Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Emin Çağıran

20 theses · Gazi University, Ankara Hacı Bayram Veli University

Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler barışı koruma operasyonları

Uluslararası barış ve güvenliği korumak için geliştirilen kolektif güvenlik sistemi, çoğu kez beklentileri karşılamaktan uzak kalmıştır. Alternatif bir yöntem olan barışı koruma operasyonları, kolektif güvenlik anlayışına yeni bir boyut kazandırmakla kalmamış aynı zamanda uyuşmazlıkların çözümünde farklı yöntemler kullanılmasına olanak sağlamıştır. Barışı koruma operasyonları, yapıları ve işleyişleri ile ilgili yeterli bilgi sahibi olunmamasından kaynaklanan bazı eleştirilere maruz kalsa da uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasında en çok kullanılan yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Operasyonlar esnek yapısı sayesinde zaman içinde değişen çatışma koşullarına daha kolay adapte olmuştur. Çatışmalara yol açan sebeplerin köklerine eğilme imkânı tanıyan barışı koruma operasyonları, zorlayıcı operasyonların aksine daha kalıcı bir barış sağlanmasına da zemin hazırlamaktadır. Bu özellikleriyle öne çıkan barışı koruma operasyonları hakkında bilgi sahibi olmak, daha yapıcı eleştiriler getirmeyi kolaylaştıracaktır. Anahtar Sözcükler: 1. Kolektif Güvenlik 2. Barış için Birlik 3. Barışı Koruma 4. Zorlayıcı tedbirler 5. İnsani Müdahale

Mehmet Ciğer
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası ilişkilerde devletlerarası savaş ve savaşın nedenlerinin teorik incelemesi

Bu tez çalışması uluslararası ilişkilerde devletler arası savaşların neden meydana geldiğini, teorik yaklaşımlarla açıklamak amacıyla hazırlanmıştır. Bunun için belli uluslararası ilişkiler teorileri ile savaş çalışmaları literatürünün bulguları kullanılmıştır. Savaş çok nedenli bir olgudur. Binlerce yıldır devletler farklı nedenlerle, farklı coğrafyalarda savaşmışlardır. Bu çalışmada sorgulanan husus devletlerin neden savaştığıdır. Savaşma eğilimi, bireyde, devletin rejiminde, sistemin yapısında incelenen bir durumdur. Bireyin doğası, onun psikolojik geçmişi, herhangi bir olayın nasıl algılandığı, savaşın ortaya çıkmasına etki etmektedir. Devletin rejimi, yönetsel yapıları, karar süreçleri, topraklarının büyüklüğü, ekonomik yapısı, nüfusu, iç çalkantılar ise savaşma eğilimini artırmakta veya azaltmaktadır. Sistem düzeyinde meydana gelen güç dağılımındaki değişimin, anarşik ya da hiyerarşik bir yapı oluşturması da sistemik savaşların meydana gelmesini etkilemektedir. Dolayısıyla savaşa etki eden birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörlerde meydana gelen değişimler devletleri savaş yatkınlaştırmaktadır. Tarihsel sürece bakıldığında devletlerin birçok farklı nedenden ötürü savaştıkları görülmektedir. Bu çalışmada devletlerin en sık hangi nedenlerden ötürü savaştıklarını ortaya koyarak, teorik varsayımlar tartışmaya açılmıştır. Bunun için davranışsalcıların nicel araştırma yöntemlerinden de faydalanılmıştır. Anahtar Kelimeler 1. Savaş 2. Savaş Teorileri 3. Savaşın Nedenleri 4. Savaş Çalışmaları 5. Savaş Tipolojileri

Hegemonik İstikrar TeorisiSavaşTeorik
Öner Akgül
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

AKP'nin Doğu Akdeniz politikası

Tezde Türk dış politikasının liberal, idealist ve konstrüktivist teoriler çerçevesinde; analitik eklektisizm yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. İncelenme alanı olarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın bir izdüşümü olarak değerlendirilebilecek Doğu Akdeniz bölgesi seçilmiştir. Türkiye'nin bulunduğu bölgede; gerçekleştirilmek istenen bölgesel iş birlikleri, örgütler, devlet dışı aktörler, radikal grup eylemleri bulunmaktadır. Bu maddeler Türkiye'nin beka kaygısı yaşamasına neden olmaktadır. AKP yönetimiyle birlikte Türk dış politikasında önceki dönemlere göre farklı aktörler ortaya çıkmıştır. AKP dönemi Türk dış politikasında; yeni Osmanlıcılık, ılımlı İslam gibi nitelemeler olsa da değişen bir şey olmadığı şeklindeki yaklaşımlar da mevcuttur. Buna göre Türk dış politikasının iktidar değişikliğinden etkilenmeyecek iki kurucu unsuru bulunmaktadır: Atatürk'ün "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" yaklaşımıyla Batıcılık ilkesidir.

Adalet ve Kalkınma PartisiDoğal gaz boru hatlarıDoğal gaz krizi+6
Hazal Çakaloğlu
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Antlaşmaların yorumuna farklı bir yaklaşım: AİHM'nin dinamik yorumu ve takdir payı doktrini

Uluslararası antlaşmaların yorumuyla ilgili kurallar Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (1969) ile belirlenmiştir. Klasik antlaşmalar rejimine göre belirlenen bu kurallar, insan hakları antlaşmalarının uygulanmasına nezaret eden yargı organları tarafından farklı yorumlanıp uygulanmaktadır. Antlaşmanın amacını ön planda tutan insan hakları antlaşmalarının denetim organları, klasik antlaşmalar rejiminin mütekabiliyet ve rıza unsurunu geri plana atmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de antlaşmanın amacını merkeze aldığı dinamik yorum yöntemini uygulamaktadır. Dinamik yorum yöntemi maddi hakların kapsamını genişletici bir rol oynamaktadır. Yöntemin bu etkisi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olan devletlerin başlangıçta kabul etmedikleri yeni yükümlülüklerle karşılaştıklarına dair eleştirilere yol açmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi getirilen eleştirileri hafifletmek adına içtihat yoluyla takdir payı doktrinini geliştirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin uygulanması konusunda taraf devletlere belirli bir hareket alanı tanıyan bu doktrin, dinamik yorum yönteminin hakların kapsamını genişletici etkisi nedeniyle istenilen sonucu vermekten uzak kalmakta ve sınırları belirsizleşmektedir. Mahkemenin benzer davalarda farklı kararlar vermesi hukuki belirliliği azaltmakta ve hatta Mahkemenin çifte standart uygulamakla itham edilmesine yol açmaktadır. Bu tezde, dinamik yorum yöntemi ve takdir payı doktrininin teoride ve pratikte nasıl işlediği izah edilmeye çalışılmış ve ikisi arasındaki ilişki analiz edilmiştir.

AntlaşmalarAvrupa İnsan Hakları MahkemesiTakdir+4
Mehmet Ciğer
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan haklarının ABD örneğinde dış politikada kullanılması

İnsan hakları normları uluslararası ilişkilerde çok önemli rol oynamaktadır. İnsan hakları normlarının uluslararası ilişkilerdeki önemi ve görünürlüğü özellikle Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra önemli ölçüde artmıştır. Bugün kamuoyunun dikkatini çeken pek çok uluslararası sorun aslında insan hakları ile ilgilidir. İnsan haklarına saygılı demokratik ülkeler, ikili ve çok taraflı dış politikalarında insan hakları normlarının altını sıklıkla çizmektedirler. Bu tez, insan haklarının bir ülkenin dış politikasındaki gerekliliği ve bunun nedenleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. ?Neden bir ülkenin dış politikasında insan hakları kaygıları ortaya çıkmaktadır?, ?Bir ülkenin insan hakları dış politikası gerçekten ahlaki kaygılar nedeniyle mi ortaya çıkmakta, yoksa bu normlar siyasi bir araç olarak mı kullanılmaktadır??, ?İnsan hakları odaklı bir dış politikanın araçları ve zorlukları nelerdir?? gibi sorular bu tezde yanıt verilmeye çalışılan temel sorulardır. Bir devletin dış politikasında insan haklarını koruma kaygısının neden ortaya çıktığı, ABD Dış politikası örnek olayı çerçevesinde incelenmiştir. İnsan hakları dış politikasının nedenleri, araçları ve zorlukları incelendikten sonra, tutarlı bir insan hakları dış politikası için yapılması gerekenler tezin sonunda sıralanmıştır.Anahtar Sözcükler:1. İnsan Hakları2. Dış Politika3. Öz imaj4. İnsan haklarının evrenselliği5. Asya değerleri

Amerika Birleşik DevletleriEvrensellikUluslararası ilişkiler+2
Tanju Bilgiç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikasında Afrika kıtası ve 1998 Afrikaya açılım eylem planıyla başlayan yeni dönemin analizi

1998 Afrika'ya Açılım Eylem Planının kabul edilmesine kadar Türk dış politikası, Sahra-altı Afrika'ya yönelik ciddi bir strateji belirleyememiştir. Türkiye, bu plan ile birlikte geçmişte mevcut konjektürel şartlara göre yapılandırdığı politikaları ve bölgeye yönelik istikrarsız yaklaşımını terk ederek, ciddi ve vizyon sahibi bir strateji belirlemiş oluyordu. 2002 sonrası Türkiye'de iktidara gelen AK Parti hükümeti ve bu hükümetin dış politika algılaması da bu stratejinin geliştirilerek uygulamaya konulmasını sağlamıştır. Bu çalışmanın amacı da tarihi bir perspektiften yola çıkarak günümüze kadar Türk dış politikasının Sahra-altı politikalarına ışık tutmak ve uygulanan mevcut politikaların sürdürülebilirliğini analiz etmek olmuştur.Afrika'ya Açılım Eylem Planıyla başlayan ve özellikle 2002 sonrası hızla gelişen Türkiye Sahra-altı Afrika ilişkileri, sadece siyasi düzeyde kalmamış ekonomik ve sosyal olarak da önemli bir dönüşüm kazanmıştır. Bunun dışında Türkiye, insani yaşam standartları bakımından oldukça geride kalan bölgedeki bazı ülkelere kalkınma yardımları yapmakta, TİKA eliyle önemli çalışmalar yürütmektedir. Bazı sivil toplum kuruluşları da bölgenin ihtiyaçlarına cevap verebilmek adına çeşitli organizasyonlar düzenlemekte ve ciddi yardımlar yapmaktadırlar.Türkiye hem devlet politikalarıyla hem de devlet dışı aktörlerin uygulamalarıyla bölgede etkin olabilmeyi hedeflemektedir. Fakat bu, çok da kolay görünmemektedir. Zira bölgede ABD, Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan gibi birçok uluslararası güç faaliyet göstermektedir. Özellikle Çin ve ABD, Sahra-altı Afrika'da askeri, siyasi ve ekonomik üstünlüklerini elde etmiş durumda gözükmektedir. Diğer bir nokta ise, Türkiye'nin bu bölgeye yönelik stratejilerinin sürekliliği ve sürdürülebilirliği ile ilgilidir. Türkiye dönemsel bir ilgiden ziyade bölgeye yönelik sistematik ve kurumsal politikalar belirlemelidir. Çalışmanın sonuç kısmında, Türkiye'nin mevcut politikaları göz önünde bulundurularak ilişkilerin geleceğine yönelik bazı öneriler sıralanmıştır.

AfrikaEylem planıSürdürülebilirlik+5
Adem Akkaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikası'nda stratejik derinlik yaklaşımına dair teorik ve pratik uyumun Suriye kapsamında değerlendirilmesi

Türk Dış Politikası 2002 yılından bugüne bir değişim yaşamaktır. Bu değişimin temelinde Stratejik Derinlik yaklaşımı vardır. Yaklaşım Türkiye'nin tarihi ve coğrafi derinliğini koyduğu dış politika hedefleri doğrultusunda yeniden yorumlamaktadır. Bu bağlamda Stratejik Derinlik, Türk Dış Politikası'nda stratejik teori eksikliğini giderme iddiası taşımaktadır. Bu yüzden çalışmada öncelikle yaklaşımın teorik yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Bir teoride olması gereken nitelikler paralelinde Stratejik Derinlik yaklaşımı bir mikro teori olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte yaklaşım muhtevasında güç denklemi, stratejik teori ve yeni dış politika ilkeleri gibi kavramlar barındırmaktadır. Bu kavramların pratiğe aktarımı bağlamında Suriye politikaları başarılı bir alan olmuştur. Nitekim bu kavramlar Suriye politikaları çerçevesinde büyük oranda pratiğe aktarılabilmiştir.Anahtar Sözcükler: Stratejik Derinlik, Türk Dış Politikası, Türkiye- Suriye İlişkileri, Teori, Strateji.

StratejiStrateji geliştirmeStratejik derinlik+4
Buğra Sarı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası politikada enerji faktörü: Rusya örneği

20. yüzyılın petrol çağı olarak nitelendirilmesinin birçok sebebi bulunmaktaydı. Öncelikle bu dönemin başlangıcı otomobilden, gelişmiş savaş endüstrisine uzanan birçok tarihi yeniliği beraberinde getirmiş ve petrol özelinde enerji bu yeniliklerin temel unsuru olmuştur. Petrolün sağladığı yeni enerji insanoğlunun yaşam biçimini de değiştirmiş ve hidrokarbon insan dönemini ortaya çıkarmıştır. Ayrıca yine bu dönemde yaygın bir şekilde kullanılan enerji kaynağı olan kömürden petrole geçiş gerçekleşmiş ve bu değişimin çok ciddi ekonomik, sosyal ve siyasi yansımaları olmuştur.1913'te İngiliz Kraliyet Donanması'nın Churchill'in girişimi ile kömür yerine petrol kullanmaya başlaması ile petrol, yani enerji sıradan bir ticari ürün konumundan jeostratejik bir ürüne dönüşmüştür. Zira bu değişim neticesinde İngiltere, topraklarında fazlasıyla sahip olduğu bir kaynağı bırakarak kendisinin sahip olmadığı ve dünyada da sayılı birkaç ülkenin elinde bulunan bir enerji kaynağına bağımlı hale gelmişti. Bu durumun en önemli sonucu, İngiltere'nin bundan sonra dış politikasının temeline bu kaynağa güvenli ve istikrarlı bir şekilde erişimi koyması olmuştur. Diğer taraftan zaman içinde enerji rekabetinde İngiltere'nin geride kalması ve ABD ile Rusya öncülüğünde Sovyetler Birliği'nin bu anlamda liderliği ele almasına ve uluslararası politikanın yapısının da değişmesine neden olmuştu.Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından siyasi ve ekonomik krize giren Rusya, bu sıkıntılı dönemi yine enerji kaynaklarından elde ettiği olağanüstü gelirlerle, önce ekonomik anlamda atlatmış; sonrasında ise, enerji kaynaklarını dış politikasının merkezine koyarak uluslararası politikada tekrar etkin bir ülke konumuna ulaşmıştır. Şimdi ise Rusya, sahip olduğu muazzam enerji kaynakları sayesinde Avrasya hâkimiyeti mücadelesinde ABD'nin karşısına çıkacak kadar etkin ve özgüveni yüksek bir seviyeye gelmiştir.Anahtar Kelimeler:1. Enerji2. Enerji Politikaları3. ABD4. Rusya5. Uluslararası Politika

Amerika Birleşik DevletleriEnerjiEnerji politikaları+3
Gürdal Gedik
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Bir dış politika tekniği olarak kamu diplomasisi: Karar verme süreci üzerine etkisi

Günümüzde artan iletişim olanaklarının uluslararası ortamı da tesiri altına almasıyla birlikte, diplomasideki geleneksel uygulamalar yetersiz kalmaya başlamıştır. Bununla birlikte, toplumların birbiriyle etkileşim haline geçtiği farklı yöntemler devreye girmiştir. Bir dış politika tekniği olarak ortaya çıkan ve kamu diplomasisi olarak adlandırılan söz konusu yöntemi, ?uluslararası ortamda bir devletin, dış politikasının icrasında kullandığı resmî diplomatik kanallara ilave olarak, birey, grup, şirket vb. unsurlarını devreye sokarak hedef toplumu ve karar vericilerini olumlu şekilde etkilemek suretiyle kendi milli çıkarlarını sağlama faaliyeti? olarak tanımlayabiliriz. Burada önemli olan husus kamu diplomasisi faaliyetlerinin devletlerin yönlendirmesiyle icra edilmesidir. Aksi taktirde yumuşak güç ile aynı anlama gelecek olan söz konusu kavramı, yumuşak güçten ayıran temel husus da bu olmaktadır. Diğer taraftan devletlerin karar verme süreçleri üzerinde durularak karar vericilerin özellikle dış politikaya ait kararları verirken ne gibi faktörlerden etkilendikleri ve kamu diplomasisinin bahse konu faktörleri ne şekilde etkilediği ortaya konulmuştur. Çalışmada kamu diplomasisi uygulamalarının karar verme süreci üzerindeki etkisi ele alınmış ve sürece yaptığı katkılar uluslararası ortamdaki örnek uygulamalardan hareketle açıklanmıştır. Netice itibarıyla, Türkiye'nin sahip olduğu kamu diplomasisi olanakları kıymetlendirilmiş ve bu kaynakların da verdiği güçle nasıl bir teşkilat yapısıyla daha etkin bir dış politik güç imkân ve kabiliyetine kavuşulabilineceği ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Kamu Diplomasisi2.Yumuşak Güç3.Diplomasi4.Karar Verme5.Ulus Markası

Kamu diplomasisiKarar vermeKarar verme süreci+1
Haluk Karadağ
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

NATO'nun genişlemesi ve Balkanlar

Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan yeni uluslararası sistem, uluslararası kuruluşların yeniden kurumsallaşmaları ve yapılandırılmaları gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. NATO bu süreçten etkilenerek ilgi, yetenek ve faaliyetlerinde anlayış değişikliği içerisine girmiştir. Bu tezde, yeni oluşan güvenlik mimarisinin en önde gelen unsurlarının NATO'nun strateji değişimi ve genişlemesi olguları olduğu değerlendirilmektedir. NATO'nun devamını kolaylaştıran ve bu sürece çarpan etkisi kazandıran etken, NATO'nun Soğuk Savaş sonrası yeni stratejik konseptini oluşturmada oldukça hızlı hareket etmesi ve bu süreci çeşitli faaliyet ve ortaklık programlarıyla dinamik tutmaya çalışmasıdır.Bu çalışmanın amacı, Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO için stratejik bir öncelik haline gelen genişlemeyi değerlendirmek ve NATO'nun yeni stratejisinin ilk uygulama örneklerinin yaşandığı Balkanlar ile ilişkisini tanımlamaktır. Bu temel amaç çerçevesinde, NATO'nun dönüşüm sürecinin değerlendirilmesi, Barış İçin Ortaklık Programı'nın NATO'nun genişlemesine ve Balkan ülkelerine olan etkisinin incelenmesi, Yugoslavya'nın dağılma sürecinde NATO'nun gerçekleştirdiği faaliyetlerin Balkan ülkelerinin Avrupa-Atlantik kurumlarına yönelmelerini nasıl etkilediğinin açıklanması, çalışmanın diğer alt amaçlarını oluşturmaktadır.NATO'nun genişlemesi ve Balkanlardaki müdahaleleri, aynı politikanın iki farklı yüzüdür. NATO'nun tarihi açısından, pek çok ilki içermesinden dolayı Bosna ve Kosova müdahaleleri ayrı öneme sahiptirler. Alan dışılık kavramı, Kosova krizi ile yeni bir içerik ve meşruiyet kazanarak NATO'nun bölgesel bir örgütten küresel bir örgüte dönüşümü açısından önem taşımaktadır. NATO'nun Balkanlardaki müdahalelerinden sonra gerçekleşen istikrar ortamı, aynı zamanda bölge ülkelerine İttifak'a katılma imkânı da sağlamıştır.Balkanlar'da hegemon rolü kurumsal yapılarıyla 1990'lı yıllarda askerî anlamda NATO, 2000'li yıllarda ise siyasi ve ekonomik anlamda AB üstlenmeye çalışmıştır. Balkanlar özelinde NATO'nun ve AB'nin genişleme politikaları paralel devam etmiştir. NATO'nun bölgedeki faaliyetleri sonucunda oluşan göreli istikrar ortamı, AB'nin bölgeye yönelik politika geliştirmesini kolaylaştırmıştır. İki kuruma üyelik için de ülkelerin belirli sorumlulukları yerine getirme şartı, bölgedeki ülkeler arasındaki sınır sorunlarının çözülmesi sürecini de hızlandırmıştır. Bu yaşananlar Soğuk Savaş sonrası dönemde İttikak'ın siyasi yönünün öne çıktığını gösteren örneklerdir.Anahtar Sözcükler1.NATO'nun Genişlemesi2.Balkanlar3.Barış İçin Ortaklık4.Alan dışılık5.Dönüşüm

BalkanlarGenişlemeNATO
Arif Bağbaşlıoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası güvenlik sisteminde değişim: Kolektif müdahale doktrininin yükselişi

Birleşmiş Milletler kolektif güvenlik sistemi, uluslararası güvenliğin sağlanması amacıyla insanoğlunun kurabildiği en kapsamlı güvenlik düzenlemesini oluşturmaktadır. Kolektif müdahale doktrini ise bu güvenlik sisteminin en önemli düzen sağlayıcı aracı niteliğindedir. Hayatın her alanında olduğu gibi, uluslararası güvenlik ortamında yaşanan hızlı değişim, uluslararası güvenlik sistemini ve dolayısıyla kolektif müdahale doktrinini dönüşüme zorlamaktadır.Bu çerçevede, Soğuk Savaş sonrasında güvenlik sistemindeki değişimin başlıca unsurlarını ortaya koymayı amaçlayan bu tez çalışması, kolektif güvenlik sisteminin değişime adaptasyonunun görünür yüzü olan kolektif müdahale doktrininin evrimini incelemekte, uluslararası kriz yönetimi çerçevesinde BM'nin yanısıra NATO ve AB'nin bu alanda ağırlık kazanan rolüne değinmektedir.Çalışma, güvenlik sistemindeki değişim ve dönüşümü değerlendirmenin yolunun kolektif müdahale doktrininin uygulamasındaki değişimleri ve farklılıkları incelemekten geçtiği anlayışıyla ve bu temel kurumdan hareketle sistemin tümünü okumayı amaçlamaktadır. Bu anlayışla, çalışmada çeşitli kolektif müdahale örnekleri ele alınmakta, Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 51. maddesinde ifadesini bulan meşru savunma kurumu ile saldırı eyleminin tanımında kaydedilen genişlemeye dikkat çekilmektedir.

Askeri müdahaleGüvenlik sistemleriGüvenlik yönetimi+7
Taner Tavas
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Anadilde eğitim ve Türkiye uygulaması

Bu çalışmada genel olarak azınlık hakları, anadil ve anadilde eğitim hakkı ile Türkiye ve bazı Avrupa ülkelerindeki anadilde eğitim hakkı uygulamaları mukayeseli olarak incelenmiştir.Birinci bölümde azınlık, azınlık hakları, anadil, dilsel haklar, eğitim hakları ve anadilde eğitim hakkı kavramına değinilmiştir.İkinci bölümde anadilde eğitim hakkı okulöncesi öğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim gibi farklı düzeylerde ele alınmıştır.Üçüncü bölümde Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Birliği belgeleri ve diğer evrensel ve bölgesel belgelerdeki anadilde eğitim hakkına ilişkin hükümler analiz edilmiştir.Dördüncü bölümde Osmanlı İmparatorluğunda azınlıkların anadilde eğitim hakkı, Türkiye'de anadilde eğitim hakkına ilişkin yasal mevzuat ve anadilde eğitim hakkı uygulamaları değerlendirilmiştir.Beşinci bölümde ise İsveç, İspanya, Fransa ve Yunanistan'daki anadilde eğitim uygulamaları incelenmiş, bu uygulamalar farklı açılardan Türkiye'nin uygulamalarıyla mukayese edilmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Azınlıklar2.Azınlık Hakları3.Anadil4.Anadilde Eğitim Hakkı5.Uluslararası Belgelerde Anadilde Eğitim

AnadilAzınlık haklarıAzınlıklar+8
Sefa Seçen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Frankofoni: Fransızca konuşan ülkeler topluluğu

İnsan toplulukları yeryüzünde yer aldıkları günden bugüne kendi aralarında çeşitli düzeylerde işbirliği amacıyla farklı örgütlenmeler oluşturmuştur. Günümüzdeki işbirliği modellerinin temellerinin çok eski çağlara dayandığı görülmektedir.Tarihi süreçte ortaya çıkan işbirliği modelleri insanlar ve devletlerin karşılaştığı sorunları çözme amacı ile ortaya çıktığı gibi kimi zaman da birtakım ideallerin yahut özel işbirliği alanlarının gerçekleştirilmesi için de oluşturulmuştur. Bu özel işbirliği alanları için tesis edilmiş kurumlardan birisi de Frankofoni: Fransızca Konuşan Ülkeler Topluluğu'dur.Soğuk Savaş ertesinde uluslararası sistemdeki bu değişim ve gelişimin nasıl sonuçlanacağı tam olarak analiz edilemese de bazı eğilimlerin yakın gelecekte önem arz edeceği de ortaya çıkmıştır. Günümüzde sermaye hareketleri, ticari faaliyetler ve teknolojik gelişmeler supranasyonel bir nitelik kazanarak giderek yayılmaktadır. Bu yayılma ve beraberinde getirdiği yoğunlaşma sınır ötesi menfaat gruplarını ve değişik milletlere mensup bireyleri sıkı menfaat bağları ile birbirine bağlamaktadır. Bu bağlamda Fransızca Konuşan Ülkeler Topluluğu tecrübesi üzerinde önemle durulması gereken bir olgu haline gelmiştir.Anahtar Sözcükler1.Fransızca Konuşan Ülkeler Topluluğu2.Frankofoni3.Uluslararası Örgütler4.Entegrasyon5.Uluslararası Frankofoni Ajansı

BütünleşmeFransızcaFransızca konuşan ülkeler topluluğu+3
Cemil Doğaç İpek
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası sistemin yapısı ve işleyişine kendi bilinci ve öteki algılaması üzerinden farklı bir yaklaşım

Uluslararası sistemin yapısını ve işleyişini belirleyen temel unsur öteki algılamasıdır. Öteki algılamasını ve ötekiye karşı yaklaşımı şekillendiren ise kendi bilincidir. Ötekinin karşısında yer alan ve onunla devamlı çatışma hâlinde olan kendi bilinci, zihniyet (zihnin işleyişine yön veren unsurlar) tarafından oluşturulur ki, bu zihniyet sadece aklî (pozitif) bilgiye değil, aynı zamanda tecrübeye (gelenek) ve inanca da dayanır. Kendi bilinci, öteki algılamasını inşa ederken kendi niteliklerini de büyük ölçüde ötekiye göre yapılandırmaktadır.Uluslararası sistemdeki kendi-öteki çatışmasının karşılığı Batı-Doğu çatışmasıdır. Batı zaten aynı isimle bir medeniyeti ifade ederken onun ötekisi olan Doğu bu hâliyle bir kendi bilincine karşılık gelmez. Doğu'dan kasıt, bir kendi bilinci oluşturmasından beri İnanç'tır. Bizim çalışmamız temelde Batı'nın öteki algılaması üzerine olduğu için, bu çalışmanın perspektifine göre kendi Batı ve öteki İnanç'tır. Uluslararası sistemin işleyişi kendi-öteki çatışması esasında devam ederken, Soğuk Savaş olarak adlandırılan ve Batı üst birimi içerisindeki iki diğerinin rekabet ettiği dönemde öteki değişmediği hâlde, diğerinin öteki olarak sunulması sebebiyle rayından sapmıştır. Bu rekabetin sona ermesi ile birlikte, sistem tekrar rayına oturmuş ve Batı üst biriminin temsilcisi ABD kendi, henüz temsil kabiliyetinden yoksun olsa da İnanç öteki olmak üzere, kendi-öteki çatışması yeniden beliginleşmiştir.Genel hatları bu şekilde çizilebilecek tezimizin ispatına yönelik çalışmamızın birinci bölümünde evvelâ bir kavramsal çerçeve dâhilinde ?kendi-diğeri-öteki? kavramsallaştırması izah edilmektedir. Daha sonra, Batı perspektifinden bakıldığı için kendi olan Batı üst birimin bileşenleri ve ardından genel hatlarıyla ve kırılma noktalarından hareketle kendi-öteki çatışmasının (uluslararası sistemin) tarihî seyri anlatılmaktadır. İkinci bölümde ise, ilk olarak Soğuk Savaş döneminin kendi-diğeri (birbirlerine göre diğeri-diğeri) rekabetine dayalı bir sistemden sapma olduğunu ileri sürdüğümüz yaklaşım ortaya koyulmakta ve son olarak da bu sapmanın akabinde sistemin nasıl tekrar kendi-öteki çatıması temelindeki rayına girdiği açıklanmaktadır.

KendilikUluslararası sistemZihniyet+1
Muhammet Savaş Kafkasyalı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

AİHM yargısında adil yargılanma hakkı ve makul süre

Demokratik ve çağdaş toplumlarda insanlar haklarını yargı önünde ararlar. Adil yargılanma hakkı da yargılamayı ilgilendiren temel insan haklarından birisi olup, hukuk devletinin temel güvencelerindendir. Adil yargılanma, hukuk veya ceza davalarında, hatta belli ölçülerde idare hukuku alanındaki davalarda, yargılamaya ilişkin ilkeleri belirleyerek, hukuk devletinin temel unsurunu oluşturmaktadır.Demokratik bir toplumda adaletin yerine getirilme süreci, adaletin yerine getirilmesi kadar önem taşımaktadır, yani varılan so¬nuç kadar, yargılama süreci de önemlidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleş¬mesinin 6. maddesi adil yargılanma hakkını düzenlerken işte bu yargılama sürecini de ele almıştır. Yargılamanın adil olabilmesi, her şeyden önce yargılamanın makul sürede bitirilmesini gerektirmektedir. Aslında bu durum toplumun yargı organlarına olan güveninin korunabilmesi, hakkın gerçek sahibine bir an önce tesliminin sağlanması ve uyuşmazlığın taraflarının en kısa süre içerisinde tatmin edilebilmesinden çok yargı organlarının kendilerine karşı sorumluluğunun bir göstergesidir.

Adil yargılanmaAvrupa İnsan Hakları MahkemesiAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi+5
Mustafa Gökşen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı diplomasisinin modernleşmesinde Tanzimat Dönemi

?Osmanlı Diplomasisinin Modernleşmesinde Tanzimat Dönemi? başlıklı bu tezde, öncellikle modernleşmenin kavramsal ve tarihsel gelişimi ve Osmanlı modernleşmesi genel olarak tartışılmıştır. Daha sonra diplomasi kavramı ve diplomasinin tarihsel süreci ile Avrupa'da diplomasinin gelişimi detaylı olarak incelenmiştir. Bu çerçevede Avrupa'da Ad hoc diplomasiden sürekli diplomasiye geçiş süreci değerlendirilmiştir.Diğer taraftan, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş, yükselme, duraklama ve çöküş dönemlerindeki dış politikası ile dış politikayı yürütürken kullandığı yöntem tahlil edilmiştir. Osmanlı diplomasisinin kurumsal yapısı, Tanzimat döneminde diplomasi yöntemlerinde ortaya çıkan değişmeler ve Tanzimat dönemi Osmanlı dış politikasını önemli ölçüde etkileyen olaylar tartışılmıştır.

DiplomasiDiplomasi temsilcileriModernleşme+3
Ahmet Yavuzhan Erdem
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Azınlık dilleri düzenlemeleri ile ilgili mukayeseli bir inceleme

Tezimizin konusu Bölgesel Diller ile Azınlık Dillerine Dair Avrupa Şartının kapsam ve hukuki ve siyasi yönleri bakımından incelenmesidir. Şart, Avrupa Konseyi çerçevesinde yapılmış bir uluslararası sözleşmedir. Bilindiği üzere, Avrupa Konseyi bölgesel ve azınlık dillerini Avrupa'nın kültürel zenginliği ve çeşitliliği olarak kabul etmektedir. Şart, bu kültürel zenginliği ve çeşitliliği sekiz temel ilkeye dayanarak korumaya çalışmaktadır. Bu ilkeler: bölgesel ve azınlık dillerini kültürel zenginliğin bir ifadesi olarak tanıma; her bölgesel ve azınlık dilinin dayandığı coğrafi alana saygı duyma; bu dilleri geliştirmek için kararlı eylem ihtiyacı; bu dillerin özel hayatta ve kamusal hayatta kullanılmasını teşvik etme; bu dillerin öğretilmesini kolaylaştırma; ulusötesi temasları teşvik etme; her türlü ayrımcılığı yasaklama; ülkelerdeki dil grupları arasında karşılıklı anlayışı geliştirmektir. Tezimizde yaptığımız değerlendirmelerde sonuç olarak, Bölgesel Diller ile Azınlık Dillerine Dair Avrupa Şartının bölgesel ve azınlık dillerinin korunması ve geliştirilmesi için önemli bir uluslararası belge olduğu, fakat devletlerin egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerini çok fazla dikkate almadan hazırlandığı, dolayısıyla uygulamada istenen amaçları gerçekleştirmesinin zor olduğu tespitlerinde bulunduk.

Ünal Abataş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İslam konferansı örgütü

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, ülkeler ortak amaçları ve çıkarları doğrultusunda, güvenlik ve ekonomik alanlar başta olmak üzere birçok alanda birtakım bölgesel örgütler kurmuşlardır. Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu İslam ülkelerinden çoğu da çeşitli güvenlik, ekonomik, sosyal ve kültürel bölgesel örgütlere üyedir. Ancak temeli İslam olan ve dolayısıyla yalnızca İslam ülkelerinin üye olduğu bir tek bölgesel örgüt vardır, o da İslam Konferansı Örgütü'dür (İKÖ). İKÖ İslam dünyasının Birleşmiş Milletleri (BM) gibi düşünülmüştür. Bu yönüyle tezimiz "İslam Konferansı Örgütü'nü" tüm yönleriyle incelemektedir. 1969'da kurulan İKÖ, kuruluş amaçlarına rağmen pek de başarılı bir örgüt olamamıştır. İKÖ İslam ülkelerinin ortak meselelerinde çözüm üretememiş, ortak eylem gerçekleştirememiş, etkili olamamıştır. Buna karşın, İslam ülkelerini ortak bir paydada buluşturan bir platform olduğu için oldukça önemlidir. Bu yönüyle gelecekte önemli roller oynayabilme potansiyeline sahiptir. Örgütün kurumsal yapısını oluşturan daimi komiteler ve uzmanlık kuruluşları ve bunların eylem alanlarının çeşitliliği göz önünde bulundurulduğunda, İslam ülkeleri için önemli bir buluşma platformudur.

Şefik Çalışkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Körfez Savaşı'ndan sonra Türkiye-Irak ilişkileri

İkinci Körfez Krizi, Kuzey Irak'ta hakim olan siyasal ve güvenlik boşluğu ile krizin ortaya çıkardığı yeni sorunlarla ilişkisi dolayısı ile Türkiye'nin siyasetini tekrar gözden geçirmeye mecbur etmiştir. Bu durum Ankara için gerçek bir kriz oluşturmuştur. Türkiye'nin hedefleri ve amaçlarına aykırı yeni bir oluşum gelişmiştir. Bu da Ankara'yı çok yönlü bir siyaset izlemeye yönlendirmiştir. Üstelik Türkiye Irak'ta ABD'nin güvenine mazhar olabilecek bir siyaset takip etmiştir. Türk hükümetinin, PKK'ya karşı yürüttüğü askeri operasyonlarında Kuzey Irak'ta beliren güvenlik boşluğu PKK tarafından istismar edilmiştir. PKK'ya karşı daha etkili olunabilmesi çin Türkiye'nin menfaatleri, Kürt partilerine gerekli yardımı sunmayı gerektirmiştir. Ayrıca Kürtlerin, Kuzey Irak'a himayelerini celbetmek için batı anlaşmaları konusunda kendilerine yardım etme ihtiyacını duymuştur. Bu iki sorun arasında Türkiye, kuzey Irak'a bakışı ve Musul Kerkük konusundaki iddialarını, petrol konusundaki hakları ve Türkmenlerin hamisi rolü ile ortaya çıkma hususlarını yeniden tekrarlamaktan çekinmemektedir.Irak'a karşı ABD istismar projesi Türkiye için yeni bir krizdir. Türkiye stratejik ortağı ile kendisini Irak'la bağlayan tarihi dostluk ve komşuluk ilişkisi bahsinde, bu iki cazibe merkezi arasında tereddütte kalmıştır. Bu sebeplerden dolayı kendisi için açık ve sabit bir pozisyona yönelmiştir. Bu pozisyonunda da Irak'ın toprak bütünlüğünü koruma hedefini gerçekleştirmeye çalışmıştır. Nitekim Türkiye, Irak krizini atlatmak için, ABD'nin Irak savaşını engelleyecek birçok yola yönelmiştir. Bu konuya Türkiye'yi yönlendiren güney sınırında bir Kürt Devletinin kurulması endişesi olmuştur.Irak krizini aşma hedefi ve bu konudaki çalışmaların başarısızlıkla sonuçlanması neticesinde ve ABD yönetiminin evvelce Irak işgali ısrarının aşılması ve birçok zincirleme görüşme ve incelemeler, Irak işgali operasyonunun çeşitli ihtimallerini inceleme hedefini açıklama çalışmalarından sonra, Türkiye; ABD'nin Irak'a karşı, kendi sınırları boyunca Kuzey Irak'ta cephe açmaya ilişkin taleplerini reddetmiştir.Gerçekte Irak'ı işgal harekatında Türkiye'nin pozisyonunu şekillendiren esas neden Türk milletinin Amerika'nın Ortadoğuda bütünü ve ayrıntıları ile takip ettiği siyaseti reddetmesi, Türklerin, Irak halkı ile yakınlık ve komşuluk ilişkilerini yerleştirme arzu ve inancıdır. Nitekim bu pozisyon Türkiye'yi ABD'ye bağlayan stratejik ilişkilerin ne kadar dağılmaya mahkum olduğunu ispatlamış bulunmaktadır. Üstelik ve bunlardan daha fazla olarak Türkiye'nin pozisyonu, Irak işgali bahsinde Amerikan askeri operasyonunun seyrini etkilemiş ve ABD yönetiminin bu durumu aşmak için başka girişimleri aramasına sevk etmiştir.Anahtar kelimeler: Irak, Irak Türkiye İlişkileri, Irak Türkmenleri

Readh M. Alı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası hukukta koruma sorumluluğu

Uluslararası ilişkilerde Soğuk Savaş sonrası en çok tartışılan meselelerin başında insani gerekçelerle müdahaleler gelmektedir. Tartışmaların temelinde ise Vestfalyan sistemin devlet egemenliğinin ihlal edilemezliği yaklaşımı ile insan haklarının evrenselliği ve korunması önceliği yer almaktadır. Ağır ve sistematik insan hakkı ihlallerine maruz kalan toplulukların korunmasına ilişkin yüzyıllardır süregelen gelenek, 2001'de Devlet Egemenliği ve Müdahale Uluslararası Komisyonu (ICISS) tarafından 21.yüzyılın değerlerine ve önceliklerine göre formüle edilerek, mahiyeti ve muhtevası belirginleştirilmiş ve 'Koruma Sorumluluğu' ifadesiyle kavramsallaştırılmıştır. Haklı Savaş Kuramı ve İnsani Müdahale Hakkı düşüncesiyle organik bağları olan bu yeni kavram 2005'te Birleşmiş Milletler Dünya Zirvesinin Sonuç Bildirgesinde yer alarak siyasi iradenin olurunu almış, 'gelişmekte olan bir norm' nitelendirmesiyle de hukuki mülahazaların konusu olmaya başlamıştır. Kavramın tartışmaların seyrini ve zeminini değiştiren ve insani gerekçelerle müdahale literatüründe yenilik olarak değerlendirilen en önemli özelliği ise devletlerin egemenliğinin sorumluluk yönüne yapılan vurgudur. Sorumluluk olarak egemenlik yaklaşımıyla devletin egemen olma statüsü halkına karşı sorumluluklarını yerine getirme şartına bağlanmış, egemenliği koruyan ilkelerin mutlaklığını yitirmesine, temel hak ve hürriyetlerin ise ulusal sınırların ötesine geçerek devlet egemenliğine karşı üstünlük kazanmasına ve önceliklendirilmesine sebebiyet vermiştir. Bununla birlikte Koruma Sorumluluğu, halkın korunması hususunda öncelikli sorumluluğu devlete vererek devletin merkezi konumunda değişiklik öngörmemiştir. Şayet devlet bu sorumluluğunu yerine getir(e)mezse, halkın korunması sorumluluğu uluslararası topluma geçmektedir. Uluslararası toplum diğer bütün barışçıl ve zorlayıcı yöntemler yeterli gelmediği takdirde son çare olarak temel hak ve hürriyetlerinden mahrum halkı korumak için askeri müdahale gerçekleştirebilecektir. Bu 'olağandışı ve istisnai' durumun bir kuvvet kullanma yöntemi olması ve BM ile kurulan yeni dünya düzeninde devletlerin uluslararası ilişkilerinde kuvvet kullanımının yasaklanması Koruma Sorumluluğunun hukuka uygun olarak işletilebilmesini BM Güvenlik Konseyinin iradesine bırakmaktadır. Kuvvet kullanma yöntemi olarak Koruma Sorumluluğunun BM Şartının ilke ve amaçlarına uygun olacak şekilde hukuka uygunluk nedeni arayışı ancak BM Şartında yer alan kuvvet kullanma yasağının istisnai hükümlerine dayanması ile mümkün olacaktır. Bu tezde koruma sorumluluğunun bu hükümlerle bağlantısı çerçevesinde normatif yapısı incelenerek, kavramın uluslararası hukuk düzenindeki mevcudiyeti eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilecektir.

Semra Aksu
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00

Other supervisors