Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Sönmez
20 theses · Gaziantep University, Karadeniz Technical University
Sol jel yöntemiyle gümüş ve ceviz kabuğu ekstresinin tekstil ürünleri üzerindeki uygulamaları ve yapısal tayinleri
Bu çalışmada juglon, ceviz kabuğundan Soxhlet aparatı kullanılarak ekstraksiyon yöntemi ile elde edilmiş ve Cu(II), Mn(II), Zn(II) kompleksleri sentezlenmiştir. Elde edilen komplekslerin yapıları elementel analiz (C, H, N, S), FT-IR, UV-Vis gibi spektroskopik yöntemlerle karakterize edilmiştir. Juglone ve kompleksleri %100 pamuklu kumaş üzerine uygulanmıştır. Juglon ve metal kompleksleri ile muamele edilen kumaşlar Sol-Jel yöntemi ile elde edilen nanogümüş ile kaplanmıştır. Juglon, metal kompleksler ve nano gümüş ile kaplanmış kumaşların yüzey yapıları SEM/EDX analizi, ICP-OES ile incelenmiştir. Juglon, metal kompleksleri ile kaplanmış kumaşlar, juglon kompleksleri ve nano gümüş ile kaplanmış tüm bileşiklerin antimikrobiyal etkinlik testleri gram pozitif; Staphylococcus aureus Rosenbach ATCC-6538, Bacillus cereus ATCC 7064, gram negatif ve ayrıca Escherichia coli ATCC-8739, Salmonella typhimurium suşları ve Candida albicans ATCC-90028 mantar türlerine karşı yapıldı. Elde edilen sonuçlar, AgNPs ile bakır kompleksi kaplanmış kumaşların en iyi etkinliğe sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca sentezlenen bileşiklerin orijinal olması sebebiyle kaynakçaya ışık tutarak, bu konu üzerinde çalışan bilim insanlarına yol göstereceği kanaatindeyiz.
β-diketondan türetilen ligandların Cu(II), Eu(III) ve Tb(III) komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu ve fotolüminesans özelliklerinin incelenmesi
Avobenzen bir diketon benzen türevidir. β-diketonlar çözücü içerisinde genellikle enol formda gözlenmektedir. Keto form genellikle UVB bölgesinde absorbans gösterirken, enol tautomer formu UVA bölgesinde güçlü absorbans gerçekleştirmektedir. Avobenzen, güneş kremlerinde UV ışığı engellemek için temel bileşiklerden bir tanesidir. Bu çalışmada, β-diketon yapısında olan bazı avobenzen türevlerinin p-fenilendiamin ile tepkimesinden yeni dört dişli Schiff bazları (L1H2, L2H2 ve L3H2) sentezlenmiştir. Elde edilen bu ligandlar ile Cu(II) asetat tuzu kullanılarak oktahedral ve kare düzlem yapısında binükleer kompleksler sentezlenmiştir. Ayrıca β-diketon türevi bileşikler ile 1,10-fenantrolin tepkimesinden Eu(III) ve Tb(III) tuzları ile lantanit kompleksleri elde edilmiştir. Sentezlenen bileşiklerin yapıları FT-IR, 1H ve 13C NMR, UV-Vis, LC-MS/MS gibi spektroskopik ve TGA/DTA gibi termal yöntemlerle belirlenmiştir. Spektral tekniklerin yanı sıra elementel analiz, manyetik duyarlılık ve elektrolitik iletkenlik tekniği de kullanılmıştır. Ayrıca L2H2 ligandının ve bazı lantanit komplekslerinin kesin yapılarının belirlenmesinde X-ışını tek kristal kırınım yöntemi kullanılmıştır. Sentezlenen bütün bileşiklerin fotolüminesans özellikleri, katı halde alınarak uyarılma ve yayınım değerleri belirlenmiştir.
Piridazin halkası içeren Schiff bazı metal komplekslerinin template etki ile sentezi ve karakterizasyonu
Piridazin türevleri ve metal kompleksleri çeşitli farmakolojik etkinliklere sahiptir. Özellikle son yıllarda biyolojik faaliyetleri ile yoğun çalışmalar olmuştur. Piridazin türevleri ve bunların komplekslerinin üzerine yapılan artan çalışmalar (antibakteriyel, antifungal, antibiyotik, anti-depresan, anti-diyabetik, antihipertansif, analjezik, anti-tümör, antiviral, nefrotropik, anti-ınflamatuvar, anti-viral, anti-kanser, anti-agrega, anti-epileptik vb.) bizi bu çalışmayı yapmayı teşvik etmiştir. Bu çalışmada template etki tepkimesi ile piridazin Cu(II), Co(II), Mn(II), Ni(II) ve Zn(II) metal kompleksleri sentezlendi ve yapıları element analiz, FT-IR, TGA ve UV-Vis spektroskopi, elektrolitik ve manyetik duyarlılık ölçümleri ile karakterize edildi. Yeni piridazin Schiff bazı metal komplekslerinin yapısının binükleer olduğu bulunmuştur.
Yeni bir piridazin Schiff baz ligand ve metal komplekslerinin sentezi ve karakterizasyonu
Piridazinlerin metal kompleksleri çeşitli biyolojik, manyetik ve elektrokimyasal özelliklere sahiptir. Piridazin yapılı Schiff bazlarının biyolojik aktivitesi üzerine son yıllarda yapılan çalışmalar artmıştır. Bu bileşiklerin farklı kullanım alanlarında uygulama alanına sahip olabileceği düşüncesi bizi bu alanda çalışmaya yöneltmiştir. Bu çalışmada 5-Benzoil-4-hiroksi-2-metil-6-fenil-2H-piridazin-3-on ile 1,3-diaminopropan reaksiyonundan Schiff bazı ligand elde edilmiştir. Bu ligand ile Cu(II), Co(II), Ni(II) ve Pd(II) geçiş metal tuzları tepkimesinden yeni metal kompleksleri sentezlenmiştir. Piridazin yapılı ligand ve geçiş metal kompleksleri UV-Vis, 1H- NMR, 13C-NMR, FT-IR gibi spektroskopik ve TGA gibi termal yöntemlerin yanı sıra elementel analiz, manyetik duyarlılık, elektrolitik iletkenlik yöntemleriyle karakterize edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Cu(II) kompleksi için karedüzlem geometri, diğer kompleksler için ise oktahedral geometri önerilmiştir.
Fenoksi grubu içeren schiff bazları ve bazı metal komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu ve katalitik özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, 2-hidroksibenzaldehit ve bazı aromatik aminlerin (anilin, 4-kloranilin, 3,4-dikloranilin, 4-nitroanilin, 4-metilanilin) kondenzasyonundan ara ürün olarak kullanılacak Schiff bazları, litaratüre uygun olarak sentezlenmiştir. Sentezlenen Schiff bazları ile 1,2-bis(bromometil)benzen'in reaksiyonundan ligand olarak kullanılacak olan yeni fenoksi-imin ligandları sentezlenmiştir. Bu ligandların Fe(III), Cr(III) ve Ru(III) klorür tuzlarıyla metal kompleksleri elde edilmiştir. Ayrıca 2-hidroksibenzaldehit ve 2-hidroksi-3-metoksibenzaldehid ile 1,2-bis(bromometil)benzen'nin reaksiyonundan litaratüre uygun olarak dialdehitler sentezlenmiştir. Bunların 2-aminofenol ile kondenzasyonundan yeni fenoksi-imin ligandları ve metal kompleksleri elde edilmiştir. Gerçekleştirilen tüm reaksiyonların, takibi İnce Tabaka Kromatografisi (İTK) ile yapılmış ve hedeflenen ürünler uygun çözücülerde kristallendirilerek veya farklı organik çözücülerde yıkama işlemiyle saflaştırılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin yapıları elementel analiz (C,H,N), FT-IR, UV-Vis, 1H-NMR, 13C-NMR, LC/MS/MS gibi spektroskopik yöntemler ve TGA/DTA gibi termal tekniklerin yanında molar iletkenlik, magnetik duyarlılık ölçümleriyle aydınlatılmıştır. Sentezi gerçekleştirilen kompleks bileşiklerin katalitik özellikleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Schiff baz, Metal kompleks, Sentez, Spektroskopik yöntem, Katalitik aktivite.
Synthesis and characterization of N-carboxamide bearing sulfonamide group and its some metal complexes
In this study, dibenzoylaceticacid-N-carboxyethylamide, which used as output substance, was obtained from the reaction of 4-benzoyl-5-phenyl-2,3-furandione with ethylurethane as reported in the literature. 2-Benzoil-N-( 4-(N-formilsulfamoil) fenil)-3-okso-3-fenilpropanamit (LH) used as the ligand was prepared from the reaction of sulfonamide with this compound. New metal complexes have been synthesized from the reaction of transition metal salts of Cu (II), Zn (II), Co (II), Ni (II) and Mn (II) as well as the ligand synthesized in the thesis. The structures of synthesized compounds were determined using by UV-Vis, FT-IR, ¹H and 13C-NMR, TGA spectroscopic techniques. In addition to spectroscopy techinques used stuctrure determination of compounds elemental analysis (C, H, N, S) method was also used.
Aminopiridin grup taşıyan yeni N-karboksamit ve bazı metal komplekslerin sentezi ve karakterizasyonu
Bu çalışmada furandion bileşiğinin üretan ile tepkimesiyle başlangıç maddesi olan Dibenzoilasetikasit N-karboksietilamid elde edilir. Bu bileşiğin 2,6 diaminopridin ile reaksiyonu sonucu N-(6 aminopridin-2-yl)-2 benzoyl-3-oxo-3 fenilpropanamid ligantı elde edilmiştir. Bu karboksamit ligant N ve O donör atomlarına sahip oluşu nedeniyle kompleks oluşumu kolaydır. Bu tez kapsamında sentezlenen iki dişli ligandın Cu(II), Fe(II), Zn(II), Ni(II), Cd(II) geçiş metal tuzlarıyla tepkimesinden oktahedral geometrik yapıda yeni metal kompleksleri sentezlenmiştir. Bu bileşiklerin yapıları UV-Vis, FT-IR gibi spektroskopik ve TGA gibi termal yöntemlerle belirlenmiştir. Yapı tayininde spektroskopik tekniklerin dışında elemental analiz, magnetik duyarlılık kullanılmıştır.
Yeni N-karboksi sülfonamit türevi ligand ve bazı metal komplekslerin sentezi
Bu çalışmada, daha önce literatürde verildiği üzere, 4-benzoil-5-fenil-2,3-furandion bileşiğinin etilüretan ile tepkimesinden çıkış maddesi olarak kullanılan dibenzoilasetikasit-N-karboksietilamid elde edilmiştir. Bu bileşiğin sülfonamit ile reaksiyonundan ligand olarak kullanılan 2,2-Dibenzoil-N-(4-sulfamoilfenil)-asetamid bileşiği sentezlenmiştir. Tez kapsamında sentezlenen bu ligandın yanı sıra Cu(II), Fe(II), Co(II) ve Ni(II) geçiş metal tuzlarının reaksiyonundan yeni metal kompleksler sentezlenmiştir. Sentezlenen bileşiklerin yapıları UV-Vis, FT IR, 13C ve 1H NMR ve gibi spektroskopik yöntemlerle belirlenmiştir. Bileşiklerin yapılarının belirlenmesinde spektroskopik tekniklerin dışında ayrıca elemental analiz (C,H,N,S) ve TGA/DTA tekniği de kullanılmıştır.
Pirimidin halkalı Schiff bazı ve metal komplekslerinin sentezi
Pirimidinlerin metal kompleks çalışmaları biyoanorganik kimyanın gelişimi açısından önemli olduğu kadar komplekslerin elektrokimyasal ve katalitik özellikleri açısından da önemlidir. Pirimidin esaslı Schiff bazları üzerine yapılan çalışmaların her geçen gün artması ve bu konu üzerine yapılacak olan çalışmalarda çeşitli bazı özelliklere (antikanser, antibakteriyal, antifungal vb.) sahip olabileceği düşüncesi bizi bu alanda çalışmaya sevk etmiştir.Bu çalışmada, N-aminopirimidin ile 5-kloro-2-hidroksiasetofenonun reaksiyonundan Schiff bazı ligandı elde edilmiştir. Bu Ligand ile Pd(II), Ni(II), Cu(II) ve Co(II) geçiş metal tuzlarının reaksiyonundan ise ilgili kompleksler sentezlenmiştir. Ligand ve kompleksler UV-Vis, 1H- NMR, 13C-NMR, TGA ve FT-IR gibi spektral analiz ve elementel analiz ve manyetik duyarlılık terazisi yöntemleriyle karakterize edilmiştir. Ni(II) kompleksinin yapısı (ML2)?5H2O iken diğer kompleksler ML2 formundadır. Ni(II), Co(II) ve Cu(II) kompleksleri için oktahedral geometri önerilmektedir. Bileşiklerin hiçbirinde, DMF çözücüsü içerisinde, elektrolitik iletkenlik özelliğine rastlanmamıştır.
4-nitroanilin ile dibenzoilasetikasit-N-karboksietilamid reaksiyonundan türeyen N-karboksamid yapılı ligand ve metal komplekslerinin sentezi
Bu çalışmada, literatürde verildiği üzere 4-benzoil-5-fenil-2,3-furandion bileşiğinin etilüretan ile tepkimesinden çıkış maddesi olarak kullanılan dibenzoilasetikasit-N-karboksietilamid elde edilmiştir. Bu bileşiğin 4-nitroanilin ile reaksiyonundan ligand olarak kullanılan N-(4-nitrofenil)-2,2-dibenzoilasetamid (LH) bileşiği hazırlanmıştır. Karboksamid ligandları N ve O donör atomlarına sahip olmasından dolayı çok kolay kompleks oluşturabilmektedirler.Tez kapsamında sentezlenen iki dişli ligand (LH) ile Pd(II), Ni(II), Cu(II), Co(II) ve Zn(II) geçiş metal tuzlarının reaksiyonundan farklı geometrik yapıda yeni metal kompleksler sentezlenmiştir. Sentezlenen kompleks bileşikleri içerisinden genel formülleri [Cu(L2)].H2O, [Co(L2)(H2O)2].3H2O, [Ni(L2)(H2O)2].2H2O, [Pd(L2)(H2O)2].H2O olan kompleks bileşiklerinin oktahedral yapıda olduğu tahmin edilirken, [Zn2(CH3COO)2].2H2O kompleksinin ise tetrahedral yapıda olduğu düşünülmektedir.Gerçekleştirilen tüm reaksiyonların, reaksiyon takibi İnce Tabaka Kromatografisi (İTK) ile yapıldı ve hedeflenen ürünler uygun çözücülerden kristallendirilerek veya farklı organik çözücülerde yıkama işlemiyle saflaştırıldı. Sentezlenen bileşiklerin yapıları UV-Vis, FT IR, 1H NMR, 13C NMR gibi spektroskopik ve TGA gibi termal yöntemlerle belirlenmiştir. Bileşiklerin yapılarının belirlenmesinde spektroskopik tekniklerin dışında ayrıca elemental analiz (C,H,N,S), manyetik duyarlılık ve elektrolitik iletkenlik tekniği de kullanılmıştır.
Pirimidin-2-tiyon halkalı Schiff bazı ve metal komplekslerinin sentezi
Schiff bazları tıp, kimya, farmasötik kimya ve endüstride kullanım özelliğine sahip oldukça değerli bir kimyasaldır. Özellikle son zamanlarda biyolojik aktiviteleri üzerine yoğun çalışmalar yapılmıştır. Bazı Pirimidin esaslı Schiff bazları üzerine yapılan çalışmaların artması ve bu konu üzerine yapılacak olan çalışmalarda çeşitli bazı özelliklere (antikanser, antibakteriyal, antifungal vb.) sahip olabileceği düşüncesi bizi bu alanda çalışmaya yönlendirmiştir.Bu çalışmada 5-kloro-2-hidroksiasetofenon ve N-aminopirimidin-2-tiyon'nun reaksiyonundan yeni heterosiklik Schiff bazı ve bu Schiff bazının Cu(II), Pd(II), Mn(II) ve Co(II) metal kompleksleri sentezlenmiştir. Bu bileşiklerin yapılarının aydınlatılmasında; ligand için: elementel analiz (C, H, N, S), UV-Vis, 1H NMR, 13C NMR, FT-IR; kompleksler için: elementel analiz, UV-Vis, FT-IR gibi spektroskopik tekniklerin yanısıra manyetik moment ve elektrolitik iletkenlik ölçümlerinden yararlanılmıştır. Cu(II), Co(II), Mn(II) kompleksleri için oktahedral yapı önerilmiştir. Bileşiklerin hiçbirinde, DMF çözücüsü içerisinde, elektrolitik iletkenlik özelliğine rastlanmamıştır.
N-aminopirimidin-2-tiyon ile 2-furfuraldan türeyen yeni bir schiff bazı ve bazı metal komplekslerinin sentezi ve bazı biyolojik aktivitelerinin araştırılması
Son yıllarda, NS NSO donör atomlar içeren heterosiklik Schiff bazları ve 3d metal kompleksleri, olağanüstü antibakteriyel, antifungal ve antitümör aktiviteleri nedeniyle büyük ilgi çekmiştir. Koordinasyon bileşiklerinde Schiff bazları ile ilgili çalışmalarda en çok kullanılan ligantlar aldehit ve ketonların primer aminlerle reaksiyonları sonucunda oluşur. Schiff bazı çalışmalarında metal atomu ile birleşen donör atomların sayısı çok azdır. Günümüze kadar yapılan çalışmalarda en çok Azot, Oksijen ve Kükürt kullanılmıştır. Bu çalışmada, çıkış materyali olan N-aminopirimidin-2-tiyon literatür bilgilerine dayanılarak sentezlendikten sonra bu bileşiğin 2-Furfural ile çeşitli organik çözücü ortamlarındaki reaksiyonundan sentezi amaçlanan yeni Schiff bazı sentezlenmiştir. Bu ligand sentezlendikten sonra Cu(II), Co(II), Ni(II), Pt(IV) gibi metal asetat tuzları kullanılarak da Schiff bazının kompleksleri sentezlenmiştir. Ligand ve komplekslerin yapıları, UV-Görünür Bölge, 1H-NMR, 13C-NMR, TGA, MS ve FT-IR gibi spektral analiz, elementel analiz ve manyetik duyarlılık terazisi yöntemleriyle aydınlatılmıştır. Ni(II) kompleksinin yapısı ML3 iken diğer kompleksler ML2 formundadır. Pt(IV) ve Cu(II) kompleksleri için oktahedral, Co(II) kompleksi için tetrahedral ve Ni(II) kompleksi için de üçgen çift piramit geometrik yapısı önerilmiştir.Anahtar kelimeler: Sentez, Metal kompleks, N-aminopirimidin-2-tiyon, N-aminopirimidin, Schiff bazları, 2-Furfural.
CAPE'in (Kafeik asit fenetil ester) lösemi hücre serilerindeki ilaç direncine etkisi
Amaç: Akut lösemili hastalarda ilaçlara karşı direnç varlığı veya gelişimi tedavi başarısızlığını etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Bal arıları tarafından toplanan reçineli bir madde olan propolis ve etken maddesi kafeik asit fenetil ester (CAPE), antiinflamatuar, antiviral ve antikanser özellikleri bulunan bir bileşiktir. Bu çalışmada, HL60, K562 ve NB4 lösemi hücre serilerinde CAPE'in hücre serilerine ve ilaç direncine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Materyal-Metod: HL60, K562 ve NB4 hücre serileri azasitidin, desitabin, ara-C ve CAPE ile 37˚C'de 4 gün süreyle inkübe edildi. Hücre canlılığındaki değişimler CellTiter-glo lüminesan assay ile değerlendirildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri student's t-test kullanılarak yapıldı ve p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: K562, HL-60 ve NB-4 hücre serilerinin ara-C, azasitidin ve desitabin ile inkübasyonu sonrası yapılan canlılık değerlerdirmesinde, her üç hücre serisinin ara-C'ye dirençli olduğu, buna karşılık azasitidin ve desitabin'e HL-60 ve NB-4 hücre serisi duyarlı iken K562 hücre serisinin direçli olduğu gözlendi. K562, HL-60 ve NB-4 hücre serilerilerinde ara-C ve CAPE birlikte kullanımında, tek başına ara-C'ye göre K562 hücre serisinde hücre canlılık oranı %66.30'dan %16.88'e, HL60 hücre serisinde %83.24'ten %10.05'e ve ara-C ile canlılıkta hiç azalma izlenmeyen NB4 hücre serisinde canlılık oranının %42.72'ye gerilediği saptandı (p<0.001). Benzer olarak K562 hücre serisinde CAPE ile desitabin birlikteliğinde tek başına desitabin'e göre hücre canlılık oranının %60.65'den %23.99'a gerilediği izlendi (p<0.05). Azasitidin ve CAPE birlikteliğinde ise hücre canlılık oranlarında değişkenlik saptanmadı. Sonuç: Sonuç olarak, CAPE'in K562, HL-60 ve NB-4 hücre serilerinde apoptotik, anti-oksidan, MDR gen ve kinaz inhibisyonu veya membran transportuna etkileriyle hücre çoğalmasını engellediği, ilaç direncini düzelttiği, kemoterapik ilaçların etkinliğini artırabileceği ve elde edilen sonuçların ileri araştırmalarla desteklenmesi gerektiği kanaatine varıldı.
Multipl miyelomalı hastalarda patolojik kırık ile osteoprotogerin gen mutasyonu ve polimorfizm ilişkisi
Multipl miyelom (MM) kemik iliğinde tek bir klondan köken alan ve monoklonal immunglobulin üreten malin bir plazma hücre hastalığıdır. Hastalık seyrinde osteoblast aktivitesi azalırken osteoklast aktivitesinin artmasına bağlı olarak osteopeni, kemik destrüksiyonu ve/veya patolojik kırık gelişimi sıklıkla izlenmektedir. MM'de kemik iliğinde osteoklast öncülü hücrelerin osteoklastlara dönüşmesini sağlayan reseptör aktivatör nükleer faktör ?B ligand (RANKL) düzeyi artarken, RANKL için yalancı reseptör görevi gören Osteoprotegerin (OPG) düzeylerinde azalma izlenmektedir. Ancak, azalmış OPG düzeylerinin RANKL'den bağımsız olarak kemik lezyonlarının gelişimine yol açabileceği henüz bilinmemektedir. Bu çalışmada OPG gen (TNFRSF11B) mutasyonlarının ve/veya tek nükleotid polimorfizminin (TNP) MM'de kemik lezyonları gelişimine etkisi araştırıldı.Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji bilim dalına Ocak 2010-Ocak 2012 tarihleri arasında başvuran 36 patolojik kırık ve/veya destrüktif kemik lezyonu olan, 16 patolojik kırık ve/veya destrüktif kemik lezyonu olmayan toplam 52 MM hastası ve 20 sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Hastalarda DNA izolasyonunu takiben OPG geni dizi analizleri yapıldı. Çalışmaya alınan hastalarda DNA dizi analizinde OPG gen mutasyonu izlenmezken TNP saptandı. Hastalarda en sık izlenen TNP, ekzon 1'de homozigot ve heterozigot rs2073617 C/T ve rs2073618 C/G idi. Tek başına OPG gen homozigot ve/veya heterozigot rs 2073617 ve rs 2073618 TNP varlığı veya rs 2073617 ve rs 2073618 TNP'nin heterozigot ve homozigot birlikteliğinin MM'li hastalarda destrüktif kemik lezyonu ve/veya patolojik kırık gelişimine etkisi olmadığı gözlendi. Buna karşın, OPG gen homozigot rs 2073617 ve rs 2073618 TNP birlikteliği destrüktif kemik lezyonu ve/veya patolojik kırığı olan hastalarda anlamlı olarak fazla saptandı ve dolayısıyla homozigot rs 2073617 ve rs 2073618 TNP birlikteliğinin destrüktif kemik lezyonu ve/veya patolojik kırık gelişiminde rol oynadığı izlendi.Sonuç olarak, OPG geninde saptanan homozigot rs 2073617 ve rs 2073618 TNP birlikteliğinin OPG fonksiyonunu azaltıp RANKL-RANK yolağını aktif hale getirerek destrüktif kemik lezyonu ve/veya patolojik kırık gelişimine yol açabileceği kanaatine varıldı.
Yeni tanı multiple myeloma hastalarında ilk sıra tedavide bortezomib-deksametazon ve bortezomib-siklofosfamid-deksametazon tedavi yanıtlarının uluslararası evreleme sistemi ve revize uluslararası evreleme sistemine göre retrospektif olarak değerlendirilmesi
Amaç: Multiple myeloma (MM) klonal plazma hücre artışıyla seyreden malign bir hastalık olup tüm kanserlerin %1'ini ve hematolojik kanserlerin %10'unu oluşturmaktadır. Günümüzde yeni tedavi ajanlarının kullanımıyla hastaların sağkalım süreleri 10 yıla yaklaşmakla birlikte MM halen kürabl bir hastalık değildir. Bu çalışmada retrospektif olarak Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalında ilk sıra tedavide bortezomib-deksametazon (VD) ve bortezomib-siklofosfamid-deksametazon (VCD) tedavileri alan yeni tanı MM hastalarının tedavi yanıt ve sağkalım oranlarının uluslararası evreleme sistemi (ISS) ve revize uluslararası evreleme sistemine (R-ISS) göre değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 2008-2022 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalında MM tanısı ile izlenen ve birinci basamak tedavide VD veya VCD rejimlerinden birini alan 264 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özelliklere, SLiM-CRAB kriterlerine, prognostik faktörlere (albümin, -2 mikroglobulin, laktat dehidrogenaz (LDH), sitogenetik anomaliler (SA)), evreleme sistemlerine (ISS ve R-ISS) ve aldıkları tedavilere göre genel sağkalımları (OS) ve tedavi yanıtları değerlendirildi. ISS ve R-ISS evreleme sistemlerinin prognozu göstermedeki etkinlikleri karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızdaki 264 hastanın 151'i (%57) erkek, 113'ü (%43) kadın olup erkek kadın oranı 1.34 olarak saptandı. Hastalarda ortanca yaş 64 yıl olarak izlendi. Birinci basamak tedavide hastaların 73'ü (%28) VD, 191'i (%72) VCD almakta idi. 64 (%24) hastaya otolog hematopoetik kök hücre nakli (OHKHN) yapıldı. Hastalarda SLiM-CRAB kriterlerinin OS üzerine etkisi değerlendirildiğinde, kemik iliği plazma hücre oranı >%60, kemik lezyonu, hiperkalsemisi ve hemoglobini <10 gr/dl olan hastalarda OS daha kısa saptandı (sırasıyla p=0.004, p=0.002, p<0.001, p=0.001). ISS ve R-ISS'de kullanılan prognostik faktörlere göre OS değerlendirildiğinde LDH yüksekliği, yüksek riskli SA varlığı ve β-2 mikroglobulin >5,5 mg/L olan hastalarda OS daha kısa izlendi (sırasıyla p=0.002, p<0.001, p<0.001). VCD alanlarda ve OHKHN yapılan hastalarda OS daha uzun idi (sırasıyla p=0.035, p<0.001). ISS ve R-ISS'nin evrelerine göre OS değerlendirildiğinde hem ISS hem de R-ISS evre I hastalarda OS evre II ve III'e göre daha uzundu (p<0.001). OHKHN yapılan ve yapılmayan hastalarda ISS ve R-ISS'ye göre OS değerlendirildiğinde iki evreleme sisteminde de OHKHN yapılmayan hastalarda evre I'de OS daha uzunken (sırasıyla p=0.001, p<0.001), OHKHN yapılan hastalarda evreler arasında OS farklı değildi (sırasıyla p=0.96, p=0.63). LDH yüksekliği ve yüksek riskli SA varlığında R-ISS evre II hastalarının OS'lerinin daha kısa olduğu gözlendi (sırasıyla p=0.001, p=0.033). VD, VCD ve VCD+OHKHN tedavisi alan hastaların genel yanıt oranları değerlendirildiğinde en yüksek genel yanıt oranı VCD+OHKHN yapılan hastalarda izlenirken VD ile VCD alan hastalar arasındaki genel yanıt oranları farklı değildi (sırasıyla p=0.002, p=0.15). Sonuç: Çalışmamızda MM hastalarında R-ISS'nin prognozu göstermede ISS'den daha etkin olduğu izlendi. OHKHN yapılan hastalarda ise iki evreleme sistemine göre OS süreleri benzerdi. LDH ve SA prognozu göstermede albümin ve 2- mikroglobulinden daha etkin olarak gözlendi. Yeni ajanlarla tedavi sonrası OHKHN yapılan hastalarda OS'nin belirgin olarak uzadığı ve daha iyi tedavi yanıtları elde edildiği izlendi.
Diffüz büyük b hücreli lenfoma tanılı hastalarda tedavi öncesi serum ferritin ve kalsiyum düzeyi, vücut kitle indeksi, kan grubu, periferik kan mutlak lenfosit/monosit sayısı oranı ve eritrosit dağılım aralığı (RDW)'nin prognoz üzerine etkisi; retrospektif değerlendirme
Amaç: Diffüz Büyük B Hücreli Lenfoma (DBBHL) germinal veya post-germinal malign B hücrelerinin klonal proliferasyonu ile gelişmekte olup tüm non-Hodgkin lenfoma (NHL)'ların yaklaşık üçte birini oluşturmaktadır. Hastalık prognozunun belirlenmesinde en sık Revize Edilmiş Uluslararası Prognostik İndeks (R-IPI) kullanılmaktadır. Aynı R-IPI skoruna sahip hastalar farklı klinik seyir göstermekte olup skorlama sistemleri prognozu belirlemede her zaman yeterli olamamaktadır. Dolayısıyla prognostik faktör tespitine yönelik çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmada Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalında takip edilen DBBHL tanılı hastalarda tedavi öncesi bakılan serum ferritin ve kalsiyum düzeyi, vücut kitle indeksi (VKİ), kan gurubu, periferik kan lenfosit/monosit oranı (LMR) ve eritrosit dağılım aralığı'nın (RDW) prognoz üzerine etkisinin retrospektif olarak değerlendirilmesi planlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 2016-2021 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji polikliniği ve servisinde takip edilen 94 hasta dahil edildi. Hastaların cinsiyeti, yaşı, boyu, kilosu, tanı tarihi, tedavi öncesi laboratuvar bulguları [serrum ferritin düzeyi, serum kalsiyum düzeyi, mutlak lenfosit/monosit oranı (LMR), RDW değeri], kan grubu, hastalık evresi, alınan ilk sıra kemoterapi rejimi, tedavi sonrası hastalığın progressif olup olmadığı ve ölüm tarihi belirlenerek bulguların tedavi yanıtı ve sağkalım üzerine etkisi değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 94 hastanın 57'si (%61) erkek, 37'si (%39) kadın olup oranı 1/1.54 ve ortanca yaş 62 idi.17 hastanın ferritin düzeyi, 9 hastanın kalsiyum düzeyi, 17 hastanın RDW değeri normalin üzerindeydi. 34 hastanın LMR oranı 3 ve üzerinde, 62 hasta fazla kilolu ve obezdi. 60 hasta ilk sıra tedavi, 16 hasta ikinci sıra tedavi, 6 hasta üçüncü sıra tedavi almıştı. 11 hastaya OKİT yapılmıştı. 54 hasta ilk sıra tedavi sonrası remisyonda takip edilmiş, 40 hastada progresyon gelişmişti. Son değerlendirmede 56 hasta sağ iken 38 hasta exitus olmuştu. Tedavi öncesi bulguların sağkalıma etkisi bakıldığında ferritin düzeyinin genel sağkalım (OS) ve progresyonsuz sağkalıma (PFS) etkisi saptanmadı (p değeri sırasıyla 0.435 ve 0.832). Hiperkalsemisi olan hastalarda OS daha kısa olup PFS'de fark saptanmadı (p değeri sırasıyla 0.018 ve 0.093). LMR'nin OS ve PFS üzerine etkisi izlenmedi (p değerleri sırasıyla 0.632 ve 0.094). RDW ≥16 olanlarda PFS daha kısa ve progresyon gelişme oranı daha yüksekti (p değerleri sırasıyla 0.009 ve 0.021). Ancak OS'de fark saptanmadı (p=0.103). VKİ'nin OS ve PFS'ye etkisi gözlenmedi (p değerleri sırasıyla 0.514 ve 0.171). Kan gruplarının sağkalıma etkisi bakıldığında anlamlı fark gözlenmedi. Sonuç: Çalışmamızda DBBHL hastalarında tedavi öncesi ferritin düzeyi, LMR, VKİ ve kan grubunun prognoza etkisi saptanmadı. RDW yüksekliğinin daha kısa PFS ve daha yüksek progresyon oranı ile, hiperkalseminin ise daha kısa OS ile ilişkili olduğu gözlendi. Maliyeti düşük ve kolay ulaşılabilir olan bu parametrelerin prognozu öngörmede faydalı olabileceği düşünülmekle birlikte daha iyi anlaşılabilmesi için kapsamlı çalışmaların yapılmasına ihtiyaç olduğu kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler: Diffüz büyük B hücreli lenfoma, Hiperkalsemi, Lenfoma, Prognoz RDW
Yeni tridentat sübstitüe pirimidin schiff bazları ve metal komplekslerinin sentezi, spektroskopik karakterizasyonu, termal, antimikrobiyal ve elektrokimyasal incelenmesi
Bu çalışmada, 1-amino-5-(4-metoksibenzoil)-4-(4-metoksifenil)pirimidin-2(1H)-on bileşiği ile 2-hidroksibenzaldehit, 2-hidroksi-5-metoksibenzaldehit, 2-hidroksi-1-naftaldehit, 2-hidroksi-3-metoksibenzaldehit (o-vanilin) bileşiklerinin ayrı ayrı kondenzasyonundan sırasıyla PAS (L1H), PASM (L2H), PAN (L3H), ve PAV (L4H) olan yeni üç dişli Schiff bazı ligandlarısentezlenmiştir.Elde edilen bu ligandlar ile Co(II), Ni(II), Cu(II), Pd(II) asetat tuzları kullanılarak oktahedral ve karedüzlem yapısında mononükleerkompleksler sentezlenmiştir. Sentezlenen bileşiklerin yapıları FT-IR, 1H ve13C NMR, UV-Vis, LC-MS/MS gibi spektroskopik ve TGA/DTA gibi termal yöntemlerle belirlenmiştir. Spektral tekniklerin yanısıraelementel analiz, manyetik duyarlılık ve elektrolitik iletkenlik tekniği de kullanılmıştır. Ayrıca bazı ligandların kesin yapıların belirlenmesinde X-ışını tek kristal kırınım yöntemi kullanılmıştır. Sentezlenen bütün bileşiklerin antibakteriyel ve antifungalaktiviteleri mikrodilüsyon metoduyla ve elektrokimyasal özellikleri ise dönüşümlü voltametri (CV) metoduyla incelenmiştir.
Yeni merkapto pirimidin halkalı schiff bazı ve metal komplekslerinin sentezi
Schiff bazı, primer aminlerle ile karbonil bileşiklerin kondenzasyonundan elde edilen ve azometin (imin) grupları içeren bileşiklerin genel adıdır. Bu bileşiklerin ve komplekslerinin farklı alanlarda farklı amaçlar için kullanıldığı ve önemli özellikler gösterdiği tespit edilmiştir. Biyolojik öneme sahip olan Schiff bazları çeşitli aktivitelerde ve ilaç araştırmalarında dikkat çekmektedir. İmin fonksiyonel grubunu bulundurmasından dolayı Schiff bazları metallerle kolayca kompleks oluşturmaktadır. Bununla birlikte kompleks çalışmalarının çoğu Schiff bazları ile yapılmakta ve antikanser, antibakteriyal, antifungal ve antiinflamatuar gibi etkileri araştırılmaktadır. Bu çalışmada, çıkış materyali olan 1-amino-5-benzoil-4-fenil-1H-pirimidin-2-tiyon ile 2-hidroksi-5-metoksi benzaldehitin kondenzasyonundan yeni pirimidin halkalı bir Schiff bazı olan (E)-(1-(2-hidroksi-5-metoksibenzilidenamino)-4-fenil-2-tiokso-1,2-dihidropirimidin-5-il)(fenil) metanon sentezlenmiş ve yapısı elementel analiz, IR, NMR, Kütle spektrometrileri ile aydınlatılmıştır. Bu ligandın, Mn(II) ile mononükleer oktahedral yapıda ve Cu(II), Ni(II), Co(II) iyonlarıyla ise binükleer yapıda metal kompleksleri elde edilmiştir. Sentezlenen bu yeni metal komplekslerin yapıları elementel analiz, TGA/DTA, FT-IR, UV-Vis ve manyetik duyarlılık gibi spektrometrik yöntemleriyle aydınlatılmıştır.
Yeni bir ftalonitril türevi ve diyamanyetik metalli ftalosiyaninlerinin sentezi ve karakterizasyonu
Ftalosiyaninler, 1907 yılında Braun ve Tcherniac tarafından ftalimid ve asetik asitten o-siyanobenzamid sentezi sırasında raslantı sonucu bulunmuştur. 1933-1940 yılları arasında Linstead?in incelemeleri ve Robertson?ın X-ısını çalışmaları ile ftalosiyaninlerin yapıları aydınlatılmıştır. Genellikle mavi, yeşil renkli, yüksek ısıya, ışığa ve asitlere karşı dayanıklı fakat çözünürlüğü çok az olan bileşiklerdir. Ftalosiyaninler, boya ve pigment olarak matbaa mürekkeplerinde, plastik ve metal yüzeylerin renklendirilmesinde, lazer teknolojisinde, optik ve elektriksel malzemeler olarak ticari kullanım alanlarının yanında, fotodinamik kanser tedavisi ve kimyasal sensör gibi birçok alanda da kullanımları vardır. Ftalosiyaninler genellikle ftalonitril ve bunların çeşitli türevlerinden (örneğin; ftalimid, ftalik asit vb.) veya bunların substitüsyon ürünlerinden metalsiz olarak ve metal tuzları ile de genellikle yüksek sıcaklıklarda metalli olarak sentezlenmişlerdir. Bu çalışmada 4-nitroftalonitril ve 2,6-dimetilbenzentiyol karışımından 4-(2,6-dimetilfeniltiyo)ftalonitril bileşiği sentezlendi ve X Işını analizi için uygun kristal elde edildi. Son aşamada 4-(2,6-dimetilfeniltiyo)ftalonitrilin MgCl2, Zn(CH3COO)2 ve Pd(CH3COO)2 ile n-amilalkol/DBU içerisindeki etkileşiminden metalsiz ve metalli ftalosiyaninler sentezlendi. Bu yeni ürünlerin yapıları FT-IR, UV, 1H NMR ve kütle spektrometre ile karakterize edilmiştir.
Bazı yeni N-heterosiklik schiff bazları ve metal komplekslerinin sentezi: Oksidatif radikal türlerine karşı antioksidan özelliklerinin araştırılması
Schiff bazları ilk kez 1864 yılında Hugo Schiff tarafından sentezlenmiştir. Genel olarak bakıldığında bu bileşikler birçok alanda kullanılmaktadır. Epoksidasyon reksiyonlarında katalizör, iletken polimerlerin eldesinde monomer, antifungal, antibakteriyel, antimikrobiyal ve bazı oksidatif radikal türlerine karşı antioksidan olarak kullanıldıkları literatürde görülmüştür. Bugünlerde hala birçok Schiff bazları türevi sentezlenmeye devam edilmektedir. Bunların önemli bir kısmı organik sentezlerde yeni bileşiklerin tasarımında ara basamak olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada antioksidan özellik gösteren yeni beş tane (L1, L2, L3, HL4 ve L5) N-Heterosiklik bileşik türevleri ve onların Cu(II), Mn(II), Co(II) ve Ni(II) kompleksleri sentezlenmiştir. Bu bileşiklerin karakterizasyonu için Elementel, FT-IR, NMR (1H, 13C), LC-MS, UV-Vis. spektral analizler ve Magnetik moment ölçümleri alınarak yapılmıştır. Tek kristal yapıları elde edilen L1 ve L2 ligandlarının kesin yapıları X-ışınları kırınımı yöntemiyle aydınlatılmıştır. Sentezlenen ligandlar ve metal komplekslerinin UV-Vis. ve EPR (Elektron Paramagnetik Rezonans) spektroskopik yöntemleri kullanılarak DPPH, Rhodamine TEMPO ve Hidroksil radikallerine karşı antioksidan özellikleri araştırılmıştır. Bu çalışmalarda referans madde olarak Quercetin ve Vitamin C kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, sentezlenen ligandlar ve metal komplekslerinin antioksidan özellik gösterdikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Schiff bazları, kompleks, karakterizasyon, radikal, antioksidan aktivite