştır. Konu incelenirken dönemler arası karşılaştırmalar yapılmış ve dönemin sosyo-kültürel hayatıyla ilgili önemli bilgiler elde edilmiştir. Konuyla doğrudan ilgili kaynaklar merkeze alınarak hazırlanan araştırmamızda, tahlil, değerlendirme yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmamızda Câhiliye geleneğinde var olan çoğu yemeğin Erken İslâmî dönemde de yenilmeye devam ettiği, İslâm'ın gelişi ile birlikte yasak kılınan bazı yiyecekler dışında beslenme alışkanlıklarının çok fazla değişmediği anlaşılmıştır. Bu dönemde coğrafyanın getirdiği imkânlarla yerel halkın elinde bulunan yiyecek ve yemeklerin tüketildiği ayrıca ticaret yoluyla da bazı yeni yiyeceklerle tanışıldığı bilinmektedir. Hz. Peygamber döneminden itibaren yeni yiyecek ve yemeklerle karşılaşma yollarından biri de fetihler aracılığıyla diğer kültürlerin yemekleriyle tanışılmasıdır. Böylece yeni yemekler de Müslümanların beslenmesine dâhil edilmiştir. Hulefâ-yi Râşidîn ve Emevîler döneminde bazı kişilerin sade beslenme biçimini devam ettirirken çoğunluğun artan refah seviyesine bağlı olarak eski beslenme biçimini oldukça değiştirdikleri tespit edilmiştir. Özellikle devlet adamlarının halka düzenlediği ziyafetlerde yemeklerde çeşitliliğin arttığı görülmektedir. Abbasîler dönemi bu tarihi bilgilerin kayıt altına alındığı, yemek kitaplarının yazıldığı, ayrıca saray yemek kurallarının ortaya koyulduğu bir dönem olarak bilinmektedir. İncelediğimiz dönem açısından ekmek, ekmeğe katık yapılan tuz, sirke, zeytinyağı, tereyağı, kaymak, kurutulmuş lor, bal gibi yiyeceklerin; et ve et çeşitleri, sebze ve meyvelerin beslenmede önemli bir yere sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Tezimizde İslâm toplumunda tüketilen yemekler ve diğer kültürlerden örnek alınan yemek çeşitleri hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca gıdaların üretilmesi, taşınması, tüketim alışkanlıkları, yemek pişirme yöntemleri, kullanılan malzemeler, sofra adabı, tat algısı, sağlık ve beslenme ilişkisi ile ilgili konular da ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Sevim Demir Akgün
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Peygamber döneminde hacamat kültürü

Hacamat, tarihi milattan öncelere dayanan, pek çok medeniyet tarafından benimsenip uygulanan bir tedavi yöntemidir. Arap toplumunda da bu tedavi yönteminin uygulandığı bilinmektedir. Hadis kitaplarında, Hz. Peygamber döneminde öne çıkan tedavi yöntemlerinden biri olarak dikkatleri çekmektedir. Resûlullah'ın da bizzat tedavi amaçlı hacamat yaptırdığı ve çevresindeki kişilere tavsiye ettiği hususunda pek çok rivayet mevcuttur. Buna ilave olarak günümüzde de hacamat yoğun bir ilgi görmektedir. Bu yoğun ilgiye rağmen Hz. Peygamber dönemi hacamat uygulamasının mahiyetine dair ülkemizde bilimsel nitelikte yapılmış, yeterli ve tatmin edici bir çalışma bulunmamaktadır. Bu eksikliği gidermek amacıyla çalışmamızda, dönemin tıp kültürünün bir yönünü teşkil eden hacamat uygulamaları ele alınmıştır. Hacamat, medeniyet tarihi ve tıp tarihi açısından da irdelenerek bu tedavi yönteminin tarihî süreçte diğer toplumlarda nasıl bir yere sahip olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Böylece Hz. Peygamber dönemindeki hacamat uygulamalarının tarihî süreç içerisindeki yerini görme imkânı elde edilmiştir. Araştırmamızın sonucunda, Hz. Peygamber döneminde Arap toplumunun medeniyetler arası etkileşim sayesinde elde ettiği tıbbî birikimin bir yansıması olarak hacamatı uyguladığı kanaatine varılmıştır. Aynı zamanda, Hz. Peygamber döneminde hacamatın vücudun hangi bölgelerinden ve hangi rahatsızlıklar sebebiyle yapıldığı hususlarıyla ilgili önemli bulgulara ulaşılmıştır. Bunun yanında, hacamatı uygulayan haccâmlarla ilgili tartışmalar ve rivayetlerde kimliği zikredilen haccâmlar hakkında bilgiler elde edilmiştir. Son olarak Hz. Peygamber döneminde hacamatı gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan hacamat aletleri hakkında bir takım bilgiler tespit edilmiştir.

HacamatHalk sağlığıHz. Muhammed+5
Büşra Yıldırım
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Mâce'nin (Ö.273/887) es-Sünen'indeki Megâzî rivayetlerinin tespiti ve Siyer-Megâzî kaynaklarıyla mukayesesi

Hz. Peygamber'in savaş ve seriyyeleri siyer-megâzî alanının konusu olmasına rağmen farklı alanlarda da bu konulara dair bilgiler bulunmaktadır. Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerini içeren hadisleri tespit, nakil ve anlamaya yönelik bir ilim dalı olan hadis de bu alanlardan biridir. Bu alanda telif edilmiş olan kitaplarda Hz. Peygamber'in hayatının pek çok safhasına dair bilgi bulunmaktadır. Dolayısıyla hadis literatüründe yer alan megâzîye dair bilgilerin oranı ve bu bilgilerin siyer-megâzî çalışmaları bakımından değeri merak edilen bir mevzu olmuştur. Bu hususun tespiti adına çalışmamızda Kütüb-i Sitte'den biri olarak kabul edilen İbn Mâce'nin es-Sünen adlı eseri örneklem olarak ele alınmıştır. İbn Mâce'nin hadis alanında kaleme aldığı bu eser fıkıh bâblarına göre düzenlenmiş sünen türü eserlerdendir. Ancak Hz. Peygamber'in hayatının her kesitine dair bilgi verdiği için savaş ve seriyyeleriyle ilgili rivayetler de eserde yer almaktadır.

Kitabu's-SünenRivayetlerSiyer+4
Hatice Kızılorman
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ebû Yûsuf'un (Ö. 182/798) Kitâbü'l-Harâc'ındaki siyer-megâzî rivayetlerinin tespit ve tahlili

Hz. Peygamber'in hayatının çeşitli safhalarına duyulan ilginin bir neticesi olarak pekçok alanda onunla ilgili eser kaleme alınmıştır. Bu konuda en zengin telifat siyer ve megâzî literütürü içinde yer alır. Siyer ve megâzî literatürü dışında kalan diğer alanlarda yazılan eserlerde de Hz. Peygamber hakkında bilgiler bulunur. Bu alanlardan birisi de fıkıhtır. Fıkıh literatüründe yazılmış olan eserlerdeki siyer ve megâzî bilgilerini ortaya koyan kapsamlı bir ilmî çalışma henüz yapılmamıştır. Bu çalışmada fıkıh literatüründe önemli bir yeri olan Ebû Yûsuf'un Kitâbü'l-Harâc adlı eseri incelenmektedir. Ebû Yûsuf'un Kitâbü'l-Harâc adlı eseri öncelikli olarak vergiler konusunu ele alan bir fıkıh kitabıdır. Amacı doğrudan Hz. Peygamber'in hayatını ele almak değildir. Ancak çeşitli fıkhî konularla ilişkili olarak siyer ve megâzî bilgilerine de yer vermektedir. Bu araştırmada öncelikle Ebû Yûsuf'un Kitâbü'l-Harâc adlı eserinde yer alan Hz. Peygamber dönemi siyer ve megâzî rivayetlerinin tespiti yapılmıştır. Bu rivayetler kronolojik olarak sıralanmıştır. Ayrıca rivayetlerin Ebû Yûsuf'un eserinde hangi bağlamda zikredildikleri de ortaya konmuştur. Daha sonra tespit edilen bilgiler ve rivayetler siyer ve megâzî kitaplarıyla karşılaştırılmıştır. Çalışmanın daha kolay takip edilebilmesi için tablolar oluşturulmuştur. Karşılaştırma sonucunda elde edilen veriler ışığında rivayet farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ulaşılan sonuçlar çerçevesinde Kitâbü'l-Harâc'da yer alan siyer ve meğâzî bilgilerinin, Ebû Yûsuf'un çağdaşı olan tarihçiler tarafından kullanılıp kullanılmadığı, ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu araştırma Ebû Yûsuf'un siyer ve megâzî rivayetlerine eserinde ne şekilde yer verdiğini, ictihatlarında siyer ve megâzî bilgisini ne derecede kullandığını görmemize imkân tanımaktadır. Bu çalışma aynı zamanda Ebû Yûsuf'un siyer ve megâzî bilgilerini nasıl kullandığını değerlendirme imkânı da sunmaktadır.

Ebu YusufHz. MuhammedKitabü'l-Harac+5
Yavuz Sarı
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sahîh-i Müslim'deki Hz. peygamber'in savaşlarıyla (Gazveleriyle) ilgili rivayetlerin tespiti ve siyer kaynaklarıyla karşılaştırılması

Hz. Peygamber'in gerçekleştirdiği savaşları müstakil olarak ele alan çalışmalar megâzî literatürünü oluşturmaktadır. Hadis alanında kaleme alınan eserlerdeki mevcut malzemenin de Hz. Peygamber'in gazveleri hakkında bilgi içerdiği bilinmektedir. Bu çalışma Hadis kitaplarındaki Hz. Peygamber'in savaşları (gazveleri) ile ilgili rivayetlerin tespit edilmesi ve Siyer Bilim Dalı açısından malzeme değerinin ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Hadis kitaplarında yer alan Hz. Peygamber'in gazveleri ile ilgili bilgiler tespit edilirken, Kütüb-i Sitte içerisinde yer alan Müslim b. Haccâc'ın (ö. 261/875) el-Câmiu's-Sahîh adlı eseri ele alınmıştır. Bu eser Sahîh-i Buhârî ile birlikte Kur'an-ı Kerîm'den sonra en güvenilir kaynak olarak kabul edilmiştir. Eserde Hz. Peygamber'in söz ve davranışları çoğu zaman meydana gelen olaylar çerçevesinde de aktarılmıştır. Buna bağlı olarak megâzî ile ilgili bilgiler aktarılan bu olayların birer parçası halinde bulunmaktadır. Bu çalışmada Sahîh-i Müslim'deki megâzî kavramı içerisine giren bilgiler tespit edilmeye çalışılmıştır. Dolayısıyla Hz. Peygamber'in bizzat katıldığı savaşlar konumuzu teşkil etmektedir. Sahîh-i Müslim'de "Kitâbü'l-Cihâd ve's-Siyer" bölümü genelde bu bilgilerin yoğunlaştığı bölümdür. Ancak eserin tamamında Hz. Peygamber'in gazvelerine dâir bilgiler bulunmaktadır. Yapılan çalışmada Sahîh-i Müslim detaylı bir şekilde okunmuş ve tüm rivayetler incelenmiştir. Bu rivayetlerden megâzî ile ilgili olanlar tespit edilmiştir. Tespit edilen bu rivayetler bir araya getirilerek olaylar kronolojik olarak sıralanmıştır. Elde edilen bilgiler bazı siyer kitaplarıyla karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmaya ilk dönem İslâm Tarihi müelliflerinden İbn Şihâb ez-Zührî (ö. 124/742) ve Musa b. Ukbe'den (ö. 141/758) gelen nakiller ile Vâkıdî (ö. 207/823) ve İbn Hişâm'ın (ö. 218/833) eserleri tâbi tutulmuştur. Karşılaştırma yapılırken elde edilen bilgiler tablolar halinde sunulmuştur. Araştırmanın sonucunda Sahîh-i Müslim'de megâzî ile ilgili azımsanmayacak ölçüde rivayetin yer aldığı tespit edilmiştir. Elde edilen bilgilerin bir kısmının mukayese yapılan eserlerle ortaklık gösterdiği, bir kısmının ise farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Bazı rivayetlerin de sadece Sahîh-i Müslim'de var olduğu diğer kaynaklarda yer almadığı görülmüştür.

GazaGazavat-ı NebiHz. Muhammed+6
Büşra Ersoy
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nesâî'nin (Ö.303/915) es-Sünen'indeki Megâzî rivayetlerinin tespiti ve Siyer-Megâzî kaynaklarıyla mukayesesi

Hz. Peygamber'in hayatı her dönemde ilgi odağı olmuştur. Bunun neticesinde zamanla onun yaşamına dair bilgi sunan literatür ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri de Hz. Peygamber'in gazve ve seriyyelerinin tarihini konu alan megâzî literatürüdür. Megâzî literatürü dışında Resûlullah'ın tavsiyelerini ve fiillerini tespit etmeyi amaçlayan hadis ilmi de bu alanda malzeme sunmaktadır. Bu maksatla yazılan pek çok hadis kitabı bulunmaktadır. Hadis edebiyatında Kütüb-i Sitte ismiyle meşhur olan altı kitaptan biri de Nesâî'nin (ö.303/915) es-Sünen adlı eseridir. es-Sünen, Nesâî'nin rivayetleri seçerken sahih olanları almaya özen göstererek hazırladığı ahkâm merkezli yazılan bir hadis kitabıdır. Bu nedenle o her ne kadar tarihî bilgi verme amacı gütmese de Hz. Peygamber'in ahkâma dair davranışı ve söylemini naklederken onun hayatının her anına şahitlik edecek bilgiyi de aktardığı bir gerçektir. Bu bağlamda çalışmamızda Nesâî'nin es-Sünen adlı eserindeki megâzî rivayetlerinin tespiti yapılmış, akabinde tespit edilen bu bilgiler ilk dönem siyer-megâzî müelliflerinden İbn Şihâb ez-Zührî (ö.124/742), Mûsâ b. Ukbe (ö.141/758), Vâkıdî (ö.207/823) ve İbn Hişâm'ın (ö.218/833) eserleriyle mukayese edilmiştir. Bu tespit ve mukayese sonucunda bir hadis kitabı olarak es-Sünen'in megâzî rivayetleri bakımından değerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırmamızın sonucunda es-Sünen'de önemli sayıda megâzî bilgisinin bulunduğu görülmüştür. Nitekim tespit ettiğimiz üç yüz dokuz rivayetin on sekiz gazve ve dokuz seriyyeye dair bilgi sunması bu gerçeği göstermektedir. Bu bilgilerin diğer eserlerle karşılaştırılarak tahlil edilmesi neticesinde ise her iki literatürdeki bilgilerin çoğu zaman örtüştüğü, çok az bilginin farklılık arz ettiği ve bazen de Nesâî'nin diğer megâzî kitaplarında yer almayan fakat tarihî açıdan katkı sunan bilgilere yer verdiği ortaya çıkmaktadır.

HadisKitabu's-SünenMegazi+4
Beyza Yılmaz
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Peygamber Döneminde Bakî' mezarlığı

Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettikten sonra orada bir mescit ve aynı tarihlerde bir mezarlık oluşturmuştur. Bu çalışmanın amacı Medine'de oluşturulan ve yaygın adıyla Bakî' Mezarlığı olarak bilinen bu kabristanın kuruluş tarihini ve mezarlıkla ilgili tüm bilgileri ortaya koymaktır. Tespitlerimiz arasında Bakî' Mezarlığı'na defnedilen sahâbîlerin isimleri, vefat tarihleri ve vefat sebepleri yer almaktadır. Hz. Peygamber dönemi Medine'sindeki diğer mezarlıklar da tespit edilmeye çalışılmış, böylece Bakî' Mezarlığı'nın önemi anlaşılmaya gayret edilmiştir. Tezimiz Hz. Peygamber dönemi ile sınırlandırıldığından Hz. Peygamber'in vefatından sonraki süreçlerde Bakî' Mezarlığı'ndaki değişimlere ve defnedilen sahâbîler hakkındaki bilgilere yer verilmemiştir. Görülebildiği kadarıyla bu konu ülkemizde çalışılmamış, Arap bilim dünyasında ise yeterince incelenmemiştir. İlk dönem İslâm toplumunda defin, mezarlık gibi konularla alakalı yapılan çalışmalar bulunmasına karşın Bakî' Mezarlığı'nın tarihçesi eksik kalmıştır. Bu sebeple çalışmamız Türkçede yapılan ilk araştırma olma özelliğine sahiptir. Diğer yandan konunun bilimsel olarak derinlemesine incelenmesi bakımından da önem taşımaktadır. Tezimizde materyal analizi ve kaynak tenkidi yöntemi kullanılmış, rivayetler arası farklılıklar ve çelişkiler derinlemesine incelenmiştir. Kaynaklarda yer alan bilgilerin birer nakil olduğu gerçeği daima göz önünde bulundurulmuş ve kendi içinde bir bütünlük arz etmeyen rivayetler tartışmaya açılmıştır. Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettikten sonra Medine merkezinde bir mezarlık inşa ettirmiş, hicretin birinci yılında Mescid-i Nebevî ile birlikte kurulan bu mezarlığa ilk olarak Ensar'dan Es'ad b. Zürâre'nin defnedilmiştir. Kaynaklarda Hz. Peygamber döneminde Bakî' Mezarlığı'na defnedilen on dokuz sahâbînin ismine tesadüf edilmiş, birçok da ismi zikredilmeyen veya oraya defnedilip defnedilmediği berraklık kazanmayan kişi ile ilgili verilere ulaşılmıştır. Medine'nin merkeze uzak çeşitli mahallerinde farklı mezarlıkların mevcudiyeti Bakî'a defnin zorunlu olmadığını göstermektedir. Çalışmamızda farklı kabile veya cinsiyetlere göre bir mezarlık kurulup kurulmadığı tespit edilememiştir.

Hz. Muhammed DönemiMezarlarMezarlıklar+1
Gülay Özkan
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Büveyhî hâkimiyetine giden süreçte Bağdat'ta siyâsî, iktisâdî ve içtimâî hayat (279-334/892-945)

Abbâsî Devleti (132-656/750-1258) onuncu yüzyılın ilk yarısında tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisini yaşadı. Kurulduğu yıllarda sahip olduğu geniş sınırlar ile halifelerin sahip olduğu mutlak güç ve kudret, tıpkı Sâmerrâ döneminde olduğu gibi yeniden sarsılmaya başladı. Bir yandan merkezde ayaklanmaların başlaması, diğer yandan Abbâsî hâkimiyetindeki bazı bölgelerde isyanların ve bağımsızlık taleplerinin artması, devlet otoritesinin zedelenmesine ve hızlı bir çözülme yaşanmasına neden oldu. Halife Mu'tazıd ve oğlu Müktefî döneminde alınan tedbirlerle bu sıkıntılar geçici bir süre giderildi. Ancak oğlu Halife Muktedir döneminden itibaren hızlı bir gerileme içine girildi. Halife Mu'tazıd'ın başkenti Bağdat'a taşımasından Büveyhîler'in Bağdat'ı ellerine geçirmesine kadar uzanan bu süreçte (279-334/892-945) Abbâsî Devleti, oldukça çetrefilli siyâsî, iktisâdî ve içtimâî olaylar yaşadı. Bu çalışmada Büveyhîler'in Abbâsî Devleti'nin merkezini ele geçirmelerine imkân tanıyan süreç ele alınmıştır. Yapılan analizler sonucunda Abbâsî yöneticilerinin uyguladığı bazı politikaların hem devleti hem de halkı, çözümü olmayan bir kargaşaya sürüklediği tespit edilmiştir. Özellikle Halife Mu'tazıd'ın bölge liderlerine bağımsızlık hakkı tanıması başlangıçta malî ve idarî hususlarda Abbâsî Devleti'nin yararına görünse de, sürdürülebilir bir politika olmamıştır. Devlet arazilerinin sadece bürokratlara, yöneticilere, komutanlara ve zenginlere iktâ olarak verilmesi, ancak vergilerin devlete ödenmemesi ekonomik hayatı altüst etmiştir. Büveyhîlerin, siyâsî istikrarı bozulmuş, ekonomisi altüst olmuş, sosyal bağları çözülmüş bir Bağdat'ı ellerine geçirmeleri hiç de zor olmamıştır.

AbbasilerBüveyhilerEkonomik hayat+3
Adan Jarso Golole
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Halife Me'mûn'a kadar İslâm dünyasında çeviri faaliyetleri

Hz. Peygamber'in vefatından kısa bir süre sonra Müslümanlar antik medeniyetlerin öğretildiği merkezlerin yöneticisi oldu. Kısa sürede gerçekleşen bu genişleme Müslümanların farklı kültür ve medeniyetlerle etkileşimini kaçınılmaz kıldı. Bu etkileşimin neticesinde Arapça olarak hem telif-tercüme hem de çeviri faaliyetleri başladı. Bu durumun yansıması ele alınan çalışmada antik bilimlerin İslâm dünyasına intikali özelinde incelendi. Birinci bölümde İslâm dünyasında hissedilir derecede etki bırakan okullar ele alındı. Bu okulların özellikle Abbâsîler'in kuruluşuna kadar ki sürecine değinilerek Emevîler dönemindeki etkileri ortaya konuldu. Böylece bilimsel süreklilik içerisinde Abbâsîler'de gerçekleşen canlılığın kökenleri belirginlik kazandı. İkinci bölümdeyse Hulefâ-yi Râşidîn ve Emevîler dönemlerini ele alarak Müslümanların ilk fetihlerden itibaren antik bilimlerle temasları ortaya konuldu. Emevîler iki kısımda incelendi. İlk olarak saray ve çevresinin antik bilimlerle temaslarına değinildi. Genellikle bu temasların ilgi neticesinde oluştuğu ortaya konuldu. Ayrıca saray ve çevresinde tercüme edilen eserlerle birlikte ilk andan itibaren telif-tercümelerin de meydana geldiği tespit edildi. Aslında çeviri hareketlerinin telifleri tetikleyen bir unsur olmak yerine telif-tercümelerin çevirileri meydana getirdiği açıklığa kavuştu. İkinci olarak saray ve çevresi dışında da antik bilimlere dair yoğun bir telif-tercüme çalışmalarının oluştuğu görüldü. Özellikle Emevîler'in sonuna doğru hızlanan bu yoğunluk Abbâsîler'in ilk döneminde de varlığını devam ettirdi. Üçüncü ve son bölümde siyasî hadiselerin ve Emevî bürokrasisini tanıma ihtiyacının Abbâsîler'in ilk iki halifesini başkent Bağdat'ın kuruluşundan önce herhangi bir bilimsel faaliyet yapacak durumda bırakmadığı anlaşıldı. Bağdat'ın kuruluşundan sonra Mansûr dönemi çeviri faaliyetlerinden ziyade telif-tercümelerin yoğun olduğu bir zaman dilimiydi. Kendisinden sonra oğlu ve torunlarının döneminde telif-tercüme faaliyetleri sürdü. Özellikle Hârûnürreşîd dönemi halifeden bağımsız olarak Bermekîler'in bilimsel bürokratikleşmenin temellerini attığı bir zaman dilimiydi. Bermekî ailesi çeviri faaliyetlerinde aktif rol aldı ve Beytülhikme kütüphanesini inşa etti. Halife tarafından Bermekî ailesi ortadan kaldırıldıktan sonra kütüphane saraya intikal etti.

AbbasilerArapçaBilim tarihi+7
Samet Şenel
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Peygamber Döneminde Müellefe-i Kulûb

Hz. Peygamber döneminde gerçekleşen Huneyn Gazvesi'nde önemli miktarda ganimet ele geçirilmiştir. Söz konusu ganimetlerin bir kısmı Hz. Peygamber tarafından kalpleri İslam'a ısındırılmak üzere Müellefe-i Kulûb adı verilen kişilere dağıtılmıştır. Hz. Peygamber döneminde Müellefe-i Kulûb'u konu alan çalışmamız, zikri geçen kişilerin tespitini ve Hz. Peygamber dönemindeki rollerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu kişilerin sosyal hayatları bir bütün olarak incelenerek Hz. Peygamber'in Müellefe-i Kulûb'a ganimet verme nedenleri belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırmamızda öncelikli başvuru kaynakları tarih, siyer ve tabakât kitapları olmuştur. Bu kitapların yanı sıra hadîs ve ensâb türü eserlere de müracaat edilmiştir.Araştırmamız sonucunda kaynaklarda bu isimlerin tespiti noktasında eksik ve farklı bilgilerin yer aldığı görülmektedir. Bununla beraber Hz. Peygamber'in kalplerini İslam'a ısındırmak üzere Ci`rane'de ganimet verdiği kişiler arasında sadece yeni Müslüman olan Mekkelilerin olmadığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda Müellefe-i Kulûb kabul edilenler arasında Mekke'nin fethinden önce Medine'ye gelerek Müslüman olan kişilerin de bulunduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanında Kureyş kabilesi dışında farklı kabilelere mensup olanlara da ganimet verildiği ve kalpleri İslam'a ısındırılan bu kişilerin toplumlarında itibar sahibi kişilerden oluştuğu ortaya çıkmaktadır.

Hz. Muhammed DönemiMüellefe-i Kulübİslam tarihi
Nagehan Çakıcı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Mukâtil b. Süleyman'ın (ö. 150/767) Tefsîr adlı eserindeki meğâzî bilgilerinin tesbit ve değerlendirmesi

Tefsire dair çalışmalar yapan, tefsir ilminde otorite olan ve kendisinden sonraki müfessirler tarafından eserlerinden nakiller yapılan Mukâtil b. Süleyman'ın Tefsîr adlı eseri Kur'an'ın bütününü tefsir ederek günümüze ulaşan ilk eserdir. Mukâtil, isnadın ilmin senedi sayıldığı bir dönemde çalışmalarına konu olan malzemeyi sağlam rivayetlerle sunmaması ve çelişkili senetlerle aktarması sebebiyle eleştirilmiş ve hadis âlimlerince ?metruk? ve ?mehcûrü'l-kavl? kabul edilmiştir.Araştırmamızda Mukâtil b. Süleyman'ın Tefsîr adlı eserindeki Hz. Peygamber'in savaşlarına (meğâzî) dair rivayetlerini onun çağdaşı olan ve meğâzîyle ilgili eserleri bulunan Urve b. Zübeyr, İbn Şihâb ez-Zührî, Musa b. Ukbe ve İbn İshâk'ın eserlerindeki rivayetlerle karşılaştırarak onun meğâzîye dair rivayetlerinin değerlendirmesi yapılmıştır.Araştırmamız sonucunda Mukâtil b. Süleyman'ın Tefsîr adlı eserindeki Hz. Peygamber'in savaşlarına (meğâzî) dair verdiği bilgilerle çağdaşlarının verdikleri bilgileri karşılaştırdığımızda; Mukâtil'in meğâzîye dair naklettiği bazı bilgilerin onun çağdaşı olan meğâzî yazarlarının eserlerinde yer aldığı; Mukâtil'in verdiği bazı bilgilerle bu kaynakların verdiği bilgilerin çeliştiği, Mukâtil'in eserinde yer verdiği bazı detayların bu kaynaklarda yer almadığı; aynı konuyla ilgili bazı şahıs isimlerinin Mukâtil'de farklı olduğu, bazı olayların sebep, sonuç ve kronolojik bilgilerinin de farklı olduğu tesbit edilmiştir

Hz. Muhammed DönemiKur'an-ı KerimMukatil bin Süleyman+3
Mustafa Soycan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Mücâhid b. Cebr'e (ö. 103/721) nispet edilen Tefsîr adlı eserdeki seriyye ve meğâzî bilgilerinin tespit ve değerlendirmesi

İbn Abbas'ın talebesi olan Mücâhid b. Cebr, tâbiîn devrinin tefsir ilmindeki mümessili kabul edilmiş, birçok sahabeden nakillerde bulunmuştur. Ona nispet edilen Tefsîr adlı eserde, üslubu, tefsirinde garip ve zor olan kelimeleri açıklaması, re'ye yer vermesi, kelimelerin lugavi izahlarını yapması, eski arap eyyamı ve onların din ve örfleri hakkında verdiği bilgilerle, Kur'an'da adı geçen yerleri bizzat gidip görmesi sebebiyle tâbiîn müfessirlerinin orijinal temsilcisi olarak görülmektedir. O seleflerinden re'ye daha fazla yer vermesiyle ayrılmıştır. Rivayetlerinde İsrâiliyyat olduğu için tefsîrine çekince koyanlar da olmuştur.Araştırmamızda Mücâhid b. Cebr'e nisbet edilen Tefsîr adlı eserdeki Hz. Peygamber dönemi savaşlarına (meğâzî ve seriyye) dair rivayetler; onun çağdaşı olan ve meğâzîyle ilgili eserleri bulunan Urve b. Zübeyr, İbn Şihâb ez-Zührî, Musa b. Ukbe ve İbn İshâk'ın eserlerindeki rivayetlerle karşılaştırılarak Mücâhid'in ilgili rivayetlerinin değerlendirmesi yapılmıştır.Araştırmamız sonucunda Mücâhid b. Cebr'in Tefsîr adlı eserindeki Hz. Peygamber dönemi savaşlarına dair verdiği bilgilerle onunla aynı çağlarda yaşayanların verdikleri bilgiler karşılaştırıldığında; Mücâhid'in meğâzîye dair çok fazla bilgi sunmadığı, ancak naklettiği bilgilerin çoğunun onun çağdaşı meğâzî yazarlarının eserlerinde de var olduğu tespit edilmiştir.

HadisMücahid b. CebrRivayetler+3
Hayrettin Yıldırım
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

XIV. ve XV. yüzyıllarda Bitola (Manastır)

Osmanlı İmparatorluğu dünya tarihine damgasını vuran ve aynı zamanda İslâm medeniyetine altı asır yön veren bir devlettir. İslâm Tarihinde en geniş coğrafyayı kapsayan bir devlet olmuştur. Osmanlı Devleti'nin meydana getirdiği medeniyet birçok yerli ve yabancı araştırmacının dikkatlerini üzerine çekmektedir.Kurduğu medeniyet ve oluşturduğu hoşgörüye dayalı düzen, Osmanlı devletiyle ilgili araştırmaların zenginleşmesine neden olmaktadır.Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla beraber hızlı bir şekilde genişlemesi ve Balkan ülkelerinin hızla fethedilmesi araştırmacıların ilgisini arttıran diğer bir etkendir. Osmanlı'nın bölgeye yerleştikten sonra izlediği yaklaşımlarda günümüz olaylarına örnek alınabilecek uygulamaların varlığından söz etmek mümkündür.Bu çalışmada, Balkan fetihlerinde önemli bir yeri olan Manastır (Bitola) ele alınmıştır. Öncelikle dönemin askerî, idarî ve içtimaî hayatı ele alınmıştır. Ayrıca bölgenin Osmanlı öncesi eserleri ile Osmanlılarını ilk fetihleriyle beraber yapılan mimari eserleri ortaya konulmaya çalışılmıştır

Murtezan İdrizi
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Hz. Peygamber döneminde tarım kültürü

İnsanlık tarihi boyunca toprak, insan hayatında vazgeçilmez bir yere sahip olmuştur. Sanayileşme sonrası her ne kadar eski değerini kaybetmiş olsa da tarihin büyük bir kesitinin net bir şekilde anlaşılabilmesi için söz konusu dönemlerin toprak anlayışının ve tarım hayatının bilinmesi gerekmektedir.Bu nedenle Hz. Peygamber dönemindeki tarım faaliyetlerini konu edinen çalışmamız, İslâm tarihinin ilk döneminin bir yönüyle daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamayı hedeflemektedir.Hz. Peygamber döneminin hemen hemen her kesitiyle ilgili bilgiler ihtiva eden hadis kaynakları, siyer, megâzi, tarih ve fıkıh eserleri araştırmamızın temel kaynaklarını oluşturmuştur. Bunların yanı sıra, ziraat ve botanikle ilgili eserler de gözden geçirilmiştir. Son olarak konumuzla ilgisi olan tezlere ve araştırmalara da mümkün olduğunca ulaşılmaya çalışılmıştır.Çalışmamızın sonucunda, Hz. Peygamber döneminde Hicaz bölgesi ve çevresinde tarımın, en önemli geçim kaynağı olduğu, özellikle Medine, Tâif ve Hayber gibi yerleşim alanlarının ekonomisinde tarımın merkezî bir yer teşkil ettiği hattâ bu yerleşim alanlarının kurulmasında ve şehirleşmesinde tarımın adeta lokomotif görevi üstlendiği tespit edilmiştir. Halkın günlük ve yıllık erzak ihtiyacını karşılayan tarım ürünleri aynı zamanda en değerli ticaret malları arasında yer almaktaydı. Bunlara ilave olarak İslâm devletinin, en büyük gelir kaynakları arasında tarım ürünlerinden alınan vergiler gelmekteydi.Tarımın bu değerinden ötürü halkın ihtiyacının giderilmesini ve refah düzeyinin yükselmesini amaçlayan Hz. Peygamber, ihya ve iktâ gibi sistemlerle ashabını tarım işlerine teşvik etmişti. O, tarım işleriyle ilgili pek çok hususta düzenlemeler yaparak bu çalışmaların daha sistematik bir şekilde yapılmasını sağlamıştı

Fatih Oğuzay
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
DoctorateOpen AccessEN

Farklı çinko ve azot uygulamaları altında yetişen buğday ve mısırda çinkonun alımı, taşınması ve tanede birikimi

Chronic zinc (Zn) deficiency is a major health issue affecting over two billion people, caused by heavy reliance on staple crops (i.e. wheat, rice and maize) which are inherently low in Zn. This project was devoted to reveal the individual and combined effects of genetic and agronomic Zn biofortification in wheat and maize. The first part focused on understanding the mechanisms involved in differences in uptake and translocation of foliar-applied Zn among wheat and maize species. It was shown that wheat has a greater capacity of leaf uptake and translocation of foliar-applied Zn compared to maize. The second part investigated the effect of nitrogen (N) supply on uptake and accumulation of Zn in maize and wheat. Improving N supply significantly enhanced the shoot accumulation as well as leaf uptake of Zn from foliar Zn sprays in wheat and maize. The third part studied the effectiveness of Zn fertilizers in the form of soil, foliar and soil + foliar for improving growth, grain yield and nutrients uptake by genetically biofortified HarvestPlus wheat genotypes. It was demonstrated that the genetically biofortified genotypes have higher capacity to uptake, utilize and translocate Zn from soil and/or foliar applications as compared to conventional cultivars. These results conclude that the most sustainable way of tackling human Zn deficiency would be to improve grain Zn concentration of cereal crops by unifying genetic and agronomic biofortification strategies.

Raheela Rehman
Sabancı University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00

Other supervisors