Theses supervised by Prof. Dr. Levent Öztürk
18 theses · Sakarya University, Sabancı University, Ankara Yıldırım Beyazıt University
Siyer öğretiminde drama yönteminin kullanımı
İslam peygamberi Hz. Muhammed güzel ahlakı ve vaaz ettiği ilkelerle tüm zamanları etkilemiştir. Hayatın her yönüne dair ortaya koyduğu örneklik Müslümanlar için hayat rehberidir. Bu sebeple vefatının hemen sonrasında hayatı öğrenilmiş ve sonraki kuşaklara ulaştırılmıştır. Ülkemizde de Hz. Peygamber'in hayatını öğretmek için örgün ve yaygın eğitimde dersler yer almaktadır. Peygamberimizin Hayatı ve Siyer adındaki bu derslerin temel amacı Allah Resül'ü Hz. Muhammed'in hayatının öğretilmesi ve örnek alınmasıdır. Son dönemlerde yapılan araştırmalara göre Peygamberimizin Hayatı ve Siyer derslerinde kullanılan öğretmen merkezli uygulamalar dersin amacını gerçekleştirmekte yetersiz kalmaktadır. Dersin öğrencilerin aktif olduğu öğrenci merkezli yöntemlerle desteklenmesi öğrenme sürecinde etkili olmasını sağlayabilir. Bu sebeple araştırmada öğrenci merkezli uygulamalardan olan eğitimde drama yöntemi temel alınmıştır. Bu yöntem öğrenci merkezli olması, etkili planlama içermesi, bireyin bilişsel, duyuşsal ve devinimsel becerileri geliştirmesi açısından etkilidir. Bu tez çalışmasında, araştırmacı tarafından yaratıcı drama tekniğiyle ders planları oluşturulmuş ve sınıflarda uygulanmıştır. Araştırmada öğrencilerin deneyimleri derinlemesine analiz emek için nitel araştırmanın fenomenoloji deseni kullanılmıştır. 20 öğrenci ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak görüşmeler yapılmış ve deneyimleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Nitel veri analizi MaxQDA Analytics PRO 2024 yazılımına aktarılmış ve analiz dijital ortamda yapılmıştır. Veri analizinde yarı yapılandırılmış görüşme formundan elde edilen kategoriler ilk önce belirlenmiştir. Öğrencilerle görüşmelerden elde edilen verilerden anlamlı kodlar oluşturulmuş ve uygun kategoriler altında toplanmıştır. Öğrencilerle elde edilen bulgulara göre drama yöntemiyle işlenen dersler daha eğlenceli, kalıcıdır. Ayrıca iletişim becerisini, derse katılımı artırması gibi becerilere katkı sağladığı bulgular arasındadır. Öğrencilerin daha kolay, etkili ve severek öğrenmelerini sağlayan bu yöntemin Siyer dersinde kullanılması Siyer dersine karşı olumlu tutum geliştirmelerini sağlamıştır.
Hz. Peygamber döneminde bitki kültürü: Otlar
Bitkiler tarih boyunca insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasında etkin bir rol oynamıştır. Bu açıdan toplumların bitkilerle kurdukları ilişkiyi incelemek onların sosyal ve kültürel yaşantısı hakkında geniş ölçüde bilgi elde etmek demektir. Hz. Peygamber döneminde Arap Yarımadası'nda tespit edilebilen ot türlerini konu edinen bu çalışma, incelenen bitkilerin sosyokültürel hayata yansımasını ve bunların gündelik yaşamdaki yerini mercek altına almaktadır. Tespitlerimiz arasında otların isimleri, genel özellikleri, kullanım alanları, hangi coğrafî bölgelerde ve iklim koşullarında yetiştikleri bulunmaktadır. Ayrıca ticaret, ziraat, hayvancılık, gıda, sağlık, halk edebiyatı ve folklora yansıyan özellikleri incelenmiştir. Hz. Peygamber dönemiyle sınırlı olan bu çalışmada ot türlerinin sosyokültürel hayata tesir eden yönleri İslâm öncesi ve sonrasına ait örnekler de göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Tezimizde, bölgelere göre farklı isimlerle tanımlanan, bu yüzden ismi tartışmalı hale gelen ve yanlış tercüme edilen otlar hakkında titiz bir inceleme yapılmıştır. Öte yandan Hz. Peygamber döneminde bazı dinî uygulamalarda kullanılan ot türleri hakkında yapılan tartışmalar incelenmiştir. Hangi görüş ve hükümlerin Hz. Peygamber dönemindeki uygulamalarla paralellik veya farklılık gösterdiği bitki kültürünün zaman içinde geçirdiği değişim bağlamında ortaya konulmuştur. Yaptığımız detaylı araştırmalar neticesinde bazı medeniyetlerin bitki kültürünün tarih perspektifiyle ele alındığı, ancak İslâm medeniyetinin hiçbir dönemi böylesi bir incelemeye tâbi tutulmadığı görülmüştür. Bu alandaki çalışmalar, daha ziyade Arap nebât tarihinde eser veren âlimler üzerinden genel hatlarıyla sunan araştırmalarla sınırlı kalmıştır. Bu sebeple çalışmamız İslâm tarihi alanında bitki merkezli yapılmış ilk sistematik araştırma olma özelliğine sahiptir. Bununla birlikte belirtmemiz gerekir ki tezimiz, Hz. Peygamber döneminde Arap Yarımadası'nda yetişen ve kullanılan bitkilerin bir bölümünü oluşturan bazı ot türleriyle sınırlıdır. Ağaçlar, çalılar, zekâtı alınan tahıllar (arpa, darı vb.) ve ticaret yoluyla gelen otlar (safran, vers vb.) konu dışında tutulmuştur. Bu hususlarla ilgili meseleler ayrı bir çalışmanın ürünü olacak mahiyettedir.
Hicrî birinci asır İslâm toplumunda yemek kültürü
Hicrî birinci asrın yemek kültürünü ortaya koymak üzere hazırlanan tezimizde yüzyıl boyunca yenilen yiyecek ve yemekler araştırılmıştır. Konu incelenirken dönemler arası karşılaştırmalar yapılmış ve dönemin sosyo-kültürel hayatıyla ilgili önemli bilgiler elde edilmiştir. Konuyla doğrudan ilgili kaynaklar merkeze alınarak hazırlanan araştırmamızda, tahlil, değerlendirme yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmamızda Câhiliye geleneğinde var olan çoğu yemeğin Erken İslâmî dönemde de yenilmeye devam ettiği, İslâm'ın gelişi ile birlikte yasak kılınan bazı yiyecekler dışında beslenme alışkanlıklarının çok fazla değişmediği anlaşılmıştır. Bu dönemde coğrafyanın getirdiği imkânlarla yerel halkın elinde bulunan yiyecek ve yemeklerin tüketildiği ayrıca ticaret yoluyla da bazı yeni yiyeceklerle tanışıldığı bilinmektedir. Hz. Peygamber döneminden itibaren yeni yiyecek ve yemeklerle karşılaşma yollarından biri de fetihler aracılığıyla diğer kültürlerin yemekleriyle tanışılmasıdır. Böylece yeni yemekler de Müslümanların beslenmesine dâhil edilmiştir. Hulefâ-yi Râşidîn ve Emevîler döneminde bazı kişilerin sade beslenme biçimini devam ettirirken çoğunluğun artan refah seviyesine bağlı olarak eski beslenme biçimini oldukça değiştirdikleri tespit edilmiştir. Özellikle devlet adamlarının halka düzenlediği ziyafetlerde yemeklerde çeşitliliğin arttığı görülmektedir. Abbasîler dönemi bu tarihi bilgilerin kayıt altına alındığı, yemek kitaplarının yazıldığı, ayrıca saray yemek kurallarının ortaya koyulduğu bir dönem olarak bilinmektedir. İncelediğimiz dönem açısından ekmek, ekmeğe katık yapılan tuz, sirke, zeytinyağı, tereyağı, kaymak, kurutulmuş lor, bal gibi yiyeceklerin; et ve et çeşitleri, sebze ve meyvelerin beslenmede önemli bir yere sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Tezimizde İslâm toplumunda tüketilen yemekler ve diğer kültürlerden örnek alınan yemek çeşitleri hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca gıdaların üretilmesi, taşınması, tüketim alışkanlıkları, yemek pişirme yöntemleri, kullanılan malzemeler, sofra adabı, tat algısı, sağlık ve beslenme ilişkisi ile ilgili konular da ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Hz. Peygamber döneminde hacamat kültürü
Hacamat, tarihi milattan öncelere dayanan, pek çok medeniyet tarafından benimsenip uygulanan bir tedavi yöntemidir. Arap toplumunda da bu tedavi yönteminin uygulandığı bilinmektedir. Hadis kitaplarında, Hz. Peygamber döneminde öne çıkan tedavi yöntemlerinden biri olarak dikkatleri çekmektedir. Resûlullah'ın da bizzat tedavi amaçlı hacamat yaptırdığı ve çevresindeki kişilere tavsiye ettiği hususunda pek çok rivayet mevcuttur. Buna ilave olarak günümüzde de hacamat yoğun bir ilgi görmektedir. Bu yoğun ilgiye rağmen Hz. Peygamber dönemi hacamat uygulamasının mahiyetine dair ülkemizde bilimsel nitelikte yapılmış, yeterli ve tatmin edici bir çalışma bulunmamaktadır. Bu eksikliği gidermek amacıyla çalışmamızda, dönemin tıp kültürünün bir yönünü teşkil eden hacamat uygulamaları ele alınmıştır. Hacamat, medeniyet tarihi ve tıp tarihi açısından da irdelenerek bu tedavi yönteminin tarihî süreçte diğer toplumlarda nasıl bir yere sahip olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Böylece Hz. Peygamber dönemindeki hacamat uygulamalarının tarihî süreç içerisindeki yerini görme imkânı elde edilmiştir. Araştırmamızın sonucunda, Hz. Peygamber döneminde Arap toplumunun medeniyetler arası etkileşim sayesinde elde ettiği tıbbî birikimin bir yansıması olarak hacamatı uyguladığı kanaatine varılmıştır. Aynı zamanda, Hz. Peygamber döneminde hacamatın vücudun hangi bölgelerinden ve hangi rahatsızlıklar sebebiyle yapıldığı hususlarıyla ilgili önemli bulgulara ulaşılmıştır. Bunun yanında, hacamatı uygulayan haccâmlarla ilgili tartışmalar ve rivayetlerde kimliği zikredilen haccâmlar hakkında bilgiler elde edilmiştir. Son olarak Hz. Peygamber döneminde hacamatı gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan hacamat aletleri hakkında bir takım bilgiler tespit edilmiştir.
İbn Mâce'nin (Ö.273/887) es-Sünen'indeki Megâzî rivayetlerinin tespiti ve Siyer-Megâzî kaynaklarıyla mukayesesi
Hz. Peygamber'in savaş ve seriyyeleri siyer-megâzî alanının konusu olmasına rağmen farklı alanlarda da bu konulara dair bilgiler bulunmaktadır. Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerini içeren hadisleri tespit, nakil ve anlamaya yönelik bir ilim dalı olan hadis de bu alanlardan biridir. Bu alanda telif edilmiş olan kitaplarda Hz. Peygamber'in hayatının pek çok safhasına dair bilgi bulunmaktadır. Dolayısıyla hadis literatüründe yer alan megâzîye dair bilgilerin oranı ve bu bilgilerin siyer-megâzî çalışmaları bakımından değeri merak edilen bir mevzu olmuştur. Bu hususun tespiti adına çalışmamızda Kütüb-i Sitte'den biri olarak kabul edilen İbn Mâce'nin es-Sünen adlı eseri örneklem olarak ele alınmıştır. İbn Mâce'nin hadis alanında kaleme aldığı bu eser fıkıh bâblarına göre düzenlenmiş sünen türü eserlerdendir. Ancak Hz. Peygamber'in hayatının her kesitine dair bilgi verdiği için savaş ve seriyyeleriyle ilgili rivayetler de eserde yer almaktadır.
Ebû Yûsuf'un (Ö. 182/798) Kitâbü'l-Harâc'ındaki siyer-megâzî rivayetlerinin tespit ve tahlili
Hz. Peygamber'in hayatının çeşitli safhalarına duyulan ilginin bir neticesi olarak pekçok alanda onunla ilgili eser kaleme alınmıştır. Bu konuda en zengin telifat siyer ve megâzî literütürü içinde yer alır. Siyer ve megâzî literatürü dışında kalan diğer alanlarda yazılan eserlerde de Hz. Peygamber hakkında bilgiler bulunur. Bu alanlardan birisi de fıkıhtır. Fıkıh literatüründe yazılmış olan eserlerdeki siyer ve megâzî bilgilerini ortaya koyan kapsamlı bir ilmî çalışma henüz yapılmamıştır. Bu çalışmada fıkıh literatüründe önemli bir yeri olan Ebû Yûsuf'un Kitâbü'l-Harâc adlı eseri incelenmektedir. Ebû Yûsuf'un Kitâbü'l-Harâc adlı eseri öncelikli olarak vergiler konusunu ele alan bir fıkıh kitabıdır. Amacı doğrudan Hz. Peygamber'in hayatını ele almak değildir. Ancak çeşitli fıkhî konularla ilişkili olarak siyer ve megâzî bilgilerine de yer vermektedir. Bu araştırmada öncelikle Ebû Yûsuf'un Kitâbü'l-Harâc adlı eserinde yer alan Hz. Peygamber dönemi siyer ve megâzî rivayetlerinin tespiti yapılmıştır. Bu rivayetler kronolojik olarak sıralanmıştır. Ayrıca rivayetlerin Ebû Yûsuf'un eserinde hangi bağlamda zikredildikleri de ortaya konmuştur. Daha sonra tespit edilen bilgiler ve rivayetler siyer ve megâzî kitaplarıyla karşılaştırılmıştır. Çalışmanın daha kolay takip edilebilmesi için tablolar oluşturulmuştur. Karşılaştırma sonucunda elde edilen veriler ışığında rivayet farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ulaşılan sonuçlar çerçevesinde Kitâbü'l-Harâc'da yer alan siyer ve meğâzî bilgilerinin, Ebû Yûsuf'un çağdaşı olan tarihçiler tarafından kullanılıp kullanılmadığı, ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu araştırma Ebû Yûsuf'un siyer ve megâzî rivayetlerine eserinde ne şekilde yer verdiğini, ictihatlarında siyer ve megâzî bilgisini ne derecede kullandığını görmemize imkân tanımaktadır. Bu çalışma aynı zamanda Ebû Yûsuf'un siyer ve megâzî bilgilerini nasıl kullandığını değerlendirme imkânı da sunmaktadır.
Sahîh-i Müslim'deki Hz. peygamber'in savaşlarıyla (Gazveleriyle) ilgili rivayetlerin tespiti ve siyer kaynaklarıyla karşılaştırılması
Hz. Peygamber'in gerçekleştirdiği savaşları müstakil olarak ele alan çalışmalar megâzî literatürünü oluşturmaktadır. Hadis alanında kaleme alınan eserlerdeki mevcut malzemenin de Hz. Peygamber'in gazveleri hakkında bilgi içerdiği bilinmektedir. Bu çalışma Hadis kitaplarındaki Hz. Peygamber'in savaşları (gazveleri) ile ilgili rivayetlerin tespit edilmesi ve Siyer Bilim Dalı açısından malzeme değerinin ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Hadis kitaplarında yer alan Hz. Peygamber'in gazveleri ile ilgili bilgiler tespit edilirken, Kütüb-i Sitte içerisinde yer alan Müslim b. Haccâc'ın (ö. 261/875) el-Câmiu's-Sahîh adlı eseri ele alınmıştır. Bu eser Sahîh-i Buhârî ile birlikte Kur'an-ı Kerîm'den sonra en güvenilir kaynak olarak kabul edilmiştir. Eserde Hz. Peygamber'in söz ve davranışları çoğu zaman meydana gelen olaylar çerçevesinde de aktarılmıştır. Buna bağlı olarak megâzî ile ilgili bilgiler aktarılan bu olayların birer parçası halinde bulunmaktadır. Bu çalışmada Sahîh-i Müslim'deki megâzî kavramı içerisine giren bilgiler tespit edilmeye çalışılmıştır. Dolayısıyla Hz. Peygamber'in bizzat katıldığı savaşlar konumuzu teşkil etmektedir. Sahîh-i Müslim'de "Kitâbü'l-Cihâd ve's-Siyer" bölümü genelde bu bilgilerin yoğunlaştığı bölümdür. Ancak eserin tamamında Hz. Peygamber'in gazvelerine dâir bilgiler bulunmaktadır. Yapılan çalışmada Sahîh-i Müslim detaylı bir şekilde okunmuş ve tüm rivayetler incelenmiştir. Bu rivayetlerden megâzî ile ilgili olanlar tespit edilmiştir. Tespit edilen bu rivayetler bir araya getirilerek olaylar kronolojik olarak sıralanmıştır. Elde edilen bilgiler bazı siyer kitaplarıyla karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmaya ilk dönem İslâm Tarihi müelliflerinden İbn Şihâb ez-Zührî (ö. 124/742) ve Musa b. Ukbe'den (ö. 141/758) gelen nakiller ile Vâkıdî (ö. 207/823) ve İbn Hişâm'ın (ö. 218/833) eserleri tâbi tutulmuştur. Karşılaştırma yapılırken elde edilen bilgiler tablolar halinde sunulmuştur. Araştırmanın sonucunda Sahîh-i Müslim'de megâzî ile ilgili azımsanmayacak ölçüde rivayetin yer aldığı tespit edilmiştir. Elde edilen bilgilerin bir kısmının mukayese yapılan eserlerle ortaklık gösterdiği, bir kısmının ise farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Bazı rivayetlerin de sadece Sahîh-i Müslim'de var olduğu diğer kaynaklarda yer almadığı görülmüştür.
Nesâî'nin (Ö.303/915) es-Sünen'indeki Megâzî rivayetlerinin tespiti ve Siyer-Megâzî kaynaklarıyla mukayesesi
Hz. Peygamber'in hayatı her dönemde ilgi odağı olmuştur. Bunun neticesinde zamanla onun yaşamına dair bilgi sunan literatür ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri de Hz. Peygamber'in gazve ve seriyyelerinin tarihini konu alan megâzî literatürüdür. Megâzî literatürü dışında Resûlullah'ın tavsiyelerini ve fiillerini tespit etmeyi amaçlayan hadis ilmi de bu alanda malzeme sunmaktadır. Bu maksatla yazılan pek çok hadis kitabı bulunmaktadır. Hadis edebiyatında Kütüb-i Sitte ismiyle meşhur olan altı kitaptan biri de Nesâî'nin (ö.303/915) es-Sünen adlı eseridir. es-Sünen, Nesâî'nin rivayetleri seçerken sahih olanları almaya özen göstererek hazırladığı ahkâm merkezli yazılan bir hadis kitabıdır. Bu nedenle o her ne kadar tarihî bilgi verme amacı gütmese de Hz. Peygamber'in ahkâma dair davranışı ve söylemini naklederken onun hayatının her anına şahitlik edecek bilgiyi de aktardığı bir gerçektir. Bu bağlamda çalışmamızda Nesâî'nin es-Sünen adlı eserindeki megâzî rivayetlerinin tespiti yapılmış, akabinde tespit edilen bu bilgiler ilk dönem siyer-megâzî müelliflerinden İbn Şihâb ez-Zührî (ö.124/742), Mûsâ b. Ukbe (ö.141/758), Vâkıdî (ö.207/823) ve İbn Hişâm'ın (ö.218/833) eserleriyle mukayese edilmiştir. Bu tespit ve mukayese sonucunda bir hadis kitabı olarak es-Sünen'in megâzî rivayetleri bakımından değerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırmamızın sonucunda es-Sünen'de önemli sayıda megâzî bilgisinin bulunduğu görülmüştür. Nitekim tespit ettiğimiz üç yüz dokuz rivayetin on sekiz gazve ve dokuz seriyyeye dair bilgi sunması bu gerçeği göstermektedir. Bu bilgilerin diğer eserlerle karşılaştırılarak tahlil edilmesi neticesinde ise her iki literatürdeki bilgilerin çoğu zaman örtüştüğü, çok az bilginin farklılık arz ettiği ve bazen de Nesâî'nin diğer megâzî kitaplarında yer almayan fakat tarihî açıdan katkı sunan bilgilere yer verdiği ortaya çıkmaktadır.
Hz. Peygamber Döneminde Bakî' mezarlığı
Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettikten sonra orada bir mescit ve aynı tarihlerde bir mezarlık oluşturmuştur. Bu çalışmanın amacı Medine'de oluşturulan ve yaygın adıyla Bakî' Mezarlığı olarak bilinen bu kabristanın kuruluş tarihini ve mezarlıkla ilgili tüm bilgileri ortaya koymaktır. Tespitlerimiz arasında Bakî' Mezarlığı'na defnedilen sahâbîlerin isimleri, vefat tarihleri ve vefat sebepleri yer almaktadır. Hz. Peygamber dönemi Medine'sindeki diğer mezarlıklar da tespit edilmeye çalışılmış, böylece Bakî' Mezarlığı'nın önemi anlaşılmaya gayret edilmiştir. Tezimiz Hz. Peygamber dönemi ile sınırlandırıldığından Hz. Peygamber'in vefatından sonraki süreçlerde Bakî' Mezarlığı'ndaki değişimlere ve defnedilen sahâbîler hakkındaki bilgilere yer verilmemiştir. Görülebildiği kadarıyla bu konu ülkemizde çalışılmamış, Arap bilim dünyasında ise yeterince incelenmemiştir. İlk dönem İslâm toplumunda defin, mezarlık gibi konularla alakalı yapılan çalışmalar bulunmasına karşın Bakî' Mezarlığı'nın tarihçesi eksik kalmıştır. Bu sebeple çalışmamız Türkçede yapılan ilk araştırma olma özelliğine sahiptir. Diğer yandan konunun bilimsel olarak derinlemesine incelenmesi bakımından da önem taşımaktadır. Tezimizde materyal analizi ve kaynak tenkidi yöntemi kullanılmış, rivayetler arası farklılıklar ve çelişkiler derinlemesine incelenmiştir. Kaynaklarda yer alan bilgilerin birer nakil olduğu gerçeği daima göz önünde bulundurulmuş ve kendi içinde bir bütünlük arz etmeyen rivayetler tartışmaya açılmıştır. Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettikten sonra Medine merkezinde bir mezarlık inşa ettirmiş, hicretin birinci yılında Mescid-i Nebevî ile birlikte kurulan bu mezarlığa ilk olarak Ensar'dan Es'ad b. Zürâre'nin defnedilmiştir. Kaynaklarda Hz. Peygamber döneminde Bakî' Mezarlığı'na defnedilen on dokuz sahâbînin ismine tesadüf edilmiş, birçok da ismi zikredilmeyen veya oraya defnedilip defnedilmediği berraklık kazanmayan kişi ile ilgili verilere ulaşılmıştır. Medine'nin merkeze uzak çeşitli mahallerinde farklı mezarlıkların mevcudiyeti Bakî'a defnin zorunlu olmadığını göstermektedir. Çalışmamızda farklı kabile veya cinsiyetlere göre bir mezarlık kurulup kurulmadığı tespit edilememiştir.
Büveyhî hâkimiyetine giden süreçte Bağdat'ta siyâsî, iktisâdî ve içtimâî hayat (279-334/892-945)
Abbâsî Devleti (132-656/750-1258) onuncu yüzyılın ilk yarısında tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisini yaşadı. Kurulduğu yıllarda sahip olduğu geniş sınırlar ile halifelerin sahip olduğu mutlak güç ve kudret, tıpkı Sâmerrâ döneminde olduğu gibi yeniden sarsılmaya başladı. Bir yandan merkezde ayaklanmaların başlaması, diğer yandan Abbâsî hâkimiyetindeki bazı bölgelerde isyanların ve bağımsızlık taleplerinin artması, devlet otoritesinin zedelenmesine ve hızlı bir çözülme yaşanmasına neden oldu. Halife Mu'tazıd ve oğlu Müktefî döneminde alınan tedbirlerle bu sıkıntılar geçici bir süre giderildi. Ancak oğlu Halife Muktedir döneminden itibaren hızlı bir gerileme içine girildi. Halife Mu'tazıd'ın başkenti Bağdat'a taşımasından Büveyhîler'in Bağdat'ı ellerine geçirmesine kadar uzanan bu süreçte (279-334/892-945) Abbâsî Devleti, oldukça çetrefilli siyâsî, iktisâdî ve içtimâî olaylar yaşadı. Bu çalışmada Büveyhîler'in Abbâsî Devleti'nin merkezini ele geçirmelerine imkân tanıyan süreç ele alınmıştır. Yapılan analizler sonucunda Abbâsî yöneticilerinin uyguladığı bazı politikaların hem devleti hem de halkı, çözümü olmayan bir kargaşaya sürüklediği tespit edilmiştir. Özellikle Halife Mu'tazıd'ın bölge liderlerine bağımsızlık hakkı tanıması başlangıçta malî ve idarî hususlarda Abbâsî Devleti'nin yararına görünse de, sürdürülebilir bir politika olmamıştır. Devlet arazilerinin sadece bürokratlara, yöneticilere, komutanlara ve zenginlere iktâ olarak verilmesi, ancak vergilerin devlete ödenmemesi ekonomik hayatı altüst etmiştir. Büveyhîlerin, siyâsî istikrarı bozulmuş, ekonomisi altüst olmuş, sosyal bağları çözülmüş bir Bağdat'ı ellerine geçirmeleri hiç de zor olmamıştır.
Halife Me'mûn'a kadar İslâm dünyasında çeviri faaliyetleri
Hz. Peygamber'in vefatından kısa bir süre sonra Müslümanlar antik medeniyetlerin öğretildiği merkezlerin yöneticisi oldu. Kısa sürede gerçekleşen bu genişleme Müslümanların farklı kültür ve medeniyetlerle etkileşimini kaçınılmaz kıldı. Bu etkileşimin neticesinde Arapça olarak hem telif-tercüme hem de çeviri faaliyetleri başladı. Bu durumun yansıması ele alınan çalışmada antik bilimlerin İslâm dünyasına intikali özelinde incelendi. Birinci bölümde İslâm dünyasında hissedilir derecede etki bırakan okullar ele alındı. Bu okulların özellikle Abbâsîler'in kuruluşuna kadar ki sürecine değinilerek Emevîler dönemindeki etkileri ortaya konuldu. Böylece bilimsel süreklilik içerisinde Abbâsîler'de gerçekleşen canlılığın kökenleri belirginlik kazandı. İkinci bölümdeyse Hulefâ-yi Râşidîn ve Emevîler dönemlerini ele alarak Müslümanların ilk fetihlerden itibaren antik bilimlerle temasları ortaya konuldu. Emevîler iki kısımda incelendi. İlk olarak saray ve çevresinin antik bilimlerle temaslarına değinildi. Genellikle bu temasların ilgi neticesinde oluştuğu ortaya konuldu. Ayrıca saray ve çevresinde tercüme edilen eserlerle birlikte ilk andan itibaren telif-tercümelerin de meydana geldiği tespit edildi. Aslında çeviri hareketlerinin telifleri tetikleyen bir unsur olmak yerine telif-tercümelerin çevirileri meydana getirdiği açıklığa kavuştu. İkinci olarak saray ve çevresi dışında da antik bilimlere dair yoğun bir telif-tercüme çalışmalarının oluştuğu görüldü. Özellikle Emevîler'in sonuna doğru hızlanan bu yoğunluk Abbâsîler'in ilk döneminde de varlığını devam ettirdi. Üçüncü ve son bölümde siyasî hadiselerin ve Emevî bürokrasisini tanıma ihtiyacının Abbâsîler'in ilk iki halifesini başkent Bağdat'ın kuruluşundan önce herhangi bir bilimsel faaliyet yapacak durumda bırakmadığı anlaşıldı. Bağdat'ın kuruluşundan sonra Mansûr dönemi çeviri faaliyetlerinden ziyade telif-tercümelerin yoğun olduğu bir zaman dilimiydi. Kendisinden sonra oğlu ve torunlarının döneminde telif-tercüme faaliyetleri sürdü. Özellikle Hârûnürreşîd dönemi halifeden bağımsız olarak Bermekîler'in bilimsel bürokratikleşmenin temellerini attığı bir zaman dilimiydi. Bermekî ailesi çeviri faaliyetlerinde aktif rol aldı ve Beytülhikme kütüphanesini inşa etti. Halife tarafından Bermekî ailesi ortadan kaldırıldıktan sonra kütüphane saraya intikal etti.
Hz. Peygamber Döneminde Müellefe-i Kulûb
Hz. Peygamber döneminde gerçekleşen Huneyn Gazvesi'nde önemli miktarda ganimet ele geçirilmiştir. Söz konusu ganimetlerin bir kısmı Hz. Peygamber tarafından kalpleri İslam'a ısındırılmak üzere Müellefe-i Kulûb adı verilen kişilere dağıtılmıştır. Hz. Peygamber döneminde Müellefe-i Kulûb'u konu alan çalışmamız, zikri geçen kişilerin tespitini ve Hz. Peygamber dönemindeki rollerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu kişilerin sosyal hayatları bir bütün olarak incelenerek Hz. Peygamber'in Müellefe-i Kulûb'a ganimet verme nedenleri belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırmamızda öncelikli başvuru kaynakları tarih, siyer ve tabakât kitapları olmuştur. Bu kitapların yanı sıra hadîs ve ensâb türü eserlere de müracaat edilmiştir.Araştırmamız sonucunda kaynaklarda bu isimlerin tespiti noktasında eksik ve farklı bilgilerin yer aldığı görülmektedir. Bununla beraber Hz. Peygamber'in kalplerini İslam'a ısındırmak üzere Ci`rane'de ganimet verdiği kişiler arasında sadece yeni Müslüman olan Mekkelilerin olmadığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda Müellefe-i Kulûb kabul edilenler arasında Mekke'nin fethinden önce Medine'ye gelerek Müslüman olan kişilerin de bulunduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanında Kureyş kabilesi dışında farklı kabilelere mensup olanlara da ganimet verildiği ve kalpleri İslam'a ısındırılan bu kişilerin toplumlarında itibar sahibi kişilerden oluştuğu ortaya çıkmaktadır.
Mukâtil b. Süleyman'ın (ö. 150/767) Tefsîr adlı eserindeki meğâzî bilgilerinin tesbit ve değerlendirmesi
Tefsire dair çalışmalar yapan, tefsir ilminde otorite olan ve kendisinden sonraki müfessirler tarafından eserlerinden nakiller yapılan Mukâtil b. Süleyman'ın Tefsîr adlı eseri Kur'an'ın bütününü tefsir ederek günümüze ulaşan ilk eserdir. Mukâtil, isnadın ilmin senedi sayıldığı bir dönemde çalışmalarına konu olan malzemeyi sağlam rivayetlerle sunmaması ve çelişkili senetlerle aktarması sebebiyle eleştirilmiş ve hadis âlimlerince ?metruk? ve ?mehcûrü'l-kavl? kabul edilmiştir.Araştırmamızda Mukâtil b. Süleyman'ın Tefsîr adlı eserindeki Hz. Peygamber'in savaşlarına (meğâzî) dair rivayetlerini onun çağdaşı olan ve meğâzîyle ilgili eserleri bulunan Urve b. Zübeyr, İbn Şihâb ez-Zührî, Musa b. Ukbe ve İbn İshâk'ın eserlerindeki rivayetlerle karşılaştırarak onun meğâzîye dair rivayetlerinin değerlendirmesi yapılmıştır.Araştırmamız sonucunda Mukâtil b. Süleyman'ın Tefsîr adlı eserindeki Hz. Peygamber'in savaşlarına (meğâzî) dair verdiği bilgilerle çağdaşlarının verdikleri bilgileri karşılaştırdığımızda; Mukâtil'in meğâzîye dair naklettiği bazı bilgilerin onun çağdaşı olan meğâzî yazarlarının eserlerinde yer aldığı; Mukâtil'in verdiği bazı bilgilerle bu kaynakların verdiği bilgilerin çeliştiği, Mukâtil'in eserinde yer verdiği bazı detayların bu kaynaklarda yer almadığı; aynı konuyla ilgili bazı şahıs isimlerinin Mukâtil'de farklı olduğu, bazı olayların sebep, sonuç ve kronolojik bilgilerinin de farklı olduğu tesbit edilmiştir
Mücâhid b. Cebr'e (ö. 103/721) nispet edilen Tefsîr adlı eserdeki seriyye ve meğâzî bilgilerinin tespit ve değerlendirmesi
İbn Abbas'ın talebesi olan Mücâhid b. Cebr, tâbiîn devrinin tefsir ilmindeki mümessili kabul edilmiş, birçok sahabeden nakillerde bulunmuştur. Ona nispet edilen Tefsîr adlı eserde, üslubu, tefsirinde garip ve zor olan kelimeleri açıklaması, re'ye yer vermesi, kelimelerin lugavi izahlarını yapması, eski arap eyyamı ve onların din ve örfleri hakkında verdiği bilgilerle, Kur'an'da adı geçen yerleri bizzat gidip görmesi sebebiyle tâbiîn müfessirlerinin orijinal temsilcisi olarak görülmektedir. O seleflerinden re'ye daha fazla yer vermesiyle ayrılmıştır. Rivayetlerinde İsrâiliyyat olduğu için tefsîrine çekince koyanlar da olmuştur.Araştırmamızda Mücâhid b. Cebr'e nisbet edilen Tefsîr adlı eserdeki Hz. Peygamber dönemi savaşlarına (meğâzî ve seriyye) dair rivayetler; onun çağdaşı olan ve meğâzîyle ilgili eserleri bulunan Urve b. Zübeyr, İbn Şihâb ez-Zührî, Musa b. Ukbe ve İbn İshâk'ın eserlerindeki rivayetlerle karşılaştırılarak Mücâhid'in ilgili rivayetlerinin değerlendirmesi yapılmıştır.Araştırmamız sonucunda Mücâhid b. Cebr'in Tefsîr adlı eserindeki Hz. Peygamber dönemi savaşlarına dair verdiği bilgilerle onunla aynı çağlarda yaşayanların verdikleri bilgiler karşılaştırıldığında; Mücâhid'in meğâzîye dair çok fazla bilgi sunmadığı, ancak naklettiği bilgilerin çoğunun onun çağdaşı meğâzî yazarlarının eserlerinde de var olduğu tespit edilmiştir.
XIV. ve XV. yüzyıllarda Bitola (Manastır)
Osmanlı İmparatorluğu dünya tarihine damgasını vuran ve aynı zamanda İslâm medeniyetine altı asır yön veren bir devlettir. İslâm Tarihinde en geniş coğrafyayı kapsayan bir devlet olmuştur. Osmanlı Devleti'nin meydana getirdiği medeniyet birçok yerli ve yabancı araştırmacının dikkatlerini üzerine çekmektedir.Kurduğu medeniyet ve oluşturduğu hoşgörüye dayalı düzen, Osmanlı devletiyle ilgili araştırmaların zenginleşmesine neden olmaktadır.Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla beraber hızlı bir şekilde genişlemesi ve Balkan ülkelerinin hızla fethedilmesi araştırmacıların ilgisini arttıran diğer bir etkendir. Osmanlı'nın bölgeye yerleştikten sonra izlediği yaklaşımlarda günümüz olaylarına örnek alınabilecek uygulamaların varlığından söz etmek mümkündür.Bu çalışmada, Balkan fetihlerinde önemli bir yeri olan Manastır (Bitola) ele alınmıştır. Öncelikle dönemin askerî, idarî ve içtimaî hayatı ele alınmıştır. Ayrıca bölgenin Osmanlı öncesi eserleri ile Osmanlılarını ilk fetihleriyle beraber yapılan mimari eserleri ortaya konulmaya çalışılmıştır
Hz. Peygamber döneminde tarım kültürü
İnsanlık tarihi boyunca toprak, insan hayatında vazgeçilmez bir yere sahip olmuştur. Sanayileşme sonrası her ne kadar eski değerini kaybetmiş olsa da tarihin büyük bir kesitinin net bir şekilde anlaşılabilmesi için söz konusu dönemlerin toprak anlayışının ve tarım hayatının bilinmesi gerekmektedir.Bu nedenle Hz. Peygamber dönemindeki tarım faaliyetlerini konu edinen çalışmamız, İslâm tarihinin ilk döneminin bir yönüyle daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamayı hedeflemektedir.Hz. Peygamber döneminin hemen hemen her kesitiyle ilgili bilgiler ihtiva eden hadis kaynakları, siyer, megâzi, tarih ve fıkıh eserleri araştırmamızın temel kaynaklarını oluşturmuştur. Bunların yanı sıra, ziraat ve botanikle ilgili eserler de gözden geçirilmiştir. Son olarak konumuzla ilgisi olan tezlere ve araştırmalara da mümkün olduğunca ulaşılmaya çalışılmıştır.Çalışmamızın sonucunda, Hz. Peygamber döneminde Hicaz bölgesi ve çevresinde tarımın, en önemli geçim kaynağı olduğu, özellikle Medine, Tâif ve Hayber gibi yerleşim alanlarının ekonomisinde tarımın merkezî bir yer teşkil ettiği hattâ bu yerleşim alanlarının kurulmasında ve şehirleşmesinde tarımın adeta lokomotif görevi üstlendiği tespit edilmiştir. Halkın günlük ve yıllık erzak ihtiyacını karşılayan tarım ürünleri aynı zamanda en değerli ticaret malları arasında yer almaktaydı. Bunlara ilave olarak İslâm devletinin, en büyük gelir kaynakları arasında tarım ürünlerinden alınan vergiler gelmekteydi.Tarımın bu değerinden ötürü halkın ihtiyacının giderilmesini ve refah düzeyinin yükselmesini amaçlayan Hz. Peygamber, ihya ve iktâ gibi sistemlerle ashabını tarım işlerine teşvik etmişti. O, tarım işleriyle ilgili pek çok hususta düzenlemeler yaparak bu çalışmaların daha sistematik bir şekilde yapılmasını sağlamıştı
Farklı çinko ve azot uygulamaları altında yetişen buğday ve mısırda çinkonun alımı, taşınması ve tanede birikimi
Chronic zinc (Zn) deficiency is a major health issue affecting over two billion people, caused by heavy reliance on staple crops (i.e. wheat, rice and maize) which are inherently low in Zn. This project was devoted to reveal the individual and combined effects of genetic and agronomic Zn biofortification in wheat and maize. The first part focused on understanding the mechanisms involved in differences in uptake and translocation of foliar-applied Zn among wheat and maize species. It was shown that wheat has a greater capacity of leaf uptake and translocation of foliar-applied Zn compared to maize. The second part investigated the effect of nitrogen (N) supply on uptake and accumulation of Zn in maize and wheat. Improving N supply significantly enhanced the shoot accumulation as well as leaf uptake of Zn from foliar Zn sprays in wheat and maize. The third part studied the effectiveness of Zn fertilizers in the form of soil, foliar and soil + foliar for improving growth, grain yield and nutrients uptake by genetically biofortified HarvestPlus wheat genotypes. It was demonstrated that the genetically biofortified genotypes have higher capacity to uptake, utilize and translocate Zn from soil and/or foliar applications as compared to conventional cultivars. These results conclude that the most sustainable way of tackling human Zn deficiency would be to improve grain Zn concentration of cereal crops by unifying genetic and agronomic biofortification strategies.
Sevofluran uygulanan ratlarda seryum oksitin karaciğer üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada sevofluran uygulanan ratlarda seryum oksitin karaciğer dokusu üzerine etkisini değerlendirdik. Gereç ve Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra 24 adet rat rastgele 6'şarlı 4 gruba ayrıldı. Grup K: Kontrol Grubu, Grup S: Sevofluran Grubu, Grup CeO2: Seryum Oksit Grubu, Grup S+CeO2: Sevofluran+Seryum Oksit Grubu. Sevofluran grubuna, sevofluran %2 konsantrasyonda ve 4L/dk dan %100 oksijen ile 2 saat süre ile uygulandı. CeO2 grubuna, işlemden 2,5 saat önce 0,5 mg / kg dozda seryum oksit kuyruk veninden uygulandı. Sevofluran+CeO2 grubuna, 0,5 mg/kg dozda CeO2 kuyruk veninden uygulanmasından 30 dk sonra sevofluran %2 konsantrasyonda 4L/dk %100 oksijen ile 2 saat boyunca uygulandı. Sonrasında tüm ratlara ketamin ve ksilazin intramüsküler yapılarak aortalarından kan alınıp KC dokuları çıkarıldı. Alınan kanlarda Hgb, Hct, ALT, AST, LDH çalışıldı. KC dokuları ışık mikroskopisi ile histopatolojik açıdan incelendi. Bulgular: Tüm gruplarda kontrol grubuna göre hidropik dejenerasyon, lenfosit ve nötrofil infiltrasyonu daha fazla görüldü. Hidropik dejenerasyon, CeO2 grubunda sevofluran grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu. Nötrofil infiltrasyonu, CeO2 grubunda sevofluran grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu. Nekroz ve pleomorfizm gruplar arasında benzer bulundu. AST düzeyi sevofluran grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek olarak bulundu. Ayrıca, CeO2 ve sevofluran+CeO2 gruplarında sevofluran grubuna grubuna göre düşük bulunmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. LDH düzeyi sevofluran grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksek olarak bulundu. Ayrıca, sevofluran+CeO2 grubunda sevofluran grubuna göre anlamlı düşük olarak bulundu. ALT, Hgb ve Hct gruplar arasında benzer bulundu. Sonuç: Sevofluran grubunda KC'de histopatolojik ve biyokimyasal değişiklikler tespit edildi. Sevofluran ile oluşan histopatolojik KC hasarında CeO2 uygulaması hepatik yapıyı korumada faydalı olabilir. Deney gruplarının yaş, cinsiyet ve sevoflurana tekrarlayan maruziyet ile oksidatif hasarın biyokimyasal parametrelerinin bakılması açısından farklılandırılmasıyla yapılacak yeni CeO2 çalışmalarında daha anlamlı ve olumlu sonuçlar çıkacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Karaciğer Dokusu, Seryum Oksit, Sevofluran