Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Önal

20 theses · İnönü University

Master'sOpen AccessTR

Roma Dönemi stoasında asketizm ve hedonizm gerilimi

Roma Stoa felsefesinde daha çok Ahlak felsefesi ile ön plana çıkan dört filozof mevcuttur. Bunlar, sırasıyla, Seneca, Epiktetos, Aurelius, Cicero'dur. Bu filozofların ortak fikri ahlakın ancak insan doğasını temsil eden akla dayanarak temellendirilebileceği yönündedir, çünkü insan doğasına uygun yaşamak akla uygun yaşamaktır. Akla uygun yaşamak ise ahlaklı olmayla eşdeğer bir anlam dünyasını ifade eder. Bu sistem içerisinde ahlaki açıdan doğru olan doğaya uygun yaşamak olduğu için insanın doğanın bilgisine de sahip olması gerekir. Burada doğa, insan fıtratı, dış dünyaya hakim olan kanunlar ve aynı zamanda Tanrı'nın kendisi olarak da sunulmuştur. Yani bu doğa bilgisi hem tüm evrenin doğasını hem de özel olarak insan doğasını içermektedir. Roma Stoacılarının yaşadığı Helenistik dönemde, ahlakı tamamen haz ile ilişkilendiren bir Hedonist Ahlak felsefesi mevcuttu. Bunlar insan mutluluğunu hazzı yaşamak ve acıdan kaçınmak fiillerine bağlamışlardır. Burada kastedilen haz, hoşa giden bir şeyin oluşturduğu ya da bizde uyandırdığı tatlı ve keyif verici bir duygu yoğunluğudur. Doğal olarak haz, acının karşısında yer alır ve psikolojik bir olgu olarak insana çekici ve sevimli gelir. Bu durumda ahlakın insan doğasına (aklına) ya da hazza dayanması gerektiğini savunan iki zıt ahlak felsefesi ile karşı karşıya kalıyoruz. İşte Roma Stoası filozoflarının itirazı da bu hazcı ahlak anlayışına yönelikti. Onlara göre bu hazza sahip olma veya mahrum kalma insanda bir gerilime yol açmaktadır ki bu da huzursuzluk ve mutsuzluğa sebep olmaktadır. Bu sebeple Roma Stoası hazlardan uzak durulmasını, hazzın sebep olacağı bu gerilimi insan aklı ile bertaraf etmeyi önermektedir. Burada aklın, haz yerine erdemlere dayanarak eylemesi için mümkün olduğu kadar bedensel arzu ve isteklerin sınırlandırılması, makam, mevki ve mal hırsının ortadan kaldırılması gerekmektedir. Nitekim onlara göre ancak mutluluk hazlardan bu şekilde kaçınmak ya da ihtiyaçları olabildiğince azaltarak yaşamaktır ki bu felsefede asketizm olarak adlandırılır. Her ne kadar Stoacıların hazdan kaçınma amacına yönelik asketik davranışları da bir gerilim oluştursa da bu gerilim kısa sürelidir. İnsan aklı sayesinde erdemli davranışları alışkanlık haline dönüştürürse bu gerilim ortadan kalkacaktır. Hâlbuki hazcıların hayat tarzında haz alma süreleri çok sınırlı olduğundan ve acıdan kaçınma davranışları süreklilik arz ettiğinden dolayı haz anları hariç sürekli bir gerilim yaşanmaktadır. Bu sebeple bu tezimizin birinci bölümünde genel olarak Stoa felsefesinin tarihini ve oluştuğu zihniyet ortamını sunduk. İkinci bölümde ise ana konumuz olan Roma Stoasının özellikle hazcılık karşıtı tezlerini asketizm ve hedonizm gerilimi bağlamında detaylandırdık. Hazlardan uzak durmak, aynı zamanda bu gerilimden kurtulmak anlamına geldiği için onlara göre insan hem ahlaklı hem de mutlu olmak için asketik bir hayat yaşamalıdır.

AsketizmHedonizmMutluluk+3
Sedat Çapkın
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Aristoteles'in adalet ve mutluluk anlayışı

Bu tezin amacı Aristoteles'in adalet ve mutluluk kavramlarının birbirleriyle ilişkisini onun siyaset ve ahlak kuramları çerçevesinde ele alıp açıklamaktır. Aristoteles'in ahlak felsefesi siyaset felsefesinin devamı niteliğindedir. Onun siyaset felsefesini anlamak için öncelikli olarak onun temelinde yatan toplumun, toplumu anlamak için de bireylerin ele alınıp incelenmesi gerekir. Onun ahlak felsefesini ve kavramlarını anlamadan siyaset felsefesini anlamak mümkün değildir. Çünkü siyaset de ahlaka hizmet eden bir kurumdur. Aristoteles, ahlak felsefesiyle mutluluğun ne olduğunu, ararken siyaset felsefesiyle de başta adalet olmak üzere mutluluk için gerekli olan hayat tarzını mümkün kılacak kurumları ve yapıları ele alır. Onun ahlak felsefesinde adalet bir karakter erdemi olarak sunulmakta ve erdem de huy olarak tanımlanmaktadır. Böylece adalet tek başına ele alındığında bir huy, ancak başka insanlarla kurulan ilişkiler bağlamında ele alındığında ise toplumsal bir erdemdir. Öyleyse adalet toplumsal boyutuyla devletin temelini oluşturur, çünkü adalet, toplumsal düzeni sağlayarak devleti sürekli kılar. Aristoteles'e göre insanın en yüksek ve en son amacının mutluluğa ulaşmak olduğu ve mutluluk da ruhun erdeme uygun etkinliği olduğu için, insanlar erdemli eylemlerde bulunarak mutluluğa ulaşabilirler. Ancak insan tek başına mutluluğa ulaşamaz. Çünkü insan kendi kendine yetmediğinden ve zoon politikon yani toplumsal siyasal bir hayvan olduğundan dolayı bir toplum içerisinde yaşamaya ihtiyaç duyar. İnsan mutluluğa ancak siyasal bir topluluk olan devlet içerisinde ulaşabilir. Çünkü devlet kendi kendine yeter bir yapı olduğundan kişiye mutluluğa ulaşmak için gerekli koşulları sağlar. Böylece mutluluk bireyin olduğu kadar aynı zamanda devletin de nihai amacı olur. Devlette ancak adaleti sağlayarak topluma mutluluğa ulaşma imkanı verir. Adalet ve mutluluk birbirini tamamlayan iki kavramdır. Adalet mutluluk için bir önkoşuldur. Sadece adaletin tesis edildiği bir devlette insanlar mutluluğa ulaşma imkanı bulur. Filozoflar açısından mutluluğa ruhun akıllı tarafını temsil eden teoria etkinliğiyle diğer insanlar içinse yine akıldan pay alan pratik etkinliklerle ulaşılabilir. Bu sebeple Aristoteles felsefesinde mutluluk amaç devlet ve adalet fikri araçtır. Anahtar Sözcükler: Mutluluk, Adalet, Erdem, İyi, Devlet, Anayasa

AdaletAristotelesMutluluk
Selma Gelen
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilim tarihi bağlamında Stephen Hawking'in evren tasarımı

Galileo'nun, Dünya'yı Ay-üstü evrene taşımasıyla her iki evrende de ortak yasaların geçerli olduğu fark edildi. Aristoteles'in Ay-üstü evrenine atfedilen metafiziksel anlam kaybolmaya başlayınca bu alan fiziğin konusu olmaya başladı. Benzer biçimde Einstein'ın ileri sürdüğü zamanın göreceli olduğu düşüncesi, mutlak zaman kavramının terkedilmesini sağladı. Daha sonra Hawking ve Penrose, tekillik probleminin çözümüyle birlikte zamanın da bir başlangıcı olduğu fikrine ulaştılar. Bu düşünce evrenin başlangıcından önce zamanın var olmadığını kanıtlamış ve Kant'ın ifade ettiği arı usun çatışkısından kurtulmaya bir kanıt sağlamıştır. Kuantum kuramının keşfiyle birlikte geleceğin kesin bir belirlenimle bilinemeyeceği ortaya çıkmıştır. Bilimsel faaliyetler ilerleme gösterdikçe kendi fiziksel gerçekliğimizin ontolojik bir belirsizliğe doğru ilerlediği görülmüştür. Bu araştırmada, Hawking aracılığıyla fiziksel gerçekliğin zihinsel tasarımlar aracılığıyla elde edilebileceği gösterildi ve evrenin fiziksel sınırları matematiksel kavramlarla yeniden belirlendi. Bu minvalde fiziksel gerçekliğimizi belirleyen yasaları kodlayan evren, kendi varoluşumuza yeni bir anlam kazandırmıştır. Bu varoluşsal anlam, doğa yasalarını kodlayan matematiksel bir tasarımla ortaya konulabilir, fakat bu tasarım evrenin niçin böyle davrandığına dair bir kanıt ortaya koyamamaktadır. Bu durum, gerektiğinde felsefeye başvuran Hawking'in bu alandaki yeterli formasyona sahip olmadığının göstergesidir. Bir kara deliğin enerji kaybetmesi olarak bilinen Hawking ışıması, genel görelilik ve kuantum mekaniğinin birleştirilmesinin sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu birleştirme denemesi sonucunda Kuhn'un paradigma kavramı bağlamında ele aldığı bilimsel ölçüt geçerliliğini yitirmiştir. Çünkü Kuhn'un ölçüştürülemez dediği paradigmalar kara delikte buharlaşıp yok olmuştur. Anahtar Kelimeler: Evren, Kara Delikler, Hawking, Tekillik, Zaman

Bilim tarihiEvrenEvrensel tasarım+5
Mustafa Koç
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Aristoteles'te sanat ve eğitim ilişkisi

Her ne kadar bu çalışmanın ana konusu Aristoteles'te sanat ve eğitim ilişkisi olsa da çalışmanın zeminini sanat problemleri oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Aristoteles'in sanata ilişkin görüşleri çerçevesinde şu konulara cevap aranmıştır: Sanat ve gerçeklik ilişkisi, sanatın işlevi, sanatı bilim ve felsefeden ayıran özellikler, sanatın müzik, edebiyat ve resim gibi türlere ayrılması meselesi ve sanatın değer ölçütlerinin neler olduğu. Çalışmamızda aynı zamanda, sanatı taklit olarak temellendiren Aristoteles'in bu taklidi sıradan bir taklit olarak görmeyip; onun, içinde çokça insani faktör barındıran bir yöne sahip olduğunu çünkü ona göre sanatçı öncelikle eserine kendini kattığını da temellendirmeye çalıştık. Onun tam da bu noktada sanat ve eğitim ilişkisini gündeme getirmesi ve tragedyalardan çokça bahsetmiş olması öne çıkarılmıştır. Buna paralel olarak Aristoteles'in tragedyalarla özdeşleştirdiği katarsis kavramı ile kişide arınma sağlamanın önemine işaret ettiği iddiasına dikkat çekilmiştir. Onun özellikle eğitim bağlamında müziğe de çok önem atfettiği, çok fazla bahsetmese de resim sanatına da gereken değeri verdiği ve bu sanatları insani olanla ilişkilendirdiği görülmektedir. Devleti ayakta tutmanın, huzur ve mutluluğu sağlamanın yolunun eğitimden geçtiğinin farkında olan Aristoteles eğitimi sağlam bir zemine oturtmaya çalışırken onun sanatla olan bağını hatırlatmaktadır. Bu bağlamda o, çocukların ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda, zorunluluk hissettirmeden isteğe dönüştürülen zevkli bir eğitim olgusundan söz eder. Bunun için sanattan, özellikle müzikten ve kişiliğin şekillenmesine etkisi olan sanat eğitiminden faydalanılabileceğini savunur. Aristoteles en iyi yurttaşın en iyi eğitim sistemi ile ortaya çıkarılacağına inandığı için eğitimin devlet eliyle yapılan, hak edene hak ettiğini verebilen, akıl yürütme becerileri kazandırabilen ve sanat gibi titizlikle yaklaşılan bir öğretme sanatı haline getirilmesi gerektiğini söyler. Bu yolla eğitim ve sanatın amaçlarının birleştirilmesi, hayatın sanata dönüştürülmesi amacına hizmet ettiği için siyaseti de en büyük sanat olarak görmüştür. Anahtar Sözcükler: Aristoteles, sanat, eğitim, sanat eğitim ilişkisi.

AristotelesEğitimEğitim felsefesi+3
Vildan Burkaz
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Aristoteles ve Nietzsche'nin insan felsefelerinin karşılaştırılması

Felsefe tarihi boyunca insanın nasıl yaşaması gerektiği sorusu filozoflara çok ilgi çekici görünmüş ve birçok filozof bu soru üzerine kafa yormuştur. Bu tez de bu soruya farklı çağlarda yaşamış ve farklı dayanaklardan yola çıkmış iki filozof olan Aristoteles ve Nietzsche'nin hem hangi noktalarda farklılaştıklarını hem de her ne kadar çok farklı iki filozof olarak düşünülseler de benzer özelliklerini de ortaya koyma amacını taşımaktadır. Aristoteles insanı özcü bir yaklaşımla ele alır ve ona yaşam amacı olarak mutluluğu belirler. Mutluğun yolunun da erdemlerden geçtiğini ve bu erdemler arasında da theoria etkinliği sonucu ortaya çıkan bilgelik erdeminin en yetkin erdem olduğunu özellikle vurgular. Yani ona göre insan ne kadar çok theoria etkinliği içerisinde bulunursa o derece mutlu bir yaşam sürecektir. Nietzsche ise yaşamı bir güç istenci olarak görür ve ancak güçlü bir insanın ideal bir yaşam sürebileceğini düşünür. Ona göre din, ahlâk, siyaset, bilim ve batı metafiziği insanı güçsüzleştiren unsurlardır ve bu nedenle de kişinin kendini bunların ötesinde tutup tamamen gücünü arttırmaya dönük bir yaşam sürmesi gerektiğini düşünür. İnsandaki güç istencinin hiçbir zaman tükenmeyeceğini düşünen Nietzsche onun güçlü bir birey olmasının yolunun yaşadığı dünyayı olumlayıp, bu dünyada kendi anlamını yaratması ve anti-hümanist bir tavırla bencil bir yaşam sürmesiyle mümkün olabileceğini savunur. Tezimizde günümüzde de güncelliğini koruyan bu sorunsal üzerinde iki büyük filozofun çeşitli kavramlar aracılığıyla hangi noktalarda benzeştiğini hangi noktalarda farklılaştıklarını göstermeye çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Aristoteles, Nietzshe, insan, theoria, güç.

AristotelesFelsefeFelsefe tarihi+3
Ozan Yılmaz
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
20
Master'sOpen AccessTR

Hikmetu'l-Müteâliye'ye dayalı bir tıp felsefesi önerisi

Bu tezin amacı, tıbbın hikmetine açılacak kapıyı aralamaktır. Her şey gibi tıp da felsefeden bağımsız değildir; ancak hikmet'ten ayrı düşebilmektedir. Hikmetten ayrı olarak hareketini sürdüren her şey de eninde sonunda onun peşine düşecek ve onunla buluşmaya ihtiyaç duyacaktır. Zira hikmet, eşyanın hakikatiyle ilgili en temel olan şeyi, vücûdu konu edinmektedir. Varlıkların, var olmaları sebebiyle hikmetle irtibatları bulunmaktadır. Varlık aleminde insan, varlığı üzerinde düşünebilen bir nefs olarak, kendisine has gayesi nedeniyle tekâmül yolculuğundadır. Bu yolculuğunu cevheri hareketiyle sürdürmektedir. Hareketinin en istenilen şekilde ilerleyebilmesi için nefsinin sıhhatini düşünmek durumundadır. Buna göre her an karşılaştığı dengesizlik durumunu en iyi şekilde yönetmelidir. Bu dengenin yönetilmesi hususunda tabibin varlığı elzemdir. Ancak tabibin insan nefsine en uygun tıp felsefesini kabullenmesi ve bu felsefeye uygun hareket etmesi gerekir. Ayrıca tabibin insanın manevi sıhhatine dair bilgi sahibi olması söz konusu tıp felsefesini daha değerli ve gerçekçi kılacaktır. Aşkın bir hikmet anlayışına işaret eden Hikmetu'l-Müteâliye ekolü, genel çerçevesi ve en belirgin özellikleriyle; varlığa, insana, dünyaya olan bakış açısıyla bir tıp felsefesi oluşturmak için gereken imkânı sunmaktadır. Bu ekolün, bilhassa tarih boyunca çözülmemiş ve çözülemeyen ruh-beden ayrımına getirdiği bütüncül bakış, bir tıp felsefesi açısından oldukça önemlidir. Kadim bir medeniyete sahip olması nedeniyle İran, kendi tarihinden bu yana getirdiği tıbbi bilgileri ve kaynakları henüz korumaktadır. Özellikle halkın dindar kesimi bu bilgileri "İslami Tıp" düşüncesiyle bağdaştırmaktadır. Uzun tarihi boyunca kendi tıbbi öğretilerini uygulamış, daha sonra medikal tıbba ağırlık verilmesiyle bu öğretilerin yaygınlığı azalmıştır. Bunun tarihi, politik sebepleri olduğu gayet açıktır. Öte yandan Hikmetu'l-Müteâliye ekolünün vücut bulduğu İran'da Tıp felsefesi alanında yapılan çeşitli çalışmaların arasında Tıbb-ı Müteâliye adlı çalışmalar filizlenmiştir. Henüz çok yeni olan bu kavram, Hikmetu'l-Müteâliye'den beslenmiştir. Bu çalışmada öncelikle Hikmetu'l-Müteâliye ekolünün temel görüşleri açıklanmış, daha sonra bu ekolden doğabilecek bir tıp felsefesinin varlığı sorgulanmış ve neticede ilim dünyasında önerilmeye değer olduğu kanısına varılmıştır. Ayrıca sayılı Tıbb-ı Müteâliye çalışmalarına temel yönleriyle genel bir eleştiri getirilmiş, onların içinde bulundukları sınırlılık aşılmaya çalışılmıştır. Anahtar sözcükler: Hikmetu'l-Müteâliye, Tıbb-ı Müteâliye, Hikmet, Tıp, Tıp Felsefesi, Molla Sadrâ.

HikmetHikmetü'l-MütealiyeMolla Sadra+3
Zeynep Kocaaslan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Felsefi danışmanlık bağlamında Stoa felsefesinin yeniden değerlendirilmesi ve bir Stoa tutum ve davranışlar ölçeği geliştirilmesi

Bu tez çalışmasıyla, felsefi danışmanlığın genel çerçevesini belirleyip bu danışmanlık için Stoa felsefesinin önemini ortaya koyduk. Ayrıca Stoa Tutum ve Davranışlar Ölçeğini geliştirdik. Felsefi danışmanlık kısmında; bu danışmanlığın ne olduğunu, psikolojik danışmalıktan farkları ve varsa yöntemlerini ortaya koyduk. Felsefi danışmanlığın Stoacı felsefi yöntemlerle, insanların günlük sorunlarıyla baş edebileceklerini göstermeye çalıştık. Felsefi danışmanlığı Stoa felsefesiyle birlikte ele aldık, çünkü 20. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan felsefi danışmanlığın kökenlerini daha çok Stoa felsefesinde görebilmekteyiz. Beş yüz yıldan fazla süren Stoa felsefesi tamamen pratik ve gündelik çözümler sunan bir felsefeye sahiptir. Özellikle Son Dönem Stoası gerçek anlamda, insanların karşılaştıkları yaşama dair problemlere felsefe yoluyla çözüm üreten bir dönemi temsil eder. Bunların başında gelen filozoflar; Seneca, Epiktetos ve Aurelius'tur. Çalışmamızda, Stoa felsefesine başlamadan önce giriş mahiyetinde felsefi danışmanlığa yer verdik. Burada felsefi danışmanlığın kuruluşu ve gelişimini ele aldık. Almanya'da 1980'lerde Achenbach öncülüğünde başlayan felsefi danışmanlık, daha sonra başta ABD olmak üzere, Hollanda, Fransa ve İsveç gibi ülkelerde geniş bir yer edinmiş ve 2000'lerden sonra da ülkemizde gelişmeye başlamıştır. Özellikle üniversitelerde yapılan yüksek lisans ve doktora çalışmaları sayesinde bu gelişme büyük bir ivme kazanmıştır. Çünkü ilaca ve diğer uygulamalara gerek duymadan da çözülebilecek sorunlara felsefi danışmanlık bir seçenektir. Biz de bu tezimizle ülkemizdeki felsefi danışmanlık sürecine katkı sunmak amacındayız. Bu tezimizi farklı kılan nokta ise, bu alanda henüz geliştirilmemiş bir ölçek geliştirmiş olmamızdır. Stoa Tutum ve Davranışlar Ölçeği sayesinde, yapılacak olan felsefi danışmanlık seanslarının etkilerini ölçmek mümkün hala gelecektir. Bu ölçeğin hem ülkemize hem de Dünyadaki bu alanla ilgilenenlere katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

Mehmet Selim Bor
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

J.P. Sartre ve Albert Camus'da özgürlük sorunsalı

Sartre ve Camus'nun dahil oldukları varoluşçu felsefelerinin temel konusu in-san ve insanın özgürlüğüdür. Bu yüzden tezin girişinde öncelikle, kısa da alsa, "varo-luşçuluk"un ne olduğu sorusu sorulmuş ve daha sonra birinci ve ikinci bölümde, ayrı ayrı olmak üzere, varoluşçu akımın bu iki önemli temsilcisi Sartre ve Camus'un sırasıy-la, hayatları, felsefeleri ve terminolojileri kendi içinde bir bütünlük arz edecek şekilde incelenmiştir. Varoluşçu felsefeler birer yaşam felsefesi olduğu için onların temel gö-rüşleri hayat tarzları ve günlük eylemleri birlikte değerlendirilmiştir. Tezin temel iddiası, birbirinin çağdaşı olan bu iki filozofun insanın problematik varoluşu konusunda hem-fikir olmalarına rağmen insana farklı yaklaşmaları yüzünden özgürlük kavramına farklı anlamlar yükledikleri yönündedir. İşte, insana bu iki farklı yaklaşımı iki farklı bölümde ele alıp inceleyen tezin özeti aşağıdaki iki paragraftaki gibi sunulabilir. I. Bölüm: Sartre özgürlüğü insanın varoluşu üzerinden ontolojik olarak kurmuş ve onun insan olmakla zaten özgür olduğunu savunmuştur. Hatta ona göre insan özgür-lüğe mahkûm şekilde dünyada varolur, yani özgürlük zorunludur. Zorunludur, çünkü bir yaratıcı yoktur ve insan yaratılmamıştır. Özgürdür, çünkü insan bir kez bu dünyaya geldi mi, artık yapıp-ettiklerinden sorumludur. Özgürlük insanın bu dünyaya fırlatılmış ve tek başına oluşu ile dünyanın ve hayatın hiçliğini fark etmesiyle başlamıştır. Sartre her ne kadar önceleri ağırlıklı olarak bireysel özgürlük ve sorumluluktan bahsetse de daha sonraki çalışmalarında üzerinde durduğu özgürlük onu gittikçe Kant'a ve Rous-seau'ya yaklaştıran, onu toplumsal sorumluluk bilincine götüren, bütün insanlığı hesaba katarak seçim yapıp sorumluluk üstlenen bir özgürlük anlayışına yaklaştırmıştır. II. Bölüm: Camus özgürlüğü Sartre'ınkinden farklı olarak bu dünyadaki kötülük ya da adaletsizlikleri ortadan kaldırmak için bir başkaldırı ahlakı olarak tanımlanmıştır. Bu başkaldırı insana bir anlam ve değer dünyası oluşturma imkânı sunacaktır. Bu saye-de, birey sadece haksızlık olarak görülen ne varsa onlara "hayır" demekle yetinmeyip aynı zamanda bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için de çalışacaktır. Bunun için gerekirse örgütlü eylem ve mücadelelere girilmelidir. Fakat bu başkaldırı ne kendinden önceki felsefelerde olduğu gibi metafizik bir başkaldırıdır ne de Marksizm benzeri dev-rimci yönelimlerde olduğu gibi ideolojik bir başkaldırıdır. Camus'nun savunduğu bu özgürlük mücadelesi her ne kadar bir örgütlü mücadeleyi kapsasa da en nihayetinde bir bireysel karar ve bireysel eylemdir. Bu, başkaldıran bireylerden oluşan bir topluluğun mücadelesi olacağı için her türlü kötülük ve haksızlığa karşı belli bir sınır içinde eylem-de bulunmayı gerektirir. Yoksa ideolojik eylemlerde olduğu gibi bireyin olmadığı bir bağlılar ya da bağımlılar mücadelesi değil. Sonuç olarak, bu iki filozofun aslında insanı ve özgürlüğünü felsefelerinin merkezine alma konusunda benzer düşündükleri ancak insan anlayışlarının farklı ol-ması ya da, daha uygun bir ifadeyle söylersek, insana farklı yaklaşmalarından dolayı ayrıldıkları ortaya konmuştur. Anahtar Sözcükler: J. P. Sartre, Albert Camus, Özgürlük, Varoluşçuluk Felse-fesi Absürd, Sorumluluk, Seçim, Bulantı.

Camus, AlbertFelsefeSartre, Jean Paul+2
Burcu Sarı
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

John Stuart Mill'de eğitim ve bireysel özgürlük

'Özgürlük' ve 'eğitim' kavramlarının ikisi de doğrudan doğruya insan gerçekliğini yakından ilgilendirdiği için felsefe ve düşünce tarihinde birçok düşünürün gündeminde yer almıştır. Bu çalışma, bahsedilen iki kavram arasındaki ilişkiyi John Stuart Mill ve 'faydacılık' bağlamında incelemektedir. Mill, ifade özgürlüğü ve faydacılık tarihinde abidevi bir düşünür olarak değerlendirilmektedir. Faydacılık, ahlakın temelini 'hazzı artırma ve acıdan kaçınma' şeklinde belirleyen ve mutluluğu nihai hedef olarak benimseyen sonuççu bir ahlak felsefesi yaklaşımıdır. Mill bilhassa, kendisinden önce Jeremy Bentham tarafından sistematize edilen faydacılığa, 'yüksek' ve 'düşük' hazlar ayrımı ile liberalizme de 'toplum içindeki birey' üstüne geliştirdiği düşünceleri ile büyük katkılarda bulunmuştur. Bireyin 'yetkinliği' ve 'otonomisi' konusundaki vurgularından dolayı, faydacılık akımının dışına taşan bir ahlak yaklaşımı geliştirmekle eleştirilmiştir. Ne var ki, bu eleştiriler onun her alanda ulaşmaya çalıştığı 'sentez' anlayışını göz ardı etmektedir: Ahlak alanında faydacılık ile Romantik deontolojinin uzlaştırılması, liberalizmde negatif ve özgürlük anlayışları arasında bir köprü kurma ve son olarak eğitim yaklaşımlarında çevreselcilik ile liberal eğitimin bir kombinasyonunu oluşturma. Mill, babası James Mill tarafından 'sıra dışı' bir eğitime tabi tutularak yetiştirilmiştir. Eğitimin hayati önemine inanmış bir filozoftu fakat o, müstakil bir eğitim felsefesi veya teorisi geliştirmiş değildir. Öte taraftan Mill, eğitimin 'geniş' anlamına odaklandığı için, onun, bireyin 'gelişimi' ve 'özgürlüğü' konusunda ortaya koyduğu bütün fikirler aynı zamanda eğitim anlayışının temelini ve çerçevesini oluşturan argümanlar olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda, bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Mill'in, bütün felsefi görüşlerini faydacılık merkezli geliştirdiği gerçeğinden hareketle, birinci bölümde, onun faydacılık geleneğinde yeri ve farklılığı bu anlayışa katkıları ile beraber incelenmektedir. İkinci bölüm, Mill'in 'özgürlük' anlayışını farklı boyutlarıyla ortaya çıkarmak için 'liberalizm', 'bireysellik', 'çoğunluğun tiranlığı', 'otonomi', 'paternalizm' ve 'cinsiyet eşitliği' terimlerinin tartışılmasına odaklanmaktadır. Üçüncü bölümde, Mill'in eğitim anlayışı, liberalizm, faydacılık ve otonomi ile olan ilişkilerine özel vurgu yapılarak incelenmektedir. Sonuç ve değerlendirme bölümünde, Mill'in ahlak, özgürlük ve eğitim görüşleri genel ve bütüncül bir bakış açısı ile incelenmektedir.

Ahlak felsefesiEğitim felsefesiMill, John Stuart+4
Fatih Öztürk
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Zamanın geometrik yorumu

Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Antik Yunan felsefesinde, ikinci bölümde İslam filozoflarında, üçüncü bölümde ise 17.yy. sonrasında zaman kavramına yönelik felsefi yaklaşımlar ele alınmış ve zamanın geometrik yorumu yapılmıştır. Çalışmanın sonuç kısmında ise zaman kavramına ilişkin değerlendirmeler geometrik yorumu yanında gerçekliği ve gerçekdışılığı konusuyla birlikte işlenmiştir. Zamanın varlığı ya da yokluğu, çizgiselliği ya da döngüselliği, zihinde veya zihin dışında olup olmadığı tartışmaları birçok filozofun yaptığı gibi kesin sonuçlara bağlanarak açıklanması yerine, kesin tanımlamalardan kaçınılarak yorumlanmıştır. Çünkü zamanın nesnel boyutu öznel boyutundan izafiyet bağlamında, oldukça ironik olsa da, daha az karmaşık değildir. Zamanı anlamada böylesi bir kesinlik tutarlı bulunmamıştır. Ayrıca popüler bilim çalışmalarındaki birçok düşünce deneyi teorik bağlamda tezin kapsamında yeteri kadar anlamlı görülmediği için bilinçli olarak bu teze dahil edilmemiştir. Örneğin; zamanda yolculuğa davet için evrendekilere Hawking'in mektubu, gibi çalışmalara yer verilmemiştir. Zaman ve zaman felsefesi hakkında sırasıyla görüşleri incelenen filozoflar; Platon, Herakleitos, Parmenides, Melissos, Elealı Zenon, Pythagoras ve Pythagorasçılar, El Kindi, İbn-i Sina, Ebu'l Berekat El Bağdadi, İbn-ül Arabi, Immanuel Kant, Henri Bergson, Edmund Husserl, John Ellis McTaggart ve Dummett'tır. Anahtar Kelimeler: Zaman, an, geometrik zaman.

FelsefeGeometriGeometrik teoremler+2
Ayşegül Bulut
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Pazarcık (Kahramanmaraş) ve Solhan (Bingöl) magmatiklerinin demiryolu balastı olarak kullanılabilirliği

Bu çalışmada; Pazarcık (Kahramanmaraş) ve Solhan (Bingöl) magmatik kayaçlarının; fiziksel, mekanik ve kimyasal özelliklerinin belirlenmesi ve Demiryolu Balastı olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Çalışma kapsamında; Solhan (Bingöl) ve Pazarcıkta (Kahramanmaraş) bulunan volkanik kökenli kayaçlar kullanılmıştır. Söz konusu bölgelerde yapılan arazi çalışmalarında deneylerde kullanmak için kayaç örnekleri alınmıştır. Derlenen her iki örnek grubunun da, mineralojik (XRD) ve kimyasal (XRF) özellikleri belirlenerek, Pazarcık (Kahramanmaraş) volkanitleri; kuvarssız veya çok az kuvarslı feldispatlı ve koyu mineralli bazalt, Solhan (Bingöl) volkanitleri ise; kuvarslı - feldispatlı ve koyu mineralli dasit olduğu belirlenmiştir. Pazarcıktan (Kahramanmaraş) alınan örneklerin Orta-Üst Miyosen yaşlı Yavuzeli Formasyonuna, Solhandan (Bingöl) alınan örneklerin ise Üst Miyosen yaşlı Solhan Formasyonuna ait oldukları belirlenmiştir. Yapılan XRF analizlerinde her iki grup kayaç örneklerinin temel bileşenin SiO2 ikincil bileşeninin ise CaO olduğu ve yapılan XRD testlerinde; Pazarcık (Kahramanmaraş) kayaç örneğinin: albit, hematit, mikroklin, sanidin ve kuvars minerallerinden, Solhan (Bingöl) kayaç örneğinin ise albit, kuvars, mikroklin ve anortoklas minerallerinden oluştuğu belirlenmiştir. Kayaç örneklerinin, mekanik (Los angelas aşınma direnci, MgSO4 don kaybı tayini, Endirekt çekme dayanımı, Tek eksenli basma dayanımı) ve fiziksel (Birim hacim ağırlık, Porozite, Sertlik tayini, Ağırlıkça ve Hacimce su emme) özellikleri belirlenmiştir. Yapılan deneysel çalışmalar ile Pazarcık (Kahramanmaraş) ve Solhan (Bingöl) magmatik kayaçlarının Demiryolu Balastı olarak kullanılabileceği belirlenmiştir.

Ahmet Sabancı
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sarıcıoğlu mevki (Battalgazi-Malatya) dolayının jeoteknik özelliklerinin belirlenmesi

Bu yüksek lisans tezi kapsamında, Malatya ili, Battalgazi İlçesi, Sancaktar mahallesinde yer alan zeminlerin jeolojik, jeoteknik özellikleri incelenmiştir. Bu amaçla, inceleme alanında jeoteknik amaçlı 15 adet sondaj yapılarak, standart penetrasyon darbe sayısı ile zeminlerin kıvamı ve sıkılığı belirlenmiş, zemini temsil eden örnekler alınarak sınıflama, fiziksel, mekanik ve konsolidasyon özellikleri incelenmiştir. İnceleme alanında genel olarak Kuvarterner yaşlı düşük plastisiteli kil ve silt yapılıdır. Alüvyon içerisinde 3.00-7.00 m arası derinlikte yeraltı suyu bulunmaktadır. Kil ve siltin konsolidasyonsuz drenajsız kohezyonu 30.0-61.0 kN/m3, içsel sürtünme açısı 5-12 derece, Doğal birim hacim ağırlığı 17.73-20.02 kN/m3 olarak hesaplanmıştır. İnceleme alanındaki zeminlerde sıvılaşma potansiyeli beklenmemektedir. Anahtar Kelimeler: Sancaktar Mahallesi, Jeoteknik, Taşıma Güçü, Battalgazi, Jeoteknik Özellik

Nursen Yiğit Şerefhanlı
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan tragedyalarında tanrı ve kader kavramları

Bu tezin amacı, Antik Yunan kültürel mirasının önemli yapı taşlarından biri olan tragedyalardaki "Tanrı" ve "Kader" kavramları ile bu iki kavramın ilişkili olduğu zorunluluk kavramını ele almak ve bu kavramlar ile Pre-Sokratik filozofların, varlığın ana maddesi ve ilk nedeni/ilkesi olarak kabul ettikleri arkhe anlayışları arasındaki ilişkiye dikkat çekmektir. Bu yönüyle bu çalışmada köklerini Homeros ve Hesiodos'un şiir geleneğinden alan tragedyalar, felsefeyle ilişkisi bağlamında incelenecektir. Tezin ilk bölümünde tragedyanın neliği, kökeni ve tragedya sözcüğünün etimolojisi araştırılarak tarihsel ve dilsel bir altyapı oluşturulacak ve keçi şarkısı'nın neden trajik olduğu üzerine bazı savlar ileri sürülecektir. Tezin ikinci bölümünde Antik Yunan düşünce dünyasının her alanında etkisi görülen ve tragedyaların da ana kaynaklarından biri olan tanrı, din ve inanç sistemleri incelenecektir. Antik Yunan din ve tanrı anlayışının tragedyaların olduğu kadar felsefenin de yöntem açısından, kurucu öğelerinden biri olduğu tezi savunulacaktır. Tezin son bölümde ise Yunan tragedyalarındaki kader kavramı incelenecektir. Buna bağlı olarak, Pre-Sokratik filozofların arkhe olarak öne sürdükleri su, apeiron, ateş, hava, toprak vb. ilk unsurlar veya nedenler ile Antik Yunan'daki kader inancı arasındaki ilişki ortaya çıkarılacaktır. Tezin asıl hipotezi ise Pre-Sokratik filozofları bu türden ilk neden fikrine götüren düşüncenin Antik Yunan mitoloji geleneğinde ve tragedyalarında işlenen kader anlayışının ötesinde bir yasa, bir ilke ve belirleyici bir güce işaret eden anlamlara sahip olmasıdır. Anahtar Sözcükler: Homeros, Hesiodos, Mitoloji, Tragedya, Aiskhylos, Sophokles, Euripides, Tanrı, Din, Kader, Zorunluluk, Pre-Sokratik Felsefe.

Antik YunanKaderMitoloji+3
Faruk Yorgun
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
10
DoctorateOpen AccessTR

Battalgazi (Malatya)kampüs alanının sedimantolojik ve jeoteknik özelliklerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, Battalgazi (Malatya) Kampüs alanının sedimantolojik ve jeoteknik özelliklerinin arazi, laboratuvar ve büro çalışmaları ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Arazi çalışmaları kapsamında; ilk olarak 15 adet zemin sondajında toplam 105 adet Standart Penetrasyon Deneyi (SPT) yapılmış ve örselenmiş numuneler alınmıştır. Tüm sondajlarda toplam 90 adet Presiyometre (PMT) çalışması yapılmıştır. Arazi çalışmaları kapsamında ikinci olarak 8 adet araştırma çukuru açılmış, örselenmiş ve örselenmemiş numuneler alınmıştır. Son olarak arazi çalışmaları kapsamında; Sismik Kırılma ve Sismik Tomoğrafi Ölçümü, Maws Yüzey Dalgası Analiz Çalışması ve Düşey Elektrik Sondaj (DES) çalışması olmak üzere jeofizik çalışmalar yapılmıştır. Alınan örselenmiş ve örselenmemiş numuneler üzerinde zeminin fiziksel ve mekanik özelliklerini belirlemek amacıyla laboratuvarda bir dizi deney gerçekleştirilmiştir. Çalışma alanında sedimantolojik çalışmalar kapsamında örselenmiş numuneler üzerinde tane boyu, tane boyu istatistiksel parametreleri hesaplanarak kaynak bölge tayini, tane şekli belirleme çalışmaları yapılmış, örselenmemiş çakıllar üzerinde ise eski akıntı yönü belirleme çalışmaları yapılmıştır. Çalışmalar sonucunda elde edilen veriler; çalışma alanı taşıma gücü, oturma ve sıvılaşma hesaplamalarında kullanılmıştır. Yoğun olarak killi kum içeren birimin büyük oranda sıkı-çok sıkı özellikte olduğu, düşük plastik kıvamda olduğu belirlenmiştir. SPT ile hesaplanan taşıma gücü değerleri 233-563 kPa arasında belirlenmiştir. Taşıma gücü değerleri çalışma alanı güney ve batı kısımlarında diğer bölgelere göre daha yüksektir. Oturma değerleri 23,54-27,35 mm arasındadır. Sıvılaşma hesaplamalarına göre Sıvılaşma Potansiyel İndeks (LPI) değerleri dikkate alındığında risk beklenmektedir.

Mühendislik jeolojisi
Çiğdem Ceylan
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Cicero'da insan ve yaşlılık

Bu çalışmanın amacı, Cicero'nun insan ve yaşlılık kavramlarını incelemektir. Cicero'ya göre insanlar erdemli varlıklardır ve her insan, insanlığın bir prototipidir. Erdemi, deneyim ve "iyi bir yaşam sürmeyi bilme"ye dayanan dinamik bir yaşam tarzı olarak tanımlar; doğru davranış ve mutluluğun felsefi bilgi aracılığıyla sağlanabileceğini savunur. Cicero, yaşlılığı yaygın olumsuz çağrışımların aksine kötü bir durum olarak görmez; yaşlılığın mutlu biçimde geçirilebileceğini ileri sürer. Kültürler genelinde yaşlılara saygı olsa da yaşlılık kimi zaman yalnızca fiziksel bakış açısıyla en zor dönem olarak algılanır; oysa Cicero'ya göre yaşlılık, olgunluğun, deneyimin ve toplum için yararlılığın en yoğun olduğu evredir. Pek çok filozof yaşlılığa farklı değerlendirmeler getirmişse de Cicero'dan başka neredeyse hiç kimse bu konuyu onun yaptığı biçimde felsefi bir sorun olarak ele almamış veya yaşlılık ile felsefe arasında böyle doğrudan bir ilişki kurmamıştır. Cicero, insanların düşünmek ve hareket etmek için doğduklarını kabul eder; felsefeyi hayatı yönlendiren bir araç olarak görür ve yaşlıların bu yönlendirmede deneyim bakımından daha etkin olduklarını vurgular. Sonuç olarak Cicero, felsefeyi yaşam için gerekli zihinsel bir etkinlik olarak konumlandırır, yaşlılığın ve yaşlıların kendini değerlendirmelerinin anlaşılmasını felsefenin görevlerinden biri sayar ve sağduyunun onaylayacağı şekilde yaşlıların nasıl davranması gerektiğine dair pratik öneriler geliştirir. Her yaşam evresinin kendine özgü özellikleri olduğunu bilenlerin, yaşlılığın zorluklarıyla daha kolay baş edebileceği ve ondan daha çok tat alarak yaşayabilecekleri sonucunu çıkar.

Ecehan Nur Bayındır
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Plotinos ve İbn Arabî'de varlık mertebeleri

Yeni-Platonculuk, Antik Yunan felsefesinin son büyük sistemi olarak kabul edilir ve kurucusu Plotinos, sadece döneminin değil, sonraki yüzyılların düşünce dünyasını da derinden etkilemiştir. Bu anlayışla birlikte felsefe, bireysel erdemlerden çok varlık, Tanrı ve ruh gibi metafizik konulara yönelmiştir. Plotinos'un felsefesi, yalnızca akılla değil, sezgi ve mistik tecrübeyle de şekillenir. Onun "Bir"den başlayarak Akıl, Ruh ve Madde'ye doğru ilerleyen sudûr düzeni, evrenin tek bir kaynaktan nasıl türediğini açıklayan özgün bir model sunar. İbn Arabî ise İslam düşüncesi içinde hem tasavvufi hem de felsefi yönüyle öne çıkan en önemli isimlerden biridir. O da evreni katmanlı bir varlık düzeni içinde değerlendirir; ancak bu düzende varlık yalnızca Allah'a aittir. Görünen âlem, O'nun farklı düzeylerdeki tecellilerinden ibarettir. Bu yönüyle İbn Arabî'nin düşüncesi ile Plotinos arasında bazı benzerlikler bulunsa da, İbn Arabî'nin özellikle Hakk'ın irade sahibi olduğunu ve evreni bilinçli olarak yarattığını vurgulaması, önemli bir ayrım oluşturur. Bu çalışmanın amacı, Plotinos ve İbn Arabî'nin varlık mertebeleri anlayışlarını karşılaştırmalı olarak incelemektir. Her iki düşünür, varlığı aşkın bir kaynaktan başlayarak aşamalı bir yapıda açıklamaktadır. Ancak bu mertebelerin nasıl işlediği, nasıl bir ontolojik anlam taşıdığı konusunda aralarında önemli farklar bulunmaktadır. Tezde, hem iki düşünürün varlık sistemi ayrı ayrı ele alınmakta hem de her mertebede benzerlikler ve farklılıklar belirlenerek yorumlanmaktadır. Özellikle "Bir" ile "Lâ-taayyün", "Akıl" ile "A'yân-ı Sâbite" gibi kavramlar üzerinden yapılan analizler, bu benzerliğin yüzeyde mi kaldığını, yoksa yapısal bir ortaklık mı taşıdığını göstermeyi amaçlamaktadır. Bu karşılaştırmanın önemi, iki farklı düşünürün, varlık anlayışı üzerinden nasıl bir ontoloji kurduğunu ortaya koymasında yatmaktadır. Çalışma, bu iki büyük düşünce sisteminin benzer sorulara nasıl cevaplar verdiğini görmek, ortak kavramları nerede buluşturup nerede ayırdıklarını incelemek açısından anlamlı bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

Aziz Kağan Güneş
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Temel klasik kaynaklardan hareketle çocukça felsefe yapmanın imkânı

Bu tez temel klasik kaynakların çocuklara yönelik yapılacak felsefi çalışmalarda kullanma imkânını sorgulamak amacıyla hazırlanmıştır. Girişte, öncelikle coğrafya ve kültürden yola çıkılarak tarihsel süreçte çocuk kavramının nasıl algılandığına dair bilgiler sunulmuş ve bazı değerlendirmeler yapılmıştır. Devamında felsefi düşünmenin önemine değinilerek, bireye kazandıracağı düşünme biçimleri tanımlanmış ve bu düşünme biçimlerine sahip bireylerin kazanacağı özellikler ele alınmıştır. Felsefi düşünmenin çocukluk çağından itibaren az da olsa çocuğa öğretilmesinin ve çocukça ifade edilmesinin onun ileriki yaşlarında sağlıklı düşünmesine yapacağı katkılar tartışılmıştır. Tezin birinci bölümünde felsefe tarihindeki bazı filozofların çocuğa yönelik bakış açıları ve değerlendirmeleri incelenmiştir. Yaşadıkları toplumu etkileyen ve ondan etkilenen filozofların çocuk anlayışlarındaki farklılıkların temel nedeninin onun yetiştiği toplumsal ve bireysel farklar olduğu tespiti yapılmıştır. Daha sonra, çocuklara yönelik yapılacak felsefi çalışmalara neden ihtiyaç duyulduğuna dair değerlendirmelere yer verilmiş ve çocuklar ile filozofların ortak özelliklerine dikkat çekilmiştir. Bu bağlamda, dünyada ve Türkiye'de pedagojik bir yöntem olarak çocuklara yönelik yapılan felsefi çalışmalar hakkında bilgiler sunulmuştur. Devamla, Türkiye'de yürütülen çalışmaların eksiklikleri sorgulanmıştır. Çocuğun yanı sıra eğitimin olmazsa olmazı olan öğretmenlere ve ebeveynlere yönelik de felsefi çalışmalar yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Tezin ikinci bölümünde; çocuklara yönelik yapılan çalışmaların çocuğun içine doğduğu coğrafya, kültürel yapı ve dille olan ilişkisine dikkat çekilmiştir. Bunun için temel eğitimde kullanılan klasik kaynakların çocuklara yönelik yapılacak felsefi çalışmalar için de kullanılmasının onların anlam dünyasını ve düşünme biçimini nasıl şekillendireceği tartışılmıştır. Bu bağlamda, temel klasik kaynakların çocukların gelişim özellikleri doğrultusunda; felsefi düşünmeyi geliştirecek şekilde hazırlanarak yapılacak çalışmalarda kullanılmasının mümkün olduğu tezi temellendirilmiştir. Bunun için kullanılabilecek farklı yöntemlere dair örnekler verilmiştir. Mutlu bir tesadüf olarak bu tezde ulaştığımız sonuçların 2024 yılında uygulanmaya konan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Ortak Program Metninde yer alan sosyal ve duyusal becerilerin çocuklara kazandırılması görüşüyle tam olarak örtüştüğü tespiti yapılmıştır. Sonuç olarak; klasik kaynakların tespiti, çocuklara uygun olarak sadeleştirilmesi, uyarlanması ya da yeniden yazılması ile elde edilecek materyallerin çocuklara yönelik yapılacak felsefi çalışmalarda kullanılması için ciddi ön çalışmaların yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk, felsefe, klasik kaynaklar, dil, kültür.

DilFelsefeKlasik edebiyat+2
Ayşe Erdem
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Pirofillitin seramik bünyelerde kullanım özelliklerinin araştırılması ve değerlendirilmesi

Bu tezde pirofillit hammaddesinin fiziksel ve kimyasal özellikleri saptanmış, elde edilen veriler ile pirofillitin seramik hammaddesi olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Deneysel çalışmalar ile üç adet reçete hazırlanmıştır. Pirofillit kullanılarak hazırlanan reçetelerin deneysel çalışmaları yapılmış, pirofillitin seramik bünyede kullanıma uygun olup olmadığı incelenmiştir. Yapılan deneysel çalışmalar sonucunda; pirofillit hammaddesinin hazırlanan döküm çamurlarında katkı olarak kullanılmasının mümkün olabileceği, yüksek silis içeriğinden dolayı pirofillitin, kuvarsa ve kimyasal bileşim bakımından benzer olduğu kaolene alternatif olabileceği görülmüştür.Pirofillitin; XRD, XRF, EDX analizleri, SEM mikrofotoğrafları, tane boyut dağılım analizi, kuru, pişme ve toplam küçülmeleri, yoğunluk ve su emme değerleri, porozite, basma deneyi, termal genleşme katsayısının belirlenmesi, BET Yüzey Alanı ve 800, 900, 1000, 1100°C' de fırın kullanımları yapılarak, yapısı ve karakterizasyonu incelenmiştir.Pirofillitin düşük maliyeti nedeniyle, seramikte kullanıldığında, maliyeti düşürülebileceği görülmüştür. Nispeten düşük olan sertliği nedeniyle, hammadde hazırlama sırasında, enerji ve zaman tasarrufu sağlayabileceği, pirofillitin kendine has beyaz pişme rengi ve yüksek sıcaklıklara dayanıklılığı özelliklerinden dolayı seramik sektöründe kullanımının mümkün olabileceği saptanmıştır.Pirofillit kullanılması ile döküm hızını dolayısıyla da üretim hızını önemli ölçüde artırmaktadır. Pirofillit bakımından zengin seramik malzemeler oldukça beyaz ve her türlü korrozif etkiye karşı oldukça dayanıklı oldukları için, nihai ürün kalitesi bakımından da pirofillit kullanım miktarının artırılması teknolojik açıdan önemli bir katma değer sağlayacaktır.

Nilgün Kızılkaya
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Malatya baseninin sismik kesitlerle yorumlanması

Bu çalışma kapsamında, Malatya baseninde TPAO ve yabancı şirketler ile ortak yapılan sismik kesitler yorumlanarak; farklı kaya istiflerinin ayırtlaşması ve dağılımı, büyüme fayları, kıvrımların oluşum ve gelişiminin ortaya çıkarılması ve olası bir petrol ve doğalgaz rezervi hakkında bazı bilgilerin elde edinilmesi amaçlanmıştır.Malatya baseni DB yönünde 100 km, KG yönünde ise 90 km uzanımlı olan bir basendir. TPAO tarafından yapılan jeofizik çalışmalar ile elde edilen sismik kesitler jeolojik harita ve genelleştirilmiş istif incelenerek kesitlerin yorumlanması yapılmış ve Malatya Baseni hakkında bilgilendirilmeye gidilmiştir. Sismik kesitlerde 4000 ? 4500 m kalınlıkta volkano-sedimanter bir istifin varlığı saptanmıştır. Malatya ? Ovacık fayı geç Miyosen'e kadar büyüme fayı, geç Miyosen'den sonra ise sol yönlü doğrultu atımlı bir faydır.

Korhan Akın
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Akçadağ (Malatya) batısındaki eosen yaşlı mermerlerin optimum işleme koşullarının belirlenmesi

Bu çalışmada Malatya (Akçadağ) yöresinde işletilmekte olan mermerlerin mermercilik açısından önemli olan mineralojik-petrografik, fiziksel, kimyasal ve mekanik özelliklerinin ve bu mermer birimi için ekonomi ve kalite açısından en uygun işleme (kesme, aşındırma, cilalama) koşullarının belirlenmesi amaçlanmıştır.Arazi çalışmalarında, örnek derleme, jeolojik kesit ölçme, katman kalınlığı, çatlak ve kırık ölçümü ile kireçtaşının blok verme özelliği saptanmıştır. Çalışılan mermerlerden seri ve nokta örnekler derlenmiştir. Derlenen örnekler ile mermerlerin fiziksel, kimyasal ve mekanik özellikleri belirlenmiş ve bu özellikler mermercilikte yaygın olarak kullanılan TSE ve ISRM standartlarına göre yorumlanmıştır. Çalışılan mermerlerin birim hacim ağırlığı, özgül ağırlığı, su emme özelliği, suda dağılma dayanımı, porozite, sertlik, doluluk oranı deneyleri TSE, tek eksenli basınç dayanımı ise ISRM standartlarına göre uygun sonuçlar vermiştir. Yapılan XRD, XRF analizlerinde mermerlerin kalsit bileşimli olduğu saptanmıştır.Mermerlerin uygun işleme koşullarının belirlenmesi için yapılan deneysel çalışmalar sonucunda kesim aşamasında düşük enerji kullanımı için en etkili parametrenin kesim hızı olduğu ve kesim hızı artışının düşük enerji tüketimine olanak sağladığı ve pürüzlülük üzerinde dar alanda dalgalanmalar şeklinde değişiklik yarattığı belirlenmiştir. İstatistiksel analizler sonucunda geliştirilen modellerin performansları değerlendirilmiş belirleme katsayısı (R2) % 90'ın üzerinde bulunmuştur.Yapılan aşındırarak parlatma deneylerinde pürüzlülüğü maksimum düzeyde azaltabilmek için en etkili faktörün aşındırıcı serinin tane boyu olduğu görülmüştür. Tane boyutu birbirinin iki katı olan ve serinin sonunda oldukça küçük tane boyutlu aşındırıcıların bulunduğu serinin kullanımının uygun olduğu belirlenmiştir. Aynı koşullarda yapılan deneyler sonucunda en düşük pürüzlülük değerini Best Krem, en yüksek pürüzlülük değerini ise Rozalya Mermeri vermiştir. Geliştirilen modeller değerlendirildiğinde, başarılı sonuçlar (R2>0,95) elde edilmiştir.

MadencilikMermer
Didem Eren Sarıcı
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00

Other supervisors